Küresel Emeklilik Endeksi: Türkiye, 48 Ülke Arasında Sondan Dördüncü

2024 Küresel Emeklilik Endeksi’nde Hollanda, İzlanda ve Danimarka ilk sıralarda yer alırken, Türkiye, 48 ülke arasında sondan dördüncü oldu. Türkiye’nin gerisinde Filipinler, Arjantin ve Hindistan bulunuyor.

DİSK Emekli-Sen Başkanı Cengiz Yavuz, 2024 yılının “Emekliler Yılı” ilan edilmesine rağmen yoksulluk ve sefaletin artarak devam ettiğini belirterek, “2025 yılı, 2024’ü aratacak gibi görünüyor” dedi.

Ocak 2025 itibarıyla en düşük emekli maaşı 14 bin 469 TL’ye yükseltilirken, Ramazan ve Kurban Bayramı ikramiyeleri de 4 bin TL’ye çıkarıldı. Ancak bu artışlar, muhalefet ve emekli sendikaları tarafından geçim şartları karşısında yetersiz bulunarak eleştirildi.

ABD merkezli danışmanlık şirketi Mercer ve finans eğitimi alanında faaliyet gösteren CFA Institute, 2024 Küresel Emeklilik Endeksi raporunu yayımladı. Raporda emeklilik sistemleri, maaş miktarı, sürdürülebilirlik ve güvenilirlik gibi kriterlere göre 48 ülke değerlendirildi.

Ekonomim’in haberine göre, ilk sırada Hollanda, İzlanda ve Danimarka yer alırken, Türkiye 48 ülke arasında sondan dördüncü oldu. Türkiye’nin gerisinde sadece Filipinler, Arjantin ve Hindistan bulunuyor. En yüksek puanı alan Hollanda, 100 üzerinden 84.8 puana ulaşırken, Türkiye 48.3 puanda kaldı.

Türkiye, 2019’da bu endekse dahil edildiğinden beri sıralamada düşük seviyelerde kalmaya devam ediyor.

DİSK Emekli-Sen Başkanı Cengiz Yavuz, 2024 yılının “Emekliler Yılı” ilan edilmesine rağmen yoksulluk ve sefaletin artarak devam ettiğini belirterek, “2025 yılı, 2024’ü aratacak gibi görünüyor” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise 17 Ocak’ta yaptığı açıklamada, tarihin en büyük maaş artışlarının yapıldığını ancak hayat pahalılığı ve fırsatçılığın bu artışları zamanla erittiğini söyledi.

OECD’nin ‘Bir Bakışta Emeklilik’ Raporu ise Türkiye’de 65 yaş üstü nüfusta gelir adaletsizliğinin çok yüksek olduğunu ortaya koydu. Türkiye, 38 ülke arasında en fazla eşitsizlik bulunan beşinci ülke olarak belirlendi.

Emekli maaşlarının euro karşılığı son 10 yılda yüzde 33,6 düştü. 2000’li yıllarda en düşük emekli maaşı, asgari ücretin yüzde 130’u seviyesindeyken, günümüzde yüzde 55’e kadar geriledi. Bayram ikramiyelerinin enflasyon oranında artırılması halinde bugün 8 bin 500 TL, asgari ücret artışına göre artırılsaydı 13 bin TL olması gerektiği hesaplandı.

Kocaeli Üniversitesi Çalışma Ekonomisi Bölümü’nden Prof. Dr. Aziz Çelik, emekli maaşlarının temel olarak çalışma hayatı boyunca ödenen primlerden karşılandığını ancak ekonomik büyümeden alınan payın kısıtlandığını vurguladı.

2008’de yapılan düzenlemeler sonrası, emekli maaşlarının belirlenme yöntemi değiştirildi:

Aylık bağlama oranı düşürüldü (Çalışma hayatı boyunca alınan ortalama maaşa göre belirlenen oran yüzde 70’lerden %50’nin altına indirildi).
Büyümeden alınan pay azaltıldı (Daha önce enflasyonun yanı sıra ekonomik büyümenin payı da maaşlara yansıtılırken, artık yalnızca yüzde 30’u dikkate alınıyor).
Uzun süre çalışmanın maaş üzerindeki etkisi sınırlandırıldı (Eskiden prim gün sayısını doldurduktan sonra çalışmaya devam edenlerin emekli maaşı artarken, yeni sistemde bu avantaj kaldırıldı).

Türkiye’de emeklilik sistemi nasıl iyileştirilebilir?

Küresel raporlara göre Türkiye’nin emeklilik sisteminde düzeltilmesi gereken başlıca alanlar şunlar:
En düşük gelirli emeklilere yönelik maaş artışları yapılmalı
Özel emeklilik sistemleri yaygınlaştırılmalı
Özel emeklilik fonlarından erken para çekme imkanı sınırlandırılmalı

Prof. Dr. Aziz Çelik, emekli maaşlarının çalışırken alınan ücretin en az yüzde 75’ine denk gelmesi gerektiğini ifade ederek, “Şu an en düşük emekli maaşı 14 bin 469 TL, ortalama maaş ise 17 bin 500 TL civarında. Bu sistemin yeniden düzenlenmesi kaçınılmaz” dedi.

Emekliler, yükselen enflasyon ve hayat pahalılığı nedeniyle maaşlarının alım gücünün her geçen gün düştüğünü belirterek, daha kapsayıcı bir reform çağrısında bulunuyor.

Paylaşın

Türkiye, Asgari Ücrette Avrupa’nın En Ucuz 6. Ülkesi

Türkiye, 684 Euro ile Ukrayna hariç Avrupa’nın en düşük ücretli ülkeleri arasında. Asgari ücret karşılaştırmalarında Türkiye, Avrupa’nın en düşük ücret veren 6. ülkesi konumunda.

2025 yılına girilmesiyle birlikte Türkiye’de asgari ücret yüzde 30 zam alarak net 22 bin 104 TL’ye (brüt 26 bin 5 TL) yükseltildi. Döviz kurlarındaki dalgalanmalar nedeniyle asgari ücretin Euro bazında karşılığı ise 684 Euro oldu. Avrupa ülkeleri de 2025 yılı için asgari ücretlerini güncellerken, Türkiye 28 ülke arasında 22. sırada yer aldı.

Avrupa’daki en yüksek asgari ücreti 2 bin 637 Euro ile Lüksemburg verirken, Ukrayna 182 Euro ile listenin sonunda yer aldı. Türkiye ise 684 Euro ile Ukrayna hariç Avrupa’nın en düşük ücretli ülkeleri arasında bulunuyor. Asgari ücret karşılaştırmalarında Türkiye, Avrupa’nın en düşük ücret veren 6. ülkesi konumunda.

Avrupa ülkelerinde asgari ücret oranları

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) verilerine göre bazı ülkelerde 2025 yılı için güncellenen brüt asgari ücretler şu şekilde:

Lüksemburg: 2.637 Euro
İrlanda: 2.281 Euro
Hollanda: 2.193 Euro
Almanya: 2.161 Euro
Belçika: 2.070 Euro
Fransa: 1.881 Euro
Güney Kıbrıs: 1.000 Euro

Polonya: 1.091 Euro
Slovakya: 816 Euro
Çekya: 825.89 Euro
Estonya: 886 Euro
Hırvatistan: 970 Euro
Macaristan: 700 Euro
Yunanistan: 968.33 Euro

Türkiye’nin gerisinde kalan ülkeler ise Bulgaristan (550 Euro), Karadağ (670 Euro), Moldova (284 Euro), Arnavutluk (487 Euro) ve Ukrayna (182 Euro) oldu.

Avrupa ülkelerinde asgari ücret seviyesi belirlenirken enflasyon oranları da büyük bir etken olarak öne çıkıyor. Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 42 seviyesinde seyrederken, birçok Avrupa ülkesinde enflasyon oranları tek haneli seviyelerde bulunuyor. Bu durum, Türkiye’de asgari ücretin alım gücünü doğrudan etkileyerek düşük Euro karşılığına rağmen hayat pahalılığının yüksek seyretmesine neden oluyor.

Avrupa ülkelerinde asgari ücretle çalışanların toplam iş gücü içindeki oranı genellikle yüzde 10’un altında seyrederken, Türkiye’de bu oran yüzde 42’nin üzerine çıkıyor. Asgari ücrete yakın maaş alanlarla birlikte değerlendirildiğinde ise çalışanların yaklaşık yarısının asgari ücret veya ona çok yakın bir maaşla geçindiği görülüyor.

Öte yandan, Avrupa Birliği üyesi Danimarka, İtalya, Avusturya, Finlandiya ve İsveç gibi ülkelerde ise asgari ücret uygulaması bulunmuyor. Bu ülkelerde maaşlar sektör bazında sendikalar tarafından belirleniyor.

(Kaynak: Karar)

Paylaşın

Yoksulluk Sınırı 76 Bin Lirayı Aştı; Asgari Ücret 22 Bin Lira

Ocak ayında, dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 22 bin 75 liraya yükseldi. Bu, gıda için yapılması gereken minimum tutardır.

Haber Merkezi / Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 76 bin 358 lira oldu. 2025 yılı için belirlenen asgari ücret 22 bin 104 liraydı.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Birleşik Metal-İş Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), Açlık ve Yoksulluk Sınırı Ocak 2025 Dönem Raporu’nu açıkladı.

Rapordan öne çıkan bölümler şöyle: “TÜİK (Türkiye İstatistik Kurumu) harcama gruplarına göre endeks rakamları, 2003 yıllı madde fiyatları ile İstanbul Halk Ekmek, zincir market cari ay internet fiyatları ve BİSAM Beslenme Kalıbı üzerinden yapılan hesaplamaya göre dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı Ocak 2025 için 22 bin 75 liradır.

Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır. Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı 76 bin 358 lira olarak gerçekleşmiştir.

Sağlıklı ve dengeli beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarı farklılık göstermektedir. Yetişkin bir erkeğin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 6.180 liradır. Bu değer yetişkin bir kadın için 5.839, 15-18 yaş bir genç için 6.161, 4-6 yaş arası bir çocuk için 3.895 liradır.

Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 22 bin 75 lira olarak tespit edilmiştir. Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 76 bin 358 liraya ulaşmaktadır.

Tek başına yaşayan bir kişinin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için yapması gereken mutfak harcamaları ile yaşamını idame ettirmek için yapması gereken barınma, ulaşım, eğitim, sağlık vb. harcamalarının toplam tutarı ise en az 35.459 lira olmalıdır. Buna göre tek başına yaşayan bir kişi için yoksulluk sınırı 35 bin 459 lira olarak tespit edilmiştir.

Günlük harcamalarda Ocak 2025 dönemi için en yüksek maliyet grubunu 207,46 liralık harcama gereksinimi ile meyve sebze grubu oluşturmaktadır. İkinci en yüksek maliyetli harcama grubu 196,43 liralık harcama gereksinimi ile süt ve süt ürünleri olmuştur.

Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 140,71 liradır. Ekmek için yapılması gereken harcama tutarı günlük 69.83 liradır. Katı yağ ve sıvı yağ ise 37,43 lira masraf yapılması gereken ürün grubudur. Yumurta için 15,87, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 17,41 lira harcama yapılması gerekmektedir.

Daha dar bir gruplandırmaya göre harcamalarda meyve ve sebze yüzde 28,2 ile ilk sıradayken, süt ve süt ürünleri grubununun payı yüzde 26,6’dır. Et, yumurta ve kurubaklagil grubunun payı ise yüzde 26,1 olarak tespit edildi. Ekmek, makarna vb.’nin toplam içindeki payı yüzde 11,74, diğer gıda harcamalarının toplam içindeki payı ise yüzde 7,45 oldu.”

Paylaşın

742 Çocuk İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2013 – 2024 yılları arasında en az 742 çocuk işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Çocuk işçiliğinin önlenmesi temel hedefiyle 2017-2023 yılları arasında “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı (2017-2023)” uygulamaya konulmuştu.

Çocuk işçiliğine son vermek amacıyla başlatılan seferberlik kapsamında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) teknik desteğiyle ve Birleşmiş Milletler (BM) ajanslarının mali desteğiyle imzalanan bu deklarasyona 6 bakanlık ve 7 işçi ile işveren sendikası da imza atmıştı.

İş Sağlığı ve İş Güvenliği (İSİG) Meclisi, Çocuk İş Cinayetleri Raporu’nu yayınladı. İSİG Meclisi’nin yerel ve ulusal basından, çocuk işçilerin ailelerinden ve mesai arkadaşlarından edinilen bilgilere dayanarak hazırladığı rapora göre, 2013 – 2024 yılları arasında en az 742 çocuk iş kazaları sırasında çalışırken hayatını kaybetti.

Türkiye’de çocuk işçi sayısının bilinmediğini, çocuk işçi ölümlerinin kaydının tutulmadığını vurgulayan İSİG Meclisi, “çocuk işçiliği devlet eliyle teşvik edilen ve kitleselleştirilen bir duruma getirildi. 2025 yılının “Aile Yılı” ilan edilmesinin önemli bir yönünü de bu politika oluşturmaktadır ve sermayenin uluslararası politikasıyla paralel bir eğilimin ifadesidir” dedi.

İSİG Meclisi, “Erdoğan’ın açıklamaları, güvencesiz emek havuzunun en önemli bileşeni olan çocuk işçiliğinin önemine vurgu yapmaktadır. Ucuz -hatta MESEM ile bedava- ve örgütsüz bir işçi kitlesi, sermaye için vazgeçilmezdir” dedi.

Türkiye’de çocuk işçiliğinin önlenmesi temel hedefiyle 2017-2023 yılları arasında “Çocuk İşçiliğiyle Mücadele Ulusal Programı (2017-2023)” uygulamaya konulmuştu. Bu çerçevede Başbakanlık Genelgesiyle 2018 yılı “Çocuk İşçiliği ile Mücadele Yılı” ilan edilmişti.

Çocuk işçiliğine son vermek amacıyla başlatılan seferberlik kapsamında Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) teknik desteğiyle ve Birleşmiş Milletler (BM) ajanslarının mali desteğiyle imzalanan bu deklarasyona 6 bakanlık ve 7 işçi ile işveren sendikası da imza atmıştı.

2013 ile 2024 arasındaki çocuk işçi ölümlerinin çetelesini tutan rapora göre, 2024 yılında en az 71 çocuk işçi hayatını kaybetti. Bu sayı, son 12 yıldaki en yüksek çocuk işçi ölümü sayısı.

Raporda İSİG Meclisi, MESEM uygulamasının yeni bir çocuk işçi kitlesi yarattığına dikkat çekti, devletin bu uygulamayla birlikte çocuk işçilerini metal, tekstil, kimya fabrikalarında veya inşaatlarda çalışmak için bedava emek olarak yönlendirdiğini vurguladı.

Çocuk işçi ölümlerinin nedenleri

Raporda iş kollarına göre ölümlere bakıldığında 402 çocuk tarım/orman iş kolunda 88 çocuk inşaat/yol, 53 çocuk metal, 51 çocuk konaklama, 26 çocuk ise gıda iş kolunda çalıştırılırken öldü. Çocuk işçi ölümlerinin yaş gruplandırılmasına bakıldığında ise 0-14 yaş aralığında 256, 15-17 yaş aralığında ise 486 çocuk ölümü raporda yer aldı.

İSİG Meclisi çocuk işçi ölümlerinde her ne kadar hala tarım sektörü ilk sırada yer alsa da sanayi ve inşaatlarda ölen çocuk işçi sayısının giderek arttığına değindi. çocuk işçi ölümlerinin kentlere kaydığına vurgu yaptı.

Raporda, çocuk işçi ölümlerinin yüzde 27’si trafik / servis kazası, yüzde 17’si boğulma, zehirlenme, yüzde 14’ü ise ezilme, göçük kazaları sonrası yaşandı.

İSİG Meclisi, trafik kazalarının çocuk işçi ölümlerinin ağırlıklı sebebi olmasıyla ilgili şu değerlendirmeyi yaptı:

Çünkü mevsimlik tarım işçisi olan çocuklar tıka basa dolu minibüslerde, traktör kasalarında veya açık kasa kamyonetlerin yaptıkları kazalarda yollara savrulmaktalar. Buna bir de son dönemde artan moto kurye çocukların ölümlerini de eklememiz gerekir.

İSİG Meclisi, kırsal yoksulluğun devam etmesine rağmen çocuk işçi ölümlerinin kentlere kaydığını ve kitleselleştiğini vurguladı. Rapora göre çocuk işçi ölümlerinin en yaygın olduğu iki il Urfa ve İstanbul.

Çocuk işçiliğinin devlet politikalarıyla ve “yetişecek eleman” argümanlarıyla meşrulaştırılmaya çalışıldığını vurgulayan İSİG Meclisi çocuk işçiliğinin kitleselleşmesine karşı uyarı yaptı:

Tarım işçisi çocuklar tamamen sosyal hayattan dışlandığı ve yerleşim merkezleri dışında hem yaşadıkları hem çalıştıkları alanda çevrelendiklerinden ötürü ölümleri devlet ve sermaye tarafından “görünmez” kılınıyordu. Oysa çocuk işçiler artık her yerde: Kentlerin merkezinde, AVM’lerde, sokakta, şantiyelerde, sanayide ve Organize Sanayi Bölgelerinde…

Her ailede veya sülalede bir çocuk çalışıyor, her sokakta tanıdık bir çalışan çocuk var. Üretimden gelen bu gerçeklik çocuk işçiliğini “görünür” kılıyor. Ancak çocuk işçilik; eğitim, öğrenim, yetişecek eleman argümanlarıyla meşrulaştırılmaya çalışılıyor ve ölümler maskeleniyor.

Paylaşın

2 Yılda Deprem Bölgesinde “158 İnşaat İşçisi” İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

2023 yılında en az 51, 2024 yılında en az 107 inşaat işçisi, deprem bölgesindeki inşaat faaliyetlerinde çalışırken hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenler arasında 7 çocuk da vardı.

İnşaat, en yüksek 3’üncü ücretli çalışana sahip işkolu. Buna rağmen bu işkolunda sendikalaşma oranı, yüzde 3,16 ile ülkedeki en düşük seviyede. İnşaat işkolu, kayıtdışılığın yaygın olduğu ve güvencesizliğin işçi sağlığı ve iş güvenliğini tehdit ettiği işkollarının da başında geliyor.

Ülkede her yıl yüzlerce inşaat işçisi, çalışırken iş cinayetlerinde yaşamını yitiriyor. Özellikle 6 Şubat depremlerinin ardından depremden etkilenen 11 kentte yoğunlaşan inşaat faaliyetleri, iş cinayetlerinin de burada daha sık kaydedilmesine yol açtı. Bu ölümlerin her biri, düşük maliyetli işçi sağlığı ve iş güvenliği (İSİG) önlemleri ile gerçekleşmeyebilir, yüzlerce inşaat işçisi güvenli koşullarda yaşayıp çalışmaya devam edebilirdi.

Ancak 2023’te en az 51, 2024’te en az 107 inşaat işçisi, deprem bölgesindeki inşaat faaliyetlerinde çalışırken öldü. Ölenlerin arasında 7 çocuk da vardı.

Bölgede yoğunlaşan inşaat faaliyetleri, işçilerin çalışmak için buraya yönelmesine neden oldu. Taşeronlaşmanın da arttığı bölgede 12 saati aşan çalışma sürelerinde, önlemsiz biçimde, kullanıma uygun olmayan iskele ve iş makineleri ile iş yapmaya zorlanan işçiler için barınma koşulları da ağır. Onlarca işçi aynı konteynerde kalıyor; yemek, mutfak, tuvalet ve hijyen sorunları yaşıyor. Elektriksiz konteyner koğuşlarda duş alma ve ısınma imkânı da yok.

İSİG Meclisi Genel Koordinatörü Murat Çakır, depremden etkilenen kentlerde iş cinayetlerinde ölen inşaat işçileri ile ilgili BirGün’den Melisa Ay‘a değerlendirmelerde bulundu.

“Her ay ortalama 9, 10 ölüm kaydediyoruz”

Çakır, ölümlerin her birinin kolaylıkla önlenebilecek olduğunu anlattı, “2023 Şubat’ından sonra bölgede 51 inşaat işçisinin öldüğünü tespit ettik. Yüksekten düşme, ezilme, göçük altında kalma, elektrik akımına kapılma başlıca nedenlerdi. Hepsi ama hepsi basit, ucuz önlemlerle önlenebilecek ölümlerdi. 2023 Kasım’a kadar ölümlerin ana sebebi yıkımlardı. Ardından yeniden inşa başladı. 2023 Aralık ile başlayan özellikle TOKİ konutlarında yoğunlaşan inşaat faaliyetleri, 2024’te de sürdü. Ölen her 4, 5 inşaat işçisinden birinin bölgede öldüğünü biliyoruz. Biz Ocak ayında da ölümler tespit ettik. Her ay ortalama 9, 10 ölüm kaydediyoruz” diye konuştu.

Kimi kentlerdeki inşaatların, daha güvencesiz olduğuna dikkat çeken Çakır, “Antep, Urfa, Adıyaman, Malatya, Hatay’da özellikle artan iş cinayetleri gözlemledik. Bu kentlerdeki tablo gerçekten vahim boyutta. Adıyaman İndere’deki Zey köyü, TOKİ’de 9 işçi ölümü ile adeta iş cinayeti havzası oldu. Geçen hafta da burada 1 işçini daha öldüğünü öğrendik ve 10 ayda bu inşaatlarda 10 işçi ölmüş oldu. Bu da bu bölgede önlemsiz, güvencesiz çalışmanın ne kadar yaygın olduğunu ortaya koyuyor” diye konuştu.

İSİG Meclisi gönüllülerinin derlediği bilgilere göre, işçi havuzu genişledikçe ölümler çocuklara kadar uzandı. Çakır, “Bölgedeki inşaatlarda 7 çocuk çalışırken iş cinayetlerinde yaşamını yitirdi. Kilis’te MESEM’de çalışırken yüksekten düşerek ölen 17 yaşındaki Murat Can Eryılmaz da depremin ardından yapılan bir inşaatta çalışıyordu. Bölgedeki işçi havuzunda çocuklara, genç işçilere doğru bir genişleme var. Yoğun faaliyet daha fazla işçi ihtiyacı doğuruyor. Güvencesizliğin de ne kadar fazla olduğunu görebiliyoruz. Deprem kentlerinde inşaatlarda ölen 6 Suriyeli, 3 İranlı ve 1 Cezayirli işçi de tespit ettik. Bu da ölümlerin yüzde 9’u ediyor. Onlar da kayıtdışı, güvencesiz çalışıyordu” dedi.

Çakır, iş kazalarında ölmeyen işçilerin de insan onuruna yaraşır şartlardan uzak çalışmaya mecbur bırakıldığını anlattı: “Sakat kalanların, ağır yaralananların sayısını ise belki de 100 ile çarpmak lazım. Bu işçiler yerleşimden uzak konteynerlerde hijyen, ısınma, elektrik, duş, yemek sorunları ile koğuş koğuş yaşıyor. Toplu para biriktirmek için, toplu halde deprem bölgelerindeki inşaatlara geliyorlar. Çünkü tüm yurttaki inşaat faaliyetleri de özellikle bölgede yoğunlaştı. Biz bu inşa sürecinin en az 4-5 yıl sürmesini bekliyoruz. Daha TOKİ’ler tamamlanınca inşa edilecek kent merkezleri var…”

Paylaşın

MESEM Kapsamında Çalıştırılan Çocuk İşçi Sayısı 2 Milyonu Aştı

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak, “Meslek liseleri, çıraklık ve MESEM gibi politikalarla çalıştırılan çocuk sayısı toplamda 2 milyonu geçmiş durumdadır” dedi.

2016 yılında, örgün ve zorunlu eğitim kapsamına alınan Mesleki Eğitim Merkezi veya kısaca MESEM ile çırak, kalfa yetiştirme adı altında çocuk işçi çalıştırılmaktır, işverenlere bedava işgücü sağlanmaktadır.

Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikasının (Eğitim Se) Genel Başkanı Kemal Irmak, “2024-2025 Eğitim-Öğretim Yılı Birinci Yarıyılında Eğitimin Durumu” raporunu kamuoyuyla paylaştı.

Evrensel’in aktardığına göre; Bir yarıyılda daha eğitimin yapısal sorunlarına çözüm üretilemezken eğitimde ticarileşme ve dinselleştirme uygulamalarının artarak devam ettiğini belirten Kemal Irmak “2024/25 eğitim öğretim yılının ilk yarısında yıllardır çözüm bekleyen okulların fiziki altyapı ve donanım eksiklikleri giderilmemiş, kalabalık sınıflar ve  ikili öğretimden kaynaklı sorunlara yenileri eklenmiştir. Özellikle deprem bölgelerinde okul binalarının yeniden inşası ve güçlendirilmesi çalışmaları yetersizdir. Kalabalık sınıflar ve eksik derslikler, öğrencilerin sağlıklı bir eğitim ortamına erişimini zorlaştırmıştır” dedi.

Dönem başında ‘tasarruf tedbirleri’ kapsamında taşımalı eğitimden yararlanan bir milyonu aşkın öğrencinin yüzde 30’una yakınının taşımalı eğitim kapsamından çıkarıldığını hatırlatan Kemal Irmak “Bazı bölgelerde servisler tamamen kaldırıldı. Başta kız çocukları olmak üzere, çok sayıda öğrencinin eğitime erişim hakkı bizzat devlet eliyle engellenmiştir” ifadelerini kullandı.

Eğitim dışındaki çocuk sayısının yüzde 38.4 artarak yaklaşık 612 bin 814’e yükseldiğini kaydeden Kemal Irmak, “Geçici koruma altındaki Suriyeli çocuklar, mesleki eğitim merkezi (MESEM) öğrencileri ve açık öğretime kayıtlı 18 yaş altı öğrenciler de bu sayıya dahil edildiğinde örgün eğitimin dışında bırakılan çocuk sayısı 1 milyon 578 bin 941 olmaktadır. Bu veriler ile eğitim dışındaki çocuk sayısı son üç yılın en yüksek seviyesine çıkmaktadır. İSİG Meclisinin raporuna göre 2023 eylül -2024 ağustos döneminde en az 66 çocuk çalışırken hayatını kaybetmiştir. Tarım sektöründe 24 çocuk, sanayi sektöründe 17 çocuk, inşaat sektöründe 13 çocuk ve hizmet sektöründe 12 çocuğun çalışırken hayatını kaybettiği belirtilmiştir” bilgisini verdi.

Okullarda çeşitli dini vakıf ve derneklerin etkinliklerinin artırıldığına işaret eden Kemal Irmak, “2023/’24 eğitim öğretim yılı boyunca ÇEDES kapsamında 21 bin 372 okulda 996 bin 886 öğrenci, 1 milyon 993 bin 772 veliye ulaşılmış. ÇEDES ile  imamlar, vaizler okullara ‘manevi danışman’ olarak görevlendirildi. Din derslerinde uygulamalı hac eğitimi verilmekte, sınıfın ortasına kurulan Kâbe maketi etrafında tavaf eden öğrenciler, ihram giyimini öğrenip şeytan taşlama pratiği gerçekleştirilmektedir” dedi.

Bornova’da 99 okula cami imamı görevlendirildiğini, Konya’da bir öğrencinin IŞİD militanı gibi giydirilip eline oyuncak silah verilerek arkadaşlarına ateş ettirildiği bir gösteri yaptırılmasına tepki gösteren Eğitim Sen Başkanı Irmak “MHP’nin yan kuruluşu olan Ülkü Ocakları ile ‘okullarda mesleki ve teknik kurslar düzenlenmesi’ için protokol imzalanmıştır” ifadelerini kullandı.

Müfredatta yapılan değişikliklerle bilimsel gerçeklerden uzak, ideolojik eğilimlerle şekillenmiş ve öğrencilerin öğrenme süreçlerini olumsuz etkileyen yanlış ve yanıltıcı bilgilerin eğitim alanına boca edildiğini belirten Kemal Irmak, “Hayat bilgisi dersinde çevre bilinci eksik veya yüzeysel ele alınmış, fen bilimleri dersinde evrim konusu tamamen kaldırılmıştır. Din kültürü ve ahlak bilgisi dersinde farklı inanç ve mezheplerin yer aldığı çoğulcu yapı göz ardı edilerek, yalnızca Sünni İslam anlayışı esas alınmıştır. Türkçe ve edebiyat derslerindeki dil ve anlatım sorunları dikkat çekicidir” dedi.

“Eğitimde devrimci bir atılım kaçınılmaz”

MESEM kapsamında olan 12 çocuğun (öğrencinin) iş cinayetlerinde yaşamını yitirdiğini hatırlatan Kemal Irmak, “Mesleki ortaokullar açarak MEB, MESEM’ler ile 15 yaş altına indirilen çocuk işçiliği yaşı fiili olarak 10 yaşa indirilmiştir. Meslek liseleri, çıraklık ve MESEM gibi politikalarla çalıştırılan çocuk sayısı toplamda 2 milyonu geçmiş durumdadır” ifadelerini kullanarak eğitimde devrimci bir atılımın kaçınılmaz olduğunu söyledi.

Paylaşın

Türkiye, OECD Ülkeleri Arasında Kamu Harcamalarının En Düşük Olduğu Ülke

Türkiye, OECD (Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü) ülkeleri arasında kamu harcamalarının en düşük olduğu ülkelerin başında geliyor. Türkiye’de her 100 çalışandan yalnızca 16’sı kamu sektöründe çalışıyor.

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) / Genel İş Emek Araştırma Dairesi kamuda ve genel işler işkolunda istihdam konulu raporu yayımladı.

BirGün’ün aktardığına göre; Raporda son 10 yıl karşılaştırmasının yanı sıra OECD ve Türkiye karşılaştırmalarına yer verildi.

Ülkedeki ekonomik krizin, ekonomide ciddi bir daralma, yüksek enflasyon, işsizlik oranlarında artış, Türk Lirası’nın değer kaybı ve gelir dağılımı eşitsizliğinin artmasına yol açtığı belirtildi.

Bu krizden çıkış için hükümet tarafından uygulanan sıkı maliye politikaları kapsamında, bütçe açığını azaltmak ve kamu borçlarını kontrol altında tutmak amacıyla kamu harcamalarının kısıldığına ve vergi gelirlerinin artırıldığına dikkat çekildi.

Mayıs ayında yayımlanan Kamuda Tasarruf ve Verimlilik Paketi’nin işçi sınıfının yaşam koşullarını olumsuz etkileyen ve kamu hizmetlerinin daralmasına yol açacak düzenlemeler içerdiğine dikkat çekildi.

Raporda Türkiye’de kamu harcamalarının Avrupa ülkelerinin oldukça gerisinde ve OECD ülke ortalamasının on beş puan altında olduğu belirtilerek yüzde 35,8 oranında olduğu ifade edildi. OECD verilerine göre, GSYH içinde kamu harcamalarına ayrılan payın üye ülkelerdeki ortalaması yüzde 46,3 olduğu belirtildi.

Avrupa Birliği ortalaması ise yüzde 50. Bu oranın Almanya’da yüzde 49,7, Fransa’da yüzde 58,1, Hollanda’da yüzde 44,5 ve Yunanistan’da yüzde 52,5 olduğuna dikkat çekildi.

Uygulanan ekonomik politikaların kamu hizmetlerinin daralmasına ve toplumsal eşitsizliklerin artmasına neden olduğu ifade edilen raporda krizden sürdürülebilir bir çıkış için kamu hizmetlerine yapılan yatırımların artırılması, toplumsal eşitsizliklerin giderilmesi ve uzun vadeli ekonomik istikrar sağlayacak yapısal reformlara ihtiyaç duyulduğuna vurgu yapıldı.

Kamu hizmetleri içerisinde eğitim, sağlık ve sosyal korumaya ayrılan payları incelendiğinde GSYH’den kamusal hizmetlere ayrılan payın en az ‘eğitim’ alanında olduğu görüldü. GSYH içinde eğitime ayrılan pay yalnızca yüzde 3,6 iken son on yılda eğitimin özelleştirilmesiyle birlikte bu oranın 0,3 puan azaldığı açıklandı.

Sağlık hizmetlerine ayrılan pay ise pandemi süreci haricinde artış göstermeyerek GSYH’nin yüzde 3,6’sı seviyesinde kaldı. Emekli aylıkları, sosyal yardımlar, primsiz ödemeler ve doğrudan gelir desteği ödemelerini kapsayan sosyal koruma harcamaları için GSYH’den ayrılan pay ise yüzde 8,1 olurken on yıllık süreçte yalnızca 1 puan arttı.

Raporda bu verilerin, kamu hizmetleri finansmanındaki yetersizlikleri ve sosyal alanlardaki önceliklerin yeterince karşılanmadığını gösterdiği belirtildi.

Ülkedeki toplam istihdam içinde kamu sektöründeki istihdam oranının birçok Avrupa ülkesine kıyasla oldukça düşük olduğu ifade edilen raporda, Türkiye’de kamu sektöründeki istihdam oranının yüzde 16,7 seviyesinde yer aldığı belirtildi. Bu oranın OECD üye ülkeleri ortalamasında yüzde 18,4 olduğu hatırlatıldı.

Raporda belediyelerde temel istihdam biçiminin ‘belediye şirket işçiliğine’ dönüştüğü belirtildi. Belediyelerde çalışanların yüzde 83’ünün işçi statüsünde olduğu, son on yılda belediyelerde işçiliğin değiştiğine sürekli işçilik yüzde 182 azalırken belediye şirket işçiliğinin yüzde 5274 arttığına dikkat çekildi.

Norm kadro uygulamaları ve personel gideri sınırlamalarının, taşeron çalışmayı artırdığı tespit edildi.

Ne olmalı, ne istiyoruz?

Raporun sonuç bölümde ‘ne olmalı, ne istiyoruz’ sorularına 8 maddede yanıt verildi:

1. Türkiye’de kamu harcamalarına daha fazla pay ayrılmalı ve nüfusa orantılı bir şekilde kamu istihdamı artırılmalıdır.

2. Kamuda sözleşmeli, geçici, ücretli personel istihdamı yerine, kadrolu ve güvenceli istihdam sağlanmalıdır.

3. Merkezi idare ve yerel yönetimlerde çalışan kamu işçilerinin haklarında kayıp yaşanmamalıdır.

4. Belediye şirketinde çalışan işçiler de kamu hizmeti yapmaktadırlar, bu nedenle tüm belediye işçileri eşit haklara sahip olmalı ve belediye şirket işçilerine kadro ve ilave tediye hakkı verilmelidir.

5. İş güvencesi hakkı, tüm çalışanları kapsayan bir hak olarak yeniden düzenlenmeli ve kamu çalışanları arasındaki mali, sosyal ve özlük farklılıklar giderilmelidir.

6. 5393 sayılı Belediye Kanunu’ndaki norm kadro sınırlamaları kaldırılmalıdır.

7. Kamuya alımlarda torpilin, kayırmanın ve kadrolaşmanın önüne geçecek düzenlemeler yapılmalıdır.

8. Belediyelerde çalışan işçiler için koruyucu ve önleyici işçi sağlığı ve güvenliği önlemleri alınmalıdır.

Paylaşın

2024 Yılında Her Gün 5 İşçi İş Kazalarında Yaşamını Yitirdi

2024 yılında en az bin 897 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti: Ocak’ta 164, Şubat’ta 152, Mart’ta 125, Nisan’da 165, Mayıs’ta 141, Haziran’da 139, Temmuz’da 149, Ağustos’ta 192, Eylül’de 161, Ekim’de 168, Kasım’da 173, Aralık’ta 168.

Haber Merkezi / Başka bir ifadeyle, 2024 yılı içerisinde her gün 5 işçinin iş kazasında hayatını kaybetti.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG Meclisi), 2024 yılı iş cinayetleri raporunu açıkladı. Açıklanan rapora göre; Yüzde 70’ini ulusal basından; yüzde 30’unu ise işçilerin mesai arkadaşları, aileleri, iş güvenliği uzmanları, işyeri hekimleri, sendikalar ve yerel basından öğrenilen bilgilere dayanarak tespit edildiği kadarıyla 2024 yılında en az bin 897, her gün “en az” 5 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti.

2024 yılında iş cinayetlerinin aylara göre dağılımı şöyle: Ocak ayında 164 işçi, Şubat ayında 152 işçi, Mart ayında 125 işçi, Nisan ayında 165 işçi, Mayıs ayında 141 işçi, Haziran ayında 139 işçi, Temmuz ayında 149 işçi, Ağustos ayında 192 işçi, Eylül ayında 161 işçi, Ekim ayında 168 işçi, Kasım ayında 173 işçi, Aralık ayında 168 işçi.

2024 yılında iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı şöyle: İnşaat, Yol işkolunda 482 işçi; Tarım, Orman işkolunda 326 emekçi (151 işçi ve 175 çiftçi); Taşımacılık işkolunda 234 işçi; Konaklama, Eğlence işkolunda 123 işçi; Metal işkolunda 103 işçi; Ticaret, Büro, Eğitim, Sinema işkolunda 99 emekçi; Belediye, Genel İşler işkolunda 86 işçi;
Madencilik işkolunda 75 işçi; Gıda, Şeker işkolunda 43 işçi; Enerji işkolunda 43 işçi; Gemi, Tersane, Deniz, Liman işkolunda 41 işçi;

Sağlık, Sosyal Hizmetler işkolunda 32 işçi; Savunma, Güvenlik işkolunda 32 işçi; Petro-Kimya, Lastik işkolunda 28 işçi; Ağaç, Kâğıt işkolunda 27 işçi; Çimento, Toprak, Cam işkolunda 27 işçi; Tekstil, Deri işkolunda 24 işçi; Basın, Gazetecilik işkolunda 2 işçi; İletişim işkolunda 2 işçi; Banka, Finans, Sigorta işkolunda 1 işçi; çalıştığı işkolu belirlenemeyen 67 işçi.

2024 yılında iş cinayetlerinin sektörlere göre dağılımı şöyle: Sanayi sektöründe 656 işçi, inşaat sektöründe 484 işçi,
hizmet sektöründe 431 işçi, tarım sektöründe 326 işçi.

2024 yılında iş cinayetlerinin nedenlerine göre dağılımı şöyle: Trafik, Servis Kazası nedeniyle 387 işçi; Ezilme, Göçük nedeniyle 334 işçi; Yüksekten Düşme nedeniyle 321 işçi; Kalp Krizi, Beyin Kanaması nedeniyle 238 işçi; Zehirlenme, Boğulma nedeniyle 103 işçi; Elektrik Çarpması nedeniyle 99 işçi; Şiddet nedeniyle 90 işçi; İntihar nedeniyle 78 işçi; Patlama, Yanma nedeniyle 74 işçi; Nesne Çarpması, Düşmesi nedeniyle 40 işçi; Kesilme, Kopma nedeniyle 12 işçi; Diğer nedenlerden dolayı 121 işçi.

2024 yılında iş cinayetlerinin yaş gruplarına göre dağılımı şöyle: 14 yaş ve altı 22 çocuk işçi, 15-17 yaş arası 49 çocuk/genç işçi, 18-29 yaş arası 395 işçi, 30-49 yaş arası 793 işçi, 50-64 yaş arası 462 işçi, 65 yaş ve üstü 96 işçi, yaşı belirlenemeyen 80 işçi.

Paylaşın

Kamu Emekçileri İş Bıraktı: Geçinemiyoruz!

KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, “2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde 15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık” dedi ve ekledi:

“1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44 zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.”

Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Askeri İş Yerlerinde Görevli Kamu Çalışanları Sendikası (ASİM-SEN), Bağımsız Kamu Görevlileri Sendikaları Konfederasyonu (BASK),, Hürriyetçi Sendikalar Konfederasyonu (HÜR SEN), Birleşik Kamu İşgörenleri Sendikaları Konfederasyonu’na (BİRLEŞİK KAMU-İŞ) üye binlerce emekçi, yüzde 11,54’lük zamma karşı yurdun dört bir yanında meydanlara çıktı.

Ankara Kazakistan Caddesi’nde toplanan kamu emekçileri, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önüne yürüdü. Emekçiler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı önüne ulaştıklarında polis barikatı ile karşılaştı. Polis ile yapılan müzakereler sonucunda ortak basın açıklaması bakanlık önünde kurulan barikatların önünde okundu.

“Ücret Asgari! Açlık, Yoksulluk, Sefalet Azami İktidarı Uyarıyoruz! İş bırakıyoruz insanca bir yaşam için mücadelede birleşiyoruz” yazılı pankart arkasında yürüyen kitle, yürüyüş boyunca “İşçi, memur, emekli direnme vakti”, “Direne direne kazanacağız”, “İnsanca yaşamak istiyoruz”, “Zam, zulüm, işkence işte AKP” sloganları attı.

Ortak basın metnini KESK Eş Genel Başkanları Ayfer Koçak ve Ahmet Karagöz okudu. Kamu emekçilerinin toplumun diğer kesimleri gibi yıllardır artan enflasyon, hayat pahalılığı karşısında yoksulluğa mahkum edildiğini söyleyen KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, şöyle konuştu:

“2025 yılını yüzde 30’luk asgari ücret zammının yanı sıra, kamu emekçileri ve memur emeklilerine yapılan yüzde 11,54; işçiler ve işçi emeklilerine reva görülen yüzde 15,75’lik sefalet zamları ile karşıladık. 1 Ocak’tan itibaren vergi ve harçlara yüzde 44 zam yapıldı. 2025 bütçesine göre attığımız her adımda ödediğimiz KDV’de geçtiğimiz yıla göre yüzde 81, ÖTV’de ise yüzde 51 artış olacak. Hükümetin kendi alacaklarına yaptığı zam oranları ortadayken, kamu emekçilerine ve emeklilere reva görülen maaş artış oranının sadece yüzde 11,54 olması utanç verici bir durumdur.”

Koçak, vergi yükünün emekçilerin omuzlarına yıkıldığını ve patronların vergi borçları silindiğini vurgulayarak “Taleplerini görmezden gelen siyasi iktidarın ücretlerimizi baskılayıp, boğazımızı sıkarak uygulamaya çalıştığı ekonomik programa karşı kamu emekçileri olarak itiraz ediyoruz” dedi.

“İnsanca yaşayacak bir ücret talebi bugün tüm kamu emekçilerinin ortak talebi haline geldi” diyen Koçak; savaşa, ranta faiz ödemelerine, sermayeye teşvike değil, halk için toplumsal cinsiyete duyarlı bütçe talep ettiklerini söyledi.

“Siyasi iktidarı uyarıyoruz”

Koçak’ın ardında söz alan KESK Eş Genel Başkanı Ahmet Karagöz, kamu emekçilerini yoksulluğa ve güvencesizliğe sürükleyen politikalar karşısında güçlerini birleştirdiklerini belirterek, “Emeğimizin karşılığını almak, çocuklarımıza daha iyi bir gelecek bırakmak için bugün tüm işyerlerimizde iş bırakıyor ve siyasi iktidarı uyarıyoruz” dedi.

Karagöz, kamu emekçileri ve emeklilerinin taleplerini şöyle sıraladı: “Tüm emekçiler için insanca yaşanabilir bir ücret ve adil bir gelir dağılımı istiyoruz.

Eşit işe ; eşit ücret talep ediyoruz.

Sefalet zam aldatmacasına karşı, en düşük memur maaşının acilen yoksulluk sınırının üzerine yani 79.000 TL’ye çıkartılmasını talep ediyoruz.

Başta metropoller olmak üzere barınma ihtiyacımızı imkansız hale getiren kira fiyatlarına karşı, güncel verilere denk düşen kira yardımı talep ediyoruz

Asgari ücretin, insan onuruna yaraşır bir ücret düzeyine çıkartılmasını talep ediyoruz.

İşyerlerinde ücretsiz kreş açılmasını talep ediyoruz.

Kamuda mülakat değil, liyakat, yani kadrolu güvenceli istihdam talep ediyoruz.

Seyyanen zamların, ek ödemelerin emekliliğe yansıtılmasını, insanca yaşayabileceğimiz bir emeklilik talep ediyoruz.

Kamu kaynaklarının “müşteri garantili” projeler için değil, halk için kullanılmasını talep ediyoruz.

Vergide adalet, az kazanandan az, çok kazanandan çok, yani adil bir vergi sistemi ve 1. Vergi diliminin %10’a düşürülmesi ve sabitlenmesini istiyoruz.

Bizleri toplu sözleşme masası adı altında, siyasal iktidarın iki dudağı arasına bırakan ve tüm yetki ve kararın hükümete terk edildiği sahte sendika yasasına karşı, gerçek grevli bir toplu sözleşme düzenlemesi istiyoruz.

Eylemde, Asim-sen Genel Başkanı Özgür Karaca, Bağımsız Emekliler Sendikası Başkanı Muzaffer Esen, TMMOB Genel Saymanı Özgür Topçu, TTB Genel Sekreteri Dr. Hilmi Önder Okay konuşma yaptı.”

Paylaşın

DİSK: Milyonlarca İşçinin 28,5 Puanlık Zammı Gasp Edildi

İşçi, memur ve emekli maaş zamlarına ilişkin açıklama yapan DİSK, açıklamasında, “12 Aylık ortalamalara göre  enflasyon yüzde 58,51, asgari ücret zammı sadece yüzde 30. Milyonlarca işçinin 28,5 puanlık zammı gasp edildi” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “2024 yılı son 6 aylık enflasyon yüzde 15,75. İşçi ve Bağ-Kur emeklileri için uygulanacak zam oranı yasa gereği yüzde 15,75, memur emeklileri zam oranı yüzde 11,54” denildi.

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), TÜİK, 2024 yıl sonu enflasyon verileriyle hesaplanan işçi, memur ve emekli maaş zamlarına ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“TÜİK milyonların ekmeğiyle oynadı!
Resmi enflasyon oranları açıklandı!
Aralık 2024 enflasyonu sadece yüzde 1,03!!!
2024 yıl sonu resmi enflasyonu yüzde 44,38
12 Aylık ortalamalara göre enflasyon yüzde 58,51!

Asgari ücret zammı sadece yüzde 30!
Milyonlarca işçinin 28,5 puanlık zammı gasp edildi.
2024 yılı son 6 aylık enflasyon yüzde 15,75!
İşçi ve Bağ-Kur emeklileri için uygulanacak zam oranı yasa gereği yüzde 15,75.
Memur emeklileri zam oranı yüzde 11,54!”

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre enflasyon, Aralık 2024’te aylık bazda yüzde 1,03 olurken, yıllık bazda yüzde 44,38’e geriledi.

Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) ise tüketici fiyatlarında artışı aylık 2,34; yıllık yüzde 83,40 olarak hesapladı.

TÜİK’e göre yıllık bazda en hızlı fiyat artışı yüzde 91,64 ile eğitimde kaydedildi. Fiyat değişimi en az, yüzde 25,88 artışla ulaştırmada görüldü. Aylık bazda giyim ve ayakkabı kategorisinde eksi yönlü fiyat hareketi görülürken ev eşyası yüzde 2,78 ile artışın en yüksek yaşandığı grup oldu.

TÜİK Kasım ayında enflasyonun aylık yüzde 2,24; yıllık yüzde 47,09 oranında arttığını hesaplamıştı.

Aralık verisiyle birlikte emekli zamlarına etki eden altı aylık enflasyon farkı da belli oldu. Altı aylık enflasyon oranı yüzde 15,75 olarak hesaplanırken SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin aylıklarında bu oranda artış yapılacak.

Paylaşın