18-24 Yaş Cumhurbaşkanlığı Sistemini ‘Başarısız’ Buluyor

Sosyo Politik Saha Araştırmaları Merkezi, gündemdeki gelişmeler ve seçmen eğilimine dair ülke genelinde araştırmanının sonucu açıkladı. Araştırma 28 Aralık 2021-2 Ocak 2022 tarihleri arasında İstanbul, İzmir, Ankara, Konya, Samsun, Trabzon, Bursa, Muğla, Antalya, Adana, Mersin, Erzurum, Ağrı, Kars, Diyarbakır, Urfa, Mardin, Batman, Van ve Siirt’te yapıldı.

Araştırmaya katılanlara ilk olarak, “Sizce Türkiye’nin En Önemli Sorunu Nedir?” sorusu yöneltildi. Ankete katılanların 65,6’sı “Ekonomik Kriz/İşsizlik”, yüzde 12,5’i “demokrasinin olmayışı”, yüzde 9,9’u “Cumhurbaşkanlığı sistemi”, yüzde 5,6’sı “Hukuk Sisteminin Mevcut Durumu”, yüzde 5,3’ü “Kürt sorunu” yanıtını verdi.

Görüşmecilerin yüzde 60’ı “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemini Başarılı Buluyor Musunuz?” sorusuna “başarısız bulduğu” cevabını verdi.  Yüzde 24,3’ü “başarılı bulduğunu” söylerken, yüzde 15,7’si ise “kararsız” olduğunu belirtti.

“Cumhurbaşkanlığı Hükümet sisteminin başarısız” bulanların yüzde 72.8’i erkek görüşmecilerden oluşuyor. Kadın görüşmeciler, erkek görüşmecilere oranlar “cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini başarılı” buluyor. İlk defa oy kullanacak olan 18-24 yaş grubu da diğer yaş gruplarına oranla daha “çok başarısız” bulduğunu belirtiyor.

“Hükümetin Son Ekonomi Politikasının Ülkeyi Ekonomik Krizden Çıkaracağına İnanıyor Musunuz?” sorusuna görüşmecilerin yüzde 25,9’u “İnanıyorum”, yüzde 20’si “Kararsızım” ve yine yüzde 54,1’i “İnanmıyorum” dedi. Hükümetin ülkeyi krizden çıkaracağına inanmayanlar oranı en çok  “erkek katılımcılar ile 18-24 yaş grubundan” oluşuyor.

“Türkiye’nin İçinde Bulunduğu Mevcut Koşulları Göz Önünde Bulundurduğunuzda, Erken Bir Genel Seçime Gidilmesi Gerektiğini Düşünüyor Musunuz?” sorusuna katılımcıların; yüzde 56,9’u “Evet” derken, yüzde 24,2’si “Hayır” yanıtını verdi.

“Mevcut Durumda Var Olan İttifaklara Oy Verir Misiniz?” sorusu yöneltilen katılımcıların; yüzde 33,3’ü “Cumhur İttifakına Oy Veririm”, yüzde 32,7’si “Millet İttifakına Oy Veririm” derken, yüzde 13,2’si “Kararsızım” yüzde 12,5’i “Oy Verdiğim Parti İçinde Olursa Ancak Oy Verebilirim”, yüzde 8,3’ü “Hayır, Hiçbir Koşulda Oy Vermem” dedi.

“24 Haziran 2018’de Gerçekleşen Genel Seçimlerde Hangi Partiye Oy Verdiniz?” sorusuna araştırma grubunun yüzde 37’si “AKP”, yüzde 22,9’u “CHP”, yüzde 13,2’si “Oy Kullanmadım” yüzde 9,1’i “İYİ Parti”, yüzde 8,5’i “HDP”, yüzde 7,3’ü “MHP cevabını verdi.

“Bu Pazar Bir Genel Seçim Olursa Hangi Partiye Oy Verirsiniz?” sorusuna ise; yüzde 27’si “AKP”, yüzde 22,9’u “CHP”, yüzde 11,9’u “Kararsızım”, yüzde 10,3’ü “İYİ Parti”, yüzde 9,4’ü “HDP”, yüzde 6,3’ü “MHP”, yüzde 5,7’si “Oy Kullanmayacağım”, yüzde 2,9’u “DEVA Partisi”, yüzde 2,1’i “Gelecek Partisi”, yüzde 0,7’si “Saadet Partisi” dedi.

Sonuç

Araştırmaya göre; AKP’ye daha önce oy verenlerde 10 puanlık bir düşüş var. Ayrıca en çok kararsız seçmen de  AKP’de yer alıyor.

Yine cinsiyete karşılaştırmasında geçen seçimde AKP’ye ağırlıklı kadınlar oy verirken, bu pazar seçim olsa AKP’ye yine kadınların erkeklerden daha fazla oy verdiği görülse de  önemli bir düşüş de yaşanıyor. İlk defa oy kullanacakların içinde yer aldığı 18-24 yaş grubu içinde de CHP’nin öncelikli olarak tercih ediliyor.

“Oy kullanmayacağım” ve “kararsızım” yanıtları oransal olarak dağıtıldığında  AKP yüzde 32,8,  CHP yüzde 27,8,  İYİ Parti yüzde 12,5, HDP yüzde 11,5,  MHP yüzde 7,6, DEVA Partisi yüzde 3,5,  Gelecek Partisi yüzde 2,5,  Saadet Partisi yüzde 0,8. oldu.

Ankette, “kararsızım” yanıtını veren katılımcıların yüzde 38,1’i kararsız olma nedenini “Partilerin Politikalarını Görmek Lazım” sözüyle tariflerken, yüzde 22’si “Siyasi Partilere Güvenmiyorum”, yüzde 20,2’si “Partiler Hakkında Bilgim Yok”, yüzde 19,7’si ise “Ekonomik Krizden Dolayı” şeklinde açıkladı.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Yargıda ‘Eğitimsiz Hakim Ve Savcı’ Krizi

Turgutlu Cumhuriyet Savcısı Nusreddin Saltabaş’ın üstü çıplak şekilde spor yaparken çektiği videoyu TikTok hesabından paylaşması tartışma yaratırken, gözler bir kez daha hâkim ve savcıların eğitimine çevrildi. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaklaşık 14 bin yeni hâkim ve savcı alındı.

DW Türkçe’den Alican Uludağ’ın haberine göre; Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, bu hâkim ve savcıların kıdeminin 5 yılın altında olduğunu belirterek, “Herkes meslek içi eğitimden geçirilmeli” çağrısında bulundu. Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde 12 yaşındaki iki çocuğun “sarkıntılık” suçundan tutuklanması talebini reddeden ve savcının “meslek içi eğitime alınmasını” öneren hakim Ahmet Çakmak, kendisini görevden alan Hakimler ve Savcılar Kurulu’nu (HSK) “Bu mudur tarafsız ve bağımsız yargı?” diyerek eleştirdi.

Eski Yargıçlar Sendikası Başkanı, emekli yargıç Mustafa Karadağ, 2016 yılından sonra alınanların staj yapmadan mesleğe başladığını, liyakatin gözetilmediğini, başarılı adayların mülakatta elendiğini belirterek, hâkim adayı alım yönteminin değiştirilmesi gerektiğini vurguladı.

15 Temmuz darbe girişiminin ardından yaklaşık 4 bin yargı üyesi meslekten ihraç edildi. Darbe girişiminin ardından ilan edilen olağanüstü hal kapsamında çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle hakim adaylarının eğitildiği Türkiye Adalet Akademisi lağvedildi.

Bu arada, yazılı sınavda aranan en az 70 puan şartı da kaldırıldı. Alımları doğrudan yapan Adalet Bakanlığı, oluşan boşluğu gidermek amacıyla avukatlara da kontenjan ayırdı. Bu nedenle büyük çoğunluğu avukat olmak üzere yargıya 14 bin yeni hâkim ve savcı alındı. Bu isimler arasında, AKP teşkilatlarında görev yapan çok sayıda avukatın da yer alması tartışma yaratmıştı.

Kıdemsiz hâkim ve savcıların yeterli eğitim almadan göreve başlamaları yargıda gözle görünür sorunlara yol açmaya başladı. Bunun son örneği, Turgutlu Cumhuriyet Savcısı Nusreddin Saltabaş’ın üstü çıplak şekilde spor yaparken çektiği videoyu TikTok hesabından paylaşması oldu. Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK), Saltabaş’ı açığa almak zorunda kaldı.

Akçakale’de tutuklama tartışması

Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesinde görevli savcının 12 yaşındaki iki çocuk hakkında sarkıntılık suçundan tutuklama istemesi de adliyede kriz yarattı. Tutuklama talebini reddeden sulh ceza hâkimi Ahmet Çakmak, HSK’ya yazı yazarak savcının meslek içi eğitime alınmasını önerdi. Ancak HSK, savcıyı eğitime vermek yerine Çakmak’ı görevden aldı.

Hâkimden HSK’ya eleştiri

Hâkim Çakmak, görevden alınmaya sessiz kalmadı. HSK’ya yazı gönderen Çakmak, “Bir hâkim olarak her zaman insan hak ve hürriyetini, özgürlüklerini ve yaşam hakkını savunacağım” dedi. Eski Ankara Başsavcısı Yüksel Kocaman’ın düğününden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ziyaret etmesine karşın Yargıtay üyesi yapılmasını eleştiren Çakmak, şunları kaydetti:

“Yargı erkinin tam bağımsız ve tarafsız olması ile birlikte böyle de görünmesi gerekmektedir. Daha önceden Ankara Cumhuriyet Başsavcısı olan Yüksel Kocaman’ın düğünden sonra eşini de gelinlik kıyafetiyle alıp Cumhurbaşkanını ziyarete gitmişti. Şimdi sormak isterim. Bu mudur tarafsız ve bağımsız yargı? Daha sonra HSK tarafından Yüksel Kocaman Yargıtay üyeliğine seçilmiştir.”

Akçakale’deki savcının bu üçüncü hatası olduğunu savunan Çakmak, aynı savcının daha önce hazırladığı bir iddianamede, satırla mağdurun kafasına vurup mağdurda kafatası kemik kırığı oluşmasına sebebiyet verecek şekilde hayatını tehlikeye sokan sanık hakkında herhangi bir adli kontrol veya tutuklama talebinde bulunmadığını kaydetti. Çakmak ayrıca, savcının öldürmeye teşebbüse girme ihtimali bulunan bu dosyayı ağır ceza yerine asliye ceza mahkemesinde açtığına dikkat çekti.

Yargıda adli vakalar arttı

Yargıda benzer vakalar yalnızca bu iki olayla sınırla kalmadı. 15 Temmuz’dan sonra birçok hâkim ve savcının adı “FETÖ borsasına” karıştı. AKP’li Burhan Kuzu’nun devreye girmesiyle hâkim Cevdet Özkan’ın, uyuşturucu baronu Zindaşti’yi tahliye ettiği iddiası uzun süre gündemden düşmedi.

Antalya’da “dolandırıcılık” ve “tefecilik” suçlarından örgüt lideri olarak yargılanan kişi hakkında beraat kararı veren mahkeme başkanı Ö.İ.’nin, daha sonra aynı sanıkla yemek yediği fotoğraf ortaya çıktı. Bu hâkim, HSK tarafından açığa alındı.

Yine hâkim ve savcıların, özellikle özel hayatlarında yargı yetkisini keyfi şekilde kullandıkları görüldü. Diyarbakır’ın Çermik ilçesinde halı saha maçına çıkan savcı Mehmet Kıran, tartıştığı 14 öğretmeni gözaltına aldırdı. HSK, Kıran’ın görev yerini değiştirdi.

Osmaniye’de görev yapan savcı Mehmet Bülbül, muayene olmak için gittiği Osmaniye Devlet Hastanesi Ortopedi Servisi’nde tartıştığı doktor Kemal Gökhan Günel’i gözaltına aldırdı.

İstanbul’da hâkim Mehmet Yoylu, duruşma sırasında kadın avukatın etek boyunu ölçmeye çalıştı. Görevden alınan Yoylu, bu nedenle Yargıtay tarafından hakaret suçundan 1 yıl 1 ay 18 gün hapis cezasına çarptırıldı.

‘Stajsız alımlar, liyakatsiz atamalar…’

Peki, yargıdaki bu sorunun tam olarak kaynağı ne? Eski Yargıçlar Sendikası Başkanı, avukat Mustafa Karadağ, hâkim ve savcı alım yöntemini eleştirerek, “Yargı düzeni içinde yargıç ve savcı alımlarında mevcut yöntem devam ettiği sürece ne yazık ki biz yargıç ve savcıların kendilerine yaraşır şekilde davranmadıklarını çok göreceğiz” dedi. Karadağ, özellikle 2016 yılından beri mesleğe stajsız alınanlar olduğunu belirterek, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Gerekli eğitimi almadan mesleğe başlatılanlar, liyakatin gözetilmediği, yazılı sınav notlarının yüzde 55’e düşürüldüğü, sınavda dereceye giren başarılı adayların ne yazık ki mülakatta elenmesi gibi liyakatsiz davranışları gördükçe ne yazık ki bu tür anılan davranışları, anılan hâkim savcı tipolojisini çok göreceğiz.”

