Bilim Bilinci Açıklayabilir Mi?
Bilinç, beynin biyolojik bir ürünü mü, yoksa bilimin sınırlarını zorlayan bir olgu mu? Nörobilim önemli ilerlemeler kaydederken, insanın öznel deneyimi hâlâ yanıt bekliyor.
Haber Merkezi / İnsan gözlerini açtığında dünyayı yalnızca görmez; aynı zamanda farkında olur. Acı hisseder, renkleri ayırt eder, “ben” dediği bir iç deneyim yaşar. İşte bu iç deneyimin kendisi—bilinç—yüzyıllardır filozofları, son on yıllarda ise nörobilimcileri meşgul ediyor.
Peki bilim, bilinci gerçekten açıklayabilir mi? Yoksa bilincin doğası, ölçüm cihazlarının ve deneysel yöntemlerin ötesinde mi kalıyor?
Modern bilimin bilince yaklaşımı büyük ölçüde beyin üzerinden ilerliyor. Nörobilim, belirli zihinsel durumların belirli beyin aktiviteleriyle ilişkili olduğunu göstermiştir. Örneğin görsel korteks hasar gördüğünde görme bozuluyor; bazı beyin bölgeleri uyarıldığında belirli duygular ortaya çıkabiliyor. Fonksiyonel MR gibi görüntüleme teknikleri, düşünce ve duygu anlarında beynin hangi bölgelerinin aktif olduğunu ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.
Bu bulgular güçlü bir tablo çiziyor: Bilinç, beyin süreçleriyle yakından ilişkili. Pek çok bilim insanına göre bu, bilincin bütünüyle fiziksel süreçlerden türediği anlamına geliyor. Yani nöronlar, sinapslar ve elektriksel–kimyasal etkileşimler yeterince iyi anlaşıldığında bilinç de açıklanabilir.
Ancak tam bu noktada tartışma başlıyor.
“Zor Problem” Nerede Başlıyor?
Felsefeci David Chalmers’ın meşhur ifadesiyle bilinç, “kolay problemler” ve “zor problem” olarak ikiye ayrılır. Algının nasıl çalıştığı, dikkatin nasıl yönlendirildiği, hafızanın nasıl oluştuğu gibi sorular—her ne kadar karmaşık olsalar da—ilke olarak bilimsel yöntemle çözülebilir görünür. Bunlar, beynin ne yaptığı ile ilgilidir.
Zor problem ise şudur: Bu süreçlere neden öznel bir deneyim eşlik ediyor?
Neden kırmızıyı gördüğümüzde yalnızca dalga boylarını işlemiyoruz da “kırmızılık” hissini yaşıyoruz? Neden acı, sadece sinir sinyalleri değil de can yakan bir deneyim olarak ortaya çıkıyor?
Bilim, beynin acı anında nasıl çalıştığını gösterebilir. Ama bazılarına göre, acının nasıl hissettirdiğini açıklamak bambaşka bir şeydir.
Bilim Yeterli mi, Yoksa Eksik mi?
Bu noktada görüşler ayrışıyor. Bir grup araştırmacı, bilincin şu an açıklanamamasının geçici bir durum olduğunu savunuyor. Tarihte hayatın, ısının ya da elektriğin de bir zamanlar “gizemli” olduğunu; ancak bilim ilerledikçe bu gizemlerin çözüldüğünü hatırlatıyorlar. Onlara göre bilinç de istisna değil: Daha gelişmiş teoriler ve teknolojilerle sorun çözülecek.
Diğerleri ise daha temkinli. Bilincin öznel yapısının, nesnel bilimsel açıklamayla tam olarak yakalanamayacağını düşünüyorlar. Bilim üçüncü şahıs gözlemlerine dayanır; bilinç ise birinci şahıs deneyimidir. Bu iki bakış açısı arasında kapatılamaz bir boşluk olabilir mi?
Hatta bazı radikal yaklaşımlar, bilincin evrenin temel bir özelliği olduğunu öne sürüyor. Bu görüşlere göre bilinç, maddenin yan ürünü değil; tıpkı uzay ve zaman gibi temel bir unsurdur. Böyleyse, bilinci açıklamak için bilimin çerçevesini genişletmek gerekebilir.
Son yıllarda yapay zekâ alanındaki hızlı gelişmeler, bilinç tartışmasını yeniden alevlendirdi. Karmaşık dil üretebilen, öğrenebilen ve insan benzeri tepkiler verebilen sistemler, şu soruyu gündeme getiriyor: Davranış bilinç göstergesi midir?
Bir makine “acı çektiğini” söylediğinde gerçekten acı mı çekiyordur, yoksa yalnızca bunu taklit mi ediyordur? Bu soru, bilinci yalnızca işlevsel tanımlarla açıklamanın yeterli olup olmadığına dair şüpheleri artırıyor.
Açıklama mı, Anlama mı?
“Bilim bilinci açıklayabilir mi?” sorusu, aslında “açıklamadan ne anlıyoruz?” sorusuna dayanıyor. Eğer açıklamadan kastımız, bilincin hangi beyin süreçleriyle birlikte ortaya çıktığını göstermekse, bilim her geçen gün bu hedefe yaklaşıyor. Ancak öznel deneyimin kendisini—nasıl hissettirdiğini—tam anlamıyla kavramak istiyorsak, mevcut bilimsel dil yetersiz kalabilir.
Belki de bilinç, bilimin çözeceği son büyük bilmece değil; bilimin kendisini yeniden düşünmesine yol açacak bir dönüm noktasıdır. Kesin olan şu ki, bilinç sorusu hem bilimi hem de felsefeyi uzun süre daha meşgul etmeye devam edecek.






























