Suriye Ekonomisinin Toparlanması 50 Yıldan Fazla Sürebilir

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye ekonomisinin savaş öncesi seviyeye dönmesinin 55 yıl süreceğini açıkladı. Açıklamada, 2011 yılında başlayan çatışmaların uzun vadeli ekonomik yıkımlarına dikkat çekildi.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), “Suriye’deki Çatışmanın Etkileri: Yıkılmış Ekonomi, Yaygın Yoksulluk ve Sosyal ve Ekonomik İyileşmeye Giden Zorlu Yol” başlıklı raporunu yayınladı.

Raporda, Suriye’nin 2018 – 2024 yılları arasında yıllık ekonomik büyüme oranının yaklaşık yüzde 1,3 olduğu belirtilirken, “GSYİH’sinin 2010 seviyelerine ancak 2080 yılında, yani yaklaşık 55 yıl sonra döneceği” ifade edildi.

Raporda, Suriyelilerin onda dokuzunun yoksulluk içinde yaşadığı tahmin edilirken, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) 2011 öncesine göre yarıdan bile az olduğu, bunun da yaklaşık 800 milyar dolarlık bir kayıp anlamına geldiği belirtiliyor.

UNDP Yardımcı Yöneticisi ve UNDP Arap Ülkeleri Bölge Bürosu Müdürü Abdallah Al-Dardari, Suriye’nin “dış yardıma olan bağımlılığını azaltmasını” sağlayacak tek şeyin reformlar ve altyapının yeniden inşasını içeren “kapsamlı bir strateji” olabileceğini söyledi.

İşsizliğin üç katına çıktığı ve Suriyelilerin dörtte birinin işsiz olduğu vurgulanan raporda, yaptırımlar da dahil olmak üzere uluslararası izolasyonun, kötü olan ekonomiyi daha da kötüleştirdiği belirtildi.

Suriye, 40 yıldır uluslararası yaptırımlar altında bulunuyor ve bu yaptırımlar savaşın başlamasıyla birlikte önemli ölçüde arttı.

Raporda, nüfusun yüzde 75’inin sağlık, eğitim, istihdam, gıda güvenliği, su, enerji ve barınma gibi konularda insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Raporda ayrıca, ülkenin enerji üretiminin yüzde 80 düştüğü, santrallerin yüzde 70’inin hasar gördüğü, bunun da ulusal elektrik şebekesinin kapasitesinde yüzde 75’lik bir azalmaya yol açtığı belirtildi.

Paylaşın

İsrail, Lübnan’da Beş Stratejik Yeri Elinde Tutmaya Devam Edecek

İsrail ordu sözcüsü Nadav Shoshani, İsrail ordusunun Lübnan’dan çekileceğini ancak ordunun Lübnan topraklarındaki beş stratejik noktada varlık göstermeye devam edeceğini söyledi.

İsrail güçlerinin konuşlanacağı beş nokta şöyle: Labouneh, Jabal Balat, Hunin Vadisi ile Markaba arasındaki Al-Dawawir bölgesi, Aytarun’daki Jal Al-Deir ve Jabal Al-Bat (tek nokta olarak kabul ediliyor) ve Khiam kasabası yakınlarındaki Tal Al-Hamamis.

İsrail, Hizbullah ile varılan ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak ülkeden çekilmesi için salı günü verilen son tarihe rağmen Lübnan’daki beş stratejik noktada asker bulundurmaya devam ediyor. Bu hareket, Hizbullah’ın İsrail’i şartlarını ihlal etmekle suçladığı ateşkesin kırılganlığını vurguluyor.

İsrail ordu sözcüsü Nadav Shoshani, Lübnan’da beş noktada asker bulundurmanın sınıra yakın yaşayan İsrail vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için gerekli olduğunu söyledi. Bunlardan yaklaşık 60.000’i daha önceki çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilmiş durumda.

Shoshani, “geçici önlemin” ateşkesi izleyen ABD liderliği tarafından onaylandığını öne sürdü. Shoshani, İsrail’in askerlerini “doğru şekilde, kademeli olarak ve sivillerimizin güvenliğini koruyacak şekilde” geri çekmeye kararlı olduğunu da sözlerine ekledi.

İsrail güçlerinin konuşlanacağı beş nokta şöyle: Labouneh, Jabal Balat, Hunin Vadisi ile Markaba arasındaki Al-Dawawir bölgesi, Aytarun’daki Jal Al-Deir ve Jabal Al-Bat (tek nokta olarak kabul ediliyor) ve Khiam kasabası yakınlarındaki Tal Al-Hamamis.

İsrail, Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın konuşması sırasında Bekaa bölgesindeki askeri mevzilere hava saldırıları düzenleyerek Hizbullah’ı hedef almaya devam etti. İsrail, Hizbullah’ı ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçladı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ülkesinin sınırın kendi tarafında inşa edilen yeni karakollara takviye güç gönderdiğini doğrulayarak, “Kuzeydeki her topluluğa tam güvenlik sağlamaya kararlıyız,” dedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Hizbullah’a yakın meclis başkanı Nebih Berri’nin buna karşı çıktığı yönünde haberler medyaya yansımıştı.

Cumhurbaşkanı Avn, İsrail’in açıklaması öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada ateşkes anlaşmasına saygı duyulması gerektiğini belirterek “düşman İsrail’e güvenilemeyeceğini” ifade etmişti. Lübnanlı yetkililerin İsrail’in Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini sağlamak üzere diplomatik girişimlerde bulunduklarını belirten Avn, “Tek bir İsraillinin Lübnan topraklarında kalmasını kabul etmeyeceğim” demişti.

Avn’ın ofisinden yapılan açıklamada da “İsrail’in anlaşmaya bağlı kalması, belirlenen tarihte askerlerini geri çekmesi ve esirleri iadesi için çeşitli düzeylerde temasları sürdürüyoruz. Ateşkes anlaşmasının sponsorları bize yardımcı olmak üzere sorumluluklarını yerine getirmelidir” ifadelerine yer verildi.

Hizbullah, 18 Şubat’tan itibaren Lübnan topraklarında bulunan tüm İsrail askerlerinin işgal gücü olarak görüleceğini bildirmişti.

Kasım ayında kabul edilen ateşkesin ilk şartlarına göre, güney Lübnan’daki tampon bölgede bulunan İsrail askerlerinin ocak ayı sonunda Lübnan ordusu ve BM barış gücü askerleri ile yer değiştirmesi gerekiyordu. Bu süre daha sonra 18 Şubat’a kadar uzatıldı. Hizbullah güçlerini İsrail sınırından yaklaşık 30 km uzaklıktaki Litani nehrinin kuzeyine geri çekecekti.

İsrail ile Hizbullah arasındaki düşük düzeyli çatışma 8 Ekim 2023’te İran destekli militan grubun, önceki gün İsrail’in güneyine düzenlediği saldırılarda 1.200 kişiyi öldüren Hamas’la dayanışma amacıyla komşusuna roket atmasıyla başladı.

Çatışmalar eylül ayında İsrail’in Hizbullah üyeleri tarafından kullanılan çağrı cihazlarını ve telsizleri uzaktan patlatmasının ardından şiddetlendi. Nasrallah kısa bir süre sonra İsrail ordusunun Beyrut’un güneyindeki bir binayı bombalaması sonucu öldürüldü.

İsrail birlikleri 1 Ekim’de Lübnan’a girdi. Yaklaşık iki ay sonra İsrail ve Hizbullah, ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda bir ateşkes üzerinde anlaştı. Çatışma sırasında 4.000’den fazla Lübnanlı öldürüldü. Çatışmanın doruğa ulaştığı dönemde Lübnan’da yerinden edilen 1 milyon kişiden yaklaşık 100.000’i hala evlerine dönemedi.

Paylaşın

Zelenski, ABD’nin Nadir Mineraller Teklifini Reddetti: Sömürge Anlaşması

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump’ın Ukrayna’nın nadir mineral varlığının yüzde 50’sini ABD’ye vermeyi öngören teklifini reddetti.

Ukrayna, titanyum, nadir toprak metalleri ve doğal gaz dahil olmak üzere 109 önemli mineral yatağına sahip. Bu mineral yataklarından bazıları Rusya işgali altında veya ön cephe bölgelerinde.

2024’ün başlarında, Ukrayna enerji firması Naftogaz, sektörün ekonomik önemini vurgulayarak 500 milyon doların üzerinde kar bildirdi.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, ABD Başkanı Donald Trump’ın sunduğu mineral teklifini reddettiğini açıkladı.

Münih Güvenlik Konferansı için gittiği Almanya’da açıklama yapan Zelenski, ABD’nin Ukrayna’daki nadir toprak minerallerine erişmesini sağlayacak anlaşma önerisini imzalamamaları yönünde bakanlarına talimat verdiğini, çünkü önerinin ABD çıkarlarına çok daha fazla odaklandığını söyledi.

Teklif, cuma günü ​​Zelenski’nin Münih’te ABD Başkan Yardımcısı JD Vance ile yaptığı görüşmelerin önemli bir gündemiydi. Associated Press’e (AP) konuşan üst düzey bir Ukraynalı yetkili, Trump’ın mineraller karşılığında herhangi bir özel güvenlik garantisi sunmadığını dile getirdi.

Adı açıklanmayan kaynaklar, teklifin ABD’nin Kiev’deki nadir toprak minerallerini Joe Biden yönetimi tarafından Ukrayna’ya verilen desteğin “tazmini” ve gelecekteki yardımların karşılığı olarak kullanmayı amaçladığını öne sürdü.

Eski bir üst düzey yetkili, “Bu bir sömürge anlaşması ve Zelenski bunu imzalayamaz,” diye konuştu.

Zelenski, cumartesi günü Münih’te AP’ye yaptığı açıklamada, “Bakanların ilgili anlaşmayı imzalamasına izin vermedim çünkü bence bu anlaşma bizi ve çıkarlarımızı korumaya yönelik değil,” dedi.

Ukrayna, havacılık, savunma ve nükleer gibi endüstrilerde kullanılan kritik minerallerden oluşan geniş rezervlere sahip. Trump yönetimi, Çin’e bağımlılığı azaltmak için bunlara erişmekle ilgileniyor.

Ancak Zelenski, herhangi bir anlaşma karşılığında Rusya’nın olası saldırılarını caydıracak güvenlik garantileri sunulmasını talep ediyor. Ukrayna lideri, “Benim için güvenlik garantisi ve yatırım arasındaki bağlantı çok önemli,” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

İsrail, Gazze’ye Yönelik Saldırı Planları Hazırlıyor

İsrail Savunma Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Herzi Halevi, sosyal medya hesabı üzerinden, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’ne yönelik saldırı planları hazırladığını açıkladı.

Haber Merkezi / Herzi Halevi ayrıca, İsrail’in Hamas’ın elinde bulunan rehinelerin kurtarılması konusunda kararlı olduğunu ve bunu başarmak için yoğun çaba sarf ettiğini söyledi.

Hamas bugün erken saatlerde üç İsrailli esiri Uluslararası Kızılhaç Komitesi’ne (ICRC) teslim etti. İsrail ise buna karşılık, 369 Filistinli tutsağı serbest bıraktı.

Hamas şu ana kadar 19 İsrailli ve 5 Taylandlı rehineyi serbest bıraktı. Hâlâ Hamas’ın elinde olduğu düşünülen 73 rehinenin yaklaşık yarısı, İsrail makamlarına göre kayıp veya hayatını kaybetmiş bulunuyor.

ABD’de Joe Biden’ın başkan olarak geçirdiği son gün olan 19 Ocak’ta varılan anlaşmanın ilk evresi, 42 günlük bir ateşkes öngörüyor.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu ile görüşen ABD Başkanı Donald Trump’ın birkaç hafta önce dile getirdiği, ABD’nin Gazze Şeridi’nin kontrolünü devralıp, Filistinlileri Gazze Şeridi’nden sürüp, bölgeyi “Ortadoğu’nun rivierası” hâline getirecek şekilde yeniden inşa etmesi planları, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülkenin tepkisini çekmişti.

Öte yandan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres ise insani yardım taşıyan 630’dan fazla kamyonun Gazze’ye girdiğini bildirdi. Guterres’in açıklamasına göre bunların en az 300’ü Gazze’nin kuzey kesimine gönderildi.

Güvenlik Konseyi’ni ve tüm BM üyesi devletleri ateşkesin uygulanması ve çatışmaların kalıcı olarak durdurulmasına yönelik çabaları desteklemeye çağıran Guterres, ayrıca uluslararası medyanın sahadaki durumu haberleştirmesi için Gazze’ye girmesine izin verilmesi çağrısında bulundu.

