ILO’dan Türkiye’ye ‘KHK İhraçları’ Uyarısı

Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) Uzmanlar Komitesi Raporu, Türkiye’de Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) kamudan ihraç edilen yaklaşık 126 bin kişinin hukuki durumunu bir kez daha gündeme getirdi. Raporda, işe dönüş talebi ile açılan davaların yüzde 88’inin reddedilmiş olması ile ilgili, “Yüksek sayıdaki ret davaları kaygıyla not edilmekle birlikte üzüntüyle karşılanmaktadır” denildi.

Genel istatistikler kaydedilirken sendika üyeleri ve görevlilerinin sayısı hakkında bilgi verilmemesine ilişkin de “Üzüntüyle karşılanmaktadır” ifadesi kullanıldı. KHK ile ihraç edilen ve hukuk mücadelesi veren sendika üyeleri ise DW Türkçe’den Eray Görgülü’ye yaptıkları açıklamada, “Yıllardır neden ihraç edildiğimizi bilmiyoruz, savunma hakkımız bile elimizden alındı” diyor.

Ret davalarının oranı, “kaygıyla not edilmekte”

ILO’nun 2022 yılına ilişkin Uzmanlar Komitesi Raporu kamuoyuna duyuruldu. Raporun Türkiye ile ilgili kısmında OHAL kapsamındaki ihraçlar ile iktidarın sendikal faaliyetlere bakışına yönelik eleştirilerde bulunuldu. Raporun “Olağanüstü Hal kararnameleri kapsamında kamu sektöründeki toplu işten çıkarmalar” başlıklı kısmında kamu sektöründeki sendika üyesi ve görevlilerinin işten çıkarılma gerekçelerinin dikkatle incelendiği ifade edildi.

Raporda Türkiye hükümeti tarafından sunulan bilgiye göre KHK ile işten çıkarılan 126 bin 674 kişinin OHAL İnceleme Komisyonu’na başvuru yaptığı bunlardan 14 bin 72’sinin işe iadesinin kabul edildiği, 101 bin 58’inin ise reddedildiği ifade edildi. Bu kapsamda 11 bin 544 başvurunun da henüz kararlaştırılmadığı vurgulandı.

Raporda, hükümet tarafından verilen istatistiklerde sendika üye ve görevlilerinin sayısı hakkında bilgi verilmemiş olmasına ilişkin “Komite, üzüntüyle karışlamaktadır” ifadesi kullanıldı. Ret davalarının oranına ilişkin ise “Yüksek sayıdaki (mevcut durumda neredeyse yüzde 88) ret davalarını kaygıyla not etmekle birlikte, Komite, İnceleme Komisyonu’nun sendika üyeleri ve görevlileriyle ilgili olumsuz kararlarının sayısı ve sonucuna yönelik bilgi eksikliğini de üzüntüyle karşılamaktadır” denildi.

Raporda ayrıca OHAL İnceleme Komisyonu’nun ve onun kararlarını gözden geçiren idari mahkemelerin, sendika üyeleri ile görevlilerinin işten çıkarılma gerekçelerini dikkatle incelemesi ve sendika dışı nedenlerle işten çıkarılan sendikalıların işe iade emrini vermesi gerektiği hatırlatıldı.

İhraç edilen Eğitim-Sen üyelerinin yüzde 75’i işsiz

Raporda ayrıca kamu hizmetinden ihraç edilen Eğitim-Sen üyelerinin yaklaşık yüzde 75’inin halen işsiz olduğuna yönelik iddiaya da yer verildi. Hükümet tarafından yeterince bilgi sunulmamış olması da “Komite, Hükümet tarafından bu ciddi ithama ilişkin hiçbir bilgi sunulmamasını üzüntüyle karşılamakta ve Hükümet’in bu konuyla ilgili yorumlarını sunmasını bir kez daha talep etmektedir” ifadesiyle eleştirildi.

Sendikal faaliyetlerle ilgili ayrıca KESK’e ilişkin şu tespite de yer verildi: “Komite, sunduğu gözlemlerde KESK’in, üyelerinin transfer edildiği ve yerlerinin değiştirildiğine yönelik yeni iddialarda bulunduğunu kaydetmektedir. Komite, Hükümet’in, KESK’in söz ettiği tüm transferlerin hizmet gerekleri doğrultusunda zorunlu olarak yapıldığı ve sendikalaşma özgürlüğüne halel getirmeye yönelik ayrımcılıkların ulusal mevzuata aykırı olacağı yönündeki beyanını kaydetmektedir.” Raporda, komitenin Hükümet’ten, sendikalaşma özgürlüğüne halel getirmeye yönelik ayrımcılık uygulamaları konusunda sosyal taraflarla yakın ilişkiler kurmaya yönelik atılan somut adımlarla ilgili bilgi talep ettiği de dile getirildi.

“Sendikal faaliyetler suç kapsamında değerlendirildi”

Sendikal faaliyetleri nedeniyle kamudan ihraç edilenlerden Eğitim-Sen Merkez Yürütme Kurulu üyesi Ahmet Karagö, yaklaşık 6 yıldır hukuk mücadelesi veriyor. 29 Ekim 2016 tarihinde çıkarılan KHK ile ihraç edildiğini belirten Karagöz, “Halen neden ihraç edildiğimi bilmiyorum” dedi. Sendikal faaliyetlerini sürdüren Karagöz, “Hukukta en temel hak, savunma hakkıdır. Savunma hakkı dahi tanınmadan ihraç edildik. Tabii ki ihraç edilen sadece ben değilim. Bin 602 üyemiz farklı KHK’lerle ihraç edildi” dedi.

Özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında iktidarın Eğitim-Sen’e yönelik yönelimleri olduğunu dile getiren Karagöz, “Örgütümüzün sendikal faaliyetleri suç kapsamında değerlendirildi. Üyelerimiz, açığa alındı, ihraç edildi, sürgün edildi. Gözaltına alındı, tutuklanan üyelerimizin de olduğunu özellikle ifade etmek isterim” diye konuştu.

“OHAL Komisyonu, bizleri oyalıyor”

15 Temmuz sonrasında Eğitim-Sen’e üye 11 bin 400 kişinin idari işlem yapılmadan önce açığa alındığını sonrasında yürüttükleri mücadele sonucunda bu kişilerin büyük bölümünün göreve iade edildiğini belirten Karagöz, “Sonrasında benim de içinde olduğum bin 602 üye ve yöneticimiz ihraç edildi” dedi. İktidarın halen ihraç sebeplerini kendileriyle paylaşmadığını belirten Karagöz, “Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen Barış İmzacısı olarak bilinenlerden Eğitim-Sen üyesi 340 arkadaşımızın tamamına ret verildi” ifadesini kullandı. Bunun dışında 480’e yakın Eğitim-Sen üyesinin dosyasının halen komisyonda beklediğine dikkat çeken Karagöz, “OHAL Komisyonu, bizleri oyalıyor” dedi. Sendikal eylem ve faaliyetlerin her ilde farklı değerlendirildiğini de vurgulayan Karagöz, şöyle devam etti: “Bazı il milli eğitim müdürleri yaptığımız eylem ve etkinlikleri sendikal faaliyet kapsamında değerlendirirken, bazı il milli eğitim müdürleri ise suç kapsamında değerlendirip hakkımızda adli ve idari soruşturmalar başlattı.”

“Çok ağır süreçlerden geçiyoruz”

Türkiye’de KHK ile ihraç edilen on binlerce kamu görevlisinden birisi de Barış İçin Akademisyenler bildirisini imzalayanlardan, KESK Uluslararası İlişkiler Uzmanı Osman İşçi. ILO Uzmanlar Komitesi’nin hükümete ihlallerle ilgili sorular yönelttiğini ve yanıtlarını aldıktan sonra raporu hazırladığına dikkat çeken İşçi, “Raporda, çalışma örgütü uzmanlarının duyduğu kaygılar ve hükümetten talepleri yer alıyor” dedi. KHK ihraçları ile kamu görevlilerinin savunma hakkının elinden alındığını savunan İşçi, “KHK ile ihraç edilen birisi, sadece çalışma hakkını kaybetmiyor. Aynı zamanda seyahat hakkını, sosyal güvence hakkını kaybediyor” dedi. Türkiye’nin içinden geçtiği kutuplaşma dönemi nedeniyle aynı zamanda etiketlendiklerini belirten İşçi, “Sosyal çevreden uzaklaşma, izole olma, ailevi ilişkilerinin kopması, kurulu düzen olarak nitelendirilebilecek evliliklerin bitmesi gibi sonuçlarla karşılaşılıyor” diye konuştu. İhraçlar sonrası intihar edenlerin de olduğunu hatırlatan İşçi, “Her birimiz çok ağır süreçlerden geçiyor. Sosyal güvenceniz yoksa, geçiminizi sağlayamıyorsanız, özel sektörde de iş bulamadığınızda süreçler ağırlaşıyor” ifadesini kullandı.

“Savunma hakkımız elimizden alındı”

120 binden fazla kamu emekçisinin ihraç edilmesinin kamu hizmetlerine olumsuz yansımasının olduğunu kaydeden İşçi, “10 binlerce öğretmenin bir anda işinden olması eğitimin niteliğinde, binlerce hakim ve savcının ihraç edilmesi yargının işleyişinde olumsuz sonuçlara neden oluyor” dedi. Kendisinin de binlerce kamu görevlisi gibi bir gecede isminin KHK listesinde yer almasıyla ihraç edildiğini kaydeden İşçi, şunları söyledi: “Suçluluğu kanıtlanana kadar herkes masumdur. Bizim durumumuzda biz suçsuzluğumuzu kanıtlamaya çalışıyoruz. Savunma hakkımız elimizden alındı. Başvuru ile ilgili de mekanizma yok. OHAL İnceleme Komisyonu’na belge sunmaktan başka bir durum söz konusu değil.” İhraçların bireyleri yaşamında ayrı ayrı yaralar açtığını da belirten İşçi, “Hem anne, hem de babası aynı ihraç edilen çocuklar var. Bu çocuklar sosyal güvenceden yoksun hale geliyor. Covid döneminde sağlık hakkının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gördük. Bir kişinin ilanihaye kamu hizmetinden çıkarılması evrensel hukuka da aykırı” diye konuştu.

Paylaşın

TTB: Taleplerimiz Görmezden Gelinmeye Devam Ediliyor

İş bırakma eyleminin ardından bir açıklama yayınlayan TTB, açıklamasında grev çağrısına katılan meslektaşlarına teşekkür etti ve “Cumhurbaşkanı tarafından dün yapılan açıklamalar taleplerimizin görmezden gelinmeye devam edildiğini gösterdi” dedi.

Türk Tabipleri Birliği (TTB), hekimler ve sağlık çalışanlarının, taleplerinin karşılanması amacıyla 14 ve 15 Mart’ta yaptıkları iş bırakma eyleminin ardından bir açıklama yayınladı.

TTB açıklamasında grev çağrısına katılan meslektaşlarına teşekkür etti:

“Emeğimiz, haklarımız, sağlığımız ve geleceğimiz için ’14-15 Mart’ta G(ö)REVdeyiz’ çağrımıza uyarak ülkenin dört bir yanında, tüm sağlık kurumlarında tarihin en yoğun katılımlı G(ö)REV’ine katılan tüm meslektaşlarımıza ve bizleri yalnız bırakmayan insanlarımıza teşekkür ederiz: Birlikte mücadele ederek kazanacağız.

14-15 Mart’ta bizleri mutsuz, hastaları mağdur eden; sağlığı ticarete, hastaları müşteriye, hastaneleri ticarethanelere dönüştüren bu sağlık politikalarına karşı emeğimiz, sağlığımız ve geleceğimize hep birlikte sahip çıkacağımızı bir kez daha gösterdik.

Bizi duymazdan, görmezden gelip yok sayanlara; sesimize kulaklarını tıkayanlara; ‘Varsın gidiyorlarsa gitsinler’ diyerek bizi değersizleştirenlere karşı emeğimize, mesleğimize, geleceğimize hep birlikte bir kez daha sahip çıktık.

Beyaz Yürüyüş, Beyaz Forum, Beyaz Nöbetlerle acil taleplerimizin karşılanmasını, sesimize kulak verilmesini istedik. Cumhurbaşkanı tarafından dün yapılan açıklamalar taleplerimizin görmezden gelinmeye devam edildiğini gösterdi. Bilinmesini isteriz ki emeğimiz ve meslek onurumuz görmezden gelinmeye devam edildikçe; tüm haklılığımızla bizleri değersizleştiren anlayışın karşınızda durmaya, emeğimize geleceğimize sahip çıkmaya devam edeceğiz.

Yoğun katılım ile gerçekleşen eylemimiz gelecek için bizlere umut vermiştir. Örgütlü mücadelemizin sonunda haklı taleplerimizi de elde edeceğiz.

Şiddet üreten bu sağlık sistemine, emeğimizin karşılığını alamadığımız bu çalışma koşullarına, bizleri değersizleştiren anlayışlara karşı hekimlik değerlerinden gelen gücümüzle itiraz etmeye, mücadeleyi yükseltmeye devam edeceğiz. Çünkü Biliyoruz: Sorunlarımızın çözümü ancak birlikte mücadelemizle olacaktır.”

Paylaşın

Sağlık Çalışanları İki Gün Grevde

Sağlık çalışanları, yaşadıkları sorunları ve taleplerini dile getirmek için birçok kentte eylem düzenledi. Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) de aralarında olduğu 10 sağlık örgütünün çağrısıyla düzenlenen eylem süresince acil sağlık hizmetleri dışında hizmet verilmeyecek. Grev bugün ve yarın devam edecek.

Haber Merkezi/ Konuya ilişkin Türk Tabipleri Birliği (TTB) tarafından yaptığı açıklamada, “Toplumun sağlığı her geçen gün daha kötüye gitmekte, sağlığa ulaşım ise güçleşmektedir. Sağlık sistemi sürdürülemez durumdayken; bizler sağlıkta şiddet ve malpraktis tehdidi altında, düşük ücretlerle ve ağır iş yüküyle çalışmak zorunda kalmaktayız. Meslek onurumuzun ve emeğimizin en değersiz hale getirildiği dönemdeyiz” denildi.

TTB’nin iki gün boyunca gerçekleştireceği grev boyunca; acil hastalar, diyaliz hastaları, acil gebeler, yoğun bakım hastaları ve kanser hastalarının bakımı ise aksatılmayacak.

Türk Diş Hekimleri Birliği, Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası, Dev Sağlık-İş, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Birlik ve Dayanışma Sendikası ile Genel Sağlık-İş de greve katılıyor.

Aile Hekimleri Dernekleri Federasyonu ise 14-16 Mart tarihleri arasında grevde olacağını açıkladı. Ahesen, Hekimsen, BDS, Hekim Birliği, Genel Sağlık İş, Tabip-Sen, Hürriyet-Sen ve diğer STK’ların da bu üç günlük iş bırakma kararına katılacağı belirtildi.

Sağlıkçıların talepleri şöyle:

  • Şiddetsiz ve güvenli bir çalışma ortamı için yeni ve etkili “Sağlıkta Şiddet Yasası” çıkarılsın, mobbing ve baskılar son bulsun.
  • Performans, ek ödeme değil, insanca yaşamaya yetecek, yoksulluk sınırı üzerinde emekliliğe yansıyacak temel ücret sağlansın.
  • 3600’den 7200 kadar kademeli ek gösterge uygulansın.
  • Fiili hizmet süresi (yıpranma payı) sağlık hizmetlerinde çalışan tüm emekçilere yıllık 90 gün üzerinden tam olarak uygulansın.
  • OECD ortalamasında kadrolu güvenceli personel istihdamı yapılsın. Taşeron çalışma ortadan kaldırılsın.
  • Toplumsal sağlık için güçlü ve etkin birinci basamak sağlık örgütlenmesi sağlansın. Ceza yönetmeliği kaldırılsın.
  • Özgür ve bilimsel çalışma ortamı için meslek örgütleri üzerindeki baskılara son verilsin.
  • Liyakatsiz atamalara, tip sözleşme dayatmalarına, tıp ve sağlık bilimleri eğitimlerini niteliksizleştiren, altyapısı uygun olmayan tıp fakültelerinin, eczacılık fakültelerinin, diş hekimliği fakültelerinin, hemşirelik fakültelerinin, sağlık bilimleri fakültelerinin ve sağlık meslek yüksekokullarının açılmalarına son verilsin.
  • Covid-19 iş kazası ve meslek hastalığı olarak kabul edilsin
  • Haklarında kesinleşmiş yargı karar bulunmayan ihraç sağlık ve sosyal hizmet emekçileri derhal göreve başlatılsın.
  • Sağlık hizmeti için ödediğimiz vergiler, katkı katılım payları ve ilave ücretler kaldırılsın
  • Sağlık ve sosyal hizmetlerin planlanmasından sunulmasına kadar emekçiler örgütleri aracılığıyla, halk da merkezde siyasi partiler, yerellerde ise yerel yönetimler, muhtarlıklar, örgütlü yapılar ve siyasi partiler eliyle süreçlere dâhil olsun.
  • Şehir hastanelerine, özel hastanelere aktarılan teşvik ve bütçeler kamu sağlık kurumlarına aktarılsın
  • Her işyerine kreş açılsın, sağlık emekçileri çocukları ile işleri arasında tercih yapmak zorunda kalmasın.
  • Kamu sağlık kurumları daha demokratik bir yapıya kavuşturulsun
Paylaşın

Kovid 19 Salgını İşçileri Daha Da Yoksullaştırdı

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR) tarafından hazırlanan “2. Yılında Salgının İşçilere Etkisi” başlıklı araştırma raporu bugün DİSK Genel Merkezi’nde gerçekleştirilen bir bastın toplantısıyla kamuoyuna açıklandı.

Açıklamaya DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, DİSK Genel Sekreteri Adnan Serdaroğlu, DİSK Yönetim Kurulu üyesi Seyit Arslan, DİSK İstanbul Bölge Temsilcisi Nevzat Karataş katıldı.

DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu burada yaptığı açıklamada pandeminin ağır bir insani tahribatın yanı sıra, önemli sosyoekonomik sorunlar da yarattığını, geçtiğimiz iki yılda pandeminin ekonomik bedelini ve yükünü işçilerin ödediğini ve ödemeye devam ettiğini vurguladı.

Pandeminin işçiler ve çalışanlar için yarattığı olumsuz sonuçlara dair DİSK-AR’ın başka çalışmalarının geçmişte kamuoyu ile paylaşıldığını hatırlatan Çerkezoğlu “Bu çalışma ile ilk kez ülke çapında pandeminin işçiler üzerindeki sosyo-ekonomik etkileri ortaya konmaktadır” dedi.

Friedrich Ebert Stiftung (FES) Türkiye Temsilciliğinin katkılarıyla yapılan çalışmanın alan çalışmasını Yöneylem Sosyal Araştırmalar Merkezi yürüttü. Türkiye İşçi Sınıfının Görünümü: Ekonomik Krizin ve Kovid 19 Salgınının ve İşçiler Üzerindeki Etkileri Araştırması adıyla yürütülen çalışmanın kapsamlı sonuçları önümüzdeki günlerde kamuoyu ile paylaşılacak.

Araştırmanın sonuçları şöyle özetlendi:

Pandemiyle birlikte işçilerin çalışma biçimleri değişti, gelir kayıpları yaşandı. 2017’de ortalama ücretler ile asgari ücret arasında yüzde 35 fark varken bu fark 2021’de yüzde 27,5’e geriledi. Böylece pandemi döneminde ortalama ücretler asgari ücrete doğru düşmeye devam etmiş ve makas daralmıştır. Bunun en önemli nedeni pandemi döneminde yapılan kısa çalışma ve nakdi ücret desteklerinin işçilerin asıl ücretlerinin altında kalmasıdır.

İşçiler çalışma hayatında işsizliği en önemli sorun olarak görüyor. İşçilerin yüzde 72’si “çalışma hayatındaki en önemli sorun nedir” sorusuna “işsizlik” yanıtını verdi. İkinci en önemli sorun ise yüzde 65 ile “düşük ücret” olmuştur. Bu sonuçlar pandemi döneminde yaşanan iş ve gelir kaybının etkisini ortaya koyması açısından önemlidir. Araştırmaya katılan işçilerin çalışma hayatına ilişkin belirtikleri en önemli üçüncü sorun yüzde 44,8 ile sigortasız çalıştırılma/kayıtdışı istihdam, dördüncü sorun yüzde 43 uzun çalışma saatleri olmuştur.

Araştırma kapsamında uzaktan çalışan işçilere pandemi döneminde ev masraflarının artıp artmadığı soruldu. İşçilerin yüzde 58’i pandemi döneminde ev masraflarının arttığını söylerken, yüzde 26,2’si bu görüşe kısmen katıldığını söyledi. İşçilerin sadece yüzde 14,5’i pandemi döneminde ev masraflarının artmadığını söyledi. Böylece masrafların tamamen veya kısmen arttığını söyleyenler birlikte ele alındığında uzaktan çalışan işçilerin yüzde 85,5’i pandemi döneminde ev masraflarının arttığını söylemiştir.

Borçlanmanın artışı pandemide işçilerin yaşadığı en büyük sorun olarak öne çıkıyor. İşçilerin yüzde 55’i pandemi döneminde borçlarının arttığını, yüzde 27’si faturalarını ödemekte zorlandığını, yüzde 25’i kredi kartı borcunu ödeyemediğini söylemiştir.

Pandemide artan geçinme, yaşam zorluğu ve borçlanma ile baş edebilmek için işçilerin yüzde 66,4’ü harcamalarını azalttığını, yüzde 49,6’sı ise daha ucuz besinlere yöneldiğini belirtmiştir. Araştırmaya katılan işçilerin yüzde 32,4’ü kredi kartlarını daha fazla kullandıklarını ifade etmişlerdir.

İşçilerin pandemide aldıkları yardımın ana kaynağı aileleri oldu. İşçilerin yüzde 39’u ailesinden yardım aldığını beyan etmiştir. Kısa çalışma ödeneği ve ücretsiz izin ödeneği alanların toplam oranı yüzde 32,5 olmuştur.

Araştırma Kovid 19’un aynı zamanda bir işçi hastalığını olduğunu ve işçilerin hastalığa yakalanma oranının yüksek olduğunu gösteriyor. İşçilerin yüzde 54,4’ü hastalığa yakalanmadığını belirtirken yüzde 46’sı ise kendilerinin ve/veya çalışma arkadaşlarının Kovid 19’a yakalandığını beyan etmektedir.

İşçilerin yüzde 30’u işyerinde Kovid 19 vakası görülmesine rağmen işlerin durdurulmadığını, üretimin devam ettiğini belirtmiştir. İşçilerin Kovid 19’a yakalanma oranın yüksek olmasında salgının en yoğun döneminde bile üretimi sürdürme yaklaşımının rol oynadığını söylemek mümkündür.

Salgında yaşanan kapanmalar ve işe ara vermeler ile diğer düzenlemeler nedeniyle işçilerin çalışma biçiminde önemli değişiklikler oldu. Kısa çalışma, ücretsiz izin, evden çalışma gibi yeni istihdam biçimleri ortaya çıktı. İşçilerin yüzde 25,8’i “bir değişme olmadı, eskisi gibi çalışmaya devam ediyorum” derken yüzde 74,2’si ise pandemi döneminde çalışma biçiminin değiştiğini belirtmiştir.

Evden çalışan işçilerin yüzde 57’si pandemi sırasında her an ulaşılabilir durumda olduklarını belirtmiştir. İşçilerin yüzde 29,7’si bu görüşe kısmen katıldığı belirtirken, sadece yüzde 10,5’i bu görüşe katılmadığını beyan etmiştir. Bu durum pandemi koşullarında iş saatleri dışında da çalışanların erişilebilir hale geldiğini ortaya koymaktadır.

Evden çalışan işçilerin yüzde 48,8’i ev işleri ve bakım yükünün arttığını belirtmiştir. Bu oran erkeklerde yüzde 44,8 iken, kadınlarda yüzde 52,9 düzeyindedir. Araştırmaya katılan ve evden uzaktan çalışan işçilerin yüzde 50,6’sı salgın döneminde iş ve iş dışı (özel) yaşam sınırlarının kaybolduğunu belirtmiştir. İşçilerin yüzde 30,7’i ise bu ifadeye kısmen katıldığını ifade etmiştir.

Ev işlerine ve bakıma ayrılan zaman arttıkça kadın ve erkeklerin buraya ayırdıkları süre arasındaki makasın açıldığı görülmektedir. Ev işlerine ve bakıma 3-6 saat ayıran kadınların oranı yüzde 23,7, erkeklerin oranı ise yüzde 9,7’dir. Ev ve bakım işlerine zaman ayırmayan kadınların oranı yüzde 7,6 ile sınırlı kalırken erkeklerin oranı yüzde 29’a yükselmektedir.

İşçilerin yüzde 43,5’i verilen sosyal destekleri yetersiz bulduklarını belirtmektedir. Katılımcıların yalnızca yüzde 28,5’i destekleri yeterli bulmaktadır. Destekleri ne yeterli ne yetersiz bulanların oranı ise yüzde 24,5’tir. İşçilerin yüzde 36,1’i hükümetin sağlık politikasını başarılı bulurken yüzde 35,4’ü başarısız bulduğunu belirtmiştir. İşçilerin yüzde 26’sı ise Hükümeti ne başarılı ne başarısız bulduğunu belirtmiştir.

Paylaşın

Hekimler Ve Sağlık Çalışanları Eylemdeydi

Sağlık çalışanları, yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgınının ikinci yıl dönümünde “Pandeminin Ağır Sonuçlarının Sorumlularını Biliyoruz” sloganıyla Sağlık Bakanlığı ve il sağlık müdürlükleri önünde açıklama yaptılar.

Ankara’da Türk Tabipleri Birliği (TTB), Türk Diş Hekimleri Birliği (THB), Türk Hemşireler Derneği (THD), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Dev Sağlık-İş, Tüm Radyoloji Teknisyenleri ve Teknikerleri Derneği, Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği ve Psikologlar Derneği,  Sağlık Bakanlığı önünde ortak basın açıklaması gerçekleştirdi.

Eyleme, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Murat Emir, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu ve HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de destek verdi.

Ankara

Açıklamada ilk sözü alan Ankara Diş Hekimleri Odası Başkanı Serhat Özsoy, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “son 17 yılda ülkemizin temel hizmet alanlarında ve altyapısında gerçekleştirdiğimiz büyük dönüşüm sayesinde hamdolsun Türkiye, bu sürece olabilecek en hazırlıklı şekilde yakalanmıştır” sözlerini hatırlattı ve salgının Erdoğan’ın söylediği gibi yönetilmediğini belirtti.

Özsoy, ilk vakanın ardından geçen iki yıl sonunda Türkiye’nin 14,5 milyon vakayla dünyada dokuzuncu sırada yer aldığını ve salgını en ağır yaşayan ülkelerden biri olduğunu söyledi.

Sağlık Bakanlığı’nın ölümlere dair açıkladığı verilerin bile yüksek olduğunu belirten Özsoy, gerçek ölüm rakamının 250 binin üzerinde olduğunu söyledi.

Pandemi döneminde hükümetin işçilerin çalışmaya devam etmesi yönündeki “çarklar dönecek üretim sürecek” şeklindeki ısrarını hatırlatan Özsoy, çalışmanın durdurulması ve ekonomik destek yönündeki çağrılara karşı hükümetin bu ısrarının sermayeye destek ancak emekçiye açlık ve ölüm olarak döndüğünü söyledi.

Hekimler, 14-16 Mart arasında gerçekleştirecekleri greve ilişkin dayanışma çağrısını yaptıktan sonra, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz”, “Buradaydık, buradayız, gitmiyoruz” sloganlarıyla açıklamalarını sonlandırdı.

İzmir

İzmir Sağlık Platformu,  İzmir İl Sağlık Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada, koronavirüsten dolayı yaşamını yitiren sağlık çalışanları anısına saygı duruşunda bulunuldu.

Platform adına açıklamayı yapan İzmir Tabip Odası Başkanı Lütfi Çamlı, koronavirüs salgının üzerinden 2 yıl geçtiğini anımsatarak, 14.5 milyon vakayla dünyada dokuzuncu sırada yer alan Türkiye’nin salgını en ağır yaşayan ülkelerden biri olduğunu vurguladı.

Mersin

Sağlık çalışanlarının Mersin’deki eylemine Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri de destek verdi. “Gidecek olan Hekimler değil”, “Pandeminin ağır sonuçlarının sorumlularını biliyoruz” pankartlarının ve “Yönetemiyorsunuz, tükeniyoruz” dövizinin açıldığı açıklamada, “Herkese sağlık güvenli gelecek” sloganı atıldı. Ortak açıklamayı Mersin’de ise Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen yaptı.

Diyarbakır

Amed Sağlık Platformu’nun Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğü önünde yaptığı açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İl Eşbaşkanı Gülistan Atasoy, KESK ve DİSK üyeleri de katıldı. Açıklamayı SES Diyarbakır Şube Eş Başkanı Yıldız Ok Orak yaptı. Eylem “Haklıyız, susmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz” sloganı ve alkışlarla son buldu.

Şebnem Korur Fincancı

Urfa

Urfa’da TTB, SES ve Diş Hekimleri Odası, Mehmet Akin İnan Eğitim ve Araştırma Hastanesi önünde açıklama yaptı. Urfa TTB Odası Başkanı Osman Yüksekyayla, yanlış yürütülen politikalar, alınmayan önlemler nedeniyle pandemi sürecinde sağlıkçıların yaşamlarından olduğunu söyledi. Yüksekyayla,”Sorumluları biliyoruz, affetmiyoruz” dedi.

Ardından konuşan SES Şube Eşbaşkanı Salih Karataş ise, maskeyi dağıtamayanların sağlık emekçilerinin ölümüne neden olduğunu ifade etti. Karataş, “Bir yere gitmiyoruz. Mücadeleye devam edeceğiz. Gidecek olan biri varsa ilk seçimlerde hükümettir, hükümetin yandaşlarıdır” dedi. Açıklamanın ardından 2 yıllık pandemi sürecinde yaşamını yitiren sağlıkçılar için saygı duruşunda bulunuldu.

Mardin

Mardin Tabip Odası, Mardin Diş Hekimleri Odası ile Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mardin Şubesi, Mardin Devlet Hastanesi önünde açıklama yaptı. Açıklamaya TTB Merkez Konsey üyesi Dr. Halis Yerlikaya da katıldı.

Yerlikaya, 11 Mart 2020’den bu yana pandeminin nasıl yönetilmesi gerektiğini anlatmaya çalıştıklarını ancak salgının yönetilemediğini söyledi. Yerlikaya, “Resmi rakamlara göre; 93 bin ölüm var. Ama biz biliyoruz ki; sadece Covid-19’a bağlı değil, Covid-19 dışı hastalıklar nedeniyle de fazladan ölümler yaşandı. Bu süreçte 250 bin insanımızı yitirdik. Bunları yitirmeyebilirdik” dedi.

Ardından Mardin Tabip Odası Başkanı Dr. Mustafa Volkan Binbaş, açıklama yaptı. Binbaş, “Salgın döneminde siyasi rant hedefiyle politikalar üretildi. Eksik, yanlış, tutarsız salgın yönetimi hayatları karatmaya devam etti” dedi.

Adana

Adana Tabip Odası ve SES Adana Şubesi, İl Sağlık Müdürlüğü önünde açıklama yaptı. Açıklamaya TİP Milletvekili Ahmet Şık, HDP Adana İl Eşbaşkanları Helin Kaya ve Mehmet Karakış da destek verdi. Türkiye’de her gün 40 binler civarı yeni vaka ve 150 civarı ölüm olduğunu ifade eden Adana Tabip Odası Başkanı Selahattin Menteş, “Tüm önlemler artık kaldırılmış ve pandemi kendi haline bırakılmıştır. Aşı sayıları gittikçe düşmüştür. Pandemi sürüyor! Önlemlere devam edilmelidir” dedi.

Hatay

Hatay Tabip Odası ve SES Hatay Şubesi, Hatay Tabip Odası’nda açıklama yaptı. SES Hatay Şubesi Eşbaşkanı Meryem Avcı, “Destek sermayeye, açlık emekçiye düştü. Salgın tabii ki bitecek. Bu günlere nasıl gelindi kısa özeti budur. Sorumluları biliyoruz” diye konuştu.

Paylaşın

Şubat’ta En Az 106 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), 2022 Şubat ayı iş cinayetleri raporunu yayımladı. Rapora göre Şubat ayında en az 106 işçi hayatını kaybetti. Şubat ayındaki iş cinayetlerinin beşte biri inşaat işkolunda üçte biri de sanayi işkolunda gerçekleşti.

”Açlığa, işsizliğe, zamlara, iş cinayetlerine karşı direnen ve örgütlenen Farplas, Adeka İlaç, Yemek Sepeti, Pas South, TOKİ Emlak Konut Düşler Vadisi Şantiyesi, Çankaya Belediyesi, Haskan İplik, Bossan Halı, Reis Carpet, Angora Halı, Shag Rugs, Krom Evye, Bosal, Ağaç A.Ş., Finans Şehir Şantiyesi, Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi İstiklal Şantiyesi, Technomix, Coca Cola Piya Meşrubat, İpek Mekik Halı, Bakırköy Belediye, Hacettepe Hastanesi, Tekzen, Uğur Tekstil, DNZ Plastik ve Kuzenler Boru ve adını sayamadığımız Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleşen işçi direnişlerini selamlıyoruz.” diyerek başlanan raporda en fazla ölüm nedenleri yüksekten düşme, ezilme/göçük, trafik/servis kazası, kalp krizi, Covid-19, patlama/yanma, zehirlenme/boğulma, intihar, şiddet ve nesne düşmesi/çarpması olduğu belirtildi.

Şubat ayında en çok ölüm inşaat/yol, tarım/orman, taşımacılık, ticaret/büro/eğitim, sağlık, madencilik, tekstil, metal, konaklama, belediye/genel işler, gemi/tersane ve güvenlik işkollarında meydana geldi. En fazla ölüm nedeni olarak yüksekten düşme, ezilme/göçük, trafik/servis kazası, kalp krizi, Covid-19, patlama/yanma, zehirlenme/boğulma, intihar, şiddet ve nesne düşmesi/çarpması olarak belirtilen raporda yüksekten düşme nedenli ölümlerin yarıdan fazlasının inşaat işkolunda olduğu ifade edildi.

Şubat ayında üç çocuk çalışırken hayatını kaybetti. Çocuk işçilerden birisinin tarım işçisi diğerinin ise moto kurye olduğu açıklandı. Şubat ayı içerisinde 51 yaş ve üstünde çalışırken ölen 31 emekçi bulunuyor. Meclis raporunda ölümlerin yaş gruplarına göre dağılımı şu şekilde veriliyor: 15-17 yaş grubunda 3 işçi, 18-27 yaş grubunda 14 işçi, 28-50 yaş grubunda 51 işçi, 51-64 yaş grubunda 26 işçi, 65 yaş ve üstü yaş grubunda 5 işçi ve yaşı öğrenilemeyen 7 işçi bulunuyor.

Hayatını kaybeden 106 işçi

Şubat ayında hayatını kaybeden işçilerin isimleri ise şu şekilde sıralandı: Osman Güngör, Hayati Ömür Ercedoğan, Faruk Yetkin, Mümin Sakin, Eshabil Keçe, Mustafa Hızır, İsa Çetinçakmak, Ercan Kala, Ahmet Şaşoğlu, Abdulkadir Onurlu, Hayri Altun, Gökhan Öztürk, Mehmet Emir, Emin Karanfil, Ümit Kurt, Kadir Ulama, Murat Bakan, Adil Dinler, Hanifi Öztürk, Mehmet Kızıltaş, Kenan Okurer, Jasim Waka, Uday Vehid, Majid Elseydi, Ahmed ., Ertan Erkan, Güngör Arslan, Ö.D., Şeyda Yazgan, Gülsüm Kuyar, Yılmaz Şahin, İsmail Karahan, Ahmet Yetiz, Neşe Gökdağ, Pınar Zeytin, Erhan Merzifon, Hasan Onur, Mevlüt Akbaba, Alparslan Demiroğlu,

Harun Alpözen, Doğukan Akyiğit, Emrullah Erol, Rüzgâr Necat Beyhan, Murat Selvi, Hasan Bulut, Yüksel Eroğlu, Maşallah Öksüz, Mehmet Yılmaz, Halil İbrahim Çolak, Mustafa Sarıçiçek, Zafer Milli, Abdullah Aslan, Muhammet Cabran, Ahmet Alış, Ahmet Kartal, Niyazi Çerkeşli, Çelebi Şaban, Hasan Ramadan, Nuh Turan, İsa Demir, Nizamettin Erdem, İhsan Dayar, Hekim Gülalan, Şaban Ali Köse, Duran Temur, İbrahim Ş., Asım Akyel, Atilla Bagceci, Memduh Çakmak, Ziya Ada, Recep Yağmur, Necati İpekçi,

Stevan Kokaji, Erkin Şeydanur, Selahattin Kanay, Hüseyin Hellaç, Soner Şimşek, Wendri ., Yücel Ulaşkın, Nurcan Kahraman, Büşra Hamamcı, Yücel Karadeniz, Sami Oflaz, Vahdettin Boğadur, Murat Özcan, Ceylan Öner, Ahmet Şahin, Güney Sarıkaya, Ali Diyapoğlu, Ahmet Rüştü Bayar, Bahadırhan Bıyıklı, Seyit Ahmet Aksu, Cihat Özoğul, Halil Kapan, Nurseven Baştürk, Mehmet Gül, Cengizhan Tetikişçi, Salih Demirkaya, Şahin Sesli, Ramazan Çalışkan, Şaban İmanlı, Harun Yılmaz, Gürbüz Bozkurt, Ahmet Çetin Genç ve ismi öğrenilemeyen iki işçi.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi (İSİG), iş kazalarını iş cinayeti olarak tanımlıyor…

Paylaşın

DİSK, KESK, TMMOB Ve TTB’den ‘Savaşa Hayır’ Eylemi

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Mühendis ve Mimar Odası Birliği (TMMOB), Kadıköy İskele Meydanı’nda savaşa karşı ortak basın açıklaması düzenledi.

Açıklamada savaşın acı ve ölüm getirmesinin yanı sıra emekçinin ekmeğinin küçülmesi, zenginlerin kasalarını doldurması anlamına geldiği vurgulandı, mücadele çağrısı yapıldı. HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm ve Musa Piroğlu’nun yanı sıra çeşitli siyasi partiler de eyleme destek verdi.

Kadıköy İskele Meydanı’nda gerçekleşen açıklamayı DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu okudu. Çerkezoğlu’nun okudu basın açıklamasında şu ifadeler yer aldı:

“Bir süredir Rusya ile Ukrayna arasında yapay olarak körüklenen gerilim bir haftadır savaşa dönüştü. Rusya’nın saldırılarıyla beraber ağır bir insani yıkımla karşı karşıyayız. Bu çatışmanın kaybedeni Rusya ve Ukrayna emekçileri başta olmak üzere bölge halkları olacaktır.

  • Savaş, ölüm, acı, gözyaşı ve yıkım demektir!
  • Savaş, baskı, şiddet ve sömürünün katmerlenerek artması demektir!
  • Savaş, emekçilerin ekmeği küçülürken zenginlerin kasalarının dolması demektir!
  • Savaş, emeğin haklarının tamamen ortadan kaldırılması demektir!
  • Savaş, iktidarların baskı politikalarına kılıf uydurulması demektir. İnsan haklarının, hukuk ve adaletin hiçe sayılmasıdır!
  • Savaş üzerinde yaşadığımız gezegenin, ekosistemin, doğanın tahrip edilmesi demektir!
  • Savaş daha fazla, açlık, yoksulluk, göç ve dolayısıyla tüm boyutlarıyla sağlıksızlık demektir!
  • Savaş artan ırkçılık, cinsiyetçilik ve ayrımcılık demektir

Öncelikle sivillerin can güvenliğini tehdit eden ağır saldırılar sürerken, Ukrayna’yı terk etmek isteyen herkese tüm komşu ülkeler sınırlarını açmalıdır. Mültecilere sınırları kapatmak veya ırkına, kökenine, inancına göre mülteci seçmek insanlık suçudur.

Savaşı durdurmak için geç değildir.

Rusya kendi halkının sokaklardan yükselen barış taleplerine kulak vermeli, saldırılarını derhal durdurmalıdır.

Ukrayna’daki tüm yabancı güçler geri çekilmeli, Ukrayna’daki tüm halklar kendi gelecekleri hakkında silahların gölgesinden uzak bir biçimde karar verebilmelidir.

Dünya ölçeğinde de tüm askeri paktlar dağıtılmalı, başka ülkelerdeki askeri varlıklar sonlandırılmalıdır.

Silahlanmayı ve yayılmayı esas alan politikalarından vazgeçilmelidir.

Bu talepler doğrultusunda ülkemizi yöneten iktidarın NATO’da genişlemeye yönelik yaklaşımına itiraz ediyoruz. Savaşı değil yaşamı ve barışı savunan bizler Rusya ile nükleer anlaşmalara son verilmesini istiyoruz. Ülke kaynaklarının savaş politikaları için kullanılmasını, saldırgan devletleri vergilerimizle beslemek istemiyoruz.

Farklı emperyalist projelerin ve yayılmacı hayallerin çatışması emekçilere yıkım getirmekte, dünyayı ve halkları felakete sürüklemektedir. Bizler farklı emperyalist kampların yayılmacı tezlerini, savaş gerekçelerini reddediyor, savaşsız, sömürüsüz “başka bir dünya mümkün” diyoruz.

Biz Türkiye’nin emek ve demokrasi güçleri için dünyadaki tüm dostlarımızı savaşa karşı barış, silahlanmaya karşı sosyal haklar, ırkçılığa ve ayrımcılığa karşı halkların kardeşliği, baskıcı iktidarlara karşı demokrasi, emeğin sömürüsüne karşı eşitlik için, “başka bir dünya için” ortak mücadeleye çağırıyoruz.

Paylaşın

Türk Tabipleri Birliği’nden 10 Acil Talep

Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve tabip odaları, “Emek Bizim Söz Bizim” başlıklı mücadele programı kapsamında 14-15 Mart 2022 Büyük G(ö)REV eylemi öncesi 10 acil talebini açıkladı.

İstanbul Tabip Odası (İTO) Sevinç Özgüner Toplantı Salonu’ndaki basın toplantısına, TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip ve İTO Genel Sekreteri Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu katıldı.

Adana, Adıyaman, Ankara, Antalya, Aydın, Balıkesir, Bolu-Düzce, Bursa, Çanakkale, Burdur-Isparta, Denizli, Diyarbakır, Eskişehir-Bilecik, Gaziantep-Kilis, Hatay, İzmir, Kocaeli, Mersin, Muğla, Samsun, Şanlıurfa, Tekirdağ, Van-Hakkari ve Zonguldak tabip odalarının yöneticileri de çevrimiçi olarak toplantıya katıldı.

“Haklarımız için mücadeleye devam ediyoruz”

TTB’nin uzun zamandır bir eylem sürecinde olduğunu söyleyerek söze başlayan TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, “Haklarımız için yıllardır mücadele ettik, mücadeleye devam ediyoruz. Geçmişten aldığımız güç ile geleceğe yürüyoruz” dedi.

Hekimlerin, G(ö)REV eylemleri nedeniyle herhangi bir sorun yaşamaları halinde başvuru adresinin TTB ve tabip odaları olduğunu da anımsatan Korur Fincancı, toplumun da bu hak mücadelesinin bir parçası olması gerektiğinin altını çizdi.

Tabip odalarının yöneticileri de basın toplantısında söz aldı. “Emek Bizim, Söz Bizim” başlıklı mücadele programında Beyaz Yürüyüş, Beyaz Forum, 15 Aralık G(ö)REV’i, Beyaz Nöbet ve Beyaz G(ö)REV süreçlerini hatırlatan tabip odaları yöneticileri, hem sağlık çalışanlarının hakları hem de toplumun sağlık hakkı için bu mücadeleyi sürdüreceklerini belirtti.

Hekimler taleplerini sıraladı

İTO Başkanı Prof. Dr. Pınar Saip, 10 acil taleplerini şöyle sıraladı:

  • TTB’nin önerdiği “Sağlıkta Şiddet Yasası” acilen yasalaşmalı; cezalar tutuksuz yargılanma ve “hükmün açıklanmasının geri bırakılması” düzenlemelerinin uygulandığı sınırların üzerine çıkarılmalıdır.
  • Kamu hastanelerinde göreve yeni başlayan pratisyen ve asistan hekimler için temel ücret (maaş+sabit ek ödeme) yoksulluk sınırının en az iki katı, uzman hekimler için yoksulluk sınırının en az iki buçuk katı olmalı; sabit ek ödemeler genel bütçeden karşılanmalıdır.
  • Özel sağlık sektöründe çalışan hekimlerin sosyal güvenlik primleri “prim ödeme tavanı” üzerinden çalıştıkları kurumlar tarafından ödenmeli; ücretleri en az yoksulluk sınırının iki buçuk katı olmalıdır.
  • Aile hekimi maaşları en az yoksulluk sınırının iki katına yükseltilmeli; tüm ASM binaları kamu tarafından inşa edilmeli, aynı standartlarda donanımı kamu tarafından sağlanmalı, bütün giderleri Sağlık Bakanlığı’nca karşılanmalı; Aile Hekimliği Ceza Yönetmeliği geri çekilmelidir.
  • OSGB’lerde çalışan işyeri hekimlerinin ücretleri Türk Tabipleri Birliği’nin belirlediği asgari ücret üzerinden ödenmelidir.
  • Emekli Sandığı, SSK, BAĞ-KUR farkı gözetilmeksizin bütün emekli hekim maaşları (25 yılda emeklilik baz alınarak) pratisyen hekimler için asgari 15.000 TL, uzman hekimler için asgari 18.000 TL’ye çıkarılmalıdır.
  • Çalışma ortamlarımız ve koşullarımız iyileştirilmeli, başta asistanlar olmak üzere bütün hekimlere nöbet ücreti kesilmeden nöbet ertesi izin hakkı tanınmalı, intörn hekim ücretleri en az asgari ücret düzeyine çıkarılmalıdır.
  • COVID-19 “illiyet bağı” aranmaksızın meslek hastalığı sayılmalı, pandemide çalışılan her yıl için 120 gün yıpranma payı uygulanmalı, hekimler için ek gösterge 7.200 olmalıdır.
  • Sağlık sistemi ve kurumsal sorunlar kaynaklı malpraktis davaları ile hekimleri ödeyemeyecekleri tazminatlara mahkûm eden uygulamaların önlenmesi için yasal düzenlemeler yapılmalıdır.
  • Hekimleri de hastaları da mağdur eden, hekimlere karşı şiddet kaynağı olan, halkın sağlığını tehlikeye atan 5 dakikada muayene dayatmasından vazgeçilmeli, hasta randevuları her hastaya en az 20 dakika ayrılacak şekilde düzenlenmelidir.
Paylaşın

“Türkiye Kadın İşsizlik Oranının En Yüksek Olduğu Ülkeler Arasında”

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) / Genel-İş Araştırma Dairesi her yıl hazırladığı Kadın Emeği Raporu’nu paylaştı. Sendikanın Araştırma Dairesi Emar’ın (Emek Araştırma) her yıl 8 Mart’ta hazırladığı Kadın Emeği Raporu, eşitsizlikle mücadele etmek zorunda bırakılan kadınların iş yaşamını mercek altına alıyor.

Kadın Emeği Raporunda şu ifadeler yer alıyor:

“Türkiye’de kadınların istihdama katılım oranı, AB ve OECD ülkelerinin oldukça altındadır. Yıllar içerisinde birçok ülkede kadınların istihdama katılımını artırmaya dönük politikaların etkisi ile kadın istihdamı artarken, ülkemizde bu oran oldukça sınırlı bir artış göstermiştir. Türkiye istihdamda cinsiyet açığının en yüksek olduğu ülkelerin başında gelmektedir.

Cinsiyete göre ülkelerin işsizlik oranına bakıldığında; Türkiye’nin kadın işsizlik oranının, birçok ülkeye göre yüksek olduğu görülmektedir. Yıllar içerisinde dar tanımlı kadın işsizlik oranına bakıldığında kadınların işsizlik oranlarının daha da yükseldiği ve kadın erkek işsizlik farkının kadınlar aleyhine daha da açıldığı görülmektedir.

İşsizlikten en fazla genç kadınlar etkileniyor. TÜİK 2021 yılı 4. çeyrek verilerine göre, 15-24 yaş arası genç kadın işsizliği 493 bin kişi ile yüzde 27,2’dir. Oysaki geniş tanımlı genç kadın işsizliği 943 bin kişi ile yüzde 42,7’dir ve dar tanımlı işsizliğin iki katıdır.”

Bazı veriler şöyle sıralandı:

  • OECD ülkeleri ortalamasında istihdamda cinsiyet açığı yüzde 14,5; AB ülkeleri ortalamasında yüzde 10 iken,
  • Türkiye’de yüzde 39,1.
  • Türkiye kadın işsizlik oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri.
  • İşsiz kadın sayısı her geçen gün artıyor: 2020 yılında geniş tanımlı kadın işsiz oranı yüzde 36,6 oldu.
  • Genç kadın işsizliği resmi verilerin 2 katı.
  • 13,3 milyon kadın ücretsiz bakım emeği verdiği için çalışma hayatına katılamıyor.
  • Her 10 kadından 3’ü kayıt dışı çalıştırılıyor. 1,2 milyondan fazla kadın ise hem yarı zamanlı hem de kayıt dışı çalıştırılıyor.
  • Erkekler, kadınlardan yüzde 27,4 daha fazla kazanıyor.
  • Her 10 kadın işçiden sadece biri sendikalı: Kadın işçilerin sendikalaşma oranı yüzde 10 iken, erkeklerin yüzde 15,7’dir.
  • Kadınların en çok sendikalı olduğu işkolu: Sağlık ve sosyal hizmetler.
  • Genel işler işkolunda sendikalı kadın işçi oranı yüzde 34,5.
  • Kamu görevlileri sendikalarında kadınların sendikalaşma oranı yüzde 56,6’dır.

Raporun tamamı için burayı TIKLAYIN

Paylaşın

Alevi Örgütleri, Pek Çok Kentte Alanlara Çıktı

Alevi örgütleri, zorunlu din dersi eğitimine karşı İstanbul başta olmak üzere Adana, Adıyaman, Antalya, Aydın, Balıkesir (Altınoluk ve Bandırma, Burnaniye), Dersim, Eskişehir, İzmir, Kırklareli, Kayseri, Muğla ve Samsun’da da “Demokrasi ve laiklik” mitingi düzenledi.

“Eşit yurttaşlık hakkı tanınsın, diyanet lağvedilsin. Cemevleri ibadethanemizdir, dergahlarımızı istiyoruz, zorunlu din dersleri kaldırılsın” pankartının açıldığı mitinglerde, “parasız, bilimsel anadilde eğitim”, “Halklara özgürlük inançlara özgürlük” dövizleri taşındı.

İzmir

İzmir’deki eylem Alsancak’ta yapıldı. Eyleme  Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri şubeleri , Alevi Kültür Dernekleri şubeleri, Demokratik Alevi Dernekleri İzmir Şubesi , Narlıdere Cemevi, Yamanlar Cemevi, Öğrenci Veli Derneği Karşıyaka 2 Nolu Şube’nin yanı sıra siyasi partiler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

Kurumlar adına açıklamayı okuyan Narlıdere Cemevi Başkanı Mustafa Aslan, “Her seviyedeki zorunlu din dersleri, sözde seçmeli olanlar dâhil kaldırılmalı, din derslerini ana sınıfına kadar indiren tavsiye kararı yok sayılmalı, ayrıca altına imza atılan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uyulmalı, AİHM’in Alevi çocukların zorunlu din derslerinden muafiyetiyle ilgili kararları bir an önce uygulanmalıdır. Eğitim sisteminin vakıflar üzerinden düzenlenmesine, gerici, dinci vakıflara kamu kaynakları aktarımına son verilmelidir. Daha da önemlisi, eğitim programları ve müfredatı bilimsel normlara göre yeniden düzenlenmelidir. Eğitimin ticarileştirilmesine son verilmelidir” dedi.

Adana

Adana’da Alevi kurumları ve demokrasi güçleri İnönü Parkı’nda bir araya geldi. ‘Zorunlu Din Dersleri Kaldırılsın’ pankartının açıldığı eylemde basın açıklamasını Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Adana Şube Başkanı Sevim Alkan okudu.

Alkan, okul öncesi çocuklara din dersi eğitimi kararını hatırlatan şöyle konuştu:  “Milli Eğitim Şuraları demokratik ve bağımsız bir danışma kuruluna dönüştürülmeli, bu kurullarda toplumun her kesimi temsil edilmelidir. Eğitim ile ilgili kararlar, bilim insanları ve pedagogların öncülüğünde, toplumun sosyolojik yapısını da dikkate alarak oluşan bağımsız kurullarca alınmalıdır. Laiklik sadece din ve devlet işlerinin ayrılması değil, insan onurunu, tüm hak ve özgürlükleri korumanın, çoğulcu demokrasinin ön koşuludur”

Dersim

Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri, Seyit Rıza Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamada, ‘Halklara özgürlük, inançlara eşitlik’ pankartı açıldı. Yapılan basın açıklamasını Dersim Emek ve Demokrasi Güçleri adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya okudu.

Halklara özgürlük, inançlara eşitlik demokrasinin olmazsa olmazı olduğunu ifade eden Kaya, “Halklar ve inançlar kimlikleri, dilleri, kültürleri inançları dolayısıyla asimilasyona uğruyor. Alevilerin bu ülkede maruz kaldığı zulmün fotoğrafı misali; devlet temsilcileri inançların kutsalına saldırarak, silahla fotoğraf vermekten geri durmuyor. Alevilerin inanç merkezleri olan Cemevleri ibadethane olarak değil ticarethane ve konut statüsü kapsamında tutulup Alevi inancına yönelik asimilasyon ve ayrımcılık politikalarına her gün bir yenisi ekleniyor” dedi.

Ankara

Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Yenimahalle Şube ve Cemevi öncülüğünde yapılan eylemde ise “Zorunlu din dersleri kaldırılsın! Demokratik ülke, laik ülke istiyoruz” pankartı açıldı.

Ortak basın açıklamasını PSAKD Yenimahalle Şube Başkanı Onur Şahin okudu. Şahin, şöyle konuştu: “Biz bu ülkede vergilerimizi, siz şeriata yatırım yapın ve çocuklarımızın geleceğini çalın diye vermiyoruz. 1950’lerden itibaren okullarda seçmeli olarak uygulanan din dersleri, ABD destekli 12 Eylül faşist darbesinin şefleri tarafından hazırlanan 1982 Anayasası ile zorunlu hale getirildi.

Darbe sonrası kurulan sağ iktidarlar; tekçi, asimilasyoncu, inkarcı, cinsiyetçi eğitim sistemi inşa edip bunun üzerinden yükseldiler. Yine tarikatçı vakıfların isteğiyle seçmeli dersler adı altında 4 tane daha dinsel içerikli ders, müfredatta zorunlu hale getirildi”

Onur Şahin, 20. Millî Eğitim Şûrası’nda 4-6 yaş çocuklar için alınan din dersi kararının derhal geri çekilmesi gerektiğini vurguladı.  Alevi örgütleri ve demokrasi güçleri zorunlu din dersleri başta olmak üzere 4-6 yaşındaki anaokulu çocuklarına din dersi verilmesi, ülkede yaşanan hak ihlalleri, asimilasyon politikaları tepki gösterdi.

Paylaşın