AİHM, Türkiye’yi Bir Kez Daha Mahkum Etti: Adil Yargılanma Hakkı İhlal Edildi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 6/1. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkını ihlal ettiğine hükmetti.

31 Aralık 2023 itibarıyla AİHM gündemine 46 Avrupa ülkesinden taşınmış ve sonuçlanmayı bekleyen toplam 68 bin 450 dava başvurusu bulunuyor. Bunların 23 bin 400’ü Türkiye’ye karşı başvurulardan oluşmakta, bu da AİHM’nin toplam iş yükünün yüzde 34,2’sine tekabül ediyor.

2023 yılında Türkiye hakkında açıklanan 78 karardan 72’sinde AİHS’nin en az bir maddesinin ihlâline hükmedildi, üç davada ihlâl bulunmazken diğer üç dava dostane çözümle sonuçlandı. Türkiye hakkındaki ihlâl kararlarında AİHS’nin adil yargılanma hakkına ilişkin altıncı maddesi (17 ihlâl), özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin beşinci maddesi (16 ihlâl) ve özel ve aile hayatına saygıya ilişkin sekizinci maddesi (15 ihlâl) başı çekti.

Müebbet hapsin yanı sıra toplam 20 yıl 10 ay 5 gün hapse mahkum edilen Orhan Şahin’in AİHM’e yaptığı başvuru sonuçlandı. AİHM, Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6/1. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmetti.

AİHM, “başvurucunun (Şahin) talep etmesi halinde Sözleşme’nin 6. maddesinin gereklerine uygun olarak yeniden yargılanmasının en uygun telafi yolu olduğuna” kanaat getirdi, bu sebeple manevi tazminat talebini reddetti.

AİHM’in kararında, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi’nin, Şahin’i “Devletin birliğini ve ülkenin toprak bütünlüğünü bozmak”, “tehlikeli maddelerin yasadışı olarak bulundurulması” ve “kamu görevlisini öldürmeye teşebbüs” suçlarından mahkum ederken esas olarak bir kişinin ifadesine dayandığını belirtti.

Kararda, Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi hakimlerinin, kararına esas aldığı A.Y. isimli kişinin ifadesini ise mahkemede dinlemediği belirtildi: “Sanık avukatlarının, A.Y.’nin mahkemede dinlenmesi talebi ise reddedildi. Dolayısıyla, davayı nihai olarak karara bağlayan yargıcın huzurunda, sanığa, tanıklarla yüzleşme olanağı verilmedi.”

Türkiye, Şahin’e 1000 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

Ne olmuştu?

Dönemin Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Doğubayazıt Şubesi, yetkililerin gerilla cenazelerinin definine yönelik tutumunu protesto etmek üzere 16 Aralık 2011’de esnafa dükkanlarını kapatma çağrısı yaptı. Ertesi gün de Selahattin Demirtaş’ın da aralarında bulunduğu bazı BDP milletvekillerinin katıldığı bir gösteri düzenlendi.

Demirtaş’ın konuşmasından kısa bir süre sonra A.Y., Doğubayazıt Emniyet Müdürlüğü’nün bahçesinde bulunan polis memurlarına atmak amacıyla el yapımı patlayıcının fitilini ateşledi, bomba aniden patladı ve parmakları yaralandı. A.Y. hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı.

A.Y. 20 Aralık 2011’de verdiği ifadesinde, BDP’nin Doğubayazıt şubesinde E.O. tarafından kendisine “bomba yapımı dersi” verildiğini ileri sürdü. A.Y. kendisine bombayı E.E. isimli kişinin verdiğini, bu sırada yanlarında Orhan Şahin’in de olduğunu söyledi. Bombayı E.E., F.A. ve Şahin’in tehditleriyle atmak zorunda kaldığını ekledi.

Orhan Şahin, 29 Aralık 2011’de evine düzenlenen baskınla gözaltına alındı, A.Y.’yi tanıdığını inkar etti. Olay günü sadece gösteriye katıldığını söyledi ve bomba yapımı konusunda eğitim aldığı veya A.Y.’ye bomba atması için talimat verdiği iddialarını reddetti. Ayrıca E.E. ve F.A.’yı tanımadığını söyledi. Mahkemedeki ifadesinin ardından “örgüt üyeliği” şüphesiyle tutuklandı.

Erzurum Cumhuriyet Savcılığı, 17 Şubat 2012’de hazırladığı iddianamesinde Şahin’e, “Devletin birliğine ve toprak bütünlüğüne zarar vermek”, “kamu görevlisini öldürmeye teşebbüs”, “silahlı terör örgütüne üyelik” ve “tehlikeli maddelerin hukuka aykırı olarak bulundurulması” suçlamalarını yöneltti.

İddianamede delil olarak Şahin’in gösteriye katıldığına dair video görüntüleri ile A.Y.’nin ifadeleri yer aldı. Dosyada yer alan polis tutanağında da Şahin’in polise taş atan grup içerisinde bulunduğu ileri sürüldü.

Erzurum 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında A.Y., mahkemeyi, beyanlarını sanıklarla paylaşarak hayatını tehlikeye atmakla suçladı, “ifadelerinin sanıklara iletileceğini bilseydi asla ifade vermeyeceğini” söyledi.

Mahkemedeki ifadesinde de önce E.E. ve F.A.’nın kendisine bombayı teslim ettiği sırada Şahin’in orada bulunmadığını belirtti. Ardından ifadesini değiştirerek Şahin’in olay yerinde bulunduğunu ve bombanın kendisine teslim edildiğine tanık olduğunu ancak konuşmadığını, herhangi bir tartışmaya girmediğini söyledi.

Orhan Şahin ise duruşmadaki beyanında sanıkları tanımadığını, dosyadaki videoda bulunan kişinin kendisi olmadığını söyledi. Avukatı da Şahin’in bombalama sırasında olay yerinde olmadığını, saldırıda yer almadığını belirtti.

