Kol ağrısı nedir? Nedenleri, Tedavisi

Çık rastlanan bir şikayet olan ‘Kol Ağrısı’nın ana kaynağı çok farklı nedenler olabilir. Boyun omurları, disk, boyun kasları, kola giden sinirlere ve omuriliğe bası ‘ağrının’ kaynağı olabilir. Kollara vuran ağrının diğer nedenleri ise sinirlere bası yapan durumlardır.

Kol ağrısı sık rastlanan bir şikayettir ve genellikle kazaya uğrama, düşme, çarpma gibi incinmeler sonucunda meydana gelir. Ancak kimi zaman da kol ağrısının altta yatan başka bir nedeni vardır. Boyun bölgesinde başlayan ve buradan kollara doğru inen ağrı birçok kişinin başına gelebilen bir durumdur.

Boyunda meydana gelen bazı rahatsızlıklar kollarda da ağrı hissedilmesine sebep olabilmektedir. Özellikle;

  • Boyun fıtığı,
  • Disk kayması,
  • Boyun düzleşmesi ve
  • Boyun kireçlenmesi boyunda görülen ve sıklıkla kollara vuran ağrıların temelini oluşturmaktadır.

Bazı kol ağrıları acil bir duruma işaret edebilir ve geçiştirilmemeleri gerekir. Kol ağrısı nedeniyle acilen doktora görünmenizi gerektirecek durumlardan biri kırık şüphesidir. Düşme ya da benzeri bir kaza sonrası kolunuzdaki şiddetli ağrının kırığa işaret ettiğini düşünüyorsanız hemen doktora başvurmalısınız. Bir diğer acil durum ise fiziksel aktivite ve efor sarf etme sonrası oluşan ve kol hareketsizken dinen ağrılardır. Bu ağrılar angina (göğüs ağrısı) habercisi olabilir.

Göğüste sıkışma hissiyle birlikte kola aniden ağrı girdiyse bu durumda kalp krizinden şüphelenilir ve yine mutlaka hemen en yakın hastaneye başvurmak gerekir.

Boyun kaynaklı kol ağrıları haricinde, ağrıya neden olan diğer durumlar şunlar olabilir:

  • Omurga kanalında daralma (servikal dar kanal, servikal spondilitik myelopati)
  • Omurga kırıkları, omur kayması
  • Kol ve el sinirlerinin tuzaklanması (sıkışması): Boyunda omurilikten çıkan sinirler ele doğru giderken yol üzerinde bağ dokusu tarafından sıkıştırılır. Buradaki sıkışma sonucu el ve kollarda kuvvetsizlik, uyuşma ve ağrı oluşur.
  • Omuz patolojileri
  • Kalp rahatsızlıklarında (göğüs, omuz ve kola vuran ağrılar olabilir)
  • Kalpten çıkıp kola giden damarların yolda sıkışıklığa uğramasına neden olan hastalıklar (kolda ağrı ve buna eşlik eden uyuşma, soğuma, renk değişiklikleri olabilir.)

Teşhisi;

Tüm tıbbi patolojilerde olduğu gibi anamnez, kol ağrısının tanısına götürecek en önemli parametredir. Öncelikli olarak ağrının şekline, tipine, süresine göre kol ağrısının olası nedenlerinden şüphelenilir ve olası tanılar ortaya konur. Muayene bulgularına göre doktorunuz tarafından gerekli testler istenir.

Eğer ağrı; düşme, vurma gibi bir travma sonrasında aniden ortaya çıktıysa, dokunmakla ağrı şiddetinde ağrı oluyorsa öncelikli olarak direk grafilerle (Röntgen) kolda herhangi bir kırık olup olmadığına bakılır. Tüm kola, parmaklara kadar yayılan, boyun ağrısının, parmaklarda uyuşma ya da kolda kuvvet kaybının eşlik ettiği durumlarda boyun fıtığından şüphelenilerek servikal MRG (manyetik rezonans) istenir.

Omuz ve kol ağrısı mevcutsa, genellikle istirahat halinde geçiyor ve omuz hareketleriyle ortaya çıkıyor ya da şiddeti artıyorsa, omuz patolojilerinden şüphelenilip omuz MRG çekilir. Sinir sıkışmasına bağlı gelişen ulnar oluk sendromu, karpal tünel sendromu gibi hastalıkların tanısı EMG ile konulur. Gerek sağ kol ağrısı, gerek sol kol ağrısı yapan hastalıkların tanısı öncelikli olarak doktorunuzun o hastalıktan şüphelenmesiyle konulabileceği için ilgili uzmandan randevu almayı ihmal etmeyiniz.

Tedavisi;

Kol ağrısı tedavisi sebebe göre yapılır. Kol ağrısı nasıl geçer sorusunun cevabı öncelikle kol ağrısının sebebi bulunarak verilebilir. Travmaya bağlı bir kırık ya da kas incinmesi mevcutsa tedavide kolu sabitlemeye yarayacak alçı ya da atel uygulanır ve ağrı kesicilerle tedavi edilir.

Boyun fıtığına bağlı bir kol ağrısı mevcutsa ve hastada belirgin bir kuvvet kabı yoksa öncelikli olarak 2-3 hafta süreyle ağrı kesici, kas gevşetici tedaviler uygulanıp ağrının takibi yapılır. Bu süre zarfında ağrının şiddeti azalıyor ya da geçiyorsa boyun fıtığı açısından cerrahi tedaviye gerek kalmaz, fakat hastanın ağrısı geçmiyorsa cerrahi tedavi düşünülebilir. Bazı durumlarda hastalarda boyun fıtığına bağlı olarak gece uyutmayacak şekilde dayanılmaz, analjezik (ağrı kesici) tedaviye cevap vermeyen çok şiddetli ağrılar mevcuttur.

Zaman zaman hastalar doktora “Kolumu kesin alın” cümlesiyle başvururlar. Böylesi bir durum mevcutsa ya da hastada belirgin bir kuvvet kaybı varsa bu 2-3 haftalık süre beklenmeden de direkt cerrahi tedavi uygulanabilir. Eklemlerden kaynaklı kol ağrılarında mesela omuz patolojilerinde yine öncelikli olarak analjezik tedavi uygulanır. Analjezik tedaviyle geçmeyen olgular fizik tedaviden fayda görebilirler. Tüm bunlara rağmen geçmeyen ağrılarda eklem içi enjeksiyonları, artroskopik ya da açık cerrahi tedaviler uygulanabilir.

Lateral epikondilite bağlı kol ağrısı tedavisinde öncelikli olarak aktivite kısıtlaması yapılır ve analjezik tedavi uygulanır. Dirsek bandı denilen brace uygulamasında dirsek etrafına takılan ve dirseği sabitleyen bir aletle ekleme hareket kısıtlaması uygulanır ve dirsek üzerindeki gerilim azaltılarak tedavi planlanır. Buna rağmen geçmeyen ağrılar varlığında tendonların yapışma yerine steroid enjeksiyonu ya da cerrahi tedavi uygulaması gündeme gelebilir.

Ulnar Oluk ya da Karpal Tünel Sendromu gibi hastalıklara bağlı uyuşmanın eşlik ettiği kol ağrısı durumlarında öncelikli olarak dirseği ya da el bileğini sabitleyen atel uygulaması yapılır. B12 vitamini takviyesi özellikle uyuşmanın giderilmesinde oldukça faydalıdır. Parafin, TENS ya da Ultrasound uygulamalarını kapsayan fizik tedavi özellikle karpal tünel sendromunda oldukça başarılı sonuçlar vemektedir. Tüm bu tedavilere hastanın şikayetleri geçmiyor ya da sık sık tekrarlıyorsa, cerrahi tedavi açısından Beyin ve Sinir Cerrahisi görüşü alınmalıdır.

Siz de kol ağrısı çekiyor ve kol ağrısı neden olur sorusuna cevap arıyorsanız Nöroşirurji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ya da Ortopedi Bölümleri’nden randevu almayı ihmal etmeyiniz.

Paylaşın

Böcek ısırması, sokması nedir ve ne yapılmalı?

Böcek sokması ve ısırması bazen böceğin türüne göre ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Böcekler çoğu zaman kendilerini savunma amacıyla sokarlar. Ancak sadece beslenme amaçlı sokan böcek türleri de bulunmaktadır. 

Toplumda en fazla görülen böcek sokmaları bal arısı, eşek ve yaban arısı sokması, akrep, kene, sivrisinek, pire, tahtakurusu olarak gösterilebilir. Görülecek belirtilerin şiddeti böceğin cinsinin yanı sıra kişinin duyarlılık düzeyine göre de farklılık gösterir. Bebek ve çocuklar, hamileler, alerjik bünyeye sahip bireyler ile yaşlılar genellikle böcek sokmalarında daha ciddi belirti gösteren gruplar arasındadır.

Böcekler zehirleme ve alerjik reaksiyon oluşturmanın yanı sıra bulaşıcı hastalıkların kişiden kişiye bulaşmasına da aracılık edebilirler. Sıtma, tifüs ve sarıhumma gibi hastalıklar böcek ısırmaları sonucunda bulaşabilecek hastalıklar arasında yer alır. Özellikle sıcak ve tropikal iklime sahip bölgelerde bulunan böceklerde bulaşıcı hastalık taşıma olasılığı daha yüksektir.

Böcek sokması belirtileri;

Böceğin ısırma anı genellikle biraz ağrıya neden olur. Isırmanın hemen ardından ciltte alerjik reaksiyon gelişmeye başlar ve ısırılan bölgede ısınma, kızarıklık, kaşıntı ve benzeri belirtiler ortaya çıkar. Gelişen alerjik reaksiyonu tetikleyen etken, böceğin iğne veya tükürük sıvısı yoluyla cilde bıraktığı zehirli maddedir. Genellikle çoğu böcek ısırığında bu belirtiler hafif seyreder ve kısa süre içerisinde azalarak kaybolur. Fakat böceğin salgılarına karşı alerjisi bulunan bireylerde belirtiler giderek artarak şiddetli sağlık problemlerini beraberinde getirebilir. Böcek ısırması belirtileri arasında şunlar yer alır:

  • Isırılan bölgede kızarıklık, kaşıntı, tahriş, ağrı ve şişlik
  • Su kabarcıkları ve iltihaplanma
  • Tek veya küme şeklinde oluşan kabarcıklar
  • Mide bulantısı ve kusma
  • İshal ve karın ağrısı
  • Nefes darlığı, göğüste sıkışma
  • Hırıltılı solunum
  • Dil şişmesi

Bunların yanı sıra ısırılan bölgede renk değişimi şeklinde bir böcek sokması belirtisi de söz konusu olabilmektedir. Böcek ısırması morarması gibi renk değişimi durumlarında mutlaka sağlık kuruluşlarına başvurularak muayeneden geçilmelidir.

Böcek sokması türleri;

Arılar, pireler, sivrisinek ve diğer sinekler, karıncalar, tahtakuruları, akarlar, at sinekleri, keneler, örümcekler, akrepler ve bazı diğer böcek türleri böcek sokmasına neden olabilir. Görülen belirtiler böcek ısırması türleri arasında değişkenlik gösterir. Çok yaygın olarak görülen sivrisinek ısırıklarında ısırılan bölgede küçük bir kabarıklık, hafif kızarıklık ve şiddetli kaşıntı olur. At sineği ısırıkları oldukça ağrılı olabilir ve ısırılan bölgede genellikle böcek sokması ve su toplaması bir arada görülür. Kene ısırıkları genellikle başlangıçta hiçbir belirti ve reaksiyona neden olmaz ve kişiler tarafından geç fark edilebilir.

Doğal ortamlarda yapılan aktiviteler sonrasında vücut ayna karşısında mutlaka kontrol edilmelidir. Keneler kırım Kongo kanamalı ateşi ve bazı diğer bulaşıcı hastalıkları taşıma olasılığı çok yüksek olan hayvanlardır. Bu nedenle kene ısırmasının fark edilmesi halinde asla bir müdahale yapılmamalı ve derhal hastaneye gidilmelidir. Bir diğer böcek ısırığı olan akar ısırmalarında genel olarak çok fazla kaşıntı söz konusu olur.

Örümcek ısırıkları örümceğin türüne göre değişmekle birlikte çok ağrılı olabilir, şiddetli kızarıklık ve şişlik meydana gelebilir. Ayrıca bazı örümcek türleri mide bulantısı, kusma, karın ağrısı gibi daha ciddi ve tıbbi müdahale gerektiren reaksiyonlara da yol açabilir. Arı sokmalarında şiddetli ağrı, ani şekilde gelişen bir şişlik ve kızarıklık söz konusudur. Karınca ısırıklarında genellikle iltihaplı şişlikler ortaya çıkarken akrep sokmalarında ciltte uyuşma, ağrı, yanma, şişme ve kızarıklık gibi durumlar ortaya çıkabilir. Tüm bu durumlarda alerjik bireylerde ani gelişen çok ciddi reaksiyonlar söz konusu olabildiğinden bir an önce sağlık kuruluşlarına başvurulması gerekmektedir.

Böcek sokması durumunda ilk olarak ısırılan bölgede ağrı, ısı artışı, şişme, kızarıklık gibi etkiler ortaya çıkar. Bunlar normal reaksiyonlardır. Çoğu zaman birkaç saat içinde etkisini yitirirler. Ancak daha sonra alerjik reaksiyon gelişme riski her zaman vardır. Özellikle böcek sokmasına maruz kalan kişinin alerjik yapısı varsa böceğin ısırdığı alanda kızarıklık daha yaygın olur. Ayrıca başka reaksiyonlarda ortaya çıkabilir. Astımı olan, alerjik yapısı olan ya da ürtikere yatkın kişilerde baş dönmesi, yutkunma zorluğu, kalp ritminin düzensizleşmesi, bulantı ve kusma, ateş, ishal gibi belirtiler görülebilir.

Böcek sokması durumunda ilk ne yapılmalı?

Böcek sokması durumunda ilk müdahale bölgenin sabunlu su ile yıkanmasıdır. Bölge sabunlu suyla yıkanarak antiseptik bir solüsyon sürülmelidir. Böylece olası bir enfeksiyon gelişimi önlenebilir. Ancak yıkama sırasında bölgenin kaşınmaması, çizilmemesi gerekir. Arı sokması söz konusu ise iğnenin çıkarılması da gerekecektir. Bu durumda cildin tahriş edilmemesi önemlidir. Şişlik varsa bölgeye buz sürülmelidir. Böcek sokması kollarda ve ellerde olursa bölgenin kalp seviyesinden üstte tutulması gerekir. Bu şekilde şişmeye engel olunabilir.

Kene sokması durumunda ilk müdahaleyi kendiniz yapmamalısınız. Bu parazit oval ya da yassı, kahverengi renkte olabilir. Genellikle otlaklarda, sulak yerde, hayvanların bulunduğu yerlerde görülen keneler soktukları zaman insanlara virüs bulaştırabilir. Isırma sonrasında bölgede şişme, kızarıklık ve kaşıntı ortaya çıkar. Özellikle kene sokması sonrası şiddetli ağrı, ishal, bulantı, kusma, ateş gibi belirtiler varsa müdahale etmeden bir doktora gidilmelidir.

Böcek sokması durumunda bölgeye kolonya sürülmesi de bölgede tahrişe neden olabileceği için önerilmemektedir. Ayrıca böcek sokması sonrası zehirlenme olmasın diye yoğurt, ayran tüketimi de etkili değildir. Yapılacak ilk müdahale her zaman bölgenin enfeksiyon kapmamasını sağlamak olmalıdır. Böceklerin daha fazla görüldüğü tatil yörelerinde bulunulacağı zaman yanınızda topikal steroid ve antihistaminik kremler de bulundurursanız bunları böceğin ısırdığı bölgeye tatbik edebilirsiniz.

Tedavisi;

Böcek sokması ilk yardım uygulamalarının ardından alerjik reaksiyon veya ciddi komplikasyon söz konusu ise sağlık kuruluşlarına başvurmayı gerektirir. Alerjik reaksiyonunun olmadığı durumlarda böcek ısırması tedavisi olarak ilk yardım uygulamaları genellikle yeterli olur. Su ve sabunla yıkama ve ardından dezenfekte etme, buz kompresi uygulama gibi işlemleri içeren ilk yardımın ardından alerjik reaksiyonlar nedeniyle sağlık kuruluşlarına başvuran hastalarda öncelikle hekim tarafından fiziksel muayene yapılır. Ardından genellikle antihistaminik ilaç tedavisi önerilir ve bunlar bölge üzerine uygulanan krem ve merhemler, ağızdan alınan ilaçlar veya damar yoluyla verilen antihistaminikler şeklinde olabilir.

Böcek sokması kaşıntı ve kabarıklıklara neden olduysa antihistaminik ilaçlar bunların iyileştirilmesine de yardımcı olur. Ağrı söz konusu ise ağrı kesici ilaçlardan yararlanılabilir. Kene ısırması durumunda birey kesinlikle bilinçsiz şekilde keneyi çıkarmaya çalışmamalıdır. kenenin yanlış yöntemle çıkarılması bir kısmının vücut içerisinde kalmasına ve ciddi sağlık sorunlarına yol açmasına neden olabilir. Bu nedenle sağlık kuruluşlarına başvurarak kenenin uzman kişiler tarafından çıkarılması sağlanmalıdır.

Ardından yapılacak tanı testleri ve muayenenin ardından enfeksiyon söz konusu ise buna yönelik tedavi uygulanır. Herhangi bir komplikasyon göstermeyen hastalar hekim tarafından verilecek öneriler doğrultusunda taburcu edilir. Alerji teşhisi alan hastalarda bir sonraki böcek sokmasında hemen kullanabilmek adına tedbir amaçlı ilaçlar reçetelendirilebilir. Böyle durumlarda özellikle de doğal ortamlara giderken bireyler bu ilaçları mutlaka yanlarında bulundurmalıdır.

Eğer siz de böcek sokması yaşadıysanız öncelikle ilk yardım uygulamalarını yapmalı, ardından alerjik reaksiyonlar gözlemlemeniz durumunda sağlık kuruluşlarına başvurarak hekim kontrolünden geçmelisiniz. Olası bir alerji durumunda bir an önce sağlık kuruluşuna başvurarak ciddi komplikasyonların gelişimini önleyebilirsiniz. Böcek sokması ile ilgili merak ettiğiniz konuları Grup Florence Nightingale Hastaneleri’nin uzman ekibine sorabilir, sorunuzla ilgili öneriler isteyebilirsiniz. Bize ulaşmak için web sitemizde yer alan iletişim formunu kullanabilir ya da 444 0436 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

Paylaşın

Botulizm nedir? Belirtileri, Tedavisi

Hemen ve yeterli tedavi edilmezse yüksek ölüm oranına sahip olan Botulizm, Botulismus toksinleri ile meydana gelen zehirlenme. Kişiden kişiye bulaşan bulaşıcı bir hastalık türü değildir.

Botulizm, Clostridium Botulinum (ve bazı diğer Clostridium türlerinin) oluşturduğu nörotoksinlerin neden olduğu nadir görülen paralitik bir hastalıktır. C.botulinum gram pozitif, sporlu, mutlak anaerop bir bakteridir. Sporları tüm dünyada yaygın olarak bulunur. Botulinum toksini sinir kas kavşakları ve otonom sinapsları etkiler. Tip A-G arasındaki harflerle ifade edilen antijenik yönden farklı 7 tipi vardır.

Tip A, B, E ve F insanlarda hastalık yapar. Botulinum toksini insana toksik en güçlü zehir olmasına rağmen kas spazmları ile belirgin bazı hastalıkların tedavisinde ve kozmetik işlemlerde kullanılır. Botulizm güncel olarak beş klinik şekilde görülür; klasik gıda botulizmi, infant botulizmi, yara botulizmi, nedeni bilinmeyen olgular ve kazara gelişen botulizm. Botulizm görme bulanıklığı ve diğer bazı kraniyal sinir belirtileri ile başlar, simetrik, yukarıdan aşağıya inen kaslarda zayıflık ve gevşek tipte paraliziler gelişir.

Ateş yoktur, hastanın bilinci açıktır, duyu kaybı görülmez. Tanının esasını serum, dışkı, kusmuk ve gıda gibi uygun örneklerde toksinin gösterilmesi veya anaerop koşullarda C.botulinum’un üretilmesi oluşturur. Botulizmin tanısında en spesifik ve en sensitif yöntem farede toksin deneyidir. Hızlı tanı ve destekleyici tedavi botulizm tedavisinde en önemli noktalardır. Heterolog antitosik serumların gıda ve yara botulizminde biraz önemi olmakla birlikte infant olgularında kullanılmamalıdır.

Nasıl bulaşır?

Gıda kaynaklı botulizm mikroorganizmanın gelişimi esnasında üretilen toksini içeren gıdanın tüketilmesi ile oluşan ciddi bir gıda zehirlenmesidir. Botulismus toksini, konserve mısır, biber, yeşil fasulye, çorba, pancar, kuşkonmaz, mantar, olgun zeytin, ıspanak, ton balığı, tavuk ve tavuk ciğeri ve ciğer kafa ve hafif öğle yemeği etleri, jambon, sosis, doldurulmuş patlıcan, ıstakoz ve tütsülenmiş ve tuzlanmış balık gibi gıdalarda saptanmıştır.

Yıllık olarak kaydedilen birçok salgının, yetersiz işlenmiş gıdalarla, ev yapımı konservelerle alakalı olduğu görülmüştür. Zaman zaman ticari üretilen gıdalarda da rastlanmıştır. Sosisler, et ürünleri, konserve sebzeler ve deniz ürünleri insan botulizmi için en sık karşılaşılan gıda ürünleridir.

Belirtileri;

  • Gıda kaynaklı botulizm (aslında gıda kaynaklı zehirlenme) bakteri tarafından üretilen toksin içeren gıdanın tüketilmesi ile ortaya çıkan hastalıktır. Kuluçka süresi 4 saat ile 8 gün arasında değişmesine rağmen, gıda kaynaklı botulizmin başlangıç belirtileri, toksinli gıdanın tüketiminden sonraki 18-36 saat arasında ortaya çıkmaktadır.
  • Zehirlenmenin erken belirtileri, belirgin halsizlik, zayıflık ve baş dönmesidir.
  • Bulanık görme ve çift görme, ağız kuruluğu, konuşma ve yutkunmada zorluk çekme, kalp atımında azalma, tansiyon düşüklüğü, nefes alıp vermede zorluk, diğer kasların zayıflığı, ağrılı şişmeler, ciltte beklenmedik renk değişiklikleri, terleme bozuklukları, karın ağrısı, bulantı, kusma ve kabızlık genel belirtileri arasında yer almaktadır. Tedavi edilmediği takdirde yüksek ölüm oranına sahiptir.

Teşhisi;

  • Botulismus büyük ölçüde tanısı hastanın öyküsü, klinik ve epidemiyolojik özelliklere ve diğer olası durumların ayırıcı tanı ile dışlanmasına dayanmaktadır.
  • Hastalığın akla getirilmesinde belli bağlı (anahtar) klinik bulgular görme bulanıklığı, çift görme, güçsüzlük ve simetrik paralizidir. Rutin laboratuvar testlerinin tanıdaki yeri sınırlıdır.
  • Tanı, serum, dışkı, kusmuk, mide içeriğinde ya da hastanın yediği yemekte botulinum toksininin tespiti, veya dışkı veya yara kültürlerinden C. botulinumun izole edilmesiyle konulur.

Tedavisi;

Botulizmde yakın bir solunum takip ve desteği başta olmak üzere destekleyici tedavi yöntemleri hayat kurtarıcıdır. Hasta yoğun bakım ünitesine alınmalı, endotrakeal tüp veya trakeostomi ile solunum yolu açık tutulmalıdır. Tedavide polivalan antitoksin (antitoksik botilinum serumu) uygulanmalıdır. Antitoksin dolaşımda serbest olarak bulunan toksini nötralize etmesi fakat sinir uçlarına bağlanmış toksine etkisinin olmaması nedeniyle, antitoksin uygulanması olabildiğince erken yapılmalıdır.

Botulizm şüpheli hasta birkaç saat içinde başvurmuş ise kusturularak veya mide lavajı ile kalan toksinin atılmasına yardımcı olunabilir. Diğer yandan hastanın ağır ileus tablosu olmadıkça barsaklar purgatifle veya lavmanla boşaltılmalıdır. Yara botulizminde kristalize penisilin kullanılmalıdır. Penisiline alternatif olarak metranidazol kullanılabilir. Yara botulizminde ayrıca yaranın cerrahi temizliği gerekir.

Korunma yolları;

  • Ev konservelerinin hazırlanması sırasında yeterli ısı ve basınç uygulanmak ve tüketilmeden önce 10 dakika kaynatmak gerekir.
  • Şişmiş konservelerin açılmaması, kokuşmuş besinlerin yenilmemesi gerekir.
  • Mikrodalga fırınlar ne sporu öldürür ne de toksini etkisiz hale getirir.
  • Bir yaşın altındaki bebeklere bal verilmemelidir.

 

Paylaşın

Boğulma (Cafe Koroner) nedir, ne yapılmalıdır?

Boğulma (Cafe Koroner); üst solunum yollarının tıkanması demektir. Bu tıkanma boğulmaya neden olabilir ve oldukça tehlikelidir. Ölümle sonuçlanabileceği gibi farklı türde hasarlarda bırakabilir.

‘Cafe koroner’, aslında kalp kriziyle ilgili bir terim değildir. Yemek yiyen bir kişi, boğulmayla karşılaştığında, onu görenler kalp krizi geçirdiğini düşünebildiğinden, bu nedenle boğulmanın diğer bir adı ‘Cafe Koroner’dir.

Boğulma nedenleri nelerdir?

  • Bayılma ve bilinç kaybı sonucu dilin geriye kayması
  • Nefes borusuna sıvı dolması
  • Nefes borusuna yabancı cisim kaçması
  • Asılma
  • Akciğerlerin zedelenmesi
  • Gazla zehirlenme
  • Suda boğulma

Suda boğulmalarda, boğulma sırasında nefes borusu girişinin kasılmasına bağlı olarak çok az miktarda su akciğerlere girer. Suda boğulanlarda özellikle soğuk havalarda 20–30 dakika geçse bile yapay solunum ve kalp mesajına başlanmalıdır.

Suda boğulmalarda, ağızdan ağza ya da ağızdan buruna solunumun suda yaptırılması mümkündür ve bu uygulamaya su içerisinde iken başlanmalıdır. Bu uygulama derin sularda mümkün olmayabilir, bu nedenle hasta/yaralının hızla sığ suya doğru çekilmesi gerekir.

Suya atlama sonucu, boğulma riskinin yanı sıra genel vücut travması ya da omurga kırıkları da akla gelmelidir. Bu nedenle suda, başın çok fazla arkaya itilmemesi gereklidir.

Boğulmalarda genel belirtiler nelerdir?

  • Nefes almada güçlük
  • Gürültülü, hızlı ve derin solunum
  • Ağızda balgam toplanması ve köpüklenme
  • Yüzde, dudaklarda ve tırnaklarda morarma
  • Genel sıkıntı hali, cevaplarda isabetsizlik ve kararsızlık
  • Bayılma

Boğulmalarda genel ilkyardım işlemleri ne olmalıdır?

  • Boğulma nedeni ortadan kaldırılır
  • Bilinç kontrolü yapılır
  • Hastanın yaşamsal bulguları değerlendirilir
  • Temel yaşam desteği sağlanır
  • Derhal tıbbi yardım istenir (112)
  • Yaşam bulguları izlenir
Paylaşın

Biotin (Biyotin) nedir, faydaları nelerdir?

B kompleks grubu vitaminlerinden olan Biotin (Biyotin), vücutta yağ, karbonhidrat ve şeker gibi maddeleri parçalayan enzimlerin önemli bir bileşenidir.

B vitamini kompleksi sağlıklı bir metabolizma, bağışıklık, sindirim ve dolaşım sistemi için hayati önemi olan önemli bir besin grubudur.

Tüm organizmalar için gerekli olan Biotin (Biyotin), hücreler tarafından sentezlenemez ve dış kaynaklardan elde edilmelidir.

Özellikleri;

  • Vücutta biyotin rezervleri birikmez; suda çözünebildiği için kan dolaşımında hareket eder ve fazlası idrar yoluyla vücuttan atılır. Bu nedenle toksik seviyeler çok nadirdir.
  • Vücudumuz biotini doğal olarak üretmez, ancak bağırsak florası olarak adlandırılan bakteriler üretebilirler ve sağlığımız üzerinde olumlu bir etki yaratırlar.
  • Biotin genellikle cilt, saç ve tırnak bakımı için kullanılan kozmetik ürünlerine eklenir.
  • Çiğ yumurta beyazı, biyotini bağlayan ve emilimini engelleyebilen avidin olarak bilinen antimikrobiyal bir protein içerir.
  • Sekiz farklı H vitamini türü vardır, fakat sadece D-Biyotin olarak adlandırılan türü doğal olarak meydana gelir.
  • Vücut tarafından yakıt olarak kullanılan yağ asitleri ve glikozun oluşumu için gereklidir.

Hangi besinlerde bulunur;

  • Yumurta sarısı
  • Karaciğer ve böbrek gibi sakatatlar
  • Tam buğday ekmeği
  • Kırmızı et
  • Somon ve diğer deniz ürünleri
  • Avokado
  • Karnabahar, havuç, mantar gibi bazı sebzeler
  • Süt, peynir ve yoğurt dahil olmak üzere süt ürünleri
  • Fındık, badem, fıstık, ceviz gibi kuruyemişler
  • Soya fasulyesi, yeşil bezelye, mercimek ve diğer baklagiller
  • Ayçiçeği tohumu ve ayçiçek yağı
  • Arpa ve mısır dahil bütün tam tahıllar
  • Muz, çilek, ahududu
  • Maya

Biotin faydaları nelerdir?

Biotin vücutta birçok metabolik faaliyette ihtiyaç duyulan bir vitamindir. Yağ, karbonhidrat ve amino asit metabolizmalarında görev alır. Kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olabileceğine dair çalışmalar bulunan biotin;

  • Enerji oluşum metabolizmasına katkıda bulunur.
  • Makro besin öğeleri metabolizmasına katkıda bulunur.
  • Saçın korunmasına katkıda bulunur.
  • Mukozanın korunmasına katkıda bulunur.
  • Cildin korunmasına katkıda bulunur.

Ayrıca biotin, hamilelik döneminde kadınların ihtiyaç duyabileceği besinler arasındadır. Ender de olsa hamilelikte biotin eksikliği kadınlarda görülebilmektedir. Bazı folik asit takviyeleri bu sebeple hamilelere özel olarak biotin ile desteklenmektedir.

Bazı hayvan deneylerinde biotinin tip 2 diyabet açısından önemli olduğu ve kandaki glukoz seviyelerini düzenlemeye yardımcı olabileceği gözlemlenmiştir (1, 2). Ancak bu gibi deneyler henüz net bir sonuca ulaşamamıştır.

Günlük ne kadar Biotin almalıyım?

Yetişkinlerde;

  • 18 yaşın üzerindeki yetişkinler için 30 ila 60 mcg (mikrogram) 
  • Hamilelerde ve emziren kadınlarda 35 mcg ve daha fazlası gerekebilir.

Çocuklarda;

  • 0-12 aylık bebekler için 7 mcg
  • 1-3 yaş arası çocuklar için 8-10 mcg
  • 4-8 yaş arası çocuklar için 12-20 mcg
  • 9-13 yaş arası çocuklar için 20-25 mcg
  • 14-18 yaş ergenler için 25-30 mcg

Biotin eksikliği belirtileri;

  • Saçlarda beyazlık, kırılma veya saç dökülmesi
  • Göz, burun ve ağız çevresinde pul pul kırmızı deri döküntüleri
  • Cilt ve göz kuruluğu
  • Tırnaklarda kırılma
  • Depresyon, halüsinasyon, ataksi, nöbetler ve diğer nörolojik bozukluklar
  • El ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma
  • Bakteriyel ve mantar enfeksiyonlarına karşı artan duyarlılık
  • Kronik yorgunluk, uykusuzluk
  • İştah kaybı
  • Mide bulantısı
  • Kas ağrısı
  • Sindirim ve bağırsak sistemi sorunları
  • Bilişsel bozukluklar
  • Altı aydan küçüklerde seboroik dermatit (yağlanma ve kepeklenmeye neden olur)

Biotinidaz eksikliği tedavisi;

Biyotinidaz eksikliği, vücudun biotini geri dönüştüremediği kalıtsal bir hastalıktır. Tedavi edilmezse, ciddi sorunlara neden olabilir ve belirtiler çocuklukta artabilir.

  • Biyotinidaz eksikliğinde günlük olarak 5 ila 10 mcg biotin ile oral takviye gereklidir.
  • Holokarboksilaz sentetaz eksikliğinde günlük olarak 10-80 mcg gibi yüksek dozlarda biotin takviyesi alınması gereklidir.

Yetişkinler, gençler ve çocuklar için tedavi dozu, her bir birey için eksiklik şiddetine göre reçeteyle belirlenir. Bir hastalık şüphesiyle kan tahlili yaptıracaksanız ve biotin takviyeleri alıyorsanız mutlaka doktorunuza söyleyin çünkü sonuçlarını etkileyebilir.

Sıkça sorulan sorular

Biotin eksikliği neden olur?

Biotin eksikliği doğuştan gelen emilim problemleri ile ya da biotin yönünden fakir gıdalar tüketmek ile ilişki olabilir. Biotin eksikliğinin ciltte ve saçlarda gözlenen çeşitli belirtileri olsa da bu konuda en güvenilir yöntem, laboratuar tetkikleri ile vitamin ölçümünün yapılması yönündedir. Biotin eksikliği belirtilerine sahip olduğunuzu düşünüyorsanız bir hekime danışarak kan tahlili yolu ile biotin seviyelerinizi kontrol takip edebilirsiniz.

Biotinin saç ile ilişkisi nedir?

Biotin, saç, tırnak ve cilt yapısında bol bulunan keratin proteinin yapımında kullanılır. Bu nedenle de saç için biotin her zaman önemli kabul edilmiştir. Ciddi miktarlarda biotin eksikliği sık görülmese bile biotin eksikliğine sahip kişilerde sık sık saç dökülmesi ve ciltte pul pul kırmızı döküntü oluşumu gözlemlenmiştir.

Biotin vitamini saç uzatır mı?

Yapılan bazı araştırmalara göre biotinin saç uzatabileceği gözlemlenmiştir. 2015 yılında yapılan bir çalışmada, saçları incelmiş kadınlar iki gruba ayrılmış ve ilk gruba 90 gün boyunca günde iki kez biotin içeren bir oral deniz proteini takviyesi (MPS) verilmiştir ve ikinci gruba ise plasebo uygulaması yapılmıştır.

Çalışmanın başında ve sonunda, kafa derisindeki etkilenen bölgelerin dijital görüntüleri çekilmiş, her katılımcının saçı yıkanmış ve dökülen saçlar sayılmıştır. Araştırmacılar, MPS alan kadınların saç dökülmesinden etkilenen bölgelerde önemli miktarda saç büyümesi gözlemlemişler ve daha az saç dökülmeleri yaşandığını belirtmişlerdir. Yine de bu gibi araştırmaların bir kesinliği olduğunu söyleyemeyiz. Saç dökülmesi ya da farklı bir saç sorununuz var ise bir hekime başvurmanız gerekir.

Paylaşın

Bilişsel Davranışsal Terapi nedir, nasıl uygulanır?

Terapi ruhsal rahatsızlık veya sorunları sözel etkileşim yoluyla (görüşmelerle) çözme tekniğine verilen genel addır. Bilişsel Davranışsal Terapi (BDT) ise, düşüncelerinizi ve tepkilerinizi etkileyerek duygularınızı değiştirmenizi sağlar.

Bu tedavi yönteminin etkinliği bilimsel olarak sınanmış ve yüzlerce klinik araştırmayla birçok ruhsal rahatsızlıkta etkili olduğu gösterilmiştir.

Bilişsel Davranışsal Terapi’de kişi ile terapist çeşitli sorunları belirlemek ve anlamak için, iyileşmeyi hedef alan bir işbirliği içinde düşünce, duygu ve davranışlar arasındaki ilişkiler konusunda çalışırlar. Bu yaklaşım genellikle “şimdi ve burada” üzerine, yani o anda güncel olarak kişide sıkıntı yaratan sorunlar üzerine odaklanır.

Bilişsel Davranışçı Terapi ile birlikte ilaç tedavisinin birlikte yürümesi mümkündür. İlaç kullanılması gerektiğini düşündüğü durumda terapistiniz bu durumu size söyleyerek durumun avantajlarını ve dezavantajlarını sizinle tartışacaktır.

Birçok durum hiç ilaç kullanmadan tedavi edilebileceği gibi sadece ilaç kullanımıyla geçen sorunlar söz konusu olabilir. Her iki tedavi türünün de etkili olduğu durumlarda tercih danışmaya gelen kişiye bağlıdır. Bazı durumlar genellikle iki tedavinin birlikte kullanımına daha iyi cevap verir.

Bilişsel Davranışsal Terapi (BDT) şu konularda size yardımcı olabilir:

  • İnanışlarınızı, fikirlerinizi, tutumunuzu, varsayımlarınızı, zihinsel imgelemelerinizi ve kafanızı meşgul eden konuları değiştirmenize yardımcı olur. Bu, BDT’nin bilişsel, düşünsel kısmıdır.
  • Hayatınızdaki sorunlarla sakince yüzleşmenizi ve iyi sonuçlar almanızı sağlayacak şekilde hareket etmenize sağlar. Bu, BDT’nin davranışsal kısmıdır.
  • Bilişsel davranışsal terapi oldukça etkili bir yöntemdir. İlaç kullanmanıza gerek kalmadan daha iyi hissetmenizi sağlar. Ayrıca ilaç kullanımıyla birlikte de uygulanabilir.

Bilişsel Davranışsal Terapi (BDT) şu sorunlara karşı etkili olabilir:

  • Anksiyete bozuklukları
  • Obsesif kompulsif bozukluk
  • Panik bozukluk
  • Hipokondriyazis
  • Travma sonrası stres bozukluğu
  • Yaygın anksiyete bozukluğu
  • Depresyon
  • Cinsel işlev bozuklukları
  • Çift tedavileri ve aile terapileri
  • Alkol ve madde kötüye kullanımı
  • Yeme bozuklukları
  • Somatoform bozukluklar
  • Sosyal fobi
  • Özgül fobiler
  • Tik gibi çeşitli davranış problemleri
  • Yeme bozuklukları
  • Ayrıca KDT’nin aşağıda yer alan diğer durumlarda da tedaviye katkı sağladığı gösterilmiştir:
  • Şizofreni
  • İki uçlu bozukluk (Bipolar bozukluk)
  • Öfke kontrolü
  • Kişilik bozuklukları
  • Ağrı kontrolü
  • Çeşitli sağlık sorunlarına uyum sağlama
  • Uyku bozuklukları

İşe yaradığını nasıl anlayabilirim?

Birçok danışan eğer güvenerek ve inanarak seanslara devam eder ve seans dışı zamanlarda önerilen teknikleri her gün gündelik yaşamlarında kullanırlarsa 4-5 seans sonra belirtilerinde bir azalma farketmeye başlar. Aynı zamanda uygulanan psikolojik testlerde objektif olarak birkaç hafta içinde düşme gerçekleşir. Özetlersek kendisini daha iyi hissetmeye başlar.

Paylaşın

Bigoreksiya Nedir? Teşhis ve Tedavisi

21.Yüzyılda popülerliği artan vücut geliştirme sporuna paralel, hasta sayısı artış göstermektedir.  Bigoreksiya (Kas Dismorfisi) bireyin yapısı normal, hatta olağanüstü büyük ve kaslı olmasına rağmen kendi bedenini küçük, zayıf ve yetersiz olarak tanımlaması durumudur.

Bigoreksiya henüz yapılmış bir klinik araştırma olmadığı için fizik tedavi uzmanları tarafından teşhis edilemez.
Yakın zamanda, psikiyatristler tarafından “Anoreksiyanın zıttı” olarak ifade edilmiştir. Bigoreksiya artık yüzlerce, binlerce kişiyi etkilemektedir.

Vücut geliştirmek, bazı insanların zihnini o kadar çok kurcalamaktadır ki bu kişiler, bir çok önemli olayla ilgilenmezler, ağrıları ya da kırık kemikleri olmasına rağmen çalışmaya devam ederler ve hatta fiziksel gelişim programlarına uymak uğruna işlerini bile kaybedebilirler.

Vücut Geliştirme Nedir?

Vücut geliştirme kaslı bir beden sahibi olabilmek için bir takım ağırlık çalışmaları ve uyarlanmış beslenme programlarının tümünü içerir. Her ne kadar bayan vücut geliştiricileri olsa da daha çok erkek ağırlıklı bir aktivitedir. Vücut geliştiren bireyler vücutlarını bir panelde sergiliyorlar. Bu durum da spor içerisinde rekabete neden olmaktadır. Vücut geliştirmedeki estetik kaygılar, bu sporu diğer güç sporlarından ayırmaktadır. Güç sporlarındaki ana hedef mümkün olan en büyük ağırlığı kaldırmak iken, vücut geliştirme de estetik kaygılar ön plandadır.

Bigoreksiyanın belirtileri;

Bigoreksiyalı bireyler zamanlarının büyük bir çoğunluğunu egzersiz yaparak ,spor merkezlerinde geçirirler ve bu kişiler vücutlarının güçsüz olduklarını düşündükleri için  başkalarının kendi vücutlarını örmelerini istememektedirler.

Semptomlarında bu kişilerin profesyonel hayatlarındaki başarılarına da tesir ettiği ve fiziksel gelişim programları uğruna işlerini aksattıkları hatta işlerini kaybettikleri gözlemlenmiştir.

Kas dismorfunda en çok görülen tutumlardan biri ise sürekli olarak bedenlerini kontrol etmeleridir. Ayna ve benzeri metaryallerle bedenlerinde mevcut olan kaslarını sürekli kontrol etme ve tetkik etme davranışında bulunurlar.

Bu bireyler daha cüsseli görünmek için de çoğu kez kat kat giyinmeyi tercih etmektedirler. Ayrıca  bu kişiler spor takviyelerine çok miktarda para harcamaları, proteinli besinleri daha çok tercih etme, anormal yeme davranışları ve hatta bazı maddelerin kötüye kullanımınıda belirtiler arasında gösterilebilir.

Bigoreksiya oluşumunu etkileyen faktörler;

Bigoreksiya gelişiminde etkili olan faktörler; sosyokültürel baskılar, psikolojik ve fizyolojik faktörler, ailenin rolü ve çeşitli baskılar gibi faktörler arasındaki etkileşim bigoreksiya oluşumuna yol açabilir.

Ayrıca erkek bireylerin medyada ve fitness dergilerinde bulunan erkek modelleri örnek almaları bununla birlikte kişilerin kendi vücutlarından memnun olmama, kendi bedenleri ile ilgili takıntılar oluşturma bigoreksiya oluşumunda etkilidir.

Yapılan bir çalışmada gelecekteki dönemlerde kas dismorfik bozukluğu oluşumunda çocukluk döneminde yaşanan istismarların ilişkili olduğu kabul edilmiştir.

Bigoreksiyanın tedavisi;

Bigoreksiya teşhisi konulmuş kişiler genellikle tedavi olmayı kabul etmemektedirler. Bu bireyler için tedaviyi kabul etmek yenilgiyi kabul etmek anlamına gelir. Bu yüzden bireyleri tedaviye ikna etmek zor olabilir. Tedavileri ilaç tedavisi ve psikolojik tedavi şeklinde olup bireyler için olumlu sonuçlar vermektedir.

Paylaşın

Beverly Hills Diyeti nedir, nasıl yapılır?

Zayıflatma amacıyla geliştirilen moda diyetlerden biri olan Beverly Hills Diyeti, meyve dışında diğer besinlerin yasaklandığı bir diyet türüdür.

Protein B12 vitamini, niasin, riboflavin, kalsiyum,çinko, demir, fosfor ve magnezyumdan yetersiz bir diyettir. Güvenilir değildir, malnütrüsyona yol açabilir, bu nedenle kesinlikle uygulanmamalıdır.

Farklı etaplardan oluşan bu diyet, metabolizmayı hızlandırır ve daha fazla yağ yakılmasını sağlar. Güne meyve ile başlayın ve istediğiniz kadar meyve yiyin. Bununla birlikte, başka bir meyveye geçmeden önce en az bir saat bekleyin.

Örneğin;

  • Sabah: Erik
  • Öğle: Çilek
  • Akşam: Elma

Uyarı;

Diyet yapanların her gün iyi sağlık için gerekli olan mineralleri, vitaminleri ve besin maddelerini almaları çok zor olacaktır. Aşırı meyve tüketimi ve diğer gıdaların tüketiminin kısıtlı olması nedeniyle, ciddi dehidratasyon ve yetersiz beslenmeye neden olabilecek önemli bir ishal riski vardır.

Kilo vermeye faydası olsa da, Beverly Hills diyeti çok kısıtlayıcı bir diyet ve tavsiye edilmiyor. Sağlıklı bir kilo verme hızı haftada 0,5–1 kilogram olmalı.

Ancak unutulmamalıdır ki günlük 800-1000 kalorinin altında alınmasını öneren çok düşük kalorili diyetler tıbbi denetim altında yapılmalıdır. Ayrıca, egzersiz olmadan, tek başına dengeli besleyici bir diyetle sağlıklı kilo verme hedefine ulaşması son derece güçtür.

Paylaşın

Bahar Yorgunluğu Nedir? Belirtileri, Tedavisi

Mevsim geçişlerinden kaynaklanan değişiklikler beraberinde insan metabolizmasında da değişiklikleri beraberinde getiriyor. Bahar Yorgunluğu; mevsim geçişlerinden kaynaklanan ısı, ışık ve nem değişimine vücudumuzun adapte olmaya çalışması sürecidir.

Bir hastalık olarak tanımlanan ve dikkat edilmesi gereken Bahar Yorgunluğu, kronik yorgunluk sendromuna da dönüşebiliyor.

Bahar Yorgunluğunun belirtileri;

Bahar Yorgunluğu güneşin daha dik gelmesi ile ısınan denizlerden daha fazla suyun buharlaşması ve bununla beraber ortaya çıkan nem artışı sonucunda oluşur. Yaz ve sıcak geçen bahar aylarında hava sıcaklığı, yüksek nem ile bir araya gelince bunaltıcı bir gün yaşarız. Kendimizi yorgun ve bitkin hissederiz. Nemliliğin çok yüksek olduğu durumlarda gerçek hava sıcaklığı ile etkin hava sıcaklığı birbirine yakın seyreder.

Fakat sıcak ve kuru bir havaya göre çok daha fazla rahatsız edici bir etkiye sahiptir. Havadaki nem oranı düşük ise, yüksek sıcaklık olsa bile bu durumu dayanılır yapabilir. çünkü cilt üzerinde buharlaşmanın sağladığı bir serinlik etkisi mevcuttur. Ancak yüksek nem cilt ve onu çevreleyen hava içindeki buharlaşmanın etkisini yok ederek gerçek sıcaklığı daha yüksek seviyelerde hissetmemizi sağlayacaktır.

Kısaca; Bahar Yorgunluğu, insanlarda enerji azlığı, halsizlik, isteksizlik, uyku isteği, sabah yataktan zor kalkma, kas, eklem ağrıları, baş ağrısı, konsantrasyon güçlüğü gibi belirtilerle kendini gösterir.

Bahar Yorgunluğu vücudumuzu nasıl etkiler?

Bahar yorgunluğu incelendiğinde nemin ne derece hayatımızı etkilediği daha net görülmektedir. Nem artışı vücutta 2 yönlü etki eder. Birincisi; Burun boğaz ve orta soluk yollarında ödeme neden olarak akciğere giden oksijen miktarını azaltır. Vücut oksijen azalmasının etkilerini azaltmak için çeşitli bölgelerdeki kan damarlarını büzer. Bu etki ile ,

  • Mideye giden damarların büzülmesi ile gastritler artar.
  • Troid dokusuna giden damar büzülmesi ile troid hormon salgısı azalır.
  • Kalp ve diğer damarları daraltarak hipertansiyon ve kalp krizleri artar.
  • Cilt damarları daralması ile ciltte kuruma dökülme ve saç dökülmesi gözlenir.
  • Tüm damarlarda genel bir oksijenlenme azlığı nedeni ile halsizlik ve yorgunluk artar. Baş dönmesi ve dengesizlikler sık gözlenir.
  • Akciğer kapasitesi bu bölgedeki ödem nedeni ile daha da azalır. Bu sonuç nefes darlığı ve hareket ile sıkıntı hissini artırırİkincisi; Ortam nem oranında artış ayni zamanda terleme fonksiyonunu bozar. Bu bozulma hem vücut toksinlerinin atılmasını engeller hem de vücudun nem dengesini bozar. Bu da kişinin kendini dengesiz hissetmesine neden olur.

Bahar Yorgunluğundan korunmanın yolları;

  • Kronik yorgunluğa karşı en iyi ilaç tatile çıkmaktır. İmkanlarınızı zorlayarak birkaç günlüğüne de olsa kent dışına kaçın.
  • Her gün sabahları aç karnına en az 5 dakika yürüyüş yapın. Ancak bu yürüyüşleri güneşli günlerde yapmaya özen gösterin.
  • Her sabah 10-15 dakika aç karnına jimnastik yapın. Ama vücudunuzu aşırı yormaktan da kaçının. Jimnastik yapacağınız odayı ciğerlerinize bol oksijen girmesi için bir süre havalandırmayı unutmayın.
  • Sofranızdan meyve ve sebzeyi eksik etmeyin. Sevmeseniz de mevsimin özelliğini taşıyan meyve ve sebzelerin bütün çeşitlerinden bol miktarda yiyin.
  • Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı oluyor. Özellikle de B ve C vitaminleri ile potasyuma. B ve C vitaminleri sebze ve meyvelerde, potasyum da domates, patates ve kayısıda bol miktarda bulunuyor.
  • Günde 3 litre su için. Yemek yemeden ve yatmadan önce azar azar içerek vücudunuza ihtiyacı olan suyu sağlayın.
  • Uyku ritmine dikkat edin. Rahat bir uyku için yatağa girmeden önce günlük bütün stres nedenlerinizi aklınızdan uzaklaştırın. Hoşunuza giden konuları düşünün veya hoşlandığınız bir film seyredin.
  • Alkol kullanıyorsanız, mümkün olduğunca azaltın. Çünkü yorgunluktan kurtulmak için alkole sarılmak çözümü zor problemleri ortaya çıkarabilir.
Paylaşın

Sağlıklı yaşamın sırrı ‘Beslenme ve Egzersiz’

Zaman denilen kavramın insan bedeninde bıraktığı tahribatı en aza indirmenin en önemli noktası ‘Sağlıklı Yaşam’dır.

Sağlıklı yaşamın vazgeçilmezleri ise ‘Beslenme ve Egzersiz’dir. Başka bir deyişle, Sağlıklı Yaşam, ancak Beslenme ve Egzersizle mümkündür.

Egzersiz, en azından günlük yaşam aktivitelerini kimseye muhtaç olmadan ömrünün sonuna kadar sürdürebilmek için gerekli vücut hareketliliğini sağlarken, beslenme ise vücudun gereksinim duyduğu besin öğelerini dışarıdan vücudumuza almak, sindirmek ve metabolize etmektir.

Her ikisi de yeterli ve dengeli yapılmadığı sürece sağlıklı olmamız veya sağlıklı kalmamız mümkün değildir.

Egzersiz;

Düzenli egzersiz fiziksel, mental ve emosyonel sağlık için büyük önem taşır. Egzersiz enerji harcamasını arttırır, böylelikle ağırlığın korunmasında veya zayıflatmada yararlı etki gösterir.

Düzenli egzersiz serum kolesterol ve glikozunun normal düzeyde tutulmasını sağlar, yüksek dansiteli lipoprotein kolesterolünü arttırır.

Egzersiz sırasında doğal yatıştırıcılar olan endorfinler salgılanır. Düzenli egzersiz kardiyovasküler sistemi ve iskeleti sağlıklı tutar, böylece yaşlanmayı geciktirir.

Beslenme;

Beslenmede ise, enerji tüketimi fazla enerji harcaması yetersiz ise obezite ve komplikasyonları yaşayacak olmamız kaçınılmazdır. Eğer günlük olarak yağ tüketimimiz fazla ise hormona bağlı kanserler ve kalp damar hastalıklarıyla karşılaşma riskimiz yüksektir.

Günlük beslenmemizde posa tüketimimiz yetersiz ise bağırsak hastalıkları, safra kesesi hastalıkları, kolesterol yüksekliği sorunları bizi bekliyor olacaktır.

Eğer şeker ve karbonhidrat tüketimimiz yüksek ise; şeker hastalığı abdominal yağlanma, insülin direnci kapımızı kesin çalacaktır. Yüksek alkol tüketimimiz var ise karaciğer hastalıkları, nörolojik rahatsızlıklar, hiper tansiyon ve pankreas hastalıkları ciddi bir tehdit olacaktır.

Sonuç olarak; herbirimiz birey olarak sağlık ilkesinden yola çıkarak yaşam şeklimizi düzenlemeye karar vermeli ve yeterli ve dengeli beslenme ile egzersizi iç içe düşünmeliyiz.

 

 

 

Paylaşın