Uzak Doğu: Kuzey Kore’den Japon Denizi’nde Balistik Füze Denemesi

Uluslararası yaptırımlara rağmen füze denemelerine devam eden Kuzey Kore, Japon Denizi (Doğu Denizi) yönünde iki balistik füze fırlattı. Füze denemelerinin, ABD ile Güney Kore’nin hafta başında ortak askeri hava tatbikatı düzenlemesinin öncesinde gerçekleşmesi dikkati çekti.

Güney Kore Genelkurmay Başkanlığına göre, kısa menzilli iki balistik füze, Kuzey Kore’nin güneydoğusundaki Kangwon bölgesinden Japon Denizi (Doğu Denizi) yönüne fırlatıldı. Denemelerin yerel saatle öğleyin 11.59 ve 12.18’de gerçekleştiği kaydedildi.

Füze denemelerinin, ABD ile Güney Kore’nin hafta başında ortak askeri hava tatbikatı düzenlemesinin öncesinde gerçekleşmesi dikkati çekti.

Kuzey Kore son füze denemeleri, “provokatif ve işgal provası olduğunu” belirttiği ortak tatbikatları protesto amacıyla gerçekleştirdiğini bildirdi.

Kuzey Kore’nin son füze denemeleri:

  • 25 Eylül, Pazar: Bir ABD donanma gemisinin Kore yarımadası çevresindeki sulara ulaşmasının ertesi günü, kısa menzilli ilk füze denemesi yapıldı.
  • 28 Eylül, Çarşamba: ABD Başkan Yardımcısı Kamala Harris’in Seul’u ziyareti öncesi iki kısa menzilli füze fırlatıldı.
  • 29 Eylül, Perşembe: Harris’in Güney Kore’den ayrılması sonrası iki kısa menzilli füze denemesi daha yapıldı.
  • 1 Ekim, Cumartesi: ABD, Japonya, Güney Kore ortak askeri tatbikatları sürerken iki kısa menzilli füze daha fırlattı.
  • 4 Ekim, Salı: Orta menzilli balistik füzeyi Japonya üzerinden fırlattı.
  • 6 Ekim, Perşembe: İki kısa menzilli füze daha fırlatıldı.
  • 28 Ekim Perşembe: Japon Denizi’ne iki balistik füze fırlatıldı.

Nükleer silah tehlikesi

Uydu görüntüleri Kuzey Kore’nin nükleer silah deneme sahalarındaki tünelleri de yenilediğini gösteriyor.

Pyongyang 2018’de, eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde kısa süreli olarak yaşanan diyalog sırasında, buraları yıktıklarını iddia etmişti.

Buna ek olarak Kuzey Kore geçen ay da nükleer kanunlarında değişikliğe gitti ve Kim Jong-un ülkenin “tartışılmaz şekilde nükleer güç” olduğuna dair kanunu imzaladı.

Tüm bu gelişmeler Kuzey Kore’nin 7. nükleer denemesini yapacağı endişelerini beraberinde getiriyor.

Uzmanlar bu denemenin, bu ay sonunda Çin’de yapılacak Komünist Parti Kongresi ile Kasım ayı başında ABD’deki ara seçimler arasında kalan 3 haftalık süreçte yığılabileceğini tahmin ediyor.

Paylaşın

Vladimir Putin: Batı, Ukrayna’da ‘Kirli Ve Tehlikeli’ Bir Oyun Oynuyor

Kremlin ile güçlü bağlara düşünce kuruluşu Valday Kulübü tarafından düzenlenen toplantıda konuşan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Batı’nın küresel hakimiyetinin çökmeye mahkum olduğunu ve ABD ile müttefiklerinin “bu kaçınılmaz çöküşü” önlemek için Ukrayna’da “tehlikeli, kanlı ve kirli” bir jeopolitik oyun oynadığını söyledi.

Haber Merkezi / “Rusya Batı’ya meydan okumuyor, Rusya sadece var olma hakkını savunuyor” diyen Putin, Batılıları Rusya’yı yok etmek, haritadan silmek istemekle” suçladı. Batı’nın jeopolitik amaçlarına ulaşmak için Rusya’yı daha savunmasız hale getirmeye çalıştığını söyleyen Putin, “Bunu başaramadılar ve asla başaramayacaklar” dedi.

“Batı’nın dünyadaki bölünmez hakimiyetine dayalı tarihi dönem, sonuna yaklaşıyor” diyen Putin, “Tarihi bir sınırda duruyoruz. Önümüzde, İkinci Dünya Savaşının sonundan bu yana karşı karşıya kalınan en tehlikeli, en kestirilemez ve aynı zamanda en önemli on yıl var” ifadelerini kullandı.

Batı’nın dünyanın ortak geleceği konusunda çok kutuplu dünyanın merkezleriyle; Rusya ve diğer önemli güçlerle konuşmak zorunda kalacağını belirten Putin, “Bu ne kadar çabuk olursa o kadar iyi” dedi.

Putin, Rusya’nın nükleer silah kullanmayı planladığına yönelik iddialara da yanıt vererek Rusya’nın askeri doktrininin nükleer silah kullanımına sadece savunma amaçlı olarak izin verdiğini vurguladı.

“Nükleer silahlar var olduğu sürece nükleer silahların kullanılması tehlikesi de olacaktır” diyen Putin, nükleer silahların sınırlandırılması konusunda ABD ile görüşmelere yeniden başlamaya hazır olduklarını ancak “stratejik istikrar” konusunda görüşme önerilerine Washington’dan yanıt gelmediğini söyledi.

Rusya Devlet Başkanı, Rusların ve Ukraynalıların tek bir halkın parçası olduğu yönündeki uzun süredir devam eden iddiasını yineledi ve Ukrayna’yı “yapay bir devlet” olarak tanımladı. Ukrayna’nın karşılık verme kabiliyetini küçümsediği söylentisini reddeden Putin, “özel askeri operasyonun” planlandığı gibi ilerlediğini söyledi.

Erdoğan, Çin ve Hindistan’a övgü

Putin, konuşmasında Türkiye ile iş birliğine ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ilişkisine de değindi. Türkiye ile Rusya’nın çok sayıda ortak çıkara sahip olduğunu belirten Putin, Erdoğan’ı “her zaman Türkiye’nin çıkarlarını savunan güçlü bir lider” olarak nitelendirdi.

Rus lider Erdoğan’ın her zaman “kolay bir muhatap” olmadığını ancak Türkiye’nin her zaman “güvenilir” ve anlaşmaya istekli olduğunu kaydetti.

Putin Çin ile ilişkilere de değindi. Çin ile ilişkilerin “eşi görülmemiş bir seviyeye” yükseldiğini belirten Putin, Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile “yakın dost” olduklarını söyledi. Rus lider, ABD’nin Çin ile ilişkilerini bozarak yanlış yaptığını kaydetti, Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Tayvan’ı ziyaretini “provokasyon” olarak nitelendirdi.

Putin, Rusya’nın tarihi yakın ilişkilere sahip olduğu Hindistan’ı da överek Hindistan’ın uluslararası alanda gelecekte önemli bir rol oynayacağını kaydetti.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Valday Kulübü tarafından düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmasından öne çıkan başlıklar şu şekilde:

“Rusya’yı yok edip jeopolitik haritadan silmeyi asla başaramadılar ve gelecekte de başaramayacaklar.

(Batı’nın hegemonyasını koruma arzusunun aksine) Rusya, kendisi bir hegemon olmayacak, böyle bir planımız yok.

Liberal ideoloji, bugün tanınmayacak kadar değişti. Başlangıçta klasik liberalizm, her insanın özgürlüğünü istediğinizi söyleme, istediğinizi yapma özgürlüğü olarak anladıysa da, 20. yüzyılda liberaller, açık toplumun düşmanları olduğunu ve bu düşmanların özgürlüğünün sınırlandırılması, hatta ellerinden alınması gerektiğini söylemeye başladılar. Şimdiyse liberalizm absürt hale geldi, herhangi bir alternatif bakış açısı yıkıcı, propaganda ve demokrasi tehdidi ilan ediliyor.

Birleşmiş Milletler ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin yapısının, dünyadaki çeşitliliği yansıtacak biçimde değiştirilmesini değerlendirmemiz gerekiyor.

Mevcut sert çatışma koşullarında, bağımsız, kendine özgü bir medeniyet olan Rusya, Batı’yı hiçbir zaman düşman olarak görmedi ve görmüyor. Amerikan, Fransız, İngiliz ve Alman düşmanlığı gibi yabancı düşmanlığı tezahürleri, Rus düşmanlığı ve Yahudi düşmanlığı gibi ırkçılığın biçimleridir.

Yeni dünya düzeninin en başta yasalara ve hukuka dayanması, özgür ve adil olması gerektiğini düşünüyoruz. Küresel ve ticaret de daha adil ve açık hale gelmeli.

Rusya, uluslararası ödemelerin yapılması için de olmak üzere, yeni uluslararası finans platformları oluşturma sürecinin kaçınılmaz olduğunu düşünüyor. Bu platformlar bağımsız, siyasetten arındırılmış, otomatikleştirilmiş olmalı ve tek bir yönetim merkezine bağlı olmamalıdır. Bu yapılabilir mi? Elbette. Birçok ülkenin çabalarını birleştirmesini gerektiriyor. Ancak bunu yapmak mümkün.

Dünyada nükleer silahlar bulunduğu sürece bu silahların kullanılması tehlikesi de her zaman bulunacak.

Tarihi bir dönüm noktasındayız. Önümüzde muhtemelen, İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden beriki en tehlikeli, en kestirilemez, fakat aynı anda da en önemli on yıllık dönem bulunuyor. İçinde bulunduğumuz durum şu anda bir ölçüde de büyük değişimlerin yaşandığı, devrimci bir dönem. Durumun böyle olması, tüm insanlığı tehdit eden bir krizler zincirine gebe. Bu karşıtlıkların yapıcı biçimde çözülmesiyse bugün en önemli, tarihi görevimizdir.

Rusya’nın Donbass ile ilgili bir şey yapması gerekiyordu, Rusya’nın kendi adına bir karar vermesi gerekiyordu, fakat Donbass’ın bağımsızlığını tanıyıp onları öylece bırakamazdık, zira bağımsız Donbass, Rusya’nın parçası haline gelmeden hayatta kalamazdı.

NATO’nun genişlemesi Rusya için kabul edilemezdi ve Batı bunu biliyordu, ancak görmezden geldi. NATO’nun genişlememesine ilişkin müzakereler basitçe reddedildi. Batı, Ukrayna’daki darbeyle pazularını esnetmek ve ‘evde patronun kim olduğunu göstermek’ istedi. Herkesi kendi saflarına çekmek istediler.

(Ukrayna konusunda ‘düşmanın hafife alındığı’ şeklinde bir hisse sahip olup olmadığı sorusu karşısında) Hayır, böyle bir hisse sahip değilim.

(Rusya ile Ukrayna arasında yaşananları bir iç savaş olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği sorusu üstüne) Kısmen evet, böyle değerlendirilebilir. Ukraynalılar ve Ruslar tek bir halk. Bu, tarihi bir gerçek. Ukrayna, yapay bir devlet. Ukrayna’nın egemenliğini garanti edebilecek tek ülke de, onu yaratan ülkedir, yani Rusya’dır. Ukraynalıların kendilerini ayrı bir halk olarak görmelerine gelince, buna sadece saygı gösterebiliriz.

Kısa bir süre öncesine kadar bir yarı-koloniye dönüşeceğimiz konusunda, Batı olmadan hiçbir şey yapamayacağımız konusunda endişeleniyorduk. Fakat hiç de endişe ettiğimiz gibi olmadı, hiçbir şey parçalanıp dağılmadı. Aksine, ekonomi temizlendi ve arınmış oldu.

Kiev rejimi, sürekli olarak nükleer silaha sahip olmak istediğini söylüyor. Zaporojye Nükleer Santrali’nde yaptıklarımızla ilgili sürekli konuşmalar var. Biz ne yapıyoruz ki? Bazen doğrudan, bazen de imada bulunarak nükleer santrale ateş açtığımızı söylüyorlar. Akıllarını yitirmiş olmalılar. Zira bu santrali biz kontrol ediyoruz ve orada bizim askerlerimiz var.

ABD’nin, kendi hakimiyeti dışında dünyaya verebileceği hiçbir şeyi yok.

İki tane Batı var: Birincisi, zengin bir kültüre sahip olan geleneksel Batı. İkincisiyse saldırgan ve kolonici Batı.

Erdoğan, her şeyden önce, belki de sadece Türkiye’nin, Türk halkının çıkarlarını ve Türk ekonomisinin çıkarlarını esas alan güçlü bir lider. Enerji konularındaki, TürkAkım’ın inşası konusundaki tutumu da büyük oranda bununla açıklanıyor.

(Erdoğan’ın kendisinin de başkalarından istifade etmeye çalışan bir lider olup olmadığı sorusu karşısında) Erdoğan, kendisini kullanmalarına ve üçüncü ülkelerin çıkarlarını gözetmeye zorlamalarına hiçbir zaman izin vermiyor. Ancak o, bizimle diyalogda da en başta kendi çıkarlarını koruyor. Onun başkalarını kullanmaya çalıştığını söyleyemeyiz, sadece kendisinin, hükümetinin, danışmanlarının en uygun bulduğu kararın alınması için mücadele ediyor.

Bu açıdan genel olarak Türkiye ve özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan zor partnerler. Birçok karar, uzun ve zorlu anlaşmazlıklar, müzakereler sonucunda alınıyor, ancak her iki tarafta da bu anlaşmalara varma arzusu mevcut ve biz de, genelde bu anlaşmalara varıyoruz.

Bu açıdan Erdoğan, elbette tutarlı ve güvenilir bir partner. Türkiye Cumhurbaşkanı’nın zor bir partner olduğunu ve her zaman kendi çıkarlarını, yani ülkesinin çıkarlarını gözettiğini söyledim.

Rusya ile Türkiye’nin turizm, inşaat ve tarım alanları da dahil pek çok kesişen çıkarı var. Şimdi de Avrupalı tüketiciler için Türkiye topraklarında bir gaz dağıtım merkezi kurulmasını teklif ettik. Türkiye tarafı bu teklifimizi kabul etti, tabii ki bunu yaparken her şeyden önce kendi çıkarlarını göz önünde bulundurdu.

Bir şeyden korkuyor olsaydım hiçbir şey yapamaz hâle gelirdim, davranışlarımı da bu düzenin anlayışları şekillendiriyor olurdu.

Rusya’nın çok sayıda dostu var, pek çok ülke, dışarıdan kendilerine bir şeyler dikte edildiği bu düzende yaşamaktan bıkmış durumda ve bizim bu dış güçlerle mücadelemizi görüyorlar.

Liz Truss, üstüne akıl yormadan, nükleer silahlar hakkında bir şeyler söyleyiverdi, böyle şeyler söylediği için çıldırmış olmalı. Washington, Truss’un söyledikleri ile arasına mesafe koyabilirdi, Truss’a katılmadıklarını söyleyebilirlerdi, fakat sessiz kalmayı seçtiler. Batılı ülkeler, başka ülkeleri ‘ayağa kalkmaya’ ve Rusya ile işbirliği yapmayı reddetmeye ikna etmek için böyle nükleer provokasyonlar kullanıyorlar.

Ukrayna’ya nükleer bir saldırı düzenlemeye ihtiyacımız yok, bunun siyasi veyahut askeri açıdan hiçbir manası ya da yararı yok.

Ermenistan ve Azerbaycan arasında bir barış anlaşmasına ihtiyaç var, ama hiçbir şeyi dayatamayız ve dikte edemeyiz, Ermeni halkının anlaşmanın parametreleriyle ilgili her seçimini destekleyeceğiz, ama Bakü ile bu konuda anlaşmak gerekiyor.

Kiev rejiminin temsilcileri Rusya ile son Ukraynalıya kadar savaşmaya hazır, çaldıkları ve Batı’daki bankalarda tuttukları milyarları koruyorlar. Ukrayna askeri birliklerinin son zamanlarındaki kayıpları neredeyse hep 1’e 7 veya 1’e 8 oranına ulaşıyor. Kiev, insanlara acımıyor. Ukrayna’da, milliyetçiler ve neo-Naziler arasında kaynaşma yaşanıyor, bu aslında büyük bir sorun.

Putin, Rusya’ya karşı koyma bağlamında Çin’le ilişkileri bozan ABD’nin normal olduğu konusunda şüpheli olduğunu belirtti. Putin, “Bir gram fikir yok, sadece saçmalık ve kibir var.” dedi.

Çin lideri Şi Cinping’i, Ukrayna’da özel operasyon başlatma planlarımız konusunda uyarmadım.

G20’ye gidebilirim, henüz düşünme aşamasındayım.

Rusya’da kamulaştırmaya gerek yok, piyasa koşullarına göre ilerliyoruz.

Rusya, Ukrayna ile müzakerelere hazır olduğunu defalarca söyledi, ancak Kiev rejimi görüşmelere devam etmeme kararı aldı. Washington’daki politikacılar, Ukrayna sorununu diplomasi yardımıyla çok hızlı bir şekilde çözebilir, sadece bir sinyal göndermeleri yeterli.

Odessa, dünyanın en güzel şehirlerinden biri, aynı anda hem çatışma noktası hem çözümün sembolü olabilir.

(ABD ile diyalog hakkında) Her türlü sorunun çözüme hazırız.

Özel harekatın ana amacı Donbass’a yardımdı, lakin ordumuz eski Novorossiya’ya yaklaştığında, yerli sakinlerin beklentilerine karşılık vermememiz mümkün değildi.

Rusya’da, dış tehditlerle mücadele konusunda genel olarak tam mutabakat var. Genel olarak Rusya’da toplum için büyük konsalidasyon var.

(Avrupa)Her konuda Washington’u arayan partnerle konuşmak mümkün değil.”

Paylaşın

Katoliklerin Ruhani Lideri Papa’dan Rahip Ve Rahibelere ‘Porno’ Uyarısı

Katolik Kilisesi’nin ruhani lideri Papa Francis, “Bu benim dünyam değil ama siz onu dikkatle kullanmalısınız. Her şey elinizin altında. Yardım maksatlı kullanılmalı. Bu tamam. Ama bir de iyi biliyorsunuz ki, dijital pornografi diye bir şey var” dedi ve ekledi:

“Ne yazık ki bu, rahipler, rahibeler, dindarlar dahil pek çok kişinin sahip olduğu bir kusur. Bu, ruhu zayıflatır. Şeytan oradan girer. Rahiplerin kalbini zayıflatır. Sevgili kardeşlerim, dikkatli olun.”

Vatikan’a yakın basın yayın organlarında yer alan habere göre, Papa Francis, Katolik Kilisesi’nde ilahiyat eğitimi alan öğrenciler, rahip ve rahibeleri kabulünde dijital ve sosyal medyanın kullanımına ilişkin soruları yanıtlandırdı.

Sputnik’teki habere göre Papa kendisinin bu dijital dünyanın insanı olmadığını ve hatta zamanında kendisine hediye gelen bir telefonu da iade ettiğini belirterek, “Bu benim dünyam değil ama siz onu dikkatle kullanmalısınız. Her şey elinizin altında. Yardım maksatlı kullanılmalı. Bu tamam. Ama bir de iyi biliyorsunuz ki, dijital pornografi diye bir şey var. Ne yazık ki bu, rahipler, rahibeler, dindarlar dahil pek çok kişinin sahip olduğu bir kusur. Bu, ruhu zayıflatır. Şeytan oradan girer. Rahiplerin kalbini zayıflatır. Sevgili kardeşlerim, dikkatli olun” ifadelerini kullandı.

Papa, dijital ve sosyal medya dünyasında çok zaman kaybetmemek gerektiğine de dikkati çekti. Kilise öğretisi, pornografiyi ‘iffete karşı işlenmiş suç’ olarak kabul ediyor.

Papa Francis kimdir?

Papa I. Franciscus (17 Aralık 1936’da Buenos Aires, Arjantin) taşıdığı papa unvanıyla dünya çapında 1,2 milyar üyesi bulunan Katolik Kilisesi’nin en büyük ruhanî lideridir. 13 Mart 2013’te saat 18:09 (UTC) papa olarak seçildiği, dünyaya Sistine Şapeli’nin bacasından yükselen beyaz dumanla duyurulmuştur.

İki gün gibi kısa bir seçim süreci sonunda 115 kardinal arasından seçilmiştir. 266. papa olarak seçilen I. Franciscus, Latin Amerika doğumlu olup Amerika’dan ve Güney Yarıküre’den gelen ilk papadır. İtalyan kökenlidir.

Temel eğitimden sonra kimyager olan Bergoglio, 1958’de Cizvitler’e katıldı. Önce Şili’de beşerî bilimler tahsil eden Bergoglio, Buenos Aires’e döndükten sonra San Miguel’deki Máximo San José Yüksek’sinde felsefe tahsilini 1960’ta bitirdi. Katolik ilahiyat tahsilini de 1970’de tamamladı. 1969’da papazlık sakramentini alarak aynı üniversitede ilahiyat doçenti oldu.

Tersiatı için bir yıl İspanya’ya giden Bergoglio, 1973’ten itibaren mürit ustası ve ilahiyat doçenti olarak San Miguel Yüksekokulu’nda çalıştı. Bu görevi 1979’a kadar devam ettirdi. 1980-86 yılları arasında San Miguel Yüksekokulu’nun rektörüydü. Müteakkiben Frankfurt am Main yakınlarındaki Philosophisch-Theologische Hochschule Sankt Georgen’e araştırma için gitti. Fakat doktora projesi yarım kaldı. Bundan sonra Córdoba’de rûhânî eşlikçiydi.

20 Mayıs 1992’de Papa II. Ioannes Paulus tarafından Buenos Aires’e yardımca piskopos, Auca’nın da îtibârî piskoposu olarak tayin edildi. Birkaç değişik unvan ve pozisyonlardan sonra II. Ioannes Paulus, onu 2001’de kardinal papazı ünvanını vererek Kardinal Heyeti’ne alınmış oldu.

115 kardinalin seçme hakkına sahip olduğu 2005 Konklavı’nda Bergoglio, adı bilinmeyen bir kardinalin günlüğündeki notlara dayanan bazı gazete haberlerine göre birinci seçimde 10, ikinci seçimde 35 ve üçüncü seçimde 40 oy almış.[16] Daha sonra adaylıktan çekilmiş.

8. Kasım 2005’te üç yıllığına Arjantin Episkoposlar Konferansı’nın başkanlığına seçildi.

Papa XVI. Benedictus’un 28 Şubat 2013’te 12 Mart 2013’te yine 115 kardinalin seçme hakkına sahip olduğu 2013 Konklavı başladı. Konklavın ikinci gününde ileri yaşı ve yıpranmış sağlığı yüzünden[17][18] pek favori olarak görülmemesine rağmen beşinci seçimde gerekli üçte iki çoğunluğu alarak 266. papa ve mukaddes Petrus’un 265. halefi oldu.

Âdet üzere papa olarak Latince Franciscus adını alan Bergoglio’nun adıyla beraber “I.” eki, Vatikan sözcüsü Federico Lombardi’ye göre aynı adı taşıyan ikinci bir papa seçilirse kullanılacak. (Buna mukabil I. Ioannes Paulus, hemen “I.” ekini kullanmıştır.) Bir basın toplantısında[19] Papa Franciscus, adını Cizvit Tarikatı’nın kurucularından olan Franciscus Xaverius’a atfen değil, mukaddes Assisili Francesco’ya atıfla aldığını belirtti.

Paylaşın

Rusya’dan Nükleer Saldırıya Yanıt Provası: ‘Gök Gürültüsü’ Tatbikatı

Nükleer saldırı tartışmalarının tırmandığı bir dönemde Rusya, “Gök Gürültüsü” adını verdiği ve denizaltılar, stratejik bombardıman uçakları, balistik füzelerin kullanıldığı bir tatbikatla olası bir nükleer saldırı durumunda vereceği yanıtın provasını yaptı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, tatbikatı uzaktan izledi. Moskova’nın düşmanlarını korkutma ve caydırma amacıyla gövde gösterisi yaptığı ve nükleer gücünü sınadığı tatbikatta test füzeleri fırlatıldı.

Rusya Savunma Bakanı Sergey Şoygu, Putin’e tatbikatlarda “düşman nükleer saldırısına yanıt olarak stratejik taarruz güçleriyle dev bir nükleer vuruşun” provasının yapıldığını aktardı.

Rusya Genelkurmay Başkanı Valeri Gerasimov da nükleer kapasiteli kıtalararası balistik füzelerle havadan TU-95MS bombardıman uçaklarından fırlatılan seyir füzelerinin testlerden başarıyla geçtiğini söyledi.

RIA haber ajansı, Putin’in dünyada ve bölgede çatışma potansiyelinin yüksek olduğunu söylediğini aktardı.

ABD Savunma Bakanlığı dün, Rusya’nın tatbikat planı hakkında kendilerini bilgilendirdiğini kaydetti. NATO da aynı zaman zarfında “Steadfast Noon” adlı yıllık nükleer caydırıcılık tatbikatlarını sürdürüyor. Tatbikatlar, Avrupa’da konuşlanmış olan Amerikan nükleer bombalarının kullanım provasını kapsıyor.

Nükleer gövde gösterileri, Rusya’nın Ukrayna’da savunma konumunda olması ve Ukrayna’yı radyoaktif madde içeren “kirli bomba” kullanma planı yapmakla suçlaması nedeniyle hassas bir konu.

Ukrayna ve Batılı ülkeler, Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik bu suçlamalarının temelsiz olduğunu ve Rusya’nın savaş sahasında şiddeti arttırma girişimleri için bir gerekçe olarak kullanılabileceğini söylüyor.

Batılı yetkililer, Ukrayna güçlerinin Rus işgali altındaki Herson vilayetinde ilerlediği bir dönemde Moskova’nın Kiev’i teslim olmaya zorlamak için, Ukrayna’da düşük tesirli “taktik” bir nükleer silah kullanma eğilimine girebileceğinden ve Moskova için büyük bir yenilgi tehdidinde bulunabileceğinden endişe duyduklarını ifade etmişlerdi.

ABD Başkanı Joe Biden, Rusya’yı dün, böyle bir hamlenin “çok ciddi bir hata” olacağı yönünde uyardı.

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin ise Rusya’nın elindeki her türlü silahı kullanarak kendi topraklarını savunma hakkı olduğunu söylemiş, ancak taktiksel nükleer silahlar konusunda net olarak konuşmamıştı. Rusya, dünyanın en büyük nükleer silah stoğuna sahip.

Hendek savaşı

Rusya Savunma Bakanlığı, Ukrayna’daki kuvvetlerinin güney ve doğuda Ukrayna’nın ilerleme girişimlerini durdurduğunu bildirdi.

Ukrayna Savunma Bakanı Oleksii Reznikov ise yağışlı hava ve arazi şartlarının Ukrayna’nın Herson’daki karşı harekatını, kuzeydoğuda geçen ay Rus kuvvetlerinin püskürtüldüğü saldırıdan daha zor hale getirdiğini kaydetti.

Putin’in nükleer silah kullanacağına inanmadığını söyleyen Reznikov, medyaya, Rus güçlerinin Herson’da su kanallarını hendek olarak kullandıklarını belirtti.

Herson’un kuzeyindeki hattın bir bölümünde konuşlu olan Ukrayna askerleri, Ruslar’ın bölge başkenti civarındaki hatları kuvvetlendirdiğini, geri çekilmeleri gibi bir durum olmadığını söyledi.

Lakabı Nikifor olan birim komutanı, “Basında Ruslar’ın korktuğu ve askerlerini çekeceği yazıyor ama bu doğru değil. İyi savaşıyorlar ve askerlerimizi vuruyorlar” dedi.

Ukrayna askeri nizamına göre Mikolayiv’deki yeri tanımlanamayan Nikifor, “Bu bölgede çok faaller. Her gün topçu ateşi açıyorlar, hendek kazıyorlar, savunma hazırlığı yapıyorlar” şeklinde konuştu.

