Turizmde Savaş Korkusu: Rusya Ve Ukrayna’dan Talep Durdu

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı işgalinden itibaren Ukraynalılar ve Ruslar seyahat rezervasyonlarını iptal etmeye başladı. Bu, pandemi öncesinde turizmin, GSYİH’nın yüzde 10’unu oluşturduğu Türkiye için yeni bir sıkıntı anlamına geliyor.

Turizmin canlanması için 2022’ye büyük umutlar bağlanmıştı. Keza geçen yıl Türk lirasının önemli ölçüde değer kaybetmesi ve enflasyonun şubat ayında yüzde 50’nin üzerine çıkmasıyla sektör hareketlenmeyi bekliyordu.

Turizm Bakanlığı rakamlarına göre, Ukrayna ve Rusya’dan gelen ziyaretçiler, geçen yıl Türkiye’ye gelen tüm turistlerin dörtte birinden fazlasını oluşturuyor ve genellikle Akdeniz ve Ege’deki turkuaz plajları tercih ediyor.

Türkiye Seyahat Acenteleri Birliği (TÜRSAB) Yönetim Kurulu Üyesi Hamit Kuk, “Rusya ve Ukrayna bizim için çok önemli pazarlar.” diyor.

Geçen yıl yaklaşık 4 buçuk milyon Rus ve iki milyon Ukraynalı turist Türkiye’yi ziyaret etmişti. TURSAB bu yıl 7 milyon Rus ve 2 buçuk milyon Ukraynalı bekliyordu, ancak Kuk ‘bu rakamların muhtemelen yeniden gözden geçirilmek zorunda kalacağını’ söylüyor.

“Hem insani hem de ticari açıdan Rusya ile Ukrayna arasındaki savaş buradaki herkesi tedirgin ediyor.” diyen Kuk, “Normalde mart ayında, yaz rezervasyonlarında yoğunluk olurdu ancak talep durdu.” ifadelerini kullanıyor.

TÜRSAB Başkanı Firuz Bağlıkaya da “Böyle devam ederse çok ciddi bir sorun olacak” uyarısında bulunuyor. Ayrıca Bağlıkaya, “Olabildiğince sakin bir şekilde beklemeye çalışıyoruz.” sözleriyle sektörün ‘beklemede’ olduğuna işaret ediyor.

Turist olarak gelip mülteci konumuna düştüler

Bu arada Ayasofya Camii’nin önünden geçen Rus turistler ise rehberlerini takip ediyor, başlarını öne eğiyor ve röportaj taleplerini reddediyor. Hatta aralarında Kiev’den gelen genç bir çift de dahil olmak üzere birkaç Ukraynalı da bulunuyor.

‘Turist olarak gelip mülteci durumuna düşen’ ve gözyaşları içerisinde şimdi üçüncü bir ülkeye gitmek istediklerini belirten genç çift, “Belki de ABD olur” diyor. Gençler, isimlerinin açıklanmasını istemiyor.

Ruslara uygulanan yaptırımlar Türk acenteleri etkiledi

Batı’nın Rusya’ya uyguladığı yaptırımlar nedeniyle durum, İsmail Yitmen’in olduğu gibi Türk seyahat acenteleri açısından oldukça zor. Ayasofya’nın karşısında bulunan ofisinde konuşan Yitmen, kapıldığı umutsuzluğu şu sözlerle ifade ediyor:

“Benim gibi Rusya ile çalışan seyahat acenteleri şu anda gerçekten sıkıntı çekiyor. Oteller için ödediğim depozit miktarını hesaba katarsak, şu ana kadar zararım 12 bin dolardan fazla.”

Eğer daha fazla grup rezervasyonunu iptal ederse Yitmen’in kaybı 75 bin dolara kadar çıkabilir. Yitmen, “İki ay sonra bir grubun Türkiye’ye gelmesi gerekiyordu ama SWIFT transferleri durdurulduğu ve parayı alamadığımız için iptal edildi. Otellerin parasını çoktan ödemiştik.” diye konuştu.

Bazı Rus bankaları, bankalararası işlemlerde hızlı ve güvenli bir şekilde iletişim kurulmasını sağlayan SWIFT mesajlaşma sisteminden de çıkarıldı. Ankara, NATO üyesi olmasına rağmen Rusya’ya yaptırım uygulamadı ve diğer birçok ülkenin aksine Türkiye hava sahasını Rus uçaklarına kapatmadı.

Koronavirüs pandemisi başlamadan önce turizm sektörü, 2015 ve 2016 yıllarında meydana gelen terör saldırıları nedeniyle yara almıştı. Ayrıca Türkiye’nin turizm endüstrisi, güneydoğu sınırındaki Suriye ve Irak’taki savaşların etkisinden uzun süre kurtulamadı.

“Rus füzeleri sizi de vurabilir”

Arkadaşlarıyla birlikte halı dükkanının hemen arkasında oturan Hasan Düzen, “Irak ve Suriye’de savaş başladığında çok yakın olduğumuzu düşündükleri için Avrupalı ve Amerikalı turistler gelmez oldu.” diye konuştu.

Aynı durumun Rusya’nın, Ukrayna işgalinden sonra da olacağına inandığını söyleyen Düzen, “Haritaya baktıklarında Karadeniz’i görecekler ve çok yakın olduğumuzu düşünecekler. Neden risk alsınlar ki?” sorusunu yöneltiyor.

Kendi ülkelerindeki savaşın Türkiye’ye de sıçramasından korktuklarını belirten Ukraynalı çift, endişelerini şu sözlerle anlatıyor: Burada kalamayız, burası güvenli değil, çok yakın. Rusların füzeleri sizi de vurabilir.

(Kaynak: euronews)

Paylaşın

‘Ukrayna Krizi’nin Maliyeti Raflara Yansımaya Başladı

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi tüm dünya ekonomilerinde kendini hissettiriyor. Enerji fiyatları hızla yukarı tırmanırken değerli madenlerde ve gıda fiyatlarında da önemli yükselişler söz konusu. İki ülke ile toplamda 40 milyar doları aşan ticaret hacmine sahip olan Türkiye de bu krizden en fazla etkilenen ülkeler arasında.

İlk olarak enerji ve turizm gibi sektörler akla gelse de iki ülke Türkiye’nin gıda ithalatı ve ihracatı için de önemli konumda. Zira Türkiye, iki ülkeden önemli miktarda hububat ve yağ ithal ediyor. Ayrıca Türkiye’nin yaş sebze ve meyve ihracatında da Rusya çok önemli bir pazar.

Rus işgalinin devam ettiği her gün Türkiye’nin gıda tarafındaki endişeleri artıyor. Özellikle ham yağ, yağlı tohum ve buğday gibi ürünlerde Türkiye, Rusya ve Ukrayna’dan önemli ölçüde ithalat yapıyor.

