Erdoğan’dan Muhalefete Sert Eleştiriler

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada gençlik vurgusu yaparken, muhalefete yönelik sert eleştirilerde bulundu.

Erdoğan, AK Parti’nin gençlerle güçlü bir bağ kurduğunu belirterek, “Gençler arasında ayrım yapan bir kadro olmadık, bugün de değiliz” dedi.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında düzenlenen etkinliklere değinen Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi’nde 200’den fazla gençle bir araya geldiklerini söyledi. Kocaeli’de gerçekleştirilen programda ise yaklaşık 100 bin gencin buluştuğunu ifade eden Erdoğan, “Türkiye’nin beşeri hazinesinin zenginliğine bir kez daha şahitlik ettik. Muhalefetin iddialarını çürüten bir şölen yaşandı” diye konuştu.

Gençlerin yalnızca eğitim değil, değer görmek de istediğini belirten Erdoğan, AK Parti’nin tüm gençleri aynı samimiyetle kucakladığını dile getirdi. CHP’ye yönelik eleştirilerini sürdüren Erdoğan, “CHP seçmenini utandıran bir parti haline döndü. Sokağa çıkmaya yüzleri yok” ifadelerini kullandı.

Cumhur İttifakı’nın gençlere bakışının net olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Bu ülkenin bütün gençleri birdir, eşittir ve aynı seviyede muhabbete layıktır” dedi.

Konuşmasında AK Parti’nin iktidar sürecine de değinen Erdoğan, kesintisiz iktidarın 24 yılına yaklaştıklarını belirterek, Türkiye’ye önemli eserler kazandırdıklarını söyledi. “Türkiye asrın yıldızı olacak. Büyük ve güçlü Türkiye gençlerin omuzlarında yükselecek” diyen Erdoğan, siyasi mücadeleleri boyunca birçok engel ve saldırıyla karşılaştıklarını ifade etti.

Muhtıralar, kapatma davaları ve çeşitli baskılar gördüklerini dile getiren Erdoğan, “Teslim olabilirdik ama millet davasının peşinde koştuk” dedi. Siyasi hayatı boyunca ihanet ve nankörlüklerle karşılaştığını da söyleyen Erdoğan, buna rağmen mücadeleden vazgeçmediklerini belirtti.

Erdoğan, konuşmasının sonunda sosyal medyada eleştirilerde bulunan kesimlere gönderme yaparak, “Şimdi klavye kahramanları AK Parti’nin açtığı yolda ahkam kesiyor olabilirler. Siz hiç hayatınızda risk aldınız mı?” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Açlık Sınırı 34 Bin Lirayı Aştı

Dört kişilik bir ailenin sağlıklı ve dengeli beslenmesi için aylık yapması gereken harcama tutarı yani açlık sınırı 34 bin 586 liraya yükseldi. Bu harcama tutarı sadece gıda için yapılması gereken minimum tutardır.

Haber Merkezi / Açlık sınırı üzerinden hanehalkı tüketim harcamaları esas alınarak yapılan hesaplama sonuçlarına göre ise yoksulluk sınırı ise 112 bin 660 lira oldu.

Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu (Türk-İş), Nisan ayına ilişkin “Açlık ve Yoksulluk Sınırı” araştırmasının sonuçlarını açıkladı. Verilere göre, Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin yalnızca sağlıklı ve dengeli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda harcaması 34 bin 586 TL’ye yükseldi.

Aynı araştırmaya göre, gıda harcamasına ek olarak barınma, ulaşım, eğitim, sağlık, kira ve diğer temel ihtiyaçların da dahil edildiği yoksulluk sınırı ise 112 bin 660 TL olarak hesaplandı. Bekar bir çalışanın aylık yaşama maliyeti de 44 bin 802 TL’ye yükseldi.

Mutfak enflasyonunda sert artış

Araştırmada mutfak enflasyonuna ilişkin veriler de yer aldı. Buna göre, Ankara’da dört kişilik bir ailenin gıda harcamasındaki aylık artış yüzde 5,47 olarak gerçekleşti. On iki aylık değişim oranı yüzde 43,90’a ulaşırken, yıllık ortalama artış yüzde 40 seviyesinde kaydedildi. Son dört aylık artış oranı ise yüzde 14,74 olarak açıklandı.

