Türkiye, Müteahhitler İçin Vergi Cenneti: Çok Kazandılar Hiç Vermediler

“ENR en büyük 250 uluslararası müteahhitlik firması listesi”ne giren Türkiye sermayeli şirketlerin vergi karnesi dikkat çekti: 20’si 2023 yılında, 15’i 2022 yılında, 23’ü 2021 yılında hiç vergi vermediler.

Erdoğan, “En büyük 250 müteahhitlik firmasının toplam uluslararası gelirleri 2002 yılında 106.5 milyar dolar seviyesindeydi. 2023 yılında bu tutar 430 milyar dolar sınırına geldi. 2030’larda bunun 750 milyar dolara çıkması bekleniyor” demişti.

Türkiye’de ana muhalefetin 5’li çete olarak adlandırdığı Limak, Rönesans, Kalyon, Makyol ve Kolin şirketlerin de arasında olan dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve 18.5 milyar dolar tutarında proje üstlenen Türkiye sermayeli 43 şirketin 20’si 2023 yılında hiç vergi vermedi.

Engineering News Record (ENR) dergisinin, dünyanın önde gelen müteahhitlik firmalarının uluslararası piyasalarda bir önceki yılda elde ettikleri gelirlere göre sıralandığı “ENR en büyük 250 uluslararası müteahhitlik firması listesi”ne giren Türk sermayeli şirketlerin vergi karnesi dikkat çekti.

Evrensel’den Uğur Zengin‘in haberine göre listeye giren Türkiye sermayeli şirketlerin 20’si 2023 yılında, 15’i 2022 yılında, 23’ü 2021 yılında Türkiye’de vergi ödemedi.

İktidara yakınlığı ile tanınan Nihat Özdemir’in patronu olduğu Limak, 2023 yılında iki sıra yükselerek dünyanın en büyük 43. inşaat şirketi oldu. Limak aynı zamanda Rönesans İnşaat’ı da aynı yıl geçti. Limak son beş yılın üçünde hiç vergi ödemedi. Şirketin 2021’de ödediği vergi 5 milyon TL olurken, 2022’de 23.4 milyon TL vergi ödedi.

Limak İnşaat 2022’de 25 milyar TL ciro, 4.3 milyar TL vergi öncesi kâr elde etmişti. Limak’ın kârına oranla ödediği vergi oranı yüzde 0.54 oldu. Limak İnşaat, vergi ödemediği 2023 yılında 28.1 milyar TL ciro elde etti.

Rönesans İnşaat, dünyanın en büyük 58. inşaat şirketi oldu. Şirket 2023 yılında hiç vergi ödemedi. Rönesans Holding 2023 yılında 18 milyar TL net kâr elde etmişti.

Geçtiğimiz yıl dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve 2023 yılında hiç vergi ödemeyen Türkiye sermayeli şirketler şunlar oldu: Limak, Rönesans, Yapı Merkezi, Ant Yapı, Aslan Yapı, Çalık Enerji, Tav, Nurol, Tekfen, Polat Yol, Alarko, Sembol, Yenigün, GAP, Dekinsan, Yüksel, Üstay, NATA, IC İçdaş, Doğuş.

Dünyanın en büyük 250 inşaat şirketi arasına giren ve son üç yılın tamamında hiç vergi ödemeyen 13 şirket ise şu şekilde: Yapı Merkezi, Ant Yapı, Tav, Nurol, Tekfen, METAG, Polat Yol, SEMBOL, Yenigün, GAP, Dekinsan, Yüksel, IC İçdaş, Doğuş.

“Büyüyen pastadan daha büyük pay alacağız”

AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan düzenlenen ödül töreninde inşaat patronlarına şu şekilde seslenmişti:

“En büyük 250 müteahhitlik firmasının toplam uluslararası gelirleri 2002 yılında 106.5 milyar dolar seviyesindeydi. 2023 yılında bu tutar 430 milyar dolar sınırına geldi. 2030’larda bunun 750 milyar dolara çıkması bekleniyor.

Önümüzde halen keşfedilmeyi bekleyen çok büyük bir potansiyel var. Şunun bilinmesini isterim, sizlerin başarısı ülkemizin başarısıdır. Yurt dışındaki başarılarınızla sadece ekonomimize değil ülkemizin dünya üzerindeki itibarına da büyük katkılar sağlıyorsunuz.

Biz de hükümet olarak her ihtiyacınızda, her meselenizde sizin yanınızda olmaya gayret gösteriyoruz. İş adamlarımızın, müteahhitlerimizin, girişimcilerimizin meselelerini, yaptığımız görüşmelerde sık sık dile getiriyor ve çözüm arıyoruz. İnşallah bundan sonra da sizin yanınızda olmaya devam edeceğiz.”

Paylaşın

AİHM, Can Atalay İçin Türkiye’den Savunma İstedi

Merkezi Fransa’nın Strasbourg kentinde bulunan AİHM, AYM’nin TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tahliye edilmesi kararına uyulmadığı için Türkiye’den savunma istedi.

Şerafettin Can Atalay’ın milletvekili seçilmesi sonrası serbest bırakılmaması ve de yargılamasının yenilenmemesi ayrıca milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Yargıtay ile Anayasa Mahkemesi (AYM) arasındaki sürtüşmeye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), müdahil oldu.

AİHM, biraz önce yayımladığı bildirisine göre Can Atalay’ın milletvekili seçilmesi sonrası serbest bırakılmaması ve de yargılamasının yenilenmemesi ayrıca milletvekilliğinin düşürülmesine ilişkin Türk Hükümetinden savunmasını sunmaya davet etti.

Ne olmuştu?

Atalay, 14 Mayıs 2023’te yapılan genel seçimde TİP’ten Hatay Milletvekili seçildi. Atalay’a verilen hapis cezası, 28 Eylül 2023’te Yargıtay 3. Ceza Dairesi’nce onaylandı. AYM ise milletvekili seçilmesi nedeniyle 25 Ekim 2023’te Atalay hakkında hak ihlali kararı verdi.

Yüksek Mahkeme; yargılamanın durdurulmasına, vekilliğinin kabulüne ve Atalay’ın tahliyesine karar verilmesine hükmetti.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, bu kararı uygulamadı ve Yargıtay 3. Ceza Dairesi’ne gönderdi. Daire, 8 Kasım 2023’te AYM’nin süper temyiz mahkemesi gibi davranarak böyle bir hüküm kuramayacağı gerekçesiyle karara uyulmayacağını açıklayarak AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulundu.

AYM bunun üzerine anayasal zorunlulukları anımsatarak 21 Aralık 2023’te ikinci kez hak ihlali kararı verdi. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise 3 Ocak’ta bu kararın yok hükmünde olduğu yönünde bir karar aldı.

Yargıtay’ın kararının 30 Ocak’ta TBMM Genel Kurulu’nda okunmasıyla Atalay’ın milletvekilliği düşürüldü. Atalay’ın avukatlarının yanı sıra TİP, CHP ve DEM Parti; bu kararın iptali için AYM’ye başvurdu.

AYM’nin 1 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayımlanan gerekçeli kararında, Atalay’ın milletvekilliğinden düşürülmesi kararının “yok hükmünde” olduğu ifade edildi. Bu kararın ardından, Atalay’ın milletvekilliği haklarının iade edilip edilmemesi konusunda gözler Meclis’e çevrildi.

CHP, bu gelişme üzerine Can Atalay’ın durumunu görüşmek Meclis’i olağanüstü toplantıya çağırdı. 16 Ağustos’taki olağanüstü toplantıda AK Parti İzmir Milletvekili ve İdare Amiri Alpay Özalan, TİP Milletvekili Ahmet Şık’a yumruklu saldırıda bulundu.

Saldırıyı engellemeye çalışan DEM Parti Grup Başkanvekili ve Kars Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit de şiddete uğradı ve kaşı yarıldı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Can Atalay için Meclis’i  tekrar olağanüstü toplantıya çağırdı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un “Meclis Genel Kurulu’nun aynı konuda ikinci kez olağanüstü toplantıya çağrılmayacağı” gerekçesiyle CHP’nin Can Atalay başvurusunu reddettiği açıklandı.

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Birliği’ne 28 Bin İltica Başvurusu

2024 yılının ilk altı ayında 28 bin 224 Türk vatandaşı Avrupa Birliği’ne (AB) iltica başvurusu yaptı. Başvurularda ilk sırayı 16 bin 88 kişi Almanya ikinci sırayı 4 bin 382 kişi ile Fransa ve üçüncü sırayı 2 bin kişiyle Yunanistan aldı.

Bu yılın ilk altı ayında AB’ye üye 27 ülke ile Norveç ve İsviçre’yi kapsayan AB+ ülkelerine toplam 513 bin iltica başvurusu yapıldı. Avrupa İltica Ajansının bugün açıkladığı raporda, başvuru sayısının geçen yıla göre dengeli seyrettiği kaydedildi.

AB+ genelinde iltica başvuruları 2020’den itibaren yeniden yükselişe geçmiş ve 2023’ün ilk yarısında 2022’nin aynı dönemine göre yüzde 18’lik artışla 1,3 milyona ulaşmıştı. Bu yılın ilk altı ayında iltica başvuruları geçen yıla göre 6 bin azalsa da yıl sonu itibarıyla iltica başvurularının yine 1 milyonun üzerine çıkması bekleniyor.

Bu yılın ilk altı ayındaki başvurularda Suriyeliler yüzde 14’lük oranla başı çekti. Suriyelilerin başvuru sayısı, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7 artarak 71 bin oldu.

Afganlar 2023’ün ilk yarısına göre 18’lik düşüşe rağmen ikinci sıradaki yerini korudu. Afganistan vatandaşları tarafından AB+ ülkelerine toplam 45 bin başvuru yapıldı.

Latin Amerika ülkeleriyle yapılan vize muafiyet anlaşmaları, bu ülkelerden iltica başvurularında patlamaya yol açtı. Venezuela’dan 37 bin, Kolombiya’dan 29 bin ve Peru’dan 14 bin iltica başvurusu yapıldı. Venezuelalıların yüzde 90’ı ve Kolombiyalıların yüzde 80’i başvurusunu İspanya’ya yaptı.

Türkiye’den iltica başvurularında geçen yıl yaşanan patlama ise durulmuş görünüyor. Türk vatandaşları, 2023 sonbaharında başvurulardaki daha önce eşi görülmemiş yükselmeyle kısa süreliğine ikinci sıraya yükselmişti. Raporda Almanya merkezli bu artışın kısa ömürlü olduğuna, iltica başvurularının sayısında sonraki aylarda düşüş kaydedildiğine işaret edildi.

Türk vatandaşları 2024’ün ilk altı ayında toplam 28 bin 224 başvuru yaptı. Başvuruların yüzde 57’si, yani 16 bin 88 kişi Almanya’ya iltica başvurusunda bulunurken Almanya’yı 4 bin 382 kişiyle Fransa ve 2 bin kişiyle Yunanistan izledi.

Türk vatandaşlarının başvurularındaki kabul oranlarında düşüş de sürüyor. 2019’da yüzde 54 olan kabul oranı, 2024’ün ilk yarısı itibarıyla yüzde 18’e geriledi. AB+ genelinde ise ilk iltica başvurularında kabul oranı yüzde 46 oldu.

Almanya, başvurularda 2023’ün ilk yarısına göre yüzde 20’lik azalmaya rağmen AB+ genelinde en fazla iltica başvurusu yapılan ülke olmayı sürdürdü. Toplam iltica başvurularının 124 bini Almanya’ya, 88 bini İspanya’ya, 85 bini İtalya’ya yapıldı. Kıbrıs Cumhuriyeti ise 4 bin 900 başvuruyla, nüfusuna oranla en yoğun göçün yaşandığı AB ülkesi konumunu sürdürdü.

Rusya’nın 2022 Şubat ayındaki saldırısıyla başlayan savaştan kaçan Ukraynalıların sayısı da 2024 Haziran sonu itibarıyla 4,5 milyon olarak kaydedildi. Ukraynalılara tanınan geçici koruma hakkı Mart 2026’ya kadar uzatılmıştı. Ukraynalıların 1,3 milyon kişiyle en çok tercih ettiği ülke Almanya olurken 1 milyon Ukraynalı Polonya, 62 bin Ukraynalı da Fransa’ya başvuru yaptı.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Araştırma: Türkiye’de Oy Tercihlerinde Din Ne Kadar Etkili?

Pew Araştırma Merkezi’nin araştırmasına göre; Türkiye’de liderlerinin kendileriyle aynı dini inançları paylaşmasının önemli olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 69.

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli düşünce kuruluşu Pew Araştırma Merkezi, kısa bir süre önce 35 ülkeyi kapsayan ve siyasi liderlerin dini yönelimlerinin seçmenler ve onların tercihleri açısından hala çok önemli olduğunu gösteren bir çalışma yayımladı.

Pew’in çalışmasında, din ve siyaset arasındaki bağın daha güçlü göründüğü ülkelerin tamamı Asya ülkelerinden oluşuyor. Bangladeş (yüzde 91), Endonezya (yüzde 90) ve diğerleri listenin başında yer alırken, onları birkaç Afrika ülkesi takip ediyor.

Euronews Türkçe‘nin aktardığı araştırma sonuçlarına göre, Türkiye’de ise katılımcıların yüzde 69’u liderlerinin kendileriyle aynı dini inançları paylaşmasının önemli olduğunu düşünüyor. İsrail’de ise bu oran yüzde 55.

Avrupa’da en yüksek oranlar Polonya (yüzde 52), Yunanistan (yüzde 42) ve Macaristan (yüzde 40) olmak üzere doğuda yoğunlaşıyor.

En düşük oranlar ise batı ve kuzey Avrupa’da. Hollanda’da katılımcıların sadece yüzde 15’i liderleri ile aynı dine mensup olmanın önemli olduğunu düşünürken, bu oran Fransa’da yüzde 17, İspanya’da yüzde 18, İngiltere’de yüzde 22 ve Almanya’da yüzde 23. Avrupa’nın en büyük ekonomileri arasında bu oranın en yüksek olduğu ülke ise yüzde 30 ile İtalya oldu.

Paylaşın

Pro Asyl’den “Türkiye” Raporu: Siyasi Davalar Maskaralığa Dönüştü

Pro Asyl’in sözcüsü Wiebke Judith, “Siyasi bağlantılı ceza davaları Türkiye’de bir maskaralığa dönüştü” ifadelerini kullanarak keyfi davaların ve cezaların ülkede gündelik bir durum haline geldiğini savundu.

Alman insan hakları örgütü Pro Asyl, Türkiye’deki yargı sürecine ilişkin kapsamlı bir rapor yayımladı. İsimleri “güvenlik nedeniyle” açıklanmayan iki tanınmış hukukçunun yürüttüğü çalışmada, Türk yargısının hükümet karşıtı eleştirileri kısıtlamak için ceza davalarını kullandığı eleştirisinde bulunuluyor.

DW Türkçe’nin aktardığına göre; Pro Asyl’in sözcüsü Wiebke Judith, “Siyasi bağlantılı ceza davaları Türkiye’de bir maskaralığa dönüştü” ifadelerini kullanarak keyfi davaların ve cezaların ülkede gündelik bir durum haline geldiğini savundu.

Pro Asyl’e göre özellikle terörizmle ilgili suçlamalara dayanan davalarda hukukun üstünlüğü mütemadiyen ihlal ediliyor. Örgüt, rapora ilişkin açıklamasında gizli tanıkların oldukça yüzeysel ifadelerinin, kimi zaman yüzlerce kişinin mahkumiyetine neden olduğunu öne sürdü.

Açıklamada, “Savunma içinse bu tür ifadelerle başa çıkmak zor hatta imkansızdır. Avukatların iddiaları çürütmek için tanıkları sorgulama veya ek sorular sorma şansı bulunmamakta” denilerek bu durumun, iddia ve savunma arasındaki “eşitlik” ilkesinin ortadan kalktığını açıkça gösteren birçok örnekten sadece biri olduğuna dikkat çekildi.

Pro Asyl, ülkede yargı bağımsızlığının artık garanti altında olmadığı ve davalıların genel olarak adil yargılanma şanslarının azaldığı eleştirisinde bulundu.

2024’ün ilk yarısında Almanya’daki Federal Göç ve Mülteciler Dairesi’nde (BAMF) Türk vatandaşlarının yaptığı yaklaşık 16 bin iltica başvurusunun kayıtlara geçtiğine dikkat çeken örgüt, önceki yıllarda olduğu gibi bu yıl da özellikle devlet kovuşturmasına hedef olan Kürtlerin bu başvuruların ezici çoğunluğunu oluşturduğunu belirtti.

Örgüt raporda ortaya konan bilgilerin Almanya’daki iltica karar süreçlerinde daha fazla dikkate alınmasını talep ederken sözcü Judith, “Federal Göç ve Mülteciler Dairesi bu gerçekliği kabul etmeli” ifadelerini kullandı.

Pro Asyl’in 140 sayfalık çalışmasının temelini Türk mahkemelerinin ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının yanı sıra Avrupa Konseyi ve Avrupa Komisyonu’nun raporları ile avukatlarla yapılan röportajlar oluşturdu.

İsviçre Mülteci Yardımı kuruluşunun da desteklediği ve finansal katkı sunduğu rapora Almanya’daki Amnesty International da mali destek verdi.

Paylaşın

Türkiye’den ABD’ye “Güney Kıbrıs” Tepkisi

Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile savunma alanında anlaşma imzalayan ABD’ye tepki gösterdi. Türkiye, anlaşma ile Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin tehlikeye atıldığı uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Konuya ilişkin Dışişleri Bakanlığı’ndan yayınlanan açıklamada, “ABD ile GKRY arasında savunma alanında işbirliğinin geliştirilmesi yönünde bir yol haritası imzalanmasını kınıyoruz” denildi.

Hafta başında ABD Savunma Bakanlığı Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşarı Celeste Wallander ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Savunma Bakanı Vasilis Palmas ilişkilerde öncelikleri düzenleyen beş yıllık yol haritasına imza atmıştı.

Türkiye, Yunanistan ile birleşmeyi isteyen milliyetçilerin dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a darbe yapmasından beş gün sonra, 20 Temmuz 1974’te Ada’ya asker çıkardı.

Müdahale sonucu Ada 180 kilometre boyunca uzanan, genişliği beş metreden yedi kilometreye kadar değişen bir ara bölge ile birbirinden ayrıldı. O tarihten beri taraflar arasında bir başlayıp bir duraksayan uzlaşı görüşmelerinden sonuç alınamadı.

Türkiye, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ile ABD arasında yapılan savunma anlaşmasına tepki gösterdi. Anlaşmanın “kınandığı” belirtilen Dışişleri Bakanlığı açıklamasında, “KKTC makamlarının ortaya koyduğu haklı tepkiyi tümüyle destekliyoruz” denildi.

Bakanlığın internet sitesinden paylaşılan yazılı açıklamada Ankara ABD’yi “Kıbrıs Türk tarafının güvenliği hilafına adım atmakla” suçladı, anlaşmanın “Kıbrıs meselesine adil, kalıcı ve sürdürülebilir bir çözüm bulunmasını güçleştirdiği” kaydedildi.

Milli Savunma Bakanlığı Basın Halkla İlişkiler Müşaviri Tuğamiral Zeki Aktürk, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: “ABD ile GKRY arasında yapılan ‘Savunma İş Birliğine İlişkin Yol Haritası’ anlaşmasını şiddetle kınıyoruz.

Dışişleri Bakanlığımızın da ifade ettiği gibi; Kıbrıs Türk tarafının güvenliği hilafına atılan bu adımlar, ABD’nin Kıbrıs Adası’na yönelik tarafsız tutumuna zarar vermektedir. Bu kapsamda KKTC’yi yok sayan ve GKRY’yi adanın tek temsilcisi olarak gören yaklaşım gözden geçirilmelidir.

Ayrıca her fırsatta Ada’da adil ve kalıcı barıştan söz eden ABD’nin bu tutumunu, sergileyeceği tarafsız yaklaşım ile de ortaya koymasını bekliyoruz. Ada’da sürdürülebilir bir çözüm için tek gerçekçi yol ‘egemen eşitlik ve eşit uluslararası statü’ temelinde işbirliğine dayalı bir ilişkiyle mümkündür.”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nden (KKTC) yapılan yazılı açıklamada ise “ABD savaş gemilerinin Ada’ya gerçekleştirdiği ziyaretler ile Rum kesimine silah ambargosunun kaldırılmasının Doğu Akdeniz’de tehlikeli sonuçları olabileceği” uyarısı yapıldı.

Açıklamada ayrıca, “Kıbrıs Türk halkı aleyhinde oluşabilecek bir tehdit unsuruna karşı her daim hazırlıklı olduğumuzu ve Anavatan Türkiye ile birlikte gerekli görülebilecek adımları atma hakkımızı saklı tuttuğumuzu da ifade etmek isteriz” ifadeleri yer aldı.

Hafta başında ABD Savunma Bakanlığı Uluslararası Güvenlikten Sorumlu Müsteşarı Celeste Wallander ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Savunma Bakanı Vasilis Palmas ilişkilerde öncelikleri düzenleyen beş yıllık yol haritasına imza atmıştı.

Türkiye, Yunanistan ile birleşmeyi isteyen milliyetçilerin dönemin Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’a darbe yapmasından beş gün sonra, 20 Temmuz 1974’te Ada’ya asker çıkardı.

Müdahale sonucu Ada 180 kilometre boyunca uzanan, genişliği beş metreden yedi kilometreye kadar değişen bir ara bölge ile birbirinden ayrıldı. O tarihten beri taraflar arasında bir başlayıp bir duraksayan uzlaşı görüşmelerinden sonuç alınamadı.

Anlaşma neleri kapsıyor?

Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) Savunma Bakanı Vassilis Palmas ve ABD’nin Uluslararası Güvenlik İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Celeste Wallander Pazartesi günü imzaladıkları anlaşmayı, yıllardır uygulanan ABD silah ambargosunun 2022 yılında kaldırılmasının ardından “son yıllarda gelişen GKRY – ABD ilişkilerinde bir başka dönüm noktası” olarak niteledi.

Wallander ve Palmas görüşmenin ardından, “GKRY, Avrupa ve Doğu Akdeniz’de ABD’nin güçlü bir ortağıdır ve Avrupa, Kuzey Afrika ve Ortadoğu’nun kesişme noktasında önemli bir rol oynuyor” dedi.

ABD Savunma Bakanlığı’ndan 10 Eylül’de yapılan açıklamada, “Avrupa ve Doğu Akdeniz’in genel istikrarı ve güvenliği, Amerika ve GKRY için hayati önem taşımaktadır. Bu bölgedeki güvenlik zorluklarının karmaşıklığı ve gelişen doğası, barış, istikrar, demokratik ilkeler ve hukukun üstünlüğünün sağlanması için benzer düşünen ortaklar arasında savunma ve güvenlik konularında dikkatlilik, katılım ve yakın işbirliğini zorunlu kılmaktadır” denildi.

Wallander, “GKRY’nin Batı ile uyumlu olduğu açık” dedi. Palmas da, ülkesinin “ABD ile daha yakın, daha güçlü ve faydalı ikili savunma işbirliğine” doğru ilerlemeye devam edeceğini söyledi.

Yapılan ortak açıklamaya göre, anlaşma aynı zamanda “kötü niyetli eylemlerle” başa çıkma ve Rum ordusunun ABD güçleriyle daha sorunsuz çalışmasının yollarının güçlendirilmesi konularında birlikte çalışmayı öngörüyor.

ABD Savunma Bakanlığı, “İkili savunma işbirliği çabalarının bir yol haritası, insani krizlere müdahaleyi arttırmak ve iklim değişikliğinin ulusal güvenlik üzerindeki etkileri, kötü niyetli etkilere karşı koyma ve askeri kuvvetler arasında birlikte çalışabilirliği arttırma gibi temel güvenlik endişelerini daha iyi anlamak ve ele almak için bir çerçeve oluşturduğunu” açıkladı. Tüm çabanın bölgede istikrar, güvenlik ve refahın teşvik edilmesine yönelik olduğu belirtildi.

Paylaşın

Norveç, Türkiye’ye Uyguladığı Savunma Sanayii Ambargosunu Kaldırdı

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Öncü Keçeli, Norveç’in 2019 yılında Türkiye’ye karşı uygulamaya baaşladığı savunma sanayii kısıtlamalarını kaldırma kararı aldığını söyledi.

Keceli, sosyal medya platformu üzerinden yaptığı açıklamada, bu kararın Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile Norveçli mevkidaşı Espen Barth Eide arasında gerçekleşen telefon görüşmesi sırasında alındığını belirtti.

Keceli, Fidan’ın Ankara’nın kararı memnuniyetle karşıladığını, “Bu tür kısıtlamaların ittifak ruhuna uygun olmadığını” söyledi.

Norveç, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik askeri operasyonları nedeniyle 2019 yılında Türkiye’ye savunma sanayi kısıtlamaları getiren ülkeler grubuna katılmıştı.

Norveç Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada ise, “Türkiye’ye savunma malzemeleri ve askerî alanda da kullanılabilen çok amaçlı malların ihracatıyla ilgili uygulamanın normalleştirildiği” bildirildi.

Açıklamada, “Bu, Dışişleri Bakanlığının 2019’da uygulamaya koyduğu kısıtlamaları kaldırarak Türkiye için olağan lisans uygulamalarına döndüğü anlamına gelmektedir” denildi.

Bazı Batılı ülkelerin Türkiye’ye yönelik 2019’da uygulamaya koyduğu savunma sanayi kısıtlamaları, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelik sürecindeki pazarlıklarda da gündeme gelmiş, Türkiye müttefik ülkelerden bu kısıtlamaların kaldırılmasını talep etmişti.

Paylaşın

Türkiye’de Bir Aile Hekimine 3 Bin 72 Kişi Düşüyor

İPA tarafından hazırlanan genel sağlık istatistiklerine göre; Türkiye genelinde bir aile hekimine ortalama 3 bin 72 kişi düşerken, İstanbul’da bu rakam 3 bin 187’ye kadar yükseliyor.

Haber Merkezi / Türkiye Halk Sağlığı Haftası kapsamında, İstanbul Planlama Ajansı (İPA) tarafından hazırlanan Genel Sağlık İstatistikleri yayımlandı.

Verilerden öne çıkan bölümler şöyle: “İstanbul’da ortalama yaşam süresi (79,1 yıl) Dünya ve Türkiye ortalamasının üzerinde, OECD ve AB ortalamasının ise altında.

Türkiye genelinde bir aile hekimine ortalama 3 bin 72 kişi düşerken, İstanbul’da bu rakam 3 bin 187’ye kadar yükseliyor.

İstanbul’daki özel hastane sayısı kamu hastanelerinin 3 katından fazla. Bu dengesizlik İstanbul’da sağlık hizmetine erişim ihtiyacı duyan kişileri büyük ölçüde özel hastanelere gitmek zorunda bırakmakta.

İstanbul’da 100 bin kişiye düşen toplam hekim sayısı (284), Türkiye ortalamasının (228) üzerinde, OECD ortalamasının (372) altında.

Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) açıkladığı verilere göre, yurt dışında hekimlik yapmak üzere İyi Hal Belgesi’ne
başvuru yapan kişi sayısı 2022 yılında 2 bin 685 iken 2023 yılında 3 bin 25’e yükseldi.

İstanbul’da 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 30 olup OECD (43) ve Türkiye ortalamasının (31) altında.

İstanbul’da yaşayan milyonlarca kadın cinsel sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşıyor. İstanbul Büyükşehir Belediyesi 9 – 26 yaş arasındaki kişiler için ücretsiz HPV aşı uygulamasını başlattı.

Kadın sağlığı konusunda önemli alanlardan biri de meme kanseri farkındalık hizmetleri. İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu kapsamda ücretsiz meme kanseri teşhisine yönelik hizmet vermekte.

Önemli bir halk sağlığı sorunu olan obezite toplumda günden güne artış göstermekte. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’de obez bireylerin oranı yüzde 20,2 iken İstanbul’da bu oran çok daha yüksektir: yüzde 30,1.”

Paylaşın

Reuters’tan Dikkat Çeken “Türkiye Ekonomisi” Analizi

Reuters, yoksulluğun artarak devam ettiği ve geniş kesimlerin temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığı Türkiye için dikkat çeken bir analiz habere yer verdi.

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye’de şirketlerin ağır ekonomik koşullar nedeniyle iflas ettiğini ya da konkordato ilan ettiğine dikkat çeken bir analiz haber yayımladı.

Habere göre, özellikle tekstil sektörünün ağır koşullardan etkilendiğine değinilerek, 7 ayda 15 bin şirketin kepenk indirdi. Haberde, çeşitli şirketlerin sahipleriyle yapılan görüşmelere yer verildi.

Dünyanın önde gelen şirketlerinden Zara için Çorlu’da üretim yapan Doğan Duman’ın fabrikasındaki işçilerin üçte birini son bir yılda işten çıkardığını anlattığı belirtilen haberde, mevcut tablo şöyle anlatıldı:

“Çorum’daki fabrikasında dünyanın önde gelen moda markalarından biri için üretim yapan Doğan Duman, artan maliyetler ve fiyat tutturamamaya bağlı azalan siparişler nedeniyle şirketinin geleceğinden endişeli.

Ağırlıklı olarak ceket ve palto üreten fabrikasında son bir yılda çalışan sayısını neredeyse üçte bir azaltmasına rağmen maliyet artışlarını karşılamakta zorlanan Duman, 27 yıllık işini ayakta tutmak için çabalıyor.

Duman’ın organize sanayi bölgesindeki fabrikasında çok sayıda dikiş makinesi kenara itilmiş, atıl şekilde beklerken; dışarıda ise kapısına kilit vurulmuş fabrikalar ve “satılık” tabelaları dikkat çekiyor.

Yüksek enflasyon ve aşırı ısınan talebi dizginlemek için bir yıldan uzun süredir devam eden sıkılaştırma çabalarıyla birlikte benzer sahneler Türkiye genelinde giderek artarken; işten çıkarma, konkordato ve kapanma dalgası da yayılıyor.

Global moda markası Zara için kaban ve ceket üreten Doğan Duman’ın şirketi gibi binlercesi, yüksek enflasyon, kur seviyesi, elektrik ve gaz fiyatlarına yapılan zamlar ve azalan ihracat siparişleri nedeniyle zor durumda.

Fabrikasının ancak %60 kapasite ile çalıştığını ve geçen yıl 300 olan çalışan sayısını 210’a düşürmek zorunda kaldığını belirten Duman, ‘Artan enerji maliyetleri ve kurun yerinde saymasıyla beraber siparişler de giderek azalıyor” dedi ve ekledi:

“Siparişlerin daha da azalacağını, maliyetlerimizi kurtarmayacağını, kur bu şekilde devam ettiği sürece, önümüzdeki sene başında asgari ücret zammı da geldiğinde artık rekabet etmekte iyice zorlanacağımızı ve artık kilit vurma noktasına geleceğimizi düşünüyoruz…Önce 100 kişiye düşersin, 50 olursun, sonra kapayıp gidersin.”

“Konkordatoların bedeli çok ağır olabilir”

Haberde ayrıca, İstanbul Sanayi Odası Başkanı Erdal Bahçıvan’ın şu uyarısına da yer verildi: “Konkordatoların bir kısmının gelecek aylarda iflaslara dönüşmesi ve zincirleme etkilerle ekonominin geneline yayılması ağır bedellerle sonuçlanabilir…

Ticari alacakların konkordatoda kapsam dışında kalmasını şiddetle öneriyoruz. Aksi takdirde yaşatalım diye konkordato imkânı vermiş olduğumuz firmanın birbirine bağlı yüzlerce ticari alacaklısını da çok zor durumda bırakmış oluruz.”

Paylaşın

Dünya Risk Endeksi: Türkiye “Çok Yüksek Riskli” Ülkeler Arasında

Dünya Risk Endeksi’nde 35. sırada yer alan Türkiye, “çok yüksek riskli” ülkeler arasında bulunuyor. Bunda en etkili faktörün felaketlerle baş etme kapasitesindeki yetersizlik olduğu belirtiliyor.

193 ülkenin mercek altına alındığı endeks de ilk sırada Filipinler yer alıyor. Filipinler’i Endonezya, Hindistan, Kolombiya ve Meksika izliyor. Depremler, yanardağ patlamaları, kuraklık, sık aralıklarla yaşanan kasırga ve sel felaketleri Filipinler’de artık gündelik hayatın bir parçası haline geldi.

Son olarak süper tayfun Yagi nehirlerin taşmasına ve toprak kaymasına yol açtı, en az 14 kişi toprak ve çamur içinde boğularak can verdi. Yagi, Mayıs ayından bu yana Filipinler’i vuran beşinci tayfun oldu. Ancak Filipinler’in afet riskinin en yüksek olduğu ülke olmasının tek nedeni sık ve yüksek yoğunlukta yaşanan doğa olayları değil.

Dünya Risk Raporu’nu hazırlayan Kalkınma Yardım Birliği’nin Bilimsel Direktörü Katrin Radtke, doğa olaylarına maruz kalan toplumlardaki kırılganlığın ve zaafiyetlerin de afet riskini arttırdığına dikkat çekiyor. Radtke, kırılganlık ve zaafiyet oluşturan etkenleri, yoksulluk, yaygın yolsuzluk, sağlık hizmetleri ve afeti önleme tedbirlerinin yetersizliği olarak sıraladı.

Türkiye “çok yüksek riskli” ülkeler kategorisinde

Doğal felaketler konusunda 193 ülkenin mercek altına alındığı endekse göre listenin ilk 41 ülkesi “çok yüksek riskin” bulunduğu ülkeler.

Birinci sırada yer alan Filipinler’i Endonezya, Hindistan, Kolombiya ve Meksika izliyor. 35. sırada yer alan Türkiye de, “çok yüksek riskli” ülkeler kategorisinde bulunuyor. Bunda en etkili faktörün felaketlerle baş etme kapasitesindeki yetersizlik olduğu belirtiliyor.

Bu arada endekse göre “en kırılgan” on ülkenin sekizi Afrika’da yer alıyor. On yıllardır savaşlarla boğuşan Afganistan ve Yemen’in de “en kırılgan” toplumlar arasında yer aldığına dikkat çekiliyor. Bu ülkelerde doktor sayısının az, hastanelerin de yetersiz olduğuna işaret edilerek bu nedenle doğa olayları sonucunda çok sayıda insanın hayatını kaybettiğinin altı çiziliyor.

Her doğa olayı büyük bir doğal felakete dönüşmek zorunda değil. Önleyici tedbirlere yatırım, ölümlerin önlenmesini, zararın azalmasını sağlayabilir. Örneğin ABD ya da Avustralya gibi daha gelişmiş ve zengin ülkelerde de fırtına, kuraklık ve depremler yaşanması olasılığı çok yüksek ama kırılganlık daha az; doğa olayları ile baş etme kapasitesi de daha yüksek.

Katrin Radtke, krizler ve felaketlerden ders çıkaran ülkeler de olduğunu söyleyerek Çin’e dikkat çekti ve “Felaket riski azaltılabiliyor” dedi.

Çin bu yılki endekste de “çok yüksek riskli” ülkeler kategorisinde yer almakla birlikte geçen seneye kıyasla 12 sıralık bir gelişme kaydederek 22. sıraya yerleşti.

“Bunda büyük ölçüde Çin’in koronavirüs pandemisi sonrasında kırılganlığını önemli ölçüde azaltmış olması etkili oldu” diyen Radtke, Pekin Yönetimi’nin yeni hastaneler inşa ettiğine, büyük aşılama kampanyaları yürüttüğüne, sağlık sistemine de büyük yatırımlar yaptığına işaret etti. Alman uzman bununla birlikte, “Ancak Dünya Risk Endeksi’ne yansıtamadığımız şey, bunun aynı zamanda halkın sivil özgürlükleri pahasına yapılmış olunmasıdır” ifadelerini kullandı.

Peki, doğal afetler konusundaki riskleri ve kırılganlığı azalmak için ülkeler ne yapmalı? Barajlar ve erken uyarı sistemleri, daha etkin arama kurtarma hizmetleri ile riskler azaltılabilir mi?

Radtke, tek başına geleneksel afet önleme tedbirlerinin yeterli olmayacağına vurgu yapıyor; eğitim ve sağlığa yatırım yapmanın ya da sosyal eşitsizlikleri azaltmanın büyük önem taşıdığını aktarıyor.

Yolsuzluğu engelleyen bir ülkenin, afetlerin sonuçlarıyla başa çıkmak için daha donanımlı hale geldiğinin de altını çizen Radtke, ayrıca bazı doğa olaylarının iklim değişikliği ile doğrudan ilintili olduğuna işaret ederek “Eğer insanlık küresel ısınmayı en aza indirmeyi başarırsa, o zaman daha az doğal afet yaşanacaktır” diyor.

Uzmanlar, savaşların doğa olaylarının olumsuz etkilerini daha da artırdığı, aynı şekilde doğal afetlerin de ihtilafların daha da sertleşmesine yol açabildiğine dikkat çekiyor.

Katrin Radtke, “Şiddetli doğa olayları, kısmen iklim değişikliğinin de etkisiyle, giderek daha sık meydana geliyor. Ve bu doğa olayları çatışma bölgelerini vurduğunda felaketin boyutları daha da kötüleşiyor” gözlemini aktarıyor. Dünya Risk Raporu bu durumu “çoklu krizler” olarak adlandırıyor.

Bazı araştırmalar, doğal felaketler sonrasında silahlı grupların sayısında artış olduğunu ortaya koyuyor. Çünkü bu gruplar aniden yoksullaşan, yerinden edilen insanları kendi saflarına çekebiliyor. Su, gıda ya da enerji gibi kıt kaynaklar ve genellikle yardım malzemeleri için mücadele kızışıyor, çatışmalar yaşanıyor.

Ama tam tersi de olabiliyor. Katrin Radtke, doğal felaketlerin bazen tarafların acil yardım ve yeniden yapılanma için birlikte hareket etmeleri gerektiğini anlamalarına yol açtığını söylüyor ve buna örnek olarak Endonezya’nın Açe eyaletinde on yıllardır süren çatışmanın 2004 yılındaki yıkıcı tsunaminin ardından sona erdiğini hatırlatıyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın