Mehmet Şimşek’e Göre Ekonomide Her Şey Yolunda

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, uygulamakta olan dezenflasyon programına ilişkin, “Programın ikinci evresindeyiz, ilerleme kayda değer. Enflasyonu yeniden tek haneye indirmeyi hedefliyoruz” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, İstanbul’da düzenlenen “Ekonominin Ön Safları: Ticaret Çatışmaları ve Yeni Küresel Rekabetler” başlıklı bir konuşma gerçekleştirdi. Küresel belirsizliğin hiç bu kadar yoğun hissedilmediğini dile getiren Şimşek, buna rağmen küresel ekonomi dirençli kaldığı için piyasa algısının hala olumlu olduğunu söyledi.

Son yıllarda küresel ekonomideki büyüme oranlarının önceki dönemlere göre daha düşük olmasından bahseden Şimşek, küresel anlamda karşılarında çok sayıda zorluğun bulunduğunu, bunlardan başlıcalarının “küresel ticaretteki korumacılık”, “yüksek küresel borçluluk”, “yaşlanan nüfus”, “yapay zekanın muhtemel yıkıcı sonuçları”, “iklim değişikliğinin etkileri” ve “jeopolitik gerilimler” olduğunu anlattı.

Şimşek, küresel ticaretteki korumacılığın artık yeni normal haline geldiğini belirterek, zaman zaman Çin ile ABD arasında olduğu gibi geçici yumuşamalar yaşansa da uzun vadeli eğilimin değişecek gibi görünmediğini bildirdi.

Bundan 20 yıl önce Çin’in küresel imalattaki payının yüzde 9’un altında olduğunu, bugün söz konusu oranın yüzde 30’un üzerine çıktığını kaydeden Şimşek, “Aynı eğilim devam ederse bu pay yüzde 45’e bile çıkabilir. Kim pay kaybetti? Genel olarak Batı. ABD’nin küresel imalattaki payı yüzde 22’den yüzde 11’e geriledi. Avrupa Birliği yaklaşık 10 puan kaybetti. Japonya da öyle. İşte korumacılığın asıl nedeni bu.” diye konuştu.

Bakan Şimşek, Çin’in son 20–25 yılda dünyanın çok daha fazla ülkesi için bir numaralı ticaret ortağı haline geldiğine dikkati çekerek, üretimin giderek Asya’ya, özellikle de Çin’e, kaydığını söyledi. Gelişmiş ülkelerde reel ücretler yerinde sayarken, gelişmekte olan ekonomilerde artışın sürdüğünü belirten Şimşek, bu dengesizliğin küreselleşmeye ve kurallı ticaret sistemine yönelik sosyal ve siyasi tepkinin başlıca kaynağına dönüştüğünü ifade etti.

Üretim kaybının yalnızca düşük katma değerli işlerin kaybı anlamına gelmediğini vurgulayan Şimşek, bu kaybın aynı zamanda ona bağlı hizmet sektörlerini de ortadan kaldırdığını belirtti. Bu nedenle korumacılığın artık kalıcı bir eğilim haline gelmiş göründüğünü dile getirdi.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, Türkiye’nin bu süreçte görece daha az kırılgan olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü: “Çünkü ihracatımızın yüzde 62’si serbest ticaret anlaşmamız olan ülkelere gidiyor. Yüzde 80’den fazlası ise yakın coğrafyamıza, Orta Asya, Orta Doğu, Kuzey Afrika gibi dost ve komşu bölgelere gidiyor. Bu bizi kısmen koruyor. Bir diğer avantajımız, hizmet ihracatımızın payının uluslararası ortalamalara göre güçlü olması. Hizmet ticareti henüz korumacılıktan etkilenmiş değil. Bu tabloyu fırsata çevirebiliriz.

Küresel ölçekte parçalanma sürüyorsa biz bölgesel entegrasyona odaklanabiliriz. Bölgesel entegrasyonu, küresel parçalanmaya panzehir olarak görüyoruz. Bu nedenle bölgesel bağlantıları güçlendiriyoruz. Körfez ülkeleri ile yeni serbest ticaret anlaşmaları yaparken, Birleşik Krallık ve AB ile mevcut anlaşmaların güncellenmesi için çalışıyoruz. Tedarik zinciri dayanıklılığını artıracak yatırımlar yapıyoruz.”

Şimşek, Irak’taki FAV Limanı’ndan Londra’ya kadar kara ve demir yolu ile Avrupa’nın her ülkesine Türkiye’den kesintisiz ulaşım sağlanabilecek Kalkınma Yolu Projesi’nin ülkeye sağlayacağı katkılardan bahsederek, Türkiye üzerinden Avrupa’ya ve Çin’e uzanan koridorlara ilişkin örnekler verdi.

Bakan Şimşek, Türkiye’nin hizmetler ihracatında çok güçlü olduğunu belirterek, bu yıl hizmet ticareti fazlasının 65 milyar dolar civarında olacağını, mal ticaretinde açık verilse de turizm, müteahhitlik, sağlık turizmi, eğitim ve yaratıcı endüstrilerde güçlü olduklarını söyledi.

Son 25 yılda küresel borcun GSYH’ye oranının dramatik şekilde artarak yüzde 324’e çıktığını dile getiren Şimşek, “Türkiye’de bu oran yüzde 89. Bu önemli bir avantaj ve altyapı, eğitim ve sağlık harcamalarına daha fazla alan açmamızı sağlıyor. Borç yükü yüksek ülkeler aynı şansa sahip değil. Biz bu alanı, yapısal reformlar, üretkenliği artıracak yatırımlar, yapay zeka ve yeşil dönüşüm için kullanıyoruz.” şeklinde konuştu.

