Hazine’nin Borçlanma Maliyeti 3 Ayda Yüzde 65’e Yükseldi

Enflasyonun çift haneye çıktığı 2017 yılından bu yana devletin ‘enflasyon arttıkça artan’ faizlerle yaptığı borçlanma 3 kat birden yükseldi. Borçlanmanın vadesi kısalırken, maliyeti arttı.

Türkiye döviz ve enflasyondan etkilenmemek için faizle TL cinsinden borçlanma politikasından vazgeçerek, döviz cinsi değişken faizle ve TÜFE’ye dayalı borçlanmayı artırdı. Borçlanmanın TÜFE’ye endekslenmesi yüksek seyreden enflasyonun etkisiyle Hazine’nin borçlanma maliyetlerini fırlattı.

Sözcü’den Erdoğan Süzer’in haberine bu yılın ilk 3 ayında Hazine’nin değişken faizli borçlanma oranı geçen yıla göre yüzde 53’ten yüzde 65’e çıktı. TÜFE arttıkça faizi de artan borçlanmanın payı yüzde 11.4’ten yüzde 28.8’e fırladı. Riske açık borçlanma yüzünden Hazine, enflasyon arttıkça rantiyeye daha çok para ödüyor.

Borçlanma vadesi kısaldı

Geleceğe yönelik güven azalınca borçlanmanın vadesi de kısaldı. Hazine 2017’de 71.2 ay, 2018’de 70.8 ay ortalama vade ile borçlanırken bu yılın ilk 3 aylık döneminde iç borçlanmanın ortalama vadesi 54.3 aya geriledi. Aynı şekilde 2017’nin mart ayında 77.6 ay vadeli borçlanan Hazine geçen martta 60.5 ay vadeyle borçlanabildi.

TÜFE, döviz ve altına endeksli borçlanmalar bir yana TL cinsi sabit faizli iç borçlanmanın maliyeti bile iki kattan fazla arttı. Yurt içinden aldığı TL borca Mart 2017’de yüzde 11.4, Mart 2021’de yüzde 15.4 faiz ödeyen Hazine, bu yılın aynı ayında yüzde 25.6 bileşik faiz ödemek zorunda kaldı.

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi İflas Riski Son 14 Yılın En Yüksek Seviyesinde

Türkiye’nin kredi iflas riskini gösteren 5 yıllık CDS’leri dün 700 puanı aşarak 2008’den bu yana en yüksek seviyeye çıktı. Dolar kuru bandının ise önümüzdeki haftalarda daha net seçilebileceği belirtildi.

Türkiye’ye ait varlıkların taşıdığı risk hakkında gösterge olan CDS’teki belirgin yükseliş Hazine’nin dolar borçlanma maliyetlerini yükseltirken,  bankacılar maliyetlerin çift haneye yaklaştığına dikkat çektiler.

CDS’ler son bir haftada 72 baz puan ile keskin şekilde yükselerek dün gün içinde 7 Mart’ta gördüğü 700 baz puan seviyesini aştıktan sonra günü 697/705 baz puandan kapattı. Böylelikle 2008’den bu yana en yüksek seviye aşılmış oldu.

Dolar kuru tahmini

Bu gelişmelerle birlikte dolar/TL bu sabah 20 Aralık’tan beri ilk kez 15.43’e yakın seviyelerden işlem görürken, bankacılar kurun 15.5’in altında denge bulabileceğini ifade ettiler.

Reuters’ın görüşlerine başvurduğu beş işlemciden dördü dolar/TL’deki yeni bandı 15-15.5 olarak tahmin ederken, bir bankacı ise 15.5-16 bandını öngördü. Bankacılar önümüzdeki haftalarda bandın daha net seçilebileceğini belirtti.

Paylaşın

Son 50 Yılın En Sıcak 5. Nisan Ayı

2022 nisan ayı, Türkiye’de 1971-2022 yılları arasındaki en sıcak 5. nisan ayı olarak kayıtlara geçti. Yarım asırda sıcaklıkların ortalamanın üzerine çıktığı beş nisan ayı yaşandı. Bunların 3’ü ise son 6 yılda gerçekleşti.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre, nisan ayında en düşük sıcaklık -15,9 derece ile Kars-Sarıkamış’ta, en yüksek sıcaklık ise 35,9 derece ile Adana-Kozan’da tespit edildi.

Ölçümlere göre, nisan 2022’de sıcaklık ortalaması, uzun yıllar ortalamasının 2 derece üzerine çıktı. Türkiye’de son 50 yılda en sıcak nisan ayı 1989’da ölçülürken, bunu sırasıyla 2016, 2018, 2008 ve 2022 yılları takip etti.

Sıcaklık üç bölgede mevsim normallerinin üzerinde

2022 yılı nisan ayında ortalama sıcaklıklar, Marmara, Ege ve Karadeniz Bölgesi’nin kıyı kesimlerinde mevsim normalleri civarında, Türkiye’nin diğer bölgelerinde ise mevsim normallerinin üzerinde gerçekleşti.

Bölgelerde sıcaklık artışı ortalaması 2 ile 3 derece arasında.

Mayıs ayı sıcaklıkları merak konusu

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre Türkiye’de geçen yıl da son 51 yılın en sıcak mayıs ayı yaşanmıştı. 2021 mayıs ayındaki sıcaklık 19,3 dereceye çıkmıştı.

Daha önce 16,7 olarak ölçülen ortalama mayıs ayı sıcaklığı 2,6 derece artmıştı. 1971’den bu yana en yüksek ortalama sıcaklık ise 2007 yılının mayıs ayında kaydedilmişti.

2021 verileri neydi?

Avrupa Birliği (AB) Copernicus İklim Değişikliği Servisi raporuna göre dünyadaki veriler şöyleydi:

  • Küresel olarak, kayıtlara geçen en sıcak beşinci yıl olan 2021; 2015 ve 2018’e kıyasla çok az daha fazla sıcaktı.
  • 2021’de yıllık ortalama sıcaklık 1991-2020 referans dönemi sıcaklığının 0,3°C üzerinde, sanayi öncesi seviye olan 1850-1900 ortalamasının 1,1-1,2°C üzerinde gerçekleşti.
  • Son yedi yıl açık farkla kayıtlara geçen en sıcak yıllardı.
  • Dünya genelinde, 2021’in ilk beş ayında, çok sıcak geçen son yıllara kıyasla nispeten düşük sıcaklıklar görüldü. Ancak haziran ayından ekim ayına kadar aylık sıcaklıklar, kaydedilen en sıcak aylar arasında hep ilk dörtte yer aldı.
  • Son 30 yılın (1991-2020) sıcaklıkları sanayi öncesi seviyenin yaklaşık 0,9°C üzerindeydi.
Paylaşın

İlk Çeyrekte 24 Milyar Dolar Müdahale Satışı Yapılmış!

Dolar/TL’de bu hafta itibariyle 4.5 aydır aşılamayan duvar 15 lira sınırı geçildi. En son Aralık 2021’de 18.3 lirayı aşan dolar/TL ardından devreye giren kur korumalı TL mevduat başta olmak üzere önlemlerle gerilemiş bu yıl ise 15 liranın altındaki seyrini sürdürmüştü.

Ancak dış etkiler, yüksek enflasyon, artan döviz ihtiyacıyla kur yönünü yeniden yukarıya çevirmiş görünüyor. Yıl boyunca talebin yüksek olduğu günlerde kamu bankaları ve Merkez Bankası’nın döviz satışı ile dengeleme çabasında olduğunu piyasa uzmanları sık sık tekrarlıyor ancak artık ne kadarlık bir satış yapıldığına dair resmi bir açıklama ise yapılmıyor.

Dünya’dan Şebnem Turhan’ın haberine göre, ekonomist Haluk Bürümcekçi tıpkı 2019 Mart ayında başlayan ve 128 milyar dolara kadar ulaşan rezerv erimesini takip ettiği gibi bu yıl yapılan değişimleri de verilerle ortaya koydu. Bürümcekçi’nin yaptığı hesaplamalara göre bu yılın ilk çeyreğinde yaklaşık 24 milyar dolar müdahale amaçlı satış yapıldı.

Bürümcekçi, rakamların son aylardaki döviz akımlarının önemli bir kısmı Merkez Bankası’na yönlendirilmesine rağmen bununla uyumlu bir toplam ve net rezerv birikimi sağlayamadığını yansıttığına işaret ederek rezervlerin sahiplik durumu açısından da bir iyileşme sağlanamadığını vurguladı.

IMF tanımlı net uluslararası rezerv için hesaplama yapan Bürümcekçi, reeskont kredileri, kur korumalı mevduatta döviz dönüşümü ve ihracat gelirinin belli yüzdesinin alınması başta olmak üzere rezervlere döviz girişi sağlandığını belirterek çıkışların ise KİT’lere satış, swaplar, Hazine işlemleri olduğunu belirtti. İhracat bedellerinin 18 Nisan’a kadar yüzde 25’inin Merkez Bankası’na satış zorunluluğu vardı. 18 Nisan’dan itibaren ise hem hizmet ihracatçıları sisteme dahil edildi hem de oran yüzde 40’a yükseltildi.

İhracat geliri hariç 17.1 milyar dolar artmalıydı

Bürümcekçi’nin hesabına göre reeskont kredilerinden ilk çeyrekte 4.9 milyar dolarlık bir katkı sağlandı rezervlere. KKM’de dövizden dönüşten gelen miktar ise yaklaşık 28.6 milyar dolar seviyesinde. KİT’lere 12.8 milyar dolar döviz satılırken swaplardan 2.4 milyar dolar düşüş, Hazine işlemlerinden ise 1.2 milyar dolarlık azalma var. İhracat bedellerinin yüzde 25’i hariç tutulduğunda uluslararası net rezervlerin 17.1 milyar dolar ilk çeyrekte artması gerekiyordu. Ancak resmi verilere göre artış 7.8 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Yani 9.3 milyar dolar daha az artış oldu. Buna Bürümcekçi yaklaşık olarak her ay 5 milyar dolar seviyesinde ihracat bedeli eklendiğinde artışın yaklaşık 32.1 milyar dolar olması gerektiğini yani bunun da 24.3 milyar dolarlık fark yarattığını vurguladı.

Hesap bize yaklaşık olarak 24.3 milyar dolarlık rezervin kamu bankaları eliyle veya Merkez Bankası tarafından döviz piyasalarına müdahale için kullanıldığını gösteriyor. Bürümcekçi bir çok verinin şeffaf olarak açıklanmadığı için hesaplamalarda hata payı olabileceğine de işaret etti. Bürümcekçi, talebin fazla olduğu günlerde karşılamak için satışların yapıldığını dile getirerek bu yapılmasaydı dolar/ TL’deki seviyenin çok daha yüksek olacağını vurguladı.

Paylaşın

Hazine’nin Nakit Açığı 66,8 Milyar Liraya Yükseldi

2022 yılının ilk 4 ayında Hazine’nin nakit açığı 66,8 milyar liraya yükseldi. Nakit dengesi, geçen sene nisanda 13,3 milyar lira, ocak-nisan döneminde 2 milyar lira açık vermişti.

Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2022 yılı Nisan ayı “Hazine nakit gerçekleşmeleri” verilerini dün akşam açıkladı. Buna göre, nisanda Hazine nakit dengesi, 43,7 milyar TL açık verdi.

Yılın ilk 4 ayında Hazine’nin nakit açığı 66,8 milyar TL’ye yükseldi. Nakit dengesi, geçen sene nisanda 13,3 milyar TL, ocak-nisan döneminde 2 milyar TL açık vermişti.

Sözcü’nün aktardığına göre nisan ayında Hazine’nin gelirleri 182,1 milyar TL olurken, giderleri 226,4 milyar TL olarak kayıtlara geçti.

2022’de faiz gideri 93 milyar lira oldu

Hazine’nin faiz giderleri nisanda 15,3 milyar TL olurken, yılın ilk 4 ayında toplam faiz gideri 93 milyar TL’ye ulaştı. Faiz ödemeleri geçen sene nisanda 12,7 milyar TL, ocak-nisan döneminde 57,9 milyar TL olmuştu.

Nisanda faiz dışı nakit açığı 29 milyar TL oldu. Yılın ilk 4 ayında faiz dışı denge, 24,5 milyar TL fazla verdi. Net borçlanma ise nisanda 20,7 milyar TL, ocak-nisan döneminde 82,3 milyar TL oldu.

Paylaşın

‘ABD İle Türkiye Arasında Silah Anlaşması’ İddiası

ABD Başkanı Joe Biden’ın NATO müttefiki Türkiye ile F-16 savaş uçakları için donanım ve yazılım güncellemelerini de içeren küçük kapsamlı bir silah anlaşmasının onaylanması amacıyla Kongre’ye gayri resmi yoldan bilgi verdiği iddia edildi.

Paketle ilgili haber ilk olarak bugün Wall Street gazetesinde yer almıştı. Haberi daha sonra Reuters haber ajansı da verdi.

Reuters’a konuşan kaynaklar silah paketinin Ankara’nın mevcut bir talebi olduğunu ve AIM-120 orta menzilli havadan havaya ve sidewinder füzelerin yanı sıra F-16 savaş uçakları için donanım ve yazılım güncellemelerini içerdiğini bildirdi.

Kongre’nin bilgilendirilmesi, Kongre üyelerine ABD müttefiklerini alenen rahatsız etmekten kaçınmak için potansiyel silah satışlarını sessizce sorgulama veya durdurma fırsatı veren gayri resmi bir sürecin parçası.

Reuters’a konuşan bir kaynağa göre paketin 300 milyon dolar değerinde olacağı sanılıyor. Paketin Türkiye’nin geçen Ekim ayında ABD’den talep ettiği ve 40 Lockheed Martin F-16 jeti ile mevcut jetler için 80 modernizasyon kitinin bulunmasını istediği milyarlarca dolarlık silah güncelleme anlaşmasından ayrı olduğu belirtiliyor.

Reuters, Dışişleri Bakanlığı’nın Kongre’ye resmi bilgilendirme yapılmadan kamuoyuna açıklama yapamayacağını söylediğini aktardı.

Dışişleri Bakanlığı’nın bir sözcüsü, ‘‘ABD ve Türkiye uzun süredir devam eden derin savunma bağlarına sahip. Türkiye’nin NATO’daki işbirliği kapasitesini sürdürmesi öncelik olmaya devam ediyor’’ diye konuştu.

Kongre, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemleri almasının ardından 2019 yılında Türkiye’yi F-35 savaş uçağı üretim projesinden çıkarma kararı almıştı.