Ukraynalı subaylar, telsiz iletişiminin, yeni seferber edilen Ruslar’ın karşı hatlara yerleştirildiğini, bu ayın başındaki gözle görülür azalmadan sonra Rus topçu saldırılarının yeniden arttığını söyledi.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Lübnan, Suriyelileri Geri Göndermeye Başladı

6,7 milyon nüfusa sahip ve kişi başına düşen mülteci sayısı açısından dünyada ilk sırada yer alan Lübnan, ülkede bulunan Suriyeli mültecileri Suriye’ye geri gönderme planını uygulamaya başladı.  

BBC Türkç’nin aktardığına göre, bugün itibarıyla yüzlerce kişi Suriye’ye dönmek üzere yola çıktı. Lübnan hükümeti Eylül’de açıkladığı plan kapsamında her ay 15 bin Suriyeli mülteciyi ülkelerine göndermeyi hedefliyor.

Yetkililer yaklaşık 700 mültecinin Çarşamba günü ülkenin sınırlarını korumaktan sorumlu Lübnan Genel Güvenlik ajansı tarafından koordine edilen gönüllü bir program kapsamında Suriye’ye dönüş yaptığını belirtti.

Lübnan hükümetine göre ülkede yaşayan Suriyelilerin sayısı 1,5 milyon. Birleşmiş Milletler (BM) Mülteciler Yüksek Komiserliği, kayıtlı mülteci sayısının 800 bin olduğunu söylüyor.

Lübnan’dan Suriye’ye dönmek isteyen mülteciler yıllardır kendi bireysel başvurularıyla bunu yapabiliyor. Hükümetin yeni planı ise organize ve kitlesel bir dönüş planını içeriyor.

Ancak BM, 2011’den bu yana iç savaşın sürdüğü Suriye’deki cephelerin durgun olmasına rağmen ülkede olası şiddet eylemleri ve gözaltı riski yüzünden büyük ölçekli geri dönüşlerin güvenli olmadığını belirtti.

2018 yılında Lübnan, Suriye’ye geri dönmek isteyen mültecilerin güvenli geri dönüşünü sağlayan bir program daha yürütmüştü.

Bu program kapsamında, Covid pandemisi öncesinde yaklaşık 400 bin Suriyeli’nin geri dönüşü sağlanmıştı.

Yakında görevden ayrılacak olan Lübnan Cumhurbaşkanı Michel Aoun, benzer bir programı bugün yeniden başlattı.

İnsan hakları örgütlerinden tepki

Uluslararası insan hakları örgütleri, Suriye’nin henüz geri dönüşler için güvenli olmadığı gerekçesiyle hükümetin planına karşı çıkıyor.

Son dönemde tarihinin en büyük ekonomik krizlerinden birini yaşayan Lübnan hükümeti artık Suriyelilere ev sahipliği yapamadığını ifade ediyor.

Lübnan’da 2019’da başlayan, Covid-19 salgınıyla birlikte artan, 2020’deki Beyrut Limanı patlamasıyla iyice derinleşen ekonomik kriz devam ediyor.

BM verilerine göre günümüzde Lübnan toplumunun yüzde 80’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor.

Uluslararası Af Örgütü (Amnesty International) daha önce Suriye’ye geri gönderilen mültecilerin insan hakları ihlalleri ile karşılaştıklarını aktarıyor; mültecilere Suriye’deki güncel durum hakkında doğru ve yeterli bilgi paylaşımı yapılmadığını öne sürüyor.

Eylül ayında BBC Türkçe’ye konuşan Af Örgütü Lübnan araştırmacısı Reina Wehbi, “Uluslararası Af Örgütü’nün araştırması, Suriye yönetiminin bireylere yönelik çeşitli insan hakları ihlallerinde bulunmaya devam etmesi nedeniyle, mültecilerin dönüşünün güvenli olmadığını gösteriyor” demiş ve sözlerine şöyle devam etmişti:

“Vatana ihanet, muhaliflik veya ‘terörizm’ algıları, güvenlik güçlerinin suçlamalarını körüklüyor ve sonra da dönenlere işkence ve diğer kötü muameleleri uyguluyorlar. Bunlar arasında cinsel istismar ve tecavüz, hukuk dışı ve keyfi tutuklama ve zorla kaybetme de var.”

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch – HRW) ise Suriyelilerin geri gönderilmesinin “güvenli olmadığını ve yasa dışı olduğunu” söylüyor.

HRW Lübnan araştırmacısı Aya Majzoub Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Mültecilerin Suriye’ye zorla geri dönüşü, Lübnan’ın insanları açık bir işkence veya diğer zulüm riskiyle karşı karşıya oldukları ülkelere zorla geri göndermeme yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelecektir. Suriye geri dönüş için güvenli değil” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Binlerce Kişi, Ölümünün 40. Gününde Mahsa Amini’nin Mezarı Başında

22 yaşındaki Mahsa Amini’nin İran’da ‘tesettüre uygun olmayan’ giyimi gerekçesiyle gözaltına alındıktan sonra hayatını kaybetmesinin üzerinden 40 gün geçti. Toplu gösterilerin planlandığı ülke genelinde Amini’nin memleketinde “grip salgını” iddiasıyla üniversiteler dahil tüm okullar tatil edildi.

İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı, okulların tatil edilmesi kararının asıl sebebinin grip değil Mahsa Amini’nin ölümünün 40’ıncı günü olduğu gerekçesiyle alındığını bildirdi.

İran geleneklerine göre ölümün 40. günü önemli bir tarih olarak kabul ediliyor. Amini ailesi çarşamba günü için herhangi bir anma merasimi düzenlemeyi düşünmediklerini duyurmuştu.

İnsan hakları grupları, Amini’nin ölümünün 40. gününün daha şiddetli protestolara yol açmasından endişe duyan güvenlik güçlerinin aileyi anma töreni düzenlememeleri konusunda uyardığını dile getirdi.

Ancak sosyal medyaya yansıyan görüntülerde binlerce kişiden oluşan büyük bir kalabalığın sabah saatlerinde Amini’yi anmak için mezarlığa doğru yürüdüğü görülüyor.

Rejim muhalifi gruplar, günler öncesinden halka Amini’nin vefatının 40. günü için geniş katılımlı sokak gösterileri çağrısı yapmaya başlamıştı.

Görgü tanıkları Tahran ve Sakkız kentleri başta olmak üzere ülke genelinde birçok şehirde güvenlik güçlerinin yoğun şekilde cadde ve sokaklarda konuşlandırıldığını belirtiyor.

Sakkız’daki bir görgü tanığı Amini’nin gömülü olduğu mezarlığın Besiç milisleri ve polisle dolu olduğunu söyledi.

Aynı kişi, “Mezarlığa girmemizi engellemeye çalıştılar ama ben girmeyi başardım. Mahsa’nın ailesini henüz görmedim.” diye konuştu.

Bir başka görgü tanığı da vatandaşların mezara doğru ilerlediğini söyleyerek “İnsanlar güvenlik güçlerinin uyarılarına kulak asmayıp mezarlığa gidiyor ama onlarca çevik kuvvet polisi ve Besiç (gönüllü milisler) var.” sözleriyle mezarlıktaki atmosferi anlattı.