Mahkemelerde yapılan değişiklik sonrası dosyanın taşındaığı Doğubayazıt Ağır Ceza Mahkemesi, 4 Aralık 2014’te Şahin’i “Devletin birliğine ve toprak bütünlüğüne zarar verme suçundan” ömür boyu hapse mahkum etti. Şahin ayrıca, “kamu görevlisini bombalayarak öldürmeye teşebbüs” suçundan on altı yıl sekiz ay, “tehlikeli maddeyi kanuna aykırı olarak bulundurmak” suçundan dört yıl iki ay beş gün hapse mahkum edildi. Kararın gerekçesi, A.Y.’nin polise verdiği ilk ifadesine dayandırıldı.

Yargıtay’ın kararı onamasının ardından Şahin Anayasa Mahkemesine başvurdu. Anayasa Mahkemesi, 9 Ocak 2017’deki kararında, mahkumiyetin, A.Y.’nin ifadelerinin yanı sıra bombalama girişimi sonrasında düzenlenen polis tutanağı ve olayın video kayıtlarına dayandığını belirterek başvuruyu kabul edilemez buldu. Şahin de AİHM’e başvurdu.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahmini: Yüzde 40

ABD merkezli uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye için enflasyonun 2024 yılında ortalama yüzde 58 ve yıl sonunda ise yüzde 40 olacağı tahminini paylaştı.

Fitch Ratings, açıklamasında ayrıca, “Enflasyon beklentileri hafifledi ve dış likidite riskleri azaldı; bu durum, daha olumlu dış finansman koşulları, yüksek rezervler, düşük döviz korumalı mevduatlar ve daralan cari işlemler açığının yansımasıdır” ifadesine yer verdi.

Fitch Ratings, Türkiye’nin kredi notunu ise “B”den “B+”ya yükseltti, not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkardı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, Cuma günü yaptığı açıklamada, Türkiye’nin uzun vadeli döviz cinsinden kredi notunu B’den B+’ya yükseltildiği, not görünümünü de “durağan”dan “pozitif”e çevirdiğini açıkladı.

Açıklamada, söz konusu not artırımında, Mayıs 2023 seçimleri sonrasında uygulanan sıkılaşma önlemleri dahil politikaların etkinliği ile makroekonomik ve dış kırılganlıklardaki azalmanın etkili olduğu belirtildi.

Kuruluşun açıklamasında, enflasyon beklentisinin hafiflediği ve dış likidite risklerinin azaldığı da kaydedildi. Bu durumun daha olumlu dış finansman koşulları, yüksek rezervler, düşük döviz korumalı mevduatlar ve daralan cari işlemler açığının yansıması olduğu da belirtildi.

Kuruluş, Türkiye’de ekonominin bu yıl yüzde 2,8 oranında büyümesinin beklendiğini da hatırlatırken, bunun gelecek yıl yüzde 3,1’e çıkabileceğini de belirtti. Fitch’e göre, 31 Mart’ta düzenlenecek yerel seçimler sonrasında ülkede politika değişikliği beklenmiyor.

Fitch’in Türkiye’ye dair bir sonraki kredi derecelendirme değerlendirmesini Eylül ayında yapması bekleniyor. Fitch, son olarak 8 Eylül 2023’te Türkiye’nin kredi notunu ‘B’ olarak teyit etmiş, not görünümünü de ‘negatif’ten ‘durağan’a yükseltmişti.

Fitch, enflasyonun 2024 için ortalama yüzde 58, yıl sonu enflasyonunun ise yüzde 40 olmasını tahmin ettiklerini aktardı. TÜİK verilerine göre Şubat ayında enflasyon yüzde 67 olarak gerçekleşmişti.

Bakan Şimşek’ten açıklama

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings’in açıklaması ardından sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı yorumda, “Uyguladığımız programın somut sonuçları ülke kredi notumuza da yansıdı” dedi.

Bakan Mehmet Şimşek, “Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, bu başarıya kayıtsız kalmayarak kredi notumuzu bir kademe yükseltirken, görünümümüzü pozitife çevirdi. Pozitif görünüm önümüzdeki dönemde not artışının süreceğine işaret ediyor” dedi.

Bakan Şimşek, “12 yıl sonra gelen bu not artışında, Türkiye’nin uluslararası normlara uyan, kural bazlı ve öngörülebilir politikalarının etkili olduğunu” belirterek, “Makro-finansal istikrarın daha da güçlenmesiyle böyle olumlu gelişmeler artarak devam edecek. Yılın ikinci yarısında dezenflasyon, daralan cari açık ve bütçe disiplini sayesinde makro finansal istikrar daha da pekişecek ve kredi notumuz yükselecektir” ifadelerini kullandı.

Timothy Ash: Hak Edildi

Merkezi Londra’da bulunan BlueBay portföy yönetimi şirketinin gelişmekte olan piyasalar masasından stratejist Timothy Ash, not artırımının seçimlerden bu yana görülen politika düzenlemesi açısından “hak edildiğini” ifade etti.

Ash, hayalkırıklığına uğratan son enflasyon verisi ile TL ve rezervler üzerindeki olumsuz baskı yüzünden piyasaların son birkaç haftadır Türkiye ile ilgili olarak gergin olduğunu, bu yüzden Fitch’in açıklamasının “ilginç bir zamanlamaya” sahip olduğunu belirtti.

Paylaşın

Fitch Ratings, Türkiye’nin Not Görünümünü Pozitife Çıkardı

ABD merkezli uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye’nin not görünümünü “durağan”dan “pozitif”e çıkarırken, kredi notunu da “B”den “B+”ya yükseltti.

Fitch Ratings, 2023’ün ikinci yarısından bu yana uygulanan para politikasının not yükseltmede etkili olduğunu belirterek, “Yükseltme makroekonomik ve dış kırılganlıkları azaltma, para politikasındaki sıkılaştırmada beklenenden daha fazla önden yüklenme de dahil olmak üzere, uygulanan politikaların dayanıklılığına ve etkinliğine olan güvenin artışını yansıtıyor” dedi.

Fitch açıklamasında ayrıca “Enflasyon beklentileri hafifledi ve dış likidite riskleri azaldı; bu durum, daha olumlu dış finansman koşulları, yüksek rezervler, düşük döviz korumalı mevduatlar ve daralan cari işlemler açığının yansımasıdır” ifadesine yer verdi.

Fitch Ratings ayrıca enflasyonun 2024’te ortalama yüzde 58 ve yıl sonunda yüzde 40 olacağı tahminini de paylaştı.

Büyüme rakamların da ise 2024’ün ilk çeyreğinden sonra yurt içi talep ve özel tüketim üzerinde daha güçlü bir etki yaratan sıkı politikaların, görece zayıf dış taleple birleştiği senaryoda bu yıl yüzde 2,8’e düşebileceği belirtildi. 2025 beklentisi ise yüzde 3,1 oldu.

Kredi derecelendirme kuruluşu ayrıca 31 Mart yerel seçimlerin sonuçlarının ekonomide politika değişikliğine yol açmayacağı öngörüsünde bulundu ve “Temel senaryomuz, yerel seçimlerin sonucunun politika değişikliğine yol açmayacağını varsayıyor. Dünya Bankası tarafından ölçülen yönetişim göstergeleri son 10 yılda sürekli olarak zayıflamış ve ‘B’ ve ‘BB’ emsallerine göre bir zayıflığı temsil etmektedir. Değişken bölgesel ortam ve aktif ve bağımsız bir dış politika sürdürme çabaları jeopolitik zorlukları da beraberinde getiriyor ancak bunların yakın vadede notu etkilemesi beklenmiyor” ifadelerine yer verildi.

Fitch son olarak 8 Eylül 2023’te ülke görünümünü negatiften durağana çekmişti. Türkiye’ye ilişkin bir sonraki değerlendirmenin 6 Eylül’de yapılması planlanıyor.

Mehmet Şimşek: Uyguladığımız programın somut sonuçları

Fitch’in Türkiye’ye dair yaptığı son olumlu değerlendirmeye Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’ten açıklama geldi. Bakan, “Uyguladığımız programın somut sonuçları ülke kredi notumuza da yansıdı” dedi. Sosyal paylaşım platformu X’ten yaptığı açıklamada Bakan Şimşek şöyle devam etti:

“Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch, bu başarıya kayıtsız kalmayarak kredi notumuzu bir kademe yükseltirken, görünümümüzü pozitife çevirdi. Pozitif görünüm önümüzdeki dönemde not artışının süreceğine işaret ediyor. 12 yıl sonra gelen bu not artışında, Türkiye’nin uluslararası normlara uyan, kural bazlı ve öngörülebilir politikaları etkili oldu.

Makro-finansal istikrarın daha da güçlenmesiyle böyle olumlu gelişmeler artarak devam edecek. Yılın ikinci yarısında dezenflasyon, daralan cari açık ve bütçe disiplini sayesinde makro finansal istikrar daha da pekişecek ve kredi notumuz yükselecektir.”

Timothy Ash: Bu not hak edildi

Merkezi Londra’da bulunan Bluebay Varlık Yönetimi Gelişen Piyasalar Kıdemli Stratejisti Timothy Ash, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch’in Türkiye’nin kredi notunu yükseltmesine ilişkin değerlendirmede bulundu. Fitch Ratings’in Türkiye’nin kredi notunu yükseltmesinin seçimlerden bu yana görülen politika düzenlemesi açısından “hak edildiğini” kaydetti. Ash,

Not artırımının seçimlerden bu yana görülen politika düzenlemesi açısından “hak edildiğini” ifade eden Ash, enflasyon verisi ile lira ve rezervler üzerindeki baskı nedeniyle piyasaların son birkaç haftadır Türkiye çevresinde gergin olduğu göz önüne alındığında “zamanlamanın ilginç” olduğunu belirtti.

Paylaşın

Gıda Fiyatları Dünyada Yüzde 10.5 Düşerken, Türkiye’de Yüzde 71.03 Arttı

Küresel gıda fiyatları şubatta bir önceki aya göre yüzde 0,7, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,5 azaldı. Türkiye’de ise şubatta gıda fiyat endeksi (Alkolsüz içecekler hariç) aylık bazda yüzde 8,44 yükselirken, yıllık bazda ise yüzde 71,03 arttı.

Cumhuriyet’te yer alan habere göre; Türkiye’de gıda fiyatlarında artış sürerken, dünyada gerilemeye devam ediyor.

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) tarafından derlenen, tahıllar, yağlı tohumlar, süt ürünleri, et ve şeker fiyatlarındaki aylık değişimleri izleyen dünya gıda fiyatları endeksi ocak ayında 118,2 seviyesinden şubat ayında 117,3’e düştü.

Buna göre küresel gıda fiyatları şubatta bir önceki aya göre yüzde 0,7, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,5 azaldı. Gıda fiyatları endeksi böylece Şubat 2021’den bu yana en düşük seviyede gerçekleşti.

Türkiye’de ise şubatta gıda fiyat endeksi (Alkolsüz içecekler hariç) aylık bazda yüzde 8,44 yükselirken, yıllık bazda ise yüzde 71,03 arttı.

FAO verilerine göre alt endekslerdeki değişimler ise şöyle oldu: Tahıl fiyatları endeksi, şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 5,0 azaldı. Tahıl fiyatları yıllık bazda ise yüzde 22,4 geriledi.

Bitkisel yağ fiyatı endeksi, şubatta bir önceki aya göre yüzde 1,3, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 11 azaldı. Süt ürünleri fiyatı endeksi, şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 1,1 artarken geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 13,4 azaldı.

Et fiyatı endeksi, şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 1,8 artmış, bir yıl öncesine göre ise yüzde 0,8 azaldı. Şeker fiyatı endeksi, şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 3,2 artarken geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 12,5 artış gösterdi.

Paylaşın

Akademik Özgürlükler Endeksi: Türkiye, Son Sıralara Geriledi

Türkiye, Akademik Özgürlükler Endeksi’nde son sıralara geriledi. Araştırmacılar endeksi hazırlarken “araştırma ve öğretme özgürlüğü”, “akademik ve kültürel ifade özgürlüğü”, “akademik alışveriş ve bilgi yayma”, “kurumsal özerklik” ve “kampüs bütünlüğü” olmak üzere beş ölçütü mercek altına aldı. Türkiye’nin tüm bu ölçütlerde önemli puan kaybettiği tespit edildi.

Endekste yer verilen grafikte, Türkiye’nin akademik özgürlüklerde 2002-2009’da tarihinin en iyi seviyesinde olduğu (1 tam puan üzerinden 0,56 puan), 2009’dan 2017’ye kadar sert bir düşüş sürecine girdiği ve 2023 itibarıyla 0,09 puana gerilediği görülüyor. Endeksin hazırlanmasında dünyanın dörtbir yanından 2 bin 329 ülke uzmanının değerlendirmelerinden yararlanıldığı bildirildi.

İsveç’ten Göteborg Üniversitesi ile Almanya’dan FAU Erlangen-Nürnberg Üniversitesi araştırmacılarının hazırladığı Akademik Özgürlükler Endeksi, dünya nüfusunun yarısına yakın bir bölümünün akademik özgürlüklerin bulunmadığı ülkelerde yaşadığını ortaya koydu. Her yıl yayımlanan endekse göre, 2023 sonu itibarıyla 3,6 milyar insan akademik özgürlüklerden mahrum kalırken mevcut durum, elli yıl önceki döneme benzetildi.

179 ülkenin mercek altına alındığı endekste akademik özgürlüklerin 23 ülkede gerilemekte olduğu ve sadece 10 ülkede iyileşme kaydettiği belirtildi. Son elli yıllık dönemde ise akademik özgürlüklerin 56 ülkede iyiye gittiği ve 61 ülkede yüksek seviyelere ulaştığı kaydedildi.

Akademik özgürlükler açısından ülkelerin “tamamen özgür”, “genel olarak özgür”, “hafif kısıtlı”, “ciddi şekilde kısıtlanan” ve “tamamen kısıtlanan” olarak beş gruba ayrıldığı endekste Türkiye, en alt grupta, akademik özgürlüklerin tamamen kısıtlandığı ülkeler arasında yer aldı.

2013-2023 döneminde Türkiye, en alttaki yüzde 10’luk dilimde Mısır ve Küba’nın ardından üçüncü sırada geldi, Türkiye’yi Afganistan izledi. En alttaki yüzde 10’luk dilimin en sonunda ise Kuzey Kore yer aldı.

Son elli yıllık dönemde de Türkiye akademik özgürlüklerin belirgin bir şekilde kötüye gittiği on ülke arasında Amerika Birleşik Devletleri, Bangladeş ve Hindistan ile birlikte sayıldı. Elli yıl önceki özgürlüklerle karşılaştırmalı değerlendirmede ise Türkiye, Laos ve Afganistan ile benzer şekilde gruplandırıldı.

İki üniversiteden araştırmacılar endeksi hazırlarken “araştırma ve öğretme özgürlüğü”, “akademik ve kültürel ifade özgürlüğü”, “akademik alışveriş ve bilgi yayma”, “kurumsal özerklik” ve “kampüs bütünlüğü” olmak üzere beş ölçütü mercek altına aldı. Türkiye’nin tüm bu ölçütlerde önemli puan kaybettiği tespit edildi.

Düşüş 2009’da başladı

Endekste yer verilen grafikte, Türkiye’nin akademik özgürlüklerde 2002-2009’da tarihinin en iyi seviyesinde olduğu (1 tam puan üzerinden 0,56 puan), 2009’dan 2017’ye kadar sert bir düşüş sürecine girdiği ve 2023 itibarıyla 0,09 puana gerilediği görülüyor. Endeksin hazırlanmasında dünyanın dörtbir yanından 2 bin 329 ülke uzmanının değerlendirmelerinden yararlanıldığı bildirildi.

Bir toplumdaki kutuplaşma ile akademik özgürlüklerin gerilemesi arasındaki bağlantıya işaret edilen raporda, bu tür toplumlarda üniversitelerin “biz ve ötekiler” girdabına kapılma tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğu, bu nedenle üniversitelerin özerkliğinin korunmasının büyük önem taşıdığı vurgusu yapıldı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

2023 Yılında Türkiye’de Konut Fiyatları Yüzde 76 Arttı

Türkiye’de konut fiyatları 2015 yılından 2021 yılına kadar kademeli olarak artarken, 2021’den sonra patlama yaptı. 2022 yılında konut fiyatlarındaki artış yüzde 168’le zirveye ulaşırken, 2023 yılında yüzde 76’lık bir artış gösterdi.

Uzmanlar, Türkiye’de nominal emlak fiyatlarındaki yükselişin çeşitli nedenlere bağlı olduğunu belirtiyor. KPMG Türkiye Gayrimenkul ve İnşaat Sektörü Lideri Görkem Yapan “Bence bunun başlıca nedenleri kurdaki dalgalanma, Türk lirasının değer kaybı, yüksek enflasyon oranları ve buna bağlı olarak inşaat maliyetlerindeki artış ile pandemi sonrası artan talep,” ifadelerini kullandı.

Macaristan’da konut fiyatları 2015’ten bu yana yüzde 166’dan fazla arttı, ancak daha da göz kamaştırıcı bir artışa sahip bir ülke var; Türkiye. Son veriler, Türkiye’deki konut fiyatlarının nominal olarak dokuz yıl öncesine kıyasla 12 kat daha yüksek olduğunu gösterirken, İstanbul’daki bir dairenin fiyatı Paris ve Londra’daki dairelerle yarışır hale geldi.

OECD üyesi ülkeler arasında, İsveç ve Finlandiya gibi kuzey Avrupa ülkeleri, 2015’ten bu yana nominal konut fiyatlarında yüzde 4’ün biraz üzerinde artışla en küçük değişikliği gördü. Ölçeğin diğer ucunda Türkiye yer alırken, onu fiyatların 2015 yılına göre yüzde 166 daha fazla olduğu Macaristan izliyor.

OECD ülkelerinin çoğunda konut fiyatlarındaki artış oranı 2015 ile 2023 yılları arasında çift haneli rakamlara ulaştı. Türkiye’de konut fiyatları 2015 yılından 2021 yılına kadar kademeli olarak artarken, 2021’den sonra patlama yaptı.

2022 yılında konut fiyatlarındaki artış yüzde 168’le zirveye ulaşırken, 2023 yılında yüzde 76’lık bir artış gösterdi. Bu arada, Avrupa ve ABD’de konut fiyatları, bu ekonomilerdeki merkez bankalarının yüksek enflasyonla mücadele etmek için faiz oranlarını artırmaya başlamasıyla 2022’nin sonlarında düşmeye başladı.

Türkiye Merkez Bankası ise Ağustos 2022’de gösterge faiz oranını düşürdü, ancak aynı yılın kasım ayında ülkedeki enflasyon yüzde 85’e yakındı. Uzmanlar, Türkiye’de nominal emlak fiyatlarındaki yükselişin çeşitli nedenlere bağlı olduğunu belirtiyor.

KPMG Türkiye Gayrimenkul ve İnşaat Sektörü Lideri Görkem Yapan “Bence bunun başlıca nedenleri kurdaki dalgalanma, Türk lirasının değer kaybı, yüksek enflasyon oranları ve buna bağlı olarak inşaat maliyetlerindeki artış ile pandemi sonrası artan talep,” ifadelerini kullandı.

Türkiye’nin 2022 yılı enflasyonu son derece yüksekti; neredeyse tüm yıl boyunca yüzde 50’nin üzerinde seyretti ve ekim ayında yüzde 80’in üzerine çıktı. Bununla birlikte, OECD’ye göre, reel vadeli konut fiyatları (enflasyona göre ayarlanmış) da 2023’ün üçüncü çeyreği itibariyle 2015’e kıyasla yüzde 96,7 oranında arttı.

Yapan, “Geçen yıl Türkiye’de 11 şehri etkileyen depremler yaşadık, bu da fiyatları artırdı, çünkü insanlar depreme dayanıklı binalar gibi daha güvenli yerlerde yaşamak istiyor,” dedi.

Kredi faizleri fırladı

Nakit alıcılar piyasayı doldururken, Türkiye’de ipotekli konut kredisi kullananların aylık faizleri hızla yükseldi. Türkiye’de son dönemde yüzde 70’e yaklaşan enflasyon, Merkez Bankası’nın para politikasını agresif bir şekilde sıkılaştırmasını ve gösterge faiz oranını Haziran 2023’teki yüzde 8,5 seviyesinden Ocak 2024’te yüzde 45’e yükseltmesine yol açtı.

Sonuç olarak, Türkiye’de ipotekli konut kredileri artık yıllık yüzde 40 faiz oranına sahip. 2023 yılı boyunca satılan evlerin yüzde 15’inden azı ipotekli konut kredisi ile alıcı buldu. Geri kalanı nakit alıcılara satıldı. 2022’den itibaren yabancılara satılan konutların en önemli kısmı Ruslara, ardından da İranlılara gitti.

“Şubat 2022’de Rusya-Ukrayna çatışmasının başlamasının ardından, her iki ülkeden de Antalya, İstanbul ve Mersin’e önemli bir göçmen akını oldu” diyen Yapan, bu üç bölgenin Rus yatırımcılar arasında en popüler yerler haline geldiğini ve buralarda bulunmalarının fiyatları yukarı çektiğini söyledi.

Sadece Antalya’da fiyatlar 2022’nin ikinci yarısına kadar bir yıl içinde yüzde 230 arttı. Yapan, “Rusya ve Ukrayna’dan göçün ardından Antalya’daki yabancı nüfusun iki yıl içinde iki katına çıkması nedeniyle emlak ve kira fiyatları hızla yükseldi” diyor.

Bu arada, Türk lirasının değer kaybetmesi Türk alıcıların fırsatlarını sınırladı. Aynı zamanda, çok sayıda Rus ve Ukrayna vatandaşı büyük miktarlarda nakit ödeme yaparak emlak talebini tetikledi ve bu da fiyatların daha da artmasına neden oldu.

“2023 yılında Türkiye’de satılan 1,2 milyon konutun 35 bini (yüzde 3) yabancılara satıldı ve yabancılara satılan bu konutların yaklaşık yüzde 30’u Ruslara satıldı” diyen Yapan, Rus yatırımcıların son zamanlarda Türkiye’yi Kıbrıs gibi diğer destinasyonlarla değiştirmeye başladığını da sözlerine ekledi.

Yüksek konut ve kira fiyatları, yüksek faiz oranları ve yüksek enflasyon nedeniyle hane halkı gelirinin reel olarak azalması sonucunda Türkiye piyasası frene basmış durumda. Konut fiyatları nominal olarak artmaya devam ediyor ancak enflasyonun gerisinde kalıyor. Dolayısıyla reel olarak son zamanlarda daha da ucuzlamaktadır.

Yüksek inşaat maliyetleri arzın sınırlı kalmasına yol açabilir. Ancak konut talebi artar ve faiz oranları düşerek büyümeyi teşvik ederse mevcut durgunluğun aşılmasına yardımcı olabilir. Bununla birlikte, insanlar şu anda evlerini satın almaya güç yetiremiyor, bu da inatçı bir şekilde yüksek kira fiyatlarına yol açıyor – ve bu aslında nakit alıcılar için yatırım yapmak için biraz alan bırakıyor.

“Örneğin İstanbul’da ya da Türkiye’de bir oran var” diye açıklayan Yapan “Çoğu zaman bir evin satış fiyatı kiranın 300 katıydı. Bu bir ortalamadır. Ama şimdi kiralar çok yüksek,” ifadelerini kullandı. “Kira artışı ev fiyat artışından daha fazla” diyen Yapan, “Yani şimdi bu ortalama 250-300 arasına düşüyor,” dedi.

Teorik olarak bu, yatırımcıların 300 aydan daha kısa bir sürede bir evin fiyatını telafi edebileceği anlamına geliyor.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Sanayi Sektöründe Kritik Döneme Girildi

Başta finansman olmak üzere çeşitli operasyonel maliyetlerde yaşanan yüksek artışlar üretim koşullarını giderek daha zorlu hale getirirken, sanayi için kritik bir döneme girildi.

TÜİK’in açıkladığı Sanayi Üretim Endeksi verilerine göre, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında gözlenen peş peşe artışların ardından, 2022 yılında frene basıldı. Sanayi üretimi 2022 yılında yüzde 0,2 daralırken, geçen yılın tamamında yüzde 1,6 gibi sınırlı bir artış kaydedildi.

Arındırılmamış veriyle ise sanayi üretimi 2022’de yıllık yüzde 1,28, 2023 yılında ise yüzde 1,33 oranında geriledi. Oysa 2019’da yüzde 8,6 artışın yaşandığı sanayi üretimi, pandemi yılı olan 2020’de dahi yüzde 9 artmış; 2021’de de talep koşullarındaki canlılığın etkisiyle artış oranı yüzde 14,4’e ulaşmıştı.

Sanayi üretimde son 2 yılda görülen düşük seyrin en önemli nedenlerinden biri ihracat pazarlarındaki durgunluk ve zayıf talep… Buna finansmana erişim sorunları ve operasyonel maliyetlerdeki artış da etkilenince üretimdeki yavaşlama daha da belirginleşti.

Ekonomim’in aktardığına göre, sanayi üretimi düşerken tüketim harcamalarındaki artış Türkiye’nin büyüme kompozisyonuna ilişkin endişeleri artırdı. 2022’de frene basan sanayi üretimi, geçen yıl da sadece yüzde 1,6 arttı. Buna karşın tüketim harcamalarının GSYH’deki payı, son 5 yılın zirvesine çıktı.

Sanayi üretimi ile tüketim harcamaları arasındaki korelasyon bozuldu. Sanayi üretimi 2023’te yıllık yüzde 1,6 artarken; 2023 GSYH verilerinde üretim yöntemiyle hesaplamada sanayi sektörü sadece yüzde 0,8 büyüdü. Tüketim malları ithalatı geçen yıl yüzde 56,3 artarken, toplamdaki payı 2022’deki yüzde 8,4 seviyesinden 2023’te yüzde 13,2’ye çıktı.

Vatandaşın tüketim harcamaları yüzde 12,8 arttı. Türkiye’nin üretim ve tüketim verileri arasındaki çarpıklık, sağlıksız büyüme endişelerini artırıyor. Başta finansman olmak üzere çeşitli operasyonel maliyetlerde yaşanan yüksek artışlar üretim koşullarını giderek daha zorlu hale getirirken, sanayi için kritik bir döneme girildi.

TÜİK’in açıkladığı Sanayi Üretim Endeksi verilerine göre, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında gözlenen peş peşe artışların ardından, 2022 yılında frene basıldı. Sanayi üretimi 2022 yılında yüzde 0,2 daralırken, geçen yılın tamamında yüzde 1,6 gibi sınırlı bir artış kaydedildi. Arındırılmamış veriyle ise sanayi üretimi 2022’de yıllık yüzde 1,28, 2023 yılında ise yüzde 1,33 oranında geriledi.

Oysa 2019’da yüzde 8,6 artışın yaşandığı sanayi üretimi, pandemi yılı olan 2020’de dahi yüzde 9 artmış; 2021’de de talep koşullarındaki canlılığın etkisiyle artış oranı yüzde 14,4’e ulaşmıştı. Sanayi üretimde son 2 yılda görülen düşük seyrin en önemli nedenlerinden biri ihracat pazarlarındaki durgunluk ve zayıf talep… Buna finansmana erişim sorunları ve operasyonel maliyetlerdeki artış da etkilenince üretimdeki yavaşlama daha da belirginleşti.

Çarklar 2 yıldır yavaş dönüyor

Sanayi üretimindeki bu tablo, Türkiye’nin GSYH verilerine de yansıdı. Türkiye’nin yüzde 4,5 büyüme ile kapattığı 2023 yılında, üretim yöntemiyle hesapta sanayi sektörü yüzde 0,8 büyürken, büyümeye katkısı yüzde 0,16 oldu. Böylece sanayi sektörü Türkiye’nin büyümesine, inşaat ve hizmetler sektöründen daha zayıf bir katkı sağlamış oldu.

Oysa sanayi sektörü TÜİK verilerine göre 2021’de yüzde 16,58 büyürken, GSYH’ye katkısı 3,26 puan olmuştu. 2022’de ise sanayi sektörünün büyümesi yüzde 3,3 olurken, Türkiye’nin büyümesine katkısı, bir önceki yıla göre 2 puana yakın gerileyerek 0,68 olarak gerçekleşmişti.

Tüketimin payı 5 yılın zirvesinde

Son 3 yılda yaşanan kur şokları ve yüksek enflasyon karşısında tüketiciler de “Yarın daha pahalı olacak” algısıyla hareket edince, tüketim harcamaları da tam gaz devam etti. Son 3 yıla ilişkin GSYH verilerine göre, yerleşik hanehalklarının nihai tüketim harcamaları 2021 yılında yüzde 15 artarken, büyümeye 8,94 puanlık etkisi olmuştu.

2022’de vatandaşın tüketimi yüzde 19,7 artarken, büyümeye etkisi 12,08 puan seviyesindeydi. Geçen yıl vatandaşın tüketimindeki büyüme yüzde 12,8 ile hızını 2022’ye göre düşürse de, GSYH içindeki payı yüzde 59,1 oldu. Böylece yıllık bazda bakıldığında, vatandaşın tüketiminin GSYH’den aldığı pay son 5 yılın en yüksek seviyesine çıktı. Aynı zamanda 2023’te vatandaşın harcamalarının büyümeye katkısı ise 8,83 puan oldu.

Öte yandan tüketim harcamaları, dış ticaret rakamlarında da kendini gösterdi. Buna göre Türkiye’nin tüketim malları ithalatı 2023 yılında yüzde 56,3 artarak 47,6 milyar dolar seviyesine çıkarken, toplam ithalattaki payı 2022’deki yüzde 8,4 seviyesinden yüzde 13,2’ye çıktı. Böylece oran 2016 yılından sonraki en yüksek seviyesini gördü.

2023’te tüketim malları ithalatını 18,1 milyar dolarla binek otomobiller tırmandırdı. Bu kalemde ithalat artışı yüzde 128’i buldu. İkinci sırada 7,3 milyar dolarla yarı dayanıklı tüketim malları yer alırken, dayanıklı tüketim malları ithalatı 6,9 milyar dolar, dayanıksız tüketim malları ithalatı 6,5 milyar dolar, işlenmiş tüketim malları ithalatı 4,1 milyar dolar oldu.

Bir önceki yıl, toplam tüketim malı ithalatı 30,4 milyar dolarken, ithalattaki ilk 5 kalem daha dengeli dağılmış, binek otomobil ithalatı 7,9 milyar dolarda kalmıştı.

Paylaşın

Halkın Yüzde 74’ü “Ekonomik Ortamın Kötü Olduğu” Görüşünde

Ipsos’un aylık Küresel Tüketici Güveni araştırmasında vatandaşlara ülkelerindeki mevcut ekonomik ortamı nasıl değerlendirdikleri soruldu. Türkiye’de, “Ülkenizdeki mevcut ekonomik durumu nasıl tanımlarsınız?” sorusuna ankete katılanların yüzde 74’ü “kötü” yanıtını verdi.

Türkiye’de, “Sizce ülkede işler iyiye mi gidiyor, yoksa yanlış istikamette mi yol alınıyor?” sorusuna ankete katılanların yüzde 73’ü “Yanlış istikamette yol alınıyor” yanıtını verdi. Türkiye’de en çok kaygı duyulan konu, yüzde 50’lik oranla, enflasyon oldu. İkinci sırada, yüzde 30’luk oranla, yoksulluk ve sosyal adaletsizlik yer aldı.

Araştırma şirketi Ipsos, “Dünyayı neler endişelendiriyor?” başlıklı anketi için, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 29 ülkede vatandaşlara görüşlerini sordu. Anket, dikkat çekici sonuçlar ortaya koydu.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; 26 Ocak- 9 Şubat tarihleri arasında yapılan anket kapsamında, yaklaşık 25 bin katılımcıya, çevrimiçi sistem üzerinden kaygıları, ülkelerindeki gidişata ilişkin görüşleri soruldu.

Türkiye’de, “Sizce ülkede işler iyiye mi gidiyor, yoksa yanlış istikamette mi yol alınıyor?” sorusuna ankete katılanların yüzde 73’ü “Yanlış istikamette yol alınıyor” yanıtını verdi. Türkiye’de en çok kaygı duyulan konu, yüzde 50’lik oranla, enflasyon oldu. İkinci sırada, yüzde 30’luk oranla, yoksulluk ve sosyal adaletsizlik yer aldı.

Ankete katılanların yüzde 22’si Türkiye’deki suç ve şiddet oranlarından endişeli olduklarını söylerken yüzde 22’si işsizlikten, yüzde 21’i de mali ve siyasi yolsuzluktan kaygılarını ifade etti. Türkiye’de küresel ısınmayı endişe verici bulanların oranı sadece yüzde 5 oldu. Bu oranın, diğer birçok Avrupa ülkesinde daha yüksek olması, Türkiye’de son derece düşük kalması dikkat çekti.

Türklerin ankete verdiği yanıtlarda dikkat çeken diğer başlıklar dış politika ve güvenlik ile ilgili oldu. Ülkenizin diğer ülkelerle “askeri ihtilaf yaşamasından endişe ediyor musunuz?” sorusuna karşılık, sadece yüzde 2’lik bir kesim bu konuda endişeli olduğu yanıtını verdi.

Ankette, terör konusunda endişelerin en yüksek olduğu ülke İsrail olurken onu Türkiye takip etti. Türkiye’de ankete katılanların yüzde 20’si, terörden endişeli olduklarını dile getirdiler.

Ipsos’un aylık Küresel Tüketici Güveni araştırmasında ise vatandaşlara ülkelerindeki mevcut ekonomik ortamı nasıl değerlendirdikleri soruldu. Türkiye’de, “Ülkenizdeki mevcut ekonomik durumu nasıl tanımlarsınız?” sorusuna ankete katılanların yüzde 74’ü “kötü” yanıtını verdi.

Paylaşın

Türkiye’de Her 10 Kişiden 4’ü Et Ve Tavuk Tüketemiyor

Enflasyonun ENAG’a göre yüzde 121,98, TÜİK’e göre yüzde 67,07 olduğu Türkiye’de her 10 kişiden 4’ü, iki günde bir et, tavuk ve balık tüketebilecek finansal güce sahip değil.

İktidar ekonomiye dair pembe tablolar çizmeye, geleceğe yönelik olumlu açıklamalar yapmaya çalışsa da, açıklanan her veri yaşanan ekonomik krizi gözler önüne seriyor.

Avrupalıların yüzde 97’si iki günde bir et, tavuk, balık tüketirken Türkiye’de her 10 kişiden 4’ü, iki günde bir et, tavuk ve balık tüketebilecek finansal güce sahip değil.

Sözcü’nün haberine göre, AB resmi istatistik kurumu Eurostat’ın verilerine göre, 27 üyeli AB ülkelerinde 2 günde bir et, tavuk veya balık tüketemeyenlerin oranı 2022’de yüzde 8.3 oldu. Yani Avrupalıların yüzde 91.7’si iki günde bir et, tavuk, balık tüketmekte zorlanmıyor.

Avrupa ülkeleri arasında en yüksek oranlar yüzde 22.1 ile Romanya ve yüzde 21.6 ile Bulgaristan’da görüldü. İki günde bir et, tavuk tüketmekte en az zorlanan ülkeler de yüzde 1.4 ile İrlanda ve yüzde 1.5 ile Güney Kıbrıs Rum Kesimi oldu.

TÜİK’in en güncel verilerine göre 2023’te de nüfusun yüzde 39.2’si iki günde bir et, tavuk ya da balık içeren yemek masrafını karşılayamıyor.

Enflasyon ENAG’a göre yüzde 121,98, TÜİK’e göre yüzde 67,07

Öte yandan Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG), şubat ayı enflasyon verilerini açıkladı.

Buna göre, günlük fiyat değişimlerinden elde edilen ENAG Fiyat Endeksi (E-TÜFE) aylık aylık bazda yüzde  4,32 arttı. ENAG, yıllık enflasyonu yüzde 121,98 olarak hesapladı.

Türkiye İstatistik Kurumu’na (TÜİK) göre enflasyon, Şubat ayında bir önceki aya göre yüzde 4,53 geçen aralık ayına göre yüzde 11,54 bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 67,07 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 55,91 olarak gerçekleşti.

TÜİK’e göre TÜFE’de bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 43,44 ile giyim ve ayakkabı, en fazla artış gösteren ana grup ise yüzde 94,78 ile lokanta ve oteller oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla şubat ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde 0,20 ile giyim ve ayakkabı, en fazla artış gösteren ana grup ise yüzde 12,76 ile eğitim.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) geçen ay 2023’te yıllık enflasyonu yüzde 64,77 olarak açıklamıştı. ENAG’a göre ise Türkiye’de 2023’te yıllık enflasyon yüzde 127,21 olarak gerçekleşmişti.

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Habertürk TV ve Bloomberg HT ortak yayınında ekonomi gündemine dair yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“Enflasyonda trend programla uyumlu bir şekilde. Ocak ayında enflasyon bir miktar yüksek çıktı. Şubat’ta onun devamı olabilir. Mart’tan itibaren enflasyon trende oturacaktır. Ama yıllık enflasyon yüksek kalacak.”

Paylaşın

Türkiye’den 2 Bin 628 Doktor Almanya’da Görev Yapıyor

Almanya’da yabancı pasaportla çalışan doktorların geldiği ülkelere bakıldığında ilk sırada 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı.

Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi. Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Almanya’da pek çok sektöre kalifiye iş gücü sıkıntısı devam ederken sağlık sisteminde yabancı pasaportla çalışanların sayısı da giderek artıyor.

Funke Medya Grubu gazetelerinin Federal Doktorlar Odası istatistiklerine dayandırdığı, Pazar günü yayımlanan haberlerde, 31 Aralık 2023 itibariyle Almanya’da 63 bin 763 Alman pasaportu olmayan doktor çalıştığı bildirildi.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Veriler 2013 yılından bu yana sayının ikiye katlandığını gösteriyor. 2013 yılında ülkede 30 bin civarında Alman pasaportu olmayan doktor görev yapıyordu. 1993 yılında ise yabancı kökenli doktor sayısı 10 bin civarındaydı.

Almanya pasaportu olmayan doktorların geldiği ülkelerin başında 6 bin 120 doktor ile Suriye yer alırken, ikinci sırada 4 bin 668 doktor ile Romanya yer aldı. Avusturya’dan 2 bin 993 doktor Almanya’da görev yaparken, Yunanistan’dan 2 bin 943, Rusya’dan ise 2 bin 941 doktorun ülkede görev yaptığı bildirildi.

Türkiye’den gelerek Alman sağlık sistemi bünyesinde doktorluk mesleğini ifa eden doktor sayısı ise 2 bin 628 olarak açıklandı.

Rheinland-Pfalz Eyalet Doktorlar Odası Başkanı Jürgen Hoffart yabancı meslektaşlarının Almanca bilgisinin yeterli olmadığına değinerek bunun tehlike yaratabilecek yanlış anlaşmalara neden olabildiğini belirtti.

Hoffart, göğüs ve karın ağrısı terimlerinin karıştırılabildiğini ve doktor karın ağrısı için muayene yaparken kalp krizinin gözden kaçabildiğine işaret etti.

Hoffart’a göre gelecek yıllarda bu sorun daha da kötüleşecek zira Almanya’nın sağlık personeli ihtiyacını kendi mezunları ile kapatması mümkün görünmüyor. Almanya’da her yıl mezun olan yaklaşık 11 bin öğrenciden önemli bir kısmı mesleğini icra etmiyor.

Paylaşın