ABD’deki bazı uzmanlara göre, Ukrayna’nın Rusya tarafından işgalinin ardından ABD’nin yeniden Türkiye’ye silah satışına izin vermesi konusunda yeni bir fırsat ortaya çıkabilir.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan ve Moskova’nın itirazına rağmen Ukrayna’ya SİHA satan Türkiye’ye karşı ABD’nin silah sevkiyatı konusunda eski katı tutumunu gevşetmesi bekleniyor.

Biden yönetimi bu konuda resmi olarak bir açıklama yapmasa bile ABD Dışişleri Bakanlığı, mart ayında bir grup Kongre üyesine gönderdiği mektupta, Türkiye ile “münasip savunma ticaret bağlarını” savunan bir görüş bildirmişti.

Paylaşın

Suriye Geri Dönüş İçin Uygun Mu?

İktidar ile muhalefet arasındaki göçmen tartışması devam etmekte. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 3,7 milyon sığınmacıdan 1 milyonunu 13 ayrı bölgede inşa edilecek yerleşkelere döndürme planı, tartışmaları yeniden alevlendirdi.

Plan, komşu ülkenin topraklarında, çatışmaların sürdüğü bir ortamda, o ülkenin Birleşmiş Milletler’de (BM) temsil edilen hükümetinin hilafına yeni şehirler kurmayı içeriyor.

Şam yönetimi Türk askeri varlığını “işgalci”, desteklenen milis güçlerini “terör örgütü”, bu tür tasarrufları da “uluslararası hukuk karşısında suç” olarak niteliyor.

Erdoğan 2019’da Fırat’ın doğusunda inşa edilecek kentlere 2 milyon sığınmacıyı döndürme planını BM Genel Kurulu’na sunmuştu.

Plana göre 32 kilometre derinliğindeki şeritte ilk etapta 1 milyon sığınmacı için 10 ilçe ve 140 köy inşa edilecekti.

İkinci aşamada M-4 yolunun altından Deyr ez-Zor’a kadar olan alana 1 milyon sığınmacı yerleştirilecekti.

Erdoğan bunun için uluslararası toplumdan mali, siyasi ve askeri destek talep ediyordu.

Muhatapları öneriyi gerçekçi bulmadı. Aradan geçen iki yılda koşullar değişmedi.

Konutlar nerede kim için yapıldı?

Düz bir mantıkla eğer Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtı’ndan bu yana kendi imkânlarıyla 500 bin sığınmacıyı Suriye’ye döndürdüyse uluslararası destekle 1 milyon kişiyi de bittabi gönderebilir.

Ne var ki “6 yıl içinde 500 bin kişi nereden nereye döndü, nereye nasıl yerleştirildi?” sorularının yanıtı yok.

Güvenliği sağlanan yerlerden kasıt Fırat Kalkanı Harekatı bölgesi ise bu alanın kendi orijinal nüfusu 500 binin çok altında.

Beri tarafta sığınmacıların Türkiye’ye geçişlerini önlemek için İdlib’de çadır kentler kuruldu ve daha sonra briket evlerin inşasına başlandı.

Erdoğan’ın sözünü ettiği 77 bin briket ev de İdlib kırsalında Türkiye sınırlarına yakın yerlerde inşa ediliyor.

Erdoğan’ın paylaştığı bilgilere göre evlerin 57 bin 306’sı tamamlandı. Buralara 50 bin aile yerleştirildi. Briket ev sayısı 100 bini bulacak.

Projeler Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı’nın (AFAD) koordinatörlüğünde Kızılay dahil 11 insani yardım kuruluşu tarafından yürütülüyor.

Tabii bu açıklama, evlere Türkiye’den dönenlerin yerleştirildiği anlamına gelmiyor.

Konutlar kalıcı yaşamı inşadan ziyade sınırlar üzerinde göç baskısını azaltma ve nüfusu Suriye içinde tutma amacına hizmet ediyor.

Ancak Erdoğan 1 milyon sığınmacının yerleştireceği 13 yerden bahsederken Azez, Cerablus, El Bab, Tel Abyad (Grê Sipî) ve Ras’ul Ayn’ı (Serê Kaniyê) özellikle zikretti.

Buralar Türk askeri harekâtlarının kapsama alanlarındaki yerler.

Daha önemlisi 2016’dan beri bu alanda sığınmacılara dönebilecekleri şehirler inşa etme önerisi, güvenli bölge oluşturma planının bir parçası olarak gündeme geldi.

Muhaliflerin çekinceleri neler?

Erdoğan’ın planı sadece Kürtleri değil Türkiye’ye yakın muhalif grupları da tedirgin ediyor. Muhaliflerin çekinceleri birkaç temelde yükseliyor:

  • Sığınmacıların dönüşü için öngörülen yerler halihazırda Suriye’nin farklı bölgelerinden gelenlerle kaldırabileceğinden fazla nüfus barındırıyor.
  • İyi planlanmamış bir geri dönüş projesi güvenlik ve kontrol dahil olumsuz sonuçlara yol açabilir.
  • 1 milyon kişiyle birlikte problemler daha da ağırlaşabilir. Muhaliflerin kontrolündeki yerel yönetimler bunun üstesinden gelemez.

Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı hareketlerine eşlik eden örgütler ekonomik olarak da bulundukları bölgeleri kontrol ediyor. Her ne kadar Türk ordusu, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve sınır illerinin idari amirleri bölgeye vaziyet etse de Suriye Milli Ordusu (SMO) bileşenleri rant alanlarını paylaşırken sıklıkla kendi aralarında çatışıyor. Yeni nüfus transferi güç dengesini ve rant akışını etkileme potansiyeli taşıyor.

Asıl yerinden edilmiş insanların yığıldığı İdlib’de ise kontrol Heyet Tahrir el Şam (HTŞ) ve ona bağlı Kurtuluş Hükümeti’nde. Yani briket evlerin planlandığı yerlerde etkili güç, BM Güvenlik Konseyi kararı gereği Türkiye’nin de terör örgütleri listesine eklediği HTŞ. Türk ordusu İdlib’in dış çemberinde kurduğu onlarca üs noktasıyla Suriye ordusunun önünde bariyer gibi duruyor.

Kürtler neden korkuyor?

Başta Demokratik Birlik Partisi (PYD) olmak üzere “Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi’ndeki” aktörler, Türkiye’nin planladığı gibi bir geri döndürme ve yerleştirme planın özellikle Kürtler aleyhine demografik yapıya müdahale, yerleşim merkezlerinin etnik, dini ve mezhebi kimliğini bozma amacı taşıdığını düşünüyor.

Afrin’deki durum bu kanaati besliyor.

Ankara 2016’daki ilk müdahaleden itibaren “Kürt koridoru” olarak gördüğü özerklik oluşumuna karşı sınırdan 30 km. derinliğinde bir güvenlik kuşağı oluşturmayı hedeflerken yeni yerleşim birimleriyle sığınmacıları bölgeye taşıma planını da gündemine almıştı.

Erdoğan’ın 2019’da BM Genel Kurulu’na sunduğu plan da özü itibariyle Arap ve Türkmen transferiyle Kürt nüfusu seyreltme mantığı üzerine kuruluydu.

Ankara ise Halk Koruma Birlikleri’ni (YPG) “etnik temizlik” yapmakla suçlayıp kaçan insanların kendi evlerine döndürüleceğini savunuyor. Kürtler bu suçlamayı reddediyor.

Çatışma ve güvenlik haritası dönüşler için ne diyor?

Sığınmacıları, muhaliflerin “kurtarılmış bölge” olarak gördüğü alanlara göndermek kalıcı çözümün parçası gibi durmuyor. Bu, Suriye’deki sorunun bütününden bağımsız bir yaklaşım.

“Çatışma koşullarını ortadan kaldırmadan herhangi bir planı hayata geçirmek mümkün mü?” sorusu önem kazanıyor. Suriye genelindeki tablo da yeterince karmaşık:

– Suriye yönetiminin kontrolündeki Şam, Şam Kırsalı, Halep, Lazkiye, Tartus, Hama, Humus, Süveyde, Dera ve Kuneytra vilayetlerinde güvenlik sağlanmış durumda. Süveyde’de zaman zaman yaşanan gösteriler genel güvenliği bozacak nitelikte değil.

– Silahlı grupların Rusya’nın Himeymim merkezli Tarafları Uzlaştırma Merkezi ile Suriye Ulusal Uzlaşı Bakanlığı’nın girişimleriyle anlaşıp çatışma sürecini geride bıraktığı çok sayıda yer var. Kırılgan bir uzlaşının sürdüğü Dera’da durum biraz daha hassas. Burada silahlı gruplara yönelik takip bitmezken güvenlik güçlerini hedef alan saldırı ya da suikastlar tekrarlanıyor.

– Humus’un doğu kırsalı, Badiya çöl bölgesi ve Fırat’ın güneydoğu çeperlerinde Irak-Şam İslam Devleti’nden (IŞİD) gelen saldırılar söz konusu.

– Deyr ez-Zor ve çevresinde Suriye Demokratik Güçleri (SDG), hüküket güçleri ve İran bağlantılı milis güçlerinin yer aldığı karmaşık bir güvenlik denklemi var. Merkezi SDG’nin kontrolünde olan Rakka’nın kırsal alanlarında 2019’daki Barış Pınarı Harekatı’ndan sonra hükümet güçleri de bulunuyor.

– Rakka’dan itibaren Fırat boyunca nehrin kuzeyinde SDG, güneyinde hükümet güçleri kontrolü sağlıyor. Bunun istisnası Deyr ez-Zor. Burada kentin merkezini kontrol eden hükümet güçleri nehrin kuzeyinde kalan bazı yerleşim birimlerini de elinde tutuyor.

