ABD, Trump – Zelenski Gerginliğinin Ardından Ukrayna’ya Yardımları Askıya Aldı

ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna’ya yönelik tüm yardımları askıya aldı. Karar, Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Zelenski arasında Beyaz Saray’da yaşanan gerginliğin ardından geldi.

Karar, Trump’ın savunma bakanı Pete Hegseth ve başkan yardımcısı JD Vance’in yanı sıra dışişleri bakanı Marco Rubio, ulusal istihbarat direktörü Tulsi Gabbard ve Trump’ın Ortadoğu temsilcisi Steve Witkoff’un da katıldığı Beyaz Saray toplantısının ardından alındı.

İsmi açıklanmayan üst düzey bir hükümet yetkilisine dayandırdığı haberinde Fox News, bunun “geçici” bir adım olduğunu vurguladı.

New York Times gazetesi ise yardımların geleceğinin Ukrayna lideri Volodimir Zelenski’nin Rusya ile müzakerelere başlama niyetine bağlı olduğunu yazdı. Gazeteye göre durdurma kararı hemen yürürlüğe girerken Ukrayna’ya gönderilme sürecinde olan yüz milyonlarca dolarlık silahın teslimatı iptal edildi.

Haber ajansı AFP’ye konuşan bir Beyaz Saray yetkilisi de bu hamlenin Kiev üzerinde baskıyı artırarak Zelenski’yi müzakereye zorlamayı amaçladığını belirtti.

Trump, karardan hemen önce Zelenski’ye kamuoyu önünde yönelttiği eleştirileri sürdürmüş ve barış anlaşmasını desteklemediği sürece Ukrayna liderinin uzun süre görevinde kalamayacağını söylemişti. ABD şu ana dek Ukrayna’ya en büyük askeri desteği veren ülke ve hava savunma da dahil kritik yardımlarda bulunuyordu.

Trump son olarak ülkesinin Volodimir Zelenski’ye “daha fazla tahammülü kalmadığını” söyleyerek, Ukrayna Devlet Başkanını barış müzakerelerini engellemekle suçladı.

Trump kendi sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı açıklamada, “Amerika’nın çok fazla tahammülü kalmadı. Bu adam (Zelenskiy) Amerika’nın desteği olduğu sürece barış istemiyor” dedi.

Beyaz Saray’da Zelenski ile yaptığı gergin görüşmenin ardından Pazartesi günü basın toplantısında konuşan Trump, Ukrayna’ya askeri yardımı askıya almayı henüz “konuşmadığını” söylemiş ve “ne olacağını göreceğiz” dedi. Trump ayrıca Zelenski’nin “daha minnettar olması” gerektiğini belirtti.

Trump, Ukrayna liderinin savaşın sona ermesinin “çok çok uzak” olduğu konusundaki beyanları için de “haklı çıkmasa iyi olur” diye de ekledi. Trump, barış için herhangi bir anlaşmaya Rusya ve Ukrayna ile varılması, Avrupa ve ABD’nin de “onay ve rızasının” alınması gerektiğini söyledi.

Donald Trump, “Belki de birileri anlaşma yapmak istemiyordur” diye devam eden Trump, bu durumda [görevde] “çok uzun olmayacaklarını” ifade etti.

Trump’ın paylaşımı ardından Zelenski de sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, ülkesinin “bu savaşı sona erdirmek” için “esaslı” bir diplomasi oluşturmasının çok önemli olduğunu söyledi.

Barışa yönelik diğer adımların “yakında geleceğini” ve Ukraynalıların barış istediğini belirten Zelenski, “Savaşı durdurmamız ve güvenliği garanti altına almamız gerekiyor. Amerika ve Avrupalı ortaklarımızla birlikte çalışıyoruz ve barışa giden yolda ABD’nin desteğini umuyoruz. Bir an önce barışa ihtiyaç var.” dedi.

Avrupa daha fazla rol üstlenmeye hazır

Beyaz Saray’daki toplantı başarısızlıkla sonuçlanınca, Zelenski Avrupa’daki müttefikleriyle görüşmeler yaptı. Londra’da İngiltere Başbakanı Keir Starmer tarafından sıcak bir şekilde karşılandı.

Westminster’de konuşan Starmer, İngiltere’nin Ukrayna’ya barış gücü gönderme teklifini yineledi ve Ukrayna’ya 5 bin hava savunma füzesi için 2 milyar dolar sağlayacağını duyurdu. Starmer, bu yatırımın İngiliz ekonomisine geri dönüş sağlayacağını vurguladı.

Starmer, İngiltere Parlamentosu’ndaki konuşmasında “Avrupa’nın kıtamızda barışı desteklemek için büyük bir sorumluluk alması doğru. Ancak başarılı olmak için bu çabanın güçlü bir ABD desteğine de ihtiyacı var” dedi.

