Birleşmiş Milletler’den Türkiye İçin Borç Krizi Uyarısı

Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın (UNDP) düşük ve orta gelirli 120 ekonominin borç kırılganlık göstergelerini inceleyerek hazırladığı raporu yayımladı. Raporuna göre, Türkiye, Yüksek Spekülatif kategorisinde yer aldı.

Dünya’dan Hilal Sarı’nın aktardığı rapor, 120 ekonomiden 19’u çok kritik düzeyde olmak üzere 72 ekonominin temerrüt riski açısından ‘kırılgan’ olduğunu ortaya koyuyor.

Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası’nın Borç Sürdürülebilirlik Değerlendirmeleri’nden, kredi notlarından ve diğer çeşitli ölçütlerden yararlanılarak hazırlanan raporun, çoğu düşük gelirli ekonomilerden oluşan temerrüt riski bulunan ülkeler listesinde Türkiye ve zaten temerrüte düşmüş olan Arjantin dışında G-20 ekonomisi yok.

Borç kırılganlık listesinde ülkeler üç kategoriye ayrılmış: Temerrütte/Temerrüte düşmek üzere; Temerrüt riski çok yüksek; Yüksek Spekülatif. Türkiye, Yüksek Spekülatif kategorisinde.

Düşük-orta gelirli ülkeler toplam borcun yüzde 49’unu (294,1 milyar dolar), Türkiye’nin de aralarında olduğu yüksek-orta gelirli ülkeler ise bu borcun yüzde 45’ini (268,1 milyar dolar) oluşturuyor. Yüksek-orta gelir grubundaki borcun büyük bir kısmı “zaten temerrütte ve temerrüte düşmek üzere” kategorisinde. Başta Arjantin olmak üzere, Venezuela, Lübnan ve Ekvador bu büyük ekonomiler arasında.

Dünya Bankası da 28 Mart tarihli “Borç krizi dalgasına hazır mıyız?” blog yazısında yüksek enflasyon, yavaş büyüme ve sıkılaşan finansal koşulların gelişmekte ve kalkınmakta olan ekonomilerde borç krizlerine neden olacağını öngörüyor.

”Kitlesel gösterilere neden olacak”

BM’nin Ticaret ve Kalkınma Örgütü UNCTAD ise 16 Mart tarihli raporunda savaşın ticaret ve kalkınma üzerindeki etkisinin küresel ekonomik görünümü hızla bozduğu ve özellikle Afrika ülkeleri ve en az gelişmiş ülkeler için alarm zilleri çaldığı vurgulanıyor.

Raporda gıda ve yakıt fiyatlarındaki artışın geçmişte de olduğu gibi kitlesel huzursuzluklara neden olabileceği öngörülüyor. Ayrıca Çin’den Avrupa’ya demiryolu taşımacılığının savaş nedeniyle aksaması durumunda navlun fiyatlarında da ciddi artışlar olabileceği uyarısı yapılıyor.

Paylaşın

Ankara’da ‘Baskın Seçim’ Hesapları

Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Seçim Kanunu’nun bir yıldan önce uygulanamayacak olması nedeniyle erken seçim tartışmalarının kapandığını öne sürse de, muhalefet kulislerinde “baskın seçim” olasılığı çok daha fazla dillendirilmeye başlandı.

Özellikle AKP’nin son günlerde EYT düzenlemesi, 3600 ek gösterge ve asgari ücret zammı gibi konuları kamuoyunun gündemine getirmesi, muhalefet tarafından baskın seçime hazırlığın işaretleri olarak değerlendiriliyor. Muhalefetin büyük bir kesimi, sonbaharda erken seçime gidileceğini ve bunun da iktidar tarafından baskın seçim şeklinde yapılacağı görüşünü savunurken, bu konuda farklı görüşler de ön plana çıkıyor.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Baskın seçim iddiasını dile getiren muhalefet partilerinin temsilcileri, bu görüşü iki temel gerekçeye dayandırıyor. Bu gerekçelerden birincisi, önümüzdeki kışın ekonomik açıdan daha zorlu geçeceği ve AKP’nin 2023 Haziran’a daha fazla oy kaybetmiş şekilde girmeyi göze alamayacağı yönünde. İkinci gerekçe ise Anayasa’ya göre Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın üçüncü kez seçilmesinin mümkün olmayacağı ve erken seçimle bu tartışmanın önüne geçilmek istenecek olması. Baskın seçim ihtimalinin ortadan kalktığını savunanlar ise, “Erdoğan, kesinlikle kaybedeceği seçime girmez” diyor.

Elitaş: Kesinlikle erken seçim düşüncemiz yok

Muhalefetin erken seçim çağrısı ile baskın seçim beklentilerine ilişkin değerlendirmede bulunan AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, “Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimleri 18 Haziran 2023 tarihinde yapılacaktır” dedi. TBMM Genel Kurulu’nda yakın zamanda kabul edilen Seçim Kanunu’na işaret eden Elitaş, “Biz anayasayı neden değiştirdik? Erken seçim olmasın diye değiştirdik” ifadesini kullandı. Anayasayı değiştirme sebebine aykırı hareket etmeleri durumunda vatandaşın buna tepki göstereceğini kaydeden Elitaş, “Muhalefetin baskın seçim iddiaları sizce nereden kaynaklanıyor?” sorusuna “Korkusundan” yanıtını verdi. Muhalefetin hazırlıksız olduğunu savunan Elitaş, “Yani endişe içinde muhalefet diyor ki, yani aniden seçim yaparlarsa ben perişan olurum diyor” ifadesini kullandı. Elitaş, kesinlikle erken seçim düşüncelerinin olmadığının altını çizdi.

CHP’li Özel: Sonuna kadar bekleyeceğini düşünüyoruz

Ana muhalefet partisi CHP’de ise farklı görüşler dile getiriliyor. Bazı CHP’li yöneticiler, iktidarın sonbaharda baskın bir seçime hazırlandığını öne sürerken, bazı partililer ise baskın seçim beklemediklerini dile getiriyor. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, baskın seçim beklemeyen isimlerden. Özel, “Çünkü Recep Tayyip Erdoğan, bugün şartlarında gireceği seçimi kaybediyor. Kaybetmek üzere bir seçime gitmeyeceğini, sonuna kadar bekleyeceğini ve seçimlerin zamanında yapılacağını öngörüyoruz” dedi. Buna karşın kendilerinin erken seçimi istediklerini vurgulayan Özel, “Biz dünden razıyız. Son anketlere baktığınızda seçimin iki tane kesin sonucu var. Bir, artık Recep Tayyip Erdoğan’ın 13. Cumhurbaşkanı olarak seçilmesi mümkün değil. İkincisi Cumhur İttifakının bugünkü şartlarda Meclis’te artık bırakın 330-340 milletvekilini, 250 milletvekili dahi toplamaları mümkün değil” diye konuştu. İktidarın seçimlere giderken para basıp, büyük bir geri dönüşe niyetleneceğini ifade eden Özel, buna karşın vatandaşın kararını verdiğini ve yönetimi değiştireceğini ifade etti.

CHP’li TBMM Başkanlık Divanı Üyesi Abdurrahman Tutdere de, iktidarın yaptığı açıklamaların her ne kadar seçim hazırlığı olarak değerlendirilse de anketlerde iktidarın seçimi kaybedeceğinin görüldüğünü ifade etti. Tutdere, “Dolayısıyla, iktidarın kaybedeceği bir seçime şu an girebileceğini ve erken seçim kararı alacağını düşünmüyorum” dedi. Tutdere, “24 saatin siyasette çok uzun bir zaman olduğunu” belirterek, “Erken seçim kararına karşı da hazırız” ifadesini kullandı.

İYİ Partili Tatlıoğlu: Bir kış daha çok büyük tahribat yapar

İYİ Parti cephesinde ise sonbaharda erken seçim beklentisi artmış durumda. İktidarın ekonomik önlemler açısından elindeki tüm imkânları tükettiğini belirten partililer, “AKP ve MHP’nin artık vatandaşa vereceği hiçbir şey kalmadı” diyor.

İYİ Parti Grup Başkanı İsmail Tatlıoğlu, Yeni Seçim Kanunu’nun erken seçim ihtimalini ortadan kaldırmadığını savundu. Tatlıoğlu, “Eylül ayında veya sonbaharda bir seçim ihtimalini görüyorum” dedi. Önümüzdeki kış aylarının ekonomik olarak Türkiye için çok daha zor geçeceğini belirten Tatlıoğlu, “Türkiye ekonomisinde bir kış daha çok büyük tahribat yapar. O nedenle ne kadar önce olursa o kadar iyi olur, bizim düşüncemiz bu” diye konuştu. 28 aydır İYİ Parti olarak sahada olduklarını kaydeden Tatlıoğlu, “Çok etkin olarak sahada çalışıyoruz ve insanımıza dokunmaya çalışıyoruz. Ramazan’dan sonra da çok farklı programlarla devam edeceğiz. Onun için de her daim seçime hazırız” diye konuştu.

HDP’li Tiryaki: Erdoğan, adaylığını tartışmalı hale getirmek istemez

HDP’de de CHP gibi farklı görüşler dillendirilse de baskın seçimin sonbaharda olabileceği düşüncesi ön plana çıkıyor. AKP ve MHP’nin iki gerekçeyle erken seçime gitmek isteyeceğini belirten HDP Seçim İşleri Komisyonu Eş Sözcüsü Rüştü Tiryaki, “Birincisi AKP ve MHP’nin oylarında ciddi bir azalma var. Bu gidişatta hiçbir şekilde seçimin galibi olamayacaklarını ve daha erken dönemde girecekleri bir seçimde yarışın içinde olabileceklerini düşündükleri için erken seçim kararı alabileceklerini düşünüyorum” dedi. Tiryaki, ikinci gerekçe olarak ise Erdoğan’ın Anayasaya göre üçüncü kez seçilemeyecek olmasını gösterdi. Anayasa hükmünün çok açık olduğunu ifade eden Tiryaki, “Tek istisnası Meclis’in yeni bir erken seçim kararı alarak Cumhurbaşkanlığı görevinin sona ermesiyle yapılacak bir erken seçim” diye konuştu. Erdoğan’ın böyle bir tartışmanın içine girmek istemeyeceğini kaydeden Tiryaki, bu nedenle sonbaharda bir erken seçim kararının alınmasını beklediğini belirtti.

DEVA Partili Şahin: Şartlar ağırlaşırsa YSK inisiyatif kullanmaz

DEVA Partisi Sözcüsü İdris Şahin ise, Erdoğan’ın seçimi kazanacağını görmesi halinde hemen seçim kararı alınacağını belirtti. Şahin, “Şu anki veriler böyle bir imkanı gösteriyor mu diye soracak olursanız, şu anki şartlarda seçime gidebileceğine ihtimal vermiyorum. Çünkü ekonomide gerçek anlamda kötüye gidiş var. Çarşı pazar gerçekten yangın yeri” dedi. İktidarın bu şartlarda seçim kararı almayacağını belirten Şahin, ancak Anayasa’nın 101. maddesine göre Erdoğan’ın üçüncü kez seçilemeyecek olmasına dikkat çekti. Şahin, şartların ağırlaşması durumunda YSK’nın da Erdoğan’ın tekrar adaylığı noktasında inisiyatif kullanamayabileceğini vurguladı. Anayasa’nın 116. maddesine göre ise seçimlerin yenilenmesi halinde Erdoğan’ın bir kez daha aday olabileceğini vurgulayan Şahin, bu nedenle şartların da iktidarın lehine olması durumunda erken seçim kararı alınabileceğini kaydetti.

Şahin, “Tayyip Bey, sonbahara gelindiğinde şartları lehine çevirdiğini düşünürse erken seçim kararı alınabilir. Bu durumda sonbahar için bir erken seçim düşünülebilir. Yeni Seçim Yasasının da bu şartlarda uygulanabilme ihtimalinin olmadığını düşünüyorum” diye konuştu. Şahin, diğer yandan muhalefet olarak derhal seçim yapılması gerektiğine inandıklarını da belirterek, seçimin önümüzdeki yıla kalması halinde ise bir erken seçime destek olmayacaklarının altını çizdi. Şahin, “Erdoğan’ın sadece kendini kurtarmak ve tekrar aday olabilmek için alacağı karara kimse bizden destek olmamızı beklemesin” ifadesini kullandı.

Paylaşın

İcradaki Dosya Sayısı 23 Milyon 500 Bine Çıktı

1 Ocak – 8 Nisan günleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 2 milyon 850 bin yeni dosya geldi. Yeni gelen dosya sayısı yüzde 28.8 oranında arttı. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı bir yılda 1 milyon 702 bin adet artarak 23 milyon 500 bine çıktı.

Dolar kurundaki hareketlilik ve yıllık enflasyonun yüzde 61,14 bulması sonrası Türk lirasında yaşanan değer kaybı, geçim zorluğundaki yurttaşı icralık etti.

CHP TBMM Grubu’nun ekonomi raporuna göre, bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan borcu, takiptekiler de dahil olmak üzere 1 Nisan itibarıyla 1 trilyon 77 milyar lira oldu. Yurttaşların bu borcunun 837 milyar lirası konut, otomobil, ihtiyaç gibi bireysel kredilerden, 239 milyar lirası da kredi kartlarından oluşuyor.

Cumhuriyet’ten Mustafa Çakır’ın aktardığı rapora göre, 1 Ocak – 8 Nisan günleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 2 milyon 850 bin yeni dosya geldi. Yeni gelen dosya sayısı yüzde 28.8 oranında arttı. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı bir yılda 1 milyon 702 bin adet artarak 23 milyon 500 bine çıktı.

Şirketler KKM’ye sığındı

Raporda kur korumalı mevduatlardaki son duruma da yer verildi. 1 Nisan 2022 tarihli verilere göre kur korumalı mevduat kapsamında açılan hesapların bir önceki haftaya göre 85.3 milyar lira artarak 695.7 milyar liraya çıktığına işaret edilen raporda, “Tasarruf sahiplerinin çoğunun vadelerini yeniledikleri izleniyor. Bankalardaki mevduatın yüzde 11.7’si kur korumalı mevduat garantisine sığınmış bulunuyor. Şirketlerin vergi istisnası nedeniyle yoğun ilgi gösterdiği uygulamanın asıl büyük etkisinin ise ağustos ayı sonunda hissedilmesi bekleniyor.” ifadelerine yer verildi.

Paylaşın

Türkiye, Avrupa’nın Çöpünü Almada Birinci Sırada

Türkiye’nin plastik atık ithalatı sorunu tüm çabalara rağmen kangrene dönüşerek topraklarımızı geri dönüşü olmaz şekilde zehirliyor. İktidarın yasak yerine “denetim” yaklaşımının sonuç vermediği, 2021’de de Türkiye’nin plastik çöp atık ithalatında birinci olması ile ortaya çıktı.

Sözcü’den Özlem Ermiş Beyhan’ın haberine göre, Greenpeace raporu Türkiye’nin 2021 yılında sadece Avrupa’dan 518 bin 80 ton plastik atık ithal ederek bu sene de Avrupa’nın çöpünü almada birinci olduğunu ortaya koydu.

Bu rakamlara göre Avrupa plastik çöpünün üçte birinden fazlasını bu sene de Türkiye aldı. Bu çöpler, Türkiye’nin topraklarını kanserojen maddelerle zehirlerken, Çevre Bakanlığı’nın detaylarını vermediği ve şifahen “Adana’nın toprağında zehir yok” dediği açıklamanın aksine Greenpeace raporu, alınan toprak ve kül örneklerinde, kanser gibi ciddi sağlık problemlerine yol açtığı bilinen dioksin ve furanlara rastlandığını bilimsel olarak ortaya koyuyor. Türkiye’de yetkililer sıkı denetimler yoluyla plastik atık ithalatında önemli gelişme kaydettiklerini söylese de Eurostat ve UK Trade Info 2021 verileri ise tam tersini söylüyor.

400 bin katı

Greenpeace’in 2022 raporuna göre de Adana’da tespit edilen dioksin furan miktarı, kirletilmemiş toprak numunesinin 400 bin katı ve şimdiye kadar Türkiye’de toprakta rapor edilen en yüksek toksik düzey. Greenpeace Türkiye ve diğer sivil toplum örgütleri, bu sorunun çözümünün çöp ithalatının yasaklanmasında olduğunu vurguluyor.

29 Mart’ta gazeteci Kit Chellel’in Londra’daki 3 TESCO geri dönüşüm kutusuna 3 adet GPS cihazı yerleştirerek başlattığı araştırmanın sonunda bu plastik atık kutularından birinin Adana’ya geldiği haberi, tartışma yarattı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından görüntülerin eski olduğu ve yaptıkları araştırmalarda çevre ve insan sağlığını tehdit eden herhangi bir unsura rastlanmadığı bildirildi. Oysa Greenpeace’in 2022 Şubat’ta yayınladığı “Atık Oyunları Raporu”nda Adana’da çöplerin döküldüğü alanlarda toprakta dioksin ve furanlara rastlandığı ortaya çıktı. Bakanlık ise araştırmasının bilimsel sonuçlarını henüz kamuoyu ile paylaşmadı.

Paylaşın

En Fazla Yoksul Diyarbakır Ve Şanlıurfa’da

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) yayımladığı İstatistik Araştırma Dergisi’nde yer alan “Türkiye’de Hanehalkı Yoksulluğunu Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi” başlıklı makalede en yoksul iller ve yoksulların oturduğu konut tipleri paylaşıldı.

Türkiye İstatistik Kurumu Uzmanı Onur Şentürk ve Gebze Teknik Üniversitesi’nden Doç. Dr. Nuri Çelik imzasını taşıyan makaleye göre yoksulların yüzde 70,8’i müstakil evlerde oturuyor.

Cumhuriyet’in haberine göre; araştırmada en fazla yoksul hanenin yüzde 16 ile Urfa ve Diyarbakır’da, en az yoksul hanenin  ise yüzde 0,5 ile Zonguldak, Karabük, Bartın bölgesinde olduğu belirtildi.

Çalışmada kullanılan verilerde ayrıca yoksul hanelerin yüzde 70.8’i müstakil konutta, yüzde 15.1’inin 10 daireden az yerleşim yeri olan apartmanda, yüzde 9.4’ünün 10 daireden fazla yerleşim yeri apartman ve yüzde 4.6’sının ise ikiz ya da sıralı evde oturdukları ifade edildi.

“Yoksullar harcamalarını zor yapıyor”

Araştırmada yoksulların gerekli harcamaları nasıl karşıladıkları verisi  yer aldı. Yoksulların yüzde 65.5’inin hanelerinin genellikle gerekli harcamalarını zor yapabildiklerini, yüzde 33.7’sinin ne zor ne kolay ve yüzde 0.8’inin ise gerekli harcamaları kolay yapabildiklerini beyan ettikleri görüldü.

Yoksul hanelerin yüzde 60.3’ü dört ve daha fazla kişiden oluşurken, yüzde 18.6’sı üç ve dört kişilik hanelerden, yüzde 12.3’ü tek kişilik hanelerden ve yüzde 8.8’i ise iki kişilik hanelerden oluştuğu da makalede dikkat çeken istatistiklerden biri oldu.

“Yoksullar 50 yıllık binada yaşıyor”

Dergide yer alan detaylardan biri de yoksulların oturduğu konutların yaş analizi oldu. Makaleye göre yoksulların yüzde 48.7’sinin oturduğu konutun yaşı 20-49 yıllık iken, yüzde 21.6’sı 10-19 yıllık binalarda oturuyor. Yoksulların yüzde 15.5’i ise 50 yıl ve daha fazla yıllık binalarda ikamet ediyor. Yeni sayılabilecek 0-9 yaş arasındaki binalarda oturan yoksullar ise toplam yoksulların yüzde 14.2’sini oluşturuyor.

Araştırmada yoksul hanelerin yüzde 74.7’sinin yaşadığı çevrede; hava kirliliği, çevre kirliliği, toz, hoş olmayan koku, pis su veya diğer çevresel sorunlar görülürken, yüzde 25.3’ünde ise böyle bir problem yaşanmadığı belirtildi.

TÜİK’e göre yoksulluk

TÜİK’e göre yoksulluk ise insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamaması durumu olarak özetleniyor. Yoksulluk kavramı kurum tarafından iki farklı şekilde ele alınıyor.

Dar anlamda yoksulluk: Açlıktan ölme ve barınmadan yoksunluk. Geniş anlamda yoksulluk: İnsan hayatının sürdürülebilmesini sağlayan gıda, giyim ve barınma gibi temel ihtiyaçlara sahip olmasına rağmen yaşadığı çevrenin genel seviyesinin gerisinde kalmayı ifade ediyor.

Öte yandan TÜRK-İŞ mart ayı araştırması sonuçlarına göre, Türkiye’de açlık sınırı 4 bin 928, yoksulluk sınırı ise 16 bin 52 TL olarak belirlendi.

Paylaşın

Vatandaşın Takipteki Borcu 60 Milyar Liraya Ulaştı

Vatandaşların takipteki borçları varlık yönetim şirketlerine devredilenlerle birlikte 60 milyar lirayı buldu. Yılın ilk iki ayında, geçen yılın aynı dönemine göre bankaların karı ise yüzde 322 arttı.

Hayat pahalılığı karşısında vatandaşlar çözümü bankalar aracılığıyla ararken, veriler bankaların karını da katlayarak artırdığını gösteriyor. Ekonomik krizin yanı sıra iktidarın teşvik edici politikalarının da etkisiyle vatandaşların bankalara olan kredi borçları da her geçen gün artıyor.

Hayat pahalılığı karşısında vatandaşların bankalara talebi artarken, takipteki borçlar varlık yönetim şirketlerine devredilenlerle birlikte 60 milyar lirayı buldu. Yılın ilk iki ayında, geçen yılın aynı dönemine göre bankaların karı ise yüzde 322 arttı.

Bankalararası Kart Merkezi’nin verilerine göre, 2022 yılının ilk ayında kredi kartı sayısı bir önceki yıla göre yüzde 13 oranında artarak 86 milyon 209 bine çıktı. Bireysel kredi kullananlar da bir yılda 1,3 milyon kişi artarak 35,6 milyona ulaştı. Ortalama kredi borcu ise 30 bin TL olarak hesaplandı. Bireysel kredilerin yarısına yakını olan yüzde 45’inin ihtiyaç kredilerinden oluşması, yurttaşların daha çok yaşamını sürdürebilmek için bankalara başvurduğunu gösteriyor.

Bireylerin bankalara ve finansman şirketlerine olan konut, taşıt, ihtiyaç ve kredi kartı borcu takiptekilerle birlikte 1 Nisan itibarıyla 1 trilyon 77 milyar liraya çıktı. Bu borcun 837 milyar lirası konut, otomobil, ihtiyaç gibi bireysel kredilerden, 239 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklandı. Son hafta tüketici kredilerinde 5,1 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 8,5 milyar liralık artış oldu.

Takipteki borçlar 28 milyar liraya çıktı

BirGün’den Nurcan Gökdemir’in haberine göre vatandaşların, bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan toplam borcu ise son rakamlarla 1 trilyon 134 milyar lira olarak hesaplandı. Vadesi geldiği halde ödenemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçları 28 milyar liraya çıktı. Varlık yönetim şirketlerine devredilenlerle birlikte takipteki borçlar ise 60 milyar lirayı buldu.

Bankalara olan borç ve ödeme güçlüğü yaşayanların sayısı sürekli artarken bankaların kredi kaynaklı kârlarında da rekor artışlar oldu. Vatandaşların mevduatlarına düşük faiz veren bankaların ve finansman şirketlerin kredi kartı ve krediler için belirledikleri faiz tutarı yüzde 30 dolayında belirleniyor.

Kur korumalı mevduat nedeniyle büyük kârlar elde eden bankacılık sektörünün bu yılın ilk iki aylık dönemindeki net kârı geçen yıla göre yüzde 322,8 oranında artarak 39 milyar lira oldu. Bankacılık sektörünün tüketici kredileri ve kredi kartlarından bu yılın ilk iki ayında toplam elde ettiği faiz geliri ise 28,1 milyar liraya ulaştı. Geçen yılın aynı döneminde 16 milyar 176 milyon TL olan kar, bir yılda 11 milyar 900 milyon lira arttı.

Paylaşın

Yoksulluk Gözler Önünde

MetroPOLL Araştırma Şirketi tarafından paylaşılan ankete göre, halkın yüzde 60’ı et tüketmeyi bıraktığını, yüzde 50’3’ü öğünlerini azalttığını, yüzde 31,9’u ise zaman zaman aç kaldığını söyledi.

Halkın ekonomik krizi günden güne şiddetlenirken, bu durum anketlere de yansıyor. MetroPOLL’ün, “Son yıllarda ekonomik durumunuzdan dolayı aşağıdakileri yaptığınız oldu mu?” sorusu üzerine yaptığı ankette çarpıcı sonuçlar elde edildi.

Katılımcıların soruya verdiği yanıtlar şöyle:

“Yemek öğünlerini azalttım” diyenlerin oranı yüzde 50,3; ‘azaltmadım’ diyenlerin yüzde 49. Cevap vermeyenlerin oranı yüzde 0,7.

“Zaman zaman aç kalıyorum” diyenlerin oranı yüzde 31,9; ‘kalmıyorum’ diyenlerin yüzde 67,2. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 0,9.

“Et tüketmeyi bıraktım” diyenlerin oranı yüzde 61,8, ‘bırakmadım’ diyenlerin yüzde 37,3. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1.

“Kalın giyinip evi ısıtmıyorum” diyenlerin oranı yüzde 53,7; ‘ısıtıyorum’ diyenlerin yüzde 44,7. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1,6.

“Daha az çamaşır yıkıyorum” diyenlerin oranı yüzde 57,9; değişmediğini belirtenlerin yüzde 40,5. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 1,7.

“Özel araç kullanımını bıraktım” diyenlerin oranı yüzde 62,5; ‘bırakmadım’ diyenlerin oranı da yüzde 34,9. Fikir belirtmeyenlerin oranı yüzde 2,6.

Paylaşın

JP Morgan’dan Dikkat Çeken Türkiye Raporu

Piyasa değeri açısından dünyanın en büyük bankalarından biri olan JP Morgan’un yayımladığı son raporda, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’nın (TCMB) politika faizini yüzde 14’te tutacağı ve yıl sonunda büyümenin yüzde 3.2 olacağı tahminine yer verildi.

Raporda, politikalar ve yüksek küresel emtia fiyatlarının enflasyonda sert yükselişe neden olduğu, TCMB’nin yüksek enflasyona karşı yanıt vermesini beklemediklerini ve asıl riskin yerel yatırımcı güveni olduğunu bildirdi.

Enflasyon yüzde 65

Bloomberg HT’nin aktardığı raporda, “Enflasyondaki yükselişi tetikleyen birçok faktör var: kur geçişkenliği, küresel emtia fiyatlarındaki yükseliş, kötü hava koşulları, güçlü iç talep, gevşek para politikası, ortodoks olmayan politika kararları, zayıf para birimi bunlardan birkaçı. Bu faktörlerden birkaçı gelecek aylarda ivme kaybedecek. Ancak küresel emtia fiyatları yüksek seyrini korutabilir ve tedarik zincirinde sıkıntılar devam edebilir. Enflasyonun yıl sonuna kadar yüzde 65 civarında seyretmesini bekliyoruz” değerlendirmesi yapıldı.

Büyüme beklentisi yüzde 3,2

Kurum, geçen sene yüzde 11 büyüyen Türkiye ekonomisinde büyümenin bu sene yüzde 3.2’ye gerileyeceğini öngördüğü raporda, “Yüksek ve volatil seyreden enflasyon reel büyüme tahmini yapmayı zorlaştırıyor. Negatif reel faizler ve fiyatlarda artış beklentisi özel tüketimi destekliyor. Ancak sıkılaşan küresel likidite ve Ukrayna savaşına dair belirsizlikler nedeniyle bu yıl yüzde 3.2 büyüme bekliyoruz” ifadesi kullanıldı.

Paylaşın

Türkiye, Rus Oligarklara Nasıl Kur Yapıyor?

Birleşik Krallık merkezli The Economist, dergisi “Türkiye Rus oligarklara nasıl kur yapıyor?” başlıklı yazısında Ukrayna Savaşı bağlamında Türkiye-Rusya ilişkilerini yorumladı. Ankara’nın dış politikasının eleştirildiği imzasız yazıda, Türkiye’nin “Rus sermayesine sıcak bakarken Ukrayna’ya silah sattığı” belirtildi.

Türkiye’nin Rusya’ya karşı net bir tavır almadığı suçlamalarının dile getirildiği yazı, “Rusya’nın Ukrayna’yı işgale girişmesinin üzerinden birkaç hafta geçmişken, İngiltere tarafından yaptırım listesine alınan Rus oligark Roman Abramoviç’e ait iki süper lüks yat Türkiye limanlarına demirledi” cümlesiyle başlıyor. Yazı şöyle devam ediyor:

“İki diğer oligark Andrey Molçanov ve Maksim Şubarev ile eski Rusya Devlet Başkanı Dimitri Medvedev’le ilişkilendirilen teknelerin de görüldüğü bildirildi. 29 Mart’ta Abramoviç Türkiye’de ortaya çıktı ve barış görüşmeleri için İstanbul’a gelen Rusya ve Ukrayna müzakere heyetlerine katıldı.

“Türkiye bu savaşta birden fazla rol oynuyor. Bir NATO üyesi olarak Ukrayna’yı destekliyor ve ona çok sayıda Rus tankını enkaza çeviren silahlı insansız hava araçlarını (SİHA’lar) satmayı sürdürüyor. Ancak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Rusya’nın işlediği suçlara yönelik eleştirileri hafifti. Daha da endişe verici olan, Türkiye’nin Rusya’ya yönelik yaptırımları etrafından dolandığına dair işaretler olması.”

Economist daha sonra bu kuşkularını hangi açıklamalar ve tutumlarla desteklediğini sıralıyor:

“Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu 26 Mart’ta, Rus oligarkların uluslararası hukuka saygılı oldukları sürece yatırımlarını Türkiye’ye getirebileceklerini söyledi. Erdoğan da ‘kapıları açık tutacağını’ söyledi. Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinde, Türkiye ve Rusya arasındaki ticaretin ruble, Çin yuanı veya altın ile yapılmasını önerdi. Bir Rus hava savunma sistemi (S-400) satın aldığı için zaten Amerikan yaptırımlarıyla yüz yüze olan Türkiye, Rusya ile yeni silah anlaşmaları yapma ihtimalini reddetmemişti.

“Türklerin çoğu kendilerini Ukrayna’ya yakın hissediyor. Fakat Erdoğan’ın Batı’yı kışkırtma ve Rusya’ya taviz verme alışkanlığı da etkisini gösteriyor. Yakında yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre Türklerin yüzde 73’ü, ülkelerinin Ukrayna konusunda tarafsız kalmasını istiyor. Savaştan Rusya’nın sorumlu olduğunu düşünenlerin oranı ise sadece yüzde 34. Yüzde 48, ABD ve NATO’yu suçluyor. Erdoğan, savaş suçları da dahil hiçbir şeyin Putin ile ilişkisini bozmasına izin vermemekte kararlı görünüyor.”

Economist bu noktada, “Rusya diktatörü” olarak nitelendirdiği Putin’in sözcüsü Dimitri Peskov’un 2 Nisan’da “Türkiye ile ilişkilerimiz harikulade” dediğini hatırlatıyor.

‘Zelenskiy, Erdoğan’dan hep övgüyle söz ediyor’

Economist, “Erdoğan’ın Rusya ile Ukrayna arasında arabuluculuk yapma teklifi övgüyle karşılandı” diyor ve ekliyor: Diğer liderleri Rusya konusunda fazla yumuşak davranmakla suçlayan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Türkiye liderinden hep övgüyle söz ediyor.

Yazıda ayrıca Carleton Üniversitesi’nin Çağdaş Türkiye Araştırmaları Merkezi’nden Yevgeniya Gaber’in görüşlerine de yer verilmiş. Gaber’e göre ,”Ukrayna’nın Türkiye’yi eleştirmemesinin nedeni Türk SİHA’ları olabilir.”

Economist’teki yazı şu satırlarla noktalanıyor: “Türkiye’nin Rusya’ya karşı ortak yaptırımlara katılmayı reddetmesi şaşırtıcı değil. Ülke geleneksel olarak yaptırımların bir dış politika aracı haline gelmesine her zaman karşı olmuştu. Fakat Erdoğan’ın fırsatçılığının Batı başkentlerinde yarattığı bıkkınlık büyüyor. Birçokları, Türkiye’nin sonuç getirmeyen barış görüşmelerini bir bahane olarak kullandığını düşünüyor.

“Bir Avrupa yetkilisi ‘Burada kimse müzakerelerin başarılı olacağına inanmıyori. Rusya Ukrayna’yı yok etmeye kararlı ve buna engel olmak Türkiye’nin çıkarına olmalı’ dedi.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

‘Turizm Sezonu’ Başlamadan Bitti

AK Parti iktidarı turizm sezonu öncesi olumlu açıklamalar yapmasına karşın sektör can çekişiyor. Kovid 19 salgını ve ekonomik kriz yüzünden iki yıldır turizm sektörü dibe vurmuşken şimdi de Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sektörü adeta durma noktasına getirdi. Turizmciler de işçiler de sezona kısa günler kala hazırlıklarını sürdürmesine rağmen umutları yok.

Birgün’den Aycan Karadağ’a açıklamada bulunan Bodrum Profesyonel Otel Yöneticiler Derneği Başkanı (BOYD) Serdar Karcılıoğlu, turizm sektörünü belirsiz bir sürecin beklediğini kaydetti. Karcılıoğlu, “Türkiye satın alan turist için öncelikle döviz kurlarının getirdiği olağanüstü farka dayalı olarak ülkesinde bir adet bira yerine ülkemizde belki de on bira içebilecek. Ülkesinde bir hafta yaşam için harcayacağı para ile burada bir ay yaşayabilecek avantaja dönüştü. Kısaca ucuz ülke bu kez neredeyse ‘bedava ülke’ imajına dönüşecek. En önemlisi bu kalıcı ve bizim bu sarmaldan çıkmak için çok uzun yıllara ihtiyacımız olacak” dedi.

Karcılıoğlu şunları kaydetti: “Kalkıp bu tür patlayan çatlayan rezervasyonlardan bir başarı hikâyesi çıkarmak ve bu yönde demeçler vermek ancak bilgisiz ve gafillerin işidir. Sektör can çekişiyor, büyük borç batağı içerisindedir. Otellerde yiyecek içecekte yüzde 128 diğer giderlerde yüzde 87 enflasyon olduğu açıklandı. Oteller geçen yılki fiyatlarına en az yüzde 100 ilave yapmaları durumunda başa baş noktayı yakalayabilecekler. Şimdi birçok tesis sıcak para imkânını kullanmak üzere maliyetlerinin altında satışlar yapabilirler ve yapacaklardır. İşte esas felaket de burada kopacaktır. Kısaca son 40 yılda elde ettiğimiz kazanımlarımızın hemen hepsini kaybetmek durumundayız. Bu konuya el atması gereken Ankara kafasını kuma gömmüş, bir anlamda da sadece bu mavi boncuk çığırtkanlarını dinlemekle yetiniyor.”

“İşçilerin birçoğu zorunluluk nedeniyle çalışıyor”

Turizm, Eğlence ve Hizmet İşçileri Sendikası (TEHİS) Genel Sekreteri Ferhat Zorbay ise sezon öncesi işçilerin yaşadığı sorunları aktardı. Zorbay, “Turizm sezonunun açılmasıyla birlikte yurtiçinde 250-300 bin mevsimlik turizm işçisi Ege ve Akdeniz’e akın ediyor. Nisan, mayıs ayları ile birlikte başlayan sezon, ekim kasım ayında sonlanıyor. Bu süre zarfında binlerce iş yeri işçi arayışına giriyor. Hem ucuz iş gücü hem kayıt dışı çalıştırılmanın en yoğun yaşandığı alanların içerisinde yer alıyor bu sektör. Uzun mesai saatlerinin ve yoğun şekilde kayıt dışı çalıştırılmanın olduğu bir alan olması sebebiyle işçilerin birçoğu zorunluluk nedeniyle çalışıyor” dedi.

Zorbay şunları dile getirdi: “Otel işçileri 24 saatlik bir dilimde çalıştırılıyor, mesai saati gibi kavramlar geçersiz kalıyor. Bunun yanı sıra bütün sezon çalıştırılıp hakları verilmeyen binlerce işçi oluyor. Bütün bunların karşısında Turizm Eğlence ve Hizmet İşçileri Sendikası olarak yeni döneme bütün bu süreci örgütlemek ve mevsimlik turizm işçilerinin insanca yaşam koşullarını kazanabilecekleri bir mücadele pratiği örgütlemeyi planlıyoruz.”

Paylaşın