– Deyr ez-Zor’dan sonra Irak sınırlarına doğru özellikle Mayadin ve Ebu Kemal arasında İran bağlantılı milis güçleri de varlık gösteriyor. Bu alanlarda koşullar geri dönüşler için cesaret kırıcı.

– Haseke vilayeti ve buraya bağlı Kamışlı’da hükümet güçlerinin elinde kalan az miktardaki alanda yer yer bölgenin hakim gücü SDG ile gerilimler yaşanıyor. Ancak buralardaki güvenlik sorunlarının tek başına caydırıcı bir faktör olduğu söylenemez.

– Aktif cephe hatlarına gelince; Fırat’ın doğusunda Türk ordusu ve bağlı milis güçlerinin kontrolündeki Ras’ul Ayn ve Tel Ebyad ile SDG’nin elindeki bölgelerin kesiştiği noktalarda çatışmalar ya da karşılıklı saldırılar eksik olmuyor. M-4 otoyolu üzerindeki Ayn İsa ve Tel Temir Barış Pınarı Harekâtı’na bağlı güçler tarafından ateş altında tutuluyor. Kısacası M-4 hattı üzerindeki yerleşimlere güvenli geri dönüş mümkün değil.

– YPG’nin görünür olmaktan çıktığı ve güvenliğin Menbic Askeri Meclisi tarafından sağlandığı Menbic ve kırsalı da Fırat Kalkanı Güçleri’nin baskısı altında.

– Halep’in kuzey şeridinde YPG’nin Afrin’den çekilirken kullandığı güzergâh olan Tel Rıfat da yine Türk ordusu ve SMO’nun ateş menzilinde. Tel Rıfat, Menbic, Ayn İsa ve Tel Temir hatlarında Rusya’nın kolaylaştırıcı olduğu pazarlık süreçlerinde bir süreden beri Suriye ordusu da mevzilenmiş durumda. Buralar düşük yoğunluklu çatışmaların tekrarlandığı bölgeler olarak ele alınabilir.

– Türkiye’nin desteklediği gruplar, HTŞ, El Kaide çizgisindeki cihatçılar ve bağımsız İslamcı grupların bulunduğu hatlar ise aktif çatışma hatları özelliğini koruyor. İdlib, Lazkiye’in kuzeydoğu kırsalı, Hama’nın kuzeybatı kırsalı, Halep’in batı ve kuzey kırsalında Rusya destekli hükümet güçleriyle çatışmalar, hava bombardımanları ve havan-roket atışları eksik olmuyor. Halep kırsalında Fırat Kalkanı ile kontrol edilen El Bab, Cerablus ve Azez üçgeninde savaş hali sona erse de gruplar arası çatışmalar, bombalı araç saldırıları ve hükümet güçlerinin nokta atışları genel güvenlik durumunu etkiliyor. Muhalif güçlerin elindeki alanlardan Suriye hükümetinin kontrolündeki bölgelere de atışlar devam ediyor.

– Zeytin Dalı ile kontrol edilen Afrin yağma, adam kaçırma, infaz, bombalı araç saldırıları, gruplar arası rant kavgaları ile gündeme geliyor. 2018’de Afrin’den kaçan Kürtlerin yerine Suriye’nin farklı bölgelerinden silahlı milisler ve aileleri yerleştirildi. Mevcut koşullar yerel nüfusun dönüşüne izin vermiyor.

Güvenlik ve ekonomik koşullar ne kadar teşvik edici?

Savaştan etkilenen bölgelerin yeniden inşası, siyasi çözümün bulunamayışı ve yaptırımların sürmesi nedeniyle mümkün olamıyor. Rusya, İran ve Çin’in yeniden inşaya ilgisi durumu değiştirecek somut adımlara dönüşmedi.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) başta olmak üzere Araplarla normalleşme arayışı da yeniden inşa sürecini mümkün kılacak kaynaklara ulaşma amacı taşıyor. Bu girişimleri ABD frenliyor. Herhangi bir geri dönüş fikrini yeniden inşa sürecinden bağımsız ele almak mümkün değil.

Bunun yanı sıra bir diğer caydırıcı faktör güvenlik. Sığınmacılar döndüklerinde takip, kovuşturma, hapsedilme ve cezalandırılma korkusunu taşıyor.

Suriye lideri Beşar Esad’ın çıkardığı af yasalarının sayısı 18’i buldu. Ancak hapishaneler hâlâ dolu ve özellikle isyan sürecine katılanlar için herhangi bir şeyin garantisi yok.

Yeniden yaşam kurmak sürdürülebilir ekonomik kaynakları da gerektiriyor. Sadece Suriye Demotratik Güçleri’nin (SDG) bulunduğu Fırat’ın doğusu, Türkiye destekli muhalif güçlerin kontrol ettiği alanlar ve HTŞ’nin elindeki İdlib değil; Suriye yönetiminin kontrolü altındaki kentlerin ekonomik durumu da dönüşler için teşvik edici değil.

Yakıt ve buğday sıkıntısı en önemli kriz konusu. Çadır kentler gibi briket konut alanları da sürdürülebilir ekonomik dayanaklardan yoksun. Hayat dışardan gelen yardımlar üzerinde dönüyor.

Çatışmasızlık neden garanti değil?

Sığınmacıların yerleştirileceği potansiyel yerler olarak öne çıkan El Bab, Cerablus, Çobanbey, Tel Ebyad, Ras’ul Ayn ve Afrin’deki statükonun daha ne kadar korunacağı belirsiz.

Türkiye bu bölgeleri nereye kadar elinde tutacak? Buralar Şam-Ankara arasında bir uzlaşmayla mı Suriye yönetimine devredilecek? İnsanları yeniden yerlerinden edecek çatışmalar olmadan bir çözüm mümkün olacak mı? Silahlı muhalif mevcudiyete ne olacak?

Belirsizlikler geri dönüşü sabote eden ana faktör olarak duruyor. Sığınmacılara konut planları dahil Ankara’nın bu bölgedeki tasarrufları sanki Türkiye bu bölgelerden asla çekilmeyecekmiş gibi bir anlayışla sürdürülüyor. Haliyle çatışma potansiyeli korunuyor.

Barış sağlanırsa dönüşe rağbet olur mu?

Geri dönüşün koşulları oluşsa bile sığınmacıların büyük bir kısmının Türkiye’de kalacağı öngörülüyor. Dünyadaki örnekler barışa rağmen insanların eski çatışma bölgelerine dönmekte zorlandığını ve yeni yaşamlarından kopamadıklarını gösteriyor. Türkiye’deki araştırmalar da kalma eğiliminin yüksek olduğuna işaret ediyor.

BM Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin desteğiyle yürütülen bir araştırmaya göre 2017’de “Dönmeyi hiçbir şekilde düşünmüyorum” diyenlerin oranı yüzde 16,7 idi. Bu oran 2020’de yüzde 77,8’e yükseldi. Türkiye’de doğan, büyüyen, okuyan ve iş sahibi olan insanların dönüş fikrine daha da uzak olacakları söylenebilir.

Bunun yanı sıra Afrinlilerin evlerine dönüş yolu, Kürtlerin “Kürtsüzleştirme” olarak nitelediği politikalar nedeniyle kapalı. Tel Ebyad ve Ral’ul Ayn’ın kendi orijinal nüfusu da tam olarak dönebilmiş değil.

Ayrıca Göç İdaresi’nin verilerine bakılırsa kısmi dönüşe karşın sığınmacı sayısındaki artış sürüyor. Sınırdan serbest geçiş rejimine son verildiği 2015’te Türkiye’deki sığınmacı sayısı 2,2 milyondu. Fırat Kalkanı Harekatı’nın düzenlendiği 2016’da rakam 2,8 milyona çıktı. 28 Nisan 2022 itibariyle rakam 3,7 milyona ulaştı.

Ne yapılmalı?

Sonuç olarak sığınmacıları geldikleri yerler yerine bir nevi nüfus mühendisliğiyle başka bölgelere yerleştirmek sorunu daha çetrefilli hale getirebilir. Bu durum yeni düşmanlıklar ekmek anlamına da geliyor. Beri tarafta hiçbir silahlı grup kendi otoritesini zora sokacak bir nüfus transferi istemiyor. Gerçekçi ve insani dönüşün konuşulabilmesi siyasi çözümün sağlanmasını, çatışmaların bitirilmesini, örgütler ve milislerin silahlardan arındırılmasını, güvenlik garantilerinin sunulmasını, yeniden inşa sürecinin başlatılmasını, geçim kaynaklarının oluşturulmasını ve Şam ile Ankara arasında gerçek bir işbirliğinin başlamasını gerektiriyor.

Eğer Şam’la bir uzlaşı olmayacaksa inşa edilen yerleşimlerin iaşesi, idaresi ve güvenliğinden mecburen Türkiye sorumlu olmaya devam edecek.

Ankara’nın sürdürülebilir bir yaşam için ‘çatışmasızlığı’ garanti etmesi, bu amaçla yeterli sayıda asker bulundurması ve kaynak ayırması gerekecek.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Seçimlere Girme Yeterliliğine Sahip Parti Sayısı 27’ye Yükseldi

Adalet Partisi (AP), Memleket Partisi (MP) ve Türkiye Değişim Partisi’nin (TDP) seçime katılabilme şartlarını yerine getirmesiyle birlikte, gelecek seçimlere katılabilecek parti sayısı 27’ye yükseldi.

İYİ Parti Yüksek Seçim Kurulu temsilcisi Mustafa Tolga Öztürk, Twitter hesabından seçime girebilecek parti sayısını paylaştı. Öztürk, Adalet Partisi, Memleket Partisi ve Türkiye Değişim Partisi’nin seçimlere girebilme şartlarını yerine getirdiğini belirterek, “Seçime girme yeterliliğine sahip parti sayısı 27 ye yükseldi” dedi.