Bu açıklama, Starmer’ın Pazar günü Londra’da 18 müttefikiyle yaptığı görüşmelerin ardından geldi. Görüşmede Starmer, ABD’nin Ukrayna’ya desteğinde tereddüt göstermesi nedeniyle Avrupa’nın “tarihin bir dönüm noktasında” olduğunu söyledi.

Pazartesi günü ayrıca, üç yıllık savaşın merkezindeki iki liderin dünyaya verdiği mesajlar, bu komşuların savaşı bitirme konusunda ne kadar farklı yaklaşımlara sahip olduğunu gösterdi.

Zelenski, ülkesinin ABD ile nadir toprak elementleri anlaşmasını imzalamaya hazır olduğunu ve Trump ile ilişkileri düzeltebileceğine inandığını söyledi.

Volodimir Zelenski, “Ukrayna’nın başarısızlığı sadece [Rusya Devlet Başkanı Vladimir] Putin’in başarısı değildir,” dedi. “Bu, Avrupa’nın başarısızlığıdır. Bu, Amerika Birleşik Devletleri’nin başarısızlığıdır. Hepimiz, Putin’e kazanma fırsatı vermemekle ilgileniyoruz.”

Kremlin Sözcüsü Dimitri Peskov ise gazetecilere şu açıklamayı yaptı: “Cuma günü Beyaz Saray’da yaşananlar, Ukrayna konusunda bir çözüme ulaşmanın ne kadar zor olacağını gösterdi. Kiev rejimi ve Zelenski barış istemiyor.”

Peskov, “Savaşın devam etmesini istiyorlar. Bu durumda, Washington’un çabaları ve Moskova’nın hazır olması tek başına yeterli olmayacaktır. Eksik olan çok önemli bir unsur var” diye ekledi.

Dimitri Peskov, bir gün önce yaptığı açıklamada, Washington’un Rusya’ya yönelik dış politikasındaki değişimin büyük ölçüde Moskova’nın vizyonuyla örtüştüğünü söyledi.

Paylaşın

ABD Tarihinde Bir İlk: Trump, İngilizceyi Resmi Dil Yaptı

ABD tarihinde bir ilke imza atan Donald Trump, İngilizceyi Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) resmi dili olarak belirleyen bir başkanlık kararnamesi yayınladı. 

Resmi dil, hükümetin resmi, günlük işlerini yürütmek için kullandığı dildir. Bir veya daha fazla resmi dile sahip olmak, bir ulusun karakterini ve içinde yaşayanların kültürel kimliğini tanımlamaya yardımcı olabilir.

Bir dilin önceliklendirilmesi, belirli etnik kimlikleri güç pozisyonuna sokabilir ve dili tanınmayanları dışlayabilir.

Bu kararname, eski Başkan Bill Clinton’ın, hükümetin ve federal fon alan kuruluşların İngilizce konuşmayanlara dil yardımı sağlamasını zorunlu kılan talimatını iptal ediyor.

Kararnamede, “İngilizce’yi resmi dil olarak belirlemek sadece iletişimi kolaylaştırmakla kalmayacak, aynı zamanda ortak ulusal değerleri pekiştirecek ve daha uyumlu ve verimli bir toplum yaratacaktır” deniliyor.

Kararname, federal fon alan devlet kurumları ve kuruluşların İngilizce dışındaki dillerde belge ve hizmet sunmaya devam edip etmeyeceklerini seçmelerine izin veriyor.

Ayrıca kararnamede, “Yeni Amerikalılar’ı karşılarken ulusal dilimizin öğrenilmesini ve benimsenmesini teşvik eden bir politikanın ABD’yi ortak bir yuva haline getireceği ve yeni vatandaşları Amerikan rüyasını gerçekleştirme konusunda güçlendireceği” ifadesi yer alıyor.

Başkanlık kararnamesinde, “İngilizce konuşmak sadece ekonomik olarak kapıları açmakla kalmaz, aynı zamanda yeni gelenlerin toplumlarına dahil olmalarına, ulusal geleneklere katılmalarına ve toplumumuza karşılığını vermelerine yardımcı olur” deniliyor.

İngilizce’nin ABD’de resmi dil olmasını savunan bir grup olan U.S. English’e göre, 30’dan fazla eyalet İngilizce’yi resmi dil olarak belirleyen yasaları kabul etti.

Kongre üyeleri yıllarca İngilizce’nin ABD’nin resmi dili olarak kabul edilmesi için yasa tasarısı sunmuş, ancak bu çabalar başarılı olamamıştı.

Trump’ın geçen ay göreve başlamasından birkaç saat sonra yeni yönetim Beyaz Saray’ın resmi internet sitesinin İspanyolca versiyonunu kaldırdı.