Türk-İş verileri, temel yaşam maliyetlerindeki artışın hane halkı bütçeleri üzerindeki baskısının devam ettiğini ortaya koydu.

Paylaşın

Araştırma: Beyincik Sosyal Davranış Ve Karar Vermede Kritik Rol Oynuyor

Bilim dünyasında uzun yıllar yalnızca denge ve motor kontrolle ilişkilendirilen beyincik (serebellum), yeni bir araştırmaya göre çok daha geniş işlevlere sahip.

Haber Merkezi / Bulgular, beyinciğin sosyal davranış, motivasyon ve karar verme süreçlerinde kritik bir rol oynadığını ortaya koyarken, bu etkinin özellikle erkeklerde daha belirgin olduğu görüldü.

Araştırmada, beyinciğin beyin genelinde geniş bağlantılara sahip olduğu ve bu bağlantıların sosyalliğin temel itici güçlerinden biri olabileceği vurgulandı. Özellikle erken yaşam döneminde meydana gelen işlev bozukluklarının, beyin gelişimini etkileyerek bireyin yetişkinlikteki sosyal davranışlarını ve hatta ebeveynlik biçimini şekillendirebileceği ifade edildi.

Çalışmanın odağında, beyinciğin “çıkış merkezleri” olarak bilinen serebellar çekirdekler yer aldı. Bu yapılar arasında bulunan lateral serebellar çekirdeklerin, otizm spektrum bozukluğu ve dikkat eksikliği/hiperaktivite bozukluğu gibi nörogelişimsel rahatsızlıklarla ilişkili olduğu biliniyor.

Bilim insanları, bu devreleri incelemek için fare modellerinde DREADDs (tasarımcı ilaçlarla aktive edilen reseptörler) yöntemini kullandı. Erken gelişim dönemine karşılık gelen bir evrede yapılan müdahalelerin, ilerleyen yaşamda sosyal davranış ve beyin devreleri üzerinde kalıcı etkiler yarattığı gözlemlendi.

Araştırma sonuçları, erkek deneklerde sosyalleşme ve beyin işleyişinde daha belirgin bozulmalar olduğunu ortaya koydu. Bu durum, erkeklerin motivasyon, ödül ve bilişsel kontrolle ilişkili nörogelişimsel bozukluklardan daha fazla etkilenmesiyle paralellik gösteriyor.

Beyinciğin prefrontal korteksle bağlantıları da incelenirken, özellikle anterior singulat kortekste (ACC) anlamlı değişiklikler tespit edildi. Ayrıca ventral tegmental alan (VTA), nükleus akumbens ve ACC gibi motivasyon ve ödül sisteminde rol oynayan bölgelerde aktivitenin yeniden düzenlendiği görüldü.

Araştırmacılar, beyincikteki küçük bir gelişimsel bozulmanın, beynin farklı bölgeleri arasında geniş çaplı etkiler yaratabileceğini ve bu durumun sosyal davranışlardan öğrenmeye kadar birçok süreci etkileyebileceğini belirtti. Bulgular, özellikle otizm gibi nörogelişimsel bozuklukların neden erkeklerde daha sık görüldüğünü anlamaya katkı sağlayabilir.

Uzmanlar, beyinciğin artık yalnızca motor işlevlerle sınırlı görülmemesi gerektiğini vurgulayarak, bu alandaki çalışmaların erken tanı ve tedavi yöntemleri açısından önemli sonuçlar doğurabileceğini ifade etti.

Paylaşın

Fenerbahçe’de Domenico Tedesco Dönemi Sona Erdi

Fenerbahçe, Jose Mourinho’nun ardından göreve getirilen Domenico Tedesco ile yolların ayrıldığını duyurdu. Tedesco ile birlikte Devin Özek ve Berke Çelebi ile de yolların ayrıldığı bildirildi.

Domenico Tedesco, görev süresi boyunca çıktığı 45 resmi maçta 2.0 puan ortalaması yakalayarak istatistiksel anlamda kötü bir tablo çizmedi. Sezonun büyük bölümünde takımı zirve yarışının içinde tutan genç teknik adam, özellikle ara transfer döneminin ardından şampiyonluğun güçlü adaylarından biri olarak görülüyordu. Ancak son haftalarda yaşanan puan kayıpları, kupadan elenilmesi ve derbi mağlubiyeti süreci hızlandırdı.

