1950 yılında Adana’nın Tufanbeyli İlçesine bağlı Fatmakuyu Köyü’nde dünyaya gelen Zeki Karaaslan, ilkokulu Tufanbeyli’de, orta ve liseyi Kozan’da okudu. Çukurova Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Makine Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. Halen bir kamu kuruluşunda çalışmaktadır.
Haber Merkezi / Zeki Karaaslan’ın şiirleri Varlık, Yom, Budala, İmge, İmlasız, Kül, İmgelem Çocukları, Kavram, Karmaşa, Söylem, Amik, Maki, Şiirin, Şafak, Mor taka, Mühür,Etken, Şiiri özlüyorum, Andız, Göğe bakma durağı, Dize, Yaratım, Tay, Berfin Bahar, Kum gibi dergilerde şiirleri yayınlandı. A Edebiyat ve İmgelem Çocukları dergisinde birer yıl arayla sanat danışmanlığı yaptı. 2005 yılında arkadaşlarıyla birlikte Ötekileriz Kültür Sanat Girişimini kurdular. Ona yakın bestesi vardır.
Eserleri; Özlem Vurgunu, Beklenmeyen Konuk, Yalnızlık Yolcusu, Kırık Nehir, Sev-Dalı Su, Güze Yolcu
“Kırılır”
“Bu sayfaya her şeyİ yazdım, her şeyi söyledim
Kırmızı kiremitlerı; evcil domuzları bir hir efledim”
(T. Uyar)
Bağrı yanık köz, dili pas terli zaman: heeyy
sözü umut, usu keskin taş, üfle tefi!
uzan karlı dağlara, in, sorgula nefi
kır-aç iade, dibe vurmuş düş her şey!
sancımı kesme, yaramı azdır, hiç sevmem
merhemi kurusun gülün, özü zehir!
suskun aşkım şafakta gel, kumrular uyanırken
çocukluğumu okşayan tohum kal, filize gebe!
kam göze gelmiş, çölsü ister suyu vaha!
yatan Azrail, Necef’den uzanır Irak’a!
ben yürüdüm mü? evet! tozar kum öyleyse:
gözlerimde kırılır bir su çiçeğinin yarası!
öfkemin saçını çözmeli, gömmeli sin(e)ye denizi
papatyalar saymalı midye kabuklu balkonda!
sevginin z’arına güneş dökmek için
aç-tım pen-ceremi araladım perdeleri!
beni anlayan on’lar size teşekkür:
acı gizemden mutluluk, aha şuramda!
“Zuhal.Z11”
“alevli ateşe at beni,uzat elini Leheb
işte öldüm:yüreğimde üşüyen vaha.”(..?)
sürüklenmişken yapraklarım, aşklarım y’etimken
şadırvan bir gök altında y’attım, taşları yastık yaptım.
sessizce tünedi gece, kırılmış kalbimin üstüne
seferi bir yolcu adresini sordu vefanın, yoktu.
sevgili, bilemediğin gibi aşkın ruh sağaltan yanını
ş’akaklarım zonkladı düşünmekten,yanıtsız koydum yolcuyu
sakin olamadım ustalarıma küfrettim, nedeni vardı.
son k’ertede öğretmediklerini öğrendiğimdi vefa,aklımı çizdilerdi.
sonraya kaldı bu yüzden,çöldeki kaktüsün s’ırına ermek
sakalını yolan Mecnun’a Leylay’ı sormak,sonraya kaldı.
şarabını yüzüme dökenin hakkı var şimdi,bir şey diyemem.
susarım suyun içinde,bir çığlık alır başını gider…
Zühal kadar uzak mıydı insanı acılardan öpmek?






