Beyaz Saray o zaman internet sitesinin İspanyolca versiyonunu tekrar yayına sokmaya kararlı olduğunu açıklamıştı. Cumartesi günü itibariyle İspanyolca site geri yüklenmedi. Beyaz Saray bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğine ilişkin bir mesaja henüz yanıt vermedi.

Trump ilk döneminde web sitesinin İspanyolca versiyonunu kapatmıştı. Başkan Joe Biden’ın 2021’de göreve başlamasıyla birlikte İspanyolca versiyon yeniden kullanıma açılmıştı.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Volodimir Zelenski: ABD İle Mineraller Anlaşmasını İmzalamaya Hazırız

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, ABD ile mineraller anlaşmasını imzalamaya hazır olduklarını söyledi . Zelenski ayrıca, ABD’yi daha güçlü bir şekilde Ukrayna’nın arkasında durma çağrısında bulundu.

Haber Merkezi / ABD ile Ukrayna arasındaki ilişkiler, Volodimir Zelenski’nin ABD Başkan Donald Trump ve Başkan Yardımcısı JD Vance ile yaptığı tartışmalı toplantının ardından dip seviyeye gerilemişti.

Ukrayna ve Rusya arasında bir barış anlaşmasını sonuçlandırmayı amaçlayan toplantı, Trump’ın Zelenski’yi ateşkesi kabul etmeye çağırması ve müzakereleri engellemekle suçlamasıyla sözlü bir tartışmaya dönüşmüştü.

Donald Trump, “Başkan Zelenski’nin Amerika’nın dahil olduğu bir senaryoda barışa hazır olmadığını anladım çünkü bizim dahil olmamızın müzakerelerde kendisine büyük bir avantaj sağladığını düşünüyor” demişti.

Trump, “Avantaj istemiyorum, barış istiyorum. Amerika Birleşik Devletleri’ne, değerli Oval Ofis’inde saygısızlık etti. Barışa hazır olduğunda geri dönebilir” diye eklemişti.

ABD’nin Ukrayna’nın nadir toprak minerallerine erişimi ilk olarak Şubat ayının başlarında Hazine Bakanı Scott Bessent tarafından Zelenski’ye sunulmuştu. ABD, şu ana kadar verilen askeri desteğe karşılık olarak, Ukrayna’nın mineral ve doğal kaynaklarından elde edilen tüm gelirlerin yüzde 50’sini talep ediyor.

Öte yandan Trump ile Zelenski arasındaki gergin görüşmenin ardından, ABD’nin Ukrayna’ya askeri desteğini çekmesi endişesiyle harekete geçen Avrupa ülkeleri liderleri Londra’da toplandı.

Avrupalı liderler, Ukrayna’ya desteğe devam etmek ve olası bir barış anlaşması sonrası Ukrayna’nın istediği güvenlik garantilerini verebilmek için, “Gönüllüler Koalisyonu” oluşturmasını da kapsayan bir plan üzerinde uzlaştı.

Paylaşın

2024 Yılında 229 Taliban Üyesi Öldürüldü

Afganistan Ulusal Direniş Cephesi (NRF), 2024 yılında ülkenin genelinde düzenledikleri 87 silahlı saldırıda 229 Taliban üyesini öldürdüğünü açıkladı. NRF, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesinin ardından kuruldu.

Haber Merkezi / NRF, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, bu saldırılarda 166 Taliban mensubunun yaralandığını da belirtti. NRF, bu güne kadar Taliban mensuplarına yönelik toplam 330 silahlı saldırı düzenlendiklerini, bu saldırılarda 821 Taliban mensubunun öldüğünü, 868 Taliban mensubunun ise yaralandığını vurguladı.

Ahmed Mesud liderliğindeki NRF, ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi ve Taliban’ın Ağustos 2021’de iktidara dönmesinin ardından kuruldu. NRF, özellikle Pençşir ve Kabil olmak üzere ülke genelinde Taliban’a karşı silahlı eylemlerde bulunuyor.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

Trump, Afganistan’da Bırakılan Askeri Ekipmanları Geri İstiyor

ABD Başkanı Donald Trump, 2021 yılında, ABD’nin Afganistan’dan çekilirken bıraktığı milyarlarca dolar değerindeki askeri teçhizatın geri alınması çağrısını yeniledi. 

Haber Merkezi / Donald Trump, ilk kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada, Taliban’ın eline geçen ekipmanların güvence altına alınamamasını eleştirdi.

Trump, “Geride milyarlarca dolar değerinde ekipman bıraktık,” dedi ve ekledi: “Her yıl sergilediklerini görüyorsunuz… bayrağı sallıyorlar ve Amerika hakkında konuşuyorlar.”