Ayrılığın ardından Alman basınına konuşan Tedesco, kararın kendisi için sürpriz olduğunu belirterek, “Geçen hafta sözleşme uzatma ihtimalini konuşuyorduk. Bir derbi yenilgisi her şeyi değiştirdi” ifadelerini kullandı.

Kadıköy kulislerinde teknik direktörlük koltuğu için iki tanıdık isim öne çıkıyor: Aykut Kocaman ve İsmail Kartal. Yönetimin, olağanüstü genel kurul ve başkanlık sürecinin netleşmesine kadar geçici ya da yeni sezon planlaması kapsamında bu isimlerden birine yönelebileceği konuşuluyor.

Tedesco, modern futbol anlayışıyla umut verse de, Türkiye’de sıkça rastlanan “derbi kaybeden teknik adamın geleceği tartışılır” gerçeğinden kaçamadı. Şimdi Fenerbahçe için asıl soru, kalan haftalarda şampiyonluk ihtimalinin mi zorlanacağı yoksa tüm odağın yeni sezon yapılanmasına mı kaydırılacağı.

Paylaşın

Gerilimin Gölgesinde Kırılgan Diplomasi: ABD ve İran Çıkış Yolu Arıyor

ABD ile İran arasında Şubat sonunda tırmanan gerilim, geçici ateşkese rağmen çözümden uzak kalırken, Hürmüz Boğazı’ndaki “çifte abluka” küresel enerji arzını tehdit ediyor; diplomasi ise derin güven krizi nedeniyle çıkmazda.

Haber Merkezi / Orta Doğu, 2026 baharında alışılmışın dışında bir tabloyla karşı karşıya. Bir yanda cephede düşük yoğunluklu ancak etkisi yüksek bir gerilim, diğer yanda ise kırılgan ve sonuç üretmekte zorlanan diplomasi trafiği… Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında 28 Şubat’ta tırmanan kriz, 8 Nisan’da ilan edilen geçici ateşkese rağmen hâlâ çözümden uzak görünüyor.

Bölgedeki mücadele, yalnızca askeri bir hesaplaşma değil. Aynı zamanda küresel enerji hatlarının kalbi sayılan Hürmüz Boğazı üzerindeki kontrol ve bölgesel nüfuz mücadelesi olarak öne çıkıyor. Bu nedenle yaşanan gelişmeler, Orta Doğu sınırlarını aşarak dünya ekonomisini ve güvenlik dengelerini doğrudan etkiliyor.

Ateşkesin ardından gözler, İslamabad’da yürütülen temaslara çevrildi. Pakistan’ın arabuluculuğunda 11-12 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilen görüşmeler, tarafları yeniden masaya oturtmayı başarsa da somut bir ilerleme sağlayamadı.

Washington yönetimi, İran’ın nükleer ve balistik füze programlarını sınırlandırmasını ön koşul olarak masaya koyarken; Tahran ise geçmiş müzakere süreçlerinde yaşanan gelişmeleri hatırlatarak ABD’ye güven duymadığını açıkça dile getirdi. İranlı yetkililer, müzakereler sürerken gerçekleşen askeri hamleleri “diplomasiye zarar veren adımlar” olarak nitelendiriyor.

Hürmüz’de “Çifte Abluka”: Küresel Risk Büyüyor

Diplomatik tıkanıklık, sahada daha karmaşık bir tabloyu beraberinde getirdi. Hâlihazırda Hürmüz Boğazı’nda dikkat çeken bir “çifte abluka” durumu yaşanıyor. ABD donanması İran’a yönelik deniz baskısını artırırken, Tahran yönetimi de Körfez’deki deniz trafiğini sınırlayarak karşılık veriyor.

Bu karşılıklı hamleler, yalnızca iki ülke arasındaki gerilimi değil; küresel enerji arzını ve ticaret yollarını da tehdit ediyor. Uzmanlara göre, dünya petrol taşımacılığının önemli bir bölümünün geçtiği bu dar su yolunda yaşanacak uzun süreli bir aksama, küresel piyasalarda ciddi dalgalanmalara yol açabilir.

Taraflar arasındaki en büyük engel ise derinleşen güven sorunu. İran cephesi, geçmişte yaşanan gelişmeleri “unutulmayacak ihanetler” olarak tanımlarken; ABD tarafı, nükleer silahsızlanma konusunda tavizsiz bir çizgi izliyor.