Şimşek, küresel alanda nüfusun yaşlanmasının bir başka problem olduğunu kaydederek, “Türkiye bu konuda da avantajlı. Henüz yaklaşık 20 yıllık demografik fırsat penceremiz var. Kadın istihdamını artırmaya yönelik adımlar atıyoruz. Ayrıca gümüş ekonominin, yani yaşlı nüfus ekonomisinin küresel hacim olarak 5,5 trilyon dolardan 8,5 trilyon dolara çıkması bekleniyor. Türkiye bu alanda hem sağlık hem yaşlı bakım hizmetlerinde uluslararası bir merkez haline gelebilir.” açıklamasında bulundu.

Türkiye’nin yapay zeka, 5G, savunma sanayisi, yenilenebilir enerji gibi alanlarda yaptığı çalışmaları ve hayata geçirdiği yatırımları anlatan Şimşek, “Yenilenebilir enerji dönüşümünü hızlandırıyoruz. Güneş, rüzgar, jeotermal ekipman üretim potansiyelinde Türkiye ilk 10’da. Yeşil teknolojilerde önemli bir oyuncu olma potansiyelimiz yüksek.” ifadelerini kullandı.

Hazine ve Maliye Bakanı Şimşek, şu an uygulamakta oldukları dezenflasyon programına değinerek, “Amacımız fiyat istikrarını sağlamak, mali disiplini güçlendirmek ve cari açığı azaltmak. Bu alanda ciddi ilerleme var. Yapısal dönüşüm sürdürülebilirlik için kilit unsur. Programın ikinci evresindeyiz, ilerleme kayda değer. Enflasyonu yeniden tek haneye indirmeyi hedefliyoruz.” dedi.

İhracatta yüksek ve orta teknolojiye sahip ürünlerin payının arttığını dile getiren Şimşek, şunları kaydetti: “Türkiye yeniden doğrudan yatırımlar için bölgesel merkez olma yolunda. Son 20–25 yılda doğrudan yatırımlar yaklaşık 20 kat arttı. Yeni kredi notu artışlarıyla yatırım yapılabilir seviyeye dönmeyi hedefliyoruz.

Son 20 yılda ortalama reel büyüme yüzde 5,4 oldu. Bu, Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan dönemindeki ekonomik performansı yansıtıyor. Gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıldığında, özellikle Çin ve Hindistan hariç tutulduğunda, Türkiye’nin büyüme performansı açık biçimde önde.”

Paylaşın

Sosyal Yardıma Muhtaç Hane Sayısı 4,5 Milyonu Aştı

Giderek derinleşen ve çözülemez hale gelen ekonomik kriz, 18,2 milyon vatandaşı sosyal yardıma mahkum etti. Türkiye nüfusu göz önüne alındığında ortalama her 5 kişiden biri sosyal yardımlara muhtaç durumda.

Ekonomiye dair hedef ve politikaların detaylandığı 2026 Yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, sosyal yardıma muhtaç hane sayısının 4,5 milyonu aştığını ortaya koydu. Raporda ayrıca, Genel Sağlık Sigortası (GSS) prim borcunu ödeyemeyen kişi sayısının 9,5 milyona dayandığı vurgulandı.

BirGün’den Mustafa Bildircin’in aktardığına göre, Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı, Türkiye’deki yoksulluğun boyutlarını bir kez daha gözler önüne serdi. Program, 2026 yılı için belirlenen ekonomik hedefler ve politikalarla birlikte, sosyal destek alan hanelerin durumuna da ışık tutuyor.

Sosyal yardıma muhtaç hane sayısının, Covid-19 salgını nedeniyle sosyal yardımların artırıldığı 2022 yılı sayısını geçtiği dikkat çekiyor. Rapora göre, 2022’de 4 milyon 498 bin 852 olan sosyal yardım alan hane sayısı, 2024 sonunda 4 milyon 574 bin 684’e yükseldi.

TÜİK’in dört kişilik hane hesabıyla yapılan hesaplamaya göre, Türkiye’de sosyal yardıma muhtaç kişi sayısı 18 milyon 298 bin 736’ya ulaştı.

Paylaşın

Erdoğan’dan “Süreç” Açıklaması: Kayda Değer Mesafe Aldık

Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin yaptığı açıklamada, “Kısa sürede kayda değer mesafe aldık. Tahrikler karşısında galeyana gelmedik” ifadelerini kullandı.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İstanbul’da Atatürk Havalimanı Millet Bahçesi’nin açılış töreninde yaptığı konuşmada, Cumhur İttifakı’nın “Terörsüz Türkiye” adını verdiği sürece ilişkin konuştu. Erdoğan, konuşmasında şu ifadeleri kullandı:

“Ülkemize hizmetlerimiz sadece yollarla, binalarla, bugün burada olduğu gibi çevre projeleriyle sınırlı değil. İktidar ve ittifak olarak en büyük yatırımı milletimizin kardeşliğine yapıyoruz, Türkiye’nin güvenliğine yapıyoruz. Cumhur İttifakı olarak bundan bir sene önce başlattığımız terörsüz Türkiye sürecinde kısa sürede kayda değer mesafe aldık. Tahrikler karşısında galeyana gelmedik. Şehit yakını ve gazilerimiz başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetlerini gözettik. Özellikle bir tarafı yaparken diğer tarafı yıkmamaya itina gösterdik.

Süreci herhangi bir yol kazası yaşanmadan bugünlere başarıyla getirdik. Münfesih terör örgütü, geçtiğimiz günlerde silahlı unsurlarını ülkemizden çekmekte ve sınır hattından uzaklaştırmakta olduğunu açıkladı. İlgili birimlerimiz sahadaki gelişmeleri anbean titizlikle takip ediyor. Hedefe giden yolda atılan her olumlu adımı önemsiyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisimizde kurulan komisyon, çalışmalarına yoğun bir şekilde devam ediyor.

Son olarak perşembe günü Adalet ve Dışişleri Bakanlarımız komisyonu bilgilendirdi. Biz de külliyemizde DEM Parti heyetini kabul ettik. Kendileriyle son derece yapıcı, verimli ve geleceğe dair umut verici bir görüşme gerçekleştirdik. İnşallah bu görüşmenin yansımalarını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Cumhur İttifakı olarak ülkemizin ve milletimizin hayrına olan işlerde çabuk davranılması gerektiğine inanıyoruz.

Hassas, yapıcı, kucaklayıcı bir yaklaşımla çalışmalarımızı sürdüreceğiz. Milletimizin ödediği bedellerin boşa gitmediği, sadece sınırlarımız içinde değil, sınırlarımızın ötesinde de barışın, güvenliğin, huzurun ve kardeşliğin egemen olduğu yeni bir dönemi mutlaka başlatacağız. Bunda sonuna kadar kararlıyız. Önce terörsüz Türkiye, sonra terörsüz bölge menziline inşallah varacağız. Tüm bu stratejik adımları atarken elbette şu gerçeğin de bilincindeyiz: Hedefe yaklaştıkça hem yükümüz ağırlaşıyor hem de süreci kundaklamaya dönük çabalar yoğunlaşıyor.

Türkiye’nin yarım asırlık meselesini çözmesini istemeyen odaklar, bilhassa da FETÖ’cü alçaklar operasyonlarına hız vermiş durumdalar. Milletimizi tedirgin etmek, şehit yakınlarımızı huzursuz etmek, kamuoyunu manipüle etmek amacıyla ellerinden geleni yapıyorlar. En büyük hedefleri ise 15 Temmuz gecesi şehitlerimizin mübarek kanlarıyla harcı karılan Cumhur İttifakı’nın birliğini, beraberliğini ve insicamını bozmak. Fakat muvaffak olamayacaklar. Bir olacağız, beraber olacağız, iri olacağız, diri olacağız, hep beraber Türkiye olacağız”

Paylaşın

Dervişoğlu’ndan “Parlamenter Sistem” Çağrısı

İYİ Parti Lideri Müsavat Dervişoğlu, Türkiye’nin geleceğini kurtarmanın yolunun parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden geçtiğini belirterek, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, YouTube hesabından yayınlanan “Eşit Bakış” programında gençlerin sorularını yanıtladı. Dervişoğlu, Türkiye’nin geleceğini kurtarmanın yolunun parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden geçtiğini belirterek, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi” dedi.

Siyasette çeşitliliğe zarar veren şeyin sistemin kendisi olduğunu söyleyen Dervişoğlu, “Cenab-ı Allah nasip etsin bugün cumhurbaşkanına sunulmuş yetkilerin hiçbirini kullanmadan parlamenter demokratik sisteme nasıl geçileceğini TBMM’ye taşıyacağım. Diğer partilere de tavsiyem bu olsun. ‘Hazır yetkiler var, biraz da biz kullanalım’ türünden bir şey yok. Türkiye’nin menfaatine, Türk milletinin beklentisine cevap verecek rejimin yaşama geçirilmesi bizim için vazgeçilmez bir mecburiyettir” dedi.

“Bunların hepsi farklı farklı tartışmaları içinde barındırıyor. Seçim sistemleri hem temsilde adaleti temin etmek için hem de hükümet kurmayı, yönetmeyi kolaylaştırmak için tanzim edilir. D’Hondt sistemi de birçok ülkede uygulanır ama sistemin uygulandığı ülkelerde hükümetler genellikle parlamentodan seçilir. Bir taraftan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetileceksiniz, bir taraftan seçim sisteminiz tartışılır olacak, bir diğer taraftan hükümet meclisin içinden çıkmadığı gibi aynı zamanda meclis tarafından denetlenmiyor olacak. İşte o zaman seçim sistemleri de D’Hondt sistemi de seçim barajları da tartışma konusu olur. Madem Cumhurbaşkanı yönetiyor, madem meclis denetlemiyor; o zaman baraja ne gerek vardır türünden bir soru da kamuoyunun gündemini meşgul edebilir. Bunların hepsi haklı ve yerinde tartışmalardır.”

D’Hondt sisteminin temsilde adaletin sağlanması ve kolay iktidar çıkarabilmek için hazırlandığını söyleyen Dervişoğlu, “Türkiye’nin o şartlarına uygun ama biz şimdi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi diye tarif edilen ve ne olduğu belli olamayan bir sistemle yönetiliyoruz. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’yle yönetildiğimiz için bu baraj da yüksek bir baraj. Temsilde adaletin sağlanabilmesi bakımından gözden geçirilmesi düşünülebilir. Ama ne yaparsanız yapın, milletvekili sayısını belirleyecek olan D’Hondt sistemi uygulanması en kolay sistemdir” ifadelerini kullandı.

Stüdyoda bulunan tahtada D’Hondt sistemini anlattıktan sonra Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne yönelik eleştirilerde bulunan Dervişoğlu, “Türk siyasetinde çeşitliliğe zarar veren şey sistemin kendisi. Türkiye’nin geleceğini kurtarmak adına parlamenter demokratik sistemin yaşama geçmesinden yanayım -ki olası iktidarınızda dedeniz; Cenab-ı Allah nasip etsin bugün cumhurbaşkanına sunulmuş yetkilerin hiçbirini kullanmadan parlamenter demokratik sisteme nasıl geçileceğini TBMM’ye taşıyacağım. Diğer partilere de tavsiyem bu olsun. ‘Hazır yetkiler var, biraz da biz kullanalım’ türünden bir şey yok. Türkiye’nin menfaatine, Türk milletinin beklentisine cevap verecek rejimin yaşama geçirilmesi bizim için vazgeçilmez bir mecburiyettir” dedi.