Dün akşam (25 Ekim) saatlerinde de Amini’nin memleketi olan Kürdistan eyaletinin Sakkız kenti protestolara sahne olmuş, göstericiler polis müdahalesiyle dağıtılmıştı.

Öte yandan protestolar ülkenin çeşitli üniversitelerinde bugün de devam ediyor.

Tahran Bilim ve Teknoloji Üniversitesi öğrencileri yaptıkları eylemde yönetim karşıtı sloganlar atarken, kampüsteki parka Mahsa Emini’ye ithafen “Jina Parkı” ismini verdi.

Terbiyet Müderris Üniversitesi öğrencileri ise gözaltındaki arkadaşları için “Arkadaşlarımızı bekliyoruz, bir yere gitmiyoruz, buradayız” sloganının yanı sıra “Tahran gözaltı merkezi oldu, Evin mezbaha oldu”, “Mahsa’nın kanı üstüne yemin olsun ki İran özgürleşecek” sloganlar atarak tepkisini gösterdi.

Ülkenin çeşitli şehirlerinde bulunan, Allame Tebatebai, Tahran, Kum, Beheşti, Bilim ve Teknoloji, Emirkebir Teknoloji, Zehra, Noşirevani Teknoloji, Terbiyet Müderris, Tahran Sure, Tahran Azad, Meşhed, Şehrekurd, Yezd Bilim ve Sanat, İsfahan, Tahran Harezmi, Şiraz gibi üniversitelerde de çeşitli gösteriler düzenleniyor.

Ülke sathına yayılan gösterilere İran’ın her kesiminden vatandaşlar katılıyor.

İran İslam Cumhuriyeti’nin yıkılması çağrısında bulunan eylemciler dini lider “Ayetullah Ali Hamaney’e ölüm” sloganları atıyor.

Mahsa Amini protestoları

Başkent Tahran’da 13 Eylül’de “ahlak polisi” olarak bilinen İrşad görevlileri tarafından gözaltına alındıktan sonra fenalaşarak hastaneye kaldırılan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin 16 Eylül’de yaşamını yitirmesi ülkede infiale yol açtı.

Amini’nin ölümünü dünyaya duyuran gazeteci daha sonra gözaltına alındı.

Amini’nin 17 Eylül’de memleketi Sakkız kentindeki cenaze töreni sonrasında başlayan gösteriler, ülkenin birçok kentine yayıldı.

Protestolar daha sonra rejim ve Hamaney karşıtı gösterilere dönüştü.

Yönetim karşıtı duruşuyla bilinen İran İnsan Hakları Aktivistleri Ajansı (HRANA) ise bugün yayınladığı raporda 32’si çocuk, 26’sı güvenlik görevlisi olmak üzere en az 244 kişinin hayatını kaybettiğini aktardı.

Bazı kaynaklar ise can kaybının 250’nin üzerinde olduğunu belirtiyor.

İran makamları ise “İsyan” olarak tanımladıkları gösterilerin ABD, İsrail ve Batı’nın kışkırtması sonucu yaşandığını belirtiyor ve can kayıplarına ilişkin bilgi vermiyor. Devlet medyası olaylar sırasında 30 güvenlik görevlisinin hayatını kaybettiğini bildiriyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

8 Yılda 29 Binden Fazla Göçmen Avrupa Yolunda Öldü

2014’ten bu yana Avrupa’ya gitmeye çalışan göçmenlerden 29 bini yollarda hayatını kaybetti. 2022’nin başından beri en az 5 bin 684, 2021 yılında ise 2 bin 836 göçmen Avrupa’ya gitmeye çalışırken yollarda yaşamını yitirdi.

Göçmenler için en ölümcül göç rotası, Libya ve Tunus’tan Malta ve İtalya…

Birlemiş Milletler Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) son raporuna göre 2014’ten bu yana Avrupa’ya gitmeye çalışan göçmenlerden 29 bini yollarda hayatını kaybetti.

IOM, bu sayının 2022’nin başından beri en az 5 bin 684 olduğunu belirtti. Bu sayı 2021 yılında 2 bin 836’da bulunuyordu.

Rapora göre en ölümcül göç rotası, Libya ve Tunus’tan Malta ve İtalya’ya giden göçmenlerin dayanıksız sal ve botlarla geçmeye çalıştığı Akdeniz olmaya devam etti.

“Ölümler hızlı ve etkili yardımlarla engellenebilirdi”

Ölümlerin birçoğunun “zor durumdaki göçmenlere hızlı ve etkili bir şekilde yardım edilerek önlenebileceği” belirtilen raporda, “yeterli güvenli yolların sağlanmasında yapısal bir başarısızlık” olduğu da ileri sürüldü.

Avrupa yolunda en fazla hayatını Suriyelilerin kaybettiği belirlenirken, onları Faslılar ve Cezayirliler takip etti.

IOM ayrıca denizde habersiz batan göçmen tekneleri nedeniyle gerçek kayıp sayısının daha yüksek olabileceğini de kabul etti.

Rapordaki çarpıcı bir diğer detay da en az 252 göçmenin “Avrupalı yetkililer” tarafından yapıldığı iddia edilen yasadışı geri itmeler veya zorla sınır dışı etmelerin doğrudan bir sonucu olarak öldüğünün belirtilmesi oldu.

Rapora göre geri itmeye bağlı ölümlerin 97’si Orta Akdeniz’de, 70’i Doğu Akdeniz’de, 58’i Türkiye-Yunanistan kara sınırında, 23’ü Batı Akdeniz’de ve dördü Belarus-Polonya sınırında belgelendi.

IOM raporunda, “Şeffaflık eksikliği, erişim yetersizliği ve bu tür olayların son derece siyasallaşmış doğası nedeniyle bu tür vakaları tam olarak doğrulamak neredeyse imkansız” deniliyor.

Raporun yazarı Julia Black, “Devam eden bu ölümler, göç için daha yasal ve güvenli yollara ihtiyaç duyulduğunu bir kez daha hatırlatıyor” dedi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Zelenskiy, Bütçe Açığını Kapatmak İçin Uluslararası Toplumdan 38 Milyar Dolar İstedi

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Almanya’nın başkenti Berlin’de, Ukrayna’nın yeniden inşasına yönelik düzenlenen uluslararası konferansa video konferans yöntemi ile katıldı. 2023 yılında ülkesinde yaşanması planlanan dev bütçe açığının kapatılması için uluslararası toplumdan yardım talep eden Zelenskiy, “Çok büyük bir meblağ, 38 milyar dolarlık bir açık söz konusu” dedi.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, mali yardım kararının, yaşanan bütçe açığı nedeniyle “bugün” karara bağlanmasını umut ettiğini belirten Zelenskiy, söz konusu paraya doktor ve öğretmenlerin maaşlarının ödenebilmesinin yanı sıra emekli maaşları ile sosyal giderlerin karşılanması için ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Rus hava saldırıları ile Ukrayna’daki altyapı sisteminin üçte birinin tahrip olduğunu ve bunun yeniden işler hale getirilmesi için de paraya ihtiyaç duyduklarını vurgulayan Ukrayna Devlet Başkanı, özellikle kış aylarının kapıda olduğu bugünlerde, bu konunun büyük önem arz ettiğini dile getirdi.

