A Milli Futbol Takımı, Özel Maçta Almanya’yı Mağlup Etti

2024 Avrupa Futbol Şampiyonası’na katılmayı garantileyen A Milli Futbol Takımı ile Almanya, Berlin Olimpiyat Stadı’nda karşı karşıya geldi. Hakem Bartosz Frankowski’nin yönettiği karşılaşmadan A Milli Futbol Takımı, 3-2 galip ayrıldı.

Haber Merkezi / A Milli Futbol Takımı’na galibiyeti getiren golleri, 38. dakikada Ferdi Kadıoğlu, 45+2. dakikada Kenan Yıldız ve 70. dakikada penaltıdan Yusuf Sarı kaydetti. Almanya’nın gollerini ise 5. dakikada Kai Havertz ve 49. dakikada Niclas Füllkrug attı.

A Milli Futbol Takımı, 2024 Avrupa Futbol Şampiyonası Elemeleri D Grubu son maçını 21 Kasım Salı günü TSİ 22.45’te Galler ile deplasmanda oynayacak.

Karşılaşmadan dakikalar

5. dakikada Almanya’nın geliştirdiği atakta sağ kanatta Sane topla buluşurken içeri doğru ortasını yaptı. Havertz, ceza sahası içinde topa gelişine vurdu ve mücadelede skoru 1-0’a getirdi.

12. dakikada hızlı gelişen atağımızda A Milli Takım hızla atağa çıktı, rakip yarı alanda topla buluşan Yusuf Yazıcı sağ kanatta soluna doğru alıp vuruşunu yaptı ancak top kalenin sağından auta gitti.

16. dakikada Kimmich’in derinlemesine caza sahasına gönderdiği pası Sane kontrol etti. Daha sonra Sane’nin attığı şutunda top kaleci Altay’ı geçerek kalenin sağından auta çıktı.

37. dakikada A Milli Takımı’mızda Abdülkerim’in uzun topuna hareketlenen Ferdi, topu kontrol edip ceza sahasına girdi. Ferdi, kaleci Trapp’in soluna doğru üst ağlara sert vurdu ve mücadeleye 1-1’lik eşitliği getirdi.

45+2. dakikada Kaan Ayhan’ın uzun topunda, sol çaprazdan topu alan Kenan Yıldız harika bir vuruşla topu tavana gönderdi ve A Milli Takımı’mızı Almanya karşısında 2-1 öne geçirdi.

53. dakikada İrfan Can’ın pasıyla topla buluşan Salih Özcan, topu sürdü ve harika bir şut çıkardı. Top, kalecinin soluna doğru giderken direkten dönüp dışarı çıktı.

64. dakikada Almanya’nın köşe vuruşu sonrasında Kimmich’in kafa vuruşunda top kaleci Altay’da kaldı.

71. dakikada Türkiye bir kez daha önce geçti. Abdülkerim Bardakçı’nın pasında top Almanya’nın ceza sahasında Havertz’in koluna çarptı. Hakem VAR incelemesinden sonra penaltı verdi. Topun başına geçen Yusuf Sarı penaltıyı gole çevirdi: 2-3.

74. dakikada Alman Milli Takımı sağ kanattan geliştirdiği atakta Brandt kaleci Altay Bayındır ile karşı kaşıya kaldı. Brandt’ın şutunda golü Altay ayağıyla önledi.

82. dakikada Kerem Aktürkoğlu sol kanattan ceza sahası çizgisine kadar taşıdığı topu Barış Alper Yılmaz’a aktardı. Barış Alper Yılmaz’ın kaleye gönderdiği topu kaleci Trapp zorlukla çıkardı.

Stat: Berlin Olimpiyat

Hakemler: Bartosz Frankowski, Marcin Boniek, Jakub Winkler (Polonya)

Almanya: Trapp, Henrichs, Rüdiger, Tah, Kimmich (Dk. 72. Goretzka) , İlkay Gündoğan, Sane, Wirtz (Dk. Gnabry), Brandt (Dk 82 Ducksch), Havertz, Füllkrug

Türkiye: Altay Bayındır, Zeki Çelik, Ozan Kabak, Abdülkerim Bardakçı, Ferdi Kadıoğlu (Dk. 63 Eren Elmalı), İsmail Yüksek (Dk. 46 Salih Özcan), Emre Akbaba (Dk. 34. Abdülkadir Ömür), Kaan Ayhan, Yusuf Yazıcı (Dk. 63 Barış Alper Yılmaz), İrfan Can Kahveci (Dk. 63 Yusuf Sarı), Kenan Yıldız (Dk. 73 Kerem Aktürkoğlu)

Goller: Dk. 5 Kai Havertz, Dk. 49. Niklas Füllkrug (Almanya), Dk. 38 Ferdi Kadıoğlu, Dk. 45+2 Kenan Yıldız, Dk. 71 Yusuf Sarı (Penaltıdan) (Türkiye)

Paylaşın

Gıda Enflasyonu: Türkiye, OECD Ülkeleri Arasında Zirvede

OECD’ye üye ülkelerde gıda enflasyonu üst üste 10. ayda da gerilerken, ortalama gıda enflasyonu ise yüzde 8,1 oldu. 9 OECD ülkesinde gıda enflasyonu hala yüzde 10’un üzerinde seyrediyor. Türkiye yüzde 75 gıda enflasyonuyla zirvede yer aldı.

ZMO Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez, gıda fiyatlarının yükselmesinin sebebi olarak tarımsal fiyat endeksindeki artışı gösterdi. Dr. Fatih Özden ise bu durumun yeni olmadığına dikkat çekti.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), geçen hafta üye ülkelerin eylül ayı gıda enflasyonunu yayımladı. Buna göre OECD ülkelerinin genelinde gıda enflasyonunda düşüş sürerken Türkiye yüzde 75’le zirvede yer aldı. Türkiye 2’nci sıradaki Macaristan’ın dahi 62 puan üstünde yer aldı.

OECD’nin raporuna göre üye ülkelerin gıda ortalaması üst üste 10’uncu ayda da geriledi. Ortalama gıda enflasyonu ise yüzde 8,1 oldu. Ancak gıda enflasyonu 9 OECD ülkesinde hâlâ yüzde 10’un üzerinde seyrediyor.

Öte yandan yıllık enflasyon oranı ise ağustos ayındaki yüzde 6,4 seviyesinden eylül ayında yüzde 6,2’ye düştüğünü açıklandı. OECD tarafından yapılan açıklamaya göre enflasyon oranı eylül ayında ağustos ayına göre 27 OECD ülkesinde düşerken diğer sekiz ülkede arttı. Eylül ayında Türkiye, Macaristan ve Kolombiya’da çift haneli enflasyon kaydedildi.

Rapora göre gıda enflasyonunun en düşük olduğu 5 ülke şöyle:

Çekya: -%3
ABD: %2,4
İsviçre: %3,8
Finlandiya: %4,6
Avustralya: %4,7

Rapora göre gıda enflasyonunun en yüksek olduğu 5 ülke ise şöyle:

Türkiye: %75
Macaristan: %13,2
İzlanda: %12,4
Birleşik Krallık: %12,2
Kolombiya: %11,5

Birgün’den Aycan Karadağ’a tabloyu değerlendiren Ziraat Mühendisleri Odası (ZMO) Yönetim Kurulu Başkanı Baki Remzi Suiçmez gıda fiyatlarının yükselmesinin sebebi olarak tarımsal fiyat endeksindeki artışı gösterdi. Gıda enflasyonundaki yükselişin sadece bir sonuç olduğunu ifade eden Suiçmez şöyle devam etti:

“Tarımsal üretim planlaması ile arz talep dengesi sağlanamazsa, girdi maliyetleri düşürülmezse, yeterli destek verilmezse, tarımsal kredi ortamı iyileştirilmezse, aracılık sistemi tekelleşen zincir marketler denetlenmezse gıda fiyatları düşmez. Güçlü, demokratik üretici ve tüketici kooperatiflerinin yetersizliği nedeniyle üretici geliri azalırken tüketiciler fahiş fiyatla gıdaya erişebiliyor. Kamu yönetimindeki düzenleme ve denetim yetersizliği sonucu fiyat spekülasyonu önlenemiyor. Yerli üretimi ve üreticiyi koruyacak kamucu tarım politikaları yerine dışa bağımlı, özelleştirmeci, destekleri azaltıcı neoliberal tarım politikaları durumu bu hale getirdi.”

Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü’nden Dr. Fatih Özden ise bu durumun yeni olmadığına dikkat çekti. Özden şunları söyledi:

“Daha önce döviz fiyatları, girdi fiyatları deniyordu ama bu sefer beklentiler de devreye girmeye başladı. Bu fiyat artışını da beklentiler tetiklemeye başladı. Bu koşullarda insanlar da nerede daha uygun bir şey bulursa onu almaya çalışıyor. Bu da talebi öne çekiyor. Ekonomiyi yönetenlerin de bütün çabası bu talebi baskılamak üzerine. Ancak talep baskılanamadığı için de gıda enflasyonunda artış yaşanmaya devam ediyor.”

Paylaşın

2023 Yılında Almanya’ya İltica Başvurusu Yapan Türklerin Sayısı 45 Bini Geçti

2023 yılı Ocak – Ekim ayları arasında Almanya’ya toplam 267 bin 384 ilk kez iltica başvurusu yapıldı. Bunların 45 bin 86’sı Türkiye vatandaşları. Türklerin toplam başvurular içindeki payı yüzde 16,9 oldu. 

Almanya’ya ilk kez iltica başvurusu yapanlar arasında ilk sırada yüzde 31,2 ile Suriye vatandaşları var. Türkiye vatandaşları ikinci sırada. Üçüncü sırada yüzde16,4 ile Afganistan vatandaşları var.

Alman basınında Türkiye vatandaşlarının başvurularının Suriyelileri geçtiği yönünde çıkan haberler ise resmi veriler tarafından yalanlandı.

Almanya Federal Göçmen ve Mülteci Dairesi (BAMF) ekim ayı iltica başvurusu istatistiklerini açıkladı. Buna göre; 2023 yılında Ocak-Ekim ayları arasında Almanya’ya toplam 267 bin 384 ilk kez iltica başvurusu yapıldı.

Bunların 45 bin 86’sı Türkiye vatandaşları. Türklerin toplam başvurular içindeki payı yüzde 16,9 oldu. İlk sırada yüzde 31,2 ile Suriye vatandaşları var. Türkiye vatandaşları ikinci sırada. Üçüncü sırada yüzde16,4 ile Afganistan vatandaşları var.

Ekim ayında ise toplam 31 bin 887 başvurunun 9 bin 692’si Türkiye vatandaşlarından geldi. Türklerin payı ekim ayında yüzde 30,4 oldu. İlk sırada yüzde 33,5 ile yine Suriye vatandaşları yer aldı.

Alman basınında Türkiye vatandaşlarının başvurularının Suriyelileri geçtiği yönünde çıkan haberler ise resmi veriler tarafından yalanlandı.

AB İstatistik Ofisi ve BAMF verilerine göre ağustos, eylül ve ekim aylarında toplam 21 bin 752 Türkiye vatandaşı Almanya’ya ilk kez iltica başvurusu yaptı. Ağustos ayı öncesinde kadar aylık başvuru sayısı 5 bini hiç aşmamıştı.

Almanya’ya ekim ayı itibariyle son 12 ay toplamı (Kasım 2022-Ekim 2023) ise 53 bin 847 oldu. Son 12 ay toplamı geçtiğimiz yıl aynı dönemde 20 binin altındaydı. Kasım 2022’de son 12 ay toplamı ilk kez 20 bin sınırı aşılırken 2023’te bu sayı her ay artarak yükseldi.

Türkiye vatandaşları en çok hangi ülkelere iltica ediyor?

AB istatistik ofisinin ekim ayına ilişkin verileri yok. O yüzden veriler Ocak-Eylül ayı toplamını yansıtıyor. Almanya için ise Ocak-Ekim verileri mevcut. Buna göre Almanya’ya başvurusu sayısı 45 bini aştı. Bu sayı Ocak-Eylül döneminde 35 binin üzerindeydi.

Almanya’nın ardından Türkiye vatandaşlarının en çok iltica ettiği Avrupa ülkesi Fransa (6 bin 755). Ardından İsviçre (4 bin 705), Avusturya (2 bin 890) ve Hollanda (bin 860) geliyor.

Resmi verilere göre 2023 yılının ilk dokuz ayında AB ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 51 bini aştı. Eski rekor 2022 yılında 48 bin 615 başvuru ile kırılmıştı. Almanya’nın ekim ayı veriler de eklendiğinde 2023 toplamı 61 bini aştı.

Diğer ülkelerin ve kalan ayların da eklenmesiyle 2023 yılında AB’ye iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı çok daha yüksek bir seviyeye çıkacak. 2008-2015 yılları arasında AB ülkelerine ilk kez iltica eden Türkiye vatandaşlarının sayısı 4 bin civarında gerçekleşti.

15 Temmuz darbe girişiminin yaşandığı 2016’dan sonra ise iltica sayısı hızla arttı. 2016’da ilk kez iltica sayısı 10 bin sınırına dayandı. Covid-19 öncesi 2019 yılında bu sayı 23 bini aştı. 2022 yılında ise 48 bin 615 Türkiye vatandaşı ilk kez AB ülkelerine iltica başvurusu yaptı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Goldman Sachs, Türkiye İçin 2023 Yılı Cari Açık Beklentisini Düşürdü

ABD merkezli çokuluslu yatırım bankası Goldman Sachs, Türkiye için 2023 cari açık/GSYH tahminini yüzde 4,8’den yüzde 4,1’e çekti. 2024 yılı için ise banka piyasa beklentisinin altında olan yüzde 1,8’lik beklenti içinde olduğunu belirtti.

Goldman Sachs, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan veriler cari dengede iyileşmeye işaret etmişti.

BloombergHT’de yer alan habere göre; Türkiye ekonomisinde iki yılın en yüksek aylık cari fazlası kaydedilirken, Goldman Sachs da cari açığa ilişkin beklentilerini değiştirdi.

Türkiye’de cari açığın artık risk oluşturmadığını belirten Goldman Sachs, açığın daha sürdürülebilir seviyelere doğru ilerlediğine işaret etti.

Banka 2023 cari açık/GSYH tahminini yüzde 4,8’den yüzde 4,1’e çekti. 2024 yılı için ise banka piyasa beklentisinin altında olan yüzde 1,8’lik beklenti içinde olduğunu belirtti.

Goldman Sachs değerlendirmesinde söz konusu öngörülerin önemli ölçüde yükselen faiz oranlarının bir sonucu olarak daha büyük faiz oranı ödemelerini yansıtan” birincil gelir açığının genişlemesini içerdiğini de ifade etti.

Banka tahvillere önümüzdeki dönemde girişler yaşanmasını öngörüyor.

Banka değerlendirmesinde “Cari işlemler hesabının artık bir risk oluşturmayacağını düşünüyoruz çünkü hem ileriye dönük olarak iyileşmeye devam etmesini bekliyoruz hem de faizlerdeki artışın bunu karşılamak için yeterli fonlamayı çekeceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.

Pazartesi günü Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından açıklanan veriler cari dengede iyileşmeye işaret etmişti.

Türkiye’de cari denge Eylül ayında dış ticaret açığındaki daralmanın desteğiyle 2021’den bu yana ikinci kez fazla verdi.

Cari denge Eylül’de 1,4 milyar dolarlık Bloomberg anketi beklentisinin üzerinde, 1,88 milyar dolar fazla verdi. Ağustos ayında açıklanan 619 milyon dolarlık açık 357 milyon dolar açık olarak revize edildi. Yıllıklandırılmış cari açık Eylül ayında 51,7 milyar dolar oldu. Ağustos’ta yıllıklandırılmış açık 57 milyar dolar seviyesinde açıklanmıştı.

Ödemeler dengesi tanımlı dış ticaret açığı Eylülde 3,66 milyar dolar ile Ağustos’ta kaydedilen 7,1 milyar dolarlık açığa göre önemli ölçüde geriledi.

Paylaşın

Türkiye, Hukukun Üstünlüğünde 173 Ülke Arasında 148. Sırada

Türkiye, hukukun üstünlüğü kategorisinde dünyada 173 ülke arasında 148; Avrupa’da 45 ülke içeresinde ise sondan ikinci sırada bulunuyor. Türkiye, haklar kategorisinde ise dünyada 129. sırada; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor.

Türkiye, temsil kategorisinde dünyada 112. Sırada; Avrupa’da ise yine 42. sırada. Türkiye, katılım kategorisinde ise dünyada 139. durumda; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor.

Yargıtay 3. Ceza Dairesi, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) cezaevindeki milletvekili Can Atalay ile ilgili kararına uyulmamasına ve AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar vermesi Türkiye’de yargı bağımsızlığını ve hukukun üstünlüğünü bir kez daha gündeme getirdi.

Uluslararası kurumların değerlendirmesine göre Türkiye, hukukun üstünlüğü sıralamasında dünyada oldukça alt sıralarda yer alıyor. Uluslararası Demokrasi ve Seçim Yardımı Enstitüsü’nün (International IDEA) 2023 Demokrasinin Küresel Durumu raporuna göre Türkiye 173 ülke içinde hukukun üstünlüğü alanında 148. sırada yer alıyor. Türkiye Avrupa ülkeleri arasında Rusya’dan bile geri durumda. Türkiye’nin geçtiği tek ülke Belarus oldu.

İsveç merkezli International IDEA her sene açıkladığı Demokrasinin Küresel Durumu raporunu kasım ayında açıkladı. 2023 raporu 2022 yılındaki değerlendirmelere dayanıyor. Rapor bu sene önceki yılların aksine tek bir demokrasi endeksi açıklamak yerine dört ana kategoride demokratik değerleri analiz ediyor. Bunlar: Hukukun üstünlüğü, Haklar, Temsil ve Katılım.

Peki, Avrupa’daki en demokratik ülkeler hangisi? Demokratik değerler sıralamasında Türkiye kaçıncı sırada?

173 ülke arasında Hukukun Üstünlüğü kategorisinde Türkiye dünyada 148; Avrupa’da 45 ülke içeresinde ise sondan ikinci sırada bulunuyor. Dünya bu alanda en iyi ülkeler sırasıyla Danimarka, Norveç, Almanya, İsviçre ve İsveç. Değerlendirme 0-1 arası puan üzerinden yapılırken 1 en iyi anlamına geliyor. Danimarka’nın notu 0,98 iken Türkiye’nin notu 0,261.

Haklar kategorisinde ise Türkiye dünyada 129. sırada; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor. Zirvede yine Danimarka bulunurken ardından Almanya ve İsviçre geliyor. Türkiye bu alanda Belarus’un dışında Rusya ve Azerbaycan’ın üzerinde kendine yer buldu.

Temsil kategorisinde ise Türkiye dünyada 112. Sırada; Avrupa’da ise yine 42. sırada. Bu kategoride zirvede İsveç bulunuyor. Katılım kategorisinde Türkiye dünyada 139. durumda; Avrupa’da ise 42. sırada yer alıyor. Bu alanda dünyada en iyi durumdaki ülkeler Danimarka, Finlandiya ve İrlanda.

2022 yılında Almanya da dört kategoride de ilk 10’da yer alarak üstün bir demokratik performans sergiledi. Avrupa’da yerleşik demokrasiler olarak Fransa ve Birleşik Krallık sadece iki kategoride ilk 20’ye girmeyi başardı. Hukukun Üstünlüğü kategorisinde Birleşik Krallık 17., Fransa ise 20. sırada yer aldı. Haklar kategorisinde ise Fransa 27. sırada yer alırken Birleşik Krallık 34. sırada bulunuyor.

2022’de hem puanlara hem de küresel sıralamaya bakıldığında, bazı Doğu AB üyelerinin demokratik performans konusunda geride kaldığı görülüyor. Bunlar; Macaristan, Polonya ve Romanya. Bu ülkeler Hukukun Üstünlüğü sıralamasında ilk 50’de yer alamadı.

Raporda Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Türkiye demokratik olmayan ülkeler olarak sıralandı. Puanlara göre Türkiye diğer üç ülkeden biraz daha iyi durumda. Ancak bu ülkelerin hiçbiri dört kategorinin hiçbirinde ilk 100’de yer almıyor. Rapor, “Azerbaycan, Belarus, Rusya ve Türkiye’nin oluşturduğu açıkça demokratik olmayan grup, demokrasinin çoğu göstergesinde Avrupa ortalamasının oldukça altında performans göstererek Avrupa’nın geri kalanından uzaklaşmıştır” sonucuna vardı.

Raporun en önemli bulgularından birisi Avrupa’nın demokratik değerlerin en yüksek olduğu bölge olduğu; ancak son 5 yılda gerilemelerin dikkat çektiği. İngiltere, Avusturya, Hollanda, Portekiz gibi yerleşik demokrasilerde hukukun üstünlüğü başta olmak üzere son 5 yılda önemli düşüşler var.

2017-2022 arasında puanlardaki değişime bakıldığında birçok Avrupa ülkesi Hukukun Üstünlüğü konusunda önemli bir düşüş gösterdi. Yedi AB ülkesinin bu kategorideki puanları 0.05 puandan fazla düşmüştür. Bu düşüş özellikle Portekiz, Avusturya, Hollanda ve Macaristan’da belirgin olmuştur. Belarus’tan sonra en büyük düşüş Birleşik Krallık’ta görüldü.

Küresel kötüleşme sürüyor

Rapora göre, dünyanın her bölgesinde demokrasi daralmaya devam etti. Araştırmaya katılan 173 ülkenin neredeyse yarısında sivil özgürlüklerden yargı bağımsızlığına kadar uzanan 17 ölçüt temelinde son beş yılda demokratik performansın en az bir temel göstergesinde düşüş yaşandı.

Rapora göre bu gerileme, yasaları uygulamakta ve siyasetçilerden hesap sormakta zorlanan resmi ‘denge ve denetleme mekanizmalarının’ (seçimler, parlamentolar ve mahkemeler) erozyona uğramasıyla daha da derinleşti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Küresel Kalkınma Merkezi: Türkiye ‘En Kırılgan Ekonomiler’ Arasında

Küresel mali koşullardaki kötüleşme nedeniyle en fazla savunmasız durumda kalan ülkelerin başında Sri Lanka, Arjantin gösterilirken, Türkiye, Tunus, Pakistan, Bolivya, Mısır’ın ardından sondan 7 sırada yer aldı. Türkiye’yi El Salvador ve Brezilya izledi.

Dayanıklılık göstergesi, bir dış şokun gerçekleşmesi durumunda hangi ülkelerin ekonomik ve mali açıdan en çok etkileneceğini ortaya koymaya çalışıyor. Bu incelemede ortaya konan bulgular, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve hükümetler tarafından yayınlanan verilere dayanıyor.

Küresel Kalkınma Merkezi tarafından yayınlanan dayanıklılık göstergesi, bir dış şokun gerçekleşmesi durumunda hangi ülkelerin ekonomik ve mali açıdan en çok etkileneceğini ortaya koyuyor.

Eurnews Türkçe’nin aktardığına göre; Merkezi Washington’da bulunan Küresel Kalkınma Merkezi tarafından gelişmekte olan 37 ülke içinde yapılan “dış şoklara karşı dayanıklılık” klasmanında Türkiye sondan 7. sırada yer aldı.

Listede küresel mali koşullardaki kötüleşme nedeniyle en fazla savunmasız durumda kalan ülkelerin başında Sri Lanka, Arjantin gösterildi. Türkiye, Tunus, Pakistan, Bolivya, Mısır’ın ardından sondan 7 sırada yer aldı. Türkiye’yi El Salvador ve Brezilya izledi.

Araştırma, 37 gelişmekte olan ülke içinde Endonezya, Peru ve Bulgaristan’ın gruptaki en dirençli ülkeler olduğunu ortaya koyarken, Çin’in Covid-19 salgını öncesi dönemden bu yana mali dayanıklılıkta keskin bir bozulma yaşadığı uyarısı yapıldı.

Dayanıklılık göstergesi nedir?

Küresel Kalkınma Merkezi tarafından yayınlanan dayanıklılık göstergesi, bir dış şokun gerçekleşmesi durumunda hangi ülkelerin ekonomik ve mali açıdan en çok etkileneceğini ortaya koymaya çalışıyor. Bu incelemede ortaya konan bulgular, Uluslararası Para Fonu, Dünya Bankası ve hükümetler tarafından yayınlanan verilere dayanıyor.

Buna göre Çin, 37 ülkeden oluşan bir örneklemede dış şoklar karşısında “en fazla zayıflayan ülke” olarak belirlendi. Pekin 2019’da gelişmekte olan ekonomiler içinde en dirençli 9. ülke olarak gösterilirken, 2023’te 18. sıraya geriledi.

Ekonomist Liliana Rojas-Suarez tarafından kaleme alınan araştırmada, gelişmekte olan piyasaların artık genel olarak 2019’a göre daha savunmasız olduğu görüşü ön plana çıkarıldı.

Ciddi bir dolar kıtlığı, Sri Lanka’yı geçen yıl 1948’de İngiltere’den bağımsızlığını kazanmasından bu yana en kötü mali krizine sürüklerken, geçen yıl mayıs ayında bu ülke ilk dış borç temerrüdünü ilan etmek zorunda kaldı.

Arjantin on yıl içinde altıncı kez resesyona girerken, üç haneli enflasyon ve merkez bankası yabancı kur net rezervleri eksiye düştü. Küresel Kalkınma Merkezi araştırması, aynı zamanda gelişmekte olan piyasa ekonomilerinde borç sürdürülebilirliğinin son dört yılda azaldığını gösterdi.

Rojas-Suarez, 2019’da yalnızca Tunus, Pakistan, Arjantin ve Sri Lanka’nın dış finansman ihtiyacının yüzde 100’ün üzerinde olduğunu hatırlatarak, “Şimdi ise mercek altına aldığımız 37 ülkeden 12’si, yani yaklaşık üçte biri bu durumda.” dedi. Rojas-Suarez, bu ülkelerin çok büyük ve sürdürülemez büyüklükte kamu borç oranlarına sahip olduğunu sözlerine ekledi.

Küresel Kalkınma Merkezi’nin araştırmasında, kısa vadeli dış borç, ve cari açıkların uluslararası rezervlere oranı ölçülerek bu ülkelerin dış finansman ihtiyaçları hesaplandı. Türkiye, 2019’da sondan 10 sırada yer almıştı.

Paylaşın

Dışişleri’nden Avrupa Birliği Komisyonu’nun Türkiye Raporuna Tepki

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun Türkiye raporuna tepki gösteren Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Raporda yer alan yargı ve temel haklar faslındaki haksız eleştirileri tümüyle reddediyoruz. Haksız iddialarda bulunulması AB’nin samimiyetsiz yaklaşımının tezahürüdür” ifadelerine yer verdi.

Haber Merkezi / Açıklamanın devamında, “Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ileri sürmek en hafif tabirle tutarsızlıktır” denildi.

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Batı Balkanlar, Ukrayna ve Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 10 ülke için genişleme paketini bugün açıkladı. Ukrayna, Moldova ve Bosna Hersek için adaylık müzakerelerinin başlatılması tavsiyesinde bulunan komisyon, Türkiye’nin AB’den uzaklaşma eğilimini geriye döndürecek bir adım atmadığını kayda geçirdi.

141 sayfalık raporda, Türkiye’nin son yıllarda olduğu gibi insan hakları, temel özgürlükler, sivil toplum ve hukukun üstünlüğü gibi alanlarda ciddi gerileme içinde olduğu kaydedildi.

Demokratik kurumların işleyişinde ciddi eksikliklerin olduğunun belirtildiği rapor, Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş’ın AİHM kararlarına karşı hapiste tutulmasının Türk yargısının evrensel standartlardan uzaklaşmasına neden olduğu belirtildi.

Rapor ayrıca, dış politikada Türkiye’nin AB’ye uyumunun yüzde 10’a indiğini, Türk hükümetinin 7 Ekim saldırılarında Hamas’ı kınamadığını ve Hamas’ı destekler bir retorik kullandığını vurguladı. AB’nin 2023 için yayımladığı genişleme raporu son yıllardaki raporlardan daha farklı bir çerçeve çizmedi ve 1999’da adaylığı alan, 2005’te müzakereler başlayan Türkiye’nin AB’den uzaklaşmaya devam ettiğini kayda geçirdi.

“Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunuyor” tespitinin yapıldığı raporda, Türkiye’deki demokratik gerilemenin sürdüğü belirtildi. Raporda, bu sürecin Mayıs’ta gerçekleştirilen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde de devam ettiği, siyasi kutuplaşmanın arttığının anlatıldı.

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Birliği (AB) Komisyonu’nun 2023 yılı için hazırladığı Türkiye raporunda yer alan eleştirilere tepki gösterdi. Dışişleri Bakanlığı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, 2023 yılı Genişleme Strateji Belgesi ile Türkiye dâhil tüm aday ve potansiyel aday ülkeler için hazırlanan Ülke Raporlarını bugün açıklamıştır. 2023 yılı Türkiye Raporu, ülkemiz için Komisyon tarafından hazırlanan 25. Rapor olmasına rağmen, AB’nin ülkemize karşı haksız ve önyargılı yaklaşımını muhafaza etmesi, pek çok tehditle karşı karşıya olan kıtamızın geleceği açısından kaygı vericidir.

Raporda yer alan, özellikle siyasi kriterler ile Yargı ve Temel Haklar faslındaki mesnetsiz iddiaları ve haksız eleştirileri tümüyle reddediyoruz. 23. Yargı ve Temel Haklar ile 24. Adalet, Özgürlük ve Güvenlik fasılları tüm çabalarımıza rağmen, 2009 yılından itibaren bir üye ülkenin siyasi engeli yüzünden açılamamışken, üye ülkeler bakımından kendi aralarında bile tartışmalı temel haklar alanındaki pek çok konuda ülkemize yönelik haksız iddialarda bulunulması, AB’nin samimiyetsiz ve çifte standartlı yaklaşımının bir tezahürüdür.

Bir yandan aday ülke Türkiye ile dış politika, bölgesel gelişmeler, güvenlik, savunma ve sektörel konularda mevcut üst düzey diyalog ve işbirliği mekanizmalarını engellerken, diğer yandan bu kritik alanlarda AB politikalarına uyumumuzun azaldığını ileri sürmek en hafif tabirle tutarsızlıktır. Keza Türkiye’nin Gümrük Birliği yükümlülüklerini yerine getirmemesinin ikili ticari ilişkilerin önünde bir engel olduğu iddia edilirken, bu engellerin aşılmasına imkân verecek güncelleme müzakerelerinin siyasileştirilerek engellenmesi de, AB’nin benzer çelişkilerinden biri olmaya devam etmektedir.

Metinde bir eleştiri olarak yer verilen, ülkemizin Hamas-İsrail savaşına dair tutumunun AB’yle tamamen uyumsuz olduğu yolundaki tespiti ise esasen övgü olarak değerlendiriyoruz. Orta Çağ karanlığından 21. yüzyılda hortlamış sivil bir katliamın karşısında tarihin yanlış yerinde duran AB’ye, evrensel değerlere, uluslararası hukuka ve insancıl ilkelere dayalı politikaların sadece Ukrayna veya Avrupa’nın başka bir bölgesi için değil, Ortadoğu dâhil tüm dünyada geçerli olması gerektiğini hatırlatma gereği duyuyoruz.

Raporun Doğu Akdeniz, Ege ve Kıbrıs konularındaki bölümlerinin her zamanki gibi, gayrihukuki, gerçek dışı ve maksimalist Rum/Yunan tezlerini yansıtması, ülkemizin ve KKTC’nin haklı politikalarını görmezden gelen dışlayıcı tutumun sürdürülmesi, Kıbrıs Türklerinin haklarının yok sayılması ise, AB’nin dayanışma kisvesi altında taraflı ve haksız tutumunu bir kez daha gözler önüne sermektedir.

Bu vesileyle, Kıbrıs meselesinin çözüm sürecinin formatının Ada’daki iki taraf, üç Garantör ve Birleşmiş Milletler Teşkilatı olduğunu, AB’nin geçmişteki süreçlerdeki rolünün tarafların rızasıyla gözlemciliğin ötesine geçmediğini, herhangi bir şekilde söz sahibi olmadığını vurgulamak isteriz. AB’nin Kıbrıs’ta olası bir çözüme dair Rum tezlerini kayıtsız şartsız savunmaktan ibaret beyanlarının Türkiye ve Kıbrıs Türk tarafı nezdinde ne bir değeri ne de bir bağlayıcılığı bulunduğunun ve çözüm sürecine hizmet etmektense zarar verdiğinin artık idrak edilmesi gerekmektedir.

Türkiye ekonomisinin gelişmişliğine, Birlik içindeki rekabet baskısı ve piyasa güçleriyle baş edebilme kapasitesine vurgu yapılmasının yanısıra, Gümrük Birliği’nden bu yana mevzuatını AB müktesebatı ile uyumlaştıran ülkemizin pek çok alanda AB standartlarına uyum sağladığı gerçeğinin Raporda yer bulması, izlediğimiz kararlı politikaların bir yansımasıdır.

Mevcut uluslararası konjonktürde, AB’nin genişleme politikasını hakkaniyetli ve kapsayıcı bir zeminde yürütmesi elzemdir. Türkiye-AB ilişkilerinin her alanda güçlendirilmesi gereğinin geçmişe göre daha fazla önem arzettiği, bizzat AB tarafından da kabul edilen bir gerçektir. Tek taraflı ve haksız eleştirilerin yerine, işbirliği ve diyalog ruhuyla hareket edildiği takdirde, AB ile ilişkilerimizi daha sağlam temellere oturtmaya ve ortak çıkarlarımız doğrultusunda işbirliğimizi güçlendirmeye her zaman açığız. Adaylığımızı kağıt üzerinde kuru bir cümle olarak değil, AB’nin eylem ve söylemlerinde, somut adımlarında görmek istiyoruz.

2023 yılında deprem felaketi nedeniyle yaşadığımız zor zamanlarda AB’nin ülkemizle dayanışma içerisinde olduğunu göstermesi bizim için önemli ve kıymetlidir. Aynı dayanışma ve işbirliği ruhuyla, AB’yi ülkemizin katılım sürecinin önündeki engelleri kaldırmaya, daha fazla sorumluluk üstlenmeye ve ahde vefa ilkesinin gereklerini yerine getirmeye davet ediyoruz.”

Paylaşın

AB’den Türkiye’ye “Başkanlık Sistemi” Uyarısı

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu yayınladığı yıllık raporunda, Türkiye’nin demokratikleşme alanında geriye gidişini sürdüğü, özellikle başkanlık sistemindeki yapısal sorunların devam ettiği uyarısı yapıldı.

Sivil toplum konularında da ciddi gerilemenin devam ettiği ifade edilen raporda, yargının bağımsızlığı alanında ciddi gerilemenin devam etti ve son yıllardaki çok sayıda yargı reformu paketine rağmen yargı sistemindeki yapısal eksiklikler giderilmediği eleştirisi yapıldı.

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre; Avrupa Birliği (AB) Komisyonu bugün yayınladığı yıllık raporunda, Türkiye’nin demokratik kurumlarının işleyişinde ciddi eksiklikler bulunduğu uyarısında bulundu.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ve Komşuluk ve Genişleme Komiseri Oliver Varhelyi ile birlikte AB ile tam üyelik müzakerelerini yürüten, aday ve ve aday olmak isteyen 10 ülkeyle ilgili genişleme raporlarının yayınlanması dolayısıyla Brüksel’de basın toplantısı düzenledi.

Türkiye’nin demokratikleşme alanında geriye gidişini sürdüğü saptamasından bulunulan raporda, özellikle başkanlık sistemindeki yapısal sorunların devam ettiği uyarısı yapıldı.

Son seçimlere atıfta bulunulan raporda, medyada haberlerin ‘tek taraflı verilmesi ve adayların eşit şartlara sahip olmamasının’ iktidara ‘haksız bir avantaj sağladığı’ kaydedildi.

Anayasaya göre yetkilerin Cumhurbaşkanlığı düzeyinde merkezileştirildiği, yürütme, yasama ve yargı arasında sağlıklı ve etkili bir kuvvetler ayrılığı sağlanamadığı eleştirisi yapılan raporda, etkin olmayan denge ve denetleme mekanizması yüzünden yürütme organının demokratik olarak yalnızca seçimler yoluyla hesap verebilir hale geldiği saptamasında bulunuldu.

“Muhalefet partilerinin ve milletvekillerinin tek tek hedeflenmesiyle siyasi çoğulculuğun baltalanmaya devam ettiği” kaydedilen raporda, “iktidarın muhalefet partilerine üye belediye başkanları üzerindeki baskısının yerel demokrasiyi zayıflattığı” uyarısı yapıldı.

Raporda, Avrupa Konseyi’re bağlı Venedik Komisyonu’nun başkanlık sistemine ilişkin tavsiyelerinin hala dikkate alınmadığı bildirildi.

Hükümetin terörle mücadele konusunda meşru hakkı ve sorumluluğu bulunduğu kaydedilen raporda, ancak bunun hukukun üstünlüğü, insan hakları ve temel özgürlükler ilkelerine tam uyumlu biçimde yapılması ve terörle mücadele tedbirlerinin orantılı olması gerektiği kaydedildi.

Sivil toplum konularında da ciddi gerilemenin devam ettiği ifade edilen raporda, “Sivil toplum kuruluşları artan baskıyla ve faaliyet alanlarının daralmasıyla karşı karşıya kaldı; bu durum ifade, örgütlenme ve toplanma özgürlüklerinin kısıtlanmasına neden oldu.” denildi.

Yargının bağımsızlığı alanında ciddi gerilemenin devam etti ve son yıllardaki çok sayıda yargı reformu paketine rağmen yargı sistemindeki yapısal eksiklikler giderilmediği eleştirisi yapılan raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarının uygulanmamaya devam edilmesinin endişe verici olduğu bildirildi.

Raporda, yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını ve kalitesini olumsuz yönde etkileyen yürütmenin hakim ve savcılar üzerindeki aşırı etki ve baskılarının ortadan kaldırılması konusunda ilerleme kaydedilmediği bildirildi.

Yolsuzlukla mücadele alanında alınan önlemlerin yetersizliğine işaret edilen raporda, yasal çerçevenin ve kurumsal yapının sınırlamaları yüzünden yolsuzluk davalarının soruşturma ve kovuşturma aşamaları üzerinde aşırı etkiye açık olduğu bildirildi.

Kamu kurumlarının hesap verebilirliği ve şeffaflığının iyileştirilmesi gerektiği kaydedilen raporda, yolsuzlukla mücadele stratejisi ve eylem planının olmayışının yolsuzlukla kararlı bir şekilde mücadele etme iradesinin bulunmadığını gösterdiği görüşü dile getirildi.

Raporda, Avrupa Konseyi Yolsuzluğa Karşı Devletler Grubu’nun (GRECO) tavsiyeleri uygulanmadığı belirtildi ve genel olarak yolsuzluğun bir sorun olmayı sürdürdüğü kaydedildi.

Raporda dile getirilen eleştiriler kısaca şu şekilde: “Genel insan hakları durumu iyileşmedi. İfade özgürlüğü konusunda ciddi gerileme devam etti.

Gazetecilerin, yazarların, avukatların, akademisyenlerin, insan hakları savunucularının ve eleştirel seslerin faaliyetlerine yönelik geniş kısıtlamalar, özgürlüklerini kullanmalarını olumsuz etkilemeye devam etti.

Ulusal güvenlik ve terörle mücadeleye ilişkin ceza kanunlarının uygulanması AİHS’ye aykırı olmaya ve AİHM içtihadından sapmaya devam etti.

Mayıs 2023 seçim kampanyası, ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlamalara tanık oldu.

Hem özel hem de kamu medyası, kampanyaya ilişkin yayınlarda editöryal bağımsızlığı ve tarafsızlığı garanti etmedi, bu da seçmenlerin bilinçli bir seçim yapma olanağını azalttı.

Mevzuatın ve uygulamanın Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na, Avrupa standartlarına ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere uygun olmadığı toplantı ve örgütlenme özgürlüğü alanında ilerleme kaydedilmedi.

Barışçıl gösterilere defalarca yasaklamalar, orantısız güç kullanımı ve müdahaleler yaşandı. Göstericiler soruşturmaya tabi tutuldu.

Azınlıklara LGBTIQ bireylere karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, ayrımcılık ve nefret söylemi hala ciddi bir endişe kaynağı yaratıyor.”

Ukrayna ve Moldova’ya yeşil ışık

Öte yandan Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, Ukrayna ve Moldova ile Avrupa Birliği’ne üyelik müzakerelerinin başlaması tavsiyesinde bulundu.

AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Brüksel’de yaptığı açıklamada “Bugün tarihi bir gün çünkü Komisyon, Konsey’e Ukrayna ve Moldova ile katılım müzakerelerini açmayı tavsiye ediyor” dedi. Von der Leyen, AB Komisyonu’nun Gürcistan’a da aday ülke statüsü verilmesi tavsiyesinde bulunduklarını söyledi.

Ukrayna ile müzakerelerin hükümetin yolsuzlukla mücadele reformlarını yapması, Avrupa Birliği standartlarına uygun lobicilik yasalarını yürürlüğe koyması ve azınlıklara sunulan güvencelerin güçlendirilmesi gibi şartları yerine getirdikten sonra başlaması tavsiye edildi.

Ukrayna ile Moldova 2022 yılında AB’ye katılım başvurusunda bulunmuş, iki ülkeye geçen yıl haziran ayında “aday ülke” statüsü verilmiş ve aday ülkelerin sayısı 8’e yükselmişti. Bu ülkeler, Arnavutluk, Bosna Hersek, Moldova, Karadağ, Kuzey Makedonya, Sırbistan, Türkiye ve Ukrayna.

Avrupa Birliği liderleri 14 ve 15 Aralık tarihlerinde Brüksel’de düzenlenecek zirvede Ukrayna ve Moldova ile üyelik müzakerelerinin başlaması konusunda nihai kararı verecek. Müzakerelerin tamamlanmasının ise yılları bulması bekleniyor. Müzakerelerin sonunda Avrupa Birliği’ne üyelik güvencesi ise sunulmuyor. Türkiye ile AB’ye katılım müzakereleri 3 Ekim 2005 tarihinde başlamıştı.

Paylaşın

Avrupa’da Hanehalkı Gelirinin Düştüğü Tek Ülke Türkiye

Avrupa ülkeleri arasında euro bazında kullanılabilir hanehalkı gelirinin düştüğü tek ülke Türkiye oldu. 2016-2021 yılları arasında Türkiye’de gelir bin Euro (yüzde 27) düştü.

TÜİK verilerine göre 2022 yılında Türkiye’de yıllık ortalama hanehalkı kullanılabilir geliri 98 bin 416 TL oldu. Yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri ise 48 bin 642 TL hesaplandı. Bu da eşdeğer hanehalkı büyüklüğünün 2,02 olduğunu gösteriyor.

Avrupa’da gelir seviyesinde önemli farklılıklar bulunuyor. Bu durum kıta genelindeki gelir eşitsizliğin boyutunu ortaya koyuyor. Batı ve İskandinav ülkeleri, birçok güney ve doğu ülkesine kıyasla daha yüksek harcanabilir gelire sahip. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri sıralamasında Türkiye ise son sıralarda yer alıyor.

Legatum 2023 Refah Endeksi’ne göre dünyanın en müreffeh ülkelerinin üçte ikisi Avrupa’da yer alıyor, ancak gelir eşitsizliği Avrupa genelinde oldukça yaygın. Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri sadece AB üye ülkeleri arasında değil, diğer Avrupa ülkeleri arasında da önemli farklılıklar gösteriyor.

“Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri” temel olarak hanehalkının harcayabileceği ve tasarruf edebileceği geliri gösteriyor. Biz bunu haber boyunca “kullanılabilir hanehalkı geliri” olarak kısalttık.

Farklı vergi rejimleri ve fiyat seviyeleri nedeniyle ülkelerin harcanabilir gelir seviyelerini doğru bir şekilde karşılaştırmak zor. Ancak farklılıkları ölçmenin ve karşılaştırmanın bir yolu, her ülkede satın alma gücü standardına (PPS) göre eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan gelirine bakmak. Bu da yaşam standartları hakkında bir fikir verir.

Peki, Avrupa’da en yüksek ve en düşük kullanılabilir hanehalkı gelirine sahip ülkeler hangileri? Avrupa’da gelir eşitsizliği ne kadar yaygın?

Satın alma gücüne göre (PPS) hanehalkı fert geliri 2022 yılında AB’de 18 bin 706 oldu. Bu değer Türkiye’de ise 6 bin 10 gerçekleşti. Avrupa’da en yüksek kullanılabilir hanehalkı geliri 33 bin 214 ile Lüksemburg’da; en düşük ise 4 bin 385 ile Arnavutluk’ta. Bu değerin en düşük olduğu AB ülkesi ise 9 bin 971 ile Bulgaristan.

Kullanılabilir hanehalkı geliri, beş İskandinav ülkesinde AB ortalamasının üzerinde ancak Norveç ikinci sırada yer alırken, diğerlerinden hiçbiri ilk beşe giremedi.

AB’nin nüfus olarak en büyük dört ülkesine baktığımızda kullanılabilir hanehalkı geliri Almanya (23 bin 197) ve Fransa’da (20 bin 575) AB ortalamasının üzerinde gerçekleşti. İtalya (18 bin 472) ve İspanya (17 bin 254) ise AB ortalamasının altında kaldı.

AB’ye en son katılan ülke olan Hırvatistan’ın, altı AB ülkesinden daha yüksek gelire sahip olması dikkat çekti.

Haritada görüldüğü üzere gelir dağılımında açık bir coğrafi bölünme söz konusu: Kullanılabilir hanehalkı geliri en yüksek batı ve İskandinav ülkelerinde kaydedilirken, çoğu güney ve doğu ülkesinde ise bu gelir daha düşük seyretti.

AB’ye aday ülkeler listedeki en düşük kullanılabilir hanehalkı gelire sahip ülkeler oldu. Arnavutluk (4 bin 385) en alt sırada yer alırken, bu ülkeyi Kuzey Makedonya (5 bin 988) ve Türkiye (6 bin210) takip etti.

Satın alma gücü yerine Euro cinsinden gelir dikkate alındığında, Avrupa’daki gelir eşitsizliği dağılımı daha keskin.

AB’de 2022 yılında kullanılabilir hanehalkı fert geliri 19 bin 83 Euro oldu. Lüksemburg 45 bin 310 Euro ile yine zirvede. Arnavutluk 2 bin 523 Euro ile yine sonda. Türkiye ise 36 ülke içinde 2 bin 752 Euro ile sondan ikinci sırada.

Bu gelir Almanya’da 25 bin Euro; Fransa’da ise 23 bin 53 Euro gerçekleşti. Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, Euro cinsinden gelir AB’ye aday ülkelerde oldukça düşük gerçekleşti.

Peki, Euro bazında eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri son 5 yılda nasıl değişti?

Dokuz AB üye ülkesi ve iki aday ülkede 2017 ve 2022 yılları arasında (ya da verilerin mevcut olduğu son beş yıl içinde) yüzde 40’tan fazla artış gösterdi. Bu değişim AB geneli için yüzde 17 oldu.

Romanya yüzde 101 ile en yüksek artışı kaydederken, onu Sırbistan (yüzde 68) ve Litvanya (yüzde 66) takip etti. Bu gelirin AB ortalamasından daha yüksek olduğu ülkelerdeki değişim daha düşük kaldı. Örneğin İsviçre’de yüzde 1, Norveç’te yüzde 2 ve Fransa ile İsveç’te yüzde 5 oldu.

Euro bazında kullanılabilir hanehalkı geliri düştüğü tek ülke Türkiye oldu. 2016-2021 yılları arasında Türkiye’de gelir bin Euro (yüzde 27) düştü.

Değişimlere yüzde olarak değil de Euro cinsinden bakıldığında, en yüksek artış Lüksemburg’da (8 bin 995 Euro) kaydedilirken bu ülkeyi İrlanda (6 bin 181 Euro) ve Hollanda (5 bin 976 Euro) takip etti. AB’deki ortalama artış 2 bin 802 Euro olurken bu artış Almanya’da 3 bin 80 Euro ve Fransa’da bin 93 Euro gerçekleşti.

Eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri nedir?

Ülkeler arası yaşam standartlarını kıyas ederken en rağbet gören verilerden birisi eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri. Peki, Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK) ve AB İstatistik Ofisi Eurostat tarafından kullanılan bu gelir ne anlama geliyor, nasıl hesaplanıyor?

Öncelikle “hanehalkı kullanılabilir net geliri”ne bakalım. TÜİK’in tanımıyla basitçe hanehalkındaki her bir ferdin elde ettiği kişisel yıllık kullanılabilir gelirlerin toplamı ile hane bazında elde edilen yıllık gelirlerin toplamından bu dönem için ödenen vergiler ve haneye yapılan düzenli transferler düşüldükten sonra geriye hanehalkı kullanılabilir geliri kalıyor.

Bu gelirler; maaş-ücret, yevmiye, müteşebbis geliri ile emekli maaşı, dul-yetim aylıkları ve yaşlılara yapılan ödemeler, karşılıksız burs vb. ayni veya nakdi gelirler ile gayrimenkul kira geliri, haneye yapılan karşılıksız yardımlar, 15 yaşın altındaki fertlerin elde ettiği gelirler vb. olabilir.

Bir hanede bulunan kişi sayısı kadar bunların yaşı ve harcama ihtiyacı farklı oluyor. Bu dikkate alınarak “eşdeğer hanehalkı büyüklüğü” bulunuyor.

Bu iki veri kullanılarak eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri” hesaplanıyor. Aslında hanenin kazandığı gelirin hanedeki kişi sayısına bölünmesi demek. Ancak hanedeki kişi sayısında bireylerin yaşı da dikkate alınıyor.

Medyan ise ülkedeki tüm gelirler küçükten büyüğe sıralandığında ortaya düşen değeri gösteriyor ve “eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert medyan geliri” bulunuyor.

Kıyaslamada ulusal para birimleri yerine Satın Alma Gücü Standardı (PPS) tercih ediliyor. Çünkü ülkeler arasında fiyat farkı var. Örneğin Almanya’daki kira ücreti ile Romanya’daki kira ücreti veya gıda fiyatı aynı değil. Satın alma gücü tüm bu farklılıklar dikkate alınarak hesaplanıyor.

Fiyat seviyesi farklılıklarını ortadan kaldıran bir tür yapay para birimi olan PPS, tek bir PPS’nin herhangi bir ülkede aynı mal veya hizmeti satın alabilmesini sağlıyor.

TÜİK verilerine göre 2022 yılında Türkiye’de yıllık ortalama hanehalkı kullanılabilir geliri 98 bin 416 TL oldu. Yıllık ortalama eşdeğer hanehalkı kullanılabilir fert geliri ise 48 bin 642 TL hesaplandı. Bu da eşdeğer hanehalkı büyüklüğünün 2,02 olduğunu gösteriyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Türkiye’de Avukat Sayısında Rekor Artış!

31 Aralık 2022 itibariyle Türkiye’de avukat sayısı 174 bin 533. 2002 yılı sonunda avukat sayısı 46 bin 552 iken, bu sayı 2012 yılı sonunda 78 bin 218, 2017 yılı sonunda 106 bin 496’ya yükseldi.

Artış son 5 yılda ise avukat sayısı iyice hızlandı. 2017-2022 arasında avukat sayısı yüzde 64 artarak 175 bine dayandı. 2022 sonunda 174 bin 553 avukatın 82 bin 237’si kadın. Başka bir ifadeyle her 100 avukattan 47’si kadın.

Adalet Bakanı Yılmaz Tunç hukuk fakültesi öğrencilerinin artık mezun olur olmaz avukatlık sınavına başlayamayacağını açıkladı. Hukuk fakültesi mezunları artık önce hukuk mesleklerine giriş sınavını kazanmak zorunda. Gerekçe ise avukat sayısının fazla olması.

Türkiye Barolar Birliği’nin (TBB) verileri avukat sayısının son yıllarda rekor seviyede arttığını gösteriyor. 2012’de 78 bin olan avukat sayısı 2022 sonunda 175 bine dayandı. Avukat sayısı son 5 yılda yüzde 64; son 10 yılda ise yüzde 123 artış gösterdi.

Adalet Bakanı Tunç 6 Kasım’da yaptığı açıklamada hukuk fakültelerinin sayılarının ve buna bağlı mezun sayısının fazla olduğunu, bu nedenle hukuk eğitimini daha da güçlendireceklerini söyledi.

Özellikle savunmada görev alan avukatların sayısının fazla olması nedeniyle savunmanın güçlü olması anlamındaki eksiklikleri gelecek süreçte gidermeleri gerektiğini söyleyen Tunç şöyle konuştu:

“Kontenjanlarla ilgili sınırlama yapılmıştı, şu anda 125 bin. 100 bine düşürülmesi noktasında çalışmalarımız var. Hukuk fakültesinden mezun olanlar, artık avukatlık stajına başlayamayacaklar ya da hemen hakim, savcı sınavına giremeyecek. Öncelikle hukuk mesleklerine giriş sınavını kazanacaklar.”

Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK) verilerine göre Türkiye’de devlet ve vakıf olmak üzere en az 81 hukuk fakültesi var. Buna KKTC’deki üniversiteler dahil değil. Bazı üniversitelerin burslu bölümleri de olduğundan bölüm sayısı 113. Yine YÖK verilerine göre hukuk fakültelerinin kontenjanı 16 binin üzerinde ve 2022 yılında 15 bin 740 öğrenci hukuk fakültelerine yerleşti.

TBB’ye göre 31 Aralık 2022 itibariyle Türkiye’de avukat sayısı 174 bin 533. Son 25 yıldaki değişime bakıldığında ise avukat sayısı katlanarak hızla yükseldi. 2002 sonunda avukat sayısı 46 bin 552 idi. Bu sayı 2012 sonunda 78 bin 218’e yükseldi. 2017 sonunda avukat sayısı 106 bin 496 oldu.

Artış son 5 yılda ise iyice hızlandı. 2017-2022 arasında avukat sayısı yüzde 64 artarak 175 bine dayandı. TBB verilerine göre 2022 sonunda 174 bin 553 avukatın 82 bin 237’si kadın. Buna göre her 100 avukattan 47’si kadın.

En fazla avukatın olduğu şehirlerde İstanbul, Ankara ve İzmir olarak öne çıkıyor. İstanbul ve Ankara’da iki ayrı baro bulunuyor.

Türkiye 139 ülke arasında 117. sırada

Türkiye, 2021 Hukukun Üstünlüğü Endeksi’nde (Rule of Law Index) 139 ülke arasında 117’inci sırada yer almıştı. Türkiye yolsuzlukla mücadele konusunda ise 134 ülke arasında 69’uncu sırada bulunuyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın