Vegan Olmak Sağlığa Yararlı Mı?

Et ve süt ürünlerini yemeyi azaltan, hatta bunlardan tamamen vazgeçip vegan olanların sayısı giderek artıyor. Örneğin İngiltere’de yapılan bir araştırma, 2006 ile 2018 arasında veganların sayısının dört kat arttığını gösterdi.

Bunun nedenlerinden biri, vegan beslenmenin sağlığa yararlı olduğu kanısı. Hayvansal gıdaları yiyenlere göre veganlar daha çok lifli besin tüketiyor. Aldıkları kolesterol, protein, kalsiyum ve tuz oranının da daha düşük olduğu düşünülüyor.

Ancak et, balık, yumurta ve süt ürünlerini tamamen kesmenin sonuçları hakkında bazı yanlış anlamalar ve kaygılar da bulunuyor.

Başlıca kaygılardan biri, vegan beslenme ile yeteri kadar B12 vitamini alınamayacağı.

Sinirlerin zarar görmesini önlemeye yardımcı olan B12 vitamini, et, balık, yumurta ve süt ürünlerinde bulunuyor, ancak sebze ve meyvelerde yok.

Yetişkinlerin günde 1,5 mikrogram B12 tüketmeleri öneriliyor.

İngiltere’deki Leeds Üniversitesi’nin Gıda Bilimi ve Beslenme Fakültesi’nden Janet Cade, “B12 eksikliği, uyuşma gibi nörolojik semptomlara yol açabilir ve çok uzun süre devam ederse etkisini gidermek mümkün olmaz” diyor.

Kısa bir süre önce 18 yaş üstü 48 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmada, et yiyenler, balık ve süt ürünleri tüketen ancak et yemeyen peskataryenler ve aralarında bazı veganlar da bulunan vejetaryenlerin sağlığı karşılaştırıldı.

Vegan ve vejetaryen beslenenlerin kalp hastalığı riskinin daha düşük, ancak kısmen B12 eksikliğinden kaynaklanan felç riskinin daha yüksek olduğu ortaya çıktı.

B12 vitamini eksikliği olur mu?

Oxford Üniversitesi’nde beslenme epidemiyoloğu olan araştırmacı Tammy Tong, veganlarda hemorajik felç ya da inme riskinin daha yüksek olmasının birkaç nedenden kaynaklanabileceğini söylüyor.

Hemorajik felç, beyindeki kanamadan kaynaklanıyor. Kan damarlarının tıkanması sonucunda beyine kan gitmemesi veya giden kanın azalmasıyla oluşan inmeye ise iskemik felç deniyor.

Vegan ve vejetaryen diyetiyle ilişkilendirilen düşük kolesterol, iskemik felce karşı koruma sağlasa da, az da olsa hemorajik felç riski yaratabileceğini gösteren bazı bulgular var.

Tammy Tong, vegan ve vejetaryenlerde felç riskinin daha fazla olmasını, B12 vitamini eksikliğiyle bağlantılı olabileceğini söylüyor.

Ancak, Oxford Üniversitesi’nde çevresel sürdürülebilirlik ve halk sağlığı uzmanı olan araştırmacı Marco Springmann’a göre, besin mayası veya bitki bazlı sütler gibi güçlendirilmiş gıdalardan ihtiyacımız olan “azıcık” B12 miktarını almak mümkün.

Springmann, yiyeceklere B12 katkısı yapılmayan ülkelerde vitamin takviyesi alınmasını öneriyor.

Besin mayası veya diğer adı ile beslenme mayası, bir maya türünün inaktif hali. Ancak, Beslenme ve Diyetetik Akademisi, besin mayasının yeterli bir B12 kaynağı olmadığını ve veganların takviye alması ya da zenginleştirilmiş yiyecekler yemesi gerektiğini belirtiyor.

Janet Cade de veganların B12 takviyesi almaları ve vegan beslenen tüm çocuk ve bebeklere yeterli miktarda B12 verilmesi gerektiğine katılıyor.

Protein eksikliği olur mu?

Vegan olmak isteyenlerin bir diğer kaygısı da, yeteri kadar protein alıp alamayacakları.

Springmann, meyve ve sebzelerde çok fazla protein olmamasına rağmen, bunun için kaygılanmaya gerek olmadığını söylüyor.

“Protein eksikliği ile ilgili hiç sorun görmedik, sadece yeteri kadar kalori almayanlarda sorun oluyor” diyor. “Protein her şeyde var.”

Soya sütü, inek sütü ile kabaca aynı oranda protein içeriyor.

Demir eksikliği olur mu?

Springman, diyetiniz her renkten meyve ve sebze içerdiği sürece, vegan bir diyetin demir eksikliğine neden olma ihtimalinin de düşük olduğunu söylüyor.

“Zamanla vücut, beslenmemizdeki demir oranına uyum sağlayabilir ve daha düşük oranda demir alıyorsak, bu demiri daha verimli kullanabilir” diyor.

Springman, dengeli bir vegan diyetin en sağlıklı diyetlerden biri olduğunu söylüyor.

“Vegan beslenmenin en sağlıklı diyetlerden biri olabileceğini, peskataryen ve vejetaryen beslenme tarzlarında daha iyi olduğunu gördük” diyen Springman, vegan diyette meyve, sebze ve baklagiller ağırlıkta olduğu için bunların sağlığa faydalarının diğer her şeyi telafi ettiğini anlatıyor.

Springman, değişik renklerde meyve ve sebzeler, kuruyemişler, kepekli tahıllar, fasulye ve mercimek ile omega 3 içeren chia, kenevir ve keten tohumlarının bol bol tüketilmesini tavsiye ediyor.

Peki ya yeteri kadar çeşitli yiyecek var mı?

Vegan diyette yenilebilecek fazla çeşit olmadığından kaygılananlara ise, 2018’de yapılan bir araştırmada, daha çok çeşit içeren bir diyetin daha sağlıklı olduğuna dair bir kanıt bulunamadığı söylenebilir.

Tam tersine, daha çeşitli yiyecekler yiyenlerin, daha fazla işlenmiş gıda ve şekerli içecek tüketme eğiliminde olduğu görüldü.

Springman, sağlıksız vegan atıştırmalıkların giderek yaygınlaşmasından endişe duyuyor. “Vegan abur cubur alternatifleri, et yiyen ama sağlıksız beslenen biriyle aynı duruma gelmenize neden olabilir” diyor.

Ama böyle olmak zorunda değil. Vegan olmayan, ancak bitkisel gıda oranı yüksek bir diyetin etkilerini inceleyen araştırmacılar, insanları tükettikleri hayvansal gıda oranına göre sıralayan endeksler kullandılar.

En çok bitkisel gıda tüketenlerin bile biraz süt, balık ve et de yediği görüldü.

En fazla bitkisel gıda tüketen ve az et yiyenlerin, sağlık göstergeleri daha iyi çıktı.

Yaş, cinsiyet, ırk, eğitim ve sigara ya da alkol kullanımı ve egzersiz gibi faktörlerin etkisi de hesaplandıktan sonra ortaya çıkan veriler, en fazla bitkisel gıda tüketen grupta kardiyovasküler hastalık riskinin yüzde 32’ye kadar azaldığını gösterdi.

Araştırmayı kaleme alan bilim insanlarından ABD’nin Baltimore kentindeki John Hopkins Bloomberg Halk Sağlığı Okulu’nda yardımcı doçent olan Casey Rebholz, “Diyet eğilimleri ile önemli sağlık riskleri arasında çarpıcı bir ilişki bulduk” diyor.

Casey Rebholz, daha fazla meyve ve sebze tüketenlerin genelde daha az kırmızı ve işlenmiş et, süt ürünleri ve balık yediğini gözlemledi.

Ancak araştırmada katı bir vegan diyetin, çoğunlukla meyve ve sebzelerden oluşan, ama bazı hayvansal ürünlere de yer veren bir diyetten daha faydalı olduğuna dair bir bulguya da rastlanmadı.

Veganlar genelde daha sağlıklı alışkanlıklara sahip.

Kopenhag Üniversitesi’nin beslenme, egzersiz ve spor bölümünde doçent olan Faidon Magkos, “Veganlar genelde daha az sigara içiyor, daha az alkol kullanıyor ve daha fazla egzersiz yapıyor” diyor.

Kalp hastalığını olasılığını azaltan bu tercihler, vegan beslenmenin olduğundan daha sağlıklı görünmesine de yol açabilir.

Faidon, vegan olmakla ilgili verilerin çoğu gözleme dayalı olduğu için özellikle de uzun vadeli sonuçlarının hala belirsiz olduğunu kaydediyor.

Örneğin kan şekerinin yüksek olması, diyabet olma riskinin daha yüksek olduğunu gösterse bile, mutlaka böyle olacağı anlamına gelmiyor.

Faidon, diyet değişikliğinin sağlığı etkileyip etkilemediğini görmek için, katılımcıları yeterince uzun süre izlemek gerektiğine dikkat çekiyor.

Bitkisel gıdaların metabolik yararlarını inceleyen Evelyn Medawar da, “Potansiyel gıda eksiklikleri nedeniyle vegan beslenmeye kuşkuyla yaklaşan birçok kişi var, ancak şimdi araştırmacılar hem bunu ve hem de uzun vadeli fayda ve riskleri araştırıyor” diyor.

“Vegan diyet, kemik yoğunluğu ve kırıklar hariç, genel sağlığın daha iyi olmasını sağlıyor gibi görünüyor” diye de ekliyor.

Özel olarak vegan diyetiyle ilgili veri bulunmamasına rağmen, araştırmacılar mevcut bilgilerin genelde birkaç eğilime işaret ettiğini söylüyor.

Vegan beslenme genelde sağlığa yararlı, ancak alınan kalsiyum oranı düşük ve B12 eksikliğine yol açması mümkün.

Veganların vücuttaki kilo-yağ oranını gösteren boy-kilo endeksi, ya da yaygın adıyla vücut kitle indeksi daha düşük. Bu da kolesterol seviyelerinin daha iyi, tansiyonlarının da daha düşük olmasını sağlıyor.

Sonuçta vegan diyeti de diğerleri gibi bir diyet. Yediğiniz yiyeceklere bağlı olarak hastalık riskini düşürebilir de artırabilir de.

Faidon, “Bitkisel gıdalara dayalı bir diyet, içinde et de olan sağlıksız bir diyetle karşılaştırıldığında, kesinlikle daha iyi” diyor.

“Fakat meyve, sebze, baklagiller açısından zengin, ama ete az yer veren Akdeniz diyeti gibi bir beslenme tarzının da en az vegan beslenme kadar sağlıklı olduğunu gösteren bulgular var” diye de ekliyor.

Vegan diyetin diğer beslenme tarzlarından daha sağlıklı olup olmadığını anlamak için daha birçok araştırma yapılması gerekiyor.

Uzmanlar o zamana kadar, veganlara bol meyve, sebze ve B12 takviyesi içeren bir beslenme tarzı benimsemelerini ve vegan abur cubur alternatiflerinden kaçınmalarını tavsiye ediyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Yalnız Hissettiğiniz Zaman Yapmanız Gereken 11 Şey

Yalnızlık yaygın bir duygudur, ancak bu duyguyu atlatmanıza ve daha iyi hissetmenize yardımcı olabilecek adımlarda bulunmakta. Müzik dinlemek, bir arkadaşınızı arayarak sohbet etmek, yürüyüşe çıkmak gibi aktiviteler yalnızlık duygunuzu azaltmanıza yardımcı olabilir.

Haber Merkezi / Uzun süreli yalnızlık, sizi duygusal olarak tüketebileceği gibi hayatı daha da anlamsız hale getirebilir. Yalnızlık ayrıca ağrı ve sızı, uyku sorunu ve zayıflamış bir bağışıklık sistemi gibi fiziksel semptomlara da yol açabilir.

Yalnızlığın sosyal izolasyonla aynı şey olmadığını unutmamalıyız; Yalnız hissetmeden de yalnız kalabilirsiniz. Yalnızlık, yalnızlık duygusuna kapıldığınızda ortaya çıkan bir durum iken, sosyal izolasyon diğer insanlarla düzenli ilişkiler kurulmamasından kaynaklanan bir durumdur.

Yalnızlık duygusundan kaçmanın imkansız olduğu durumlarda, bu 13 ipucu size yardımcı alabilir;

Evinizi sesle doldurun

Müzik ve diğer seslerin yalnızlığı azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmamıştır, ancak yalnızlık duygusunu azaltmaya yardımcı olduğu ileri sürülmektedir; müzik, sesli kitaplar, radyo tiyatrosu, dizi veya film gibi.

Bir arkadaşınızı arayın

Arkadaşlarınız veya aile bireylerinizle düzenli olarak görüşemiyorsanız, onları belirli iletişim araçlarıyla arayarak yakınlığınızı koruyabilirsiniz. Yakın tarihli bir araştırma, sanal etkileşimlerin yalnızlığı azaltmaya yardımcı olabileceğini öne sürüyor.

Farklı kişilerle etkileşimlerinizi artırın

Farklı kişilerle vakit geçirmek yalnızlık duygusunu her zaman atlatmanıza yardımcı olmaz. Etkileşimde bulunmak daha önemlidir. Bu nedenle, kalabalık bir ortamda olmaktansa etkileşimin daha yüksek olduğu daha az bireyden oluşan bir grup daha faydalı olabilir.

  • Duygularınızı ve kişisel deneyimlerinizi paylaşın,
  • Sorular sorun ve söylenenleri gerçekten dinleyin,
  • Önemli olan şeyler hakkında konuşun.

Dışarı çıkın

Ortam değişikliği dikkatinizi dağıtabilir. Dışarıda geçirilen zaman, duygusal sıkıntıyı hafifletmeye ve genel sağlığı artırmaya da yardımcı olabilir.

Duygularınız hakkında konuşun

Duygular, bilinç altında yoğunlaşma eğilimindedir. Bu nedenle, duygularınızı yüksek sesle ifade etmek, sıkıntıyı azaltabilir. Sevdiğiniz biriyle konuşmak kesinlikle size iyi gelecektir.

Yaratıcı yönünüzü ortaya çıkarın

Sanat, müzik ve yazı yazmak gibi yaratıcı uğraşlar zihinsel sağlığı iyileştirmeye yardımcı olabilir. Bu tarz aktiviteler sizi neşelendiriyor ve yaşama daha bağlı hissetmenize yardımcı oluyorsa, yalnızlık duygusunun da azalmasına yardımcı olabilir.

Hayvanlarla vakit geçirin

Hayvanlar konuşamayabilir (tabii ki konuşan bir kuşunuz yoksa), ancak sizinle arkadaşlık kurabilir. Başka bir tür canlı sizi rahatlatabilir, onların tuhaflıkları moralinizi yükseltmeye ve stresinizi hafifletmeye yardımcı olabilir.

Sosyal medyaya ara verin

Sosyal medya, genellikle sevdiklerinizle bağlantı kurmanın çekici bir yolu gibi görünse de, bazen yalnızlık duygusunu artırabilir. Bu nedenle sosyal medyaya ara vermek size iyi gelebilir.

Önemsediğiniz bir şey yapın

Zevk aldığınız şeyleri yapmak düşüncelerinizi meşgul edebilir. Hobilerin ve rahatlatıcı aktivitelerin zihin sağlığına iyi geldiğini unutmayın.

Kendinize bu durumun kalıcı olmadığını hatırlatın

Ne kadar bunaltıcı olursa olsun, yalnızlık sonsuza kadar sürmeyecektir. Bu gerçeği kabul etmek, sizi biraz rahatlatacaktır.

Yardım isteyin

Yalnızlık sizi moralsiz ve umutsuz hissettiriyorsa, bu krizi atlatmak için sizi dinleyen bir kulağa veya ekstra desteğe ihtiyacınız olabilir. Yardım istemekten çekinmeyin.

Paylaşın

Daha Düz Bir Karın İçin 8 Plank Egzersizi

Plank, karın ve bel bölgesini şekillendirmeye ve duruşunuzu iyileştirmeye yardımcı olan izometrik bir çekirdek kuvvet egzersizidir. Denediğiniz plank türüne bağlı olarak sırtınızı, kollarınızı, omuzlarınızı, kalça kaslarınızı ve hamstringlerinizi de çalıştırabilirsiniz. 

Haber Merkezi / Karın ve bel bölgesini güçlendirmenin en iyi yollarından biri plank egzersizleri yapmaktır. İşte 30 dakikadan daha kısa sürede yapabileceğiniz birkaç plank pozisyonu

  • Diz plank egzersizi

Kollarınız yanlarınızda bükülü, eller doğrudan omuzlarınızın altında ve avuç içleriniz yere düz olacak şekilde karnınıza yatın ve gövdenizi kaldırın. Dizlerinizi kısmen bükük ve zemine değecek şekilde tutun. 

Bileklerinizi omuzlarınızla aynı hizada, karın bölgenizi gergin ve boynunuz nötr pozisyonda (yukarı veya aşağı bakmaktan kaçının) tutun. Bunu 30 saniye veya yapabildiğiniz kadar yapın.

  • Standart plank

Ellerinizi şınav çekecekmişsiniz gibi doğrudan omuzların altına (omuz genişliğinden biraz daha geniş) yerleştirin. Ayak parmaklarınızı zemine bastırın ve vücudunuzu stabilize etmek için kalça kaslarınızı sıkın.

Yerde bir noktaya bakarak boynunuzu ve omurganızı nötralize edin. Başınız sırtınızla aynı hizada olmalıdır. Bu egzersizi 20 saniye ile başlatın zamanla süreyi uzatın.

  • Tek kol plank

Standart plank pozisyonunda vücudunuzu sola döndürün ve sol ayağınız sağınızda olacak şekilde sağ kolunuz üzerinde dengede kalın. Sol elinizi düz bir şekilde ileriye doğru uzatın. En az 10 saniye durun ve ardından kendinizi tahta üzerine indirin. Egzersizi diğer tarafta tekrarlayın.

  • Tek Noktalı Plank

Standart plank pozisyonunda başlayın ve sol bacağınızı yerden kaldırın, topuğunuz pelvisinizle aynı hizada olsun. Elinizi ileriye doğru düz bir şekle getirin. Bu pozisyonda 10 saniye durun. Egzersizi diğer tarafta tekrarlayın.

  • Yan plank

Bir bacağınızı diğerinin üzerine koyarak yan yatın, ardından ayaklarınızı üst üstte tutarken vücudunuzu eliniz veya dirseğiniz üzerinde yukarı kaldırın. Bu pozisyonda 60 saniye durun. Egzersizi diğer tarafta tekrarlayın. 

  • Kalça plank

Standart plank pozisyonundan her iki kalçayı da yavaşça sola doğru yatırın.  

  • Yunus plank

Standart plank pozisyonuna gelin. Kalçanızı kaldırın, 10 saniye durun ve normal plank pozisyonuna geri dönün. Bunu 8-10 kez tekrarlayın.

  • Jack plank

Standart plank pozisyonuna gelin. Ellerinizi standart pozisyonda tutun ve ayaklarınızı hafifçe açın ve zıplayın. 30 defa tekrarlayın.

Paylaşın

Sıcak Çay Ve Kahve İçmek, Yemek Borusu Kanseri Riskini Yaklaşık Üç Kat Arttırıyor

Çay, kahve tiryakilerine kötü haber… İngiltere’de yapılan bir araştırma, kahve ve çayı sıcak içen kişilerde yemek borusu kanserine yakalanma riskinin 2.8 kat daha fazla olduğunu ortaya koydu.

Cambridge Üniversitesi’nden bilim insanları, İngiltere’deki Biobank verileri üzerinde yaptıkları incelemelerde kanser riskini mercek altına aldı.

Araştırma makalesinin yazarı Dr Stephen Burgess, Telegraph gazetesine verdiği demeçte “İncelediğimiz genetik verilerde yalnızca kahve içmenin değil, zamanda daha fazla çay içmenin de eğilimi artırdığını gördük” dedi.

Clinical Nutrition dergisinde yayınlanan bulgular, kahve tüketiminin yemek borusu dışında herhangi bir kanser riskini artırmadığını gösteriyor. Kahve ve çay içme eğilimi en yüksek olan kişilerde yemek borusu kanseri riskinin içmeyenlere göre 2.8 kat daha fazla olduğu tespit edildi. Ancak araştırmayı yapan uzmanlar, katılımcılara aynı zamanda kahvelerini ‘ılık’, ‘sıcak’, ya da ‘çok sıcak’ içtikleri soruldu.

İçeceklerini ılık tercih edenler, ılık içmeyenlere göre 2,7 kat daha fazla risk altında bulunurken, ‘sıcak’ içenlerin riskinin 5.5 kata, ‘çok sıcak’ içenlerin ise 4.1 kata yükseldiği belirtildi.

İncelemelerde katılımcıların ne kadar kahve ya da çay içtikleri sorusu sorulmadığı için miktar faktörü değerlendirmeye alınmadı.

Bilim insanlarına göre kanser riskinin artmasına neden olan faktör kahvenin kendisi değil. Gerçek risk faktörünün sıcak içeceklerin boğaza zarar vererek tehlikeli hücrelerin oluşumuna sebep olması olduğu tahmin ediliyor.

Dr. Burgess, “Görünüşe göre termal yaralanma en makul hipotez. Bu durum, kahve içmeyen ancak çay içen kişilerde de etki kanıtı görmüş olmamızı açıklıyor. İnsanlara ‘kahve yerine çay içmek çok daha iyi’ demenin mantıksız olduğu anlaşılıyor” dedi. Çünkü bence bu aslında söylediğimizin tam tersi. Kahve veya kafeinle ilgili herhangi bir riskten ziyade termal yaralanma riski görüyoruz” dedi.

Çok yüksek sıcaklıkta kahve içmekten kaçınmak gerektiğini vurgulayan Dr. Burgess, “Boğazınızda bir hasar varmış gibi hissediyorsanız, o zaman bu, durumun farkında olmaya ve incelemeye değer bir şeydir” dedi.

Dr. Burgess, araştırmanın kahve içenler için iyi bir haber olduğunu kaydederek, “Aslında kahve çoğu kanser türüyle ve en yaygın kanser türleriyle ilişkili değil” diye ekledi.

Araştırmaya katılan Karolinska Enstitüsü’nden epidemiyolog Dr Susanna Larsson, “Bulgularımız, kahve tüketiminin yaygın kanser riski üzerinde nötr bir etkisi olduğuna dair kanıtları güçlendiriyor” dedi.

(Kaynak: Sputnik)

Paylaşın

Uzun ve Mutlu Bir Hayat İçin ‘Dokuz Alışkanlık’

ABD’li uzmanlar, daha uzun ve mutlu bir hayat yaşamayı sağlayacak 9 önemli alışkanlığı paylaştı. Uzmanlar, uyku düzeninin, egzersizin ve stresten uzak durmanın önemini vurguladı.

Önde gelen yayın kuruluşlarından CNN’e konuşan Minnesota Üniversitesi’nden William Roberts, “sağlığı etkileyen iyi ve kötü alışkanlıkların etkisinin zamanla ortaya çıktığına” dikkat çekti.

CNN’in tıp analisti Leana Wen de egzersizin ve düzenli muayenenin, kötü alışkanlıkları değiştirmek için iyi bir başlangıç noktası olduğunu vurguladı.

İşte uzmanların kazanılmasını tavsiye ettiği 9 alışkanlık:

1 – Düzenli muayene olun

Wen, düzenli muayenenin ciddi hastalıklara karşı önlem almakta etkili olduğunu belirterek, “Örneğin, muayenede diyabet başlangıcınız olduğu ortaya çıkarsa, bunun diyabete dönüşmesini önlemek için adım atabilirsiniz” dedi.

Analist, düzenli muayenelerin iyi bir hasta-doktor ilişkisi sağlanması için de önemli olduğunu belirtti.

2 – Sürekli fiziksel aktivite yapın

Uzmanlar, düzenli egzersizin diyabet, obezite, kalp hastalığı ve yüksek tansiyon gibi rahatsızlıklara yakalanma riskini azalttığını söyledi.

New York Üniversitesi’nden Nieca Goldberg, “Düzenli aerobik egzersizin daha uzun yaşamayı ve geç yaşta bilişsel fonksiyonların sağlam kalmasını sağladığını gösteren epey araştırma var” dedi.

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlerin haftada en az 150 dakika orta ve ileri seviyede egzersiz yapmasını öneriyor.

3 – Vücut kitle indeksine dikkat edin

Vücut kitle indeksi, kişinin boy ve kilo ölçümünden yola çıkarak vücuttaki tahmini yağ oranını gösteren ve sağlıklı kilonun belirlenmesini sağlayan bir sistem.

2018’de yapılan bir çalışmada, vücut kitle indeksi sonuçları sağlıklı seviyede olan kişilerin ömürlerinin 10 yıl daha uzayabileceği belirtilmişti. Ayrıca bunun kanser ve kardiyovasküler rahatsızlıkların oluşma riskini düşürdüğü de ifade edilmişti.

4 – Düzgün beslenin

Uzmanlar, kırmızı et ve işlenmiş et ürünlerinin azaltılması gerektiğini belirterek, bunun yerine sebze ağırlıklı beslenmenin önemini vurguladı.

Goldberg, bitki bazlı gıdaların antioksidan üretimi sağladığına, bunun da strese ve yaşlanmaya karşı koruyucu etkisi olduğuna dikkat çekti.

Şubatta yayımlanan bir çalışmada, bu şekilde beslenmeye başlayan 20 yaşındaki bir kadının ömrünün en az 10 yıl, aynı yaştaki bir erkeğinse 13 yıl uzayabileceği ortaya konmuştu.

5 – Akıl sağlığınıza özen gösterin

Wen, akıl sağlığının genelde fiziksel sağlığa kıyasla ikinci plana atıldığını fakat kişinin genel sağlığına önemli etkisi olduğunu söyledi.

Stres ve kaygının yemek seçimlerini etkilediğini, alkol tüketimini artırdığını ve uyku düzenini bozduğunu belirten uzmanlar, günde 15 dakikalık derin nefes egzersiziyle akıl sağlığının korunabileceğini ifade etti.

6 – Uykuya dikkat

Goldberg, günde 7 saatten az uyuyan kişilerde stres ve yüksek tansiyon riskinin artma eğilimi gösterdiğini söyledi.

Uzmanlar, düzenli egzersizin yanı sıra yatak odasının karanlık ve sessiz olmasının da uyku hijyeni açısından önemli olduğunu belirtti.

7 – Alkolü azaltın

Aşırı alkol tüketiminin kan şekerini yükseltip kilo alımına neden olduğuna dikkat çeken uzmanlar, bunun kalp rahatsızlıklarına da yol açabileceğini ifade etti.

2020’de yapılan bir çalışmada, aşırı alkol tüketiminden kaçınmanın kardiyovasküler hastalıklara, kansere ve diyabete yakalanma riskini azalttığı tespit edilmişti.

8 – Sigarayı bırakın

Wen, sigaranın sadece akciğer kanseri değil meme kanserini de tetikleyebileceğine dikkat çekerek, bunun kişinin yaşam kalitesini düşüren önemli faktörlerden biri olduğunu belirtti.

9 – Güçlü ilişkiler oluşturun

Uzmanlar, pozitif duygular sağlayan yakın ilişkilerin stresi azalttığı gibi mutluluk ve huzuru artırdığını söyledi.

Harvard Üniversitesi’nde yayımlanan bir çalışma, arkadaşlarıyla, ailesiyle ve içinde yaşadığı topluluktaki kişilerle tatmin edici ilişkiler kuranların, depresyona girme ve hastalanma oranlarının daha az olduğunu gösteriyor.

(Kaynak: Independent Türkçe)

Paylaşın

Uykusuzluk İnsanları Bencil Ve Asosyal Yapıyor

ABD’deki Berkeley’den (Kaliforniya Üniversitesi) uzmanlar, uykusuz kalmanın insanları daha bencil ve asosyal yaptığını belirledi: Ne kadar az uyursan o kadar bencil olursun.

PLOS Biology adlı hakemli bilimsel dergide yayımlanan bulgulara göre yetersiz uyku, bireylerin bir başkasına yardım etme ihtimalini kötü yönde etkiliyor.

Araştırmacılar, 24 kişiyi 8 saatlik uykudan ve uykusuz bir gecenin ardından sonra inceledi. Katılımcıların başkasına el uzatma isteğinde, yorgun olduklarında yüzde 78’lik bir düşüş olduğu ortaya kondu.

Bu kişilerin beynini inceleyen uzmanlar uykusuz kalmayı, beynin sosyallikle ilgili bölgesinde aktivitenin azalmasıyla ilişkilendirdi.

Ekip, 2001-2016’da ABD’de yaz saati uygulamasından önce ve sonra yapılan 3 milyonu aşkın bağışı da inceledi. Zira yaz saati uygulaması, daha kısa uyku anlamına geliyor. Yaz saati uygulamasına geçildikten sonra bağışların yüzde 10 azaldığı belirlendi.

100’den fazla kişide 3-4 gün boyunca yapılan çalışmada, bencilliği ölçmede uyku kalitesinin uyku miktarından daha önemli olduğu bulundu.

Araştırmayı yöneten sinirbilimci Eti Ben Simon, “Uykuda sadece bir saatlik kayıp bile başkasına yardım etme tercihini etkilemek için fazlasıyla yeterliydi” ifadesini kullandı.

Araştırma ekibinde yer alan bir diğer sinirbilimci Matthew Walker şöyle konuştu:

Uyku kaybının asosyal davranışları tetiklediğini ve insanların, doğuştan gelen birbirlerine yardım etme arzusunu azalttığını keşfettik.

“Yani bir bakıma ne kadar az uyursan o kadar az sosyal ve çok bencil olursun” diyen Walker, yeterli uyku alındığında başkalarına yardım eli uzatma arzusunun geri kazanıldığını vurguladı.

Paylaşın

Sağlıklı Saç, Tırnak Ve Cilt İçin Biotin

Günümüzde çoğu insan, saç dökülmesi, zayıf tırnaklar, ciltte döküntüsü gibi pek çok sorunla uğraşmaktadır. Bütün bu sorunlar, vücuda gerekli vitaminlerin ve besinlerin sağlama gerekliliğini arttırdı.

Haber Merkezi / Günlük beslenme rutinine eklenmesi gereken temel vitaminde Biotin’dir. Biotin (H vitamini veya B7 vitamini) genellikle güzellik vitamini olarak bilinir. Biotin kelimesi, yaşam anlamına gelen Yunanca “biotos” kelimesinden türetilmiştir.

Biotin kaynakları

Doğal olarak oluşan Biotin açısından zengin besinler yumurta, balık, kaju, soya fasulyesi, tohumlar, kabuklu yemişler ve bazı sebzelerdir (tatlı patates gibi). Diğer kaynaklar arasında mantar, muz, brokoli, maya, ıspanak, kepekli tahıllar ve tahıllardır.

Biotin suda çözünen bir vitamin olduğu için vücutta depolanmaz sürekli olarak alınması gerekir. Biotin, piyasada tabletler, kapsüller olmak üzere çeşitli şekillerde mevcuttur. Ayrıca, şampuan, serum, yağ veya saç kremi gibi kozmetikler de mevcuttur.

Biotin, cilt, saç ve tırnak problemlerinde hayati bir rol oynar. Bunun yanı sıra metabolizma seviyelerini düzenler, kan akışını uyarır ve beyin fonksiyonlarını destekler. Anti-inflamatuar ve anti-alerjik özellikler açısından zengin olan Biotin, iltihaplanma ve alerjilerle ilgili çeşitli sorunları en aza indirir.

B vitamini ailesinin bir parçası olan Biotin, saçtaki keratin üretimini de uyararak saç dökülmesini önlemede, saç incelmesinde ve güçlü saçların korunmasında hayati bir rol oynar.

Biotin alımının yan etkileri

Biotin suda çözünen bir vitamin olduğundan aşırı biotin vücuttan atılır. Bu nedenle, Biotin toksisitesi olasılığı çok nadirdir.

Ancak aşırı veya kontrolsüz biotin dozu kan şekerinde düşüşe, akne oluşumuna veya mide tahrişine neden olabilir. Bu nedenle, sağlık uzmanı tavsiyenize göre doğru dozda biyotin takviyesi almanız önerilir.

Biyotin eksikliğine kim daha duyarlıdır?

  • Alkolizmden muzdarip bireyler
  • Sigara içenler
  • Hamile ve emziren kadınlar

 

Biyotin, vücudun normal çalışmasını sağlar ve gıdaların enerjiye dönüştürülmesine yardımcı olur. Ayrıca bağışıklık, dayanıklılık, glikoz intoleransı, enerji metabolizması, sağlıklı kan hücreleri, aktif yaşam tarzı, sinir sağlığı vb. dahil olmak üzere sayısız sağlık yararı sağlar.

Cildin, tırnakların ve saçların da nemli ve sağlıklı kalması için biotine ihtiyacı vardır, tıpkı diğer vitaminler ve minerallere ihtiyacı olduğu gibi.

Paylaşın

Yaz Yorgunluğu İle Başa Çıkmak İçin Faydalı Besinler

Sıcağa maruz kalmak, vücudun sıcaklığı kontrol edememesi nedeniyle baygınlık, kuru ve sıcak cilt, sıcak çarpması gibi ciddi semptomlara neden olabilir. Diğer semptomlar ise, alt ekstremitelerde şişlik, boyunda kızarıklık, kramplar, baş ağrısı, sinirlilik, uyuşukluk ve halsizliktir.

Haber Merkezi / Terleme ile çok fazla mineral tuz kaybederiz ve bunun sonucunda kas gibi bazı fonksiyonlar doğru şekilde çalışmaz. En çok tavsiye edilen ise, terle kaybedilen mineralleri yenilemek için bol su (günde en az 2 litre) içmek ve enerji ve besin kaynağı olarak mevsim meyveleri ve sebzeleri tüketmek.

Yorgunluk ve halsizlik hissi devam ediyorsa ne yapabilirsiniz?

Yeterli fiziksel ve zihinsel enerji verebilen belirli gıda takviyelerini varsaymak faydalı olabilir. Fiziksel yorgunluk durumlarında D vitamini, karnitin, arginin ve magnezyum gibi normal kas fonksiyonunu destekleyen maddeler alınabilir.

D vitamini:  Kalsiyum, magnezyum ve fosfatların bağırsak emiliminden sorumlu ve ayrıca diğer biyolojik işlevlerde yer alan, steroid yapıda yağda çözünen bir molekül grubunu ifade eder. Aslında, D vitamini sadece kemikleri sağlıklı tutmakla kalmaz, aynı zamanda bizi patojenlerden korumak için T-lenfositleri uyaran ve ayrıca kas kasılmasına katkıda bulunan bir bağışıklık uyarıcısı görevi görür.

Karnitin; İnsan vücudu tarafından iki amino asitten sentezlenir: metionin ve lizin; uzun zincirli yağ asitlerini hücrelerin içinde, oksitlendikleri ve enerjiye dönüştürüldükleri mitokondriyal düzeyde taşıma eylemini gerçekleştirir. Karnitin sadece  kasların gücünü artırmak için değil, kalp ve kan damarlarını koruyucu özelliğinden dolayı da kullanılır; aslında, HDL kolesterol seviyelerini artırarak ve dolaşımdaki trigliseritleri azaltarak lipid yapısını iyileştirir.

Arginin; İnsan vücudu için gerekli 20 amino asitten biridir. Biyolojik işlevi, damar genişlemesine neden olan ve kaslara daha fazla oksijen ve besin kaynağı sağlayan kan damarları düzeyinde nitrik oksit üretmekten oluşur. Arginin özellikle vegan veya vejeteryan diyetleri gibi et gıdalarını içermeyen diyetleri takip edenler için uygundur.

Magnezyum; 22 ile 26 g arasında değişen miktarlarda sahip olduğumuz ve yüzde 50’den fazlası kemik seviyesinde mineralize olan makro elementtir. Magnezyum, vücudumuzdaki 300’den fazla enzim için bir kofaktör görevi görür. Bu nedenle, merkezi düzeyde esansiyel nörotransmitterlerin sentezi ve hücresel enerjinin ATP (Adenozin trifosfat) formunda üretilmesi ve salınması gibi sayısız biyolojik süreçte yer alır.

Magnezyum, yorgunluk ve bitkinliğin azaltılmasına ve normal enerji oluşum metabolizmasına katkıda bulunur. Kalsiyum ile dengede hareket ederek normal kas fonksiyonuna katkıda bulunur, kas kasılmasını, kalp atışını, pıhtılaşmayı ve kan basıncını düzenler.

Paylaşın

Felç Ve Kalp Krizi Riskini Artıran İki Faktör

Dünya genelinde önde gelen ölüm nedenlerinden inme (felç) veya kalp krizi ‘sessiz katiller’ olarak da adlandırılmaktadır. Bu iki sessiz katili önlemek için, hastalıkla ilişkili tüm risk faktörlerinin farkında olunmalıdır.

Haber Merkezi/ İnme, kol zayıflığı, sarkık yüz ve konuşma güçlüğü ile karakterize edilirken, kalp krizi göğüs rahatsızlığına, vücudun diğer bölgelerinde ağrıya, nefes darlığına ve soğuk ter, mide bulantısı ve baş dönmesi gibi diğer belirtilere neden olabilir.

Kalp hastalığı ve inme için önde gelen risk faktörleri yüksek tansiyon, yüksek ve düşük lipoprotein (LDL) kolesterol, diyabet, sigara ve sigara dumanına maruz kalma, obezite, sağlıksız beslenme ve fiziksel hareketsizliktir.

Sosyal izolasyon ve yalnızlıkta hem kalp krizi hem de felç riskini yüzde 30 oranında artırabilir. Yayınlanan yeni çalışma, bu iki faktörün kalp krizi ve inme için ‘önemli’ belirleyicileri olabileceğini ortaya koydu.

Çalışmayı yöneten araştırmanın başkanı Crystal Wiley Cene, “Sosyal izolasyon ve yalnızlığın olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili olduğunu açıkça gösterdi” dedi ve ekledi: Sosyal bağlantısızlığın yaygınlığı göz önüne alındığında, halk sağlığı etkisi oldukça önemlidir.

Çalışma, sevilen birini kaybetme ve emeklilik gibi faktörler nedeniyle sosyal izolasyonun ve yalnızlığın yaşla birlikte artığını belirtiyor. Çalışma, ayrıca, yaşlı yetişkinlerin daha fazla risk altındayken, gençlerin de yalnızlık riski altında olduğunu ortaya koyuyor.

Harvard Üniversitesi’nin yaptığı başka bir araştırmada, 18-22 yaşları arasındaki Z Kuşağı üyelerinin, en yalnız kuşak olarak kabul edildi. Bunun, sosyal faaliyetlere daha az katılımın ve artan sosyal medya kullanımının bir sonucu olduğu belirtildi.

Cene, sosyal izolasyon ve yalnızlık birbiriyle ilişkili olsa da, aynı şey olmadığını söylüyor ve ekliyor: Bireyler nispeten izole bir yaşam sürdürebilir ve yalnız hissetmeyebilir ve tersine, birçok sosyal teması olan insanlar hala yalnızlık yaşayabilir.

Yalnızlık, yalnız kalmanın veya insanlarla çok az bağlantı kurmanın üzücü hissi iken, sosyal izolasyon, sosyal temasların olmaması veya insanlarla yüz yüze temas veya etkileşimin olmamasıdır. Bu nedenle, iki terim birbiriyle ilişkili olsa da, bir şekilde farklıdır.

Araştırmacılara göre, inme veya kalp krizi için güçlü risk faktörleri olabileceğinden sosyal izolasyon ve yalnızlık daha ciddiye alınmalıdır.

Cene, “Özellikle risk altındakiler için sosyal izolasyon ve yalnızlığın kardiyovasküler ve beyin sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini azaltmak için program geliştirmeye, uygulamaya ve değerlendirmeye acil ihtiyaç var” dedi.

Kalp krizi ve inme riskini azaltmak için, sosyal izolasyon ve yalnızlığı dikkate almanın yanı sıra, yaşam tarzına da dikkat edilmelidir.

Kalp hastalığı ile ilişkili risk faktörlerinin çoğu, kişinin diyeti, aktivite düzeyi ve kişinin sağlıksız alışkanlıklarla da ilgilidir. Kalp hastalıkları ve felç riskini önemli ölçüde artırdığı için sigara veya alkol tüketiminden de uzak durulmalıdır.

Paylaşın

Ham Muzda Bulunan Nişasta Kanser Riskini Yüzde 60 Azaltıyor

İngiltere’de uzmanlar 20 yıl süren bir araştırmanın sonucunda, henüz olgunlaşmamış yeşil muzlarda bulunan nişastanın bazı kanser türlerine yakalanma riskini yüzde 60’a kadar azalttığını ortaya koydu. 

İngiltere’nin Newcastle ve Leeds Üniversitesi’nden uzmanlar tarafından yürütülen araştırmanın, özellikle tespit edilmesi zor, vücudun bağırsak üstü kısımlarında oluşan kanserleri azaltmada önemli bir rol oynayacağı bildirildi.

Tıp dergisi Cancer Prevention Research’te yayımlanan çalışma için katılımcılara yıllar boyunca, olgunlaşmamış muz, yulaf, tahıllar, makarna, pirinç, bezelye ve fasulyede bulunan ve “dirençli nişastalar” olarak adlandırılan nişasta türü verildi.

Çeşitli kanserlere yakalanma riskini artıran kalıtsal bir bozukluk olan Lynch sendromuna sahip 1000 katılımcı, ortalama 2 yıl boyunca dirençli nişasta dozu aldı.

Araştırmanın bulgularına göre, nişasta bağırsak kanserine karşı etkili olmazken vücudun diğer bölgelerindeki kanserlerin görülme sıklığını yüzde 60 oranında azalttı.

Dirençli nişastaların özellikle yemek borusu, mide, safra yolu, pankreas, oniki parmak bağırsağı gibi üst gastrointestinal bölgede görülen kanser türleri üzerinde etkili olduğu saptandı.

Nişastanın etkisinin hastalar almayı bıraktıktan 10 yıl sonra belirgin bir şekilde ortaya çıktığı belirtildi.

Newcastle Üniversitesi’nden Profesör John Mathers araştırmaya ilişkin yaptığı açıklamada, “Dirençli nişastanın bir dizi kanser türünü yüzde 60’dan fazla oranda azalttığını bulduk. Bu etki bağırsakların üst kısmında daha belirgindi.” ifadelerini kullandı.

Her gün bir yeşil muza eşdeğer nişasta verildi

Marhers, deneklere verilen günlük dirençli nişasta miktarının orta büyüklükteki olgunlaşmamış yeşil bir muzda bulunan nişasta miktarına eşdeğer olduğunu söyledi ve “Muzdaki nişasta, muz tam olgunlaşmadan ve yumuşamadan önce bozulmaya karşı dirençlidir ve bağırsaklara ulaşır. Bir kere ulaştığında da orada yaşayan bakterilerin türünü değiştirebilir.” açıklamasını yaptı.

Mathers bu nişasta türünün kansere karşı koruyucu olmasında, bağırsakta bulunan ve DNA’ya zarar vererek kansere yol açtığı bilinen safra asiti sayısını azaltmasının etkili olduğunu düşündüklerini söyledi.

Leeds Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Profesör Bishop ile Mathers, bu bulguları doğrulamak için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğunu belirtti.

Aynı çalışmanın bir parçası olarak yayımlanan daha önceki araştırmalar, aspirinin karın bağırsak kanseri riskini yüzde 50 oranında azalttığını ortaya koymuştu.

Paylaşın