Hâkim-savcı stajının çok önemli olduğunu belirten Karadağ, “Mesleği öğrenme, mesleği sindirme ve davranış şekillerini öğrenme bakımından önemi var. Gerek Bangalor Yargı Etiği, gerekse bizim söylediğimiz Mecelle’deki hâkim ve savcıların niteliğine ilişkin kuralların bir şekilde öğrenilmesi gerekiyor. Eğer sen mesleğine dair bir şeylerini bilmezsen, kendini başka şekilde ifade etme gereği duyarsın” dedi.

“Tahammül sınırlarını aşan bilgisizlik örnekleri”

Karadağ, Akçakale Adliyesi’ndeki hâkimin “Bu savcının eğitime alınması gerekir” demesinin ciddi bir örnek olduğunu vurguladı. “Son 5 yılda alınan yaklaşık 14 bin hâkim ve savcının içinde mutlaka iyileri var ama gerçekten artık tahammül sınırlarını aşan bilgisizlik örnekleri de var” diyen Karadağ, bunun Türkiye açısından çok tehlikeli olduğunu kaydetti. Karadağ, “Hem yargıdaki adalet sisteminin düzeltilmesi hem de insan hak ve özgürlükleri bakımından çok önemli” dedi.

Yargıtay Başkanı da eleştirdi

Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca, 6 Ocak’ta Yargıtay’da gazetecilere yaptığı açıklamada, hâkim ve savcıların eğitimsiz olmasından şikâyetçi olmuştu. Yargıda yaklaşık 23 bin hâkim ve savcı olduğunu belirten Akarca, şöyle konuşmuştu:

“En büyük sorun, kaliteli hâkim, savcı, avukat yetiştirememek. En önemli sebeplerinden bir tanesi de hiç kuşkusuz FETÖ’nün Türk yargısına verdiği zarar var. Hukuku bir silah gibi kullandılar. 14 bin hakim savcının kıdemi 5 yılın altında. Hukuk fakültelerinin fazlalığı ortada. Hakim ve savcı yardımcılığı müessesesi getirilmeli. Herkes meslek içi eğitimden geçirilmeli.”

Paylaşın

Latin Amerika’nın Türkiye’ye İhracatı Yüzde 25 Arttı

Latin Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı ihracat geçen yıl Ocak-Kasım döneminde yüzde 25 oranında artarak 7,97 milyar dolara ulaştı. Bir önceki yıl olan 2020 yılının Ocak-Kasım döneminde bu rakam 6, 39 milyar dolardı.

Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre; Arjantin Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CAEI) uzmanı Ariel González Levaggi bölge ülkelerinin Türkiye’ye ihracatının ağırlıklı olarak hammaddeye dayandığını belirtiyor.

Latin Amerika’nın yaptığı toplam ihracatta son iki yıldır yüzde 3,3’lük bir paya sahip olan Türkiye’ye en fazla ihracat yapan beş ülke sırasıyla Brezilya, Kolombiya, Meksika, Arjantin ve Venezuela.

Geçen yılın ilk 11 ayında 3,5 milyar doları aşan ihracat geliriyle Türkiye’ye en çok ihracat yapan Latin Amerika ülkesi olan Brezilya’yı, Türkiye’ye ihracatını yüzde 51,7 artırarak ihracat geliri 1,4 milyar doları aşan Kolombiya ve 874 milyon dolarla Meksika izliyor.

Geçtiğimiz yıl Türkiye’ye ihracatı en çok artan Latin Amerika ülkesi Venezuela oldu. 2020 yılının Ocak-Kasım döneminde Türkiye’ye 45 milyon 832 bin dolarlık ihracat yapan Venezuela, geçen yıl bu rakamı yüzde 921 artırarak 422 milyon 225 bin dolara çıkardı.

Bu ülkeler arasında Türkiye’ye ihracatı azalan tek ülke yüzde 0,7 düşüşle Arjantin oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Latin Amerika ülkelerinin geçen yıl (Ocak-Kasım döneminde) Türkiye’den yaptığı ithalatsa yaklaşık 5,5 milyar dolar olarak kaydedildi ve Türkiye, Latin Amerika ile ticaretinde yaklaşık 1,5 milyar dolar dış ticaret açığı verdi.

“İhracat gelirinin artmasının ana nedeni fiyat artışı”

Amerikalılar Arası Kalkınma Bankası’nın (Inter-American Development Bank) yayınladığı rapora göre Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde 2020’de yüzde 9,1 azalan ihracat geliri, geçtiğimiz yıl yüzde 24,8 ila 27,8 arasında arttı.

Raporda ihraç edilen ürün miktarındaki artışın yüzde 10,9 olduğu ancak ihracat gelirlerindeki artışın ana nedeninin 2019 yılına nazaran yüzde 13 ila 16 arasında artan fiyatlar olduğu ortaya konuyor.

Rapora göre ihracatı en çok artan ülkeler yüzde 98’le Panama ve yüzde 78’le Venezuela ve yüzde 66,7 ile Bolivya oldu. IDB yetkilileri dış talepte artan yavaşlama risklerine rağmen Latin Amerika’daki ihracatın büyüme eğiliminin önümüzdeki aylarda da devam edeceğini tahmin ediyor.

Paylaşın

JP Morgan, Türkiye’de Yüzde 50 Enflasyon Bekliyor

Uluslararası yatırım bankası JP Morgan, Türkiye’de Aralık ayındaki enflasyondan sonra 2022 ve 2023 için enflasyon beklentilerini revize ederek Mayıs ayında enflasyonun yüzde 55 seviyesine ulaşmasını ve Kasım ayına kadar yüzde 50 civarında seyredeceğini öngördü.

Bloomberg HT haberine göre, JP Morgan yayımladığı bir araştırma raporunda, heterodoks politika yapıcıların görüşlerinin, önden yüklemeli ve erken yapılan faiz indirimlerinin, enflasyon beklentilerindeki bozulmanın ve kurdaki değer kaybının Aralık ayında enflasyonda keskin bir yükselişe neden olduğunu belirtti.

Aralık ayındaki sürpriz enflasyondan sonra 2022 ve 2023 için enflasyon beklentilerini revize ettiklerini belirten banka, Mayıs ayında enflasyonun yüzde 55 seviyesine ulaşmasını ve Kasım ayına kadar yüzde 50 civarında seyredeceğini öngördü.

2022’nin sonunda enflasyonun yüzde 35 seviyesine düşebileceğini söyleyen JP Morgan, 2023 yıl sonu enflasyon beklentilerini de yüzde 15 olarak revize ettiklerini duyurdu.

“Politika yapıcılardan hiçbir pişmanlık işareti görmüyoruz ve bundan dolayı gelecek aylarda sıkı para politikası izleneceğini düşünmüyoruz” diyen JP Morgan, buna rağmen daha fazla parasal genişlemenin Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası için bile gerçek üstü olacağını söyledi.

Goldman ilk çeyrek için Türkiye enflasyon beklentisini açıklamıştı

JP Morgan’dan önce Goldman Sachs da Türkiye’ye ilişkin enflasyon beklentilerini açıklamıştı.

Goldman Sachs müşterilerine gönderdiği notunda “Mevsim etkisinden arındırılmamış aylık enflasyonun sürpriz biçimde yüzde 13,6 seviyesine yükselmesiyle Türkiye’de enflasyonun birinci çeyrekte yüzde 40 seviyesini aşacağını ve yılın büyük bölümünde o seviyede kalacağını tahmin ediyoruz” ifadesi yer almıştı.

Reuters’ın haberine göre Goldman Sachs notunda “TL’deki volatilite dikkate alındığında enflasyon tahminlerindeki belirsizlik olağandışı şekilde yüksek ve yukarı yönlü. İdari ve kısmi mali önlemlerle desteklenen yüzde 14 seviyesindeki politika faizinin TL’yi sürdürülebilir biçimde dengeleyebilme konusunda başarılı olamayacağına yönelik görüşümüzü sürdürüyoruz” denildi.

Notta ayrıca, “Yetkililerin TL’ye istikrar kazandırmak için seçtiği olağandışı politika tercihlerini sürdürdükleri göz önüne alındığında bunun gerçekleşeceğine yönelik inancımız güçlü olmasa da, tahminlerimiz ikinci çeyrekte faiz oranlarının sert biçimde yükseleceği yönünde” denildi.

Paylaşın

2022 İçin Ekonomi Kehanetleri

Yeni Kovid varyantından enflasyona kadar, küresel ekonomi yeni yılda bazı göz korkutucu risklerle karşı karşıya. Son iki yıldaki çalkantıdan sonra, ekonomi uzmanları 2022’nin daha sakin olacağı yönünde hem fikir.

Ancak 2019’un sonlarında, yeni bir koronavirüs tipinin ilk vakaları Çin’deki Wuhan’dan gelmeye başladığında, birkaç ay içinde dünya ekonomisinin bir pandemi tarafından dümdüz olacağı öngörülmemişti. Peki önümüzdeki yıl için büyük riskler neler?

Guardian için yeni yılın ekonomi öngörülerini yazan Larry Elliott, Türkiye’yi de inceledi. İşte 2022 için ekonomi kehanetleri…

1 – Omicron varyantı ne yapar?

Virüsün Omicron varyantının ne kadar ciddi olacağını söylemek için henüz çok erken, ancak hayatın pandemi öncesi normale dönmek üzere olduğuna dair umutları çoktan boşa çıkardı.

Tüketicilerin kısıtlamalara uymaları için talimat ihtiyacı yok; çoğu zaman böyle anlarda eğilim olarak kendi davranışlarını yumuşatırlar Tam ölçekli karantinalara dönüşün çok daha ciddi sonuçları olabilir.

BCA Research’te ekonomist olan Dhaval Joshi, giderek daha fazla varyantın ortaya çıkacağını ve bunlardan birinin sorun çıkaracağını söylüyor.

“Bir varyanttan kaynaklanan tehlike şu üç özellikten gelir” diyen uzman şöyle açıklıyor:

Bulaşıcılığı, aşılardan ve doğal bağışıklıktan kaçma yeteneği; ve neden olduğu hastalığın şiddeti. Burada büyük sorun Omicron varyantının bir ‘süper varyant’ olup olmadığı değil. En büyük sorun, eninde sonunda yeni bir varyantın bir ‘süper varyant’ haline gelme ihtimali.

2 – Enflasyon uçuşa geçebilir

Fiyat baskılarındaki beklenmedik artış, 2021’in önemli gelişmelerinden biri oldu. İngiltere Merkez Bankası, ABD Federal Rezervi ve Avrupa Merkez Bankası, artan enerji fiyatlarının birleşiminden kaynaklanan enflasyondaki keskin artışa hazırlıksız yakalandı.

Yıl, artan fiyatlar, işgücü kıtlıkları ve arz yönlü darboğazlarla geçti. İngiltere Merkez Bankası, yaşam maliyetindeki yıllık artışın önümüzdeki Nisan ayına kadar %5’in üzerinde olmasını, ancak daha sonra düşmeye başlamasını bekliyor.

Ancak enflasyonun tahmin edilenden daha fazla kök salması durumunda merkez bankaları bazı zor kararlarla karşı karşıya kalacak.

Noel’den hemen önce, Saxo bankası, 2022 için olası olmayan ancak yeterince takdir edilmeyen olaylara ilişkin 10 “çirkin” tahminini ortaya koydu ve bunlardan biri, dünyanın en büyük ekonomisinde enflasyonu %15’in üzerine çıkaran ABD’de bir ücret-fiyat sarmalıydı.

Çok daha mütevazı bir artış bile Fed’in agresif bir şekilde politika sıkılaştırmasına neden olabilir.

3 – Çin toslaması

Yıllardır dünyanın en büyük ikinci ekonomisinin ciddi bir ekonomik gerileme yaşamak üzere olduğuna dair spekülasyonlar yapıldı ve bu hiç gerçekleşmedi.

Ancak eski sorunlar, şimdi mükemmel bir fırtınayı kanıtlayabilecek şeyleri kamçılamak için mevcut zorluklarla birleşmeye başladı.

Geçmişten gelen sorunlar, Pekin’in emlak şirketi Evergrande’nin başarısızlığını yönetme ve sorunlarının tüm ekonomiye bulaşmasını önleme girişimleriyle örnekleniyor.

Sektördeki diğer birçok şirketle birlikte Evergrande, Pekin politikasını gevşettiği anda büyüdü ve yetkililer ekonominin aşırı ısınmasıyla başa çıkmak için adımlar attığında ise başı belaya girdi.

Çin, Covid-19’a risksiz bir yaklaşım benimsedi ve küresel ekonominin arz yönlü sorunlarının merkezinde yer aldı. Ekonomi soğudukça, Xi Jinping’in milliyetçi söylemi, özellikle Tayvan’a doğru hızlandı. Ekonomi ve jeopolitika, 2022’de çarpışma riskiyle karşı karşıya

4 – Gelişmekte olan piyasalarda kriz

Sadece Kasım ayında Türk lirasındaki %30’luk düşüş, finans piyasalarını gelişen piyasalardaki bir krizin tehlikeleri konusunda alarma geçirdi.

Aslında, Türkiye’nin sorunlarının çoğu, Türkiye’nin cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın para politikasına alışılmışın dışında yaklaşımından kaynaklanan ülkeye özgü bir durum.