Paylaşın

Eurofighter’ların Türkiye’ye Maliyeti 5,4 Milyar Sterlin

Türkiye’nin İngiltere’den 20 Eurofighter savaş uçağı almasına yönelik anlaşmanın bedelinin 5,4 milyar sterlin olduğu bildirildi. Katar ve Umman’dan alınacak Eurofighter’larla ilgili çalışmaların da devam ettiği duyuruldu.

Millî Savunma Bakanlığı (MSB), İngiltere’yle hafta başında imzalanan Eurofighter anlaşmasının bedeline ilişkin açıklamada bulundu.

“Hava Kuvvetleri Komutanlığının harekat ihtiyacının karşılanması maksadıyla imzalanan anlaşmanın tedarik içeriğinde 20 adet yeni üretim Eurofighter Typhoon uçağı, uçaklara ait görev ekipmanları ve muhtelif çeşit ve miktarda mühimmatlar bulunduğu” belirtilen açıklamada, proje bedeli “yaklaşık 5,4 milyar sterlin” olarak ifade edildi.

Bakanlığın açıklamasında Katar ve Umman’dan alınacak Eurofighter Typhoon’larla ilgili çalışmaların da devam ettiği belirtildi. Türkiye’nin bu iki ülkeden 12’şer ikinci el Eurofighter Typhoon uçağı alması bekleniyor.

Londra, Türkiye’yle imzalanan anlaşmanın bedelinin 8 milyar sterlini bulduğunu açıklamıştı. İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in ofisinden yapılan açıklamada anlaşma sayesinde İngiltere’de on binlerce kişinin istihdamının uzun yıllar güvence altına alındığı belirtilerek “Bu, bir nesildir yapılan en büyük savaş uçağı ihracat anlaşması oldu” denilmişti.

MSB’nin açıklamasında Suriye’deki güncel duruma da yer verildi. Bakanlık, Suriye ordusundan bazı birliklerin Türkiye’de askerî eğitim aldığını duyurdu.

Şam’ın “tüm kurum ve birimleri ile yeniden yapılanmaya, ülkede istikrar ve güvenliğin tesisine yönelik gayretli çalışmalarına devam ettiği” belirtilen açıklamada, “13 Ağustos 2025 tarihinde ‘Ortak Eğitim ve Danışmanlık Mutabakat Muhtırası’ imzalanması sonrası Suriye hükümetinin talepleri doğrultusunda, savunma ve güvenlik kapasitesini artırmaya yönelik eğitim, ziyaret, danışmanlık ve teknik destek faaliyetleri sürdürülmektedir” denildi.

Bu kapsamda, Suriye ordusunun bir kısım birliklerinin ordunun kapasite geliştirme ihtiyacını karşılamak amacıyla “Türk Silahlı Kuvvetlerine ait kışla ve eğitim alanlarından faydalanarak Türkiye’de askerî eğitimler icra ettiği” kaydedildi.

Bakanlığın açıklamasında, “Bununla birlikte, ‘terör örgütü SDG’nin Suriye Geçici Hükümetine entegrasyonu’ ile ilgili hususlar Bakanlığımız tarafından dikkatle ve hassasiyetle takip edilmektedir” ifadelerine yer verildi. PKK’nın silah bırakma ve fesih sürecinin de Türk devletinin “ilgili kurumları tarafından büyük bir dikkatle yönetilmekte ve takip edilmekte” olduğu aktarıldı.

Paylaşın

Kış Hastalıklarını Önlemek İçin Etkili Stratejiler

Kış aylarında, genellikle virüsler yoluyla bulaşan ve bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi faktörlerden kaynaklanan soğuk algınlığı, grip, bronşit ve diğer solunum yolu enfeksiyonları sık görülür.

Haber Merkezi / Aşağıda sıralanan stratejileri düzenli uyguladığınızda kış hastalıkları riskini yüzde 50’ye varan oranda azaltabilirsiniz.

En Güçlü Koruma:

Grip aşısı yaptırın: Her yıl sonbaharda grip aşısı olun. DSÖ’ye göre, aşı grip riskini %40-60 oranında azaltır ve ağır seyri önler.
Diğer aşılar: 65 yaş üstü, kronik hastalığı olanlar veya çocuklar için pnömokok ve COVID-19 aşılarını ihmal etmeyin. Aşılar, toplu bağışıklık sağlayarak yayılmayı engeller.

Hijyen Kurallarına Uyum:

Ellerinizi sık yıkayın: Sabun ve suyla en az 20 saniye yıkayın. Alkol bazlı dezenfektanlar da etkili (en az %60 alkol içermeli).
Yüzünüze dokunmayın: Göz, burun ve ağza dokunmak virüs girişini kolaylaştırır.
Öksürük/hapşırık etiği: Dirseğinizle veya mendille ağzınızı kapatın, mendili hemen atın.

Bağışıklık Sistemini Güçlendirme:

Dengeli beslenme: C vitamini (portakal, kivi, brokoli), D vitamini (güneş ışığı, somon, yumurta), çinko (et, kuruyemiş) ve probiyotikler (yoğurt, kefir) tüketin. Harvard Tıp Fakültesi çalışmaları, yetersiz beslenmenin enfeksiyon riskini artırdığını gösterir.
Yeterli uyku: Günde 7-9 saat uyuyun. Uyku eksikliği bağışıklık hücrelerini %70’e varan oranda azaltır (CDC verileri).
Egzersiz: Haftada 150 dakika orta yoğunlukta yürüyüş veya spor yapın. Düzenli hareket, bağışıklık hücrelerini aktive eder.

Çevresel Önlemler:

Kapalı alanları havalandırın: Pencereleri açarak hava sirkülasyonu sağlayın; virüsler nemli ve havasız ortamlarda uzun süre yaşar.
Nem seviyesini koruyun: Ortam nemini %40-60 arasında tutun (nemlendirici cihazlarla). Kuru hava mukozaları tahriş eder ve virüs girişini kolaylaştırır.
Kalabalıklardan uzak durun: Toplu taşıma veya kapalı etkinliklerde maske takın, özellikle salgın dönemlerinde.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri:

Sigara ve alkolden kaçının: Sigara solunum yollarını zayıflatır; pasif içicilik bile riski artırır.
Stresi yönetin: Meditasyon veya yoga gibi yöntemler kortizol seviyesini düşürür, bağışıklığı destekler.
Bol su için: Günde 2-3 litre su, mukozaları nemli tutar ve toksin atımını hızlandırır.

Ek İpuçları ve Uyarılar:

Semptomlarda doktora gidin: Ateş, öksürük veya nefes darlığı olursa hemen tıbbi yardım alın; erken müdahale komplikasyonları önler.
Çocuklar ve yaşlılar için ekstra dikkat: Bu gruplar daha hassastır; ellerini yıkamayı oyunlaştırarak öğretin.
Takviyeler: Doktor onayı olmadan yüksek doz vitamin almayın; aşırı kullanım zarar verebilir.

Paylaşın

Erdoğan’dan “İmamoğlu” Yorumu: Devletin Eli Kolu Bağlı Kalamaz

Erdoğan, Ekrem İmamoğlu’nun durumu hakkındaki soruya, “Kim hangi makamda olursa olsun, bir hukuk devletinde hukuku ayaklar altına alamazsınız. Hangi makamda olursanız olun yargı makamları ne gerekiyorsa onu yapmak zorunda. İstanbul’daki süreç böyle işledi” dedi.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz’i Ankara’da ağırladı. İki ülke heyetleri arasındaki görüşmenin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Erdoğan ve Merz açıklamalarda bulundu. Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan bölümler şöyle:

“Kıymetli basın mensupları Türkiye ile Almanya arasında müstesna ekonomik ve ticari ilişkiler ise olumlu seyrini sürdürüyor. Almanya, Türkiye’nin Avrupa’daki en büyük ticaret ortağıdır. 50 milyar dolara ulaşan ticaret hacmimizi yakın vadede 60 milyar dolara çıkarmayı hedefliyoruz. Bu minvalde, gerek ticaretimizi gerek müşterek yatırımları bir üst seviyeye taşıyacak savunma iş birliği konusunu Sayın Şansölye ile değerlendirdik.

Avrupa’da değişen güvenlik koşulları ışığında, savunma sanayi ürünlerinin tedarikinde geçmişte yaşanan sıkıntıları geride bırakarak ortak projelere odaklanmamız gerekiyor. Eurofighter uçaklarının temin süreci gibi Almanya’nın son dönemde bu alanda attığı olumlu adımları memnuniyetle karşılıyoruz.

Bölgesel ve küresel meselelerde de fikir alışverişinde bulunduk. Türkiye olarak Gazze’deki soykırımı ilk günden itibaren uluslararası gündeme taşıdık. Ateşkesin sağlanması ve insani yardımların bölgeye ulaştırılması için yoğun çaba gösterdik. Bu mezalimin yeniden yaşanmaması ve bölgede kalıcı barışın anahtarı olan iki devletli çözüme dair görüşlerimizi kendilerine aktardık. Bölgeye yardımların kesintisiz ulaştırılması gibi, yeniden yapılanma sürecinde de herkesin taşın altına elini koyması gerektiğini ifade ettim.

Sayın Şansölye ile komşumuz Suriye’deki gelişmeleri de ele aldım. Devrimden bu yana geçen 11 ayda, Cumhurbaşkanı Sayın Şara’nın liderliğinde Suriye; kalıcı barış, huzur ve ekonomik kalkınma yolunda ciddi ilerlemeler kaydetti. Yaptırımların kalkmasına paralel olarak bu sürecin daha da hızlanacağı inancındayız. Ülkenin toprak bütünlüğü ve birliğinin muhafazası suretiyle Suriye halkının tüm fertlerinin refah ve esenliği bizim için öncelikli hedeftir. Bu noktada, 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmasına büyük önem atfediyoruz. Bu yönde verilen mesajları dikkatle takip ediyoruz. Almanya’nın da Suriye konusunda bizimle eşgüdüm içinde çalışmaya atfettiği önemin farkındayız.

Merz’in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle; “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beni Türkiye’ye davetinden dolayı teşekkür ediyorum. Dostane misafirperverliğiniz için çok teşekkürler. Bu özel bir gün, çünkü ortak tarihimizi bugüne kadar şekillendiren bir dönüm noktasını hatırlıyoruz. Bu, söylediğimiz gibi iş gücü anlaşmasının başlangıcıydı. O zamanlar “misafir işçi” olarak tanımladığımız insanlar çağrıldı, ama sadece işçiler değil, aileleriyle birlikte insanlar Almanya’ya geldi. Bu insanlar olmasaydı, bu aileler olmasaydı, Almanya 60 yıl önce ekonomik kalkınmayı aynı şekilde başaramazdı. Bugün o zaman gelen insanlar artık üçüncü kuşakta Almanya’da yaşıyorlar.

Bazıları tarih yazıyor; örneğin bilim insanları arasında BioNTech kurucuları Sayın Uğur Şahin ve Profesör Doktor Özlem Türeci gibi. Bazıları hemşire, polis memuru olarak toplumumuzda sorumluluk taşıyorlar. Ve büyük bir çoğunluğu artık kendilerini devletimizin ve ülkemizin bir parçası, vatandaşları olarak görüyorlar. Çünkü onlar bu toplumun bir parçası.

Burada sağlam bir temel üzerinde inşa edebiliriz. Toplumlarımız ve ekonomilerimiz, az önce de söylediğim gibi, çok yakın bağlar içindedir. Aynı zamanda NATO’da da çok yakın müttefikleriz. Türkiye, neredeyse bizi meşgul eden bütün dış politika ve güvenlik politikası konularında çok önemli bir aktördür. Bu temel üzerinde çalışmaya devam edeceğiz ve yeniden bir stratejik diyalog başlatacağız. Güvenlik politikaları alanında daha yakın iş birliği içinde olacağız. Örneğin, daha önce de değindiğimiz Eurofighter uçaklarının alımı konusunda.

Tabii ki bu ortaklığın birçok fırsat sunduğunu da belirtmek istiyorum. Örneğin, ulaştırma ve demiryolları konusunda önemli gelişmeler yaşayabiliriz. Birçok açıdan bu yeni jeopolitik durumda daha yakın bir iş birliği içinde olmayı sağduyu gerektiriyor. Bu, her iki tarafın da stratejik çıkarınadır. Türkiye ile Almanya arasındaki olgun bir ortaklık, tabii ki hassas konuları da açık ve güvene dayalı bir şekilde ele almamızı gerektiriyor. Heyetlerimiz arasında ve baş başa görüşmemizde de bunu yaptık.

Almanya ve Türkiye, NATO müttefikleri olarak aynı çıkarlara sahiptir. Ankara’da da biliniyor ki, Rusya’nın militan revizyonizmi Avrupa’nın ve Atlantik bölgesinin güvenliğini bir bütün olarak tehdit ediyor. Bu nedenle, Lahey’deki NATO Zirvesi’nde verilen kararları kararlılıkla uyguluyoruz. Bu bağlamda, Almanya’nın da onayını verdikten sonra Türkiye’nin 20 Eurofighter uçağını alma kararından dolayı mutluluk duymaktayız. Şu konuda hemfikiriz: Bu uçaklar hepimizin ortak güvenliğine hizmet edecektir.

Orta Doğu’daki durumu da ele aldık. Rehinelerin serbest bırakılması ve ateşkesin ilerleme kaydetmesi çok olumlu gelişmeler. İlk defa kalıcı bir barış umudu var. Sayın Cumhurbaşkanı’na, Türkiye’nin bu süreçte oynadığı rol için teşekkür ettim. Türkiye, Katar, Mısır ve ABD olmasaydı bu süreç gerçekleşemezdi. Bunun için çok teşekkür ediyorum; bunu mümkün kıldığınız için.

Türkiye’nin bu konuda yine imkânlarını kullanarak, örneğin Hamas’ın silahsızlanması yani sürecin ikinci aşamasına geçilmesi için etkisini kullanmasını arzu ediyoruz. Çünkü durum hâlâ son derece kırılgan. Son çatışmalar da bunu gösteriyor. Bu nedenle umutlu olmalıyız ki burada kalıcı bir barış sağlansın. Federal Hükûmet de bu barışın sürmesi için elinden geleni yapacaktır.

Son olarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği perspektifine değinmek istiyorum. Ben ve Federal Hükûmet olarak Türkiye’yi Avrupa Birliği’nin yanında, bu yolda ilerlerken görmek istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı’na, bu konuda Avrupa düzeyinde bir stratejik diyalog arzu ettiğimi ifade ettim. Kopenhag kriterlerine koşul olarak değindik ve bu konuları bundan böyle de ele almaya devam edeceğiz. Dışişleri Bakanlarımızın stratejik diyaloğunun yeniden başlatılmasını ve JETCO toplantılarının da yakın zamanda beşinci kez toplanmasını arzu ediyoruz. Federal Hükûmet nezdinde de bu konuya değineceğim.”

Soru / Cevap

Konuşmaların ardından soru-cevap kısmına geçildi. İlk soruyu soran Alman gazeteci, Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Türkiye’nin AB’ye üye olma perspektifini hatırlatarak “Türkiye, Avrupa Birliği’nden ne istiyor ve birliğe ne sunuyor?” sorusunu sordu ve Türkiye’de hukukun üstünlüğü sorunları olduğunu söyleyerek İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklu olduğunu hatırlatarak Başbakan Merz’e döndü. Erdoğan, Alman gazetecinin sorularına şu ifadelerle yanıt verdi:

“Kopenhag kriterleri bizim için olumsuz bir yaklaşım süreci değil, eğer bu kriterler noktasında Türkiye’ye yaklaşılıyorsa bizim de Ankara kriterlerimiz vardır” dedik. Ankara kriterleriyle biz Avrupa ve dünyaya açılırız. Çünkü Türkiye sıradan bir Avrupa veya Asya ülkesi değil. Türkiye Avrupa’da, Asya’da her noktada bu süreci dünyada en iyi işleten ve işleyen bir demokrasi ülkesidir. Bu konuyla ilgili de herhangi bir sıkıntısı yoktur.

İBB ile ilgili bir sorunuz oldu. Herhalde kim hangi makamda olursa olsun, bir hukuk devletinde hukuku ayaklar altına alamazsınız. Hangi makamda olursanız olun, eğer hukuku ayaklar altına alırsanız yargı devletinde yargı makamları ne gerekiyorsa onu yapmak zorundadır. Eğer yapmazlarsa bu defa yolsuzluk, hırsızlık, her tür yanlış alır başını gider. Nitekim İstanbul’daki süreç böyle işlemiştir. Şu anda da bu süreci yargı kendisine yansıdığı şekilde işletmektedir ve gereğini de yapmaktadır.

