Kabuslar Zihin Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Beş İpucu

Kabuslar sadece rahatsız edici rüyalardan ibaret değildir; genel sağlığı derinden etkileyebilirler. Uyku sırasında yaşanan bu yoğun ve genellikle sıkıntılı deneyimler, uyandığınızda sarsılmış ve endişeli hissetmenize neden olabilir.

Haber Merkezi / Ara sıra kabus görmek birçok kişi için yaygın bir durum olsa da, sık ve şiddetli kabuslar önemli bir endişe kaynağı olabilir. Kabusların doğasını ve potansiyel etkilerini anlamak çok önemlidir, çünkü uykunuzu bozabilir, günlük hayatınızı ve zihin sağlığınızı etkileyebilir.

Artan kaygı ve stres: Sık görülen kabuslar, yüksek seviyelerde kaygı ve strese yol açabilir. Bir kabustan uyandığınızda, vücudunuz gerçek bir tehdide yanıt veriyormuş gibi yüksek bir uyanıklık halinde olur. Bu, uyanık olduğunuz zaman da kronik stres ve kaygıya neden olabilir.

Bozuk uyku düzeni: Kabuslar genellikle uykunuzun bölünmesine ve gece boyunca birden fazla kez uyanmanıza neden olur. Bu kesintiler, vücudunuzun ihtiyaç duyduğu derin, dinlendirici uykuyu almanızı engel olur. Kronik uyku kesintisi, sinirlilik ve konsantre olma zorluğu gibi bir dizi zihin sağlığı sorununa yol açabilir.

Duygusal sıkıntı: Kabuslar korku, üzüntü ve öfke gibi güçlü duyguları uyandırabilir. Bu duygular uyandıktan sonra uzun süre devam edebilir ve gün boyu zihin halinizi ve duygusal durumunuzu etkileyebilir. Tekrarlayan kabuslardan kaynaklanan kalıcı duygusal sıkıntı, depresyon için risk faktörleri olan çaresizlik ve umutsuzluk duygularına da katkıda bulunabilir.

Gündüz işlevselliğine etkisi: Kabusların duygusal ve psikolojik etkileri gündüz işlevlerinizi etkileyebilir. Konsantre olmayı, karar vermeyi veya görevleri etkili bir şekilde yerine getirmeyi zor bulabilirsiniz. Bu, işte veya okulda üretkenliğinizi etkileyebilir ve aileniz, arkadaşlarınız ve meslektaşlarınızla olan ilişkilerinizi zorlayabilir.

Başa çıkma stratejileri:

Kabusların zihin sağlığınız üzerindeki etkisiyle mücadele ediyorsanız, aşağıdaki başa çıkma stratejilerini göz önünde bulundurun:

Rahatlatıcı bir uyku öncesi rutini oluşturun: Yatmadan önce okumak veya sıcak bir banyo yapmak gibi sakinleştirici aktivitelerde bulunun.

Rahat bir uyku ortamı yaratın: Yatak odanızın huzurlu ve dinlendirici bir alan olduğundan emin olun.

Profesyonel yardım alın: Bir terapist, kabuslarınıza katkıda bulunan temel sorunları ele almanıza ve bunlarla başa çıkmanıza yardımcı olabilir.

Stres azaltma tekniklerini uygulayın: Derin nefes egzersizleri gibi aktiviteler genel stresi ve kaygıyı azaltmaya yardımcı olabilir.

İlaç tedavisini değerlendirin: Bazı durumlarda, özellikle PTSD ile ilişkili olan şiddetli kabusları yönetmek için ilaç tedavisi gerekebilir.

Paylaşın

Erkeklerin Kanser Riskini Azaltmak İçin Yapması Gereken Beş Şey

Kanser riski yaşla birlikte artar, ancak erken yaşta sağlıklı alışkanlıklar edinmek, hayatın ilerleyen dönemlerinde kanser olma olasılığını önemli ölçüde azaltabilir.

Haber Merkezi / İşte 20’li, 30’lu ve 40’lı yaşlardaki erkekler için kanser risklerini azaltmalarına ve sağlıklı bir gelecek için güçlü bir temel oluşturmalarına yardımcı olacak 5 şey:

20’li yaşlarda:

Sağlıklı beslenme: Meyve, sebze, tam tahıllar ve yağsız proteinler açısından zengin dengeli bir beslenme kanser riskini düşürmeye yardımcı olabilir.