Diğer taraftan, 22 ülkeden oluşan Arap Grubu’nun BM’deki büyükelçileri, yaptıkları ortak açıklamada, Başkan Trump’ın, ABD’nin Gazze Şeridi’nin kontrolünü devralması ve Filistinliler’in başka bir yere yerleştirilmesi önerisini reddetti. Arap ülkeleri, Gazze’nin Filistinliler için yeniden inşa edildiğini görmek istediklerini ifade etti.

New York’taki BM merkezinde konuşan grubun başkanı Kuveyt’in BM Daimi Temsilcisi Tarık Albanai, Filistinliler’in Gazze’den çıkarılması önerisinin “1949 tarihli Dördüncü Cenevre Sözleşmesi’nin, sebebi ne olursa olsun, korunan nüfusun işgal altındaki topraklardan zorla çıkarılmasını yasaklayan 49. maddesinin açık bir ihlali” anlamına geleceğini söyledi.

BM Filistin Büyükelçisi Riyad Mansur, Filistinliler’in Gazze’nin Trump’ın hayal ettiği gibi yeniden inşa edildiğini görmek istediklerini, ancak Gazze’nin sadece Filistinliler için inşa edilmesi gerektiğini dile getirdi. “Bizim Filistin’den başka vatanımız yok” diyen Mansur, Gazze Şeridi’ni ve Filistin’i yeniden inşa edeceklerini söyledi.

Mansur ayrıca grubun mevcut ateşkes anlaşmasının arkasında güçlü bir şekilde birleştiğini, bunun kalıcı hale getirilmesini ve sadece Gazze’yi değil işgal altındaki Batı Şeria’yı da kapsayacak şekilde genişletilmesini istediklerini ifade etti.

Arap Grubu ayrıca BM Güvenlik Konseyi’ni Gazze’yi ziyaret etmeye davet etti.

Paylaşın

ABD’nin Suriye’de Bundan Sonraki Hamlesi Ne Olacak?

Beşar Esad’ın devrilmesinden sonra ABD’nin, IŞİD’le mücadeleye odaklanan askeri koalsiyonun bir parçası olarak Suriye’de kalıp kalmayacağı belirsizliğini koruyor.

İsrail’de bulunan Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden dış politika uzmanı Gallia Lindenstrauss, “Kimse IŞİD’in yeniden canlandığını görmek istemiyor. Bana kalırsa bu açıdan ABD buradaki az sayıda askerinin etkili olduğunu anlıyor. Neden çekilsin?” diyor.

ABD’nin Suriye’deki varlığının geleceği, Türkiye ve İsrail’den gelen farklı taleplerin gölgesinde belirsizlikle karşı karşıya. İsrail, ABD’nin Suriye’de IŞİD’le mücadelede Kürt güçlerine desteği sürdürmesini istiyor. Türkiye ise bu stratejiye karşı çıkıyor.

Suriye’de bulunan 2 bin ABD askeri, Suriye Demokratik Güçleri (SDG) adını taşıyan Arap-Kürt koalisyonuna IŞİD’le mücadelede destek veriyor. SDG’nin kontrolündeki cezaevlerinde de binlerce IŞİD militanı tutuluyor.

Washington’daki düşünce kuruluşu Demokrasileri Koruma Vakfı uzmanlarından Sinan Ciddi, ABD Başkanı Donald Trump’ın seçim kampanyasında Amerika’nın önceliklerini dikkate alma vaadinde bulunduğunu hatırlatıyor; ancak diğer yandan da Suriye’den 2 bin askeri çekmesi halinde önemli bir güvenlik tehdidi olasılığıyla karşı karşıya kalınabileceği görüşünü dile getiriyor.

Ankara ise terör örgütü PKK’nın Suriye kolu olarak gördüğü SDG’ye Washington’un destek vermesine karşı çıkıyor.

Uzmanlara göre ABD’nin Suriye’deki askeri varlığı şimdiye kadar, sınırda konuşlu bulunan Türk ordusunun SDG’yi bozguna uğratmasını engelledi. Ancak SDG için zamanın daralıyor olabileceğini söyleyenler de var.

Eski bir diplomat olan dış politika uzmanı Aydın Selcen bugüne kadar bu güçleri koruyan tek şeyin ABD himayesi olduğunu ve SDG’nin ülkedeki yeni süreçte Şam ile güçlerini birleştirmek ve Suriye Silahlı Kuvvetleri’ne katılmak konusunda karar vermek zorunda olduğunu belirtiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suriye’nin yeni yöneticileriyle yakın ilişkileri var. Erdoğan, lağvedilmezse SDG’nin Türkiye’nin saldırısıyla karşı karşıya kalacağını söylüyor.

İsrail’den Suriye Demokratik Güçleri’ne destek

İsrail hükümeti ise IŞİD tehdidi karşısında Suriye Demokratik Güçleri’ne destek verdiğini ifade ediyor.

İsrail’de bulunan Ulusal Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü’nden dış politika uzmanı Gallia Lindenstrauss, “Kimse IŞİD’in yeniden canlandığını görmek istemiyor. Bana kalırsa bu açıdan ABD buradaki az sayıda askerinin etkili olduğunu anlıyor. Neden çekilsin?” diyor.

İsrail, Suriye’nin kuzeydoğusunda Kürt varlığına Batı’nın desteğinin sürdüğünü görmek istediğini ve bu kapsamda diplomatik çabaların olacağını açıkladı. Dışişleri Bakanı Israel Katz, Suriyeli Kürtler’in İsrail’in müttefiki olarak öneminin altını çizdi.

Sinan Ciddi, İsrail hükümetinin Suriyeli Kürtler gibi devlet dışı aktörlere daha fazla resmi ve hükümet desteği sağlama yönündeki hamlelerinin arttığı görüşünde. Ciddi buna neden olarak, İsrailliler’in, çok önem verdikleri bazı büyük güvenlik kaygılarını engellemede, SDG’yi güvenilir bulmasını gösteriyor.

Türkiye’nin Hamas’a verdiği destek de ABD yönetimi için büyük bir sorun teşkil ediyor. Zira ABD bir yandan İsrail’in kendisini yok etmek isteyenlere karşı koruma çabalarını desteklerken, diğer yandan da bölgede istikrarı sağlamaya yönelik olasılıkları değerlendiriyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

İsrail, Golan’daki İşgalini Pekiştirmeye Mi Çalışıyor?

İsrail’in, Golan Tepeleri yakınlarında ilerleyişini ve işgali sürdürdüğü iddia ediliyor. Golan Tepeleri, bin 800 kilometrekarelik bir alana yayılıyor ve onlarca yıldır bölgenin kritik noktası konumunda yer alıyor.

Beşar Esad rejiminin geçen yıl Aralık ayında devrilmesinin ardından, güvenlik gerekçesiyle askerlerini Suriye topraklarına sokan ve burada bir tampon bölge oluşturmaya çalışan İsrail’in bölgede yayılmaya devam ettiği öne sürüldü.

İsrail ordusunun, işgal altındaki Golan Tepeleri yakınlarında bulunan Suriye köylerine ilerleyişini sürdürdüğünü aktaran Londra merkezli Suriye İnsan Hakları Gözlemevi, İsrail askerlerinin Kuneytra’nın batısındaki El-Rafid’de de görüldüğünü duyurdu.

İki gün önce de onlarca İsrail askerinin Kudna köyüne girdiği belirtilmişti. On ikiden fazla İsrail askeri aracının da Sayda Golan köyünde görüldüğü kaydedilirken askerlerin bölgede bir kontrol noktası oluşturduğu ve yoğun denetimler gerçekleştirmeye başladığı ifade edildi.

Yerel politikacılar ve bölge sakinleri İsrail’i “yeni bir gerçeklik yaratmaya çalışmakla” ve Suriye topraklarında askeri mevzi ile helikopter iniş pistleri kurmakla suçluyor. Ayrıca İsrail ordusu, bölgedeki altyapıyı ve tarım arazilerini tahrip etmekle itham ediliyor.

İsrail ordusu, Alman haber ajansı dpa’nın konuya ilişkin sorusuna cevaben, birliklerinin konumuyla ilgili yorumda bulunmayacağını belirtti.

İsrail, Suriye topraklarına yönelik askeri harekatını Hizbullah ve Hamas militanları tarafından kullanılabilecek silah depoları ve sevkiyat yollarına karşı mücadeleyle gerekçelendiriyor. Hizbullah’ın devrik lider Esad’ın müttefiki olduğunu ve artık bu tür bir gerekçeye konu olmayacağını savunan Suriye’nin yeni devlet başkanı Ahmed Şara ise İsrail’in işgal ettiği topraklardan geri çekilmesini talep ediyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Donald Trump’tan Nükleer Silahların Sınırlandırılması Hamlesi

ABD Başkanı Donald Trump, hem Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin hem de Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile “nükleer silah stoklarına” sınırlama getirilmesi konusunda görüşmek istediğini söyledi.