Sürecin kilitlendiği başlıca noktalar şöyle özetleniyor:

Karşılıklı güvensizlik ve “tuzak” endişesi
Sahadaki askeri hareketliliğin diplomasiye gölge düşürmesi
Nükleer program ve yaptırımlar konusunda uzlaşmazlık
Arabuluculuk girişimlerinin sınırlı etkisi
Diplomasi Nereye Gidiyor?

Mevcut tabloda taraflar arasında yeni bir resmi müzakere takvimi bulunmuyor. Washington, “azami baskı” politikasını sürdürme sinyali verirken; Tahran ise diplomatik kapıyı tamamen kapatmıyor ancak geri adım atmayacağını vurguluyor.

Uzmanlara göre önümüzde iki olasılık var: Ya taraflar, karşılıklı tavizler içeren yeni bir diplomatik açılımda buluşacak ya da mevcut kırılgan denge daha sert bir tırmanmaya evrilecek.

Şimdilik bölgeyi saran bu sessizlik, yalnızca bir “bekle-gör” süreci değil. Aynı zamanda, her an daha büyük bir kırılmanın yaşanabileceğine dair güçlü bir işaret olarak değerlendiriliyor.

Paylaşın

Evrenin Matematiksel “Şekli” Kozmolojik Sabit Sorununa Çözüm Olabilir Mi?

Araştırmacılar, evrenin matematiksel “topolojik” yapısının kozmolojik sabit sorununu çözebileceğini öne sürüyor. Kuantum Hall etkisine benzer korunum mekanizmaları, vakum enerjisindeki devasa teorik–gözlem farkını dengeleyebilir.

Haber Merkezi / Brown Üniversitesi’nden araştırmacıların yürüttüğü yeni bir çalışma, modern fiziğin en büyük bilmecelerinden biri olan kozmolojik sabit sorununa farklı bir pencereden bakıyor. Çalışma, evrenin matematiksel yapısının “topolojik” özelliklerinin, teorik olarak ortaya çıkan devasa hesaplamaları dengeleyebileceğini öne sürüyor.

Kuantum Alan Teorisi’ne (KAT) göre uzay boşluğu aslında hiç de boş değil; sürekli oluşup yok olan parçacıklarla dolu bir kuantum “kaynama” alanı içeriyor. Bu durum, vakum enerjisinin ve dolayısıyla kozmolojik sabitin devasa, hatta neredeyse sonsuz bir değere sahip olması gerektiğini düşündürüyor. Ancak gözlemler, evrenin genişlemesini açıklamak için gereken değerin son derece küçük olduğunu gösteriyor. İşte bu çelişki, modern fiziğin en derin problemlerinden biri olarak kabul ediliyor.

Brown Üniversitesi’nden fizikçiler, bu soruna yanıt ararken ilginç bir benzerliğe dikkat çekti: Kuantum kütleçekiminin bazı matematiksel modelleri ile Kuantum Hall etkisini açıklayan sistemler arasında güçlü bir paralellik.

Kuantum Hall etkisinde, çok düşük sıcaklıklarda ve güçlü manyetik alanlar altında elektronların davranışı, malzemenin kusurlarından bağımsız olarak tamamen sistemin “topolojisi” tarafından belirleniyor. Yani iletkenlik, fiziksel düzensizliklerden etkilenmeden sabit ve nicelleştirilmiş değerler alıyor.

Araştırmacılar, benzer bir yapının “Chern-Simons-Kodama (CSK)” adı verilen kuantum yerçekimi durumunda da ortaya çıkabileceğini gösteriyor. Bu modele göre, uzay-zamanın matematiksel yapısı, kozmolojik sabiti kuantum dalgalanmalarına rağmen sabit tutabilecek bir tür “topolojik koruma” sağlıyor.

“Kozmolojik Sabit Sabitlenebilir”

Çalışmanın ortak yazarlarından Stephon Alexander, bu yaklaşımın önemini şu sözlerle özetliyor: “Eğer uzay-zaman bu tür bir topolojik yapıya sahipse, kozmolojik sabit sorununun en zor kısmı çözülebilir. Kuantum dalgalanmalarının yarattığı devasa etkiler, bu yapı sayesinde bastırılıyor.”

Araştırmaya göre, Kuantum Hall etkisinde elektronların kolektif davranışı nasıl fiziksel değerleri sabitliyorsa, benzer şekilde evrenin geometrik/topolojik yapısı da kozmolojik sabiti belirli bir aralıkta “kilitliyor” olabilir.

Einstein’ın “Çirkin” Terimi Yeniden Sahneye Çıkıyor

Kozmolojik sabit ilk olarak Albert Einstein tarafından genel görelilik denklemlerine eklenmiş, daha sonra evrenin genişlediğinin keşfiyle uzun süre “gereksiz” görülerek terk edilmişti. Ancak 1998’de evrenin genişlemesinin hızlandığının anlaşılmasıyla birlikte bu sabit yeniden fizik sahnesine döndü.

Bugün ise kozmolojik sabit, Kuantum Alan Teorisi’nin öngörüleri ile gözlemler arasındaki en büyük uyumsuzluklardan biri olarak varlığını sürdürüyor.

Araştırmacılar, CSK modeli üzerinden geliştirdikleri yaklaşımın, uzun süredir aranan kuantum yerçekimi teorisine de ışık tutabileceğini düşünüyor. Ancak bunun kesin bir çözüm değil, daha çok “umut vadeden bir yön” olduğu vurgulanıyor.

Stephon Alexander’a göre çalışma, farklı fizik alanlarını bir araya getirmenin önemini de gösteriyor: “Yoğun madde fiziği ile kozmolojiyi aynı matematiksel çerçevede buluşturmak, beklenmedik kapılar açabilir.”

Büyük Resim Henüz Tamamlanmadı

Bilim insanları, elde edilen sonuçların kozmolojik sabit problemini tamamen çözdüğünü söylemek için erken olduğunu kabul ediyor. Ancak bu çalışma, evrenin temel yapısının düşündüğümüzden çok daha “geometrik” ve “korunmuş” olabileceğine dair güçlü bir ipucu sunuyor.

Araştırmanın sonuçları, fizik dünyasında uzun süredir kapalı görünen bir kapının aralanabileceği ihtimalini yeniden gündeme taşıyor.

Paylaşın

Siyasette “Görüşürüz” Polemiği: Diyalog Arayışı Tartışmaya Dönüştü

23 Nisan’da verilen “diyalog” mesajları kısa sürede yerini polemiğe bıraktı. “Görüşürüz” ifadesi, iktidar ve muhalefet arasında farklı yorumlanırken, siyasette normalleşme beklentisinin ne kadar kırılgan olduğu bir kez daha ortaya çıktı.

Haber Merkezi / 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında verilen “diyalog” ve “normalleşme” mesajları, aradan geçen kısa sürede yerini sert bir siyasi tartışmaya bıraktı. Törenlerde liderler arasında dile getirilen “Görüşürüz” ifadesi, 24 saat içinde farklı anlamlar yüklenen bir polemiğe dönüşerek başkent kulislerini hareketlendirdi.

23 Nisan kutlamaları sırasında bir araya gelen siyasi liderler, uzun süredir kamuoyunda beklenen “yumuşama” sürecine ilişkin olumlu sinyaller verdi. Resmi törenlerdeki sıcak görüntüler ve karşılıklı diyalog vurguları, siyasette yeni bir sayfa açılabileceği yönünde yorumlandı.

Özellikle liderlerin birbirlerine yönelttiği “Görüşürüz” ifadesi, ilk etapta bir iyi niyet göstergesi ve olası temasların habercisi olarak değerlendirildi. Gün boyunca hâkim olan atmosfer, siyasi tansiyonun düşebileceği yönündeydi.

Ancak 24 Nisan itibarıyla bu iyimser hava yerini tartışmaya bıraktı. “Görüşürüz” ifadesinin içeriği ve tonu, iktidar ve muhalefet arasında farklı şekillerde yorumlandı. Tartışmanın odağında, bu sözün bir davet mi yoksa şartlı bir çağrı mı olduğu sorusu yer aldı.

Muhalefet cephesi, bu tür mesajların somut bir çerçeveye oturtulması gerektiğini savunarak, “görüşme olacaksa gündemi ve koşulları netleşmeli” görüşünü dile getirdi. Aksi halde bu tür ifadelerin sembolik kalacağı ve gerçek bir diyalog zemini oluşturmayacağı vurgulandı.

İktidar kanadı ise “Görüşürüz” ifadesini, devlet geleneği ve siyasi sorumluluğun bir parçası olarak değerlendirdi. Yapılan açıklamalarda, diyalog kapısının her zaman açık olduğu ancak görüşmelerin “Türkiye’nin öncelikleri” doğrultusunda gerçekleşmesi gerektiği ifade edildi.

Polemiğin derinleşmesinde, olası bir görüşmenin hangi başlıklar üzerinden yapılacağı sorusu belirleyici oldu. Ekonomi, yeni anayasa tartışmaları, yerel yönetimlerin yetkileri ve dış politika gibi başlıkların masaya gelip gelmeyeceği belirsizliğini koruyor.

Siyasi kulislerde, tarafların “ön şart” tartışmasına girmeden bir araya gelip gelemeyeceği en kritik eşik olarak değerlendiriliyor. Zira her iki taraf da kendi siyasi tabanına güçlü bir duruş sergileme ihtiyacı hissediyor.

“Mesaj Tabanlara Veriliyor”

Siyasi analistler, 23 Nisan’daki yumuşama mesajlarının kısa sürede sertleşmesini, partilerin kendi seçmenlerine verdiği mesajlarla açıklıyor. Uzmanlara göre, liderler diyalog kapısını tamamen kapatmak istemezken, aynı zamanda “taviz veriliyor” algısından da kaçınmaya çalışıyor.

Bu durum, kamuoyunun beklediği normalleşme sürecinin neden zor ilerlediğini de ortaya koyuyor. Analistler, “Siyasetin dili yumuşamadan, kalıcı bir diyalog zemini oluşturmak kolay değil” görüşünde birleşiyor.

Gelinen noktada, “Görüşürüz” ifadesi yalnızca bir nezaket cümlesi olmaktan çıkıp, siyasi stratejinin parçası haline gelmiş durumda. Önümüzdeki günlerde liderler arasında somut bir görüşme trafiği başlayıp başlamayacağı, bu polemiğin seyrini belirleyecek.

Siyasetteki bu tartışma, yalnızca bir kelimeye yüklenen anlam farklılığından ibaret değil. Aynı zamanda Türkiye’de önümüzdeki dönemin siyasi ikliminin nasıl şekilleneceğine dair önemli ipuçları barındırıyor.

Paylaşın

Antik Mezopotamya’nın Kadınları: Tarihin Sessiz Kurucuları

Antik Mezopotamya’da kadınlar, tamamen pasif bir konumda değil; üretimden dine, hukuktan yönetime kadar geniş bir alanda etkin roller üstleniyordu. Ancak bu roller, çoğunlukla ataerkil sistemin çizdiği sınırlar içinde şekilleniyordu.

Haber Merkezi / İnsanlık tarihinin en eski uygarlıklarına ev sahipliği yapan Mezopotamya, kadınların hem üretim hem de toplumsal yaşamda önemli roller üstlendiği karmaşık bir sosyal yapı sunuyordu. Sümer’den Babil ve Asur toplumlarına uzanan yaklaşık üç bin yıllık süreçte kadınlar, ataerkil sınırlamalara rağmen ekonomik, dini ve hukuki alanlarda aktif roller üstlendi.

Uluslararası arkeolojik ve tarihsel araştırmalara göre Mezopotamya’da kadınlar, özellikle tekstil üretimi, gıda işleme ve ticari üretim alanlarında kritik bir iş gücüydü. Tapınak ve saray merkezli atölyelerde çalışan kadınlar, dönemin en büyük ekonomik sektörlerinden biri olan dokumacılığın bel kemiğini oluşturuyordu.

Bira üretimi, öğütme ve fırıncılık gibi temel gıda üretim süreçleri de büyük ölçüde kadınların sorumluluğundaydı. Tarihsel anlatılarda adı geçen Ninkasi figürü, bu üretim kültürünün sembolik temsilcisi olarak kabul ediliyor.

Kadınların statüsü, dönemin hukuk sistemlerinde açık biçimde tanımlanmıştı. Ur-Nammu Kanunları ve daha sonra Hammurabi Kanunları gibi metinler, kadınların mülkiyet hakkı, boşanma ve miras konularında belirli haklara sahip olduğunu gösteriyor.

Ancak bu haklar sınıfsal farklılıklarla sınırlıydı. Özgür kadınlar bazı yasal korumalardan yararlanırken, köle kadınlar çok daha ağır koşullara tabiydi. Bazı dönemlerde evli kadınlara kamusal alanda örtünme zorunluluğu getirilmiş, buna uymayanlara ağır cezalar uygulanmıştı.

Kadınların günlük yaşamı çoğunlukla ev yönetimi ile ekonomik sorumlulukların birleşiminden oluşuyordu. Erkeklerin ticaret veya savaş nedeniyle uzun süre evden uzak olduğu durumlarda, kadınlar aile ekonomisini tek başına yönetiyordu. Aynı zamanda bazı kadınlar mülk sahibi olabiliyor, ticaret yapabiliyor ve mahkemelerde tanıklık edebiliyordu.

Bununla birlikte borç karşılığı köleleştirme gibi uygulamalar, kadınların ekonomik kırılganlığını artıran unsurlar arasında yer alıyordu.

Mezopotamya’da kadınlar yalnızca ekonomik değil, dini alanda da güçlü konumlara sahipti. Aşk, savaş ve bereket tanrıçası İnanna (Akkad ve Babil geleneğinde İştar olarak bilinir), kadınların mitolojik ve kültürel temsillerinde merkezi bir rol oynuyordu.

Tapınaklarda görev yapan başrahibeler, özellikle kraliyet ailelerinden gelen kadınlar, ciddi siyasi ve ekonomik güce sahipti. Tarihin bilinen ilk yazarlarından biri kabul edilen Enheduanna, hem dini liderliği hem de edebi üretimiyle bu gücün en önemli örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.

Güç ve Sınırlılığın Birlikteliği

Uzmanlara göre Antik Mezopotamya’da kadınlar, tamamen pasif bir konumda değil; üretimden dine, hukuktan yönetime kadar geniş bir alanda etkin roller üstleniyordu. Ancak bu roller, çoğunlukla ataerkil sistemin çizdiği sınırlar içinde şekilleniyordu.

Modern tarih araştırmaları, Mezopotamya kadınlarının hem ekonomik üretimin taşıyıcı gücü hem de dini ve kültürel yaşamın önemli aktörleri olduğunu ortaya koyuyor. Buna karşın sosyal statü, özgürlük ve haklar açısından keskin eşitsizliklerin de bu kadim uygarlıkların ayrılmaz bir parçası olduğu görülüyor.

Paylaşın

MHP’nin Bingöl Ve Gaziantep İl Teşkilatı Da Feshedildi

MHP Genel Merkezi, teşkilat yapısındaki yeniden yapılanma sürecine devam ediyor. Parti yönetiminin aldığı kararla, Bingöl ve Gaziantep il teşkilatlarının faaliyetleri durdurularak feshedildi.

Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Merkezi, ülke genelindeki teşkilat ağını güçlendirmek ve parti disiplinini en üst seviyede tutmak amacıyla başlattığı “yeniden yapılanma” süreci kapsamında yeni bir adım attı. Bu kapsamda, Bingöl ve Gaziantep il başkanlıklarının mevcut yönetimleri görevden alınarak teşkilatlar feshedildi.

Parti tüzüğünün ilgili maddeleri uyarınca gerçekleştirilen bu operasyon, kulislerde “teşkilatların tazelenmesi” olarak yorumlanıyor. Genel Merkez’den il başkanlıklarına gönderilen tebligatlarda, kararın parti içi verimliliği artırmak ve önümüzdeki siyasi süreçlere daha dinamik bir kadroyla hazırlanmak amacıyla alındığı belirtildi.

MHP’de daha önce de uygulanan bu yöntemle, feshedilen teşkilatların yerine kısa süre içerisinde yeni yönetimlerin atanması bekleniyor. Genel Merkez’in, mevcut il başkanlarının yerine yeni isimleri belirlemek üzere Teşkilat İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı bünyesinde bir çalışma başlattığı öğrenildi.

Teşkilatlarda “Taze Kan” Vurgusu

Parti kaynaklarından edinilen bilgilere göre, söz konusu fesih kararları sadece disiplin odaklı değil, aynı zamanda bölgelerdeki siyasi faaliyetlerin hız kazanması için atılan bir “taze kan” hamlesi niteliğinde. Gaziantep ve Bingöl’de MHP’nin oy potansiyelini artırmayı hedefleyen Genel Merkez’in, önümüzdeki günlerde yeni il başkanlarını ve yönetim kurullarını kamuoyuna açıklaması bekleniyor.

Gözler şimdi, MHP Genel Merkezi’nin bu iki kritik ilde görevlendireceği yeni isimlere çevrilmiş durumda. Parti yönetimi, yeni yönetimlerin belirlenmesi sürecinin en kısa sürede tamamlanarak teşkilatların aktif faaliyetlerine kaldığı yerden devam edeceğini vurguladı.

Paylaşın

Erdoğan’dan Yatırımcıya Yeni Destek Paketi

Küresel ekonomik belirsizlikler karşısında Türkiye’nin bir “istikrar adası” olduğunu vurgulayan Erdoğan, İstanbul Finans Merkezi’ni merkeze alan ve küresel sermayeyi Türkiye’ye çekecek kapsamlı yeni vergi teşviklerini duyurdu.

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”nda konuştu.

Erdoğan, dünya ekonomisinin son dönemde yaşadığı sarsıntılara ve belirsizliklere dikkat çekerek, Türkiye’nin bu süreçte bölgesel bir enerji ve ticaret üssü olarak konumunu sağlamlaştırdığını ifade etti. “Türkiye, kabuk değiştiren dünyanın yeni kutup başlarından biri olmaya namzettir” diyen Erdoğan, ülkeyi küresel bir cazibe merkezi haline getirecek yeni stratejik adımları açıkladı.

Konuşmasında küresel krizlerin üretimden enerjiye, turizmden ticarete kadar her alanı etkilediğini belirten Erdoğan, “Türkiye son yılların en büyük güvenlik krizini başarıyla yöneterek bölgesinin istikrar adası olduğunu bir kez daha tescil etmiştir” ifadelerini kullandı. Erdoğan, Türkiye’nin artık sadece bir “köprü” olarak tanımlanamayacağını, enerji ve ticaret koridorlarının vazgeçilmez bir “üssü” haline geldiğini vurguladı.

Erdoğan’ın açıkladığı en dikkat çekici başlık ise İstanbul Finans Merkezi (İFM) çatısı altında faaliyet gösteren kurumlar için sağlanan teşviklerin artırılması oldu. Bu kapsamda öne çıkan düzenlemeler şöyle:

Transit Ticarete Tam Vergi Muafiyeti: İstanbul Finans Merkezi’nde yürütülen transit ticaret ve yurt dışı alım-satım aracılık faaliyetlerinden elde edilen kazançlarda vergi indirimi yüzde 50’den yüzde 100’e çıkarılıyor. Yani bu faaliyetlerden kurumlar vergisi alınmayacak.

İFM Dışında da Destek: Bu teşvikler sadece finans merkeziyle sınırlı kalmayacak; İFM dışındaki transit ticaret faaliyetlerinin de yüzde 95’i vergi dışı bırakılacak.

Küresel Şirketlere Bölgesel Merkez Teşviki: Türkiye’yi bölgesel yönetim merkezi olarak seçecek global şirketler için 20 yıl boyunca sürecek güçlü bir vergi avantajı getiriliyor. İFM içindeki kazançların yüzde 100’ü, dışındakilerin ise yüzde 95’i kurum kazancından indirilebilecek.

Nitelikli İstihdama Destek: Bölgesel merkezlerde çalışan nitelikli personele yönelik ücret istisnaları devreye alınacak.

Varlık Barışı: Yurt dışında bulunan para, altın ve menkul kıymetlerin belirli şartlar ve düşük vergi oranlarıyla Türkiye’ye getirilmesine imkân sağlanacak.

“Çekim Gücümüzü Artıracağız”

Yatırım ortamını iyileştirecek hukuki ve idari düzenlemelerin devam edeceğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Yakında Meclisimize sunacağımız kapsamlı düzenlemeyle ülkemizin çekim gücünü çok daha ileri taşıyacağız” dedi.

Erdoğan, bölgesel gerilimlere ve savaş tehditlerine rağmen Türkiye’nin ihtiyatlı bir iyimserlikle barışçıl diplomasiyi sürdürdüğünü, ekonomide ise altyapıyı güçlendirerek hiçbir boşluk bırakmadan stratejik hedeflere ilerlediklerini belirtti.

Paylaşın