Düzenli egzersiz: Her hafta en az 150 dakika orta yoğunlukta fiziksel aktivite, sağlıklı bir kiloyu korumaya ve çeşitli kanser riskini azaltmaya yardımcı olabilir.

Tütün ürünlerinden kaçınma: Sigara ve tütün kullanımı kanserin önde gelen nedenleri arasındadır. Sigara gibi tütün ürünlerinden kaçınılmalı.

Cilt sağlığı: Cilt kanseri riskini azaltmak için yüksek SPF’li güneş koruyucu kullanılmalı, koruyucu kıyafetler giyinilmeli ve solaryumdan kaçınılmalı.

Aşılar: HPV aşısı gibi aşılar belirli kanser türlerine karşı koruma sağlayabilir.

30’lu yaşlarda:

Düzenli kontroller: Sağlık taramaları ve kontroller olası sorunları erken öğrenmeye yardımcı olabilir. Aile geçmişi ve kişisel risk faktörlerine göre uygun taramalar hakkında doktor ile görüşülebilir.

Stresi yönetimi: Kronik stres genel sağlığı etkileyebilir. Duygusal sağlığı korumak için farkındalık, egzersiz veya hobiler gibi stres yönetimi teknikleri uygulanabilir.

Kilo kontrolü: Sağlıklı bir kiloyu korumak çok önemlidir. Kiloyu kontrol altında tutmak için dengeli bir beslenmeye ve düzenli egzersize odaklanılmalı.

Alkol tüketiminin sınırlanması: Aşırı alkol kullanımı ağız, boğaz, yemek borusu ve karaciğer gibi kanser türleri riskinin artmasıyla ilişkilidir.

Aile geçmişi: Aile geçmişini anlamak, kalıtsal kanser riski faktörünü değerlendirmeye ve ek taramaların gerekli olup olmadığına karar vermeye yardımcı olabilir.

40’lı yaşlarda:

Rutin taramalar: 40’lı yaşlarınızda, risk faktörlerine ve aile geçmişine bağlı olarak kolorektal kanser gibi kanserler için düzenli taramalara başlanmalı. Erken teşhis daha iyi sonuçlara yol açabilir.

Kalp sağlığı: Sağlıklı bir kalbe sahip olmak, daha düşük kanser riskiyle bağlantılıdır. Genel sağlığı desteklemek için kalp sağlığına uygun bir beslenme ve düzenli egzersiz programı uygulanmalı.

Yaşam tarzı: Yaşlandıkça, sağlık hedeflerine bağlı olarak beslenme ve egzersiz de dahil olmak üzere yaşam tarzı seçimleri yeniden değerlendirilmeli.

20’li, 30’lu ve 40’lı yaşlarda proaktif adımlar atmak kanser riskini önemli ölçüde azaltabilir.

Paylaşın

E Vitamini Eksikliğiniz Mi Var? Beslenmenize Bunları Ekleyin

Genel sağlığı korumada önemli bir rol oynayan E vitamini, hücreleri serbest radikallerin neden olduğu hasardan koruyan güçlü bir antioksidandır. Bu vitaminden yeterli miktarda almamak çeşitli sağlık sorunlarına neden olabilir.

Haber Merkezi / E vitamini eksikliği sorunu olanlar beslenme planına E vitamini açısından zengin yiyecekler eklemelidirler.

E vitamini eksikliğinin belirtileri nelerdir?

E vitamini eksikliğinin en yaygın belirtileri arasında kas güçsüzlüğü, görme sorunları ve zayıflamış bağışıklık fonksiyonu yer alır. Diğer belirtiler arasında cilt kuruluğu, saç dökülmesi ve kansızlık yer alabilir.

Şiddetli E vitamini eksikliğinin belirtileri arasında yürüme zorluğu, kas titremeleri ve hatta sinir hasarı  yer alır. E vitamini eksikliği ayrıca üreme sağlığını etkileyebilir ve hamile kadınlarda düşük riskini artırabilir.

Sorun, tedavi edilmezse kalp hastalığı ve kanser gibi ciddi sağlık komplikasyonlarına da yol açabilir.

E vitamini açısından zengin gıdalar:

Yeşil sebzeler: E vitamini eksikliğine elveda demek için yeşil yapraklı sebzeleri tüketmeye başlamalısınız.