Haber Merkezi / Donald Trump, ilk döneminde Vladimir Putin ile nükleer silahların azaltılması konusunda bir anlaşmaya vardığını ve Çin’in de buna “çok açık” olduğunu söyledi, ancak Kaovid – 19 salgını başlayınca bu çabalar sekteye uğradı.

ABD Başkanı Trump, konuya yeniden bakacağını, Putin ve Şi ile görüşmelere başlayacağını ve muhtemelen üçlü bir toplantıya geçebileceğini ifade etti. Trump, toplantıların nerede gerçekleştiğinin kendisi için önemli olmadığını belirterek, “Önemli olan nihai sonuçtur” dedi.

Trump, ABD’nin hasımlarından bu konuyla ilgili taahhüt almayı umut ettiğini söylerken, zaten dünyayı 50, hatta 100 kez tahrip edebilecek nükleer silah stoklarına sahip olduklarına işaret etti, “Yepyeni nükleer silahlar geliştirmemizin hiçbir nedeni yok, zaten çok fazla nükleer silahımız var” dedi.

Devasa boyutta nükleer silah stokları bulunan ABD ve Rusya’dan sonra Çin’in de bu alanda gelişme kaydettiğine dikkat çeken ABD Başkanı, Pekin’in beş ya da altı yıl içinde “nükleer yıkım yaratma kapasitesini yakalayacağı” öngörüsünü paylaştı.

Ukrayna ve Ortadoğu’da “işleri yoluna koyduktan sonra”, ilk iş olarak Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile üçlü zirve düzenlemek istediğini anlatan Trump, “Onlara ‘hadi gelin savunma bütçemizi yarıya indirelim’ demek istiyorum. Ve biz bunu yapabiliriz. Ve bence bunu yapacağız” dedi.

Donald Trump, Çin ve Rusya ile nükleer silahsızlanma konusunda uzlaşabilmeleri halinde, nükleer silahlara harcanan parayı daha verimli ve işlevsel şeylere harcayabilmeyi umut ettiğini de sözlerine ekledi.

Paylaşın

Trump, Putin İle Ukrayna Savaşını Sona Erdirmek İçin Anlaştı

ABD Devlet Başkan Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile, Ukrayna’daki savaşı bitirmek için “hemen müzakerelere başlama” konusunda anlaştıklarını söyledi.

Haber Merkezi / Donald Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi de görüşme hakkında bilgilendireceklerini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini açıkladı.

Trump, Putin ile, Ukrayna’daki savaşı sona erdirmek için “derhal müzakerelere başlanması” konusunda anlaştıklarını ifade etti.

Donald Trump, “Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski’yi arayarak görüşme hakkında kendisini bilgilendireceğiz, ki ben de bunu hemen şimdi yapacağım” dedi.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, Vladimir Putin ile Donald Trump arasında gerçekleşen telefon görüşmesini doğruladı.

Peskov, “Çok uzun bir telefon görüşmesiydi, neredeyse bir buçuk saat sürdü” diye ekledi.

Kremlin Sözcüsü, Putin’in “çatışmanın temel nedenlerine değinilmesi gerektiğini” söylediğini de aktardı. Dmitri Peskov, Putin’in Trump’ı Moskova’ya davet ettiğini de ifade etti.

Paylaşın

Zelenski, Savaşı Bitirmek İçin Rusya’ya Toprak Takası Teklif Etti

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, savaşı sona erdirmek için Rusya ile ele geçirilen toprakların takas edilmesini önerdi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Zelenski’nin önerisini reddetti.

İngiliz Guardian gazetesine verdiği demeçte Zelenski, Rus toprağı Kursk bölgesinde Ukrayna askerinin kontrolündeki alanlara karşılık Rusya’nın Ukrayna’da işgal ettiği bir bölgeden çekilmesini teklif etti. Zelenski Kursk’a karşılık hangi Ukrayna toprağını istediğini belirtmedi, “Bilmiyorum, göreceğiz. Fakat tüm topraklarımız bizim için önemli” dedi.

Halihazırda Ukrayna topraklarının yüzde 20’sinde Rus askeri bulunuyor. Geçen Ağustos ayında Ukrayna ordusu Rusya içlerindeki Kursk bölgesine sürpriz bir saldırı başlatmıştı. Kiev’in bu hamle ile Rus ordusunun dikkatini dağıtmayı ve gelecekteki müzakerelerde bu toprakları pazarlık unsuru olarak kullanmayı hedeflediği değerlendiriliyordu.

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Moskova’da düzenlediği basın toplantısında, Volodimir Zelenski’nin önerisini reddederek, Rusya’nın asla toprak takası konusunu görüşmeyeceğini söyledi.

Peskov, Moskova’nın toprak bütünlüğüne ilişkin tutumunun değişmediğini vurguladı. “Rusya topraklarının değişimini asla tartışmayacak” dedi. Peskov ayrıca, Rus toprağı olarak adlandırdığı bölgede bulunan Ukrayna güçlerinin “ortadan kaldırılıp çıkarılacağını” yineledi.

Savaşta neredeyse üçüncü yılın sonuna gelinirken Ukrayna Savunma Bakanlığı orduya daha fazla personel bulabilmek için genç gönüllülere 24 bin dolar önerdi.

Hükümet 18-24 yaş arasındakilerin orduya gönüllü katılımı için ise yeni bir program başlattı. Yaklaşık 24 bin dolarlık para ödülüne ek olarak orduyla 12 aylık sözleşme imzalayanlara düşük faizli konut kredisi sözü de veriliyor.

Rusya karşısında personel eksikliği çeken Ukrayna, zorunlu askerlik yaşını 27’den 25’e düşürmüştü. Savaşın başında ilan edilen sıkıyönetimle 18-60 yaş arasındaki erkeklerin ülkeyi terk etmesi yasaklanmıştı. Ancak daha önce ABD’den gelen önerilere rağmen zorunlu askerlik yaşı 18’e çekilmedi.

Paylaşın

İsrail, 34 Filistinli İşçiyi “İşkence Ederek” Öldürdü

Arap İşçi Sendikası, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te başlattığı saldırının ardından, İsrail güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınan Filistinli işçilerden 34’ünün işkenceyle öldürüldüğünü duyurdu.

Merkezi Nasıra’daki (Nazareth) Arap İşçi Sendikası’nın hukuk danışmanı Vehbi Badarneh, Arab48 haber kuruluşuna yaptığı açıklamada sendikanın derlediği tanıklıklara göre, 8 Ekim 2023’ten beri kayıp olan ve kendilerinden haber alınamayan Gazzeli 46 Filistinli işçinin akıbetlerine konusunda İsrail polis ve ordu makamlarına yönelik sorularına yanıt aldıklarını söyledi.

Buna göre İsrail Hapishane Hizmetleri, Filistin sendikasına, gözaltı merkezlerinde “meçhul koşullar altında veya kalp krizinden” 34 işçinin öldüğünü doğrulayan muğlak bir yanıt verdi.

Badarneh, 7 Ekim 2023’e kadar Gazzeli 18 bin Filistinlinin çalışma izniyle İsrail’de olduklarını ancak saldırıdan sonra İsrail yetkililerinin işgal altındaki Batı Şeria ve Gazze’den Filistinlilerin çalışma izinlerini kaldırdıklarını söyledi.

Vehbi Badarneh, Batı Şeria’dan gelenlerin nispeten daha kolay geri döndüklerini ancak kuşatma altındaki Gazze’den gelecek işçiler için durumun çok daha zor olduğunu söyledi.

Badarneh, Arab48’e verdiği demeçte, “İsrail ile Gazze arasındaki ‘Gazze Cebi’ denilen sınır bölgesinde bir kargaşalık hali ve bilgi karmaşası vardı, duvarlar aşılıp yıkıldıktan sonra kimin işçi kimin karşıdan gelenler olduğunu bilen yoktu.” dedi ve ekledi:

“Bu kargaşa nedeniyle Gazzeli işçiler dağıldı, kimileri Gazze’ye dönmekten korktu, kimileri Batı Şeria’ya sığındı, ve kimileri de Gazze Cebi’ndeki olaylara misilleme olarak askeri kontrol noktalarında gözaltına alındı, tutuklandı ve vahşice ve korkunç muamelelere maruz kaldılar.”