Geçtiğimiz hafta gıda sektörü temsilcileri yaptıkları açıklamalarda buğday gibi ürünlerde Türkiye’nin kendi üretimini karşılayabilecek kapasiteye sahip olduğunu ancak krizin uzaması halinde gıda fiyatlarında bir artış yaşanacağını kaydetmişti.

Ancak gelinen noktada özellikle yağ ithalatında yeni sıkıntılar ortaya çıktı. Rusya ve Ukrayna’dan Türkiye’ye yağ getiren gemilerin limanlardan çıkışına Rusya tarafından izin verilmemesi bu konuda arz sorunu ortaya çıkardı. Geçtiğimiz ay 110-120 lira arasında satışa sunulan 5 litrelik sıvı yağ fiyatları market raflarında 160-170 lira bandını aştı.

Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile savaşın ayçiçeği tedarikinde oluşturacağı sorunların önüne geçmek amacıyla 30 Haziran gününe kadar soya, palm yağı, ayçiçeği tohumu, aspir veya pamuk tohumu yağları, hep, kolza, hardal yağı gibi ürünlerde gümrük vergisi sıfırlandı.

Belirsizlik ortamı oluştu

DW Türkçe’den Emre Eser’in haberine göre; Piyasada oluşan belirsizlik ortamının girdi fiyatlarındaki artışla birleşmesi ile ani fiyat artışlarının yaşandığını söyleyen Bitkisel Yağ Sanayicileri Derneği Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, “Rusya tarafından gemilerimizin çıkışına izin verilmemesi de bir şok etkisi yarattı. Biz aslında arz tarafında bir sorun yaşayacağımızı düşünmüyorduk. Bu konuda iç pazarın ihtiyacı olan miktarda ürün, hasat döneminin de yaklaşması ile kısa sürede temin edilecektir ama tedarik tarafında beklenmeyen gelişmeler fiyatlara yansıyabiliyor. Bu krizin uzun sürmesi fiyatlar üzerinde baskıyı artıracak ama bir orta yol bulunursa fiyatlar da normal seviyesine geri döner. Bizim gemilerimizin Türkiye’ye yağ getirmesi de bu panik havasını dağıtacaktır” ifadelerini kullandı.

Büyükhelvacıgil, uluslararası piyasalarda yağın ton fiyatının 1400 dolar seviyesindeyken önce 1900 dolara, ardından 2 bin dolara tırmandığı bilgisini verdi.

Bu noktada fiyatların hızla tırmanması Türkiye’nin de ithalatını etkileyecek. Zira Türkiye tükettiği ayçiçeğinin yaklaşık yüzde 35’ini ithal ediyor. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın verilerine göre dünyadaki toplam ayçiçeği ithalatının 3’te birini de Türkiye gerçekleştiriyor. Bu ithalatın yarısı tek başına Rusya’dan yapılıyor. En büyük ayçiçeği üreticisi ise yüzde 30,4 ile Ukrayna, onu yüzde 26,4 ile Rusya ve yüzde 18,2 ile AB ülkeleri takip ediyor.

Tedirgin olanlar mal vermeyebilir

Şu an itibari ile piyasada bir panik havasının görülmediğini anlatan İstanbul Ticaret Odası (İTO) Hububat Bakliyat Meclisi Üyesi Tevfik Dinçer ise asıl problemin belirsizlik olduğunu vurguluyor.

Piyasadaki tüm aktörlerin şimdiye kadar istedikleri tüm ürünleri rahatça tedarik edebildiğini belirten Dinçer’in altını çizdiği konu bu belirsizliğin fiyatlama üzerindeki etkisi oluyor. Dinçer’e göre bu krizin ne kadar devam edeceğini kimse öngöremiyor, tedarikçiler bir süre sonra fiyatların daha da artacağı ve arzda sorunlar yaşanacağı düşüncesi ile piyasaya ürün vermekten kaçınıyor. Bu da yavaş yavaş market raflarında tüketicinin karşısına zam olarak çıkıyor.

Gıda sektörü çok hızlı etkileniyor

İstanbul Perakendeciler Derneği (PEDDER İstanbul) Yönetim Kurulu Başkanı Faruk Güzeldere de raflardaki etikette yazacak olan fiyatın ne olacağı konusunda kimsenin bir şey bilmediğini söylüyor.

“Gerçekten büyük bir belirsizlik içerisindeyiz. Bazı ürünler hakkında yüksek fiyatları duymaya başladık. Ancak şu an ciddi bir artıştan söz edemeyiz. Böyle diyoruz ama pazartesi ne olacağını da bilmiyoruz. Gıda sektörü bu belirsizliklerden en hızlı etkilenen sektör” diyen Güzeldere, fiyatların ne olacağına savaşın gidişatı karar vereceğini söylüyor.

Özellikle bitkisel yağlarda ve hububat tarafında krizden kaynaklı fiyat artışlarının yaşanabileceğine dikkat çeken Güzeldere, aynı zamanda Türkiye’nin Rusya’ya ihraç edemediği yaş sebze ve meyvenin iç piyasaya sürülmesi ile bu ürünlerde de ciddi bir ucuzlama yaşandığını kaydediyor.

Fiyatlara çözüm üretime destekten geçiyor

Burada daha çok direkt olarak yaşanan bir arz sorunundan bahsedildiğini ifade eden Büyükhelvacıgil, savaşın enerji ve diğer girdi maliyetleri üzerindeki olumsuz etkisinin de fiyatlarda önemli ölçüde etkili olduğunu dile getiriyor. Diğer yağ gruplarındaki ithalat vergisinin sıfırlanmasının kısa vadede önemli bir çözüm olduğunu vurgulayan Büyükhelvacıgil, şöyle devam ediyor:

“Savaşın uzaması gıda tarafında hem arz hem fiyat sorunu yaratacaktır. Maalesef tüm dünya gibi Türkiye de bundan etkilenecektir. Umarız savaş kısa sürede biter. Ama bizim önceliğimiz kendi iç üretimimizi arttırmak olmalı. Bu konuda üreticiye verilen desteklerin arttırılması, teşvik mekanizmalarının daha verimli olması bizim gıda tarafında bu süreci daha az hasarla atlatmamıza neden olur.”

Ekilen ürünler değişir mi?

Önümüzdeki süreçte yaşanan sıkıntılara bağlı olarak üreticilerin de ekim alanlarındaki tercihlerini değiştireceğini söyleyen İTO Hububat Bakliyat Meclisi Üyesi Tevfik Dinçer’e göre geçtiğimiz yıllarda pirinç üretimine ayrılan alanların yarısı önümüzdeki dönemde ayçiçeği ekim alanı olarak kullanılabilir. Üreticilerin bu tercihlerinde piyasada oluşan ihtiyaç temek etken olacak.

Sektör temsilcilerinin ortak görüşü yağ ve hububat tarafında Türkiye’nin büyük bir kriz yaşamayacağı yönünde. Ancak burada açılan ortak bir parantez var. O da ne olursa olsun savaş devam ettiği sürece Türkiye’nin de dünyadaki fiyat artışlarından çok fazla etkileneceği. En çok vurgulanan konu ise akaryakıt fiyatlarının neredeyse her gün artış eğiliminde olması. Nakliye giderlerinin katlanması da fiyatlara hızla yansıyor.

Vadeler düştü, nakit isteniyor

Ticaret borsalarında 3 gün önce 4 lira 90 kuruştan satılan buğdayın fiyatının bugün 5 lira 50 kuruşa çıkmasını örnek gösteren Tevfik Dinçer, “Bu fiyat artışları, arz tarafındaki belirsizlik yeni sorunlar oluşturdu. Evet henüz biz ürün temin etmekte zorlanmıyoruz ama güçlenen bir belirsizlik var. Önceden 45 gün vadeli çalıştığımız ticari partnerler artık 10 gün vadeli çalışmak istiyor. Bazı firmalar sadece nakit çalışmaya döndü. Bunun en büyük sebebi savaşın getirdiği endişeler. İnsanlar ödeme alamamaktan korkuyor” diyor.

Paylaşın

Türkiye’den AİHM’e Başvurular İkiye Katlandı

CHP’li Ali Haydar Hakverdi, AİHM başvurularının Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ikiye katlandığını belirterek, “Geldiğimiz noktada, vatandaşlarımızın iç hukuka olan güveni azalmış ve AİHM’ e yapılan başvuru sayısı iki katından fazla artmıştır” dedi. Hakverdi, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın yanıtlaması istemiyle soru önergesi verdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Ankara Milletvekili Ali Haydar Hakverdi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) 2021 Yılında 15 bin 251 başvuru yapıldığını belirterek, konuyu Meclis gündemine taşıdı.

Hakverdi, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın cevaplaması istemi ile Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığına verdiği soru önergesinde, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yayınladığı 2021 istatistiklerine göre, ülkemiz 15 bin 251 başvuru ile Rusya’dan sonra ikinci sırada yer almıştır. Başkanlık referandumunun yapıldığı 2017 yılında, 7 bin 518 başvuru yapılmıştır. Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın seçildiği 2018 yılında ise 7 bin 107 başvuru yapılmıştır. Geldiğimiz noktada, vatandaşlarımızın iç hukuka olan güveni azalmış ve AİHM’ e yapılan başvuru sayısı 2 katından fazla artmıştır.” ifadelerini kullandı.

“3 bin 151 kez ihlal kararı verildi”

Hakverdi, “AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılından bugüne kadar AİHM’ e 111 bin 771 başvuru yapılmış ve ülkemiz aleyhine ‘Yaşam Hakkı, Kötü Muamele, İfade Özgürlüğü, Güvenlik Hakkı ve Adil Yargılama’ gibi konularda 3 bin 151 kez ihlal kararı verildi. 2021 yılında AİHM’ in vermiş olduğu 986 ihlal kararının 76’sı Türkiye’den, bu ihlal kararlarına ek olarak; AİHM tarafından 43 başvuruya ‘Dosthane Çözüm’, 30 tanesine ise ‘Tek Taraflı Deklarasyon’ nedeniyle düşme kararı verildi” bilgisini paylaştı.

Bakan Bozdağ’dan 4 soru

Hakverdi, önergesinde Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a şu soruları yöneltti:

– 2021 yılında AİHM’ e Türkiye tarafından 15.251 başvuru yapılmıştır. Yapılan bu başvurular ile Rusya’nın ardından ikinci ülke konumundayız. Son 5 yılda, ülkemiz tarafından AİHM’ne yapılan başvurularda sürekli bir artışın yaşanmasının sebepleri nelerdir?

– 2002-2021 yılları arasında Türkiye tarafından AİHM’ ne 111.771 başvuru yapılmış, 3151 kez ihlal kararı verilmiştir. Ülkemiz bu kararlar sonrasında ne kadar tazminat ödemek zorunda kalmıştır?

– 2002-2021 yılları arasında, 3151 kez verilen ihlal kararları hangi konularda verilmiştir?

– 2021 yılında yapılan 15.251 başvurudan, kaçı gözaltı süreçleri ya da cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri ile ilgilidir?

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

Enerji Enflasyonunda Türkiye Avrupa’da Zirvede!

Elektrik, doğal gaz ve akaryakıta gelen zamlardan oluşan yıllık enerji enflasyonu Ocak 2022 itibariyle Türkiye’de yüzde 90 oldu. Yıllık enerji enflasyonu Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde ise ortalama yüzde 27 olarak gerçekleşti.

Euronews’ta yer alan habere göre; Ocak 2021 ile Ocak 2022 arasını kapsayan son bir yılda akaryakıt fiyatlarının en çok arttığı ülke de yüzde 110 ile Türkiye oldu.

Türkiye yüzde 96 ile elektrik fiyatlarının en çok arttığı ikinci ülke olarak kayıtlara geçti. Türkiye doğal gaz enflasyonunda ise yüzde 56 artışla Avrupa ülkeleri arasında 11. sırada yer aldı.

Yıllık enerji enflasyonu: Türkiye yüzde 90 ile zirvede

AB İstatistik Ofisi (Eurostat) 2021 ile 2022 ocak ayları arasında Avrupa ülkelerinde yıllık enerji enflasyon oranlarını açıkladı.

Enerji enflasyonu; elektrik, doğal gaz ve akaryakıta gelen zamlara göre hesaplanıyor. Yıllık enerji enflasyonunun zirvesinde yüzde 90 ile Türkiye var. 27 ülkeden oluşan AB ortalaması ise yüzde 27.

Ancak birçok Avrupa ülkesinde enerji enflasyonunun yüksek olması dikkat çekiyor. Yıllık enerji enflasyonu Belçika’da yüzde 67 olurken üçüncü sırada yüzde 58 ile Hollanda var.

Son sırada ise fiyatların hiç değişmediği Malta var. İzlanda ve Sırbistan’da enerji fiyatları sadece yüzde 11 arttı.

Ocak itibariyle yıllık enerji enflasyonu diğer bazı ülkelerde şöyle oldu: Yunanistan yüzde 41, İspanya yüzde 33, Bulgaristan yüzde 25, Almanya ve Fransa yüzde 21.

Elektrik fiyatları en çok Hollanda’da arttı, Türkiye 2. sırada

Son bir yılda elektrik fiyatlarının en çok arttığı ülke ise yüzde 111 ile Hollanda oldu. Türkiye yüzde 96 ile ikinci sırada yer alırken Belçika yüzde 71 ile üçüncü sırada. Elektrik fiyatlarında enflasyon AB ortalamasında yüzde 24 oldu.

