125 Ülkede Kadın Nüfusu Erkek Nüfusundan Daha Fazla

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yapılan 201 ülke/bölgeyi kapsayan araştırmada 125 ülkede kadın nüfusun erkeklerden daha fazla olduğu ortaya çıktı. Erkek nüfusa göre 10 milyon daha fazla kadının yaşadığı Rusya bu alanda ilk sırada yer aldı. Rusya’yı sırasıyla 3,79 milyon fazla kadın sayısıyla Brezilya, 3,46 milyonla ABD ve 3,18 milyonla Ukrayna takip etti.

Euronews’te yer alan haber şöyle; Dünya çapında 125 ülkede kadın nüfusu erkekleri geride bırakırken, Türkiye’de dengeli bir dağılım oluştu. Avrupa Birliği ülkelerinde ise kadın nüfusun erkeklerden yüzde 5 daha fazla olduğu belirlendi.

Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) Birlik ülkelerinde nüfusun cinsiyet dağılıma dair topladığı verileri yayınladı. Buna göre, Avrupa Birliği ülkelerinde 2020 yılında kadın nüfusu erkekleri yüzde 5 geçti. Birlik üyesi çoğu ülkede kadın nüfusu erkeklerden fazla olurken en fazla fark yüzde 17 ile Letonya’da ölçüldü.

Kadın nüfusunun en fazla olduğu ülkeler yüzde olarak Letonya’nın ardından şöyle sıralandı: Litvanya yüzde 14, Portekiz yüzde 12 ve Estonya yüzde 11,. Malta Slovenya, Lüksemburg ve İsveç’te durum terse döndü, buralarda erkek oranı kadınları geçti.

AB üyesi ülkelerde genel ortalamada daha az olan erkek nüfus 18 yaş altında kadınları geride bıraktı. Bu yaş aralığında erkeklerin oranının kadınlara göre yüzde 5 daha fazla olduğu tespit edildi. Ancak 65 yaş ve üzerinde kadın nüfusunun yüzde 33 erkeklerden daha olduğu kaydedildi.

Rusya’da kadın sayısı 10 milyon daha fazla

Birleşmiş Milletler tarafından yapılan 201 ülke/bölgeyi kapsayan araştırmada ise 125 ülkede kadın nüfusun erkeklerden daha fazla olduğu ortaya çıktı. Erkek nüfusa göre 10 milyon daha fazla kadının yaşadığı Rusya bu alanda ilk sırada yer aldı. Rusya’yı sırasıyla 3,79 milyon fazla kadın sayısıyla Brezilya, 3,46 milyonla ABD ve 3,18 milyonla Ukrayna takip etti.

BM verilerine göre 76 ülke/bölgede ise erkek nüfusu kadınları geride bıraktı. Hindistan’da kadın nüfusa oranla 54.4 milyon daha fazla erkek bulunuyor. Bu ülkeyi 36,83 milyon fazla ile Çin takip ediyor. Ayrıca 12 ülkede daha erkek nüfusun kadınlardan 1 milyon daha fazla olduğu belirlendi.

BM’nin bu yıl yayınladığı verilere göre dünya nüfusu 90 milyon artarak 7,8 milyara yükseldi. Dünya genelinde ise erkek nüfusu kadınları geçti. Bu rakamlara göre her 100 kadına düşen erkek sayısı dünya genelinde 101,7 olarak kayda geçti.

Türkiye’de erkek nüfus daha fazla

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2020 yılı verilerine göre Türkiye nüfusunun yüzde 49,9’unu kadınlar, yüzde 50,1’ini erkekler oluşturuyor.

TÜİK’in adrese dayalı nüfus kayıt sistemi sonuçlarından derlediği bilgilere göre 2020 yılında, kadın nüfus 41 milyon 698 bin 377, erkek nüfus ise 41 milyon 915 bin 985 oldu. Türkiye’de kadın ve erkek nüfus arasındaki bu denge 60 yaş ve üzeri grupta kadınlar lehine değişiyor.

Kadın ortalama yaşam süresinin erkeklerden uzun olması nedeniyle 60-74 yaş grubunda yüzde 52,3′ çıkan kadın oranı, 90 ve üzeri yaş grubunda yüzde 73,4’e çıkıyor.

Avrupalı kadınlar daha uzun yaşıyor

Doğuşta beklenen yaşam süresi, Türkiye’de kadınlarda 81,3 yıl, erkeklerde 75,9 yıl oldu. Avrupa’da ise doğuşta beklenen yaşam süresi kadınlarda 84, erkelerde ise 78,5 yıl oldu.

Bir kişinin hayatı boyunca iş gücü piyasasında aktif olması beklenen yıl sayısı olarak hesaplanan çalışma hayatında kalma süresinde de büyük fark oluştu. Avrupa’da çalışma yaşam süresi 20 yıl sonra ilk kez kısmi olarak düştü. Kadınların beklenen çalışma süresi 33,2 olurken, bu oranın Türk kadınlarında 19,1 olduğu tespit edildi.

Paylaşın

Türkiye’de En Zengin Yüzde 10, Tüm Gelirin Yüzde 54’ünü Alıyor

Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre, son 25 yılda ulusal serveti iki katına çıkan Türkiye’de servetin dağılımdaki eşitsizliğin derinleştiğini söylüyor. Bugün, en yoksul yüzde 50, ortadaki yüzde 40 ve en üstteki yüzde 10 sırasıyla toplam milli servetin yüzde 4’ünü, yüzde 29’unu ve yüzde 67’sini elinde tutuyor. En yoksul yüzde 50’nin ortalama olarak elinde bulundurduğu servet 8910 TL’den az.

