Açlık Sınırı, Asgari Ücretin 1070 Lira Üzerine Çıktı

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), nisan ayına ilişkin açıkladığı açlık ve yoksulluk sınırı verileri, hayat pahalılığındaki ciddi artışı gözler önüne serdi. Buna göre, dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 5 bin 323,64 TL’ye çıktı.

Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 17 bin 340,47 TL’ye yükseldi. Bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 6 bin 965,47 TL’ye ulaştı.

Yılın ikinci ayında asgari ücretin 300 TL üzerine çıkarak 4 bin 552 TL’ye yükselen açlık sınırı, mart ayında 4 bin 928 TL’yi aşmıştı. Yoksulluk sınırı ise mart ayında 16 bin 52 TL idi. Buna göre, yılın dördüncü ayında açlık sınırı, 2022 asgari ücretinin 1070 TL üzerine çıktı.

Türk-İş’ten yapılan yazılı açıklamada, mutfak enflasyonundaki artışın nisanda aylık yüzde 8,02 olduğu, son 12 aylık artışın ise yüzde 85,02 olduğu belirtildi.

Açıklamada, bir ayda ortalama olarak süt fiyatlarının yüzde 21, peynirin yüzde 18, yoğurdun yüzde 23 zamlandığı belirtildi. Buna göre: Maliyet artışlarıyla birlikte süt ve süt ürünleri fiyatlarının yaz aylarında artmaya devam edeceğine işaret edildi.

Nisan ayında dana, kuzu, tavuk ve balıketinin hepsinde fiyat artışları olduğu vurgulandı. “Balık sezonu kapanırken en ucuz balık hamsi 45 TL oldu. Tavuğun kg fiyatı 40 TL’yi buldu” denilen açıklamada, “Kuru fasulye ve kırmızı mercimek fiyatı artarken nohut ve yeşil mercimeğin fiyatı değişmedi. Yağlı tohumlar zamlanırken en çok artış ortalama yüzde 23’le yer fıstığında oldu” denildi.

‘Yurttaş sebze ve meyveyi taneyle alıyor’

Ekmek ve tahıllar grubunda ise, il ve ilçe belediyelerinden bazılarının alım gücü düşen yurttaş için ekmekte indirim sağlayan kupon dağıtmaya başladıkları belirtildi. Açıklamada, “Görece uygun maliyetle karın doyurmak için tercih edilen karbonhidrat kaynağı makarna, pirinç, bulgur ile un ve irmik fiyatlarının tamamı yükseldi” denildi.

Taze sebze-meyve grubunda ise, sabit gelirli tüketicilerin artık taneyle meyve-sebze almaya başladığı belirtildi. Açıklamada, “Pazarcı esnafı da müşteriyi markete kaybetmemek için banka komisyonuna rağmen POS cihazına geçti” ifadelerine yer verildi.

Türk-İş’ten yapılan açıklamada şu değerlendirme dikkat çekti: “İçinde bulunduğumuz enflasyonist dönem tüketici alışkanlıklarında önemli değişikliklere yol açıyor. Marketlerde ve semt pazarlarında toplu alışveriş azalıyor, az ve sık alışveriş artıyor. Daha küçük paketler, daha ekonomik markalar tercih ediliyor. Tüketicinin özel markalı (private label) ucuz ürünlere yönelmesi indirim marketi sayısını ülke genelinde 34 bine yükseltti.”

Martın son haftası Toprak Mahsulleri Ofisi’nin (TMO), sanayicilere sattığı buğdaya yüzde 22 oranında zam yaptığının da anımsatıldığı açıklamada, “Bu nedenle buğday içeren gıda ürünlerine de, tüketiciye yansıyacak şekilde ramazan bayramı sonrasında bir zam yapılması durumu ortaya çıktı” denildi.

Açıklamada ayrıca “Dişi sığır sayısının azalması ve yüksek maliyetlerin üzerine bir de turizm sezonundaki talep artışı eklendiğinde, çözümleri bulunmazsa dana kuşbaşının yaz aylarında 175 TL’yi geçmesi öngörülüyor” değerlendirmesi de yer aldı.

Değerlendirmeye şöyle devam edildi: “Elektrik fiyatlarına yapılan yüksek zamlardan dolayı daha az sulama yapılan yerlerde sınırlı gübre kullanımının da ilave olumsuz etkisiyle verim kaybı olacak. Zamlar öncesindeki gibi gübreleme ve sulamaya devam edilen yerlerde ise maliyetler artacak. Bu çıkmazın doğal sonucu olarak, yaz aylarında gıda fiyatlarında eğer olursa önceki yıllara kıyasla çok sınırlı bir gerileme olacağı şimdiden öne sürülebilir.”

Paylaşın

Açlık Sınırı 4 Bin 453 Liraya Yükseldi

Birleşik Metal-İş Sendikası Sınıf Araştırmaları Merkezi (BİSAM), ‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı Mart 2022 Dönem Raporu’nu yayınladı. Buna göre, Mart ayında açlık sınırı 4 bin 453 liraya yükselirken, yoksulluk sınırı da 15 bin 405 lira oldu.

Haber Merkezi / Rapora göre günlük harcamalarda en yüksek maliyet grubunu süt ve süt ürünleri grubu 46,95 liralık harcama gereksinimi ile oluşturdu. Et, tavuk ve balık grubu için yapılması gereken minimum harcama tutarı ise 31,03 lira olarak hesaplandı.

Sebze ve meyve için yapılması gereken günlük harcama tutarının 25,04 lira, ekmek için yapılması gereken harcama tutarının günlük 11,64 lira, katı yağ ve sıvı yağ için ise 10,21 lira olduğu belirtilen raporda “Yumurta için 2.91, şeker, bal, reçel ve pekmez için ise 6,90 lira harcama yapılması gerekmektedir” ifadeleri kullanıldı.

Sağlıklı beslenmek için her aile ferdinin alması gereken kalori miktarının farklılık gösterdiği ifade edilen raporda, “Yetişkin bir erkeğin sağlıklı bir biçimde beslenmesi için tüketmesi gereken gıdaların aylık karşılığı 1.210 liradır. Bu değer yetişkin bir kadın için 1.158, 15-18 yaş bir genç için 1.266, 4-6 yaş arası bir çocuk için 820 liradır. Sağlıklı bir biçimde beslenmenin toplam aile bütçesine maliyeti ise 4 bin 453 lira olarak tespit edilmiştir” ifadelerine yer verildi.

Raporun devamında, “Bu tutar söz konusu ailenin sadece gıda için yapması gereken zorunlu harcama tutardır. Eğitim, sağlık, barınma, eğlence, ısınma, ulaşım gibi giderler ile birlikte bir ailenin yapması gereken harcama tutarı 15 bin 405 liraya ulaşmaktadır” denildi.

Raporun, Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) madde fiyatları üzerinden hesaplandığı belirtilen raporda, açlık sınırının sağlıklı beslenmek için gıdaya ödenmesi gereken tutar, yoksulluk sınırının ise ulaşım, eğitim dahil temel ihtiyaçlar için ödenmesi gereken tutar olduğu hatırlatıldı.

Açlık ve yoksulluk sınırı

4 Kişilik ailenin sağlıklı beslenmek için yapması gereken minimum aylık gıda harcaması AÇLIK SINIRI olarak belirlenmektedir. Bu verinin hanehalkı tüketim harcamasına dağıtılması ile elde edilen veri ise bize YOKSULLUK SINIRINI vermektedir. Tüketim Harcama Kalıbı dikkate alınırken, tüm içecekler, tütün ve gıda harcamaları bir kalem olarak belirlenmiştir.

Yoksulluk sınırı hesaplanırken, TÜİK Hanehalkı Bütçe Anketi Tüketim Harcaması Araştırması 2016 yılı sonuçlarının, 3. yüzde 20’lik dilimin tüketim harcamaları dikkate alınmıştır. Söz konusu tüketim grubu Türkiye’de nüfusun yüzde 40 ila yüzde 60’ı arasındaki kesimidir. Yetişkin erkek ve kadınlar için 18-50 yaş grubu, 10-18 yaş grubu için erkek çocuk dikkate alınmıştı.

Paylaşın

Son Üç Ayda En Az 347 İşçi İş Kazalarında Hayatını Kaybetti

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) açıkladığı rapora göre 2022’nin ilk üç ayında en az 347 işçi iş cinayetlerinde hayatını kaybetti. Ocak’ta 120, Şubat’ta 109, Mart’ta da 118 işçi öldü.

İşçilerin 312’si ücretli (işçi ve memur), 35’i de kendi nam ve hesabına çalışan (çiftçi ve esnaf) kişilerdi. İş cinayetlerinde ölenlerin sadece 13’ü (yüzde 3,74) sendikalıydı. 334 işçi (yüzde 96,26) ise sendikasızdı. Bu dönemde 14 yaş ve altında 1 çocuk işçi, 15-17 yaş arasında da 5 çocuk/genç işçi hayatını kaybetti.

Ölen işçilerin 25 kadın, 322’si erkek olarak raporlandı. Yine ölenlerin 18’si mülteci/göçmen işçiydi. İşçilerden 8’i Suriye’den, 2’şeri Afganistan, İran ve Özbekistan’dan; 1’eri de Endonezya, Pakistan, Rusya ve Sırbistan’dan Türkiye’ye gelmişti.

Ölümlerin 63’ü trafik, servis kazası nedeniyle, 63’ü ezilme, göçük nedeniyle, 48’i yüksekten düşme nedeniyle, 48’i kalp krizi veya beyin kanaması nedeniyle, 39’u Covid-19 nedeniyle, 21’i intihar nedeniyle, 13’ü patlama, yanma nedeniyle, 13’ü zehirlenme, boğulma nedeniyle, 11’i şiddet nedeniyle, 10’u elektrik çarpması nedeniyle, 7’si nesne çarpması, düşmesi nedeniyle, 1’i kesilme, kopma nedeniyle yaşandı. Diğer nedenlerden dolayı da 10 işçi hayatını kaybetti.

İlk üç aylık dilimde iş cinayetlerinin işkollarına göre dağılımı ise şöyle:

  • İnşaat, yol işkolunda 54 işçi
  • Taşımacılık işkolunda 45 işçi
  • Tarım, orman işkolunda 33 emekçi (18 işçi ve 15 çiftçi)
  • Ticaret, büro, eğitim, sinema işkolunda 30 emekçi
  • Metal işkolunda 27 işçi
  • Sağlık, sosyal hizmetler işkolunda 27 işçi
  • Belediye, genel işler işkolunda 26 işçi
  • Konaklama, eğlence işkolunda 15 işçi
  • Savunma, güvenlik işkolunda 13 işçi
  • Madencilik işkolunda 12 işçi
  • Tekstil, deri işkolunda 10 işçi
  • Gemi, tersane, deniz, liman işkolunda 9 işçi
  • Enerji işkolunda 8 işçi
  • Petro-kimya, lastik işkolunda 8 işçi
  • Ağaç, kâğıt işkolunda 5 işçi
  • Gıda, şeker işkolunda 4 işçi
  • Basın, gazetecilik işkolunda 3 işçi
  • Çimento, toprak, cam işkolunda 2 işçi
  • Banka, finans, sigorta işkolunda 1 işçi
  • İşkolu belirlenemeyen 15 işçi

İş cinayetleri Türkiye’nin 66 şehrinde ve yurtdışında yedi ülkede yaşandı:

60 ölüm İstanbul’da; 23 ölüm Kocaeli’nde; 17 ölüm İzmir’de; 13 ölüm Bursa’da; 11’er ölüm Ankara, Kayseri ve Şanlıurfa’da; 10’ar ölüm Aydın, Denizli ve Mersin’de; 8’er ölüm Antalya, Balıkesir ve Muğla’da; 7’şer ölüm Adana, Gaziantep, Sakarya ve Samsun’da; 6’şar ölüm Çanakkale, Konya ve Zonguldak’ta; 5’er ölüm Manisa ve Trabzon’da; 4’er ölüm Adıyaman, Batman, Çorum, Kahramanmaraş, Kırşehir ve Malatya’da; 3’er ölüm Artvin, Bolu, Kırıkkale, Mardin, Niğde ve Yalova’da; 2’şer ölüm Bartın, Erzurum, Eskişehir, Hakkari, Hatay, Karabük, Kütahya, Tekirdağ ve Uşak’ta; 1’er ölüm Afyon, Aksaray, Ardahan, Burdur, Çankırı, Diyarbakır, Düzce, Elazığ, Giresun, Iğdır, Isparta, Karaman, Kars, Kastamonu, Kırklareli, Kilis, Nevşehir, Ordu, Rize, Siirt, Sinop, Sivas ve Tokat’ta: 8 ölüm yurtdışında (2’si Kuzey Kıbrıs, 1’er Azerbaycan, Çin, Dominik, Irak, İsrail, Rusya) meydana geldi.

İSİG’in dikkat çektiği konular

İSİG Meclisi bu ayki raporunda “Vurgulanası gereken hususlar” diyerek bir dizi sorunu ve alınması gereken önlemleri de gündemine taşıdı. İSİG Meclisi’nin dikkat çektiği konular şunlar oldu:

1- Yılın ilk üç ayında işçi sağlığı ve güvenliğine dair olan sorunları ekonomik kriz, işten çıkarmalar, iklim durumu (yoğun kar yağışı) gibi koşullar belirledi. İşçiler hayat pahalılığı ve işten çıkarma tehdidi nedeniyle güvencesiz çalışma koşullarına mahkûm edildi. Asgari ücret düzeyinin tüm ücretliler içindeki oranı yüzde 70’e ulaşırken birçok işyerinde sigortalar asgari ücret üzerinden yatırılsa da belli miktarlar elden geri alındı. İşten atılma baskısıyla işçiler daha çok çalıştırıldı, üç işçinin yapacağı iş iki işçiye yaptırıldı. Başta temel gıda, kira, ısınma, ulaşım olmak üzere her şeye yapılan zam furyasında düşük ücret-işsizlik-güvencesiz çalışma cenderesindeki işçilerin fiziki ve ruhsal sağlığı çok etkilendi. Yine bu dönemin Türkiye çapında yoğun kar yağışı ile geçmesi işçilerin işyerlerine gitmelerinden tutun enerji, yol, belediye gibi işkolları başta olmak üzere işçi sınıfı üzerindeki iş yükünü daha da ağırlaştırdı. Diğer yandan yüzlerce işçi direnişi de gerçekleşti. Önümüzdeki dönemde de bir yandan ekonomik krizin baskısı yoğunlaşacak ama diğer yandan zikzaklar çizse de Türkiye işçi sınıfının direnişleri de güne damgasını vuracak gibi gözüküyor.

2- Nisan ayı ile birlikte (havanın ısınması, sezonun başlaması) güvencesiz çalışmanın en yoğun olduğu inşaatlarda ve tarımdaki iş cinayetlerinde hızlı bir artış gözükebilir. Bu noktada inşaatlarda yüksekten düşmeler, tarımda işçilerinin taşınması ve çiftçilerin traktörlerindeki eksikliklerin giderilmesi başta olmak üzere acil önlemler alınmalıdır.

3- “Covid-19 bir işçi sınıfı hastalığıdır” demiştik. Şu an için gözlemleyebildiğimiz kadarıyla çalışan işçiler içinde hastalık yaygınlığını devam ettirse de ölümler giderek azalmaktadır. Ancak işçi sınıfının kırılgan kesimleri (yaşlı-emekli işçiler ve kronik hastalığı olanlar) arasında ölümler devam etmektedir. Kamusal sağlık önlemleri bu kesimleri önceleyecek biçimde alınmalıdır.

4- Ekonomik kriz, mobbing ve fazla çalışmaya bağlı işçi intiharları devam etmektedir. Özellikle geçinemeyen işçilerin banka ve tefecilerden aldıkları borçları geri ödeyememeleri ve yapılan baskılar nedeniyle meydana gelen intiharlarda artış olabilir.

5- Yine aşırı-yoğun-fazla-sağlıksız çalışmaya bağlı kalp krizi ve beyin kanaması gibi ani ölümler de sürüyor. Buna ekonomik krizin ve salgının etkilerini de ekleyebiliriz. İntiharlar gibi kalp krizleri de işçi ölümlerinde belirgin bir hal almaktadır.

6- Salgınla birlikte işçi sınıfının yeni bölükleri de oluşmaya başladı. Bu noktada örneğin bir meslek grubu olarak moto kuryeler öne çıkıyor. (Raporlarımızda konaklama işkolunda yer verdiğimiz) moto kurye ölümleri (ve yaralanmaları) geçen yıl olduğu gibi bu yılda artarak devam ediyor. Bu dönemde en az 10 moto kurye arkadaşımızı kaybettik. (Diğer yandan moto kuryelerin örgütlenmeleri ve direnişleri de sürüyor)

7- ILO, Çocuk İşçilikle Mücadele Yılı ilan etse de siyasi iktidar önlem aldığını belirtse de çocuk işçi ölümleri devam ediyor. Her yıl ortalama 60-70 çocuk işçiyi iş cinayetlerinde kaybediyoruz. Çocuk işçilik güvencesiz çalıştırmanın en önemli kaynaklarından olduğu için görmezden geliniyor ve önlem alınmıyor. Çocuk işçilik ile mücadelede biz emek örgütlerinin bir “seferberlik” ilan etmesi için zaman geldi de geçiyor.

8- Yılın ilk üç ayında 18 göçmen/mülteci işçi hayatını kaybetti. Tarım ve inşaatlarda meydana gelen ölümlere paralel olarak yaz aylarında göçmen işçi ölümleri de artışa geçmektedir. Diğer yandan Türkiye’de milyonlarca göçmen işçinin var olduğunu ve bu işçilerin büyük bir çoğunluğunun kayıtdışı olarak çalıştıklarını ve yine bu yüzden iş cinayetlerinin gizlendiğini de unutmamalıyız.

9- Raporlarımızda iş cinayetlerinde ölenlerin ortalama yüzde 2 ila 4’ünü sendikalı işçiler oluşturuyor. Ancak kâğıt üzerinde olan sendikal üyeliklerinin gerçek bir örgütlülük olmaması ve birçok sendikanın ölen üyelerini sahiplenmemesi sonucu net bir bilgi verme şansımız olmadığını da belirtelim. Bu durum özellikle kamu çalışanı/memur sendikaları açısından daha da tespit edemediğimiz bir husus. Ancak tersinden baktığımızda da sendikalı-örgütlü olmak bir işyerinde işçi sağlığı ve iş güvenliğini sağlamanın en önemli yolunu oluşturuyor. Bu yüzden yukarıda saydığımız hususları önlemenin ve olumlu adımları hayata geçirmenin zorunlu koşulu sendikalı-örgütlü olmak…

Not: İSİG, iş kazalarını iş cinayetleri olarak değerlendiriyor.

Paylaşın

Bu Düzen Böyle Gitmez!

Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türk Dişhekimleri Birliği (TDB) ortak bir basın toplantısıyla 1 Mayıs programını açıkladı. 

Kurumların genel başkanları ve yönetim kurulu üyelerinin katılımıyla DİSK Genel Merkezi’nde yapılan basın açıklamasının gündemi ekonomik krizdi. Toplantıda konuşan DİSK Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu, “Ekonomik kriz, işsizlik, zamlar, pandemi, borçlanma derken ülkemizde insanca yaşamak bir yana hayatta kalmak bile her gün zorlaşıyor” dedi.

Bu düzen toplumun işini, aşını, geçimini ve sağlığını korumuyot aksine tehdit ediyor” diyen Çerkezoğlu, “Bu düzenin çarkları, dünyanın tüm değerlerini ve güzelliklerini üreten bizleri, işçileri, emekçileri, kamu emekçileri, mühendisleri, mimarları, hekimleri, avukatları, aydınları, akademisyenleri, sanatçıları, gençleri, kadınları, emeklileri, emekli dahi olamayanları ezdikçe eziyor” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

Bu düzenin çarkları, zengini daha zengin etmek, bankaların kasalarını doldurmak, şirketleri ihalelerle beslemek üzere kurulmuş. Bu düzenin çarkları sermayeye sömürecek ucuz emek, yağmalanacak doğa, talan edilecek kentler yaratmak üzere dönüyor.

Halk işsizlikle, açlıkla, yoksullukla, artan borçlarla, salgınla mücadele ederken 20 yıldır ülkeyi yöneten AKP iktidarı ülkenin tüm kaynaklarını, bir avuç patronu ve ayrıcalıklı zümreyi korumak için seferber etti, etmeye devam ediyor.

Halk işe, ekmeğe, insanca bir yaşama olduğu kadar demokrasi, adalet ve hukuka da aç. Bu düzen yurttaşların hakkını, hukukunu çiğniyor, adaletsizliği büyütüyor.

Halkın gerçeği ile bir avuç ayrıcalıklı kesimin gerçeği arasındaki fark, tek sesli medyanın propaganda yayınlarıyla perdelenmek isteniyor. Üstü örtülemeyen hakikate dair çığlıklar, baskı ile, şiddet ile, sansür ile, zor ile bastırılmak isteniyor. Hakkını arayan ve gerçekleri söyleyen herkes bu düzenin hukuk dışı zorbalıklarıyla karşı karşıya kalıyor.

“Bu düzen böyle gitmez”

Bu düzen böyle gitmez. Halkı yoksulluğa, açlığa, işsizliğe, borçluluğa ve güvencesizliğe mahkûm eden bu akıl dışı düzen Türkiye’nin sırtında bir yüktür.

20 yıldır ülkeyi yönetenler ve tüm yetkileri tek kişide toplayanlar sorumluluktan kaçamaz. Ülkenin kanayan sorunlarını kendi dışındaki herkese ve her şeye bağlayan bir yönetim anlayışına artık yeter diyoruz.

Gün şikâyet etme günü değildir. Biz tüm sömürülenler, yoksullaşanlar, ezilenler olarak bu düzeni değiştirme, 82 milyonun insanca yaşayacağı bir ülkeyi inşa etme gücümüz var.

1 Mayıs, İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma günü ülkenin dört bir yanında gücümüzü ve coşkumuzu meydanlara taşıdığımız bir gün olacaktır. Dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de işçilerin ve emekçilerin, bu günü kendi belirledikleri, kentin en merkezi meydanlarında, İstanbul’da da Taksim 1 Mayıs alanında coşkuyla kutlama hakkı vardır.

Ulusal ve uluslararası mahkemelerce de kabul edilen bu hakkın 2013’ten beri keyfi biçimde gasp edilmesini, Taksim 1 Mayıs alanının yasaklanmasını kabul etmediğimizi ve Taksim 1 Mayıs meydanı yasağı başta olmak üzere, yasakların kalktığı bir ülke için mücadele kararlılığımızı buradan bir kere daha ifade etmek isteriz.

Biz 1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Gününe giderken birlikte değiştirme irademizi işyeri işyeri, sokak sokak, meydan meydan örgütleyeceğimizi, Türkiye’nin dört bir yanında 1 Mayıs meydanlarında omuz omuza olacağımızı ilan ediyor, emekten, barıştan, demokrasiden, eşitlikten, özgürlükten yana olan herkesi 1 Mayıs meydanlarında buluşmaya çağırıyoruz.

Paylaşın

Yedi Siyasi Parti Ve Örgütten ‘1 Mayıs’ Çağrısı

Emek Partisi (EMEP), Emekçi Hareket Partisi (EHP), Halkevleri, Halkların Demokratik Partisi (HDP), Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF), Türkiye İşçi Partisi (TİP) ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne dair yazılı açıklama yaptı.

“Zamlara, yoksulluğa, savaşa ve sömürüye karşı 1 Mayıs’ta alanlardayız. Ekmek, barış, özgürlük için haydi 1 Mayıs’a!” başlıklı açıklamada, işçi ve emekçileri acımasızca çarklara süren işverenlerin, pandemi ve ekonomik krizin tüm yükünü yoksul halkın sırtına bindirdiği belirtildi.

Açıklamada, şu ifadeler yer aldı: “AKP’li bakanların gözlerindeki ışıltı arttıkça yoksulların gözlerinde fer sönüyor. Maalesef ki 2022 yılının 1 Mayıs’ını zenginlerle yoksullar arasında uçuruma dönüşen mesafe ile karşılıyoruz. Neoliberal politikalarla tarımı bitme noktasına getiren, ülkeyi uluslararası tekellerin ucuz emek cennetine dönüştüren ve talan politikalarına yol veren AKP hükümeti, yaşanan yoksulluğun asıl siyasi sorumlusudur.

Asgari ücret şimdiden pul oldu. Toplu İş Sözleşmesi’nde belirlenen ücretler enflasyona ezdirildi. İktidar ülkeyi hiper-enflasyona mahkum etti. Saray’ın şatafatı arttıkça halkın sofrasındaki porsiyon küçüldü. Temel tüketim ürünlerinde zam yağmuru pervasızlaşarak rutinleşti. Elektrik, doğalgaz, internet, ulaşım, iletişim faturaları cep yakıyor. Bebekler ve çocuklar besin ürünlerine erişemiyor. Hastalanan insanlar ilaca, parasız ve nitelikli sağlık hizmetlerine erişemiyor.  Hükümet KDV’de indirim yaparak göz boyasa da zam makinesi harıl harıl çalışıyor. TL dolar karşısında kar gibi eriyor, aradaki fark yine halka ödetiliyor.

Halkın sofrasına ateş düştü

Kürt sorunu ve diğer toplumsal sorunları şiddet ve savaş politikalarıyla çözme ısrarı Türkiye’yi uçuruma, krize, açlık ve yoksulluğa sürükledi. ‘Bir mermi kaç para?’ diyenler halkın sofrasına ateş düşürdü. Kayyımlar, irade gaspları, siyasi darbeler, emeğe, ekmeğe, alın terine saldırıya dönüştü. Yoksul halkın sırtına vergi ve zam yükü bindiren Hükümet, sıra sermaye çevrelerinin taleplerine gelince kıyakta, teşvikte, vergi borçlarını silmekte sınır tanımıyor. ‘Beşli çete’ başta olmak üzere patron örgütlerinin önüne kırmızı halılar seriliyor. Yangından mal kaçırırcasına yandaşa haksız ihaleler dağıtılıyor. Her açılan köprü ya da otoban yolundan, doğmamış bebeklere borç biçiliyor. Asgari ücret, temel ücrete dönüştürüldü; açlık olağan hale getirildi. Gençler gelecekten umudunu kesti, işsizlik çığ gibi büyüdü, büyüyor. Üretici köylü gübre atmadan mahsul ekiyor, traktöre haciz geliyor.

Pandemi ile beraber ev içi emeği giderek artan kadınlar, işlerinden de ilk ayrılanlar oldu. Yaşlı, çocuk bakımı üzerinde olan kadınlar, hem yeniden üretim alanında hem de üretim alanında giderek eziliyor. İktidarın kadınlara açmış olduğu savaş her gün kadınların öldürülmesi ile sonuçlanıyor. Katiller, tecavüzcüler, çocuk istismarcıları sokaklarda gezerken hayatını savunan kadınlar tutsak ediliyor. Kadınlar tüm bunlara karşı emekleri, bedenleri, kimlikleri, yaşamları için mücadele veriyor. 8 Mart alanları kadınların yoksulluğa, işsizliğe ve kendi yaşamlarına yönelik saldırılara karşı mücadele alanlarına dönüştü.

Toplum tüm bu yıkım karşısında elbette isyan ediyor, 2022 yılı işçi sınıfının grev dalgasıyla başladı. Aralık ayından bu yana 120 fabrika ve işyerinde grevler yapıldı. Pandemi sürecinin başında önemi tartışılan kuryelerin isyanıyla başlayan eylem dalgasında tekstil işçilerinin, metal işçilerinin, gemi söküm işçilerinin direnişleri birbirini izledi. Migros depo işçilerinin zaferi, tüm Türkiye’ye umut oldu. Sağlık emekçileri de greve giderken, belediye ve metal işçileri meydanları doldurdu. Zam dalgasına karşı Türkiye halklarının eylem dalgası da yaşandı. Marmaris’ten Yüksekova’ya, Bodrum’dan Bazid’e kadar binlerce kişi sokaklara çıkıp ‘geçinemiyoruz’ isyanını yükseltti.

Ayağa kalkma günü

1 Mayıs halkın katlanan yoksulluğuna, bitmek bilmez zam dalgasına ve işsizliğe karşı ayağa kalkma günüdür. 1 Mayıs, işçi sınıfı ve yoksul halkın bu gidişata en güçlü şekilde ‘dur’ deme günüdür. 1 Mayıs, bütün mücadeleleri birleştirme ve emekçilerin topyekun olarak soyguncuların, talancıların, sermaye sınıfının karşısına çıkma günüdür. 1 Mayıs Türk, Kürt, Arap her milliyetten işçilerin ve Alevi-Sünni, inanan-inanmayan demeden her kesimden emekçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günüdür. Bunun en güçlü örneklerinden birini bu yıl 1 Mayıs’ta Türkiye işçi sınıfı ve halkımız gösterecektir.

İktidar kendi bekasını sürdürmek için halk üzerinde her türden baskıyı artırırken düzen muhalefeti halkı sokaktan geri çekiyor, tüm çözümü sandığa havale ediyor. Oysa son seçim yasası değişikliğinde de görüldüğü üzere ne sandık güvende ne de seçim. Bizler 7 parti ve örgüt olarak, halkımızı ekmek, demokrasi ve özgürlük için 1 Mayıs alanlarını doldurmaya çağırıyoruz. Sermayenin iktidarını değil; halkın iktidarını sağlamanın güvencesi sokaktır, meydanlardır, dayanışmadır, mücadeledir.

Bunu 8 Mart’ta alanları dolduran kadınların direnişi gösterdi. Kürt halkı başta olmak üzere eşitlik ve özgürlük için Newroz alanlarını dolduran yüz binlerin görkemli serhildanı gösterdi. Şimdi 8 Mart’taki kadın direnişinden, Newroz’daki milyonların mücadelesinden ilham alarak 1 Mayıs alanlarını büyük halk denizine çevirme zamanıdır. 1 Mayıs meydanları zeytinin sesiyle, özgürce akan derelerin kardeşliğiyle, doğanın talanına karşı toprağına, havasına, suyuna sahip çıkanların çığlıyla coşacak. Adına uygun olarak 1 Mayıs; yerlisiyle, mültecisiyle tüm işçi ve emekçilerin ortak hak taleplerine sahne olacak.

7 parti ve örgüt olarak 1 Mayıs’ın tüm ülke çapında yaygın ve kitlesel kutlanması için sendika konfederasyonlarına, emek ve meslek örgütlerine çağrıda bulunuyoruz; çalışmalara gecikmeden ve bir an önce başlayalım. 1 Mayıs haftasında fabrika, işyerleri ve mahallelerde kutlamalar gerçekleştirelim. Uluslararası işçi sınıfının ‘1 Mayıs Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü’, uluslararası sermayeye ve gericiliğe karşı enternasyonal dayanışma ve mücadelenin bir parçası olacaktır.

Tüm halkımızın 1 Mayıs’ını şimdiden kutluyoruz. Haydi 1 Mayıs’a!”

Paylaşın

Dar Gelirlinin Gıda Enflasyonu Yüzde Yüzü Aştı

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) mart ayı enflasyon verilerini açıklamasının ardından Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Merkezi (DİSK-AR), dar gelirlilerin gıda enflasyonunu açıkladı.

Haber Merkezi / TÜİK gıda enflasyonunu yüzde 70 olarak belirtirken, DİSK-AR’ın hesaplamalarına göre, emeklilerde gıda enflasyonu yüzde 89,6 oldu. Düşük gelirli ikinci yüzde 20’nin gıda enflasyonu yüzde 90,6 olurken, düşük gelirli ilk yüzde 20’nin gıda enflasyonu ise yüzde 103,8 olarak belirtildi.

“Resmi enflasyonun yüzde 60’ı gıda enflasyonunun yüzde 70’i aştığı Mart 2022’de asgari ücret zammı erimiş oldu” diyen DİSK-Ar, “Yılın ilk üç ayında enflasyona yenilen asgari ücret acilen yeniden belirlenmelidir!” çağrısını yaptı.

AKP’nin enflasyonda rekor kırmaya devam ettiğini belirten DİSK-AR, “AKP Aralık 2002’de yüzde 29,7 ile devraldığı enflasyonu 20 yıl sonra yüzde 60’ın üstüne yükseltti” bilgisini paylaştı.

Fiyat artışlarının devam edeceğini vurgulayan DİSK-AR, şunları söyledi: “TÜFE yüzde 61,14 olarak açıklanırken, yurt içi ÜFE yüzde 114,97 olarak açıklandı. TÜFE ile ÜFE farkı 54 puana ulaştı. Bunun anlamı ÜFE’nin önümüzdeki aylarda da artmaya devam edecek olmasıdır. Üretici fiyatları tüketici fiyatlarına da yansıyacak.”

DİSK-AR’ın sosyal medya paylaşımında, “Metodolojik not: Dar gelirlilerin ve emeklilerin gıda enflasyonu hesabında, TÜİK’in gelire göre tüketim harcamasının ve temel gelir kaynağının hanehalkı tüketim harcamasının türlerine göre dağılımı (2019) verileri ile ana harcama gruplarına göre TÜFE verileri esas alındı” bilgisine yer verildi.

ENAG’a göre enflasyon üç haneli

Öte yandan TÜİK’in açıkladığı mart ayı enflasyon verileri öncesi Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), kendi verilerini yayımladı. ENAG’a göre, Tüketici Fiyat Fiyat Endeksi (E-TÜFE) mart ayında yüzde 11.93 arttı. E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı ise yüzde 142.63 olarak gerçekleşti.

ENAG-özellikli ürün grubu enflasyon hesaplamasına göre, TÜİK alt grupları gösterge olarak alındığında en fazla aylık düşüş eksi yüzde 1,41 ile Lokanta ve Oteller en fazla yükseliş ise yüzde 78,44 ile sağlık kaleminde gerçekleşmiştir.

ENAG şubst ayı enflasyon rakamlarını yıllık yüzde 123.80 oranında olduğunu duyurmuştu. Bağımsız akademisyen ve ekonomistlerden oluşan Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), her ay kendi hesapladığı enflasyon oranıyla kamuoyunun karşısına çıkıyor.

TÜİK’e göre enflasyon yüzde 61,14

TÜİK’e göre, Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) Mart ayında bir önceki aya göre yüzde 5,46, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 22,81, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 61,14 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde  29,88 artış gerçekleşti.

Paylaşın

Avrupa’da En Ucuz İş Gücü Türkiye’de

Avrupa ülkelerinde karşılaştırmalı iş gücü maliyetlerine bakıldığında en ucuz iş gücünün Türkiye’de olduğu ortaya çıkıyor. 2020 yılı verilerine göre Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde saatlik ortalama iş gücü maliyeti 28,6 euro iken Türkiye’de 3,7 euro seviyesinde. Türkiye’de 2016 yılında saatlik iş gücü maliyeti 6,6 euroydu.

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) Avrupa’da iş gücü maliyetlerini açıkladı. Eurostat’ın 2021 verilerinde Türkiye yer almıyor. Ancak Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden Türkiye’nin 2020 yılı verilerini görmek mümkün.

TÜİK’e göre 2020’de iş gücü maliyeti 29,8 TL (3,7 Euro)

Buna göre 2020 yılında Türkiye’de iş gücü maliyeti saatlik ortalama 29,8 TL oldu. Merkez Bankası verilerine göre 2020 yılında ortalama Euro kuru 8,03 liraydı. Bu durumda Türkiye’de 2020 yılı saatlik ortalama iş gücü maliyeti 3,7 euro oluyor.

2020 yılı verilerine göre AB ortalaması 28,6 euro iken Türkiye, iş gücünün en ucuz olduğu ülke olarak son sırada yer alıyor. Daha sonra 6,2 Euro ile Sırbistan, 6,5 Euro ile Bulgaristan ve 8,2 Euro ile Romanya yer aldı.

2020’de listenin zirvesinde ise 47,3 Euro ile Norveç yer aldı. 2020’de diğer bazı ülkelerde saatlik ortalama iş gücü maliyeti şöyle oldu: Belçika 41,1 Euro, Hollanda 37,4 Euro, Fransa 37,4 Euro, Almanya 36,7 Euro, Yunanistan 16,9 Euro, Hırvatistan 10,8 Euro ve Macaristan 9,9 Euro.

Koronavirüs salgını: 45 can kaybı, 13 bin 367 yeni vaka

Veriler Türkiye’de saatlik iş gücü maliyetinin yıllar içinde düştüğünü ortaya koyuyor. Eurostat verilerine göre 2016’da Türkiye’de saatlik iş gücü maliyeti 6,6 euroydu. 2016-2020 arasını kapsayan 4 yılda saatlik ortalama iş gücü maliyeti TL bazında yüzde 35 artarken euro bazında ise yüzde 44 düştü.

AB’de 2021’de durum nasıl?

2021 yılında ise AB ülkelerinde saatlik ortalama iş gücü maliyeti 29,1 Euro olarak ölçüldü. İş gücü maliyetinin en yüksek olduğu ülke ise 51,1 euro ile Norveç oldu. Bu ülkeyi Danimarka (46,9 Euro), İzlanda (43,3 Euro), Lüksemburg (43 Euro), Belçika (41,6 Euro), İsveç (39,7 Euro), Hollanda (38,3 Euro), Fransa (37,9 Euro), Avusturya (37,5 Euro) ve Almanya (37,2 Euro) takip etti.

Eurostat’ın 2021 verilerine göre Sırbistan’da saatlik iş gücü maliyeti 6,9 euro oldu. Bu ülkenin üstünde diğer Balkan ülkeleri Bulgaristan (7 Euro) ve Romanya (8,5 Euro) yer aldı. İş gücü maliyetleri uluslararası yatırım kararlarında dikkate alınan unsurlardan birisi.

Emeğin en pahalı olduğu alan finans ve sigorta; en ucuz konaklama ve yiyecek sektörü

Ortalama iş gücü maliyeti sektörlere göre büyük değişim gösteriyor. TÜİK verilerine göre 2020 yılında saatlik iş gücü maliyetinin en yüksek olduğu alan 84,9 TL ile finans ve sigorta faaliyetleri olurken en düşük maliyet 15,7 TL ile konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinde gerçekleşti. İnşaat da 15,9 lira ile oldukça ucuz bir alan. Eğitim ise 65,6 TL ile en yüksek ikinci alan olarak kayıtlara geçti.

Çin kişi başında milli gelirde Türkiye’yi geçti

Öte yandan 2002 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 3 bin 688 dolar iken Çin’de bin 149 dolar seviyesindeydi. Yani, Türkiye’deki gelir Çin’in 3,2 katıydı. Ancak 2018 yılında Çin kişi başına düşen milli gelirde 58 yıl sonra Türkiye’yi geride bırakmayı başardı. 2020 yılında Türkiye’de kişi başına milli gelir 8 bin 538 dolar olurken Çin’de 10 bin 500 dolar oldu.

(Kaynak: Euronews)

Paylaşın

TÜRK-İŞ Açıkladı: Açlık Sınırı Asgari Ücretin 675 TL Üzerine Çıktı

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş) ‘geçim şartlarını’ ortaya koymak için her ay düzenli olarak yaptığı ‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’nın Mart sonuçlarını yayımladı. 

Araştırmaya göre; Dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 4 bin 928 TL’ye, Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı (yoksulluk sınırı) 16 bin 52 TL, Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ ise aylık 6 bin 473 TL’ye yükseldi.

Açlık sınırı, Ocak itibariyle 4252 lira olarak belirlenen asgari ücretin 750 lira üstüne çıktı, yoksulluk sınırı da asgari ücretin neredeyse 4 katına ulaştı. Dört kişilik bir ailenin “gıda için” yapması gereken asgari harcama tutarındaki artış bir önceki aya göre yüzde 8,24 oranında arttı. Asgari harcama tutarındaki artış son on iki ayda yüzde 76,39’u buldu.

Ocak’ta açlık sınırı 4 bin 249 TL, yoksulluk sınırı 13 bin 843 TL, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ 5 bin 587 TL’ydi. Şubat’ta ise açlık sınırı 4 bin 552 TL, yoksulluk sınırı 15 bin 139 TL, bekar bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de 5 bin 969 TL’ydi.

“Sosyal yardım alanların sayısı ikiye katlandı”

Türk-İş araştırmada şu yorumu yaptı:

“Bir yandan üst üste gelen mazot, benzin ve diğer enerji zamları bir yandan gıda maddelerindeki devam eden yüksek fiyat artışı, bir yandan da TL’nin değeri inmeye devam ederken her geçen gün zorlaşan geçim şartları yurttaşlar için can yakıcı olmakta. Akaryakıt tüm mal ve hizmetlerin fiyatında en temel girdiği olduğu için akaryakıta gelen zamlar herkesi etkiliyor.

Yurttaşın satın alma gücünün sınırı zorlanmaya devam ediyor. Merkez Bankası verilerine göre 18 Şubat itibariyle kredi kartıyla yapılan harcamalar 46,4 milyar TL’yle rekor kırdı. Yemek alışverişleri 2,5 milyar TL’ye yükselirken market alışverişleri de 8,9 milyar TL’yle en yüksek seviyesine yükseldi.

Eurostat’a göre 2020’de ‘iki günde bir etli yemek, tavuk veya balık yemeye gücü yetmeyenler’ sıralamasında Türkiye yüzde 37,3 ile Avrupa’da ilk sırada, Avrupa ortalama ise yüzde 8,6. Ayrıca Türkiye’de sosyal yardım alanların sayısı Cumhurbaşkanlığı 2022 Yıllık Programı’na göre bir yılda ikiye katlandı.

Bu ay asgari ücretle çalışan bir bekârın insana yakışır şekilde hayatını sürdürebilmesi için 2 bin 220 TL daha temin etmesi gerekiyor. Son resmi verilerde tarımsal girdi fiyatları endeksinde enerji ve yağlar alt grubu yüzde 101’i geçti. Ayrıca Ekim aylarında tarlasını eken çiftçinin büyük kısmının bu yıl tarlasına gübre atılamadığından üretimde yıllık ürün kaybıyla karşılaşılacağı öngörülmekte. Diğer yandan süt-yem değer eşitliği (paritesi) bozulduğundan üreticilerin hayvanlarını kesmeye başladıkları da ifade edilmekte.

Eğer önlemler alınmazsa önümüzdeki aylarda et, süt ve süt ürünleri fiyatlarının önünü almak ve üretimden bir kere uzaklaşan çiftçilerin tekrar üretime girmelerini sağlamak çok zorlaşabilir. Bunun yanında marketlerde sıvı yağ, şeker ve salça satışlarına konulan alım sınırları başka gıda ürünleri için de söz konusu olabilir.”

Paylaşın

Açlık Sınırı 5 Bin 738, Yoksulluk Sınırı 17 Bin 349 Liraya Yükseldi

Enflasyon, yoksulluk ve açlık sorunu büyütmeye devam ediyor. Temel gıda maddelerinin fiyatlarında yüzde 17’nin üzerinde artış yaşanan martta dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 5 bin 738 liraya kadar yükseldi. Yoksulluk sınırı da 17 bin liranın da üzerine çıktı.

Haber Merkezi / Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR, dört kişilik bir ailenin, dengeli ve sağlıklı beslenebilmesi için tüketmesi gereken gıda miktarlarını esas alarak belirlediği açlık sınırı ile gıdanın yanı sıra diğer ihtiyaçlarını da yoksunluk hissine kapılmadan karşılayabilmesi için yapması gereken gıda dışındaki harcamaları dikkate alarak hesapladığı yoksulluk sınırı araştırmasının Mart 2022 sonuçlarını açıkladı.

Buna göre, açlık sınırı martta bir önceki aya göre 601 lira artarken, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama 428 lira artarak 11 bin 611 liraya yükselirken yoksulluk sınırı da toplam bin 29 lira yükseldi.

Geçen yıl mart ayına göre ise açlık sınırı 2 bin 342 lira, gıda dışındaki ihtiyaçlar için yapılması gereken harcama ise 3 bin 432 lira lira arttı. Ailelerin gıda ve gıda dışı ihtiyaçlarını insan onuruna yaraşır bir şekilde yoksunluk hissi çekmeden karşılayabilmesi için yapması gereken toplam harcama tutarını gösteren yoksulluk sınırı da son bir yılda toplam 5 bin 774 liralık artışla 17 bin 349 lira oldu.

Birleşik Kamu-İş Konfederasyonu’nun Ar-Ge birimi KAMU-AR, rapora ilişkin yaptığı değerlendirmede ise şu ifadelere yer verdi;

Açlık sınırı, yaşanan bu artışla birlikte 2022 yılı için belirlenen 4 bin 253 liralık asgari ücretin bin 485 lira üzerine çıkarken, emekli aylıklarına ve çalışanların ücretlerine yılbaşında yapılan zamları da anlamsız kıldı. Çalışanların yüksek enflasyon karşısında üç ayda eridiği için çalışanların yıl sonu beklenmeden yeniden belirlenmesini talep ettiği asgari ücret dört kişilik bir ailenin ancak 22 günlük dengeli beslenmesine yetebilecek bir noktaya düştü.

Paylaşın

Bakan Bilgin ‘Asgari Ücrete Zam Tartışmasını’ Kapattı

Yürürlüğe girdiği ilk aydan açlık sınırına ulaşan, ikinci ayda da açlık sınırının 300 TL gerisine düşen asgari ücretle ilgili “zam tartışmasına” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Bilgin de katıldı. 

Gaziantep’te düzenlenen bir programda konuşan Bilgin’e ‘Temmuz’da asgari ücrete zam olacak mı?’ sorusu yöneltildi. Bilgin de bu soruyu “Tartışmaları anlamlı bulmuyorum, çok önemli artış yaptık” diyerek kapattı.

Bilgin “Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez asgari ücreti yüzde 50 üzerinde artırdık. Bu günlerde yeniden asgari ücret tartışmalarını anlamlı bulmuyorum. Çünkü gerekeni enflasyon farkı ile yaptık. Bu durumlarda işçiyi de iş vereni de düşünmek lazım. Çünkü asgari ücret artarken, iş verenlerin de maliyeti arttı.” dedi.

Bilgin konuşmasının devamında ise pandemi döneminde Avrupa ülkeleri ve ABD gibi pek çok ülkenin sıkıntı yaşarken Türkiye’nin yüzde 11 büyüdüğünü söyledi. Bilgin “Önümüzdeki dönemde de enflasyonun aşama aşama düşeceğini hep beraber göreceğiz. Dünya genelindeki ekonomik tahribatı ülke olarak bertaraf etmenin yolu büyümedir, istihdamdır” diye konuştu.

Hükümetin açıklamaları beklenti yaratmıştı 

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, hükümet, AKP kanadından yapılan açıklamalar asgari ücrete yeni bir zam geleceğine yönelik beklentiyi güçlendirmişti.

Erdoğan geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada, “Vatandaşımızın en önemli sıkıntı ve şikayetinin hayat pahalılığı olduğunu biliyoruz. Hayat pahalılığının önüne geçmek, vatandaşımızı enflasyona ezdirmemek boynumuzun borcudur” demişti.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik de emekli ikramiyeleri ve asgari ücrette ikinci bir zam yapılıp yapılmayacağıyla ilgili soruya “Uzun zamandır üzerinde çalışılan konu. Cumhur İttifakı olarak açıkladık zaten. Olgunlaştığı zaman açıklanacak.” şeklinde yanıt vermişti.

Dün CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, bugün de CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer asgari ücretin yılda iki kez belirlenmesi için Meclis’e kanun teklifi vermişti.

Açlık sınırının altında

Asgari ücret bugün Türk-İş her ay yaptığı araştırmaya göre ‘açlık sınırının’ altında. 25 Şubat’ta yayınlanan son verilere göre Ocak’a asgari ücretle eşitlenen açlık sınırı Şubat’ta 4 bin 552 TL’ye çıktı. Bir başka değişle asgari ücret bugün açlık sınırının 300 TL altında. Yoksulluk sınırı da neredeyse asgari ücretin 4 katına ulaşmış durumda.

TÜİK’in 3 Mart’ta açıkladığı Şubat verilerine göre de enflasyon bir önceki aya göre yüzde 4,81, bir önceki yılın aynı ayına göre de yüzde 54,44 artmış durumda. Ancak ENAG’ın verileri TÜİK’i yalanlıyor. ENAG’a göre aylık enflasyon 5,44, yıllık enflasyonsa yüzde 123,80.

2016’ya kadar yılda iki kez belirleniyordu

İş Kanunu’nun 39. maddesi “Asgari ücret en geç iki yılda bir olmak üzere belirlenir” diyor. Yani asgari ücretin 2 yıldan daha önce bir sürede birden fazla kez belirlenmesi için herhangi bir yasal engel yok. Sadece gerekli olan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nın isteğiyle Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nun tekrardan toplanması gerekli. Zaten 2016’ya kadar asgari ücret yılda iki kez belirleniyordu.

Paylaşın