Üç ülkede elektrik fiyatlarında düşüş yaşanırken iki ülkede ise fiyatlar değişmedi. Letonya’da elektrik enflasyonu yüzde eksi 18, Lüksemburg’da eksi 3, Romanya’da eksi 2 oldu. Malta ve Macaristan’da ise yüzde 0.

Diğer bazı ülkelerdeki oranlar ise şöyle: İtalya yüzde 62, İspanya yüzde 46, Almanya yüzde 11, Fransa yüzde 4.

Doğal gazda enflasyon 4 ülkede yüzde 100’ü aştı

Doğal gazda enflasyon ise bazı ülkelerde yüzde 100’ü aştı. Zirvede yüzde 148 ile Belçika var. Bu ülkeyi yüzde 144 ile Bulgaristan, yüzde 128 ile Danimarka ve yüzde 105 ile Hollanda takip ediyor. Türkiye’de doğal gaz fiyatları son bir yılda yüzde 56 artarken AB ortalaması yüzde 41 oldu.

Enflasyon verileri, doğal gazın yanı sıra sıvılaştırılmış gazları da kapsıyor.

Akaryakıt enflasyonunda Türkiye açık ara zirvede

Akaryakıt enflasyonunda ise Türkiye açık ara zirvede yer alıyor. Ocak 2022 itibariyle son bir yılda akaryakıt fiyatları Türkiye’de yüzde 110 arttı.

İkinci sıradaki Bulgaristan’da ise akaryakıt fiyatları aynı dönemde sadece yüzde 35 arttı. AB ortalaması yüzde 26 olurken Malta’da fiyatlar artmadı.

Diğer bazı ülkelerde yıllık akaryakıt enflasyonu şöyle oldu: Belçika yüzde 33, Almanya yüzde 27, Yunanistan yüzde 26, Fransa yüzde 25 ve İtalya yüzde 20.

Paylaşın

Rusya’ya Uygulanan SWIFT Yaptırımı Türkiye’yi Nasıl Etkiler?

Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesi ile birlikte uluslararası kamuoyundan ardı ardına yaptırım açıklamaları geldi. Ancak bu yaptırımların arasında en etkili konu başlıklarından biri Rusya’nın SWIFT sisteminden çıkartılma kararı oldu.

Society for Worldwide Interbank Financial Telecommunication’ın kısaltması olan SWIFT için en doğru tanım uluslararası ödemeler ağı olarak öne çıkıyor.

Bu sistem tüm dünya ticaretinde kilit bir role sahip. Bu yüzden Rusya’nın sistem dışında kalması hem ticari hem de finansal hizmetlerin büyük oranda durmasına neden olabilir. Bu da Rusya üzerindeki ekonomik baskıyı arttıracak.

Ancak burada Türkiye’yi de çok yakından ilgilendiren bir ilişki var. O da Türkiye’nin enerjiden gıdaya, turizmden tekstile kadar çok sayıda sektörde Rusya ile olan güçlü ticareti. Geçtiğimiz yıl Rusya ile ikili ticarette yaklaşık 35 milyar dolarlık bir hacim yakalayan Türkiye için bu aynı zamanda büyük bir ekonomik zorluk sürecini de beraberinde getirebilir.

DW Türkçe’den Emre Eser’e değerlendirmelerde bulunan Hazine ve Maliye Bakanlığı Gelir Politikaları eski Genel Müdürü ve eski IMF Ekonomisti Dr. Burcu Aydın Özüdoğru’ya göre Rusya ekonomisindeki bir daralma veya yaptırım Türkiye’yi de yakından ilgilendiriyor. Gıda, turizm ve müteahhitlik gibi alanlarda çok büyük bir ticari ilişkinin bulunduğunu belirten Özüdoğru, “Rusya’nın ödeme sistemleri konusunda yaşayacağı problemler Türk şirketlerinin ihracat yapma kapasitesini zorlayabilir ve tahsilat süreçlerini geciktirebilir” diyor.

Rusya ile Türkiye’nin ikili ticaretinde ilk akla gelen sektörler turizm ve gıda oluyor.

Alternatif pazar arayışı

Rusya’nın Türkiye’nin gıda ithalatında çok önemli bir yere sahip olduğunu belirten Tayaş Gıda Yönetim Kurulu Başkanı Kazım Taycı, “SWIFT engeli bizim Rusya olan ticaretimizi ciddi ölçüde engeller. Bugün itibarıyla Rusya’dan ithalat konusunda ciddi bir sıkıntı yaşamıyoruz. Ruslar ile şu an görüşüyoruz. Ama bu kararların daha kapsamlı uygulanması bizim için uzun vadede büyük bir problem oluşturacaktır. Sonuçta bir un fabrikası Rusya’dan buğday alıyor ve onun ödemesini bu sistem üzerinden yapıyor. İç tüketim için bir sıkıntı görülmese de biz şimdiden alternatif pazar arayışına girdik. B ve C planlarımızı devreye almak için çalışıyoruz. Buğday ithalatı yapabileceğimiz ülkeler üzerine yoğunlaşıyoruz” diye konuştu.

Gıda sektörü alternatif pazar arayışına girerken turizmciler ise Rusya pazarının yerinin Türkiye için çok stratejik olduğunu başka bir ülke ile doldurulamayacağını ifade ediyor.

Turizmci nasıl ödeme alacak?

Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB) Batı Akdeniz Bölge Temsil Kurulu Başkanı Özgen Uysal, Rusya’nın Ukrayna’yı işgal etmesiyle beraber rezervasyonların durduğunu söyledi. Yeni rezervasyon alamadıklarını belirten Uysal, “Turizm sektörü için çok kritik bir pazar. Ülkenin SWIFT sisteminden çıkarılması demek turizmcinin verdiği hizmetin ödemesini alamaması demek. Nasıl olacak? Eskisi gibi çanta ticareti mi yapacağız? Kripto para ile mi ödeme olacak? Bunlarla ticaret olmaz. Büyük bir belirsizlik var” ifadelerini kullandı.

Turizmciler Rus halkının ekonomik endişelerinin artmasının ve Ruble’nin hızla değer kaybetmesinin de Türkiye turizmi için olumsuz bir fotoğraf ortaya çıkaracağını düşünüyor.

“Hava sahası kapanırsa biteriz”

Üstelik Uysal, turizmcinin asıl endişesinin hava sahası sorunu olduğunu söylüyor. Buna göre turizme en büyük darbeyi Türkiye’nin de diğer Avrupa ülkeleri gibi hava sahasını Rus uçaklarına kapatması vurabilir. “İşte o zaman turizmciler dükkân kapatır. Biteriz” diyen Uysal, “Tek umudumuz bu işgalin ve savaş halinin sonlanması. Ukrayna ve Rusya’daki olayların Türkiye’yi etkilememesi imkânsız. Gözlerimiz yapılan toplantılarda. Umarız savaş en kısa sürede sonlanır. Durum hızla normale döner ve etkilerini daha fazla yaşamayız” şeklinde konuştu.