Vehbi Badarneh’e göre, Gazzeli yüzlerce işçi, aralarında Gazze’den kaçırılan Filistinlilerin uğradıkları işkenceler nedeniyle adı çıkan Sde Teiman ve Ofer gözaltı merkezlerinin de olduğu İsrail’in kurduğu cezaevlerine aktarıldılar.

Badarneh, Arap İşçi Sendikası’nın başlangıçta yakınlarıyla iletişimlerini kaybetmiş Filistinlilerden çok sayıda istek ve şikayet aldıklarını söyledi. Badarneh, “Bu şikayetlerin sayısı yüzlere ulaştığında, sorunun ciddi olduğunu ve bireysel vakalarla sınırlı olmadığını gördük” diye ekledi.

Sendika bazı İsrailli yetkililer ve devlet kuruluşlarıyla iletişime geçseler de bilgi edin me istekleri ilgisizlikle karşılandı ve önemsenmedi. Ancak grup çabalarını ısrarla sürdürmeye devam ettikçe bazı kapılar aralanmaya başladı.

Vehbi Badarneh, “Çalmadık tek bir kapıyı bile bırakmadık” dedi ve ekledi: “Evet, Yüksek Mahkeme’ye de gittik ve sonunda İsrail gazetesi Haaretz konuyla ilgili bir haber yayımladı.”

Haber üzerinde çalışan gazeteciye bir İsrail ordu sözcüsünce kontrol noktalarında öldürülen kimi işçilerin cesetlerinin Erez kontrol noktası üzerinden gömülmek üzere Gazze’ye nakledildiği söylendi.

“Korkunç işkence yöntemleri açığa çıktı”

Batı Şeria’ya sığınan ve Eriha’da Filistin askeri okulunda barındırılan Gazzeli kimi işçilerin kaçırılmalara ilişkin verdikleri bilgilere göre, o dönemde görgü tanıklarının anlatımları ve video kliplerle de doğrulandığı şekilde gözaltına alınan Filistinli işçiler vahşice dövüldüler, güysileri çıkarılarak soyuldular ve çeşitli işkence yöntemlerine maruz kaldılar.

Sendika bu bilgilere dayanarak, kayıp Filistinli işçilerin İsrail gözaltı merkezlerinde işkenceyle öldürüldüğü sonucuna vardı. Sendika daha sonra ellerindeki bilgileri Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) İsrail aleyhine şikayetler kapsamına alınması için Avrupa’daki sendikalara iletti.

Badarneh, İsrail tarafından seyahat etmeleri önüne engeller çıkarılan “Gazzeli işçilerin, tüm zorluk ve kısıtlamalara rağmen, Uluslararası Çalışma Örgütü önünde ifade vermek üzere Cenevre’ye çağrıldıklarını” ekledi.

Middle East Eye (MEE) Kasım 2023’te söyleşi yaptığı işçilerin anlatımlarının Badarneh’in söyledikleriyle bire bir çakıştığını belgeledi.

Bir işçi MEE’ye Kasım 2023’te verdiği söyleşide “İşkence gördük, kimse bize merhamet etmedi. Paramızı ve giyeceklerimizi aldılar, işkenceler sırasında bizi üç gün boyunca çıplak bıraktılar. Açtık, tekmelediler ve yumrukladılar, başımıza bastılar, ve hala bu acılar sürüyor” demişti.

Aynı ay, Euro-Med İnsan Hakları Gözlemcisi, Gazze’den binlerce işçinin dört haftalık esaretleri sırasında İsrail güçleri tarafından “korkunç işkence biçimlerine” maruz kaldığını ortaya koymuştu.

Euro-Med, “Tanıklıkların, işçilerin birkaç gün boyunca yiyecek ve su olmadan bırakıldıklarını, işkence gördüklerini, elektrik akımına maruz bırakıldıklarını ve yakıldıklarını, ayrıca cinsel tacize uğradıklarını ve vücutlarına işenerek kasıtlı aşağılandıklarını ve benzeri görülmemiş kötü muameleye maruz kaldıklarını gösterdiğini” bildirdi.

Kuruluş çok sayıda Filistinli işçinin de işverenlerinin kötü muamelesine uğradığını ücretlerinin ödenmesinin reddedildiğini, üzerlerine tükürüldüğünü, aşağılama ve hakaretlere maruz bırakıldıklarını da belirtti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın