Alkol Ve Alkollü İçki Nedir?

Alkol genellikle mayalanmış ürünlerin damıtılmasıyla elde edilir. Karbon, Oksijen ve Hidrojenin birleşimiyle oluşan kimyasal bir sıvıdır. Fazla tüketildiğinde sinir sistemine olan etkisinden dolayı baş dönmesi, baş ağrısı, bulanık görme, bilinç kaybı vb. gibi belirtiler oluşur.

Sindirim sistemine olan etkisi sonucu ülser ve siroz gibi hastalıkların oluşumuna zemin hazırlar. Alkolün kan basıncını arttırıcı etkisi vardır. Bu etki akut alkol alımı ile görüldüğü gibi daha düşük dozda fakat sürekli kullanımda da ortaya çıkmaktadır. Akut veya sürekli alkol alımı beyin kanaması ve felç riskini arttırmaktadır.

Günde 15 gram saf alkole eşdeğer miktarda bir alkollü içeceğin tüketilmesinin kardiyovasküler risk oluşturmadığı, hatta bir ölçüde koruyucu olduğu belirtilmektedir. Ancak, alışkanlık yapan böyle bir içeceğin, tüketen kişiler tarafından ne derecede kontrollü içilebileceği, dengenin fayda sağlamak yönünde ne ölçüde kurulabileceği oldukça şüphelidir. Bu nedenle alkol kullanımı ve miktarı ile ilgili bir öneride bulunmak son derece yanlıştır. Öneri doktor denetiminde uygulanabilir.

Alkollü içkiler (Alcoholic Beverages) nedir ?

Yapım tekniği ve bileşimleri yönünden değerlendirildiğinde fermante alkollü içkiler ve distile alkollü içkiler olmak üzere iki grupta incelenir.

Fermente olanların alkol içerikleri daha düşüktür. Bira ve şarap fermente içkilerdir. Her ikisinin de farklı alkol içeriklerinde hazırlanmış çeşitleri vardır. Şaraplar alkolle zenginleştirilerek şeri, port, şeker eklenip ikinci kez fermente edilerek şampanya, alkolle zenginleştirilip baharat ve lezzet vericiler katılarak vermut elde edilir. Rakı, brendi, viski, rom, cin, votka, konyak, likör distile içkilerdir. İçki şişeleri üzerinde alkol yüzdelerini gösteren rakamlar vardır.

Paylaşın

Aspirin Nedir, Faydaları Ve Zararları Nelerdir?

Aspirin (Asetilsalisilik Asit), genellikle hafif ağrı ve sızılar için kullanılan ağrı kesici ve ateş düşürücü bir ilaçtır. Ayrıca kan seyreltici etkisi vardır ve kalp krizine karşı koruma sağlaması amacıyla uzun dönem az dozaj kullanılır.

Aspirinin faydaları nelerdir?

JAMA Onkoloji dergisinde yayınlanan 136 bin kişi üzerinde gerçekleştirilen araştırmada, haftada iki kez düzenli aspirin kullananlarda kansere yakalanma riskinin yüzde 3 azaldığı görüldü.

Hollanda’da yapılan başka bir araştırmanın sonuçlarında ise tedavisi devam eden mide – bağırsak kanseri hastalarının ömrünü yaklaşık iki kat artırdığı belirlendi.

Londra’daki Francis Crick Enstitüsü’nden bilim insanları aspirinin kanser hücreleri üzerindeki etkisi araştırdı. Araştırmada,  aspirinin kanser hücrelerinin bağışıklık sisteminden saklanmasını önleyebileceğine işaret ediliyor.

PLoS One isimli bilimsel dergide yayımlanan bir makalede ise kanser tedavisinde asetil salisilik asitin (ASA) yararını bir kez daha ortaya koydu. Buna göre, düşük dozda ASA alınması hem kansere yakalanma riskini düşürüyor hem de kansere bağlı ölüm riskini ortalama % 20 oranında azaltıyor.

Aspirinin zararları nelerdir?

Her ne kadar az doz kullanıldığında faydalı olduğu söylense de aspirin kullanımında dikkatli olmakta fayda var. Aspirin dudak ve dilde alerjik etki gösterebilir.Aşırı doz kullanımda karaciğerde işlev bozukluğuna, kanamalara, ve ülsere yol açabilir. Kanı sulandırdığı için kanamalı hastalıklarda pıhtılaşmayı geciktirdiğinden sağlık riski oluşturabilir. Uzun süreli kullanımı böbrek hasarına yol açabilir, böbrek yetmezliği görülebilir.

Tüm bu etkilerinin yanı sıra diğer ilaçlarla olan olumsuz etkileşimlerine de dikkat etmek gerekiyor. Uzun süreli kullanımlarda muhakkak doktorunuza danışın.

Kimler Aspirin kullanmalıdır?

Koroner damar hastalığı bulunan ve aspirin kullanmasına mani bir durumu olmayan tüm hastalar için aspirin yararlıdır ve ömür boyu önerilmektedir. Günde 75-100 mg doz bu amaç için yeterlidir; daha yüksek dozlarda yarar artışı olmaksızın kanama riski artmaktadır. Bilinen kalp hastalığı olmayanlarda aspirin kullanma kararını hekimleri vermelidir. Toplam kardiyovasküler risk hesaplanarak orta veya yüksek (10 yıllık risk >%10) olanlara verilebilir.

Kimler Aspirin kullanmamalıdır?

Kalp damar hastalığı riski düşük olanların aspirin kullanmasının anlamı yoktur. Çünkü koroner kalp hastalığından sakınırken en az o kadar mide kanamasına maruz kalınabilir. Ayrıca, kalp damar hastalığı olmayan 50 yaş altı bireylerde ve klinik olarak kalp- damar hastalığı oluşmamış diyabetik hastalarda koruyucu olur beklentisi ile aspirin kullanılması önerilmez.

Gelecek 10 yılda koroner arter hastalığı gelişme riski %10-20 (orta derecede), herhangi bir kanserle karşılaşma riski %12 civarında olan, 60’ lı yaşlarda ki 1000 hastaya aspirin verildiğinde: 6 ölüm, 17 kalp krizi, 6 kanser önlenebilirken, inme oranları değişmez. Ancak, kafa içi kanama dahil ek 16 önemli kanama oluşabilir.

Paylaşın

Aerobik Egzersiz Nedir, Faydaları Nelerdir?

Aerobik Egzersiz, vücudun oksijen taşıyan sistemini zorlayarak daha güçlü hale getiren, kalbin çalışmasını ve solunumu hızlandıran fiziksel egzersiz tipidir.

Aerobik Egzersiz, uzun süreli yapabileceğiniz düşük yoğunluklu egzersizler olarak düşünebilirsiniz.

Aerobik Egzersiz etkileri

Aerobik egzersizde, temel prensip egzersiz süresince nefes nefese kalmaman ve oksijen yetmezliği çekmemendir. Aerobik egzersizler sırasında kol, bacak, kalça gibi büyük kas grupları hareket eder.

Hareketleri uygularken daha hızlı ve derin nefes almaya başlayacağın için, kanındaki oksijen düzeyi maksimum derecede artar. Kalp atışların hızlanır, akciğer ve kaslarına daha çok kan pompalanır. Vücudun doğal ağrı kesici niteliğinde olan endorfin hormonunu salgılamaya başlar.

Aerobik Egzersizler nelerdir?

Tempolu yürüyüş
Koşu
Bisiklet sürme
İp atlama
Merdiven çıkma

Yüzme
Step-aerobik çalışmalar
Kayak
Dans etme bu egzersizler içerisinde geçmektedir.

Aerobik Egzersizin faydaları:

Akciğerlerin daha verimli çalışmasını sağlayarak kullanılan oksijen miktarı arttırmaktadır.

Kalbinizin daha verimli ve daha kapasiteli çalışmasını sağlar. Egzersiz yapmayı alışkanlık haline getirenlerin kalbi, istirahat halinde kalbi yapmayanlara göre daha daha az atmaktadır.

Yeni damarlar gelişir. Aerobik egzersizler; kısmen veya tamamen tıkanmış damarlar yerine, özellikle kalp içinde, yeni damarlar oluşmasını sağlamaktadır.  Vücudun kanlanması arttırarak kan akışı düzene girmesini sağlamaktadır.

Aerobik Egzersiz kan hacminin çoğalmasını sağlar. Özellikle kandaki hemoglobin ve kırmızı kan hücrelerini çoğaltmaktadır. Bu suretle ciğerlerden kana ve adalelere oksijen nakil kapasitesi yükselmiş olmaktadır.

Osteoporosis’e (Kemik erimesi) karşı korumaktadır. Her türlü fiziki çalışma sonucunda kas yapısını geliştirmekte, yağları azaltmakta, kemik yoğunluğu artmakta ve kemik erimesi oluşması geciktirmektedir. Kadınların kemik erimesi riski daha fazla olduğundan egzersizleri yapmaları tavsiye edilmektedir.