Scholz: 21. yüzyılın Marshall Planı

Almanya Başbakanı Olaf Scholz ve Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in daveti ile Berlin’de yapılan konferansa çok sayıda hükümet temsilcisinin yanı sıra uzmanlar, uluslararası organizasyonlar ile sivil toplum üyeleri iştirak ediyor.

Organizasyonun açılışında bir konuşma yapan Başbakan Scholz, Ukrayna’nın yeniden inşasının kuşaklar boyu sürecek bir görev olduğunu ve buna “derhal başlanması gerektiğini” dile getirdi.

Ukrayna’ya yapılması gereken yardımları, “21. yüzyılın Marshall Planı’nı uygulamak ve başarmak” olarak nitelendiren Scholz, “Sivillere ve sivil altyapıya karşı da yapılan Ukrayna’ya yönelik keyfi kamikaze İHA saldırıları, Rusya’nın Ukrayna’yı haritalardan silmeye yönelik iğrenç uğraşlarının yeni bir dip noktasıdır” ifadelerini kullandı.

Ülkesi Almanya’nın Ukrayna’yı hava savunma sistemleri ile donatmaya devam edeceğini belirten Scholz, bu sayede altyapının korunacağını dile getirerek, “En iyi yeniden inşa gerekli olmayandır” dedi.

Von der Leyen: AB, Ukrayna’nın giderlerinin üçte birini karşılamalı

Konferansta konuşan AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ise, gelecek sene Ukrayna’nın giderlerinin üçte birinin AB tarafından karşılanması gerektiğini, ancak bunun için iki tarafta güvenilir mekanizmalar oluşturulmasının şart olduğunu belirtti.

Ukrayna’nın kendi ihracat gelirlerine bağlı olarak her ay üç ila beş milyar euro’ya ihtiyaç duyduğunu ifade eden Komisyon Başkanı, “Bunun üçte biri bizim tarafımızdan karşılanmalı. Bu da savaş sürdüğü müddetçe yılda doğrudan 18 milyar euroya tekabül ediyor” dedi.

AB’nin, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından da benzer büyüklükte bir yardımda bulunacağına güvendiğini vurgulayan von der Leyen, geri kalan kısmın ise, Uluslararası Para Fonu (IMF) gibi uluslararası finans kurumları tarafından karşılanabileceğini aktardı.

Ukrayna Başbakanı Denis Şmihal, ülkesinin 2022 yılında üretim gücünün yüzde 45’ini kaybettiğini belirterek, 2023 senesinde 38 milyar euro büyüklüğünde bir bütçe açığı yaşayacaklarını dile getirdi.

Paylaşın

İran’da Protesto Eylemlerine Katılanlar İdamla Yargılanacak

İran’da başörtüsünü kurallara uygun şekilde takmadığı gerekçesiyle gözaltına alınan ve kısa süre sonra da yaşamını yitiren 22 yaşındaki Jina Mahsa Amini ile ilgili ülke çapında yoğun kitlesel eylemler devam ediyor.

Protesto eylemlerinde, çoğunluğu göstericiler olmak üzere, aralarında güvenlik gücü mensuplarının da bulunduğu onlarca kişi yaşamını yitirdi. Eylemlere katılan yüzlerce kişi tutuklanırken İran makamları bugüne dek gözaltı ve tutuklamalar ile ilgili net bir rakam vermemişti.

İran’da rejim karşıtı kitlesel protesto eylemlerine katılan 300’den fazla kişi hakkında dava açıldığı bildirildi.

Tahran Savcısı Ali Salihi’nin açıklamalarına göre, haklarında dava açılanların bir kısmı idam cezası ile yargılanacak. Buna göre, “Allaha karşı savaşmakla” suçlanan “dört isyancı” hakkında ölüm cezası talep edilebilecek.

DW Türkçe’de yer alan habere göre, Salihi bu sanıkların, “Toplumu ve halkı terörize etmek için silah kullanmak ve İran İslam Cumhuriyeti’nin kurtsal sistemine saldırı amacıyla güvenlik görevlilerini yaralamak, kamu mülkünü ateşe vermek ve tahrip etmek” suçlarından yargılanacağını dile getirdi.

İran’da kadınlara nasıl muamele yapılıyor?

İran, Afganistan’daki Taliban rejimi dışında kamusal alanda başörtüsü takmayı zorlayan tek ülke.

İranlı kadınların eğitime tam erişimi var, ev dışında çalışıyor ve kamu görevlerinde bulunuyorlar. Ancak, başörtüsü takmanın yanı sıra uzun, bol elbiseler de dahil olmak üzere halka açık yerlerde “mütevazı” giyinmeleri gerekiyor. Evli olmayan erkek ve kadınların birbirine yakın durması ve teması yasak.

1979 İslam Devrimi’nden sonraki günlere dayanan kurallar, “devletin her kademesinde yolsuzluk ve rüşvet gibi durumların aleniyet kazandığı ülkede” ahlak polisi tarafından uygulanıyor.

Resmi olarak Rehberlik Devriyesi olarak bilinen bu birimler, halka açık alanlarda geziyor ve hem erkeklerden hem de kadınlardan oluşuyor.

Uygulama, bir noktada ahlak polisini aşırı saldırgan olmakla suçlayan ve nispeten ılımlı olan eski Cumhurbaşkanı Hassan Ruhani döneminde yumuşatıldı. 2017 yılında kadınların kıyafet kurallarını ihlal ettikleri için tutuklanmayacağı sadece uyarılacağı açıklandı.

Ancak geçen yıl seçilen sert görüşlü Reisi yönetiminde, ahlak polisinin ajanları farklı bir uygulamaya geçti.

BM insan hakları ofisi, son aylarda genç kadınların yüzlerine tokat atıldığını, coplarla dövüldüklerini ve polis araçlarına alındıklarını söylüyor.

Ne olmuştu?

İran’ın Sakız kentinden başkent Tahran’a akrabalarını ziyarete gelen Mahsa Amini erkek kardeşinin kullandığı aracı durduran ahlak polisince gözaltına alınmıştı. Kardeşine, nasihat edilip serbest bırakılacağı söylenerek götürülen genç kadının, gözaltına alındıktan iki saat sonra komaya girdiği ve kaldırıldığı hastanede öldüğü ortaya çıktı.

Devlet televizyonu Amini’nin dövüldüğü iddialarını yalanlayarak, polisin genç kadını “nasihat etmek ve eğitmek” üzere karakola götürdüğünü ve orada kalp krizi geçirdiğini söyledi. Akrabaları, kadının herhangi bir kalp rahatsızlığı olduğunu yalanladı.

Devlet televizyonu bir polis karakolunda Amini olduğu söylenen bir kadının oturduğu koltuktan bir yetkiliyle konuşmak üzere kalktıktan sonra yere düştüğünü gösteren güvenlik kamerası kayıtları yayınladı. Ancak görüntülerden kadının Amini olduğu doğrulanamadı.

Amini’nin dövülerek öldürüldüğü yolunda sosyal medyada yayılan iddialarını reddeden Tahran emniyeti açıklamasında, “Ayrıntılı araştırmalara göre, Amini’nin araca alınması sonrasında ve tutulduğu karakolda fiziksel bir temas olduğunu” reddetti.