Örneğin son dönemde hakemler olayı çıkmıştır. Bu olayda da yine futbol sahalarında neler oluyor ve bütün bunlar olurken eli kolu bağlı olarak herhalde bir devlet bunu takip edemez, ne gerekiyorsa yapması lazım. Şu anda da bu yapılmıştır. Vatandaş tribünlerdeki bu gelişmeyi görünce şimdi çok da mutlu olmaktadır. Neler oluyor neler, demeye başlamıştır.”

Paylaşın

Sıcaklık Artışına Bağlı Ölümler Yüzde 23 Arttı

2025 tarihli Lancet Countdown İklim ve Sağlık Raporu, iklim krizinin sağlık üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koyarak küresel sıcaklık artışının dünya genelinde her dakika bir kişinin ölümüne yol açtığını açıkladı.

Avustralya Sydney Üniversitesi’nden Prof. Ollie Jay, ısı stresinin herkesi etkileyebileceğini ve ölümcül olabileceğini belirterek, “Çoğu insan bunun farkında değil ama her sıcaklığa bağlı ölüm aslında önlenebilir” dedi.

University College London (UCL) ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) iş birliğiyle hazırlanan 2025 tarihli Lancet Countdown İklim ve Sağlık Raporu, iklim krizinin sağlık üzerindeki yıkıcı etkilerini ortaya koyarak küresel sıcaklık artışının dünya genelinde her dakika bir kişinin ölümüne yol açtığını açıkladı. Rapor, milyonlarca insanın hâlâ fosil yakıtlara olan bağımlılık nedeniyle yaşamını kaybettiğine dikkat çekiyor.

Raporda, fosil yakıt kullanımının sadece küresel ısınmayı artırmakla kalmayıp, aynı zamanda zehirli hava kirliliğini, orman yangınlarını ve dang humması gibi hastalıkların yayılımını da tetiklediği belirtildi.

UCL’den Dr. Marina Romanello, bulgulara ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bu rapor, dünyanın dört bir yanında insan hayatını ve geçim kaynaklarını yok eden yıkıcı tabloyu açıkça ortaya koyuyor. İklim değişikliğini hafifletme ve uyum sağlama konusundaki gecikmeler, her yıl milyonlarca gereksiz ölüme yol açıyor” ifadelerini kullandı.

Araştırmanın çarpıcı verilerine göre, 1990’lardan bu yana sıcaklığa bağlı ölümlerin oranı yüzde 23 artış gösterdi.

Ortalama Can Kaybı: 2012–2021 yılları arasında her yıl ortalama 546 bin kişi aşırı sıcaklıklar nedeniyle hayatını kaybetti. Bu sayı, yılda her dakika bir ölüme denk geliyor.

Önlenebilir Ölümler: Avustralya Sydney Üniversitesi’nden Prof. Ollie Jay, ısı stresinin herkesi etkileyebileceğini ve ölümcül olabileceğini belirterek, “Çoğu insan bunun farkında değil ama her sıcaklığa bağlı ölüm aslında önlenebilir” dedi.

The Guardian’daki habere göre; rapor, iklim krizine rağmen hükümetlerin fosil yakıt desteğini sürdürdüğünü gözler önüne serdi. 2023 yılında hükümetler, fosil yakıt şirketlerine günde 2,5 milyar dolar doğrudan sübvansiyon sağladı. İlginç bir şekilde, aynı yıl yüksek sıcaklıklar nedeniyle tarım ve inşaat gibi sektörlerde çalışanların verim kaybı da aynı miktarda (2,5 milyar dolar) ekonomik zarara yol açtı.

Toplamda, 2023’te dünya genelinde sağlanan fosil yakıt desteği 956 milyar dolar oldu. Bu miktar, 2024’teki COP29 zirvesinde iklimden en çok etkilenen ülkelere taahhüt edilen 300 milyar doların üç katından fazla.

İklim krizinin gıda ve geçim kaynakları üzerindeki baskısı artmaya devam ediyor:

Gıda Güvensizliği: Kuraklık ve sıcak hava dalgalarının tarım ürünlerini ve hayvancılığı etkilemesi sonucu, 2023 yılında 123 milyon kişi daha gıda güvensizliği yaşadı.

Duman Kaynaklı Ölümler: 2024 yılında artan sıcaklık ve yangınlar nedeniyle 154 bin kişi duman kaynaklı nedenlerle hayatını kaybetti.

İklim krizine karşı çözüm yollarının da olduğunu vurgulayan Dr. Romanello, “Eğer fosil yakıt finansmanını sürdürürsek sağlıklı bir gelecek mümkün olmayacak” uyarısında bulundu.

Romanello, temiz enerji, şehirlerin iklime uyumlu hale getirilmesi ve daha sürdürülebilir beslenme alışkanlıklarının çözümün bir parçası olduğunu vurguladı. Romanello, umudun yerel toplulukların ve sağlık çalışanlarının sahada gördükleri gerçekler karşısında harekete geçmesinde yattığını belirtti.

Paylaşın

Türkiye, Hukukun Üstünlüğünde 118. Sıraya Geriledi

Hukukun üstünlüğü sıralamasında, 2024 yılında 117. sırada yer alan Türkiye, 2025 yılında 118. sıraya geriledi. 2015 yılında 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Dünya Adalet Projesi’nin (World Justice Project – WJP) 2025 Hukukun Üstünlüğü Endeksi raporu, Türkiye’nin son on yıldaki karnesini gözler önüne serdi. Salı günü yayımlanan verilere göre Türkiye, 2024’te 117. sırada bulunurken bu yıl bir sıra daha gerileyerek 143 ülke arasında 118. sıraya düştü. Raporun en çarpıcı detayı ise 10 yıllık gerileme oldu. 2015’te 80. sırada olan Türkiye, 10 yılda toplam 38 sıra birden kaybetti.

Türkiye, Doğu Avrupa ve Orta Asya bölgesinde yer alan 15 ülke arasında 14’üncü; üst-orta gelir grubundaki 41 ülke arasında ise 37’nci sırada bulunuyor. Bu veriler, Türkiye’nin hem küresel hem bölgesel sıralamalarda son sıralarda yer aldığını gösteriyor.

Türkiye, 2015 yılında aynı endekste 0,46 puanla 80’inci sırada yer alıyordu. Aradan geçen on yılda puanı kademeli olarak düşerken, sıralamada toplam 38 basamak geriledi. Özellikle 2016’daki 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşanan olağanüstü dönem, Türkiye’nin hukuk devleti göstergelerinde en keskin düşüşü getirdi. Ülke, o yıl yalnızca bir yılda 19 sıra birden gerileyerek 99’uncu sıraya düşmüştü.

Endekste ülkeler; hükümetin yetkilerinin sınırlandırılması, yolsuzlukla mücadele, açık yönetim, temel haklar, güvenlik, düzenleyici uygulamalar, medeni adalet ve ceza adaleti olmak üzere sekiz ana başlıkta değerlendiriliyor.

750×444-cmsv2-a95bd82b-eea4-549b-9cfd-2a5eef9b3bdd-9527682.webpTürkiye’nin 2025’e ait WJP endeksi
Türkiye, bu başlıklar arasında özellikle “Temel Haklar” kategorisinde kötü bir performans sergiledi ve 143 ülke arasında 134’üncü sırada yer aldı. Bu başlık, ayrımcılığın önlenmesi, adil yargılanma hakkı, ifade ve inanç özgürlüğü, toplanma hakkı, mahremiyetin korunması ve çalışma haklarının güvence altında olması gibi göstergeleri kapsıyor.

Türkiye, 2024–2025 döneminde puanı yüzde 1,9 oranında düşen ülkeler arasında yer aldı. Bu oranla Türkiye, Sırbistan’ın ardından hukukun üstünlüğünde en çok gerileyen ikinci ülke oldu.

Benzer şekilde Macaristan ve Burkina Faso yüzde 2,0, ABD ve Meksika yüzde 2,8, Sudan yüzde 4,4, Rusya ise yüzde 4,9 oranında düşüş kaydetti. Buna karşın, Dominik Cumhuriyeti yüzde 2,1 artışla hukukun üstünlüğünde en çok ilerleme kaydeden ülke oldu.

Senegal, Sierra Leone, Bangladeş, Gabon ve Kuzey Makedonya gibi ülkeler de küçük ama istikrarlı iyileşme gösterdi.

Dünya Adalet Projesi, endeksteki genel tabloya ilişkin yaptığı açıklamada, son bir yılda küresel düzeyde hukukun üstünlüğü göstergelerinde gerileme eğiliminin sürdüğünü belirtti. Kurumun raporuna göre, “demokratik kurumların zayıflaması, yargı bağımsızlığının gerilemesi ve ifade özgürlüğü üzerindeki baskıların artması, birçok ülkede gerilemenin temel nedenleri arasında.”

Paylaşın

Avrupa Birliği’nden Türkiye’nin Adaylık Süreciyle İlgili Çarpıcı Rapor

Avrupa Birliği’nin (AB) “2025 Aktüel Durum” başlıklı raporunda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu görüldü.

Raporda, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı.

Raporda ayrıca, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtildi.

Avrupa Birliği (AB), “2025 aktüel durum” başlıklı genişleme raporunu yayınladı. Raporda, Türkiye’nin genişleme sürecindeki haritada yer alan yeni adaylar (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Gürcistan, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan ve Ukrayna) arasında “kırmızıya alınan tek ülke” olduğu ve yanına “Adaylık süreci durduruldu” notunun düşüldüğü görüldü.

AB, 2005 yılında başlayan Türkiye ile üyelik müzakerelerinin durdurulma gerekçesini açıkça belirterek, Türkiye’deki reformlardan memnun olmadığını vurguladı. Raporda, özellikle demokrasi, hukukun üstünlüğü ve temel haklar alanlarındaki ciddi gerilemeye dikkat çekildi:

Tartışmalı ceza kanunu maddelerinin kaldırılması veya değiştirilmesi gerektiği belirtildi. Bir Avrupa demokrasisinde eleştirmenlerin ve akademisyenlerin siyasi zulme uğramasının kabul edilemez olduğu net bir dille ifade edildi.

Türkiye’nin AB’den giderek uzaklaştığı vurgulanarak, “demokrasi, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yargı bağımsızlığı alanında ciddi gerilemeler yaşanması nedeniyle başka fasılların açılmasının söz konusu olamayacağı” kaydedildi.

Raporda, Türkiye’nin yargı reformu, yolsuzlukla mücadele, kadınlar, çocuklar ve sendikalar için daha güçlü haklar konusunda iyileştirmeye ihtiyaç duyduğu belirtilirken, ülkenin “ayrı bir partner olarak tutulmasının ise faydalı olduğuna” değinildi.

Raporda, diğer aday ülkelerden Sırbistan ve Karadağ’ın üyelik sürecinde en ileri seviyede olduğu; Kuzey Makedonya ve Arnavutluk’un ise başlangıç sinyalini beklediği ifade edildi. Ukrayna ve Gürcistan ile müzakerelerin geçen yıl başlatıldığı hatırlatıldı.

Paylaşın