Ekonomist Thomas Piketty’nin kurduğu Paris merkezli Inequality Lab tarafından paylaşılan Dünya Eşitsizlik Raporu’nun 2021 sonuçları açıklandı.

Buna göre en tepedeki yüzde 1, 1990’ların ortasından bu yana biriken tüm ek servetin yüzde 38’ini; en alttaki yüzde 50 ise bu birikimin sadece yüzde 2’sini aldı. Bugün küresel eşitsizlik, batı emperyalizminin zirvede olduğu dönemle aynı seviyede.

Rapor, küresel milyarder sayısının 2021’de rekor kırdığını söylerken milyarderlerin toplam serveti bir yıl öncesine göre yüzde 75 arttı. Raporda Avrupa en eşit bölge, Orta Doğu ve Kuzey Afrika ise eşitsizliğin en derin olduğu bölge olarak yer alıyor.

BBC Türkçe’nin haberine göre, rapordan öne çıkan başlıklar şöyle:

Türkiye’de durum ne?

Rapora göre Türkiye’de gelir eşitsizliği son 15 yılda artmaya devam etti ve son üç yıldaki ekonomik yavaşlama tüm nüfus gruplarının gelirlerini azalttı.

Türkiye’de bir yetişkinin yıllık ortalama kazancı 85 bin TL. Buna karşılık en yoksul yüzde 50’nin ortalama geliri yıllık 20 bin 260 TL iken en zengin yüzde 10 bunun 23 katı kadar yani 463 bin 20 TL kazanıyor. En zengin yüzde 10, tüm gelirin yüzde 54,5’ini alırken, en yoksul yüzde 50’nin payı sadece yüzde 12.

Rapor, son 25 yılda ulusal serveti iki katına çıkan Türkiye’de servetin dağılımdaki eşitsizliğin derinleştiğini söylüyor.

Bugün, en yoksul yüzde 50, ortadaki yüzde 40 ve en üstteki yüzde 10 sırasıyla toplam milli servetin yüzde 4’ünü, yüzde 29’unu ve yüzde 67’sini elinde tutuyor.

En yoksul yüzde 50’nin ortalama olarak elinde bulundurduğu servet 8910 TL’den az.

Cinsiyetler arası eşitsizlik

Cinsiyetler arası eşitsizlikte ise iyileşme var ancak eşitlikten epey uzak. Türkiye’de kadınlar milli gelirin yüzde 23,3’ünü kazanıyor. Orta Doğu ve Afrika bölgesi için bu ortalama yüzde 15.

Karbon salımı

Türkiye’de kişi başı karbon salımının ortalama 6 ton karbondioksit eşdeğeri (CO2e/kişi) olduğunu söyleyen rapora göre, en alttaki yüzde 50’nin salımı 3,1 tondan daha az. Buna karşın en üstteki yüzde 10’ın salım miktarı 22.6 CO2e ile bunun yedi katından daha fazla.

Dünyada durum nasıl?

En eşit bölge olan Avrupa’da ise en zengin yüzde 10 gelirin yüzde 36’sını alıyor. Orta Doğu ve Afrika için bu oran yüzde 58.

Rapora göre bir yetişkinin yıllık ortalama kazancı 23 bin 380 dolar; varlığı ise 102 bin 600 dolar seviyesinde.

Ancak bu ortalamalar ülkeler arasındaki uçurumu gizliyor, zira dünyanın en zengin yüzde 10’u küresel toplam gelirin yüzde 52’sini kazanıyorken, en yoksul yüzde 50 bu gelirin sadece yüzde 8’ini kazanıyor.

En zengin yüzde 10 ortalama 122 bin 100 dolar alırken, en yoksul yüzde 50 ortalama 3920 dolar kazanıyor.

Ekolojik eşitsizlik ve cinsiyet eşitsizliği

Toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinde iyileşmenin yavaş olduğunu belirten rapor, küresel gelir ve servet eşitsizliklerinin ekolojik eşitsizliklerle ve ülkelerin iklim değişikliğine yaptıkları katkıyla yakın bağına dikkat çekiyor. Ülkeler arasında ve ülkelerin içinde en tepedeki yüzde 10 en fazla salımı yapmaya devam ediyor.

Uluslar zenginleşti, hükümetler fakirleşti

Hükümetlerin net serveti ile özel ve kamu sektörünün net serveti arasındaki boşluğa dikkat çeken rapor, ulusların zenginleşirken hükümetlerin fakirleştiğini belirtiyor.

Rapor, zengin ülkelerde kamu kurumlarının elindeki servetin payının sıfıra yakın veya negatif olduğunu altını çiziyor. Yani bu ülkelerde servetin tamamı özel aktörler tarafından kontrol ediliyor.

Rapora göre bu eğilim, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) yüzde 10-20’sini özel sektörden borç alan hükümetler için Covid-19 kriziyle kötüleşti.

Raporun baş yazarı Lucas Chancel, “Covid-19 krizi, çok zenginler ile nüfusun geri kalanı arasındaki eşitsizlikleri derinleştirdi. Ancak zengin ülkelerde hükümet müdahalesi yoksullukta büyük bir artışı engelledi, yoksul ülkelerde durum böyle değildi. Bu, yoksullukla mücadelede sosyal devletlerin önemini gösteriyor” diyor.

Hükümetlerin servetlerindeki düşüş, eşitsizlikle ve iklim değişikliği gibi temel zorluklarla mücadele kapasitelerini sınırlıyor.

Özel servetteki artış da ülkeler içinde ve dünya düzeyinde eşitsiz oldu. Küresel milyonerler son birkaç yılda küresel servet artışının orantısız bir payını ele geçirdiler.

“Servet yeniden dağıtılmalı”

Ekonomistler, eşitsizliği gidermeye yardımcı olmak için servetin yeniden dağıtılması gerektiğini söylüyor. Servet vergisini öneren ekonomistler vergi kaçakçılığına karşı daha sert önlemler alınması için çağrıda bulunuyor.

Raporda, “Dengesiz servet birikimi göz önüne alındığında, mütevazı ve kademeli vergiler hükümetler için önemli bir gelir kaynağı olabilir” deniyor.

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden Dikkat Çeken ‘Alevi Davaları’ Kararı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 30 Kasım-2 Aralık tarihleri arasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Türkiye aleyhine ihlal kararı verdiği davaların icra süreci değerlendirildiği toplantıda ele aldığı başlıklardan biri de Alevi davalarıydı. Komite, “Devlet yetkililerinin Alevi topluluğuna, Alevilerin dini uygulamalarına ve ibadet yerlerine yönelik tutumu, Devletin tarafsızlık ve eşit mesafelilik yükümlülüğüne ve dini toplulukların özerk olarak var olma hakkına aykırı” dedi.

Bakanlar Komitesi’nin cemevleri ve zorunlu din dersleriyle bağlantılı olarak, din veya inanç özgürlüğüne ilişkin ihlal tespitleri içeren AİHM davalarının uygulanmasına dair önemli kararlar verdiğini belirten İnanç Özgürlüğü Girişimi, bu davalar arasında, “Zengin Grubu Davaları/Türkiye, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye ve İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye” davalarının yer aldığını aktardı.

İnanç Özgürlüğü Girişimi’nden (İÖG) Dr. Mine Yıldırım, Bakanlar Komitesi’nin Alevi davalarına ilişkin kararının bu davalarda ortaya konan din veya inanç özgürlüğü meselelerinin çözümü için atılması gereken köklü adımlarla ilgili ilerleme sağlanmadığına ve bu sorunların çok uzun zamandır sürdüğüne işaret etmesinin önemli olduğunu söyledi:

“İÖG olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde din veya inanç özgürlüğü hakkındaki kararların uygulanmasını yakından izliyoruz. Bu süreçte gerek zorunlu Din Kültürü Ahlak Bilgisi dersleri gerekse cemevlerinin ibadet yeri statüsü ve kamusal din hizmetlerinin eşitlik ilkesi gözetilerek sunulmaması konusunda ulusal düzeyde maalesef adım atılmadığını gözlemliyoruz.

“Oysa, AİHM’in bulguları Türkiye’de herkesin inanç özgürlüğünün korunması için atılması gereken önemli bulgular içeriyor. 2022 yılı Türkiye için kapsamlı bir danışma süreci ile bu sorunları çözmeye odaklanma olanağı sunuyor. Gerek sivil toplum gerekse din veya inanç toplulukları bu konuda katkı sunmaya hazır.”

“Alınan tedbirler ayrımcılığı çözmek için yetersiz”

Komitenin aldığı kararlarda Türkiye Hükümeti’nin şimdiye kadar aldığı tedbirlerin, AİHM tarafından tespit edilen ihlallerin çözümü ve Alevilere yönelik ayrımcılığın önüne geçilmesi açısından yetersiz olduğunun altını çizdi.

Bakanlar Komitesi’nin söz konusu davalarla ilgili kararları şu şekilde:

Bireysel tedbirlerle ilgili olarak Komite

  • yetkilileri, Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı davasında başvuran vakfın Eylül 2017’den bu yana aydınlatma masraflarından muaf tutulup tutulmadığı konusunda bilgi vermeye ve başvuran vakfın bu masrafları düzenli olarak geri almasına olanak tanıyan pratik çözümleri değerlendirmeye yeniden davet etti;
  • bu tedbirin ve bu davalardaki diğer bireysel tedbirlerin genel tedbirlerle bağlantılı olduğunu kaydetti.
    Mart 2023’te yeniden ele alınacak

Genel tedbirlerle ilgili olaraksa Komite,

  • Önceki kararlarına atıfta bulunarak, yerel mahkemelerin cemevlerinin aydınlatma masraflarının geri ödenmesine karar verme uygulamasının, Alevi topluluğunun Devletin dinî sübvansiyonlarından ve vergi muafiyetleri dahil diğer avantajlardan genel olarak dışlanması da dahil olmak üzere, Mahkeme tarafından tespit edilen ayrımcılığı çözmek için yetersiz olduğunu belirtti;
  • Bu nedenle yetkilileri, Alevi inancına eşit davranılmasını sağlamak için daha kapsamlı önlemler almaya ve cemevlerini aydınlatma masraflarından muaf tutmak için bazı pratik çözümleri değerlendirmeye çağırdı;
  • İlk ve orta dereceli okullarda verilen zorunlu “din kültürü ve ahlak bilgisi” derslerine yönelik 2018 müfredatının Mahkeme tarafından dile getirilen tüm endişeleri gidermediğini bir kez daha kaydetti;
  • Bu nedenle yetkilileri, Türk eğitim sisteminin, Devletin çeşitli dinlere, mezheplere ve inançlara karşı tarafsızlık ve eşit mesafelilik yükümlülüğünü yerine getirmeye, çoğulculuk ve nesnellik ilkelerine saygı duymaya ve Sünni İslam’dan farklı bir dinî veya felsefi inancı olan ebeveynlerin çocuklarına, öğrencilerin ebeveynlerinin dinî veya felsefi inançlarını açıklamak zorunda kalmadan zorunlu din eğitiminden muaf olması için için uygun seçenekler sunmayı ısrarla tavsiye etti;
  • Alevi çalıştaylarında bu kararlarda vurgulanan sorunların nasıl çözüleceğine dair ulusal bir tartışma başlatıldığını hatırlatarak, yetkililere, 2010 yılında bu çalıştayların nihai raporunda uzlaşmaya varılan tavsiyelerin uygulanmasının ilerletilmesi için çağrıda bulundu;
  • Bununla ilgili, yetkilileri daha fazla gecikmeden belirli yasal ve idari önlemleri gösteren somut bir takvim içeren kapsamlı bir eylem planı hazırlamaya; bu bağlamda, 10 Aralık 2010 ve 29 Haziran 2016’da kabul edilen Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu’nun (ECRI) raporları da dahil olmak üzere ilgili Avrupa Konseyi tavsiyelerinden ilham almaya teşvik etti;
  • Yetkilileri, Mahkeme’nin mevcut dava grubundaki bulgularını ele almak için yeni İnsan Hakları Eylem Planı’nın uygulanması çerçevesinde belirli çözüm odaklı tedbirler almaya şiddetle teşvik etti; bu bağlamda Avrupa Konseyi’nin destek sağlamaya hazır olduğunu ifade etti;
  • Bu davalarda incelenen uzun süredir devam eden sorunlar ve şimdiye kadar kaydedilen ilerleme eksikliği göz önüne alındığında, bu davaların Mart 2023’te AİHM kararlarının icrasına dair yapılacak BK toplantısında (CM-DH) yeniden ele alınmasına karar verdi;
  • Sekretarya’ya bu toplantıda incelenmek üzere genel tedbirlerin olumlu bir değerlendirmesine olanak tanıyan kapsamlı bilgilerin bulunmaması durumunda, bir geçici karar taslağı hazırlaması talimatını verdi.

Davaların arka planı

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46/4 maddesi uyarınca AİHM kararları, sözleşmeye imza atan devletleri bağlıyor. Bakanlar Komitesi ise ulusal makamlar, başvuru sahipleri, STK’lar, insan hakları kurumları ve diğer ilgili taraflarca sağlanan bilgilere dayanarak bu kararların uygulanıp uygulanmadığını denetliyor. Bu denetim süreci kapsamında İnanç Özgürlüğü Girişimi de 12 Ekim 2021’de, din veya inanç özgürlüğüne ilişkin ihlal tespitleri içeren söz konusu AİHM kararlarının uygulanmasına dair bildirim sunmuştu.

Zengin Grubu Davaları olarak adlandırılan “Hasan ve Eylem Zengin/Türkiye” ve “Mansur Yalçın ve Diğerleri/Türkiye” kararlarında AİHM’nin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi (DKAB) derslerine ilişkin önemli bulguları yer alıyor.

Kararlarda;

  • DKAB ders içeriğinin nesnel ve objektif niteliklere sahip olmadığına,
  • Eğitim sisteminin ebeveynlerin çocuklarını kendi dinî veya felsefi görüşleri doğrultusunda yetiştirme haklarına saygı gösterme konusunda yapısal sorunlar içerdiğine,
  • Okullarda din eğitimi konusunda insan hakları standartlarıyla uyumlu bir reformun ivedilikle gerçekleştirilmesi gerektiğine dikkat çekiliyor.

Cumhuriyetçi Eğitim ve Kültür Merkezi Vakfı/Türkiye davası ise, Yenibosna Cemevi’nin aydınlatma giderlerinin, ibadet yeri olarak tanınan diğer mekânlar açısından olduğu gibi, devlet tarafından karşılanması talebinin “Cemevleri ibadet yeri değildir” gerekçesiyle reddedilmesi ile ilgili. AİHM bu davayla ilgili verdiği kararında AİHS’nin ayrımcılık yasağını içeren 14. maddesinin, din veya inanç özgürlüğünü koruyan 9. madde ile bağlantılı olarak ihlal edildiğini tespit etmişti.

Benzer şekilde, “İzzettin Doğan ve Diğerleri/Türkiye” başvurusunun şikâyet konusu da İslam’ın Sünni geleneğine bağlı çoğunluğa sunulan dinî kamu hizmetinin Alevilere de sunulmasına ilişkin taleplerin reddedilmesiydi. Başvurucuların bu talepleri, Alevi dinine ilişkin hizmetlerin kamu hizmeti kapsamına alınması, Alevilerin ibadet yerlerinin ibadet yeri statüsü kazanması, Alevi din adamlarının memur olarak işe alınması ve Alevi inancını taşıyanların ibadetlerine bütçe ayrılması için özel bir hüküm çıkartılmasıydı.

AİHM Büyük Daire 2016 yılında Türkiye’nin din veya inanç özgürlüğü hakkını koruyan 9. madde ve 9. maddeyle bağlantılı olarak ayrımcılığı yasaklayan 14. maddeyi ihlal ettiğine karar vermişti.

Paylaşın

Türkiye, Enflasyonda Dünyada 11’inci Avrupa’da 1’inci Sırada

Türkiye dünyadaki en yüksek 11’inci enflasyona sahip ülke oldu. Her ülkenin son açıkladığı veriler karşılaştırıldığında dünyadaki en yüksek enflasyonu yüzde 1575 ile Venezuela yaşıyor. Onu yüzde 366 ile Sudan takip ederken üçüncü sıradaki Lübnan’da enflasyon yüzde 174 oranında.

Türkiye’de tüketici fiyatları kasım ayında yüzde 3,51 yükseldi. Böylece resmi verilere göre yıllık enflasyon yüzde 21,31’e yükselmiş oldu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon sepetini baz alarak ayrı bir hesaplama yapan Enflasyon Araştırma Grubu ENAGrup ise kasım ayındaki yıllık enflasyonun yüzde 58,65 olduğunu savundu.

Türkiye, Avrupa’da birinci sırada

Resmi rakamlar baz alındığında Türkiye dünyadaki en yüksek 11’inci enflasyona sahip ülke oldu. Her ülkenin son açıkladığı veriler karşılaştırıldığında dünyadaki en yüksek enflasyonu yüzde 1575 ile Venezuela yaşıyor. Onu yüzde 366 ile Sudan takip ederken üçüncü sıradaki Lübnan’da enflasyon yüzde 174 oranında.

Suriye’de tüketici fiyatlarındaki artış yüzde 139 düzeyinde. Bu oran Surinam’da yüzde 69,5; Zimbabve’de yüzde 58,4; Arjantin’de yüzde 52,1; İran’da yüzde 39,2; Etiyopya’da yüzde 34,2 ve Angola’da yüzde 26,87 seviyesinde.

ENAGrup verisinde göre ise Türkiye Surinam’ın ardından altıncı sıraya yerleşiyor. Avrupa ülkeleri arasında ise Türkiye açık ara önde bulunuyor. Onu yüzde 10,9 ile Ukrayna; yüzde 10,5 ile Belarus takip ediyor. Avrupa genelinde en düşük enflasyon yüzde 0,9 ile Lihtenştayn’da yaşanıyor.

En düşük enflasyon Ruanda’da

Enflasyonun yüksek olması kadar çok düşük olması da ekonomi açısından istenmeyen bir durum. Makul düzeyde bir enflasyon sağlıklı büyümenin göstergesi olarak kabul ediliyor.

Dünya genelinde en düşük enflasyon yüzde -3,3 ile Ruanda’da yaşanıyor. İkinci sırada yüzde -2,46 ile Komoros bulunurken onun ardından yüzde -1 ile Cayman adaları geliyor. Çad ve Bahreyn’de enflasyon yüzde -0,9 iken Maldivler’de bu oran yüzde -0,2 düzeyinde.

Pozitif enflasyonun en düşük görüldüğü ülke ise yüzde 0,1 ile Japonya. Bolivya’da enflasyon yüzde 0,49; Yeni Kaledonya’da yüzde 0,63 ve Suudi Arabistan’da yüzde 0,8 oranında.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Türkiye’nin İthalatta Çin Ve Rusya’ya Bağımlılığı Artıyor

Türkiye’nin Rusya’dan ithalatı 2021 yılının ilk 10 ayında bir önceki yılın aynı dönemine göre dolar bazında yüzde 60; Çin’den ithalatı ise yüzde 42 arttı. Türkiye’nin ithalat pastasında 2021 yılında iki ülkenin payı yüzde 22,6’ya kadar yükseldi.

Son verilere göre Türkiye’nin yurt dışından aldığı 4 üründen 1’i Çin ve Rusya’dan geliyor. İki ülkenin ithalattaki payı 2020’nin aynı döneminde yüzde 18 civarında bulunuyordu. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı dış ticaret istatistikleri Türkiye’nin ithalatta Rusya ve Çin’e bağımlılığının son 10 yılda artış eğiliminde olduğunu gösteriyor.

2021’de Ocak-Ekim ayını kapsayan yılın ilk 10 ayında Türkiye’nin toplam ithalatı 215,53 milyar Amerikan doları oldu. Çin’den ithalat 26,06 milyar doları olurken Rusya’dan ithalat ise 22,61 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti.

Covid-19 salgının hakim olduğu 2020 yılının aynı döneminde Çin’den ithalat 18,32 milyar dolar; Rusya’dan ise 14,14 milyar dolar olmuştu. Buna göre dolar bazında ithalat son bir senede Çin’den yüzde 42, Rusya’dan ise yüzde 60 artış gösterdi. 2021 senesi pandemi öncesi yıllarla karşılaştırıldığında da bu iki ülkeden ithalatın artış eğiliminde olduğu görülüyor.

İthalat 2018’in ilk 10 ayında Çin’den 18,04 milyar dolar; Rusya’dan ise 18,45 milyar dolar olmuştu. Bu veriler 2019 döneminde Çin’den 14,94 milyar dolar; Rusya’dan 18,31 milyar dolar seviyesindeydi. Türkiye’nin toplam ithalatında Rusya ve Çin’in aldığı pay 2021 yılında son 10 senenin en yüksek seviyesine erişti.

Ocak-Ekim dönemlerine bakıldığında 2021’de Çin’in payı yüzde 12,1; Rusya’nın payı ise yüzde 10,5 oldu. İki ülkenin toplam payı ise yüzde 22,6’ye karşılık geliyor. Bu oranlar 2020 yılının aynı döneminde Çin için yüzde 10,4 ve Rusya için yüzde 8 idi. İki ülkenin ithalattaki toplam payı ise Ocak-Ekim 2020’de yüzde 18,4 olmuştu. Buna göre son 1 yılda iki ülkenin toplam içindeki payı yüzde 23 artmış oldu.

2011 yılının Ocak-Ekim periyodunda Rusya ve Çin’in ithalattaki toplam payı yüzde 18,5 iken bu oran 2017 ve 2020 senelerinde yüzde 18,4’a kadar düştü. Pandemiden hemen önce bu oran yüzde 19,9, 2018’de ise yüzde 19,2 olmuştu.

Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı ülkeler

2021’in ilk 10 ayında Çin ve Rusya aynı zamanda Türkiye’nin en çok ithalat yaptığı iki ülke. Üçüncü sırada yüzde 8,3 pay ile Almanya gelirken bu ülkeyi yüzde 4,9 ile ABD ve yüzde 4,3 ile İtalya takip ediyor. Diğer ülkelerin payı ise sırayla şöyle: Hindistan ve Fransa yüzde 3, Güney Kore yüzde 2,9; İspanya ve Belçika yüzde 2,3 ve İngiltere yüzde 2,1.

Ocak-Ekim 2021 döneminde Türkiye’nin ihracatı ise 181,67 milyar dolar oldu. Türkiye’nin ihracatında Rusya sadece yüzde 2,5 paya sahipken Çin ilk 20 ülke arasında yer almıyor. Zirvede yüzde 8,7 ile Almanya; yüzde 6,5 ile ABD ve yüzde 6 ile İngiltere bulunuyor.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Türkiye, Serbest Çalışan Oranında Avrupa İkincisi

Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ve Avrupa Birliği (AB) İstatistik Ofisi (Eurostat) 2020 yılı verilerine göre, Türkiye serbest meslek sahibi (serbest çalışan) oranında Avrupa’da ikincisi, OECD ülkeleri arasında ise 5. Sırada yer alıyor. Türkiye’de istihdam edilenlerin yüzde 30,2’si serbest meslek sahibi.

Verilere göre serbest çalışan oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 51,3 ile Kolombiya. Brezilya yüzde 33 ile ikinci sırada yer alırken bu ülkeleri Yunanistan (yüzde 31,9), Meksika (yüzde 30,5) ve Türkiye (yüzde 30,2) izliyor. Serbest çalışan oranının en düşük olduğu ülkeler ise ABD (yüzde 6,3), Norveç (yüzde 6,5) ve Rusya (yüzde 6,8).

Diğer bazı ülkelerdeki serbest çalışan oranı ise şöyle: Sırbistan (yüzde 26,2), Romanya (yüzde 23,8), İtalya (yüzde 22,5), Hollanda (yüzde 17,2), İspanya (yüzde 16,1), Fransa (yüzde 12,4), Bulgaristan (yüzde 11), Japonya (yüzde 10), Almanya (yüzde 9,6)

Türkiye’de serbest çalışan oranı ne kadar?

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de istihdamdakilerin sayısı 26 milyon 812 bin idi. Bunların 18 milyon 719 bini ücretli veya yevmiyeli kişilerden oluşuyor. Serbest çalışan sayısı ise 8 milyon 93 bin. Serbest çalışanların dağılımına bakıldığında ise şu fotoğraf ortaya çıkıyor. İşveren bir milyon 199 bin, kendi hesabına çalışan 4 milyon 421 bin ve ücretsiz aile işçisi 2 milyon 473 bin.

TÜİK verilerine göre Türkiye’de serbest çalışan sayısı son yıllarda düşüyor. 2014 yılında yüzde 34 olan oran 2020’de yüzde 30,2’ye geriledi. Peki bu ne anlama geliyor?

Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken’ie göre AVM ve zincir marketlerin başta büyük şehirler olmak üzere ülke genelinde esnafa darbe vuruyor ve bu durum rakamlara yansıyor.

Palandöken, “Her sokak arasına yan yana açılan zincir marketler, bakkal, kasap, manav gibi 394 dalda faaliyet gösteren esnafı bitiriyor. Şehirlerin ortasına yapılan AVM’ler, terzi esnafını, berber, kuaför esnafını bitiriyor. Böyle olunca da serbest meslek sahibi kişi sayısı her geçen gün düşüyor.” yorumu yapıyor.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Moody’s Türkiye’nin Kredi Notunu ‘B2’ Olarak Teyit Etti

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s, yeni raporunda Türkiye ekonomisi için mevcut B2 olan notunu teyit etti ve ‘öngörülemeyen politikalar’ gerekçesiyle negatif olan görünümü de korudu. Moody’s raporunda, Türk Lirası üzerindeki baskıdan bağımsız olarak, ülkenin ‘dış kırılganlık riskinin’ azaldığını belirtti.

Moody’s, Türkiye’nin kamu maliyesinin nispeten güçlü kalmasını beklediğini, Türkiye’nin kamu borcunun da 2022’de Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’nın (GSYİH) yaklaşık %40 oranında kalacağını öngördü.

Türk özel sektörünün kur oynaklığına karşı nispeten direnç gösterdiği belirtilen raporda, öngörülemeyen politikalara atıfta bulunarak Türkiye’nin negatif olan görünümü teyit edildi.

Moody’s ayrıca “Mevcut ekonomi politikası, önümüzdeki aylarda daha yüksek enflasyona yol açacak, hane halkının satın alma gücünü aşındıracak ve düşük faiz oranlarına rağmen büyümede keskin bir yavaşlama olasılığını artıracaktır.” dedi.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kasım ayında enflasyonun 3,51 artarak yıllık bazda yüzde 21,31 olduğunu duyurdu. TÜİK’in kasım ayına ilişkin cuma günü açıkladığı verilere göre, Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık yüzde 21,31, aylık yüzde 3,51 arttı.

Moody’s derecelendirme kuruluşunun yanı sıra Fitch de önceki günkü açıklamasında, Türkiye’nin kredi notunu ‘BB-‘ olarak teyit ederken, kredi notunu görünümünü negatife çevirdi. Kurum Türkiye’nin büyüme beklentisini ise yüzde 9,2’den yüzde 10,5’e çıkardı.

Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global ise Merkez Bankası’nın piyasaya dolar sürerek, Türk lirasında değer kaybını önlemeye çalışmasının Türkiye’yi daha fazla hasar alma riskiyle karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulunmuştu.

Paylaşın

Fitch Ratings, Türkiye’nin Kredi Notu Görünümünü ‘Negatif’e İndirdi

Türkiye’nin ‘durağan’ olan kredi notu görünümünü ‘negatif’e indiren ABD merkezli derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) ‘erken’ parasal gevşeme döngüsüne girdiğini belirterek, yurtiçi güvende bozulmaya dikkat çekti.

Fitch Rating, resmi internet sitesinde yer alan açıklamada, kredi görümünün negatife düşürülmesinin gerekçeleri arasında, enflasyondaki artış gösterildi. Açıklamada şöyle denildi:

“Merkez Bankasının para politikasında erken gevşeme döngüsüne girmesi ve 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce faizlerde daha fazla indirim veya ek ekonomik teşvik beklentisi yurtiçi güvende bozulmaya yol açtı ve bu da benzeri görülmemiş gün içi oynaklıklar da dahil olmak üzere Türk Lirasının keskin bir şekilde değer kaybetmesine ve enflasyonun artmasına neden oldu. Bu gelişmeler makroekonomik istikrar ve finansal istikrar için risk oluşturmaktadır ve potansiyel olarak dış finansman baskılarını yeniden alevlendirebilir.”

Ekonomiye yönelik siyasi müdahalelerin belirsizlik ortamını körüklediğine işaret edilen açıklamada, “Cumhurbaşkanı da dahil hükümet yetkililerinin düşük faiz oranlarını savunmaları, kamuoyuna lirayı daha da zayıflatacak açıklamalar yapmaları ve Merkez Bankası kararlarına ve yönetimine siyasi müdahalenin artan görünürlüğü nedeniyle politika tepkisinin zamanlaması ve türü konusunda yüksek derecede belirsizlik var” ifadelerine yer verildi.

Merkez Bankası’nın Eylül ayından bu yana yaptığı 400 baz puan faiz indiriminin reel faizi negatife çektiğini belirten Fitch, bu durumun yurtiçi güveni zayıflattığını ve dövize talebi arttırdığını belirtti. Fitch Merkez Bankası’nın dövize doğrudan mühadalesi devam etse de “Tek başına TL üzerinde baskı yaratan ana unsurları gidermeye yönelik olmadığını ve bankanın zaten zayıf olan uluslararası rezervlerine daha da zarar verebileceğini” kaydetti.

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden ‘Selahattin Demirtaş’ Serbest Bırakılsın Talebi

Selahattin Demirtaş için bir kez daha serbest bırakılma ve mahkumiyet kararlarını bozma çağrısı yapan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Selahattin Demirtaş ile ilgili verdiği karara saygı göstermesini talep etti.

Haber Merkezi / Avrupa Konseyi’nden yapılan yazılı açıklamada, “Bakanlar Komitesi Türk yetkililerden Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasının sağlanmasını bir kez daha talep eder.” denildi. Demirtaş’ın 2016 yılından bu yana özgürlüğünden mahrum olmasından “derin endişe duyulduğu” kaydedilen açıklamada, mart ayında yapılacak toplantıda bu konunun yine gündeme geleceği ifade edildi.

Avrupa Konseyi’nin karar organı Bakanlar Komitesi, üye ülkelerde AİHM kararlarının uygulanmasını denetlemekten sorumlu. AİHM Büyük Dairesi, 22 Aralık 2020’de aldığı kararda, Ankara tarafından temyize götürülen Selahattin Demirtaş kararını onamıştı.

AİHM Selahattin Demirtaş kararı ne diyor?

AİHM’nin 17 yargıçlı Büyük Dairesi, HDP’nin eski genel başkanı Demirtaş’ın, Anayasa değişikliği ile dokunulmazlığının kaldırılması sonrasında ifade özgürlüğü kapsamında kalan açıklamaları nedeniyle tutuklanmasını, tutukluluk sürecinin yeterli gerekçe olmaksızın uzatılmasını ve bu sürecin referandum ve Cumhurbaşkanı seçimi sırasında da devam etmiş olmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) “özgürlük ve güvenlik,” “ifade özgürlüğü” ve “serbest seçim” haklarıyla ilgili maddelerine aykırı buldu.

Demirtaş’ın tutuklu olmasının “çoğulculuğu bastırma ve demokratik toplum kavramının özünde yer alan siyasi tartışma özgürlüğünü sınırlama yönünde ağır basan bir amaç izlediğinin her türlü makul şüphenin ötesinde tespit edildiği” sonucuna varan AİHM, Sözleşme’nin “haklara getirilen kısıtlamaların sınırlandırılması”yla ilgili 18’inci maddesinin ihlaline de hükmetti. Demirtaş’ın tutukluluk halinin devamının, uğradığı hak ihlalini sürdüreceğini, bunun da Türkiye’nin AİHM kararlarına uyma yükümlülüğünü ihlal edeceğini belirtip, “derhal serbest bırakılmasını” kararlaştırdı.

Paylaşın

Türkiye’den Avrupa Konseyi’ne ‘Osman Kavala’ Tepkisi

Dışişleri Bakanlığı, Avrupa Konseyi’nin Türkiye’de yargı süreci devam eden Osman Kavala kararının uygulanıp uygulanmadığının tespitini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) havale etme niyetini içeren bildirimde bulunmasına tepki göstererek, Avrupa Konseyi’nin bağımsız ve tarafsız mahkemelerce yürütülen yargı sürecine saygı ve güven duyması gerektiğini bildirdi.

Haber Merkezi / Dışişleri Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada şöyle denildi: “Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi bugün (2 Aralık 2021) ülkemizin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kavala kararını uygulayıp uygulamadığının tespiti hususunu AİHM’e havale etme niyetini içeren bildirimde bulunmuştur.

Ülkemizde devam eden yargı sürecine saygı ilkesi uyarınca, AK’yı bağımsız yargıya müdahale niteliği taşıyacak bu kararın devamını getirmekten kaçınmaya davet ediyoruz. Başta AK Bakanlar Komitesi olmak üzere herkes, bağımsız ve tarafsız mahkemelerce yürütülen yargı sürecine saygı ve güven duymalıdır.

Avrupa Konseyi’nin kurucu üyesi olan ülkemiz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden kaynaklanan sorumluluklarının bilincindedir. Bu yıl içinde 128, bugüne kadar ise toplam 3674 AİHM kararı tarafımızdan uygulanmıştır.

AİHM kararlarının icrasını denetleyen Bakanlar Komitesi’nin gündeminde halen çok sayıda karar bulunmaktadır. Kavala kararından daha eski olan ve başka ülkeler hakkında ve konularda da uygulanmayan kararlar varken, özellikle Kavala kararının sürekli olarak gündemde tutulmasını tutarsız bir yaklaşım olarak görüyoruz. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sistemindeki mevcut mekanizmaların hukuki ve adil bir anlayışa göre değil de, siyasi mülahazalar üzerinden belirli ülkeler aleyhinde işletilmesi her şeyden önce Avrupa Konseyi’nin kendi itibarını zedelemektedir.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, insan hakları sisteminin etkinliğini sürdürmek istiyorsa tarafgir ve seçici tutumunu bırakıp, AİHM kararlarının uygulanmasını tüm üye ülkeler yönünden tarafsız bir yaklaşımla ele almalıdır.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin Osman Kavala kararı

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) iş insanı Osman Kavala kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlatma kararı verdi. 47 üyeli Avrupa Konseyi’nde bu sürecin başlatılması için gerekli 32’den fazla üye Ankara aleyhine el kaldırdı.

Resmi kararın yarın açıklanması bekleniyor. Bakanlar Komitesi, Türkiye’de bir sonraki Kavala duruşmasının 17 Ocak olması nedeniyle bu süreyi bir hafta erteledi ve 19 Ocak olarak belirledi. Avrupa Konseyi ve diplomatik kaynaklar bu durumu “Ankara’ya son bir şans daha tanındı” şeklinde değerlendiriyor.

Bakanlar Komitesi Kavala konusunu 2 Şubat’taki toplantıda yeniden ele alacak. Bu toplantıya kadar Kavala’nın AİHM kararı uyarınca tahliye edilmesi halinde ihlal prosedüründen vazgeçilmesi gündemde.

Böyle bir durumda Kavala dosyası Bakanlar Komitesi önünde işlem görmeye devam edecek. Aksi halde Bakanlar Komitesi aynı gün ikinci bir karar daha alarak ihlal prosedürü için AİHM’ye resmen başvurulacağını ilan edecek. Türkiye 47 devletten oluşan Avrupa Konseyi’nin bir üyesi ve kendi ulusal anayasasına göre AİHM kararlarına uymakla yükümlü.

Dosya AİHM’ye giderse?

Dosya AİHM’ye gönderilirse Büyük Daire adı verilen 17 yargıçlı kurul tarafından ele alınacak. Büyük Daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazına” ilişkin 46’ncı maddesinin 5’inci bendi temelinde dosyayı işleme koyacak. İçinde Türk yargıcın da olacağı bu daire Türkiye ve Osman Kavala’nın avukatlarından savunma isteyecek. Gerekli görürse Strasbourg’da duruşma düzenleme kararı alabilecek.

Büyük Daire AİHM’nin Osman Kavala kararının yerine getirmediğini tespit ederse, alınacak önlem veya yaptırımları değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesine gönderecek. Yerine getirildiği tespitinde bulunursa, davayı, incelenmesine son verilmesi konusunda nihai kararı alması için Bakanlar Komitesine iletecek. Büyük Dairenin davayı 2022 yaz aylarına kadar sonlandırabileceği belirtiliyor.

AİHM, Osman Kavala’nın gözaltı koşullarıyla ilgili davada kararını 10 Aralık 2019 tarihinde açıklamıştı. Kararda, Kavala’nın “hukuk dışı nedenlerle ve susturulmak için hapiste tutulduğu” sonucuna varılmış ve bu ihlalin ortadan kaldırılması için Kavala’nın “derhal tahliye edilmesi” gerektiğine hükmedilmişti.

Karar Mayıs 2020’de kesinleştikten sonra AİHM kararlarının infazının denetleyicisi olan Bakanlar Komitesi gündemine gelmişti. Bakanlar Komitesinin karar gereği Kavala’nın tahliye edilmesi için bugüne kadar yaptığı çağrılar sonuçsuz kalmıştı.

Paylaşın