Gençlerin Yüzde 50’si İnternetin Hiç İcat Edilmemiş Olmasını İstiyor

Gençlerin yüzde 50’si sosyal medya kullanımına “sokağa çıkma yasağı” gibi bir sınırlama getirilmesini desteklerken, yüzde 47’si gençliklerini internetsiz bir dünyada geçirmeyi tercih edeceklerini söyledi.

İngiltere’de yapılan yeni bir anket, 16-21 yaş aralığındaki gençlerin neredeyse yarısının internetin hiç var olmamış olmasını tercih edeceğini ortaya koydu. British Standards Institution (BSI) tarafından yürütülen ankete göre, katılımcıların yüzde 68’i sosyal medyada zaman geçirdikten sonra kendilerini daha kötü hissettiklerini belirtti.

Gençlerin yüzde 50’si sosyal medya kullanımına “sokağa çıkma yasağı” gibi bir sınırlama getirilmesini desteklerken, yüzde 47’si gençliklerini internetsiz bir dünyada geçirmeyi tercih edeceklerini söyledi.

Smart Phone Free Childhood (Akıllı Telefonsuz Çocukluk) girişiminin kurucularından Daisy Greenwell, sonuçlarla ilgili yaptığı açıklamada, “Gençlerin neredeyse yarısının internetsiz bir dünyada büyümeyi tercih etmesi, hepimiz için bir uyarı olmalı. Çocukların her gün saatlerini dijital alanlarda geçirmesini normalleştirdik” ifadelerini kullandı.

Araştırmalar, küçük yaşta aşırı tablet kullanımı ile duygusal ve sosyal sorunlar arasında bağlantı olduğunu gösteriyor. Ergenlik dönemine geçildiğinde ise internet kullanımı daha da riskli hale geliyor. Gençler hem çevrimiçi sorunlarla, hem de aşırılıkçı içeriklere yönlendiren algoritmalarla karşı karşıya kalabiliyor.

Yapay zekanın yükselişi de bu tabloya yeni etik problemler ekliyor. Özellikle çocuklara yönelik gibi görünen bazı yapay zeka sohbet uygulamalarında suistimal vakaları yaşandı. Bunlardan en çarpıcısı, bir gencin bir chatbot ile sağlıksız bir bağ kurduktan sonra intihar etmesiyle sonuçlanan ve halen süren bir dava.

Ankete katılan gençlerin üçte ikisi günde iki saatten fazla sosyal medyada vakit geçirdiğini söyledi. Kadın katılımcıların yüzde 37’si, erkeklerin ise yüzde 28’i çevrimiçi tacize uğradığını bildirdi.

Sosyal medya kullanımının, doğrudan depresyon belirtilerini artırdığına dair uzun vadeli bilimsel bulgular da mevcut. 12 bin çocuğu üç yıl boyunca takip eden bir araştırma, sosyal medya kullanım süresi arttıkça depresyon belirtilerinin de yükseldiğini ortaya koydu.

Greenwell, “Gençler artık sınırlar, yaş kontrolü, anlamlı sınırlamalar ve gerçek koruma talep ediyor. Değişime hazırlar” dedi.

Ancak uzmanlara göre sadece bir dijital sokağa çıkma yasağı ile bu sorunların üstesinden gelmek mümkün değil. NSPCC’nin (Çocukları İstismardan Koruma Ulusal Derneği) çevrimiçi çocuk güvenliği politikaları yöneticisi Rani Govender, The Guardian’a yaptığı açıklamada, “Dijital kısıtlama tek başına çocukları internette karşılaşacakları risklerden koruyamaz. Bu risklerle günün başka saatlerinde de karşılaşacaklar ve etkileri aynı olacaktır” ifadelerini kullandı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Her Beş Haneden Biri Tek Kişilik

Türkiye’de ortalama hane halkı büyüklüğü 2010’da 3,68 iken 2024’te 3,11’e düştü. Günümüzde her beş haneden biri tek kişilik. Özellikle genç yetişkinler ve yaşlı kadınlar arasında yalnız yaşam biçimi yaygınlaşıyor.

Toplumsal Düşünce ve Araştırmalar Merkezi (TODAM) tarafından hazırlanan “Toplumun Görünümü 2024” raporuna göre, Türkiye’de demografik yapı, aile formları ve sosyal kırılganlıklar önemli ölçüde değişiyor. Enes Koru ve Şüheda Nur Uzuntaş’ın hazırladığı raporda eğitim, sağlık, demografi, ekonomi, göç, hane yapısı, hukuk ve çalışma hayatı gibi birçok başlıkta toplumsal dönüşüm mercek altına alındı.

Rapora göre Türkiye’de nüfus artış hızı yüzde 1,1’e kadar gerilerken, doğurganlık oranı 1,51 ile nüfus yenilenme eşiği olan 2,1’in oldukça altında kaldı. 0-14 yaş grubunun oranı yüzde 20,9’a inerken, 65 yaş ve üzeri nüfus oranı yüzde 10,6’ya çıktı. Ortanca yaş 34 olurken, 40-44 yaş grubu nüfus piramidinde en geniş yaş dilimi oldu.

Aile yapısında da önemli dönüşümler gözlemleniyor. “Anne-baba-çocuk” tipindeki klasik çekirdek ailelerin oranı 2014’te yüzde 45 iken 2024’te yüzde 38’e geriledi. Ortalama hane halkı büyüklüğü 2010’da 3,68 iken 2024’te 3,11’e düştü. Günümüzde her beş haneden biri tek kişilik. Özellikle genç yetişkinler ve yaşlı kadınlar arasında yalnız yaşam biçimi yaygınlaşıyor.

Boşanma oranları artarken, evlilikler gecikiyor. 2023 verilerine göre kaba evlenme hızı binde 6,63, boşanma hızı ise binde 2,01 olarak kaydedildi. Evlenen çift sayısı 565 bin iken boşanan çift sayısı 171 bin oldu. Kadınlarda ilk evlenme yaşı 25,8’e, erkeklerde 28,3’e yükselirken; ortalama ilk doğum yaşı 29,2’ye çıktı. Bu durum, evlilik ve annelik sürecinin giderek ertelendiğini gösteriyor.

Raporda yer alan diğer bulgular şöyle:

Konut ve gıda giderleri yüksek: Hane halkı harcamalarında en yüksek pay konut/kira ve gıda harcamalarına ait. Temel ihtiyaçlar, keyfi harcamalara yer bırakmıyor.

Ev sahipliği oranı düşüyor: Kira artışları ve konut fiyatlarındaki yükseliş, barınma güvenliğini tehdit ediyor. Özellikle düşük gelirli haneler bu durumdan olumsuz etkileniyor.

Yoksulluk ve sosyal dışlanma riski sürüyor: 2024 itibarıyla çocukların yüzde 38,9’u hâlâ maddi yoksunluk, düşük gelir veya işsizlik gibi nedenlerle kırılgan durumda. Yaşlıların dörtte biri de benzer risklerle karşı karşıya.

Çocuk işçiliği artıyor: 15-17 yaş grubundaki çocukların iş gücüne katılım oranı yüzde 19,6’ya çıktı.

Genç işsizliği ve eğitimsizlik: 15-24 yaş grubundaki gençlerin yüzde 22,9’u ne eğitimde ne istihdamda yer alıyor.

Paylaşın

Türkiye, Hazırlık Maçında ABD’yi Mağlup Etti

2026 FIFA Dünya Kupası Elemeleri kapsamında ABD ile Türkiye, Pratt & Whitney Stadyumu’nda karşı karşıya geldi. Hakem Fernando Moron’un yönettiği karşılaşmadan Türkiye, 2 – 1 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / Türkiye’nin gollerini 25. dakikada Arda Güler ve 27. dakikada Kerem Aktürkoğlu, ABD’nin tek golünü ise 1. dakikada Jack McGlynn kaydetti.

A Milli Erkek Futbol Takımı Teknik Direktörü Vincenzo Montella, ABD maçının ardından yaptığı açıklamada, “Bu galibiyeti Türk halkına armağan ediyoruz” dedi.

Türkiye, ABD ile tarihinde 5 kez karşı karşıya geldi. İki ülke arasında 1’i resmî ve 4’ü özel oynanan 5 maçın 2’sini Türkiye, 2’sini ABD kazandı, 1 müsabaka ise berabere bitti. Türkiye’nin toplam 7 golüne, ABD 7 golle yanıt verdi.

2. dakikada Tillman’ın pasında topla buluşan McGlynn’ın ceza sahası dışı sağ çaprazdan vuruşunda meşin yuvarlak ağlara gitti. 1-0

25. dakikada ABD takımı savunmadan çıkarken Cardoso’nun kendi ceza sahası içinde uzaklaştırmak istediği top, pres yapan Arda Güler’in dizine çarptı. Kaleye yönelen meşin yuvarlak Freese’yi geçtikten sonra uzak kale direğine de çarparak filelere gitti. 1-1

27. dakikada ceza sahası sağ çaprazdan Oğuz Aydın’ın şutunda savunmadan dönen topu arka direkte Kerem Aktürkoğlu ağlara gönderdi. 1-2

Stat: Pratt & Whitney

Hakemler: Fernando Moron, Andres Vargas, Alejandro Camarena

ABD: Freese, Richards, McGlynn (Quinn Sullivan dk. 65), Luna (Nathan Harriel dk. 65), Robinson (Mark McKenzie dk. 46), Luca de la Torre, Johnny Cardoso (Tyler Adams dk. 46), Freeman, Tillman, Agyemang (Brian White dk. 74), Arfsten (Haji Wright dk. 65)

Türkiye: Berke Özer, Zeki Çelik, Merih Demiral, Çağlar Söyüncü (Yusuf Akçiçek dk. 76), Eren Ermalı (Mustafa Eskihellaç dk. 76), Orkun Kökçü (Kaan Ayhan dk. 66), İsmail Yüksek, Oğuz Aydın (Barış Alper Yılmaz dk. 66), Arda Güler, Kerem Aktürkoğlu (Can Uzun dk. 84), Kenan Yıldız (İrfan Can Kahveci dk. 76)

Goller: McGlynn (dk. 2) (ABD), Arda Güler (dk. 24), Kerem Aktürkoğlu (dk. 27) (Türkiye)

Paylaşın

İsrail’in Gazze’ye Yönelik Saldırılarında 226 Gazeteci Hayatını Kaybetti

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hayatını kaybeden gazeteci sayısı 226’ye yükseldi. Gazze Şeridi’nde İsrail saldırılarında hayatını kaybedenlerin sayısı ise 54 bin 677’ye çıktı.

Haber Merkezi / Haması’ın kurduğu Gazze’deki Hükûmetin Medya Ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarında hayatını kaybeden gazeteci sayısı 226’ye yükseldi. Açıklamada, İsrail ordusunun özellikle medya çalışanlarını da hedef aldığı vurgulandı.

İsrail’in 18 Mart’ta ateşkesi bozmasının ardından yeniden yoğunlaşan saldırılarda şu ana kadar en az 4 bin 402’ye kişi hayatını kaybetti. Gazze’deki Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, 7 Ekim 2023’ten bu yana toplam can kaybı 54 bin 677’ye, yaralı sayısı ise 125 bin 530’a ulaştı.

İsrail, Hamas’la iki aylık ateşkesi bozmuş, Gazze’ye yönelik hava ve kara saldırılarını yeniden başlatmıştı.

Birleşmiş Milletler Yakın Doğu’daki Filistin Mültecilerine Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), ateşkesin bozulduğu 18 Mart’tan bu yana Gazze Şeridi’nde yaklaşık 450 bin kişinin yerinden edildiğini bildirdi.

UNRWA, sosyal medya hesabı üzerinden yayımladığı bir paylaşımda, ateşkesin derhal yenilenmesi ve insani yardım ile ticari malzemelerin kesintisiz akışının sağlanması çağrısında bulundu.

İnsanî yardım örgütleri, 365 kilometrekare gibi dar bir alana yayılan Gazze Şeridi’nde 2,5 milyona yakın nüfusun yüzde 80’inin tahliye emirleri ve girilmesi yasak ilan edilen bölgeler nedeniyle yer değiştirmek zorunda bırakıldığını kaydediyor.

İsrail’in saldırıları, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te İsrail’e düzenlediği saldırıyla başlamıştı. Saldırıda çoğunluğu sivil olmak üzere yaklaşık bin 200 kişi ölmüş, 251 kişi de rehin alınmıştı. 06Halihazırda Hamas’ın elinde olduğu bilinen 59 rehineden 24’ünün sağ olduğu değerlendiriliyor.

İsrail, Hamas’ı teslim olmaya zorlamak ve kalan rehinelerin geri dönüşünü kolaylaştırmak amacıyla Gazze’de şiddeti yoğunlaştırma sözü verdi. Daha fazla baskı uygulamak için tüm gıda, yakıt ve insani yardım tedariki de kesildi.

İsrail ayrıca, Hamas’tan silahsızlanmasını ve Gazze’yi terk etmesini talep etti. Hamas rehineleri ancak daha fazla Filistinli tutuklunun serbest bırakılması, kalıcı bir ateşkes ve İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesi karşılığında serbest bırakacağını belirtiyor. Ancak Hamas silah bırakma ya da bölgeyi terk etme önermelerini reddediyor.

Paylaşın

Afganistan’da Her Beş Çocuktan Biri Açlık Kriziyle Karşı Karşıya

Save the Children’ın raporuna göre, Afganistan’da her beş çocuktan birinin, fon kesintileri nedeniyle ekim ayına kadar kriz seviyesinde açlıkla karşı karşıya kalabilir.

Haber Merkezi / Raporda, ülkedeki çocuk nüfusunun yaklaşık yüzde 20’sini oluşturan yaklaşık beş milyon çocuğun “kriz” veya “acil” düzeyde gıda sıkıntısı yaşadığı belirtildi.

Taliban kontrolündeki Afganistan’da insani durum son yıllarda kötüleşmiş durumda. Birleşmiş Milletler (BM), 2025’te yaklaşık 23 milyon kişinin insani yardıma ihtiyacı olduğunu ve bunların 16,8 milyonunun öncelikli olarak kabul edildiğini duyurmuştu.

Taliban ve Afganistan

Taliban Afganistan’da yönetimi elinde bulunduran Diyubendi İslamcı hareket ve askeri organizasyondur. Kendilerine Afganistan İslam Emirliği demekte olup ülke içinde bir savaş (veya cihat) sürdürmüştür.

İslam şeriatını yayma amacıyla Molla Muhammed Ömer tarafından 1994 yılında kurulan Taliban’ın 2016’dan beri lideri Mevlevi Hibetullah Ahundzade’dir.

Taliban, 1996’dan 2001’e kadar, Afganistan’ın kabaca dörtte üçüne hükmetmiş ve kendilerine göre yorumladıkları şeriatı uygulamıştır. 1994 yılında Afgan İç Savaşı’nın önde gelen gruplarından biri olarak ortaya çıkmıştı ve büyük ölçüde Afganistan’ın doğu ve güneyindeki Peştun bölgelerindeki geleneksel İslami okullarda (medreselerde) eğitim görmüş ve Sovyet-Afgan Savaşı’nda savaşmış öğrencilerden (talebe) oluşmaktaydı.

Muhammed Ömer’in önderliğindeki hareket, Mücahid liderlerinden aldığı güçle Afganistan’ın çoğu bölgesine yayıldı. 1996’da totaliter Afganistan İslam Emirliği kuruldu ve Afganistan’ın başkenti Kandahar’a transfer edildi. 11 Eylül saldırılarının ardından Aralık 2001’de Amerikan liderliğindeki Afganistan işgaliyle devrilene kadar ülkenin çoğunu kontrol etti.

En etkin dönemlerinde, Taliban hükûmeti diplomatik olarak yalnızca Pakistan, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri tarafından tanındı. Grup daha sonra Afganistan Savaşı’nda Amerikan destekli Hamid Karzai yönetimine ve NATO liderliğindeki Uluslararası Güvenlik Destek Gücü’ne karşı bir direniş hareketi olarak yeniden bir araya geldi.

Taliban, birçok Afgan’a uygulanan sert muameleyle sonuçlanan şeriat yorumu nedeniyle uluslararası alanda kınandı. 1996’dan 2001’e kadar olan iktidarları sırasında, Taliban ve müttefikleri Afgan sivillere karşı katliamlar gerçekleştirdi, açlıktan ölmek üzere olan 160.000 sivile Birleşmiş Milletler’in gıda tedarikini engelledi ve yakıp yıkma taktiği uyarınca geniş ve verimli toprakları yakarak on binlerce evi yok etti.

Taliban, Afganistan’ı kontrol ederken, insanları veya diğer canlıları tasvir eden resimler ve filmler ile def haricinde bir enstrümanın kullanıldığı müziği yasakladı, kadınların okula gitmesini engelledi, kadınların sağlık hizmetleri dışındaki işlerde çalışmasını yasakladı (erkek doktorların kadınları görmesi de yasaklandığı için) ve kadınların dışarıda bir erkek akraba ile dolaşmalarını ve burka giymelerini zorunlu kıldı.

Belirli kuralları çiğneyen kadınlar alenen kırbaçlandı veya idam edildi. Dini ve etnik azınlıklar, Taliban yönetimi altında ağır bir şekilde ayrımcılığa uğradı. Birleşmiş Milletler’e göre, 2010’da Afgan sivil ölümlerinin %76’sından, 2011 ve 2012’de ise %80’inden Taliban ve müttefikleri sorumluydu. Kültürel soykırıma da girişen Taliban, Bamyan’ın 1500 yıllık Buda heykelleri de dahil olmak üzere çok sayıda anıtı yok etmiştir.

Taliban’ın ideolojisi; Diyubendi köktendinciliği ve militan İslamcılığın, Peştunvali olarak bilinen Peştun sosyal ve kültürel normlarıyla birleştirilmesine dayanan “yeni” bir şeriat hukuku biçimi olarak tanımlanmıştır.

Uluslararası topluluklar ve Afgan hükûmeti; sıklıkla Pakistan’ın Servislerarası İstihbarat’ını ve ordusunu; kuruluşunda, iktidarda oldukları süre boyunca ve direniş süreci boyunca Taliban’a destek sağlamakla suçlamıştır. Pakistan ise 11 Eylül saldırılarından sonra gruba yönelik tüm desteğini kestiğini belirtmiştir. 2001 yılında, El Kaide lideri Usame bin Ladin komutasındaki 2.500 Arap’ın Taliban için savaştığı bildirilmiştir.

2020’nin Şubat ayında Trump yönetimi, 1 Mayıs 2021 itibarıyla tüm Amerikan güçlerinin Afganistan’dan çekileceğine dair Taliban ile anlaşma imzaladı. Karşılığında Taliban, El Kaide gibi terörist gruplarıyla bağlantısını kesecek, şiddeti azaltacak ve Amerika destekli Afgan hükûmetiyle müzakere edecekti. Her iki taraf da bu anlaşmanın şartlarını tam olarak yerine getirmese de, çekilme başladı.

15 Ağustos 2021’de Kabil’in düşmesiyle Taliban, Afganistan yönetimine tekrar sahip oldu.

Paylaşın

RTÜK’ten Gündüz Kuşağı Programlarına Uyarı

“Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Medyanın Sorumluluğu Çalıştayı” sonuç raporunda, gündüz kuşağı programlarında şiddetin sıradanlaştırıldığı ve kadın mağduriyetinin reyting uğruna istismar edildiği vurgulandı.

Radyo Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) “Kadına Yönelik Şiddetle Mücadelede Medyanın Sorumluluğu Çalıştayı”nın sonuç raporu yayımlandı. Sputnik’in aktardığına göre; Raporda, televizyon ve dijital platformlara toplumsal sorumluluk çağrısı yapılırken, özellikle gündüz kuşağı programlarında kadınların yaşadığı mağduriyetlerin reyting uğruna istismar edilmemesi istendi.

Medya kuruluşlarının yayın politikalarının değerlendirilerek önemli tespitlere yer verilen raporda, reyting ve ticari kaygıların çoğu zaman kamu yararının önüne geçtiği, özellikle gündüz kuşağı programlarında şiddetin sıradanlaştırıldığı ve kadın mağduriyetinin reyting uğruna istismar edildiği vurgulandı.

Raporda en çarpıcı eleştiriler, gündüz kuşağı programlarına yönelik oldu. Kadına yönelik şiddetin sabah programlarından akşam dizilerine kadar gün boyunca ekrana taşınmasının, “kırık cam teorisi” etkisi yaratarak şiddetin toplumda yeniden üretimine zemin hazırladığı belirtildi. Bu tür yapımların, çözüm üretmek yerine kışkırtıcı dille sunulduğu ve kamu kurumlarına olan güveni sarstığı ifade edildi.

Raporda, kadın bedeninin ve mağduriyetinin medya tarafından reyting uğruna metalaştırıldığına dikkat çekildi. “Gerçekleri gösteriyoruz” iddiasıyla sunulan yapımların, kadına yönelik şiddeti normalleştirdiği ve toplumda kanıksanmasına neden olduğu kaydedildi. Kadınların yalnızca “kurban” ya da “suçlu” rollerinde ekrana yansıması, “güçlü”, “üretken” ve “topluma katkı sunan” kadın profillerinin ise arka planda kalması eleştirildi.

Paylaşın

2025’te “Asgari Ücret” Enflasyon Karşısında 3 Bin 336 Lira Eridi

2025 yılının ilk beş ayında asgari ücret enflasyon karşısında 3 bin 336 lira eridi. Enflasyonun dört ayda emek gelirlerinde yarattığı toplam kayıp en az 198,2 milyar lira oldu.

Haber Merkezi / Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Araştırma Merkezi (DİSK-AR), Ücret Kayıpları İzleme Raporu’nu yayınladı.

Enflasyonun çalışanlar üzerindeki etkisini gözler önüne seren rapordan öne çıkan bölümler şöyle: “Ocak, Şubat, Mart Nisan, Mayıs 2025’te TÜİK tarafından ölçülen yüzde 15,09’luk beş aylık resmi enflasyonun emek gelirlerinde yarattığı toplam kayıp en az 198,2 milyar TL oldu. Bu kayıp sonraki aylarda katlanarak devam edecek.

Ocak, Şubat, Mart, Nisan ve Mayıs 2025’te beş aylık resmi enflasyonun işçi ücretlerinde yarattığı kayıp 113,4 milyar TL olarak hesaplanırken memur maaşlarındaki kayıp 38,3 milyar TL, emekli aylıklarındaki kayıp ise 46,5 milyar TL olarak tahmin edildi. Böylece emek gelirlerindeki beş aylık toplam kayıp en az 198,2 milyar TL olarak hesaplandı

Enflasyon emek gelirlerini tekil olarak da aşındırıyor. Örneğin 22.105 TL olan net asgari ücretin mayıs ayında yaşadığı beş aylık kayıp 3.336 TL oldu. Asgari ücretin bir buçuk katı brüt ücreti (neti 31.011 TL) olan bir işçinin enflasyon kaybı 4.680 TL olurken, asgari ücretin iki katı düzeyinde brüt ücreti (neti 38.486 TL) olan bir işçinin enflasyon kaybı 5.808 TL ve asgari ücretin 2,5 katı düzeyinde brüt ücreti (neti 47.229 TL civarı) olan bir işçinin enflasyon kaybı 7.127 TL oldu.”

Raporda ayrıca, enflasyon karşısında ücretlerin eridiğini ve alım gücünün ciddi biçimde azaldığını ortaya koyarken, gelirdeki bu gerilemenin sosyal adaleti ve yaşam standartlarını tehdit ettiğine dikkat çekildi.

Paylaşın

İstanbul’da Yaşamanın Aylık Maliyeti 92 Bin Liraya Ulaştı

İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti mayıs ayında bir önceki aya göre bin 690 lira artarak 91 bin 722 liraya yükseldi. İstanbul’da yaşam maliyeti son bir yılda yaklaşık yüzde 50 arttı.

Haber Merkezi / İstanbul Planlama Ajansı (İPA), İstanbul’da Yaşam Maliyeti Araştırması Mayıs 2025 verilerini açıkladı.

Buna göre; İstanbul’da yaşamanın maliyeti bir önceki aya göre yüzde 1,88, bir önceki yıla göre ise yüzde 49,09 oranında arttı. Mayıs ayında İstanbul’da dört kişilik bir ailenin ortalama yaşam maliyeti geçtiğimiz aya göre 2 bin 690 lira artarak 91 bin 722 liraya yükseldi.

İstanbul’un enflasyonu yüzde 46,57

İstanbul Ticaret Odası (İTO), 2025 Mayıs Ücretliler Geçinme İndeksi ve Toptan Eşya Fiyatları İndeksi verilerini açıklamıştı. Açıklamada şu ifadelere yer verilmişti:

“Mayıs ayında İstanbul’da perakende fiyat hareketlerinin göstergesi olan İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksi aylık artışı yüzde 2,83 olarak gerçekleşti. 2024 Mayıs ayına göre 2025 Mayıs ayında İstanbul’da yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı İTO 2023=100 bazlı İTO İstanbul Tüketici Fiyat İndeksinde yüzde 46,57 olarak gerçekleşti.

Mayıs ayında İstanbul Tüketici Fiyat İndeksinde; bir önceki aya göre gıda harcamaları grubunda yüzde 3,24, konut harcamaları grubunda yüzde 3,10, eğlence ve kültür harcamaları grubunda yüzde 2,52, çeşitli mal ve hizmetler harcama grubunda yüzde 2,06, ev eşyası harcamaları grubunda yüzde 1,79, lokanta ve oteller harcama grubunda yüzde 1,70, ulaştırma harcamaları grubunda yüzde 1,12, haberleşme harcamaları grubunda yüzde 0,88, sağlık harcamaları grubunda yüzde 0,72, giyim ve ayakkabı harcamaları grubunda yüzde 0,15 artış izlenirken, eğitim harcamaları grubunda yüzde -0,01 azalış izlendi. Alkollü içecekler ve tütün harcamaları grubunda değişim izlenmedi.

İstanbul’da mayıs ayı fiyat indeksinin belirlenmesinde; Gıda ve alkolsüz içecekler harcama grubunda yer alan bazı ürün gruplarında mevsimsel değişime bağlı olarak yaşanan fiyat değişimleri, konut harcamaları, eğlence ve kültür harcamaları, ev eşyası harcamaları ile çeşitli mal ve hizmetler gruplarındaki bazı ürün ve hizmetlerde piyasa koşullarına bağlı izlenen fiyat değişimleri etkili oldu.

Mayıs ayında en yüksek grup artışı gıda ve alkolsüz içecekler harcamaları grubunda (% 3,24), en yüksek grup azalışı ise eğitim harcamaları grubunda (-0,01) izlendi.”

Paylaşın

Beşiktaş Başkanı Adalı: Borç Ödeme Rekoru Kırdık

Beşiktaş Başkanı Serdal Adalı, Beşiktaş tarihinin en büyük borç kapatma işlemini yaptık. Beşiktaş’ı bu noktaya getirenler, borcu 1 yılda 150 milyon euro artıranlar, 1 günde 2 bonservis rekoru kırarken, biz borç ödeme rekoru kırdık” dedi.

Haber Merkezi / Beşiktaş Kulübü Başkanı Serdal Adalı, geride kalan sezonu değerlendirdiği bir basın toplantısı düzenledi. Serdar Adalı, basın toplantısında özetle şu ifadeleri kullandı:

“Bodrumspor maçıyla birlikte sezonu dördüncü tamamladık. Son dört sezondur ligi bitirdiğimiz sıralama, Beşiktaş’a yakışır yer değil. 4 sezondur daha kasım aralıkta havlu atan Beşiktaş gördük. Tüm çabamız bu gidişatı değiştirmek, şampiyonluklar içindir.

Kapsamlı bir futbol ekibi kurduk. Hem teknik hem scout ekibimize dünya futbolunun kendi alanında uzman isimleri Beşiktaş’a hizmet etmeye başladı. Dünyanın en önemli kulüpleriyle eşdeğer futbol aklına sahibiz. Teknik ekibimizdeki yardımcı antrenörler, kendi başlarına takım çalıştırabilecek yetkinliktedir.

Biz bu göreve gelirken camiamızdan 3 transfer dönemi süre istedik. Devraldığımız tabloyu düzeltmek için zamana, sabra, doğru sisteme ihtiyacımız olduğunu söyledik. Giriş aşamasını tamamladık; gelişme ve sonuç etabına geçiyoruz.

Biz bu takımı hedefi kalmamış, aidiyet duygusunu kaybetmiş halde devraldık. Nerede olduğunun farkında olmayan, formayı taşıma sorumluluğundan uzak oyuncu grubu bulduk. Sıkıntılar inanmış insanlarla aşılır. Bizimle aynı hedefe baş koymayan kişilerle yollarımızı ayıracağız. Yola Beşiktaş’ın büyüklüğünü bilen, bizle aynı inancı taşıyanlarla devam edeceğiz.

Beşiktaş’ı geçmişin hatalarından kurtaracağız. Bizler bu görevi Beşiktaş tarihinin en zorlu koşulları içinde devraldık. Bizi zorlayan futbol takımı veya mali tablolar olmadı. Her departmanında ayrı bir kaos olan Beşiktaş ile karşılaştık. Göreve geldiğimiz andan itibaren çok başlılığı ortadan kaldırdık. Sağlıklı bir işleyiş sağladık. Olumsuz konuları, Beşiktaş’ın gündeminden çıkardık.

En büyük amacımız kulübümüzün belini büken borç yükünü hafifletmek oldu. Bir nebze sitemli konuşacağım. Bizler icraatlerimizi çıkıp anlatmak, kendimizi alkışlatmak için yapmıyoruz. Biz ne yapıyorsak Beşiktaş için yapıyoruz. Camiamız yalan yanlış algılara kapılıp hedefimizden şüphe etmesin.

Kendi yarattığımız kaynaklarla 35 milyon Euro’nun üzerinde ödeme yaptık. Bankalar Konsorsiyumu’na da yaklaşık 35 milyon Euro ödedik. Beşiktaş için 5 ayda 70 milyon Euro kaynak yaratıldı. Mali yükümlülükleri zamanında yerine getirdik. Beşiktaş, borç azaltan bir yönetim gördü. Beşiktaş’ın mayıs ayı hariç personeline, oyuncusuna borcu bulunmuyor.

Beşiktaş küçük olsun, bizim olsun düşüncesinde olan, Beşiktaş’ın ekonomik bağımsızlığına kavuşmasını istemeyenlerdir. Beşiktaş’ın mülkünü kendi adına kiralamak için pazarlık yapanlardır. Bu pazarlıklarda çantalarla para taşıyanlardır, bunları destekleyenlerdir. Beşiktaş’ın malının üzerine oturup 5 yıl boyunca 1 kuruş kira vermeyenler ve bunlara ses çıkarmayanlardır. Bu olaylar ne yazık ki yaşanmıştır.

Biz 11 Mayıs tarihinde gerçekleşen seçimde Beşiktaş’taki kaosa son verdik. Camiamızın genel kurul üyelerinin teveccühüyle 3 yıllığına yeniden seçildik ve 3 yıllık stratejimize başladık. Dusan Alimpijevic ile sözleşmemizi uzatıyoruz. Kendisi önümüzdeki 2 yıl içinde bizimle birlikte olacak ve umuyorum ki daha büyük başarılara imza atacak.

Sermaye artırımı sonucunda 1.4 milyar liralık borç azaltımı yaptık. Camiamızın bu işe daha fazla destek vermesini isterdim. Beşiktaş, Bankalar Konsorsiyumu’ndan çıkması için gereken tutarı rahatlıkla bulabilecek bir camia olduğunu biliyorum. Gönül isterdi ki bu işi tek seferde halledebilseydik. Camiamızın Beşiktaş’a sahip çıktığını görmek isterdik.

“Borç ödeme rekoru kırdık”

Elde ettiğimiz gelirle, Beşiktaş tarihinin en büyük borç kapatma işlemini yaptık. Beşiktaş’ı bu noktaya getirenler, borcu 1 yılda 150 milyon euro artıranlar, 1 günde 2 bonservis rekoru kırarken, biz borç ödeme rekoru kırdık.

Sermaye artırımı öncesi kulübümüz yüzde 51 hisseye sahipken sermaye artırımı sonucunda kulübümüzün elinde olan hisse oranı yüzde 70’e çıkmıştır. Kulübümüzün himayesindeki 50 milyon euro hisse değeri de 150 milyon euro bandına çıkmıştır. Kasamızdan hiçbir şey çıkmamıştır. Sermaye artırımından elde edilen gelirle mali yapımızı UEFA Uyum Anlaşması’na uygun hale getirmiştir. Sermaye artırımıyla TFF Harcama Limitleri açısından elimiz rahatlamıştır.