Badem ve ceviz: E vitamini eksikliğini gidermek için sıklıkla badem ve ceviz tüketilmesi önerilir. Badem ve ceviz genel sağlığınız için de oldukça faydalı olabilir.

Meyveler: İsterseniz avokado, kivi ve mango gibi meyveleri de beslenmenize dahil edebilirsiniz. Çünkü bu meyveleri düzenli olarak tüketmek vücudunuzdaki E vitamini eksikliğini de giderebilir.

Yağlı balıklar: Eğer vejetaryen değilseniz, yağlı balıkları da diyetinizin bir parçası yapabilirsiniz. Yağlı balıklarda bol miktarda E vitamini bulunur.

E vitamini açısından zengin besinlerin diğer faydaları:

E vitamini açısından zengin gıda maddeleri kan basıncını ve kolesterol seviyesini kontrol etmede etkili olabilir. Bu besin açısından zengin gıda maddeleri kalp sağlığı için de faydalı olabilir.

Sadece bu değil, E vitamini açısından zengin besinleri beslenmenize dahil ederek cilt sağlığınızı da iyileştirebilirsiniz.

Paylaşın

Akşam Yemeği Sonrası Kilo Vermeye Yardımcı Olabilecek Beş Aktivite

Akşam yemeğinden sonra, kanepede uzanmak veya gece geç saatlere kadar atıştırmalıklar tüketmek gibi sağlıklı kilonuzu  engelleyebilecek alışkanlıklara yenilmek kolay. Ancak, akşam yemeğini takip eden saatlerde yaptıklarınız istenmeyen kiloları vermenize yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Akşam yemeği sonrası rutininize sağlıklı aktiviteler ekleyerek metabolizmanızı hızlandırabilir, sindirim sistemini iyileştirebilir ve aşırı yemeyi önleyebilirsiniz. Bu küçük ama etkili değişiklikler kilo verme yolculuğunuzda katkıda bulunabilir.

Hafif yürüyüş: Akşam yemeğinden sonra hafif bir yürüyüş sindirime yardımcı olabilir ve az önce tükettiğiniz kalorilerin bir kısmını yakmanıza yardımcı olabilir. Yürüyüş ayrıca insülin seviyesini düşürerek vücudun yağ depolamasını önleyebilir. Sadece 15 – 30 dakikalık tempolu yürüyüş metabolizmanızı canlandırabilir ve kan dolaşımınızı iyileştirerek vücudunuzun yağ depolamasını önleyebilir.

Hafif esneme: Akşam yemeğinden sonra hafif esneme vücudunuzun rahatlamasına yardımcı olurken aynı zamanda vücudunuzu aktif tutar. Esneme gibi aktiviteler sindirimi iyileştirir, şişkinliği azaltır ve daha iyi uykuyu destekler; bunların hepsi kilo kaybı için önemlidir.

Bitki çayı: Akşam yemeğinden sonra sıcak bir fincan bitki çayı sindirime yardımcı olabilir. Nane, papatya veya zencefil gibi çaylar sindirim sistemini rahatlatabilir, şişkinliği azaltabilir ve sizi dinlendirici bir uykuya hazırlayan sakinleştirici bir etkiye sahip olabilir.

Uzanmaktan kaçının: Yemekten hemen sonra uzanmak sindirimi yavaşlatabilir ve asit reflüsü riskini artırabilir, bunların ikisi de kilo kaybına engel olabilir.

Alkol ve kafeinden uzak durun: Akşam yemeğinden sonra, kilo vermeye çalışıyorsanız alkol ve kafeinden uzak durmanız en iyisidir. Alkol, sağlıksız atıştırmalıklara yönelme olasılığınızı artırabilir. Öte yandan kafein uyku döngünüzü bozabilir ve kalitesiz uykuya yol açabilir.

Paylaşın

Hangi Vitaminin Eksikliği Saç Dökülmesine Neden Olur?

Saç dökülmesine, genetik, doğum ve bazı hastalıklar dahil olmak üzere birçok faktör neden olabilir. Saç dökülmesi, besin eksikliği, ani kilo kaybı veya obezite gibi nedenlerden de kaynaklanabilir.

Haber Merkezi / Bazı vitamin ve minerallerin aşırı alımı da saç büyüme döngüsünü bozabilir ve saç dökülmesine katkıda bulunabilir. Saç dökülmesi sorunuyla mücadele ediyorsanız, beslenmenizi göz önünde bulundurmanız faydalı olabilir.

Vitamin ve mineral eksikliklerinin saç dökülmesindeki rolü henüz tam olarak anlaşılamamış olsa da, giderek artan kanıtlar, belirli vitamin ve mineral eksikliklerinin bazı kişilerde saç dökülmesine yol açabileceğini göstermektedir.

D vitamini: D vitamini , vücudun kalsiyum emiliminde, kemik mineralizasyonunda ve bağışıklık sistemi işlevlerinde rol oynar. D vitamini eksikliği saç büyüme döngüsünü etkileyebilir.

B Vitaminleri: Biyotin (B7) eksikliğinin saç dökülmesine katkıda bulunduğu varsayılmaktadır. Ancak, biyotin eksikliği nadir bir durumdur ve genellikle kalıtsaldır.

Demir: Bazı araştırmalar, demirin saç köklerindeki çeşitli genleri düzenleyerek saç büyümesinde rol oynadığını göstermektedir. Demir eksikliği ve anemi, telogen effluvium’a (hızlı saç dökülmesi) neden olabilir.

C vitamini: Askorbik asit olarak da bilinen C vitamini vücutta birkaç önemli rol oynar. Örneğin, vücudun demiri emmesine yardımcı olur.

Bu nedenle, demir eksikliği nedeniyle saç dökülmesi yaşayan kişilerin muhtemelen C vitamini takviyesi almaları veya beslenmelerinde bol miktarda C Vitamini aldıklarından emin olmaları gerekmektedir.

Çinko: Çinko eksikliği telogen effluviumun yanı sıra ince, beyaz, kırılgan saçlara ve diğer cilt sorunlarına da neden olabilir.

E vitamini: E vitamininin saç uzamasındaki rolü hakkında çok az araştırma bulunmaktadır, ancak bazı küçük araştırmalar, E vitamini takviyesinin saç dökülmesini azaltmaya yardımcı olabileceğini göstermektedir.

Dikkat: Saçınızı tararken veya yıkarken ani veya düzensiz saç dökülmesi veya normalden fazla saç dökülmesi fark ederseniz, bir dermatoloğa veya bir hekime görünmenizi öneririz.

Saç dökülmesi, tiroid rahatsızlığı, stres, cilt rahatsızlığı, kafa derisi enfeksiyonu, menopoz ve daha fazlası gibi altta yatan tıbbi bir sorunun da işareti olabilir.

Paylaşın

Biyotin Saç Uzamasını Destekler Mi?

H vitamini, B – 7 veya koenzim R olarak da bilinen Biyotin, B – kompleks vitamin grubunun bir parçasıdır. Biyotin, vücudunuzun yiyecekleri enerjiye dönüştürmesine, yağları ve proteinleri metabolize etmesine yardımcı olur.

Haber Merkezi / Et, karaciğer, yumurta, balık, kuruyemiş, tatlı patates, ıspanak ve brokoli gibi yiyecekler iyi birer biyotin kaynağıdır. Ayrıca hem tek başına hem de B – kompleks takviyelerinde takviye olarak da mevcuttur.

Biyotinin faydaları üzerine yapılan araştırmalar karışık olsa da, bazı araştırmalar, biyotinin saç sağlığı üzerindeki olumlu etkilerini destekleyen kanıtlar ortaya koymuştur.

Biyotin saç uzamasını nasıl etkiler?

Gıdalarda kolayca bulunabilen ve bağırsaklarda doğal olarak üretilen Biyotin, vücudun sağlıklı saçlara ve tırnaklara sahip olmasını sağlayan keratin üretmesine yardımcı olabilir.

Biyotinin saç dökülmesini önlemedeki rolü, saç büyümesini teşvik edeceği anlamına da gelmez. Bazı araştırmalar, biotinin saç dökülmesini azaltmaya yardımcı olabileceğine dair kanıtlar ortaya koymuştur.

Biyotin eksikliği ve belirtileri

Biyotin eksikliği nadir görülen bir durum olsa da, özellikle dengeli beslenen sağlık sorunları olmayan kişilerde dahi, biyotin eksikliğini geliştirebilecek bazı nedenler vardır. Örneğin, düzenli alkol kullanımı.

Düşük biyotin seviyesi hamilelik ve emzirme dönemlerinde de yaygındır. Hamile ve emzirme dönemindeki kadınların üçte biri, biyotin takviyesi alsalar bile bir tür biyotin eksikliği yaşayabilirler.

Bebekler, biotinidaz eksikliği olarak da bilinen nadir bir rahatsızlıkla dünyaya gelebilirler. Bu durum, vücudun biyotin salgılamasını engeller ve bebekler yeterli miktarda vitamin alsalar bile biyotin eksikliği sorunu ile karşı karşıya kalabilirler.

Düşük biyotin, bazı antiepileptik ilaçlar kullanan kişilerde de ortaya çıkabilir. Ayrıca, yaşlılarda ve sigara içenlerde (özellikle kadınlarda) biyotin eksikliği görülme olasılığı daha yüksektir.

Biyotin eksikliğinin ilk belirtileri:

Saçların incelmesi ve dökülmesi,
Gözlerinizin, burnunuzun ve ağzınızın çevresinde pullu, kırmızı döküntü,
Konjonktivit (pembe göz),
Kırılgan tırnaklar,
Asidik idrar,
Cilt enfeksiyonları,
Depresyon, uyuşukluk, halüsinasyonlar ve paresteziler (uzuvlarda karıncalanma hissi) gibi nörolojik sorunlar.

Paylaşın

Sindirim Sistemi İçin En İyi Beş “Probiyotik”

Yiyecekler veya takviyeler yoluyla alınabilen probiyotikler, bağırsak mikrobiyomunuzun çeşitliliğini artırmaya yardımcı olabilir, sindirim ve bağışıklık sisteminizi, zihin sağlığınızı destekleyebilir.

Haber Merkezi / Probiyotikler, kefir, yoğurt ve lahana turşusu gibi fermente gıdalarda bulunur…

Kefir: Kefir, birçok probiyotik içeren fermente edilmiş bir süt içeceğidir. Ekşi bir tada sahip olan kefir, bir tür içilebilir yoğurt olarak da tanımlanabilir. Ayrıca iyi bir protein ve kalsiyum kaynağı olan kefir, genellikle D vitamini ile güçlendirilir.

İşlenme şekli nedeniyle kefirin laktoz oranı genellikle düşüktür, bu nedenle laktoz intoleransı olan çoğu kişi kefiri tolere edebilir.

Lahana turşusu: Lahana, probiyotik görevi gören laktik asit bakterilerinde fermente edilir. Bir araştırma, lahana turşusunun fermentasyon süreci ve paketleme boyunca faydalı bakterilerinin çoğunu koruduğunu ve bu sayede harika bir probiyotik yiyecek olduğunu ortaya koymuştur.

Yoğurt: Probiyotiklerin en yaygın kaynaklarından biri de yoğurttur. Yoğurtta Kefir’e benzer fermente bir süt ürünüdür. Yoğurt ayrıca, kalsiyum ve D vitamini içerir.

Kombucha: Kombucha, çay, şeker ve mayadan yapılan karbonatlı, fermente bir içecektir. Hamileler ve bağışıklık sistemi zayıf olanlar, kombucha tüketmeden önce bir sağlık uzmanıyla görüşmelidir.

Kimchi: Kore’nin en popüler yiyeceklerinden biri olan kimchi, sebzelerin fermente edilmesi ile yapılan bir tür çeşnidir. Lahana, turp, salatalık ve soğan gibi sebzeleri içeren kimchi, özellikle bir probiyotik türü olan laktik asit açısından zengindir.

Yapılan araştırmalar, kimchinin zararlı bağırsak bakterileri azaltmaya yardımcı olduğunu ve kan şekeri, kan basıncı ve kolesterol seviyesini desteklediğini ortaya koymuştur.

Kimchi sadece iyi bir probiyotik kaynağı olmakla kalmaz, aynı zamanda bağırsak sağlığı için bir diğer önemli besin olan lif açısından da zengindir.

Paylaşın

Sabahları Uyuşuk Mu Hissediyorsunuz? Güne Enerjik Başlamak İçin Beş İpucu

Halsiz ve uyuşuk bir şekilde uyanmak, güne olumlu başlamayı zorlaştıran yaygın bir sorundur. Ancak günlük rutininizde birkaç basit değişiklik yaparak, sabahlarınızı dönüştürebilir ve kendinizi güne daha enerjik hazırlayabilirsiniz.

Haber Merkezi / Sabah uyuşukluğu yenmenize ve güne enerjik bir şekilde başlamanıza yardımcı olacak beş ipucu:

Tutarlı uyku programı: Sabahları daha enerjik hissetmenin en etkili yollarından biri tutarlı bir uyku programı sürdürmektir. Hafta sonları bile her gün aynı saatte yatağa girip aynı saatte uyanmayı hedefleyin.

Bu, vücudunuzun iç saatini düzenlemeye yardımcı olur ve dinlenmiş bir şekilde uyanmanızı kolaylaştırır. Her gece 7 ile 9 saat arasında uyumayı hedefleyin.

Sabah ilk olarak su için: Susuzluk, sabah uyuşukluğunun yaygın bir nedenidir. Birkaç saatlik uykudan sonra vücudunuz susuz kalabilir ve bu da yorgunluk ve halsizlik hissine yol açabilir.

Uyanır uyanmaz bir bardak su içerek güne başlayın. Bu, vücudunuzun yeniden sulanmasına, metabolizmanızın harekete geçmesine ve doğal bir enerji artışına yardımcı olacaktır.

Sabah egzersizleri: Fiziksel aktivite, vücudunuzu ve zihninizi canlandırmanın harika bir yoludur. Sabah rutininize kısa bir egzersiz veya hatta tempolu bir yürüyüş eklemek kan akışını artırabilir, genel sağlığınızı iyileştirebilir ve enerji seviyenizi yükseltebilir.

Sağlıklı bir kahvaltı yapın: Kahvaltı genellikle günün en önemli öğünü olarak adlandırılır ve bunun iyi bir nedeni vardır. Dengeli bir kahvaltı vücudunuza düzgün çalışması için ihtiyaç duyduğu enerjiyi sağlar.

Farkındalık veya meditasyon: Gününüze birkaç dakikalık farkındalık veya meditasyonla başlamak zihninizi odaklamanıza, stresi azaltmanıza ve enerji seviyenizi iyileştirmenize yardımcı olabilir.

Derin nefes egzersizleri yapmak veya sadece gün için niyetlerinizi belirlemek için birkaç dakika ayırmak, büyük bir fark yaratabilir. 

Paylaşın

Proteaz Takviyeleri: Olası Riskleri Ve Yan Etkileri

Proteazlar, proteolitik enzimler olarak da bilinirler ve protein sindirimi, hücresel fonksiyon ve kanın pıhtılaşması gibi vücuttaki birçok önemli süreç için gerekli olan büyük bir enzim grubudur.

Haber Merkezi / Vücut doğal olarak proteaz üretir. Bunları yiyecek ve besin takviyeleri yoluyla da alabilirsiniz. Ancak bazı proteaz takviyeleri sindirim yan etkilerine neden olabilir.

Mide ve pankreas, protein sindirimi için gerekli olan proteazları üretir. Bu proteazlar, proteinleri bağırsakların emmesi için peptitler adı verilen daha kısa zincirlere ayırır. Vücutta bulunan başlıca proteazlardan bazıları şunlardır:

Pepsin: Pepsin, protein sindiriminde rol oynayan ana proteazdır. Bağırsak astarındaki, şef hücreler adı verilen hücreler tarafından salgılanır.

Tripsin: Pankreas, ince bağırsakta aktive olan tripsinin inaktif bir öncüsü olan tripsinojeni serbest bırakır. Pepsin gibi, tripsin de proteini peptitlere ayırır, böylece sindirim sisteminde emilebilirler.

Kimotripsin: Pankreas, kimotripsinin öncüsü olan kimotripsinojeni salgılar ve bu da ince bağırsakta kimotripsine dönüşür. Pepsin ve tripsinle birlikte kimotripsin, protein sindirimi için gereklidir.

Pepsin, tripsin ve kimotripsinin yanı sıra vücut, sindirim, bağışıklık fonksiyonu, protein geri dönüşümü ve hücresel fonksiyon gibi temel süreçlerde kullanılmak üzere birçok başka proteaz üretir.

Ne kadar proteaza ihtiyacınız var?

Çoğu insan, ihtiyaç duyduğu tüm proteazları doğal olarak üretir. Ancak kistik fibroz ve pankreas yetmezliği gibi sağlık sorunları olan kişiler de dahil olmak üzere bazı kişiler, proteaz takviyeleri almak zorunda kalabilir.