“Bunların hepsi birinci sınıf şeyler. Bence bu ekipmanların çoğunu geri almalıyız” diyen Donald Trump, ekipmanları kurtarmak için somut bir plan sunmadı.

ABD Savunma Bakanlığı’na göre, 7 milyar dolardan fazla değerinde askeri teçhizat Afganistan’da bırakıldı.

ABD’nin çekilmesinin ardından Kabil’de iktidarı ele geçiren Taliban, o tarihten bu yana ele geçirdiği ABD askeri teçhizatlarını kamuoyuna teşhir ediyor.

Donald Trump’ın açıklamaları, geri çekilmenin nasıl ele alınacağıyla ilgili tartışmayı yeniden alevlendirdi. Trump, süreçte yer alan askeri yetkililer sorulduğunda ise, “hepsini kovacağım” yanıtını verdi.

Ancak, ABD Merkez Komutanlığı’nın eski komutanı General Kenneth F. McKenzie Jr. da dahil olmak üzere süreçte yer alan kilit isimler çoktan emekli oldu.

McKenzie daha önce, 13 ABD askerinin ölümüne yol açan Abbey Gate’deki intihar saldırısı da dahil olmak üzere, geri çekilmenin başarısızlıklarının tüm sorumluluğunu kabul etmişti.

Paylaşın

Trump, Zelenski’nin Maden Anlaşmasını İmzalayacağını Duyurdu

ABD Devlet Başkanı Donald Trump, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’nin, Rusya’ya karşı ABD’nin askeri yardımını karşılamak üzere nadir toprak mineralleri anlaşmasını imzalamak üzere cuma günü Beyaz Saray’ı ziyaret edeceğini söyledi.

Haber Merkezi / Ukraynalı yetkililer bu hafta başında anlaşmanın tamamlanmaya yakın olduğunu söylemişti. Volodimir Zelenski, ABD’nin 500 milyar dolardan fazla değerinde bir anlaşma imzalaması için baskı yaptığını ve bu anlaşmanın “10 nesil” Ukraynalıyı bu anlaşmayı ödemeye zorladığını ifade etmişti.

Basında çıkan haberlere göre ABD Ukrayna’nın doğal kaynaklarının kullanımından elde edilmesi beklenen 500 milyar dolarlık gelire ilişkin taleplerini geri çekti, fakat Ukrayna’ya kesin güvenlik garantileri vermedi.

ABD Devlet Başkanı Trump, Joe Biden yönetimi sırasında Ukrayna’ya yapılan yardımların geri ödenmesi kapsamında Ukrayna’nın ABD’ye 500 milyar dolar değerinde ham madde sağlamasının gerektiğini söylemişti. Trump Ukrayna savaşının sona erdirilmesine yönelik anlaşma sağlanması halinde Ukrayna’da barış gücüne ihtiyaç duyulacağını da ifade etmişti.

Amerikalı ve Ukraynalı liderlerin, ABD’nin Ukrayna’nın minerallerine erişimini öngören bir anlaşmayı imzalanmaya yakın olduğunu söylemesinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de kabinesini toplamıştı. Nadir toprak elementleri hakkındaki toplantının ardından açıklama yapan Putin, ABD’ye, Rusya işgali altındaki Ukrayna topraklarındakiler de dahil olmak üzere nadir minerallere erişim sunmaya açık olduğunu söylemişti.

Ukrayna’nın mineral rezervleri

Kiev’in tahminlerine göre dünyadaki kritik ham maddelerin yüzde 5’i Ukrayna’da bulunuyor. Bunlar arasında yaklaşık 19 milyon ton grafit rezervi yer alıyor. Grafit elektrikli araçların bataryalarının yapımında kullanılıyor.

Ukrayna’nın aynı zamanda Avrupa’nın lityum rezervlerinin üçte birine sahip olduğu tahmin ediliyor. Ukrayna’da nadir bulunan 17 elementin önemli miktarda rezervi de bulunuyor. Bu elementler silah, rüzgar türbini, elektronik gibi ürünlerin imalatında kullanılıyor.

Paylaşın

Ukrayna’nın Yeniden İnşasının Maliyeti Yarım Trilyon Doları Aştı

Yeni yayınlanan bir rapor, Ukrayna’nın yeniden inşasının maliyetinin 524 milyar dolar (506 milyar euro) olduğunu ortaya koydu. Rapora göre, yeniden inşa için gereken para, Ukrayna’nın 2024 yılı nominal GSYİH’sinin 2,8 katı.

Rusya tarafından üç yıldır yoğun saldırılara maruz kalan Ukrayna’da insani kayıpların yanı sıra maddi kayıpların da oranı hayli yüksek. Dünya Bankası’nın tahminlerine göre, Ukrayna’nın yeniden inşasının maliyetinin 524 milyar dolar (506 milyar euro) olduğu bildirildi.

Dünya Bankası, Birleşmiş Milletler (BM), Avrupa Birliği (AB) Komisyonu ve Ukrayna hükümeti tarafından Salı günü yayınlanan ortak açıklamada, on yıl sürecek yeniden inşa için gereken miktarın, Ukrayna’nın 2024 yılındaki gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) 2,8 katı olduğu belirtildi. Mart 2024’te yeniden inşa maliyetinin 464 milyar euro olacağı tahmin ediliyordu. Şubat 2023’te ise maliyetin 392 milyar euro olacağı öngörülmüştü.

AB’nin Genişlemeden Sorumlu Komisyon Üyesi Marta Kos ortak açıklamada beyan edilen meblağların yüksekliğine vurgu yaparak, “Bu tahmin Rusya’nın Ukrayna’ya verdiği olağanüstü zararı açıkça göstermektedir” dedi.

Açıklamada yer verilen bilgilere göre hasarın dörtte üçü başkent Kiev’in yanı sıra ülkenin doğusu ve merkezindeki cephe hattı çevresindeki bölgelerinde tespit edildi. Kiev’in yanı sıra Donetsk, Harkiv, Luhansk, Zaporizia ve Herson bölgeleri de zarar gören bölgeler arasında yer aldı. Açıklamaya göre ülke genelinde binaların yüzde 13’ü hasar gördü ya da yıkıldı. Bu durumdan 2,5 milyondan fazla hane etkilendi.

Rusya’nın 24 Şubat 2022’de Ukrayna’ya karşı başlattığı saldırı savaşından bu yana on binlerce insan öldürüldü ve milyonlarca insan Ukrayna’dan kaçtı ya da ülke içinde yerinden edildi.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Almanya Seçimlerinde Zafer Muhafazakarların

Almanya’da yapılan genel seçimlerde merkez sağ muhalefet lideri Friedrich Merz, zaferini ilan etti. Merz, mümkün olan en kısa sürede koalisyon hükümeti kurmayı hedeflediğini söyledi.

Haber Merkezi / Merz, aşırı sağcı AfD ile koalisyon kurmaya karşı olduğunu yineledi. Merz, politikalarının, bu partinin politikalarıyla örtüşmediğini vurguladı.

Dış politikadaki amacın Avrupa’yı güçlendirerek ABD’den bağımsızlığını elde etmek olduğunu belirten Merz, “Avrupalılar için mutlak öncelik iletişim kurmak ve birlik olmaktır,” ifadelerini kullandı.

Partisi içindeki birçok devlet ve hükümet başkanıyla yakın temas halinde olduğunu teyit eden Merz, ayrıca Amerikan hükümetinin bazı bölümlerini de eleştirerek, “Amerika’dan gelenler konusunda hiçbir yanılsamaya kapılmamalıyız. Elon Musk’ın seçim kampanyasına müdahalesi, Moskova’nın müdahalesi kadar dramatik ve çirkindir” dedi.

Friedrich Merz’in liderliğini yaptığı merkez sağ Hristiyan Demokrat Birliği (CDU) ve Hristiyan Sosyal Birliği (CSU) oyların yüzde 29’un aldı.

Aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif Partisi (AfD) desteğini neredeyse ikiye katlayarak, II. Dünya Savaşı’ndan bu yana aşırı sağcı bir parti için en güçlü sonucu elde etti.

AfD’nin başbakan adayı Alice Weidel, partisinin “tarihi bir başarıya” imza attığını söyledi. Weidel, “CDU ile koalisyon müzakerelerine açık olduklarını” söyledi.

“Halkın iradesini, Almanya’nın iradesini hayata geçirmek adına elimizi bir hükümette yer almak için her zaman uzatacağız” diyen AfD lideri, “Aksi halde Almanya için bir siyasi değişim mümkün olmaz” diye konuştu.

Weidel, Federal düzeyde hiç bu kadar güçlü olmadıklarının altını çizerek, “Artık bir halk partisi olarak kendimizi sağlam bir şekilde konumlandırdık” dedi.

Başbakan Olaf Scholz’un liderliğindeki sosyal demokrat SPD, seçimi tarihindeki en kötü sonuçla, oyların sadece yüzde 16’sını alarak tamamladı. SPD, 2021’deki seçimde yüzde 25,7 oy alarak birinci parti olmuştu.

Olaf Scholz, yeni kurulacak hükümette herhangi bir bakanlık görevini üstlenmeyeceğine işaret ederek, “Benim için çok net: Ben sadece Almanya Başbakanlığı için aday oldum, hükümette başka bir görev için değil” diye konuştu. Scholz, olası koalisyon görüşmelerinde de yer almayacağını söyledi.

SPD’li Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, partisinin Federal Meclis seçimlerindeki performansını “yıkıcı, felaket bir sonuç” olarak nitelendirdi. Kamu televizyonu ARD’ye konuşan Pistorius “Bu görmezden gelinecek bir durum değil” dedi.

Hükümeti kurma görevinin seçimlerin galibi Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin başbakan adayı Friedrich Merz’e verileceğine dikkat çeken Pistorius, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) koalisyon müzakerelerine hazır olduğunu dile getirdi. Pistorius, SPD parti yönetiminin ve Başbakan Olaf Scholz’un geleceği hakkında ise yorum yapmak istemedi.

“Partisindeki kişilere ilişkin spekülasyon yapmanın zamanı olmadığını” ifade eden Pistorius, partisi içinde koalisyon görüşmelerinde öncü rol oynayabileceği mesajı verdi. Pistorius, şimdi Hristiyan Birlik partilerinin görevinin demokratik partileri bir araya getirmek olduğunu ifade etti.

Yeşiller’in ve Başbakan adayları Robert Habeck’in oy oranı ise ilk tahminlere göre yüzde 13,3 olarak belirlendi. Yeşiller, geçen seçimde yüzde 14,8 ile üçüncü sırada yer almıştı.

Robert Habeck, CDU lideri Friedrich Merz’e koalisyon görüşmeleri yaklaşmayacağını ifade etti. Hükümeti kurma görevini üstlenin Merz’de olduğunu kaydeden Habeck, “Şimdi Almanya zor bir hükümet kurma sürecinin eşiğinde. Bu süreç hızlı ve başarılı bir şekilde tamamlanmalı” diye konuştu.

Yüzde 5 barajını aşarak meclise girmeyi başaran Sol Parti, yüzde 9 oy aldı. Liberal FDP ve sol-milliyetçi BSW’nin yüzde 5 barajını aşıp aşmayacağı ise henüz netleşmedi.

Sol Parti Eş Başkanı ve liste başı adayı Jan van Aken, ilk tabloyu “Büyük bir başarı” olarak nitelendirdi. Aken, “Bizler ‘mazlum’ olarak yola çıktık ve şimdi öncesine göre daha güçlü bir konumdayız” diye konuştu.

Bu sonuçlara göre, bir önceki seçimlere kıyasla en büyük kazananlar AfD ve Birlik Partileri olurken, en büyük kaybedenlerse SPD ve FDP oldu. Bundan birkaç hafta önce anketlerde yüzde 3 olarak belirlenen Sol Parti de, beklenenden çok daha fazla oy alarak sürpriz yaptı.

Seçimlerde Almanya’nın 16 eyaletindeki 299 seçim bölgesinde, 65 bin seçim mekanında oy kullanıldı. 59 milyona yakın seçmenden yüzde 84’ünün oy verdiği belirlendi.

Koalisyon hesapları

Almanya’daki seçim sistemi, II. Dünya Savaşı sonrasında aşırılıkçı partilerin tek başına iktidara gelmesini önleyecek şekilde yeniden oluşturuldu.

2023’teki reformla birlikte parlamenter sayısı da 630’la sınırlandırıldı. Hükümeti kurmak için 316 milletvekili gerekiyor. Hiçbir partinin tek başına bu çoğunluğu sağlaması beklenmiyor.

Seçim sonrası Almanya’nın yeniden zorlu koalisyon müzakerelerine sahne olması bekleniyor.

Muhtemel koalisyon hükümetinin hangi partilerden oluşacağını ise büyük ölçüde, ülkede yüzde 5 olan seçim barajını kaç partinin aşacağı belirleyecek. Daha fazla partinin barajı aşması, daha fazla partili koalisyonları gerekli kılacak.

2021’de yapılan genel seçimlerde SPD yüzde 27,7, CDU/CSU yüzde 24,1, Yeşiller yüzde 14,8, FDP yüzde 11,5, AfD yüzde 10,3, Sol Parti yüzde 4,9 ile mecliste yer almıştı.

Koalisyon hükümetinin büyük ortağı SPD’li Başbakan Olaf Scholz, 6 Kasım 2024’te koalisyonda yer alan partilerin temsilcileriyle yapılan toplantıda, bütçe konusundaki anlaşmazlık nedeniyle FDP Genel Başkanı da olan Maliye Bakanı Christian Lindner’i görevden almıştı.

Toplantının ardından FDP, hükümette yer alan bakanlarını geri çekmesi üzerine “trafik ışığı hükümeti” dağılmıştı.

Daha sonra Scholz Federal Meclis’te güvenoyu alamadı ve Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier erken seçimin 23 Şubat’ta yapılmasına karar verdi. Böylelikle Eylül 2025’te yapılması öngörülen genel seçimler önce çekilmiş oldu.

