İyot Açısından Zengin 10 Sağlıklı Besin

İyot, tiroid hormonlarının üretimi için gerekli olan ve metabolizma, büyüme, beyin gelişimi gibi süreçlerde kritik rol oynayan bir mineraldir. İyot, vücut tarafından üretilemediği için besinler yoluyla alınır.

Haber Merkezi / Günlük iyot ihtiyacı yetişkinler için yaklaşık 150 mcg, hamile kadınlar için 220 mcg, emziren anneler için 290 mcg ve çocuklarda 90-120 mcg arasında değişir.

İşte iyot açısından zengin 10 sağlıklı besin:

Deniz Yosunu (Kelp, Nori, Wakame): Deniz yosunları, iyotun en zengin kaynaklarından biridir. Örneğin, 1 gram kombu yosunu yaklaşık 2984 mcg iyot içerebilir, bu da günlük ihtiyacın fazlasını karşılar. Ancak tüketim miktarına dikkat edilmelidir, çünkü fazla iyot da tiroid sorunlarına yol açabilir.

Morina Balığı: Yağsız bir balık olan morina, 85 gram porsiyonda yaklaşık 63-99 mcg iyot sağlar, bu da günlük ihtiyacın yüzde 42-66’sını karşılar. Omega-3 ve protein açısından da zengindir.

Ton Balığı: 85 gram ton balığı yaklaşık 17 mcg iyot içerir, günlük ihtiyacın yaklaşık yüzde 11’ini karşılar. Ayrıca protein, omega-3, potasyum ve B vitaminleri açısından da faydalıdır.

Karides: 85 gram karides yaklaşık 35 mcg iyot sağlar, bu da günlük ihtiyacın yüzde 23’ünü karşılar. Düşük kalorili, protein açısından zengin ve B12 vitamini, selenyum içerir.

İyotlu Tuz: 1/4 çay kaşığı iyotlu tuz yaklaşık 71 mcg iyot içerir, günlük ihtiyacın yüzde 47’sini karşılar. Ancak tuz tüketiminde aşırıya kaçmamak için dikkatli olunmalıdır.

Süt: 1 bardak (200 ml) süt, yaklaşık 56 mcg iyot sağlar, günlük ihtiyacın yüzde 37’sini karşılar. Kalsiyum ve D vitamini açısından da zengindir.

Yoğurt: 1 kase (150 gram) sade yoğurt, yaklaşık 154 mcg iyot içerir ve günlük ihtiyacın yüzde 50’sinden fazlasını karşılar. Probiyotikler ve kalsiyum açısından da faydalıdır.

Peynir (Özellikle Süzme Peynir): 1 fincan süzme peynir yaklaşık 65 mcg iyot, 30 gram çedar peyniri ise 12 mcg iyot içerir. Süt ürünlerinin iyot içeriği, hayvan yemine bağlı olarak değişebilir.

Yumurta: 1 büyük haşlanmış yumurta yaklaşık 25 mcg iyot içerir, günlük ihtiyacın yüzde 17’sini karşılar. Protein, çinko ve sağlıklı yağlar açısından da zengindir.

Kuru Erik: Vejetaryen veya veganlar için iyi bir seçenek olan 5 adet kuru erik, yaklaşık 13 mcg iyot sağlar, günlük ihtiyacın yüzde 9’unu karşılar. Ayrıca lif, K vitamini ve antioksidanlar açısından zengindir.

Paylaşın

Yaşlanmaktan Mı Korkuyorsunuz? Koşmaya Başlayın

Koşu sadece bir spor değil, sağlıklı bir yaşam tarzına doğru atılan en önemli adımlardan biridir: Vücudu güçlendirir, ruh sağlığını iyileştirir, sosyal bağlar kurar ve hayata pozitiflik katar.

Haber Merkezi / İşte koşmanın 10 temel faydası.

Vücudu güçlendirir: Kalp ve solunum sistemi iyileşir, dayanıklılık artar.

Ömrü uzatır: Düzenli koşu, kalp damar hastalığı riskini azaltır.

Kanseri önler: Fiziksel aktivite kanser geliştirme olasılığını azaltır.

Zihni keskinleştirir: Beyne giden kan akışının artması düşünme yeteneğini artırır.

Ruh sağlığını iyileştirir: Stres ve depresyonla mücadeleye yardımcı olur.

Uygun fiyatlı ve rahat bir spordur: Özel ekipmana ihtiyaç duyulmadan yapılabilir.

“Ben” zamanı yaratır: Kişisel zaman, iç huzuru bulmanıza yardımcı olur.

Doğada vakit geçirmenizi sağlar: Açık havada yapılan egzersizler ruh halinizi iyileştirir.

Bağımsızlık ve esneklik sunar: Ne zaman ve nasıl koşacağınızı siz seçersiniz.

Ruh halini iyileştirir: Koşu, vücutta mutluluk hormonlarının salgılanmasını sağlar.

Not: Sağlıklı ve aktif bir bireyseniz, doktora görünmeden koşuya başlamak genellikle güvenlidir. Ancak kronik bir rahatsızlığınız, yaş faktörü veya herhangi bir semptomunuz varsa, bir doktora danışmak en güvenli yaklaşımdır.

Paylaşın

B12 Vitamini Eksikliği Kilo Alımına Neden Olur Mu?

Başlıca hayvansal gıdalarda ve zenginleştirilmiş ürünlerde bulunan B12 vitamini, kırmızı kan hücresi üretimi, sinir sağlığı, DNA sentezi ve enerji metabolizması için gereklidir.

Haber Merkezi / B12 vitamininin eksikliği çeşitli semptomlara yol açabilir ve bu semptomlar kilo kontrolünü etkileyebilir.

B12 eksikliğinin kilo ile ilişkisi:

Enerji seviyeleri ve yorgunluk: B12 eksikliği yorgunluk, halsizlik ve düşük enerji seviyelerine neden olabilir. Bu durum, fiziksel aktiviteyi azaltabilir ve dolaylı olarak kilo alımına katkıda bulunabilir, çünkü daha az kalori yakılır.

Yorgunluk nedeniyle iştah artışı veya duygusal yeme gibi davranışlar da görülebilir, bu da kilo alımına yol açabilir.

Metabolizma üzerindeki etki: B12 vitamini, enerji üretiminde ve metabolik süreçlerde rol oynar. Eksiklik, metabolizmanın yavaşlamasına neden olabilir, ancak bu doğrudan kilo alımıyla sonuçlanacak kadar güçlü bir etki değildir.

Yavaşlayan metabolizma, kalori yakımını bir miktar azaltabilir, ancak bu genellikle kilo alımı için ana sebep değildir.

B12 eksikliği ve kilo kaybı: İlginç bir şekilde, B12 eksikliği bazı kişilerde iştah kaybına yol açabilir, bu da kilo kaybına neden olabilir. Yani, eksiklik her zaman kilo alımıyla değil, bazen tam tersiyle ilişkilendirilir.

Psikolojik ve hormonal etkiler: B12 eksikliği, depresyon, anksiyete veya stres gibi ruh hali değişikliklerine yol açabilir. Bu durumlar, bazı kişilerde aşırı yeme veya sağlıksız beslenme alışkanlıklarını tetikleyebilir, dolaylı olarak kilo alımına katkıda bulunabilir.

Kimler B12 eksikliği riski altında?

Vejetaryenler/veganlar (B12 en çok hayvansal ürünlerde bulunur).
Yaşlılar (B12 emilimi yaşla azalabilir).
Pernisiyöz anemi veya emilim bozukluğu olanlar (örneğin, Crohn hastalığı, çölyak hastalığı).
Mide ameliyatı geçirmiş kişiler veya bazı ilaçları (metformin, proton pompa inhibitörleri) uzun süre kullananlar.

B12 eksikliğinin belirtileri:

Yorgunluk, halsizlik
Sinir hasarı (karıncalanma, uyuşma)
Hafıza sorunları, konsantrasyon güçlüğü
Soluk cilt, nefes darlığı
Depresyon veya ruh hali değişiklikleri

B12 ve kilo kontrolü için öneriler:

Doktor kontrolü: Eğer B12 eksikliğinden şüpheleniyorsanız, kan testiyle seviyenizi kontrol ettirin. Eksiklik varsa, doktorunuz takviye (hap, enjeksiyon veya burun spreyi) önerebilir.

Dengeli beslenme: B12 açısından zengin gıdalar tüketin (et, balık, yumurta, süt ürünleri). Veganlar için B12 takviyesi veya güçlendirilmiş gıdalar (örneğin, bitkisel sütler) gereklidir.

Doz aşımı riski: B12 suda çözünen bir vitamindir ve genellikle fazla alındığında vücuttan atılır. Ancak, gereksiz yere yüksek doz takviye almaktan kaçının ve doktor önerisine uyun.

Kilo kontrolü: Kilo alımıyla ilgili endişeleriniz varsa, genel beslenme düzeninizi ve yaşam tarzınızı değerlendirin. B12 eksikliği kilo alımıyla ilişkiliyse, eksikliği düzeltmek enerji seviyelerinizi artırarak daha aktif olmanıza yardımcı olabilir.

Paylaşın

Her Gün Çinko Takviyesi Almak Doğru Mu?

Vücutta birçok önemli işlevi olan çinko, bağışıklık sistemi, yara iyileşmesi, DNA sentezi ve hücre bölünmesi gibi süreçler için oldukça önemli metalik bir mineraldir.

Haber Merkezi / Her gün çinko takviyesi almak, bireysel sağlık durumuna ve ihtiyaçlara bağlı olarak doğru veya yanlış olabilir. Ancak, çinko takviyesi kullanımı konusunda bazı önemli noktalar göz önünde bulundurmalı:

İhtiyaca göre kullanım:

Çinko eksikliği: Eğer çinko eksikliği varsa (örneğin, kan testiyle doğrulanmışsa), doktor önerisiyle günlük çinko takviyesi almak faydalı olabilir. Eksiklik belirtileri arasında bağışıklık zayıflığı, saç dökülmesi, cilt problemleri veya tat / koku kaybı yer alabilir.

Normal diyet: Dengeli bir beslenme ile çinko ihtiyacı (yetişkinler için günlük 8 – 11 mg, hamile / emziren kadınlar için biraz daha fazla) genellikle gıdalardan (et, deniz ürünleri, kabak çekirdeği, baklagiller, fındık) karşılanabilir. Bu durumda takviyeye gerek olmayabilir.

Fazla çinko alımının riskleri:

Toksik etki: Uzun süre yüksek dozda çinko almak (günlük 40 mg üzeri), bakır emilimini engelleyerek bakır eksikliğine, mide bulantısına, baş ağrısına veya bağışıklık sistemi sorunlarına yol açabilir.

İlaç etkileşimleri: Çinko, bazı antibiyotikler veya diğer ilaçlarla etkileşime girebilir, bu yüzden doktora danışmak önemlidir.

Kimler için gerekli olabilir?

Vejetaryenler/veganlar (bitkisel gıdalardaki çinko emilimi daha düşüktür).
Hamile veya emziren kadınlar.
Bağışıklık sistemi zayıf olanlar veya sık hastalananlar (örneğin, soğuk algınlığı döneminde kısa süreli yüksek doz çinko faydalı olabilir).
Yaşlılar, çünkü çinko emilimi yaşla azalabilir.

Paylaşın

Kilo Vermenin En Etkili Yöntemi Nedir?

Kilo vermenin en etkili yolu, alınan kalori miktarını azaltırken, fiziksel aktiviteyle yakılan kalori miktarını artırmaktır. Başka bir ifadeyle kilo vermenin en etkili yöntemi, kalori açığı oluşturmaktır.

Haber Merkezi / Her bireyin metabolizması farklıdır. Kronik bir rahatsızlığı veya özel bir diyet ihtiyacı olan varsa, bir diyetisyen veya doktorla çalışmak en iyisidir.

İşte kilo verme süreci optimize etmek için atılması gereken temel adımlar:

Kalori Açığı: Günlük harcadığınızdan daha az kalori alın. Bunu, besin değeri yüksek, düşük kalorili gıdalar (sebzeler, tam tahıllar, yağsız proteinler) tüketerek ve porsiyon kontrolü yaparak sağlayabilirsiniz.

Kalori ihtiyacınızı hesaplamak için çevrimiçi bir TDEE (Toplam Günlük Enerji Harcaması) hesaplayıcısı kullanabilirsiniz.

Dengeli Beslenme: Protein ağırlıklı beslenmek tokluk hissini artırır ve kas kütlesini korur. Karbonhidrat ve yağları tamamen kesmek yerine, kompleks karbonhidratlar (yulaf, kinoa) ve sağlıklı yağlar (avokado, zeytinyağı) tercih edin. Şekerli ve işlenmiş gıdalardan kaçının.

Düzenli Egzersiz: Haftada 3 – 5 kez kardiyo (yürüyüş, koşu, bisiklet) ve direnç antrenmanları (ağırlık kaldırma) kombinasyonu yapın. Kardiyo kalori yakımını artırırken, direnç egzersizleri metabolizmayı hızlandırır ve kas kütlesini korur.

Uyku ve Stres Yönetimi: Yetersiz uyku ve yüksek stres, kortizol seviyelerini artırarak kilo vermeyi zorlaştırabilir. Günde 7-8 saat uyuyun ve meditasyon veya yoga gibi stres azaltıcı aktiviteler yapın.

Su Tüketimi: Günde 2-3 litre su içmek metabolizmayı destekler ve iştahı kontrol altında tutar.

Sürdürülebilirlik: Hızlı kilo kaybı vaat eden diyetlerden (keto, intermittent fasting vb.) ziyade, uzun vadede uygulayabileceğiniz bir beslenme planı seçin. Haftada 0.5-1 kg kayıp, sağlıklı ve sürdürülebilir bir hızdır.

Paylaşın

Egzersiz Cildin Daha Genç Görünmesini Sağlayabilir Mi?

Düzenli egzersiz yapmak kilonun korumasına, genel ruh halinin ve öz saygının iyileşmesine, daha sağlıklı beslenmeye ve cilt için harikalar yaratmaya yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Ancak, egzersizin cilt üzerindeki etkileri, egzersiz türü, süresi ve bireyin genel yaşam tarzına (beslenme, uyku, su tüketimi) bağlı olarak değişebilir. Aşırı egzersiz veya uygun olmayan cilt bakımı, ters etki yaparak ciltte kuruluk veya tahrişe neden olabilir. Bu nedenle, egzersiz sonrası cildi nemlendirmek ve temizlemek önemlidir.

Sonuç olarak, haftada 3 – 5 kez 30 dakika orta yoğunlukta egzersiz (yürüyüş, yoga, koşu gibi) cildin daha genç ve sağlıklı görünmesine destek olabilir.

Egzersizin cilt üzerindeki olumlu etkileri ise şunlardır:

Kan dolaşımını artırır: Egzersiz, cilde daha fazla oksijen ve besin taşıyan kan akışını iyileştirir. Bu, cilt hücrelerinin yenilenmesini destekler ve cilde sağlıklı bir parlaklık kazandırır.

Stresi azaltır: Egzersiz, kortizol gibi stres hormonlarını düşürür. Yüksek kortizol seviyeleri ciltte yağ üretimini artırarak akne ve diğer cilt sorunlarına yol açabilir. Stresin azalması, cildin daha temiz ve sağlıklı görünmesine yardımcı olur.

Terleme ile detoks: Terleme, ciltteki gözenekleri temizlemeye yardımcı olabilir ve toksinlerin atılmasını destekler. Ancak, egzersiz sonrası cildi temizlemek önemlidir, çünkü ter birikimi gözenekleri tıkayabilir.

Kolajen üretimini destekler: Egzersiz, ciltteki kolajen üretimini teşvik edebilir, bu da cildin sıkı ve elastik kalmasını sağlar, kırışıklıkların görünümünü azaltır.

Hücre yenilenmesini hızlandırır: Düzenli fiziksel aktivite, vücudun genel hücre yenilenme sürecini hızlandırır, bu da cildin daha taze ve genç görünmesine katkıda bulunur.

Paylaşın

Hangi Ürünler Sivilcelerin Artmasına Neden Olur?

Başta gençler olmak üzere bir çok bireyi etkileyen sivilceler, aşırı sebum (yağ) üretimi, bakteriler, hormonal dalgalanmalar, tıkalı gözenekler ve iltihaplanma gibi çeşitli faktörlerden etkilenmektedir.

Haber Merkezi / Ancak, yeni araştırmalar beslenmenin cilt sağlığında önemli bir rol oynadığını vurgulamaktadır.

Daha temiz bir cilde sahip olmayı hedefliyorsanız, sorunu içten dışa ele almayı düşünün. İşte kaçınmanız gereken besinler:

Kahve ve kafeinli içecekler: Aşırı kahve tüketimi, stresten sorumlu hormon olan kortizol üretimini artırabilir. Bu da yağ bezlerini harekete geçirerek sivilcelere neden olabilir.

Yağlı süt ürünleri: Peynir, dondurma ve krema yağlı cildi tetikleyebilir ve sivilce oluşumunu kötüleştirebilir.

Şekerli ve unlu besinler: Şeker, çikolata, kek ve tatlılar kandaki insülin seviyesini artırabilir, bu da cildi olumsuz etkiler ve akneye neden olabilir.

Fast food ve hazır yemekler: Hamburger, patates kızartması ve sosisli sandviçler düşük kaliteli yağlar, mayonez ve ketçap içerir; bunların hepsi sivilceleri kötüleştirebilir.

Paylaşın

Öfkenizi Kontrol Altına Almak İçin 10 İpucu

Öfke yaygın ve hatta sağlıklı bir duygudur, ancak bununla olumlu bir şekilde başa çıkmak da önemlidir. Çünkü, kontrolsüz öfke hem sağlığınıza hem de ilişkilerinize zarar verebilir.

Haber Merkezi / Öfkenizi kontrol altına almaya hazır mısınız? İşte, öfkenizi yönetmek için 10 ipucu:

Konuşmadan önce düşünün: O anın heyecanıyla, sonradan pişman olacağınız bir şey söylemek kolaydır. Herhangi bir şey söylemeden önce düşüncelerinizi toparlamak için kendinize birkaç dakika ayırın.

Sakinleştikten sonra endişelerinizi dile getirin: Net bir şekilde düşünmeye başladığınız anda, hayal kırıklığınızı çatışmacı olmayan bir şekilde ifade edin. Endişelerinizi ve ihtiyaçlarınızı, başkalarını incitmeden veya kontrol etmeye çalışmadan, açık ve doğrudan bir şekilde dile getirin.

Biraz egzersiz yapın: Fiziksel aktivite, öfkelenmenize neden olabilecek stresi azaltmanıza yardımcı olabilir. Öfkenizin arttığını hissediyorsanız, tempolu bir yürüyüşe veya koşuya çıkın.

Mola verin: Günün stresli olma eğiliminde olduğu zamanlarda kendinize kısa molalar verin. Birkaç dakikalık sessiz zaman, sinirlenmeden veya öfkelenmeden önünüzdeki durumla başa çıkmak için daha hazırlıklı hissetmenize yardımcı olabilir.

Olası çözümleri belirleyin: Sizi sinirlendiren şeye odaklanmak yerine, asıl sorunu çözmeye çalışın. Ayrıca, bazı şeylerin kontrolünüz dışında olduğunu unutmayın. Neleri değiştirebileceğiniz ve değiştiremeyeceğiniz konusunda gerçekçi olmaya çalışın. Öfkenin hiçbir şeyi düzeltmeyeceğini, hatta daha da kötüleştirebileceğini kendinize hatırlatın.

‘Ben’ ifadelerine bağlı kalın: Eleştirmek veya suçlamak gerginliği artırabilir. Bunun yerine, sorunu tanımlamak için “ben” ifadeleri kullanın, saygılı ve açık olun. Örneğin, “Hiç ev işi yapmıyorsun” yerine, “Bulaşıkları yıkamaya yardım etmeden masadan kalktığın için üzgünüm” deyin.

Kin tutmayın: Öfke ve diğer olumsuz duyguların olumlu duyguları bastırmasına izin verirseniz, kendinizi kendi acınız veya haksızlık duygunuz tarafından yutulmuş halde bulabilirsiniz. Sizi öfkelendiren birini affetmek, hem durumdan ders çıkarmanıza hem de ilişkinizi güçlendirmenize yardımcı olabilir.

Gerginliği azaltmak için mizah kullanın: Sizi öfkelendiren şeyle ve muhtemelen işlerin nasıl gitmesi gerektiğine dair gerçekçi olmayan beklentilerinizle yüzleşmenize yardımcı olması için mizah kullanın. Ancak alaycılıktan kaçının; bu, duyguları incitebilir ve işleri daha da kötüleştirebilir.

Rahatlama becerilerini uygulayın: Derin nefes egzersizleri yapın, rahatlatıcı bir sahne hayal edin veya “Rahatla” gibi sakinleştirici bir kelime veya cümleyi tekrarlayın. Ayrıca müzik dinleyebilir, günlük yazabilir veya birkaç yoga pozu yapabilirsiniz; rahatlamayı teşvik etmek için ne gerekiyorsa.

Yardım istemenin zamanını bilin: Öfkeyi kontrol etmeyi öğrenmek zaman zaman zor olabilir. Öfkeniz kontrolden çıkmış gibi görünüyorsa, pişman olacağınız şeyler yapmanıza neden oluyorsa veya çevrenizdekileri incitiyorsa, öfke sorunları için yardım alın.

Paylaşın

Yaşlanmanın İlk Belirtileri Hangi Organlarda Ortaya Çıkar?

Vücuttaki yaşlanma süreci tüm organlarda aynı anda veya aynı şekilde gerçekleşmez. Örneğin, çocukluk çağı hızlı büyüme ve değişimlerle, gençlik çağı da istikrar ve aktiviteyle karakterize edilir.

Haber Merkezi / Ancak 50 yaşından sonra organ ve dokulardaki tüm süreçler ve değişimler hızlanır.

Çin Bilimler Akademisi’nde yürütülen yeni bir araştırma, vücuttaki organ ve dokuların yaşlanma sürecinin 50 yaşından sonra önemli ölçüde hızlandığını ortaya koydu.

Bilim insanları, 14 – 68 yaş arası kişilerden alınan doku örneklerini analiz ederek, çeşitli organların protein bileşimine ve bunlarda meydana gelen değişiklikleri incelediler.

Araştırmada, kan damarlarının diğer organlardan daha hızlı yaşlandığı ortaya çıktı. Dolayısıyla, yaşlanma sürecinde dolaşım sistemi ilk sırada yer alıyor.

Araştırmanın sonuçlarına göre, özellikle 45 – 55 yaşları arasında vücudun protein bileşiminde keskin bir değişim yaşanıyor.

Bilim insanları, bu sürece “proteomik yeniden yapılanma” adını veriyor. Bu süreçte sadece kan damarları değil, pankreas ve dalak gibi organlar da bu değişime maruz kalıyor.

Bilim insanları, yaşlanma ve hastalıklarla ilişkili 48 protein tespit etiler. Bu proteinlerin seviyeleri yaşla birlikte artıyor.

Bu proteinler arasında kardiyovasküler sorunlar, doku fibrozu ve yağlı karaciğer hastalığıyla ilişkili olanlar da bulunuyor.

Daha önceki araştırmalarda, yaşlanmanın yaklaşık 44 ve 60 yaşlarında olmak üzere iki zirve noktasının olduğu tespit edilmişti. 

Yeni sonuçlar, bu sürecin sıçramalar ve duraklamalarla gerçekleştiğini ve farklı organları farklı zamanlarda etkilediğini gösteriyor.

Bilim insanları, protein değişimlerinin haritasının, yaşa bağlı hastalıklar için yeni, hedefe yönelik tıbbi tedavilerin geliştirilmesinde gelecekte büyük önem taşıyacağını düşünüyor.

Paylaşın

Günde Sadece 15 Dakika Hızlı Yürüyüş Hayatınızı Kurtarabilir

Hızlı yürüyenlerin, beslenme ve sigara gibi diğer yaşam tarzı faktörleri hesaba katıldığında bile, hızlı yürümeyenlere kıyasla neredeyse yüzde 20 daha düşük ölüm oranına sahip olduğu ortaya çıktı.

Haber Merkezi / Vanderbilt Üniversitesi’nden bilim insanları tarafından yapılan araştırmada, yaklaşık 80 bin yetişkinin verileri 16 yıl boyunca takip edildi.

Araştırmanın baş yazarı Dr. Wei Zheng, “Araştırma, günlük yürüyüşün ölüm oranı üzerindeki etkisini ölçen az sayıdaki çalışmadan biri” dedi.

Zheng, “Hızlı yürüyüş, her yaştan ve kondisyon seviyesinden bireyin genel sağlık ve özellikle kardiyovasküler sağlığı iyileştirmek için kullanabileceği, rahat ve erişilebilir bir aktivite” dedi.

Araştırmada öne çıkan temel bulgular ise şöyle:

“Günde sadece 15 dakika hızlı yürümenin, her türlü ölüm oranında yüzde 19’luk bir azalmayla bağlantılı olduğu ortaya çıktı.

Günde üç saatten fazla yavaş yürüyüşün ölüm oranında sadece yüzde 4’lük bir azalma sağladığı görüldü.

Hızlı yürüyüş, önde gelen ölüm nedenlerinden biri olan kardiyovasküler hastalıktan ölüm riskini azaltıyor.

Hızlı yürümenin faydaları, fiziksel olarak aktif olmayan kişiler için bile geçerliliğini korudu.”

Paylaşın