Proteazlar hem bitkisel hem de hayvansal gıdalarda bulunur. İnsanlarda olduğu gibi, proteazlar bitkilerde ve hayvanlarda da temel işlevleri yerine getirir. Örneğin, proteazlar hayvanların proteinleri parçalaması ve sindirmesi için gereklidir.

Ananas ve papaya gibi bazı bitki bazlı besinler, iltihap giderici özelliklere sahip bir proteaz olan bromelain açısından zengindir.

İşte birkaç proteaz kaynağı: Ananas, papaya, yoğurt ve kefir, zencefil, lahana turşusu, miso, kivi.

Takviyeler

Bazı proteaz türleri takviye formunda mevcuttur. Örneğin, bromelain, pepsin, pankreatin ve tripsin gibi bir veya daha fazla proteaz içeren sindirim enzimi takviyeleri, genellikle irritabl bağırsak sendromu (IBS) gibi sindirim bozuklukları olan kişilere önerilir .

Takviyelerin olası riskler ve yan etkileri

Sindirim enzimleri gibi proteaz takviyeleri yan etkilere neden olabilir. Örneğin, pepsin gibi proteazlar içeren yüksek dozlu sindirim enzimi takviyeleri almak midenizde yanma hissi, ishal , mide bulantısı ve kusma gibi yan etkilere neden olabilir.

Proteaz takviyeleri ayrıca belirli ilaçlarla etkileşime girebilir. Örneğin, genellikle iltihabı azaltmak için alınan bromelain, Coumadin (varfarin) gibi kan inceltici ilaçlarla etkileşime girebilir ve kanama riskini artırabilir.

Bromelain veya sindirim enzimi ürünleri gibi proteazlar içeren bir takviye almayı düşünüyorsanız, özellikle bir veya daha fazla ilaç kullanıyorsanız veya bir sağlık sorununuz varsa, bunu öncelikle sağlık uzmanınızla görüşmeniz en iyisidir.

Paylaşın

Doymuş Veya Doymamış Yağ: Hangisi Sağlık İçin Daha İyi?

Yağ, sağlıklı bir yaşam için olmazsa olmaz bir makro besindir. Vücudunuzun, hormon üretimi, besin emilimi ve vücut sıcaklığının düzenlenmesi gibi kritik süreçleri yönetebilmesi için yağa ihtiyacı vardır. Vücut ayrıca, yağı bir enerji kaynağı olarak da kullanır.

Haber Merkezi / Yağ sağlık için elzem olsa da, birçok kişi sağlık endişeleri nedeniyle beslenmelerinde yağlardan kaçınmaya çalışır. Bu besin maddesi genellikle yanlış anlaşılmıştır, çünkü farklı yağ türlerinin sağlık üzerinde farklı etkileri vardır.

Yağlar genellikle doymuş yağ, doymamış yağ ve trans yağ olarak kategorize edilir. Hem doymuş hem de doymamış yağlar besleyici bir beslenmenin parçası olarak dahil edilebilir. Ancak, bu yağların ne olduğunu, sağlığı nasıl etkilediklerini ve vücudunuzun sağlıklı kalmak için ne kadar yağa ihtiyaç duyduğunu bilmek önemlidir.

Doymuş yağ nedir?

Yağlar, karbon, hidrojen ve oksijenden oluşur. Doymuş yağlar karbon molekülleri arasında yalnızca tek bağlar (molekülleri bir arada tutan güçlü çekici kuvvetler) içerirken, doymamış yağlar karbon molekülleri arasında bir veya daha fazla çift bağa sahiptir.

Doymuş yağlar çift bağ içermediğinden hidrojen atomlarıyla “doymuş” durumdadırlar, yani hidrojen atomları sıkıca bir aradadır. Bu yüzden tereyağı ve hindistancevizi yağı gibi doymuş yağlar, zeytinyağı gibi doymamış yağlardan oda sıcaklığında daha katıdır.

Birçok yüksek yağlı yiyecek farklı yağ türlerinden oluşur. Örneğin, tereyağı ve zeytinyağı hem doymuş hem de doymamış yağlar içerir, ancak tereyağı doymuş yağ açısından çok daha yüksektir, bu yüzden doymuş yağ olarak adlandırılır.

Doymuş yağlar genellikle tek bir yağ türü olarak düşünülür; ancak kısa, uzun, orta ve çok uzun zincirli yağ asitleri de dahil olmak üzere birden fazla türü vardır ve bunların hepsinin sağlık üzerinde farklı etkileri vardır.

1960’lardan beri sağlık örgütleri, halka kalp sağlığını korumak için doymuş yağ alımını azaltmalarını öneriyor. Bunun nedeni, doymuş yağın LDL kolesterol gibi kalp hastalığı risk faktörlerini artırdığının gösterilmiş olmasıdır.

Doymuş yağ oranı yüksek bir beslenmenin LDL kolesterolü artırabileceği doğru olsa da, son kanıtlar doymuş yağın bir zamanlar düşünüldüğü kadar kardiyovasküler sağlık için kötü olmayabileceğini gösteriyor. Örneğin, çok sayıda araştırma, toplam doymuş yağ alımı ile artan kalp hastalığı riski arasında önemli bir bağlantı bulamadı.

Kalp hastalığı riski ayrıca beslenmenizde doymuş yağın yanında veya yerine ne tükettiğinize ve genel beslenme kalitenize de bağlıdır.

Doymuş yağ ile kalp sağlığı arasındaki bağlantı kesin olmaktan uzak olsa da, doymuş yağ oranı yüksek beslenme birkaç başka sağlık sorunuyla bağlantılıdır. Örneğin, bazı araştırmalar doymuş yağ oranı yüksek diyetlerin kolorektal kanser de dahil olmak üzere çeşitli kanser riskini artırabileceğini öne sürmektedir.

Doymamış yağ nedir?

Doymamış yağlar iki gruba ayrılır: tekli doymamış ve çoklu doymamış yağlar. Yukarıda belirtildiği gibi, doymamış yağlar karbon molekülleri arasında bir veya daha fazla çift bağa sahipken doymuş yağların hiçbiri yoktur. Tekli doymamış yağlar bir çift bağa, çoklu doymamış yağlar ise iki veya daha fazla çift bağa sahiptir.

Doymamış yağlar, doymuş yağlardan daha iyi kabul edilir, çünkü alımının sağlığa faydalı olduğu ortaya konmuştur. Örneğin, çoğunlukla tekli doymamış yağlardan oluşan zeytinyağının kalp hastalığı riskini azalttığı gösterilmiştir.

Çoklu doymamış yağların sağlık açısından faydaları vardır. Örneğin, deniz ürünlerinde yoğunlaşan çoklu doymamış yağlar dokosaheksaenoik asit (DHA) ve eikosapentaenoik asit (EPA) güçlü anti-inflamatuar özelliklere sahiptir.

Yağ tüketimi için ipuçları:

Sağlıklı yağlarla yemek pişirin: Zeytinyağı ve avokado yağı, tekli doymamış yağlar açısından zengindir ve yemekler için mükemmeldir.

Sağlığa zararlı olduğu bilinen yağları azaltın: Trans yağ içeren kızarmış yiyeceklerin sağlığa zararlı olduğu ve kalp hastalığı ve kanser gibi rahatsızlıkların riskini artırdığı bilinmektedir. Bu nedenle kızarmış yiyecekleri sınırlamak ve bunları yağlı balık ve avokado gibi bitki bazlı yağlar gibi daha sağlıklı yağ kaynaklarıyla değiştirmek önemlidir.

Kırmızı et tüketimini sınırlayın: Sığır eti gibi kırmızı etler LCSFA’lar açısından zengindir ve bu da kalp sağlığını olumsuz etkileyebilir. Kalp hastalığı riskinizi azaltmak için sığır eti tüketiminizi sınırlamayı ve sığır etini, iltihap önleyici omega-3 yağları açısından zengin yağlı balık gibi daha faydalı protein kaynaklarıyla değiştirmeyi deneyin.

Beslenmenize daha fazla bitkisel yağ ekleyin: Avokado, zeytin, kuruyemişler ve tohumlar, genel sağlığı desteklediği ve hastalık riskini azalttığı gösterilen, doymamış yağ oranı yüksek bitkisel gıdalara örnektir.

Yüksek yağlı yiyecekler dengeli bir diyete dahil edilebilir. Bunları lif açısından zengin meyve ve sebzeler, fasulye ve protein kaynakları gibi diğer besleyici yiyeceklerle birlikte ılımlı bir şekilde tüketmek en iyisidir.

Ne kadar yağ yemeniz gerektiğinden emin değilseniz, bir sağlık uzmanından yardım almayı düşünebilirsiniz.

Paylaşın