Bundan sonra Beşiktaşımız’ın finansal özgürlüğü için söz verdiğim gibi gayrımenkul projelerini hayata geçireceğiz. İstanbul Havalimanı yakınlarında yer alan yaklaşık 100 dönümlük arazinin tahsisi ile ilgili önemli yol kat ettik. Bu arazi futbol altyapısı için kullanılacak, geleceğin Beşiktaş’ını burada inşa edeceğiz. Tahsis işlemlerinin tamamlanmasından sonra altyapı tesisinin yapımına hemen başlamayı planlıyoruz. İstanbul’un 5 farklı ilçesi ve İzmir’de yeni tesisler için önemli aşamalar kat ettik.”

Dikilitaş’taki arsayı anlatmak istiyorum. Bu bahsi geçen arsa Fulya’daki 2 kuleden oluşan alışveriş merkezi ve Acıbadem Hastanesi yapılmadan önce toplamda 2-3 parsel 45 dönüm olan arsadır. Arsanın 30 dönümlük kısmına söylediğim bu binalar yapılırken, boş bırakılan 15 dönümlük kısmına da imar durumları nedeniyle bugüne kadar hiçbir şey yapılabilmesi mümkün olmamıştır ve bu nedenle boş şekilde duran bir arsadır.

Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız gerekse de Emlak Konut’la yaptığımız görüşmeler sonucunda buradaki tesislerimizin uygun başka bir yere taşınması ve bu 15 dönümlük arsaya imar hakkı verilmesi imkanına kavuşulmuştur.

Yetkisi sadece Emlak Konut’ta olan imar değişikliği konusunda Mayıs ayı başlarında proje geliştirmek maksadıyla bir işbirliği protokolü imzaladık. Yine bu proje kapsamında Spor Bakanlığına ait olup kulübümüze tahsisli toplam 5 dönüme yakın 2 adet parselin de kulübümüze satışı konusunda müracaat ettik. Şu anda değerleme raporunu bekliyoruz.”

15 dönüm büyüklükte, tamamen atıl duran ve imar izni olmadığı için bir şey yapmamız mümkün olmayan Dikilitaş arsamıza, 5 dönüm daha ekleyerek imar iznini çıkartarak proje yapıyoruz. Bu arazide projeyi Emlak Konut yürütecek. Ziraat Bankası’nın da ortak olmasını istiyoruz. Bu projeden maliyetleri çıkardığımızda 150-200 milyon euro arası bir gelir elde edeceğimizi öngörüyoruz.

Bu parayla Bankalar’a olan borçlar kapatılacak, devamında Beşiktaş’ın faizli kimi ne borcu varsa o hesaplar kapatılacak. Bu faiz borçlar bugün itibarıyla 125 milyon dolar civarında. Biz bu borçları kapattıktan sonra oturacağız, elimizde kalan tapuları koyacağız. Satmamız söz konusu değil. Bizim Beşiktaş’ın malını mülkünü elden çıkardığımız yok.

Ezeli rakiplerimiz bu düzenlemeleri, projeleri hayata geçirerek ekonomik seviyelerini bu noktaya getirdiler. Geldikleri ekonomik seviyeyi kadrolarına yansıttılar. Önemli bütçelerde transfer yapabilir noktaya geldiler. Biz geri kaldık, yerimizde saydık. Bu kadrolar futboldan gelen gelirler ile kurulmuyor arkadaşlar.

Beşiktaşımız’ın günlük 125 bin euro faiz ödemesi vardır. Bunla ilgili aksiyon almadığımız her gün günlük 125 bin euro çıkıyor. Her ay 4’er milyon euro faiz ödeyelim. Her gün 125 bin euro, her ay 4 milyon euro ödeyecek gücü var diyorsanız böyle devam edelim. Beşiktaş’ı bu yükten bir an önce kurtarmamız gerektiğini düşünüyorum. Ayda 175 milyon TL, yılda 2 milyar TL faiz ödeyen bir Beşiktaş var. Yılda 50 milyon Euro yükten kurtulmak demek bu kadar oyuncu almak demek.

Bana ‘Beşiktaş’ın malını peşkeş çekiyor’ diyorlar. Bu üslubu kullanan kim varsa ona söylüyorum; ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun, bir kendinize gelin! Sizlerin karşısında rayicin 2 katı fiyat verip ışıklandırma yapan yönetim yok! Sizin karşınızda Beşiktaş’a 1 senede faiz hariç 100 milyon euro yük yükleyen, Beşiktaş’ı kendi iktidar savaşlarına kurban eden insanlar yok.

İhaleleri tanıdıklarına paslayan, satın alma prosedürlerini ortadan kaldıran, kulüp veritabanından dosya silenler yok. Karşınızda başkan olmadan önce de sonra da maddi ve manevi fedakarlıktan kaçmayan, cebinden, ömründen, özgürlüğünden Beşiktaş’a vermiş bir Beşiktaşlı var!

Benim Beşiktaş için yaşadıklarımın fragmanını görse, filmini izlemeye yüreği yetmeyecek insanlar, ben ve arkadaşlarım hakkında ileri geri konuşamaz!

Sizin bırakıp gittiğiniz gibi ‘bana onu söylediler, sosyal medyadan küfür ettiler’ diye kaçmam. Şartlar ne olursa olsun başladığım işi yarıda bırakmadım. Camiam bugün olduğu gibi bana güvenmeye devam etsin. Bana bunları söyleyenler boş hayaller peşinde koşmasın.

Cebinde paran mı yok, niye bu projeyle uğraşıyorsun diyenler var. Konu Beşiktaş olunca para verdim demekten imtina ettim. Kendi cebimizden 30-35 milyon Euro verdik. Yılbaşına kadar da bir 35-40 milyon Euro daha vereceğiz. Bu çark dönecek, projeyle alakası yok.

Ben Beşiktaş’a cebimden, ömrümden, zamanımdan vermeye devam edeceğim. Dikilitaş Projesi gerçekleşirse Beşiktaş kendi ayakları üzerinde duracak. Mali sorunların kurtulmuş bir Beşiktaş olacak. Beşiktaş kimsenin kesesine, keyfine, vicdanına, ajansında, başkanlık hesap kitaplarına bağlı yönetilen bir kulüp olmayacak.

Genel Kurul ‘Dikilitaş projesini yapmayın’ derse de biz buna saygı duyar, bu faiz yüküne katlanarak yolumuza devam ederiz. Ancak bu proje hayata geçmezse üzülerek söylüyorum ki Beşiktaş’ımız ekonomik bağımsızlığına kavuşmak için büyük bir fırsat tepecek. Dikilitaş Projesi, genel kuruldan yetki alınırsa ne kadar sürer? 150-200 milyon Euro ne zaman gelir?

Bu projede çok hızlı geldik. Emlak Konut’un ifadeleriyle, ekim sonuna doğru projelerin hazır olacağı, kasım başı da yavaş yavaş satış ofislerini kurabileceğimiz hale geleceğimizi söylüyorlar. Ben her zaman tedbirli oluyorum, yılbaşını bulur. Kulübün kasasına gelecek paradan öte Bankalar Birliği’ne ödenecek para önemli bizim için. Hızlı gidecek olursak, proje başlamasından sonraki ilk 6 ayda biz Bankalar Birliği konusunu tamamen kapatmış olacağız.

Beşiktaş’a 1 lira zarar veren adam cezasız kalmayacak. İlk başkan olduğum gün bunu söyledim. Peşini bırakmayacağım. Biri gelip verecek, Beşiktaş sağolsun diyecek. Birileri gelip alacak. Bunun bir sonucu olması lazım.”

Paylaşın

Türkiye’de Her Üç Kadından Biri Ne Eğitimde Ne İstihdamda

Türkiye’de her üç genç kadından birinin eğitim ya da iş hayatının dışında kaldığı tespit edildi. Düşük ücretler, iş deneyimi eksikliği ve güvencesiz çalışma koşulları, gençlerin iş gücüne katılımını zorlaştıran başlıca nedenler olarak öne çıkıyor.

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) yayımladığı yeni rapor, Türkiye’deki gençlerin önemli bir bölümünün ne eğitimde ne de istihdamda yer aldığını ortaya koydu. Rapora göre, 15-29 yaş aralığındaki gençlerin yüzde 28’i “NEET” (Ne Eğitimde Ne İstihdamda Olan Gençler) kategorisinde yer alıyor. Bu oran, OECD ortalaması olan yüzde 13’ün iki katından fazla. İstanbul özelinde ise oran yüzde 18,6 düzeyinde seyrediyor.

İTOSAM tarafından TÜİK verileri ve yüz yüze mülakatlara dayalı olarak hazırlanan çalışmada, NEET gençlerin çoğunluğunu resmi bir okuldan mezun olmamış bireylerin oluşturduğu belirtildi. Cinsiyet temelli analizlerde ise her üç genç kadından birinin eğitim ya da iş hayatının dışında kaldığı tespit edildi. Düşük ücretler, iş deneyimi eksikliği ve güvencesiz çalışma koşulları, gençlerin iş gücüne katılımını zorlaştıran başlıca nedenler olarak öne çıkıyor.

Dünya Gazetesi’nin haberine göre; İTO Başkanı Şekib Avdagiç, konuyla ilgili değerlendirmesinde, gençlerin sosyal yardımlarla desteklenmesinin yeterli olmadığını vurguladı. “Bu yardımların eğitim veya mesleki beceri kazandırma koşuluna bağlanması şart. Gençleri staj ve işbaşı eğitimlerle iş dünyasına hazırlayacak mekanizmaları yaygınlaştırmalıyız” dedi.

Avdagiç, genç istihdamını artırmaya yönelik olarak işverenlere vergi indirimi, sigorta prim muafiyeti ve maaş desteklerinin genişletilmesi çağrısında bulunurken, bireysel kariyer danışmanlığı hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının da önemine dikkat çekti.

Araştırma, NEET gençliğin yalnızca ekonomik değil, psikolojik ve sosyal sorunlara da işaret ettiğini ortaya koydu. Aşırı korumacı ebeveynlik anlayışı, sosyal beceri eksikliği ve bireysel özgüven yoksunluğu, gençlerin bağımsız karar alma ve toplumla bütünleşme süreçlerini zayıflatıyor. Raporda, “çalışmamayı tercih eden gençlerin artışı, devletin eğitim yatırımlarının etkinliği üzerine düşünülmesi gerektiğini” vurgulayan analizler de yer aldı.

Raporda görüşlerine yer verilen gençler, aile baskısı, çocuk bakımı sorumlulukları, ekonomik sıkıntılar ve iş piyasasında tecrübe beklentisi gibi engellerle karşılaştıklarını ifade etti. Bu durum, NEET sorununun yalnızca ekonomik değil, sosyal politikalarla da ele alınması gerektiğine işaret ediyor.

İTO’nun bulguları, Türkiye’nin genç nüfusu için uzun vadeli, kapsayıcı ve çok boyutlu bir istihdam politikasına duyulan ihtiyacı bir kez daha gündeme taşıyor. Eğitim-istihdam köprüsünün güçlendirilmesi, sosyal hizmetlerin daha entegre bir yaklaşımla yapılandırılması ve özel sektörle koordineli çözümler, sorunun çözümünde anahtar rol oynayacak.

Paylaşın