Diabetes’e (şeker hastalığı) karşı korumayı sağlamaktadır. Oluşmuş şeker hastalığında hastalık derecesinin iyileşmesinde çok önemli rol oynamaktadır. Şeker hastalığını kontrol altında tutmakta kolaylaştırıcı özelliği bulunmaktadır.

Vücut ağırlığındaki azalmaya yardımcı olmaktadır.

Kolesterolü olumlu yönde etkileyerek LDL (Kötü kolesterolü) seviyesini azaltmaktadır ve HDL (İyi kolesterol) seviyesini arttırır.

Aerobik egzersiz sindirim sisteminde rahatlatıcı etki yapmaktadır. Bağırsak çalışmasını düzene sokarak sindirimi kolaylaştırmaya yardımcı olmaktadır.

Paylaşın

Akustik Sinir, Akustik Nöroma Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Akustik Sinir, tip dilinde işitme sinirine verilen addır. Akustik Nöroma ise, işitme ve denge sinirlerinde ortaya çıkan iyi huylu yavaş büyüyen tümörlerdir. İşitme kaybı ve denge problemlerine neden olabilmektedir. 

Yetişkinlerde çocuklara nazaran daha sık görülmektedir. Genellikle tek taraflıdır, nadiren çift taraflı gözlenebilmektedir.

Akustik nöromaların nedeni nedir?

Akustik nöromaların neden ortaya çıktığı bilinmemektedir. Bu tümörün belirli bir tür tümör baskılayıcı gende bir bozukluk olduğu zaman ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Akustik nöromalar ne sıklıkla görülürler?

Akustik nöromalar genellikle bir milyonda 10 kişide görülürler. Kadınlarda erkeklere göre daha fazla ve en çok 30-60 yaş arasında görülürler.

Akustik nöromların belirtileri nelerdir?

İşitme kaybı – gelişmesi uzun yıllar alabilir, kişi bu nedenle işitme kaybının farkında olmayabilir.
Çınlama, uğultu
Yürüyüş esnasında denge problemleri
Bir tarafa yalpalama hissi
Yüz belirtileri ;  yüzde  hissizlik, ağrı, yüzün bir kısmını hareket ettirmede güçlük

Akustik nöromların tedavisi

Akustik nöroma tedavisi tümörünüzün büyüklüğüne, konumuna, ne kadar hızlı büyüdüğüne ve genel sağlık durumunuza göre değişir. Ana seçenekler:

Tümörün izlenmesi; küçük tümörlerin genellikle düzenli MRG taramasıyla izlenmesi gerekir ve aşağıdaki tedaviler genellikle yalnızca taramalar büyüdüğünü gösteriyorsa önerilir.

Beyin ameliyatı; tümörü kafatasındaki bir kesikten çıkarmak için yapılan ameliyat, genel anestezi altında yapılır.

Stereotaktik radyocerrahi; küçük tümörlerin veya ameliyat sonrası kalan tümör parçalarının, büyümesini engellemek için uygulanan radyasyon tedavisidir.

Tüm bu seçenekler bazı riskler taşır. Örneğin, cerrahi ve radyocerrahi bazen yüz uyuşukluğuna veya yüzünüzün bir kısmını hareket ettirememeye neden olabilir (Yüz felci).

Büyük akustik nöromlar ciddi olabilir çünkü bazen beyinde hayatı tehdit eden bir sıvı birikmesine neden olabilirler (hidrosefali). Ancak bu aşamaya erişmeleri nadirdir. Birçoğu çok yavaş büyür veya hiç büyümez bu yüzden erken dönemde tedavi edilebilir.

Tedavi edilse dahi işitme kaybı ve kulak çınlaması gibi semptomlar devam edebilir ve çalışma, iletişim kurma ve araç kullanma yeteneğinizi etkileyebilir. Bu sorunların giderilmesi için ek bir tedaviye ihtiyaç duyulabilir.

İyi huylu beyin tümörü tedaviden sonra tekrar edebilir. Bu ameliyat olan her 20 hastadan 1’inde görülmektedir. Muhtemelen tümörün tekrar büyüyüp büyümediğini kontrol etmek için düzenli olarak MRG taraması yaptırmanız gerekecektir.

Akustik nöromalarla ilgili tedavi sonrası beklentiler nedir?

Akustik nöromalar iyi huylu, kanser olmayan tümörlerdir. Vücudun diğer yerlerine metastaz yapmazlar, ancak büyümeye devam ederek kafatası içindeki önemli yapılara bası yapabilirler.

Beyin cerrahisi sonucunda hastaların %95’inde tümör tam olarak çıkartılabilmektedir. Bu ameliyattan ölüm riski %1’in altındadır.

Küçük tümörü olan hastaların yaklaşık % 95’inde kalıcı yüz felci ortaya çıkmaz. Ancak büyük tümörleri olan hastaların yaklaşık üçte ikisinde ameliyat sonrasında kalıcı yüz felci görülür.

Küçük tümörü olan hastaların yaklaşık yarısında tümörün olduğu tarafta bir miktar işitme kalacaktır.

Radyocerrahi sonrasında sinir hasarı, işitme kaybı ve yüz felci gibi istenmeyen durumlar belli bir süre sonra bile ortaya çıkabilmektedir.

Paylaşın

Asesülfam Nedir, Sağlığa Zararlı Mıdır?

Asesülfam (Acesulphame), düşük kalorili bir tatlandırıcıdır. Organik sentetik bir tuzdur. Sakkarozdan 200 kat daha fazla tatlıdır. İnsan sindirim sisteminde değişmeksizin dışarı atılır ve bundan ötürü de kalori sağlamaz. 

İçeceklerde (alkolsüz) tek başına kullanılabilir. Isıya dayanıklılığı, pH 3 ün üzerinde olduğunda daha fazladır. Asesülfam K ile tatlandırılmış içecekler asesülfamın yapısı bozulmaksızın pastörize veya sterilize edilebilir.

Asesülfam nelerde bulunur?

Çoğu yiyecek ve içecekte bulunur. Aspartam gibi diğer tatlandırıcıların aksine ısıtıldığında değişime uğramadığı için fırınlanmış veya pişirilmiş yiyeceklerde de kullanımı yaygındır.

Bulunduğu yerlere örnek olarak; soda, meyve suyu, alkollü içecekler, süt ürünleri, dondurma, tatlılar, reçeller, marmelatlar, diş macunları, gargaralar, sakızlar, turşular, mısır gevrekleri, salata sosları ve baharatlar verilebilir.

Asesülfam sağlığa zararlı mıdır?

Yapay tatlandırıcıların vücuda etkileri halen tartışmalıdır ve vücuda bazı zararları olduğu iddia edilmektedir. Metabolizmayı, iştahı, kilo kontrolünü ve kan şekerine müdahale ettiği söylenmektedir. En büyük endişe edilen noktaları ise; kanser gelişimine etkisi olup olmadığı ve bebeğin anne karnındaki gelişimini etkileyip etkilemediğidir.

Bu endişelere rağmen Avrupa ve Amerika’da, insanların kullanımı için güvenli olduğu kabul edilmiştir. FDA tarafından günlük alımı kilogram başına Amerika’da 15 mg, Avrupa’da 9 mg olarak sınırlandırmıştır.

Bu rakam Amerika’da yaklaşık 68 kg olan bir kişinin günlük 20 kutu diyet kola tüketmesine eş değerdir. Bazı ülkelerde kullanımı kabul edilmesine rağmen bilim insanları yapılan çalışmaların bilimsel standartları karşılamadığını söylemektedirler.

Paylaşın

Akomodasyon (Uyum) Nedir?

Akomodasyon (Uyum), gözün optik sisteminin çeşitli uzaklıklardaki objelere odaklanmak üzere kendini ayarlama işlemidir. Dinlenme halinde, lens ince ve yassı iken göz uzak görmeye odaklanmıştır. 

Daha yakın bir objeye odaklanmak için gözün siliyer kası kasılır, lensin dış kenarı üzerinde çekme gücü azalır ve lens daha kaim ve daha konveks (dış bükey) hale gelir.

Artan yaş ile birlikte, lens giderek daha az elastik hal alır. Bu durum uyumun daha zorlaşmasına yol açar ve bir uzağı iyi görme şekli olan presbiyopi sorunu ortaya çıkar.

Normal sağlıklı bir gözde objenin kenarından yansıyan ışık uyum (akomodasyon) adı verilen bir işlem ile retina üzerinde odağa düşürülür. Odaklama lens biçiminde otomatik bir değişiklik ile sağlanır.

Paylaşın

Böbrek Üstü Bezleri (Adrenal Bezler) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Böbrek Üstü Bezleri (Adrenal Bezler), böbreklerin üst kısımlarına yapışmış olarak bulunan sarımtrak renkli olan iki bezdir. Diğer endokrin bezlerde olduğu gibi kan damarı bakımından zengin olan bu bezlerin böbreklerle doğrudan bir ilişkisi yoktur.

Adrenal Bezler (Böbrek Üstü Bezleri) ,yapısı ve salgıladığı hormonları farklı olan 2 tabakadan meydana gelir. Adrenal Bezlerin pembemsi görünümündeki dış kısmına kabuk (Adrenal Korteks) iç kısmına ise öz bölgesi (Adrenal Medulla) denir.

Korteks hormonlarının az salgılanması durumunda kandaki ACTH miktarı artar. Bu durumda deri tunç rengini alır,kan basıncı azalır,iştahsızlık artar,kaslarda zayıflama ve genel halsizlik görülür. Sodyum ve klorun dışarı atılması artarken vücut sıvısında potasyum miktarı artar.

Bu bezlerin kabuk kısmından hormon salgılanması hipofizin ön lobundan salgılanan ACTH hormonu ile düzenlenir.

Böbrek Üstü Bezi bozulma nedenleri

Böbrek Üstü Bezinin doğru bir şekilde çalışmamasının çeşitli nedenleri olabilir. Bu durum Böbrek Üstü Bezinden kaynaklanabileceği gibi vücudun başka bir bölgesinde sorunun temelini oluşturabilir. Beyinde bulunan hipofiz bezlerinde sorun olması halinde Böbrek Üstü Bezinin çalışmasını sağlayan hormonları üretemez.

Böylece Böbrek Üstü Bezlerinde sorun ortaya çıkabilir. Böbrek Üstü Bezinde meydana gelen hastalık ya da enfeksiyondan kaynaklı olarak da sorun meydana gelebilir. Aşırı çalışması ya da az çalışması sorun oluşturabilir.

Böbrek Üstü Bezi hastalıkları nelerdir?

Cushing Sendromu

Vücudun gereğinden fazla kortizol üretmesi cushing sendromuna yol açmaktadır. Kortizol böbreküstü bezi aracılığı ile üretilen bir hormondur ve günlük yaşamın devamı için gereklidir. Bu hormon uyku düzeninin ayarlanmasında ve stresli olaylara cevap vermede vücuda yardımcı olmaktadır. Kortizol hormonunun aşırı şekilde üretilmesi tüm vücuda zarar verebilir.

Böbrek Üstü Bezi Kanseri

Böbrek Üstü Bezinin kanseri çok nadir olarak görülen bir hastalıktır. 2 milyon kişiden birinde görülen bu hastalık, hormonların aşırı üretimi nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Kanser ile beraber kortizol ve Böbrek Üstü Bezinden kaynaklanan hormonlar fazla üretilebilir. Vücudun verdiği tepki hormon fazlalığına bağlı olarak değişmektedir.

Hiperaldosteronism

Potasyum ve sodyum düzeyini kontrol eden aldosteronun gereğinden fazla salgılanması ile ortaya çıkan bir Böbrek Üstü Bezi hastalığıdır. Yüksek tansiyona neden olur. Genellikle 30-50 yaş aralığında bulunan kadınlarda görülür. Bu hastalık Böbrek Üstü Bezinde ortaya çıkan tümörden kaynaklanmaktadır.

Sodyum kaybı ve potasyum kaybına neden olmaktadır. Hiperaldosteronism nedeniyle yattıktan hemen sonra kalkma ile beraber gelişen kan basıncı azalışı da görülmektedir. Diğer belirtileri arasında aşırı su içme, kabızlık, aşırı tuvalete çıkma, baş ağrısı ve kas güçsüzlüğü bulunmaktadır. Bazı hastalarda ise hiçbir şekilde belirti gözlenmez.

Böbrek Üstü Bezinin tedavisi nasıl yapılır?

Hastalıkların tedavisi görülen semptomlara göre değişiklik göstermektedir. Tedavinin şekline doktor ile beraber karar vermek gereklidir. Böbrek Üstü Bezi tümörünün tedavisinde ameliyat yapılmaktadır. Tümörün iyi huylu olma durumuna, kanser olup olmadığına ve boyutuna göre gerekli tedavi yöntemi uygulanmaktadır.

Cerrahi yöntemler arasında robotik cerrahi, açık cerrahi ve laparoskopik cerrahi bulunmaktadır. En uygun cerrahi yöntem seçilerek hasta tedavi edilir. Yapılan ameliyatla tümör ve tümörü çevreleyen doku çıkarılır.

Paylaşın

Akılcı Diyet (Sağlıklı Diyet) Nedir?

Akılcı Diyet ve Sağlıklı Diyet (Rational Diet), genel sağlığı korumaya veya iyileştirmeye yardımcı olan bir diyettir. Besin seçerken sağlık temel ilke olduğundan bu terimin kullanılması uygundur.

Ancak sağlık yanında başka etkenler de besin seçimini yönlendirebilir ve seçim rasyonel olmaktan uzaklaşabilir. Bu nedenle eğitimde sağlıklı diyet anlamında bu terimin kullanımı uygun görülmemektedir.

Diyet Nedir?

Yetersiz ve dengesiz beslenme sonucu vücutta biriken yağlar, şişmanlığa ve bazı kronik hastalıklara neden olur. Sağlıklı beslenme kuralları doğrultusunda uygulanan diyet programları kişilerin ideal kilosuna ulaşmasını sağlayarak hem fiziki görünümleri hem de psikolojik durumlarını düzenler.

Paylaşın

Arpacık (Hordelium, Şalazyon) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Teşhisi, Tedavisi

Arpacık (Hordelium, Şalazyon), göz kapaklarının uç noktalarında bulunan yağ bezlerinin bakteriyel enfeksiyonudur. Arpacık (Hordelium, Şalazyon), göz kapağı kenarında sık tekrarlayan enfeksiyonlar sonucu kapak kenarındaki meibomian bezlerinde tıkanma sonucu iltihap gelişmesiyle oluşur.

Arpacığın nedenleri;

Gözde arpacık oluşmasının birçok nedeni vardır. Çeşitli nedenlerle bulaşan bakteri ya da diğer organizmalar gözde iltihabın başlamasına neden olabilirler.

Arpacık özellikle vücut direncinin düştüğü yorgunluk ve uykusuzluk gibi dönemlerde ortaya çıkan bir enfeksiyondur.

Arpacık Belirtileri nelerdir?

Arpacık belirti belli durumlarla kendini göstermektedir. Kişilerde genellikle göz kapağı ve göz çevresinde meydana gelmektedir. Bu bölgelerde şişlik olarak kendini göstermektedir.

Kişilerin gözünde ağrı ve acı oluşur. Ağrı hastadan hastaya farklılık göstermektedir. Bazı vakalarda hafif olurken bazı vakalarda şiddetli olarak görülür. Gözde batma sıklıkla görülen bir durumdur. Gözlerde sulanma ve kızarıklık oluşur. Aynı zaman kaşıntı hissi yaşanır.

Gözde ağrı
Gözde acı
Gözde batma
Gözde sulanma
Gözde kaşıntı
Gözde kızarıklık

Tedavi yöntemleri;

Göz kapaklarınızın ucunda yukarıda tarif edildiği şekilde bir durumla karşılaşırsanız göz doktoruna başvurun. Göz doktoru yapacağı fizik muayene ile arpacık teşhisini koyacaktır.

Uygun görmesi halinde antibiyotik içerikli bir takım pomad ve/veya damlalar tavsiye edebilir. Arpacık, gözler temiz tutulduğu yani hijyen kurallarına dikkat edildiği takdirde 1 hafta içinde geçer. Bu süre içinde hekiminizin tavsiye ettiği enfeksiyon giderici damlalar ve pomatları kullanabilirsiniz.

Ancak arpacık en az iki, üç hafta süredir varsa, gözde sertleşen bir iltihap bulunuyorsa ve tedavilere rağmen iyileşme sağlanamıyorsa cerrahi tedavi yoluna gidilebilir; göz kapağı içinde küçük bir kesiyle enfeksiyon tamamen boşaltılıp temizlenir. Kist oluşmuşsa tekrar edilmeyecek şekilde yok edilir.

Arpacık ameliyatının amacı arpacıkta birikmiş iltihap maddesini boşaltmak ve buradaki tıkanmış yağ bezlerini açarak kisti tedavi etmektir.

Kapak bölgesi lokal anestezi ile uyuşturulduktan sonra kapak içinde biriken yağ, etrafındaki duvarlar ile birlikte temizlenir. Yaklaşık 5-10 dakikalık bir operasyondur.

Ameliyat sonrası göz birkaç saat kapalı bırakılır. Operasyon kapak içerisinden yapıldığı için herhangi bir şekilde dikiş atılmasına gerek yoktur, iz bırakmadan kolay bir şekilde halledilebilmektedir.

Ameliyat sonrası göz bandajlanır ve ertesi gün açılır. Göz kapağında hafif şişlik ve morluk olabilir ancak bu 5 günde geçer.

Yaklaşık 1 hafta boşunca antibiyotikli damla ve pomadlar kullanılır. Ameliyatın ertesi günü, göz bandajlı kalmak kaydıyla işe gidilebilir. Ameliyatın ertesi günü ve 1 ay sonra veya hekiminizin uygun göreceği tarihlerde kontroller yapılır.Arpacık çıkması halinde alınabilecek kimi tedbirler vardır:

Gözünüze dokunmadan önce ya da sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. Havlularınızı kimseyle paylaşmayın.

Arpacık tamamen geçene kadar göz makyajı yapmayın. Şiş alanın kapanması geç iyileşmesine neden olacaktır. Ayrıca gözünüze değen makyaj aplikatörleri de mikroplanmış olabilir. Bu nedenle yenileriyle değiştirin.

Arpacığı kesinlikle sıkmaya ya da patlatmaya çalışmayın, bu durum enfeksiyonun yayılmasına neden olur.

Arpacık oluşumunu önlemek için göz hijyeninize dikkat edin: Özellikle yatmadan göz makyajınızı mutlaka temizleyin. Kirli ellerle gözlerinize dokunmayın. Tarihi geçmiş makyaj malzemeleri ve kirli havlular kullanmayın.

Paylaşın

Adet Düzensizliği Nedir, Neden Olur?

Üreme çağındaki kadınlarda normal döngüsünden daha erken ya da daha geç adet olma durumuna Adet Düzensizliği denir. Hipotalamus, hipofiz, yumurtalık ve rahmin tam bir uyum içinde çalışması, adet düzeninin oluşmasında önemli rol oynar.

Ergenlik döneminde gerçekleşen ilk kanamadan, menopoz dönemine kadar her ay düzenli olarak tekrarlanan menstrüal siklus 21 ile 35 günde bir, farklı bir deyişle ortalama 28 günde bir gerçekleşir. Adet düzensizliğinin saptanabilmesi için, regl kanamasının gerçekleştiği ilk gün ile bir sonraki periyotta görülen ilk kanamanın arasındaki gün sayısı not edilmelidir. 21 günden az ve 35 günden fazla aralıkta gerçekleşen kanama varlığında adet düzensizliğinden söz edilebilir.

Kanamaların miktarı çok önemli

Adet düzensizliğinin nedeninin belirlenmesinde kanamanın miktarı da büyük önem taşıyor. Adetlerin hiçbir düzeni yoksa, sürekli kanıyor veya uzun süre hiç kanamıyorsa bu durumu düzensizlik olarak değerlendirmek gerekmektedir. Miktar olarak çok az veya aşırıysa bu da bir düzensizliktir.

Kanamanın çok olması 7 günden uzun süren ve gün içinde aşırı pet değişimine sebep olan, parçalar içeren adetleri kapsar. Bu tip kanamalar genellikle hastalarda kansızlığa da sebep olur. Az adet kanaması 1 gün süren ve pet değiştirmeye bile gerek bırakmayan kanamalardır. Hormonal nedenlerle olabileceği gibi enfeksiyona bağlı da olabilir. Kürtaj veya bazen sezaryen ameliyatı sonrası da ortaya çıkabilir.

Ergenlik döneminde Adet Düzensizliği

Adet düzensizlikleri ergenlik çağında ayrı bir önem taşıyor. Ergenlik çağındaki düzensizliklerde “geçer” diyerek beklenmemesi gerektiğine dikkat çekilmektedir. Muhakkak ultrasonik muayene yapılmalı ve gerekli ise hormonal durum incelenmedir. Bu yaşlarda görülen adet gecikmelerine, aşırı kilo alımı, aşırı tüylenme ve sivilcelenme eşlik edebilir.

Özellikle kilo ve tüylenme yakınmasının yerleşmemesi ve ağırlaşmaması için tedaviye başlanmasında yarar vardır. Ayrıca aşırı adet sancısı ile beraber olan düzensizlikler bu yaşlarda oluşabilecek kistlerle sonuçlanabilir. Tedaviyle kist olusumlarının önüne geçip ameliyat riskinden korunmak mümkün olabilir.

Menopoz öncesi ve sonrası dönemde Adet Düzensizliği

Menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan kanamalarda da dikkatli olunması gerekiyor. Menopozdaki her türlü kanama düzensizliği çok önemsenmeli, kaynağı çok ayrıntılı araştırılmalıdır. Bu kanamanın nedeni çoğu zaman kanser olmayacaktır. Ama kesinlikle selim bir nedenin olduğu kanıtlanmalıdır. Bu yaş grubu hastalarda özellikle menopozun olağan düzensizlikleri olarak düşünülüp doktora başvurulmadan beklendiği ancak bazı durumlarda maalesef geç kalındığı görülmektedir.

Bu dönemde en sık kanama nedenleri yumurtlamaların bozulmasına ve aksamasına bağlı hormonal kaynaklı olanlardır. Geri kalan grupta da miyomlar, polipler, enfeksiyonlar yer alır. Ancak adetten kesilme tam gerçekleştikten sonraki dönemde olacak kanamalarda basit girişimler ve tetkiklerle kanamanın kaynağının iyi huylu nedenler olduğunun kanıtlanması gereklidir. Bu nedenlerden dolayı olağan olan düzensizliğin doktor tarafindan doğrulanması gereklidir.

Adet düzenini etkileyen bozukluklar şu şekilde tanımlanır:

Hipermenore: Adet kanaması miktarının normalden fazla olması
Hipomenore: Kanama miktarının normalden az olması
Menometroraji: Düzensiz aralıklarla görülen fazla miktarda kanama
Menoraji: Adet süresinin uzaması
Metroraji: Adet kanamasının düzensiz aralıklarla oluşması
Oligomenore: İki adet döngüsünün 35 günden fazla olması. Seyrek adet görme.
Polimenore: İki adet döngüsünün 21 günden daha az olması. Sık adet görme.

Adet Düzensizliği neden olur?

Adet düzensizliği nedenler açısından oldukça geniş bir yelpazede yer alan ve kişiden kişiye farklılık gösteren bir durumdur. Çoğunlukla hormonal değişimlerden kaynaklanan adet düzensizliği, menopoz, diyabet, depresyon, sigara kullanımı, dış gebelik, yumurtalık kistleri, yumurta rezervinde yumurta bulunmaması, miyom, polip, rahim ve yumurtalık kanserleri, endometrial hiperplazi olarak tanımlanan rahim duvarının fazla büyümesi gibi pek çok farklı durumda görülebilir.

Tiroit hormonlarının yetersiz salgılanması olarak bilinen hipotiroidi varlığında ve tiroit hormonunun fazla salgılanması olarak tanımlanan hipertiroidi de adet düzensizliğine yol açabilir.

Diyabet gibi düşük vücut ağırlığı da üreme fonksiyonlarını ve yumurtlamayı olumsuz etkileyen faktörler arasında ve dolayısıyla adet düzensizliği nedenleri arasında yer alır. Düzenli kullanılan bazı medikal ve bitkisel ilaçlar, özellikle doğum kontrol ve ertesi gün hapları menstrüal siklusun bozulmasına yol açar.

Erken menopoza girmek, bazı kronik hastalıklar, ağır egzersiz, pıhtılaşma bozuklukları, hızlı kilo alıp verme, karaciğer ve böbrek hastalıkları, ani iklim ve çevre değişimleri de adet düzensizliğine yol açan sebepler arasında yer alır. Ayrıca dengesiz beslenme ve stres, adet siklusunu bozan başlıca etkenler arasında yer alır. Hormonal dengeyi bir anda altüst edebilen stres, adet düzensizliğine neden olan ve yaygın olarak görülen bir etkendir.

Adet Düzensizliği nasıl tedavi edilir?

Buluğ çağı veya menopoz dönemlerindeki düzensizliklerde belirgin bir anormallik görülmezse pek fazla tedavi yapma gereği duyulmaz. Ancak beklenmedik zamanda ortaya çıkan, düzensiz, leke tarzında veya uzun süreli kanamalar mutlaka araştırma ve tedaviyi gerektirir. Menopoz döneminden sonra miktarına bakılmaksızın görülen her türlü kanama çok önemlidir. Üreme çağındaki adet düzensizliklerinde ise öncelikle gebelik olasılığı akla getirilmeli ve eğer bu olasılık dışlanırsa diğer hormonal sebeplere yönelik araştırmalar yapılmalıdır.

Paylaşın