Ancak, İran’ın yarı resmi Fars haber ajansı, Mahsa Amini’nin ahlak polisince dövülmesi nedeniyle komaya girdiğini duyurdu.

Şu ana kadar Tahran, Senendec, Kerec, Tebriz, Meşhed, Kiş, Kirman, Yezd, Reşt, Bender Abbas, Abadan, Kirmanşah, Erdebil, İsfahan, Urumiye, Kazvin, Zencan, İlam, Mazenderan, Hemedan başta olmak üzere birçok şehirde gösteriler düzenlendi. Birçok noktada eylemciler ile güvenlik güçleri arasında şiddetli arbede yaşandı.

Paylaşın

Myanmar’da Konser Alanına Düzenlenen Hava Saldırısında Can Kaybı 80’e Yükseldi

Myanmar’ın kuzeyindeki Kaçin eyaletinde Kaçin Bağımsızlık Örgütünün yıl dönümü kutlamalarına ordunun düzenlediği hava saldırısında can kaybı 80’e yükseldi. Saldırıda ilk belirlemelere göre 60 kişinin yaşamını yitirdiği bildirilmişti. 

Myanmar’da 1 Şubat 2021’de yapılan askeri darbenin ardından yönetimi ele geçiren cunta, Kaçin eyaletinde konser alanına hava saldırısı düzenledi. Kansi bölgesinde ayrılıkçı Kaçin Bağımsızlık Ordusu’nun (KIA) kuruluşunun 62’inci yıldönümü nedeniyle düzenlenen konserin hedef alındığı saldırıda, orduya ait 2 savaş uçağı tarafından saldırı düzenlendiği belirtildi.

Bölge halkının herhangi bir şekilde uyarılmadığını aktaran görgü tanıkları, yerel saatle 20.30 sularında üç büyük patlama meydana geldiğini ifade etti. Görgü tanıkları ayrıca, ordunun yaralıları Hpakant kasabasındaki hastaneye taşımaya çalışan sağlık görevlilerini engellediğini iddia etti.

Kutlamalarda yer alan müzik grubu üyeleri ile bir kurtarma görevlisi, ülkenin kuzeyindeki Kaçin eyaletinde etnik azınlığın ana siyasi kolu Kaçin Bağımsızlık Örgütünün yıl dönümü kutlamalarına katılan şarkıcı ve müzisyenlerin de aralarında olduğu 80 kişinin, ordunun düzenlediği hava saldırısında hayatını kaybettiğini dile getirdi.

Reuters, bölgeden kaynaklara dayandırdığı haberinde, ölenlerden en az 50’sinin sivil olduğunu aktardı.

Kaçin Sanatçılar Derneği Sözcüsü, AP’ye telefonla yaptığı açıklamada, askeri uçakların, 300 ila 500 kişinin katıldığı kutlamanın yapıldığı alana yerel saatle 20.00 sularında 4 bomba attığını söyledi.

Myanmar ordusu: Terörist eylemlere yanıt için gerekli bir operasyondu

Saldırı, ordunun geçen yıl şubat ayında seçilmiş hükümeti devirip iktidarı ele geçirmesinden bu yana düzenlediği tek seferde yaşanan en fazla can kaybı olarak kayıtlara geçti.

Askeri cuntanın bilgi ofisinden yapılan açıklamada, Kaçin Bağımsızlık Ordusu’nun 9. Tugayının karargahı diye tanımlanan bölgeye saldırı düzenlendiği teyit edildi ve saldırının Kaçin tarafından gerçekleştirilen “terörist” eylemlerine yanıt olarak “gerekli bir operasyon” olduğu savunuldu.

Açıklamada, onlarca kişinin hayatını kaybettiği yönündeki haberler “söylenti” olarak nitelendirilirken, ordunun bir konseri bombaladığı ve ölenler arasında şarkıcıların ve seyircilerin de olduğu iddiaları yalanlandı.

Myanmar’daki Birleşmiş Milletler (BM) Ofisi tarafından yapılan açıklamada ise, hava saldırısından “derin endişe ve üzüntü duyulduğu” belirtilerek, güvenlik güçlerinin silahsız sivillere karşı aşırı ve orantısız güç kullanmasının kabul edilemez olduğu ve sorumlulardan hesap sorulması gerektiği vurgulandı.

Uluslararası Af Örgütü’nden Hana Young yaptığı açıklamada, “Ordu, muhaliflere karşı artan saldırılarında sivil yaşamlara karşı acımasız bir kayıtsızlık gösterdi. Ordunun bu saldırı alanında önemli bir sivil varlığından haberdar olmadığına inanmak zor. Ordu, bu hava saldırılarından etkilenenlere ve ihtiyacı olan diğer sivillere derhal sağlık ve insani yardıma erişim izni vermelidir” dedi.

Myanmar’da silahlı mücadele yoluyla uzun süredir özerklik talep eden azınlık grupları ile ordu arasındaki çatışmalar artarak sürüyor. Hükümet, etnik grupların baskın olduğu sınır bölgelerindeki silahlı gruplarla yıllardır mücadele ediyor.

Myanmar’daki askeri darbe

Myanmar ordusu, 2020 genel seçimlerinde hile yapıldığı iddialarının ortaya atılması ve ülkede siyasi gerilim yaşanmasının ardından 1 Şubat 2021’de yönetime el koydu.

Ordu, ülkenin fiili lideri Aung San Suu Kyi başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına aldı ve bir yıllığına olağanüstü hal ilan etti.

Myanmar ordusunun darbe karşıtı protestocu ve isyancı gruplara silahlı müdahalesi sonucu bugüne kadar 1800’ün üzerinde kişi hayatını kaybetti. Darbeden bu yana yaklaşık 13 bin kişi gözaltına alınırken 10 binin üzerinde kişi halen içeride tutuluyor.

Siyasi Tutuklulara Yardım Kuruluşuna (AAPP) göre, ülkede darbeden bu yana 1900’den fazla kişi hayatını kaybetti ve binlerce kişi de gözaltına alındı. Myanmar askeri mahkemeleri, tutuklulardan 2’si çocuk 114 siyasi mahkum hakkında idam kararı verdi.

Myanmar, resmi adıyla Myanmar Birliği Cumhuriyeti, Güneydoğu Asya’da bir ülkedir. Kuzeybatıda Bangladeş ve Hindistan, kuzeydoğuda Çin, doğuda Laos, güneydoğuda Tayland ile komşudur. Güney ve güneybatıda Andaman Denizi ve Bengal Körfezi’ne kıyısı vardır.

Myanmar Güneydoğu Asya anakarasındaki en büyük, Asya genelinde ise 10. büyük ülkedir. 2017 verilerine göre nüfusu 54 milyondur. Başkenti Nepido, en büyük şehri Yangon’dur.

Bağımsızlık yılları boyunca Myanmar sayısız etnik grup arasında yaşanan gerilimlere ve 70 yılı aşan bir süredir devam eden yakın tarihin en uzun iç savaşlardan birine sahne oldu. Bu süre içinde Birleşmiş Milletler ve bazı diğer örgütler sürekli ve sistematik insan hakları ihlalleri bildirdiler.

Paylaşın