Döviz satıcıları, Erdoğan’ın yükselen enflasyonla başa çıkmanın yolunun faiz oranlarını düşürmek olduğu konusundaki ısrarından etkilenmedi. Yüksek riskli olarak görülen diğer büyük yükselen piyasa ekonomisine olan inanç da Arjantin örneğinde olduğu gibi yetersiz durumda.

Bununla birlikte, daha sistemik bir sorun var ki, birçok yükselen piyasa, genellikle gelecekteki ihracat kazançlarını teminat olarak kullanarak ABD doları cinsinden ağır borç aldı.

ABD Federal Rezervinin politikayı sıkılaştırması durumunda, doların güçlenmesi ve daha yoksul ülkelerin borçlarını ödemesini daha zor hale gelmesi muhtemel.

Küresel ekonomi de yavaşlarsa, çifte darbeyle karşı karşıya kalınabilir. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu’nun zaten artan borç sıkıntısı konusunda uyarılar yaptığını da hatırlatalım.

5 – Finansal bir çöküş

Varlık fiyatları -hisseler, tahviller ve mülkler- pandeminin başlangıcından bu yana arttı.

Sektörün, en düşük faiz oranları ve finansal piyasaların niceliksel genişleme programları tarafından yaratılan parayla dolup taşması, ev değiştirmeyi ve spekülatif faaliyetler için borç para almayı daha kolay hale getirdi.

Merkez bankalarından herhangi bir sıkılaşmanın sınırlı ve kademeli olacağı mesajı da varlık fiyatlarını yükseltti.

Ancak, karantinaların ardından büyümeyi yakalayan bir dönemin ardından ekonomiler yavaşlamaya başladı.

Burada risk, merkez bankalarının, beklenenden daha yüksek enflasyon oranları nedeniyle daha sert para politikaları için zorlanmaları ve böylece değerli varlıklar için desteği ortadan kaldırmaları.

(Kaynak: bianet)

Paylaşın

Kitap Satın Almak Artık Bir ‘Lüks’

Türkiye’de geride bıraktığımız yılda TL’de yaşanan değer kaybı ve enflasyonda görülen artış kağıt sektörünü de etkiledi. Türkiye’nin ithal kağıda bağımlılığı artarken, artan maliyetler nedeniyle basın-yayın sektörü zor bir dönemden geçiyor.

Geçtiğimiz günlerde TBMM Başkanlığına araştırma önergesi veren CHP Milletvekili Abdurrahman Tutdere’ye göre “bazı kitaplar basılamayacak duruma geldi” ve birçok basımevi, yayınevi ve yerel gazeteler faaliyetlerini durdurmak zorunda kaldı.

Kağıt krizi ulusal basından yerel basına kadar tüm yazılı basında etkisini hissettiriyor. Bu durum ülkede kitap fiyatlarının yükselmesine neden oluyor ve akademik kariyer yapmak isteyen veya roman meraklıları için kitap satın almayı bir ‘lüks’ haline getiriyor.

Doktora talebesi Gülfer Ulaş, tezini bitirmek için satın almak zorunda kaldığı kitap fiyatlarındaki artışla ilgili AFP haber ajansına yaptığı açıklamada, “Fiyatlar patladı. Ben uluslararası ilişkiler okuyorum ve her ay yaklaşık bin lira (75 euro), asgari ücretin üçte birisi kadar harcama yapmak zorunda kalıyorum.” diyor.

Romanlarda fiyat artışına dikkati çeken İbrahim Olcay ise “Benim en büyük tutkularımdan birisi roman okumak, şu elimde tuttuğum Alman yazar Thomas Mann’ın kitabının ilk baskısı 33 liraydı şimdi yaklaşık 70 lira oldu” diyerek tepkisini dile getirdi.

Daha önce daha fazla kitap alarak arkadaşlarına da hediye ettiğini söyleyen Olcay, artan fiyat artışlarıyla birlikte bu tür jestler yapmasının artık imkansız hale geldiği şikayetinde bulundu.

Yayınevleri, kağıt fiyatlarındaki artıştan şikayetçi

“Kırmızı Kedi” yayınevi sahibi Haluk Hepkon ise “Bir yıl içinde, ton başına kağıt fiyatı 700 ila 800 dolardan 1.500 dolara yükseldi, bu artış kitapçılara da yansıdı” diyerek içinde bulundukları durumun ciddiyetini özetledi.

Vatandaşların geçim sıkıntısıyla birlikte kitap yerine yaşam için mutlak gerekli mallara yönelik önceliklerine dikkate çeken Hepkon görüşlerini şu şekilde dile getirdi: “30 liraya mal olan bir kitap yayınladığınızı varsayalım. İyi satarsa ve bir hafta sonra yeniden yayınlanırsa fiyat 35 liraya kadar çıkabilir. Üçüncü ya da dördüncü baskıdan sonra ne kadara mal olacağını yalnızca Allah bilir. Sonunda, insanlar kitap almayı bırakıp, temel ihtiyaçlarını gidermek için çalışıyor.”

AFP haberinde, krizle birlikte Türkiye’de yayınevlerinin de daha az kitap basma tehlikesi yaşayabileceği belirtildi.

Türkiye yılda 3 milyar dolar kağıt ithal ediyor

İstanbul Ticaret Odası tarafından 2018 yılında yaptırılan bir araştırmaya göre Türkiye, yılda 3 milyar dolar kağıt ithal ediyor. Hamur kağıt fiyatı dünyanın her yanında artarken, Türkiye’de bu artışlardan en fazla etkilenen ülkeler arasında yer alıyor.

Türk Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kacatürk ise SEKA’nın önce 2000’li yıllarda özelleştirilip sonra dağıtılmasının ardından kağıt krizinin daha da arttığı düşüncesinde; “Türkiye’de kağıt fabrikaları satıldı, sadece ikisi üretime devam ediyor. Diğerlerinde makineler hurda fiyatından satıldı”

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

Bakan Koca’dan ‘Omicron Varyantı’ Uyarısı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Türkiye’de baskın hale gelen Omicron varyantına ilişkin “son 10 gündeki vakaların yüzde 52,3’ünün İstanbul kaynaklı olduğunu söyledi. Bakan Koca, “10 gün içinde İstanbul’da vakalar 5 katına çıksa da hastaneye yatışlarda sadece yüzde 6,2 artış olduğunu” da belirtti.

Haber Merkezi / Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Omicron varyantının Türkiye’deki durumuyla ilgili yazılı bir açıklama yaptı. Açıklamasında “Ülkemizde baskın hale gelen Omicron varyantı son 10 gün nasıl etki etti? Omicrona karşı ne yapmalı?” ifadelerini kullanan Bakan Koca, şunları belirtti:

“Ülkemizde giderek yaygın hale gelen omicron varyantı hakkında sizleri bilgilendirmek isterim. Takip ettiğiniz üzere ülkemizde son 1 hafta içinde günlük vaka sayılarında önemli bir artış gerçekleşti. Bu artış beklenen bir gelişmedir. Omicron varyantı önceki varyantlara göre çok daha hızlı bulaşmakta ve hızla baskın hale gelmektedir. Bununla birlikte gerek önce tecrübe eden ülkelerde gerekse ülkemizdeki 10 günlük tecrübede vaka sayılarındaki artış hastaneye yatışlara benzer oranlarda yansımamaktadır. Bu süreci yakından takip ettiğimizi bilmenizi isterim.

Son bir haftada ülkemizde görülen günlük vaka sayıları iki kat artmış durumdadır. Son 10 günde vaka sayıları ülke genelinde iki katına çıkmış olmasına rağmen hastaneye yatışlarda %4,6 artış yaşanmıştır. Yoğun bakım ve entübasyonda artış yaşanmamıştır. Son 1 ayda vefat eden vatandaşlarımızdan 60 yaş üzeri olanlar tüm vefatların %87,21’idir. Bununla birlikte vakaların ise %16,81’i 60 yaş üzeri vatandaşlarımızdır. Koruma altına almamız gereken en kritik grup 60 yaş üzeri ve kronik rahatsızlıkları olan kişilerdir.

Omicron varyantı kaynaklı vaka sayılarındaki artış en çok İstanbul’da gerçekleşti. Daha önce ülke genelinde görülen vakaların %22,4’ü İstanbul’da idi. Son 10 günde ise vakaların %52,3’ü İstanbul kaynaklıdır. Bu durum yakın gelecekte tüm illerimizde yaşanabilecektir. Son 10 gün içinde İstanbul’da vaka sayılarında yaklaşık 5 katlık artış görülmesine rağmen hastaneye yatışlarda %6,2 artış görülmüştür. İstanbulda’da yoğun bakıma yatış ve entübasyonda artış görülmemiştir.

Omicron salgının bu hali ile seyretmesi durumunda hastaneye yatışları henüz bulaşma oranı kadar belirgin artırmayacağı öngörülmektedir. Bu ön değerlendirmeler rehavete sebep olmamalıdır. Henüz omicron daha az hasta ediyor diyebilmek için erken bir dönemdeyiz. Ayrıca oransal olarak durum aleyhte görünmese de çok kişinin enfekte olması riskleri artırmaktadır.

Ne yapmalı?

Salgında birçok varyant ve mutasyon görülmesi beklenen bir durumdu. Bunları tecrübe ettik. Ancak farklı mutasyon ve varyantlar salgına karşı alınabilecek tedbirleri değiştirmiyor. Sevdiklerimizi korumak ve sağlıkla yarınlara ulaşmak için salgının yeni sürecinde;

1. Kapalı ve havalandırması kısıtlı ortamlarda vakit geçirmemeli

2. Her durumda maske kullanımından taviz vermemeli

3. Aşı hatırlatma dozlarını ihmal etmemeli

4. Sosyal mesafeye azami dikkat göstermeliyiz. Omicron varyantının bulaşma hızı dikkate alındığında sosyal mesafeyi 3 metreye kadar artırmalıyız.

5. Hijyen kurallarına her zamankinden çok daha titiz uymalıyız.

Unutmayın, virüs mutasyona uğrasa da tedbirler değişmiyor. Kişisel tedbirler bugün dünden daha önemli bir duruma geldi. Endişelenmemeli ancak çok daha tedbirli olmalıyız.

Paylaşın

Reuters: Türk Lirası 4 Gündür Değer Kaybediyor, Enflasyon Canlanabilir

Türk Lirası geçtiğimiz hafta güçlü şekilde değer kazanmasının ardından son dört gündür düşüşünü sürdürüyor. TL’nin günlük değer kaybı yüzde 6’ya kadar çıktı. Merkez Bankası’nın net döviz varlıkları da neredeyse yirmi yılın en düşük seviyesine geriledi.

Perşembe günü TL/Dolar kuru 13.4 olurken günlük değer kaybı da yüzde 4.7 olarak gerçekleşti. Geçen hafta TL mevduat hesaplarına kur garantisi verilmesi sonrası, Dolar 18.4’lük rekor seviyeden 10,27’ye kadar gerilemişti.

İsveçli yatırım kuruluşu SEB AB’in gelişen piyasalar baş stratejisti Per Hammarlund, perşembe günkü verilerin, geçen hafta liranın değer kazanmasının Merkez Bankası müdahalesinden kaynaklandığını gösterdiğini söyledi. Hammarlund, “Halk, dolar birikimlerini liraya çevirmek için acele etmiyor” dedi.

Reuters’in haberinde, hızla ilerleyen kur krizinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ihracat ve kredi odaklı “yeni ekonomik programı” kapsamında istediği bir dizi agresif faiz indirimiyle başladığı kaydedildi.

“Yeni plan enflasyonu canlandırabilir”

Ekonomistler ve siyasi analistler, liranın değer kaybetmeye devam etmesi durumunda, planın enflasyonu canlandırabileceği ve devletin mali yükünü artırabileceği konusunda uyarıyor.

New York Eyaleti’ndeki St. Lawrence Üniversitesi’nde Orta Doğu tarihi doçenti Howard Eissenstat, “Uygulanan acil durum önlemleri yalnızca kısa vadeli rahatlama sağlayacak; uzun vadede krizi daha da kötüleştirecek gibi görünüyor” diye konuştu.

“Erken seçimin önü açılabilir”

Bazı analistler, planın ve yüzde 50 asgari ücret artışının Erdoğan’ın 2023’te planlanandan önce erken seçim yapmasının önünü açabileceğini söylüyor.

Liranın önümüzdeki haftalarda daha fazla dalgalanmayla karşı karşıya kalacağını tahmin eden Hammarlund, “Şapkadan birbiri ardına tavşan çıkarıyorlar, bu yüzden bir sonraki önlemin ne olabileceğini söylemek zor.” dedi.

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, ‘analistlerin beklentilerinden çok daha iyimser bir şekilde’ 2023 yılında tek haneli enflasyon beklediklerini söyledi. Nebati, ayrıca geçen hafta dolar satmak ve lirayı yükseltmek için herhangi bir devlet müdahalesi olmadığını kaydetti.

Bakan Nebati kur korumalı TL mevduata katılımla ilgili “Bugün 59,8 milyar lira. Bireysellerin döviz mevduatı 169 milyar dolardan 162 milyar dolara düşmüş durumda.” demişti.

Societe Generale’den Marek Drimal, planın para birimi için bir miktar destek sağladığını, ancak “piyasa katılımcılarının ekonomideki temel sorunları ele almak için somut adımlar görmeleri gerektiğinin” altını çizdi.

Merkez Bankası rezervleri 110,9 milyar dolar oldu

Bu arada TCMB, toplam rezervleri 24 Aralık haftasında 5 milyar 948 milyon dolar azalarak 110 milyar 926 milyon dolara geriledi.

TCMB tarafından Haftalık Para ve Banka İstatistikleri yayımlandı. Buna göre, 24 Aralık’ta Merkez Bankası brüt döviz rezervleri 5 milyar 812 milyon dolar gerileyerek 72 milyar 555 milyon dolara düştü. Brüt döviz rezervleri, 17 Aralık’ta 78 milyar 367 milyon dolar seviyesindeydi.

Söz konusu dönemde altın rezervleri, 136 milyon dolar azalarak 38 milyar 507 milyon dolardan 38 milyar 371 milyon dolara geriledi. Böylece Merkez Bankası’nın toplam rezervleri, 24 Aralık haftasında bir önceki haftaya kıyasla 5 milyar 948 milyon dolar azalışla 116 milyar 874 milyon dolardan 110 milyar 926 milyon dolara indi.

(euronews)

Paylaşın

2022 ‘Hayat Pahalılığı’ Yılı Olacak

Son iki yılı Kovid 19 pandemisinin etkisi altında geçiren Türkiye ekonomisi, 2021’i ekonomi yönetiminde yaşanan karmaşa ve kur krizi ile geride bırakıyor. Ekonomide 2022’nin gündemi ise yüksek enflasyon, bir başka deyişle ‘hayat pahalılığı’ olacak. Zira enflasyonun yeni yılın ilk yarısında yüzde 40’lara dayanması bekleniyor.

DW Türkçe’ye konuşan ekonomistler, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın enflasyonu düşürmeden “düşük faiz” politikasında ısrar etmesi halinde, vatandaşın cebindeki yangının 2022’de daha da artacağı görüşünde.

Türkiye ekonomisi, 2022 yılına pek çok sorun ile birlikte giriyor. Özellikle 2021’in son aylarına damgasını vuran yüksek enflasyon, yeni yılda gündemin en önemli maddelerinden biri olacak. Son bir yılda Dolar ve Euro karşısında yüzde 50 değer kaybeden Türk Lirası’nın 2022’de nasıl bir seyir izleyeceği de merak edilen konular arasında. Son açıklanan Kasım 2021 enflasyon verilerine göre TÜFE yüzde 21,3’e, ÜFE ise yüzde 54,62’ye çıktı. Böylelikle 2003 yılından beri TÜFE-ÜFE farkı en yüksek seviyesine ulaşmış oldu. 3 Ocak 2022’de açıklanacak Aralık ayı rakamları ile birlikte, enflasyonun son 19 yılın en yüksek seviyesine çıkması bekleniyor. Hükümetin açıkladığı Orta Vadeli Program’da 2022 için enflasyon hedefi yüzde 9,8 olarak belirlenmiş durumda.

“TÜİK’in enflasyon verileri gerçeği yansıtmıyor”

Gerçek enflasyonun TÜİK’in açıkladığı verilerin çok üzerinde olduğunu dile getiren ekonomistlere göre, 2022 yılının ilk yarısında enflasyon yeni rekorlar kırabilir. DW Türkçe’ye konuşan Koç Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Ekonomi Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kamil Yılmaz’a göre, TÜİK’in enflasyon verileri enflasyon sorununda gerçek tabloyu göstermiyor. “TÜİK’in asli görevine geri dönmesi, kurumsal olarak erozyona izin vermeden bize verileri doğru vermesi durumunda, şu anda enflasyonun kesinlikle yüzde 30’ların üzerinde olacağını göreceğiz” diyen Prof. Yılmaz,resmi rakamlara göre yüzde 55’e dayanan üretici enflasyonu ile yüzde 20’yi aşan tüketici enflasyonu arasındaki farka dikkat çekiyor.

Ekonomi yönetimi ve Merkez Bankası’nda yaşanan değişimler, 2021’de ekonomi gündemini yoğun olarak meşgul etti. Özellikle Kasım 2020’de Merkez Bankası Başkanlığına getirilen Naci Ağbal’ın başlattığı faiz artırımı süreci ile döviz kurları ve enflasyonda yaşanan iyileşme, Ağbal’ın görevden alınması ve yeni başkan Şahap Kavcıoğlu’nun Eylül 2021’de başlattığı faiz indirim süreci ile, yerini Türk Lirası’nda tarihi değer kaybı ve yüzde 30’lara varan yüksek enflasyona bıraktı. Son iki yılda dört başkan gören Merkez Bankası’nın bağımsızlığı 2021’in en çok tartışılan konularından biri oldu. Yine bu dönemde Berat Albayrak’ın Hazine ve Maliye Bakanlığı’ndan istifası sonrasında, önce Lütfi Elvan, ardından da Nurettin Nebati bu göreve getirildi.

Merkez Bankası, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın direktifleriyle, Eylül 2021’den bu yana politika faizini yüzde 19’dan yüzde 14’e indirdi. Merkez Bankası, böylelikle enflasyon ile faiz arasındaki makası da 7 puana çıkarmış oldu. İstanbul Bilgi Üniversitesi Finansal Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü olan Prof. Dr. Ege Yazgan, faiz indirimleriyle çok ciddi bir finansal çalkantı yaratıldığını söylüyor. Faiz indirimlerinin iddia edildiği gibi reel sektörde üretim artışı ve ihracatta büyük bir sıçrama yaratmadığına işaret eden Prof. Yazgan, “Bu faiz indirimleri, öyle ya da böyle istikrarda olan bir finansal sektörü çok zor duruma sokmuş, ciddi biçimde üretim yapan reel sektörü de üretim yapamaz hale getirmiş durumda” diye konuşuyor.

Peki, hükümet, ekonomide attığı tartışmalı adımlarla neyi hedefliyor?

Prof. Dr. Kamil Yılmaz’a göre, atılan adımları erken seçimin habercisi olarak okumak gerekiyor. Dünyada enflasyon dalgası nedeni ile bütün ülkelerin faiz artırdığı bir dönemde Türkiye’nin faiz indirmesini ekonomi mantığı ile açıklamanın mümkün olmadığını savunan Kamil Yılmaz, “Bu tamamen siyasi mantıkla açıklanabilecek bir şey. Ben son dönemde gelen bu asgari ücret zammı ve bugünlerde açıklanması beklenen memur ve emekli maaş zamlarının bizi seçime doğru götüren bir hükümet tarafından alınmış kararlar olduğunu düşünüyorum” değerlendirmesinde bulunuyor.

“Enflayon yüzde 40’ları görebilir”

Yılın son günlerinde Erdoğan tarafından açıklanan “TL’yi Özendirme Paketi” ile döviz kurlarındaki ateş şimdilik söndürülmüş gözüküyor. Ancak yükselişini sürdüren enflasyon nedeni ile vatandaşlar hâlâ büyük oranda birikimlerini döviz alarak korumaya çalışıyor. 2022’de de, yükselen enflasyona bağlı olarak döviz talebinin artacağını ifade eden Prof. Ege Yazgan, şöyle konuşuyor: “Enflasyon konusunda yüzde 35-40 gibi seviyeleri görebilmemiz çok mümkün. Ondan sonra da bu seviyelerden düşmek o kadar kolay olmayacak.”

2020’yi yüzde 1,8 büyüme ile kapatarak pandemi yılında büyümeyi başaran sayılı ülkelerden biri olan Türkiye, 2021’in ilk çeyreğinde yüzde 7,2, ikinci çeyreğinde ise yüzde 20’nin üzerinde büyümüştü. Bu yüksek büyüme oranı, hükümetin kamu bankaları üzerinden açıkladığı kredi paketleri ile gerçekleşti. Üçüncü çeyrekte de yüzde 7,4 büyüme kaydeden Türkiye’nin 2021’i yüzde 10’a yakın büyüme ile kapatması bekleniyor. 2022 yılında yüksek döviz kurlarının etkisi ile ihracat ve turizmin ekonominin büyümesinde etkili olması bekleniyor. Bununla birlikte, asgari ücret artışının da, enflasyon daha fazla yükselmeden önce, konut, otomobil, mobilya gibi alanlarda satışları artırabileceği belirtiliyor.

“Büyüme son çeyrekte düşecek”

Ancak, 2022’nin sonuna doğru döviz kurlarının etkisiyle, büyümede ciddi bir yavaşlama yaşanması ihtimali güçleniyor. Piri Reis Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Erhan Aslanoğlu, dünyada bu yıl yüzde 5,5 olan büyümenin 2022’de yüzde 4,5 seviyelerine gerilemesinin beklendiğini belirtiyor. Türkiye ekonomisinin 2022 yılını yüzde 4,5 seviyelerinde bir büyüme ile kapatmasının muhtemel olduğunu belirten Prof. Aslanoğlu, “Ancak son çeyrek, gelecek yıl muhtemelen görece daha yavaş bir çeyrek olacak. İlk dokuz ayda büyüme daha güçlü olabilir kanaatindeyim. Fakat sonraki dönemler, gelecek yılın son çeyreği ve ötesi özellikle döviz piyasası, enflasyonun seyri ve buralardaki istikrara bağlı olarak şekillenecektir” diye konuşuyor.

Türkiye’nin kronik sorunlarından biri olan işsizlik de, 2021 yılında ekonomi gündemin ilk sıralarında yer aldı. Temmuz ayı ile birlikte yükselişe geçen işsizliğin yılı yüzde 12 ile kapatması bekleniyor. Ancak geniş tanımlı işsizlik, son açıklanan eylül ayı iş gücü istatistiklerine göre yüzde 21,9’a çıkmış durumda. 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı da yüzde 21,5 seviyesinde bulunuyor.

2022 yılında hükümetin hedefi işsizlikte bu seviyenin korunması ya da bir miktar aşağıya düşürülmesi olacak. Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (BETAM) Direktörü Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’e göre, 2022’de işsizlikte dramatik bir artış yaşanma ihtimali düşük. 2022’de asgari ücrete yapılan yüzde 50 zammın işsizlik üzerinde ciddi bir olumsuz etkisi olmayacağını ifade eden Prof. Gürsel, “Buna karşın özellikle küçük şirketlerde kayıt dışı istihdam artacak. Ancak büyümede düşüş başlarsa, istihdam artışı da azalışa dönebilir” diyor.

Paylaşın

Erdoğan, Erken Seçimin Kapısını Araladı

Birleşik Krallık merkezli haber ajansı Reuters, Türkiye’de yaşanan ekonomik dalgalanma ile ilgili kapsamlı bir haber yayınladı. Son dönemde TL’de yaşanan dalgalanma ile ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın attığı adımları analiz eden Reuters, bunların erken seçim sinyali olarak algılanabileceğine dikkat çekti.

Reuters, “Siyasi analistlere göre Cumhurbaşkanı Erdoğan, iki büyük karar- asgari ücretin artması ve yeni mevduat ile birlikte etkili bir şekilde erken seçimin kapısını araladı. İki açıklama da krizin hissedildiği bir dönemde beş gün arayla yapıldı.

Erdoğan ve üst düzey AKP yetkilileri tekrar tekrar bu iddiayı yalanladı. Fakat 2022’de ücretlerde rahatlık ve TL’nin keskin artışı, uzun süredir anketlerde güç kaybeden Erdoğan’ın bir an önce harekete geçmek isteyebileceğine işaret ediyor” yorumunda bulundu.

Öte yandan ajansa konuşan AKP’li bir yetkili, erken seçim iddiaları ile ilgili olarak, “Seçim gündemde yok. Seçim planlandığı gibi 2023’te olacak” dedi.

İsmini açıklamayan yetkili geçen hafta parti içindeki moralin yükseldiğine de dikkat çekerken, “Toplumun diğer kesimlerini de rahatlatacak yeni adımlar atılacak” dedi.

Öte yandan ajansa konuşan bir başka üst düzey yetkili ise, “Bu adımların uzun vadeli etkileri desteği artıracak. Ülkedeki panik havası artık yok. Şimdi sakince doğru adımları atmaya devam edeceğiz” ifadesini kullandı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022 Asgari ücret 4 bin 253 lira 40 kuruş olarak belirlendiğini açıkladı.

Asgari Ücret Tespit Komisyonu’nda işçi, işveren ve hükümet heyetlerinin oy birliğiyle asgari ücret brüt 5 bin 4 lira, net 4 bin 253 lira 40 kuruş oldu. Asgari ücretten gelir ve damga vergisi alınmayacak.

AK Parti hükümeti, yerel mevduat sahiplerini yabancı para birimlerine karşı değer kaybından kaynaklanan kayıplardan korumak için ‘Kur Korumalı’ bir ekonomik modeli yürürlüğe koydu.

Uygulanacak yeni sistemde, gerçek kişilerin Türk lirası vadeli hesapları üzerinden işleyecek faiz ile hesap açılış ve vade tarihlerindeki kur değişim oranı kıyaslanacak, yüksek olan oran üzerinden hesap nemalandırılacak.

Paylaşın