Türkiye’yi yakından ilgilendiriyor

Rusya ekonomisinde yaşanan sıkıntıların Türkiye’yi her alanda etkileyebileceğini anlatan ekonomist Dr. Burcu Aydın Özüdoğru şöyle konuştu:

“Bu etkilerden birisi de finansal kırılganlık göstergeleri. Aslında bunu da görmeye başladık. Geçtiğimiz hafta Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile beraber Türk Lirası Dolar karşısında hızla değer kaybetti. Şu an biraz toparlanma olsa da önemli bir riski işaret ediyor. Ayrıca şu aşamada önemli risklerden birisi de kur korumalı mevduat sistemi üzerinden üstlenilen garantiler. Son verilere göre sistemde yaklaşık 470 milyar lira birikti. Örnek vermek gerekirse kur veya altına karşı verilen garantilerde mevduat faiz oranı yüzde 14-17. Orada kurun her bir puanlık yükselişi kamu maliyesi açısından 5 milyar dolarlık maliyet demek.”

“Enflasyonu tetikler”

Doğalgaz, petrol ve kurdaki yukarı yönlü çıkışın enflasyon üzerindeki baskıyı arttıracağını belirten Özüdoğru, Türkiye’nin, Rusya ve Ukrayna’dan önemli ölçüde tahıl ithal ettiğini hatırlattı. Her ülkede uzun sürecek sıkıntıların Türkiye’deki gıda fiyatlarının üzerinde de olumsuz etkisi olabileceğini söyleyen Özüdoğru, “Ayrıca turizmde de önemli bir kayıp söz konusu. Tüm bunlar ekonominin her alanında kendini gösterebilir” dedi.

Peki Rusya ile ticarette yerel parayla ticaret bu konuda bir rahatlama sağlayabilir mi?

“Yerel para ile daha zor”

Dolar ve Euro’nun uluslararası ticarette vazgeçilmez bir ağırlığının bulunduğunu dile getiren Özüdoğru, şöyle konuştu:

“Hatırlarsanız İran’a uygulanan yaptırımlar nedeniyle Halkbank ABD’de ciddi suçlamalarla karşı karşıya kalmıştı. Ticarette buna dikkat edilecektir. Türkiye, Ruble gibi farklı para birimlerine yönelebilir ama burada Dolar ve Euro’nun dışına çıkması da kısa vadede pek mümkün değil gibi görünüyor. Bu geçiş çok kolay olmayacaktır.”

“Rusya’nın üzerinde ciddi etkisi olacak”

Son olarak Rusya’ya uygulanacak yaptırımların Rus finansal sistemi üzerindeki ciddi etki bırakacağını vurgulayan Özüdoğru bunları şöyle açıkladı:

“Rusya Merkez Bankası faiz oranlarını yüzde 9.5 seviyesinden yüzde 20’ye çıkardı. Ama buna rağmen Ruble, Dolara karşı yüzde 30’a yakın değer kaybetti. Yaptırımlar, Rus halkının bankacılık sistemine olan güvenini de etkileyecek. Özellikle SWIFT engellemesi bu konuda bir bankacılık krizine ve Ruble’nin daha da hızlı değer kaybetmesine neden olabilir. Ama dileğimiz barış müzakerelerinin başlaması ve bu etkilerin de yaşanmaması” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye Ekonomisi, 2021’de Yüzde 11 Büyüdü

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), geçen yıla ilişkin üretim yöntemiyle hesaplanan gayrisafi yurt içi hasıla (GSYH) sonuçlarını açıkladı. Buna göre, Türkiye ekonomisi 2021’de yüzde 11, geçen yılın son çeyreğinde yüzde 9,1 büyüdü.

Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH, 2021’de bir önceki yıla göre yüzde 42,8 artarak 7 trilyon 209 milyar 40 milyon lira olarak gerçekleşti.

GSYH’yi oluşturan faaliyetler incelendiğinde, 2021 yılında bir önceki yıla göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak, hizmet faaliyetleri toplam katma değeri yüzde 21,1, diğer hizmetler yüzde 20,3, bilgi ve iletişim faaliyetleri yüzde 20,2, mesleki, idari ve destek hizmet faaliyetleri yüzde 17,3, sanayi yüzde 16,6, kamu yönetimi, eğitim, insan sağlığı ve sosyal hizmet faaliyetleri yüzde 7 ve gayrimenkul faaliyetleri yüzde 3,5 arttı. Söz konusu dönemde, finans ve sigorta faaliyetleri yüzde 9, tarım sektörü yüzde 2,2 ve inşaat sektörü ise yüzde 0,9 azaldı.

GSYH 2021 yılı dördüncü çeyreğinde yüzde 9,1 arttı

GSYH dördüncü çeyrek ilk tahmini; zincirlenmiş hacim endeksi olarak, 2021 yılının dördüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 9,1 arttı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,5 arttı

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,5 arttı. Takvim etkisinden arındırılmış GSYH zincirlenmiş hacim endeksi, 2021 yılı dördüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 9,1 arttı.

Üretim yöntemiyle Gayrisafi Yurt İçi Hasıla tahmini, 2021 yılının dördüncü çeyreğinde cari fiyatlarla bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 51,8 artarak 2 trilyon 313 milyar 810 milyon TL oldu. GSYH’nin dördüncü çeyrek değeri cari fiyatlarla ABD doları bazında 198 milyar 968 milyon olarak gerçekleşti.

Yerleşik hane halklarının nihai tüketim harcamaları, 2021 yılında bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre yüzde 15,1 arttı. Hane halkı tüketim harcamalarının GSYH içindeki payı yüzde 55,1 oldu.

Yerleşik hane halklarının nihai tüketim harcamaları 2021 yılının dördüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 21,4 arttı. Devletin nihai tüketim harcamaları yüzde 1,9, gayrisafi sabit sermaye oluşumu ise yüzde 0,8 azaldı.

2021 yılında bir önceki yıl zincirlenmiş hacim endeksine göre mal ve hizmet ihracatı yüzde 24,9, ithalatı ise yüzde 2,0 arttı. Mal ve hizmet ihracatı, 2021 yılının dördüncü çeyreğinde bir önceki yılın aynı çeyreğine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak yüzde 20,7, ithalatı ise yüzde 2,6 arttı.

İşgücü ödemeleri 2021 yılında yüzde 31,4 arttı

İşgücü ödemeleri 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 31,4 artarken, net işletme artığı/karma gelir yüzde 53,2 arttı. 2021 yılının dördüncü çeyreğinde ise işgücü ödemeleri bir önceki yılın aynı çeyreğine göre yüzde 37,7 artarken, net işletme artığı/karma gelir yüzde 62,9 arttı.

İşgücü ödemelerinin cari fiyatlarla Gayrisafi Katma Değer içerisindeki payı geçen yıl yüzde 33,1 iken bu oran 2021 yılında yüzde 30,2 oldu. Net işletme artığı/karma gelirin payı ise yüzde 49,3’ten yüzde 52,6’ya yükseldi.

Paylaşın

Önlemler Kaldırılırsa Kovid 19 Kaynaklı Ölümler Artar

Türkiye’de her gün Covid-19 nedeniyle 300’e yakın insan yaşamını yitiriyor. Yalnızca son 10 günde (15 Şubat-24 Şubat) toplam 2 bin 731 kişi salgın nedeniyle hayatını kaybetti. Buna göre her gün ortalama 273, her saat başı 11 can kaybı yaşandı. Son 10 günde 856 bin 936 yeni vaka tespit edildi.

Salgının bilançosu bu kadar ağırken ülkede ‘maske zorunluluğu kaldırılacak mı?’ sorusu gündemde. Sağlık Bakanlığı’nın, Koronavirüs Bilim Kurulu ile birlikte önümüzdeki hafta bu konuyu görüşmesi ve ardından ‘yeni dönem’le ilgili açıklama yapması bekleniyor.

Aslında Bilim Kurulu bu hafta toplanacaktı ancak toplantı 1 Mart Salı gününe ertelendi. Sağlık örgütlerinden hekimler ve uzmanlar ise maske zorunluluğu da dahil olmak üzere önlemlerin gevşetilmesinin çok büyük hata olacağı görüşünde.

Salgın kontrol altında değil

Türk Tabipleri Birliği (TTB), Halk Sağlığı Uzmanları Derneği (HASUDER), Türk Klinik Mikrobiyoloji ve İnfeksiyon Hastalıkları Derneği (KLİMİK), Türk Toraks Derneği (TTD) ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanlık Derneği (KLİMUD), dün ortak basın toplantısı düzenleyerek siyasi iktidarı bir kez daha uyardı. Örgütler adına yapılan ortak açıklamada, salgın önlemleri olmadan pandemi ile mücadele edilemeyeceği vurgulandı.

Ortak açıklamayı okuyan TTB Pandemi Çalışma Grubu Üyesi Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol, ocak ortasından itibaren hızla yayılan Omicron varyantının, hızlı bulaşma özelliği nedeniyle daha önceki piklerden çok daha fazla kişiyi etkilediğine dikkat çekti. Kurumsal yetkililerin rehavet yaratan sözleri ve yeterli önlemlerin alınmaması sonucu günlük ölüm sayısının aylar sonra 300’ü aştığını belirten Şenol, şunları söyledi:

“Bu varyantın daha çok insanda hastalık oluşturması ve aşılamanın yetersiz olması, daha fazla ölüme neden oldu. PCR testlerinin kısıtlanmasına rağmen resmi verilere göre halen günlük 80 bin civarında Covid-19 olgusu ve 250-300 ölüm görülüyor. Bu veriler, salgının yurdumuzda kontrol altında olmadığını gösteriyor. Üstelik resmi verilere göre 2 doz aşılama yapılan kişi sayısı 53 milyona yaklaştı, bu sayı enfeksiyon yayılımı ve ölümleri azaltmak için yeterli değil. Gerekli hatırlatıcı doz zamanı gelmesine rağmen bu dozu yaptırmayan kişi sayısı ise 25 milyondan fazla.”

Ölümlerin artacağı açık

Ülkede salgından korunma önlemlerinin yetersizliğinden dolayı zaten her gün yüzlerce “önlenebilir ölümün” meydana geldiğini vurgulayan Şenol, “Şu anda aşılama oranı iyi olan ülkelerin aldığı kararlar emsal gösterilerek, tüm önlemlerin dayanağı olmadan kaldırılması bilimsel değildir ve Covid-19 ölüm sayılarında artışa yol açacağı açıktır” uyarısı yaptı.

Maske zorunluluğu tartışmalarına da değinen Prof. Dr. Şenol, “Salgının hafiflediği ve bitmekte olduğuna dair yetkililerce yapılan açıklamalar, zaten toplumda maske kullanımını çok azalttı, maske kullanımının tamamen kalkacağı beklentisini yarattı. Oysa rakamların gösterdiği üzere salgın hafiflemedi. Toplumda, özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda maske kullanımına her koşulda mutlaka devam edilmeli” ifadelerini kullanıldı.

Acilen yapılması gerekenler

Prof. Dr. Şenol, Covid-19 ölümlerinin durdurulması için acilen yapılması gerekenleri şöyle sıraladı:

  • Salgının başından beri dikkat edilmeyen havalandırma ve kapalı alanların kapasitesinin düzenlenmesi konularında gerekli adımlar atılmalı.
  • Hızlı antijen testleri yaygın, parasız ve erişilebilir şekilde faaliyete sokulmalı.
  • Hem ilk hem de ek aşı dozlarının yapılmasını artırmak için yasal düzenlemeler dâhil bütün imkânlar ve yöntemler kullanılmalı.
  • Çocuk yaş grupları için uygun aşılarla aşılama başlatılmalı.
  • İlaç hekim reçetesi ile yazılır, hekim gözetiminde kullanılır. Covid-19 ilaçları evlere bırakılmamalı.

Kovid 19 Türkiye Verileri

  • Salgında yaşamını yitiren yurttaşların toplam sayısı: 93 bin 539
  • Salgının başından beri tespit edilen vaka sayısı: 3,8 milyon
  • Henüz hiç aşı olmamış 18 yaş üstü yurttaşların sayısı: 4,2 milyon
  • Zamanı gelse de hatırlatma dozunu olmayanların sayısı: 25 milyon

(Kaynak: Birgün)

Paylaşın

Reuters’tan Dikkat Çeken Analiz: Türkiye’nin Manevra Alanı Kalmadı

İngiliz haber ajansı Reuters, Türkiye’nin Rusya-Ukrayna savaşındaki konumunu analiz eden bir yazı yayımladı. Yazıda, Türkiye’nin iki ülke ile işbirliklerine dikkat çekilirken, ‘Türkiye’nin manevra alanı kalmadı’ ifadelerine yer verdi.

Rusya ve Ukrayna arasında bir süredir yaşanan gerilim dün sabah Rus ordusunun Ukrayna’ya girmesiyle işgale dönüşürken, Türkiye’nin tutumu da uzun süredir tartışılıyordu. En son Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ne Rusya ne de Ukrayna’dan vazgeçebileceklerini söylemişti.

Reuters, Türkiye’nin bu savaşta bulunduğu konumu analiz eden bir yazı yayımladı. Yazıda, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son yıllarda hem Moskova hem de Kiev ile güçlü ekonomik ve siyasi ilişkiler geliştirmesi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaline tepki olarak Türkiye’yi hassas bir konumda bırakıyor” ifadeleri kullanılırken, “Türkiye’nin manevra alanı kalmadı” vurgusu yapıldı. Ankara’nın turizm, gaz, tahıl, tarım projeleri ve nükleer enerji konusunda Rusya ile ekonomik olarak ters düşmeyi göze alamayacağı da ifade edildi.

Erdoğan, NATO’yu eleştirdi

Bu yüzden Türkiye’nin dikkatli davranması gerektiği vurgulanan yazıda, “Ukrayna ile artan turizm, ticaret ve savunma bağları da, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklediğini ve Rusya’nın işgalinden “içtenlikle üzüntü duyduğunu” söyleyen Erdoğan için hesaplamaların bir parçası” ifadeleri kullanıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da bugün Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısıyla ilgili, “Sıradan bir kınama cümbüşüne dönmemeli, NATO daha kararlı bir adım atmalı” dedi.

Sözcü’nün aktardığını göre Reuters, Türkiye’nin birçok alanda Rusya ve Ukrayna ile iş birliği içerisinde olduğunu belirterek bu alanları sıraladı:

Turizm: Turizmin Türkiye ekonomisi için önemli bir döviz kaynağı olduğu aktarılan yazıda, liradaki düşüşün yol açtığı ekonomik sıkıntıların turizm gelirinin önemini daha da artırdığı vurgulandı. 2019 yılında 7 milyon Rus vatandaşının Türkiye’yi ziyaret ettiği, bunun Rus vatandaşları için Türkiye’nin birinci tercih anlamına geldiği ifade edildi. Geçtiğimiz yıl Türkiye’yi 2,1 milyon Ukraynalının ziyaret ettiği hatırlatılırken, Türk hükümetinin iki ülkeden de turizm açısından önemli bir gelire sahip olduğu vurgulandı.

Savunma sanayi: Türkiye, Washington’un yaptırımlarına rağmen Rusya’dan S-400 tipi füze savunma sistemi aldı ve gelecekte de benzer bir anlaşma yapacağının sinyalini verdi. Erdoğan Eylül ayında Türkiye’nin savaş uçakları ve denizaltılar da dahil olmak üzere Rusya ile daha fazla ortak savunma sanayii adımı atmayı düşündüğünü söyledi.

Reuters’ın analiz yazısında ayrıca Türkiye’nin Ukrayna’ya gelişmiş insansız hava araçları sattığı hatırlatılırken, “Bu alış veriş ve daha fazla ortak üretim için bir anlaşmaya varılması Moskova’yı kızdırdı” ifadeleri kullanıldı.

Enerji: Rus doğalgazı, geçen yıl Türkiye’nin ithalata bağımlı doğalgaz alımlarının yüzde 45’ini oluştururken, Türkiye, Rusya’dan ham petrol da ithal ediyor.

Tarım: Tarım bakanlığı işgal nedeniyle arz sıkıntısı beklemediğini söylese de, Türkiye tahıl için iki ülkeye büyük ölçüde bağımlı. Rusya, 2021 yılında Türkiye’nin tahıl ithalatının yüzde 56’sını 2,24 milyar dolarla karşılarken, Ukrayna’dan yapılan ithalat ise 861 milyon doları buldu.

Nükleer: Rus nükleer devi Rosatom, Türkiye’nin güneyindeki Akkuyu’da bir nükleer santral inşa ediyor. Erdoğan, Rusya’nın iki santralin daha inşasında işbirliği yapmasını önerdi.

Rekabet: Türkiye ile Rusya arasında jeopolitik rekabet ilişkileri karıştıran etmenler arasında yer alıyor. Türkiye, Rus destekli Suriye hükümet güçlerini geri püskürtmek için kuzey Suriye’ye asker yerleştirirken, iki ülke Libya ve Dağlık Karabağ’daki savaşlarda rakip tarafları destekledi.

Paylaşın

Temel İhtiyaçlarını Karşılayamayanların Oranı Yüzde 80’i Aştı

NG Araştırma, 11-21 Şubat tarihlerinde ‘Türkiye’de geçim şartları’ eksenli kamuoyu araştırması gerçekleştirdi. Son dönemde ardı ardına gelen zamlar, emeklilere ve asgari ücretli vatandaşlara yapılan maaş artışları ile ekonomik koşulların, insanlarda alım gücünü nasıl etkilediği konu alınan araştırma, Türkiye genelinde 15 yaş üzeri bin 855 kişinin katılımıyla yapıldı.

Araştırma bulgularına göre; katılımcıların yüzde 84’ü emekli maaşlarına yapılan yüzde 23, 65’lik zammı yetersiz buluyor. NG Araştırma ‘Zam beklentileri karşılayabildi mi?’ sorusunun sadece emeklilere sorulduğuna dikkat çekerek, bu soruya verilen cevaplardan ortaya çıkan sonucu şu şekilde açıkladı:

“Ek geliri olmayan emeklilerin yüzde 85’i geçinemiyor”

“Her iki emekliden birinin emekli maaşı dışında başka bir geliri bulunuyor. Ek gelire de gerçekten ihtiyaçları olduğunu belirttiler. Çünkü ek geliri olan her 10 emekliden 9’u sadece emekli maaşıyla geçinemeyeceğini söylüyor. Emekli maaşı dışında ek geliri olmayanların ise yüzde 85’i geçinemediğini belirtti.”

Araştırmada katılımcılara, asgari ücrete yapılan yüzde 50 oranındaki zam da soru olarak yöneltildi. Katılımcıların yüzde 45’i yapılan zammı ‘beklentiden uzak’ olarak değerlendirirken, yüzde 33’ü ‘beklediği oranda’ olduğunu, yüzde 22’si ise ‘beklentiden yüksek’ zam yapıldığını ifade etti.

NG Araştırma, bu soruya verilen yanıtın ardından katılımcılara, ‘Kirada yaşayan bir ailenin tek geçim kaynağı olan asgari ücretle kaç kişinin borçlanmadan temel ihtiyaçları karşılayıp karşılayamadığı’ sordu. Katılımcıların yüzde 23’üne göre asgari ücretle bir kişi dahi temel ihtiyaçlarını karşılayamaz. Bu soruya verilen yanıtta, katılımcıların yüzde 27’si asgari ücretle bir kişi geçinebilir derken, yüzde 23’ü iki kişi geçinebilir cevabını verdi.

“Asgari maaşla 2 kişi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor”

Asgari ücretle 4 kişilik bir ailenin geçinebileceğini düşünenlerin oranı yüzde 5’te kalırken, 5 veya daha fazla kişinin asgari ücretle geçinebileceğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 9 olarak ortaya çıktı. Araştırma bulgularına bakıldığında her iki kişiden birine göre asgari maaşla 2 kişi temel ihtiyaçlarını karşılayamıyor.

Faturalar ve gıdaya gelen zamlar

Araştırmada, son dönemde yapılan zamlarla birlikte yaşam koşullarının nasıl etkilediği de katılımcılara soruldu.

Katılımcıların genelinde, fiyat artışlarının geçim şartlarını ‘çok olumsuz’ etkilediği hâkim görüş olurken, en çok doğalgaz, elektrik, su (yüzde 95) ile gıda ve benzin fiyatlarındaki zamların (yüzde 95) vatandaşlara olumsuz yansıdığı ifade edildi.

Araştırmada ev kiralarındaki artışın da katılımcıların yüzde 93’ünü etkilediği kaydedildi. Fiyat artışlarından olumsuz etkilenmediği söyleyen kesimin oranı ise yüzde 5’lerde kaldı.

NG Araştırma, ‘oturdukları eve ödedikleri kira ile ilgili düşüncelerinin’ sorulduğu katılımcıların bu soruya verdikleri yanıtı ise şu şekilde özetledi:

“Kiracıların yüzde 65’i ev kirasının beklediğinden çok fazla olduğunu belirtirken, beklediğim gibi diyenlerin oranı ise yüzde 29. Kirada oturuyorum diyenlerin ödediği aylık kira tutarının ortalaması bin 503 TL. Bu tutar ortalama aylık gelirin yüzde 23’üne denk geliyor. Ev sahibi olanlara, ‘evini kiraya versen beklentin ne olurdu?’ diye sorduğumuzda ise gelen yanıtların ortalaması bin 821 TL. Kiracıların ve ev sahiplerinin beklentilerinin birbirinden farklı olduğu görünüyor. Ortalama aylık gelir ve gider dağılımına baktığımızda, temel ihtiyaçlarımızın bir kısmının toplam gideri, toplam gelirimizin yüzde 71’ine denk geliyor.”

En çok harcama gıdaya

Araştırmaya göre ortalama aylık gelir ve gider dağılımına bakıldığında en çok harcama gıda alışverişi yönünde. Katılımcıların yüzde 28’i en çok harcamayı gıda alışverişinde yaptıklarını ifade ederken, kiraya yüzde 23, doğalgaza yüzde 10, elektriğe yüzde 7, suya yüzde 3, diğer seçeneğe ise yüzde 29 ayrıldığını görünüyor.

Araştırmaya göre, artan hayat pahalılığı karşısında insanların aylık gelirleri giderlerini karşılamıyor. Buna göre katılımcıların yüzde 73’ü, aylık gelirlerinin temel ihtiyaçlarını karşılayamadığını söylerken, yüzde 22’si karşılayabildiğini kaydetti.

NG Araştırma, “Bu soruya gelen yanıtları bölge bazlı incelediğimizde Doğu, Güneydoğu ve Akdeniz bölgelerinde aylık geliri temel ihtiyaçlarını karşılayamayanların oranı yüzde 80’i aşıyor” ifadelerine yer verdi.

Birikim yapabilenlerin oranı yüzde 24

Tüm bu ekonomik koşullar içerisinde ‘birikim’ yapamadığını ifade eden kişilerin oranı yüzde 72 iken, ‘bazen’ birikim yapabildiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 24 olarak ortaya çıktı. Düzenli birikim yapanların oranı ise tüm katılımcılar içerinde yüzde 4.

Akaryakıt zamları

Yılbaşından bu yana gelen yüksek orandaki akaryakıt zamlarına göre araba kullanma sıklığına ilişkin veriler de araştırma bulgularında yer aldı. Arabası olan her 10 kişiden 8’i son zamlardan sonra araç kullanım sıklığını azalttığını ifade etti. NG Araştırma, arabası olmayan kişilere yönelttiği ‘Neden araba almıyorsunuz?’ sorusuna ise şu yanıtın verildiğini kaydetti:

“Gelen yanıtlar yine ekonomik sorunları işaret ediyor. Katılımcıların yüzde 42’si ekonomik durumunun kötü olmasını sebep olarak gösterirken, yüzde 40’ı ise araba fiyatlarının çok yüksek olmasından kaynaklandığını belirtti.”

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener: Türkiye S-400’lerden Acilen Kurtulmalı

Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı operasyona ilişkin değerlendirmelerde bulunan İYİ Parti Lideri Akşener, “Türkiye, Rusya ile kurduğu asimetrik ilişki modelinden sıyrılmalı, kendisini kırılgan hale getiren S400’lerden acilen kurtulmalı, Akkuyu nükleer santralini derhal millileştirmeli, bölgesel istikrara risk oluşturabilecek Kanal İstanbul projesini durdurmalıdır” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Rusya’nın Ukrayna’ya başlattığı operasyon hakkında, “Rusya’nın bölge devletlerinin güvenlik ve egemenliklerini tehdit etmesi bir dış politika doktrini değil, Dostoyevski romanlarında görülen türden bir ruhsal bunalımdır” değerlendirmesinde bulundu.

Akşener, sosyal medya hesabından bir dizi paylaşımda bulunarak, Rusya ve Ukrayna arasındaki sıcak çatışmaları değerlendirdi.

Türkiye’nin atması gereken adımlara ilişkin görüşlerini paylaşan Akşener, “Türkiye, Rusya ile kurduğu asimetrik ilişki modelinden sıyrılmalı, kendisini kırılgan hale getiren S-400’lerden acilen kurtulmalı, Akkuyu nükleer santralini derhal millileştirmeli, bölgesel istikrara risk oluşturabilecek Kanal İstanbul projesini durdurmalıdır” dedi.

Montrö vurgusu

Akşener’in açıklamaları şöyle:

“Rusya’nın bölge devletlerinin güvenlik ve egemenliklerini tehdit etmesi bir dış politika doktrini değil, Dostoyevski romanlarında görülen türden bir ruhsal bunalımdır. Uluslararası toplum bu davranışı şiddetle reddetmeli ve devlet egemenliği ile saldırmazlık ilkesini esas alan uluslararası sistem yaklaşımına ivedilikle geri dönülmelidir.

Türkiye ise Rusya ile kurduğu asimetrik ilişki modelinden sıyrılmalı, kendisini kırılgan hale getiren S400’lerden acilen kurtulmalı, Akkuyu nükleer santralini derhal millileştirmeli, bölgesel istikrara risk oluşturabilecek Kanal İstanbul projesini durdurmalıdır. Saraydaki bol maaşlı şen azınlık ve iktidarları da bu vesileyle mirasyedi bir evlat gibi her fırsatta hor gördükleri Montrö’nün, Lozan’ın ve ülkemizi Dünya savaşının dışında tutabilmiş iradenin hayati önemini anlamalı ve o iradeyi gösterebilenlere bir hayır dua göndermelidir.”

Paylaşın