Donald Trump’tan açıklama

ABD Başkanı Donald Trump, Truth Social’da “Almanya’daki muhafazakar partinin merakla beklenen ve önemli seçimi kazanmış gibi göründüğünü” paylaştı.

“Tıpkı ABD’de olduğu gibi, Almanya halkı da, özellikle enerji ve göç gibi konularda uzun yıllardır hakim olan gündemdeki sağduyu eksikliğinden bıktı” dedi.

Trump sözlerini şöyle tamamladı: “Bu, Donald J Trump adlı bir beyefendinin liderliğinde, Almanya ve Amerika Birleşik Devletleri için harika bir gün. Herkesi tebrik ediyorum. Daha nice zaferler gelecek.”

Merz daha önce antisemitizmle mücadele etmek, Yahudi topluluklarını korumak ve İsrail’in güvenliğini sağlamak için daha sıkı önlemler alınması gerektiğini vurgulamıştı.

Paylaşın

Suriye Ekonomisinin Toparlanması 50 Yıldan Fazla Sürebilir

Birleşmiş Milletler (BM), Suriye ekonomisinin savaş öncesi seviyeye dönmesinin 55 yıl süreceğini açıkladı. Açıklamada, 2011 yılında başlayan çatışmaların uzun vadeli ekonomik yıkımlarına dikkat çekildi.

Haber Merkezi / Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), “Suriye’deki Çatışmanın Etkileri: Yıkılmış Ekonomi, Yaygın Yoksulluk ve Sosyal ve Ekonomik İyileşmeye Giden Zorlu Yol” başlıklı raporunu yayınladı.

Raporda, Suriye’nin 2018 – 2024 yılları arasında yıllık ekonomik büyüme oranının yaklaşık yüzde 1,3 olduğu belirtilirken, “GSYİH’sinin 2010 seviyelerine ancak 2080 yılında, yani yaklaşık 55 yıl sonra döneceği” ifade edildi.

Raporda, Suriyelilerin onda dokuzunun yoksulluk içinde yaşadığı tahmin edilirken, ülkenin gayri safi yurt içi hasılasının (GSYİH) 2011 öncesine göre yarıdan bile az olduğu, bunun da yaklaşık 800 milyar dolarlık bir kayıp anlamına geldiği belirtiliyor.

UNDP Yardımcı Yöneticisi ve UNDP Arap Ülkeleri Bölge Bürosu Müdürü Abdallah Al-Dardari, Suriye’nin “dış yardıma olan bağımlılığını azaltmasını” sağlayacak tek şeyin reformlar ve altyapının yeniden inşasını içeren “kapsamlı bir strateji” olabileceğini söyledi.

İşsizliğin üç katına çıktığı ve Suriyelilerin dörtte birinin işsiz olduğu vurgulanan raporda, yaptırımlar da dahil olmak üzere uluslararası izolasyonun, kötü olan ekonomiyi daha da kötüleştirdiği belirtildi.

Suriye, 40 yıldır uluslararası yaptırımlar altında bulunuyor ve bu yaptırımlar savaşın başlamasıyla birlikte önemli ölçüde arttı.

Raporda, nüfusun yüzde 75’inin sağlık, eğitim, istihdam, gıda güvenliği, su, enerji ve barınma gibi konularda insani yardıma ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Raporda ayrıca, ülkenin enerji üretiminin yüzde 80 düştüğü, santrallerin yüzde 70’inin hasar gördüğü, bunun da ulusal elektrik şebekesinin kapasitesinde yüzde 75’lik bir azalmaya yol açtığı belirtildi.

Paylaşın

İsrail, Lübnan’da Beş Stratejik Yeri Elinde Tutmaya Devam Edecek

İsrail ordu sözcüsü Nadav Shoshani, İsrail ordusunun Lübnan’dan çekileceğini ancak ordunun Lübnan topraklarındaki beş stratejik noktada varlık göstermeye devam edeceğini söyledi.

İsrail güçlerinin konuşlanacağı beş nokta şöyle: Labouneh, Jabal Balat, Hunin Vadisi ile Markaba arasındaki Al-Dawawir bölgesi, Aytarun’daki Jal Al-Deir ve Jabal Al-Bat (tek nokta olarak kabul ediliyor) ve Khiam kasabası yakınlarındaki Tal Al-Hamamis.

İsrail, Hizbullah ile varılan ateşkes anlaşmasının bir parçası olarak ülkeden çekilmesi için salı günü verilen son tarihe rağmen Lübnan’daki beş stratejik noktada asker bulundurmaya devam ediyor. Bu hareket, Hizbullah’ın İsrail’i şartlarını ihlal etmekle suçladığı ateşkesin kırılganlığını vurguluyor.

İsrail ordu sözcüsü Nadav Shoshani, Lübnan’da beş noktada asker bulundurmanın sınıra yakın yaşayan İsrail vatandaşlarının güvenliğini sağlamak için gerekli olduğunu söyledi. Bunlardan yaklaşık 60.000’i daha önceki çatışmalar nedeniyle yerlerinden edilmiş durumda.

Shoshani, “geçici önlemin” ateşkesi izleyen ABD liderliği tarafından onaylandığını öne sürdü. Shoshani, İsrail’in askerlerini “doğru şekilde, kademeli olarak ve sivillerimizin güvenliğini koruyacak şekilde” geri çekmeye kararlı olduğunu da sözlerine ekledi.

İsrail güçlerinin konuşlanacağı beş nokta şöyle: Labouneh, Jabal Balat, Hunin Vadisi ile Markaba arasındaki Al-Dawawir bölgesi, Aytarun’daki Jal Al-Deir ve Jabal Al-Bat (tek nokta olarak kabul ediliyor) ve Khiam kasabası yakınlarındaki Tal Al-Hamamis.

İsrail, Hizbullah Genel Sekreter Yardımcısı Naim Kasım’ın konuşması sırasında Bekaa bölgesindeki askeri mevzilere hava saldırıları düzenleyerek Hizbullah’ı hedef almaya devam etti. İsrail, Hizbullah’ı ateşkes anlaşmasını ihlal etmekle suçladı.

İsrail Savunma Bakanı Israel Katz, ülkesinin sınırın kendi tarafında inşa edilen yeni karakollara takviye güç gönderdiğini doğrulayarak, “Kuzeydeki her topluluğa tam güvenlik sağlamaya kararlıyız,” dedi.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ile Hizbullah’a yakın meclis başkanı Nebih Berri’nin buna karşı çıktığı yönünde haberler medyaya yansımıştı.

Cumhurbaşkanı Avn, İsrail’in açıklaması öncesinde gazetecilere yaptığı açıklamada ateşkes anlaşmasına saygı duyulması gerektiğini belirterek “düşman İsrail’e güvenilemeyeceğini” ifade etmişti. Lübnanlı yetkililerin İsrail’in Lübnan topraklarından tamamen çekilmesini sağlamak üzere diplomatik girişimlerde bulunduklarını belirten Avn, “Tek bir İsraillinin Lübnan topraklarında kalmasını kabul etmeyeceğim” demişti.

Avn’ın ofisinden yapılan açıklamada da “İsrail’in anlaşmaya bağlı kalması, belirlenen tarihte askerlerini geri çekmesi ve esirleri iadesi için çeşitli düzeylerde temasları sürdürüyoruz. Ateşkes anlaşmasının sponsorları bize yardımcı olmak üzere sorumluluklarını yerine getirmelidir” ifadelerine yer verildi.

Hizbullah, 18 Şubat’tan itibaren Lübnan topraklarında bulunan tüm İsrail askerlerinin işgal gücü olarak görüleceğini bildirmişti.

Kasım ayında kabul edilen ateşkesin ilk şartlarına göre, güney Lübnan’daki tampon bölgede bulunan İsrail askerlerinin ocak ayı sonunda Lübnan ordusu ve BM barış gücü askerleri ile yer değiştirmesi gerekiyordu. Bu süre daha sonra 18 Şubat’a kadar uzatıldı. Hizbullah güçlerini İsrail sınırından yaklaşık 30 km uzaklıktaki Litani nehrinin kuzeyine geri çekecekti.

İsrail ile Hizbullah arasındaki düşük düzeyli çatışma 8 Ekim 2023’te İran destekli militan grubun, önceki gün İsrail’in güneyine düzenlediği saldırılarda 1.200 kişiyi öldüren Hamas’la dayanışma amacıyla komşusuna roket atmasıyla başladı.

Çatışmalar eylül ayında İsrail’in Hizbullah üyeleri tarafından kullanılan çağrı cihazlarını ve telsizleri uzaktan patlatmasının ardından şiddetlendi. Nasrallah kısa bir süre sonra İsrail ordusunun Beyrut’un güneyindeki bir binayı bombalaması sonucu öldürüldü.

İsrail birlikleri 1 Ekim’de Lübnan’a girdi. Yaklaşık iki ay sonra İsrail ve Hizbullah, ABD ve Fransa’nın arabuluculuğunda bir ateşkes üzerinde anlaştı. Çatışma sırasında 4.000’den fazla Lübnanlı öldürüldü. Çatışmanın doruğa ulaştığı dönemde Lübnan’da yerinden edilen 1 milyon kişiden yaklaşık 100.000’i hala evlerine dönemedi.

Paylaşın