Öztürk, “Çankırı İli Dodurga Belediye Başkanlığı ve Meclis Üyeliği Seçimine katılabilecek partiler” notuyla seçime girebilecek partilerin listesini de yayımladı. Öztürk’ün paylaşımı şöyle:

“Son yayınlanan seçime katılma yeterliliğine sahip partilere Adalet Partisi,Memleket Partisi ve Türkiye Değişim Partisi eklendi. Seçime girme yeterliliğine sahip parti sayısı 27 ye yükseldi. Çankırı İli Dodurga Belediye Başkanlığı ve Meclis Üyeliği Seçimine katılabilecek partiler.”

Paylaşın

EBRD, Türkiye İçin 2022 Büyüme Tahminini Yüzde 2 Olarak Sabit Tuttu

Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (ERBD) Türkiye’nin 2022’deki büyüme tahminini yüzde 2 olarak sabit tuttu. 2023 tahmini ise yüzde 3,5 oldu. Türkiye 2020’de yüzde 1,8, geçen yıl ise yüzde 11 büyümüştü.

EBRD, Avrupa, Orta Asya ve Kuzey Afrika’daki gelişmekte olan ekonomiler için ekonomik büyüme tahminini düşürürken Rusya’nın doğalgaz ihracatını aniden durdurması halinde gayrı safi yurtiçi hasılanın (GSYH) koronavirüs salgını öncesinde görülen seviyelere gerileyebileceği uyarısında bulundu.

Bloomberg HT’nin haberine göre, EBRD seçimler öncesinde devam etmesi beklenen kamu harcamaları nedeniyle Türkiye’nin büyüme tahminlerini ise sabit tuttu.

Faaliyet gösterdiği yaklaşık 40 ülke hakkında Mart ayında yayımladığı ekonomik tahminlerini güncelleyen EBRD, gelişmekte olan Avrupa ülkeleri, Orta Asya ve Kuzey Afrika için ekonomik büyüme tahminini yüzde 1.7’den yüzde 1.1’e düşürdü. Düşüşte Ukrayna ekonomisinde tahminlerden kuvvetli gerçekleşeceği öngörülen daralma etkili oldu.

EBRD en çok kredi verdiği ülke olan Türkiye için büyüme tahminini ise bu yıl için yüzde 2, 2023 için ise yüzde 3.5 seviyesinde tuttu.

EBRD tarafından yayımlanan raporda, bölge ekonomisinde beklenen ivme kaybına rağmen 2023’te gerçekleşmesi planlanan seçimler öncesinde öngörülen kamu harcamaları nedeniyle büyümenin bu seviyelerde olacağı ifade edildi.

Her ne kadar EBRD’nin baz senaryosu olmasa da Rusya’dan doğalgaz akışının aniden kesilmesi halinde bölgede kişi başı GSYH’nin bu yıl yüzde 2.3, gelecek yıl ise yüzde 2 daralacağı tahmin edildi.

Paylaşın

Vatandaşın Borcu 1 Trilyon 154 Milyar Liraya Yükseldi

Ekonomik kriz her geçen gün daha da ağırlaşarak artıyor. Vatandaşın, bankalara, finansman ve varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borcunun 1 trilyon 154 milyar liraya ulaştığı belirtildi.

Geliri ve tasarrufları enflasyon karşısında eriyen vatandaş, geçinemediği için hızla borçlanıyor. CHP Meclis grubu ekonomi raporu hazırladı. Raporda, vatandaşların bu borcunun 854 milyar lirası bireysel (konut, otomobil, ihtiyaç) kredilerinden, 242 milyar lirası da kredi kartlarından kaynaklandığına dikkat çekildi. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 482 bin adet artarak 6 Mayıs itibarıyla 23 milyon 449 bine çıktı.

Raporda şu tespitlere yer verildi: “Son hafta tüketici kredilerinde 9.8 milyar liralık, kredi kartı borçlarında ise 3.3 milyon liralık artış yaşandı. Vatandaşların vadesinde ödeyemediği için bankalar tarafından icraya verilen takipteki borçları ise 28.3 milyar lira düzeyine çıktı. Bankaların takipteki bu borçlarını düşük bir bedel karşılığında varlık yönetim şirketlerine devrediyor olmaları bu rakamı olduğundan daha düşük gösteriyor.”

23.4 milyon dosya icrada bekliyor

Artı Gerçek’te yer alan habere göre, CHP’nin raporunda, vatandaşların varlık yönetim şirketlerine 30.7 milyar TL, TOKİ’ye ise 27 milyar lira borcu bulunduğu; bankalara, finansman şirketlerine, varlık yönetim şirketlerine ve TOKİ’ye olan (tahsili gecikmiş borçlar da dahil) toplam borcun ise 1 trilyon 154 milyar liraya ulaştığı belirtildi.

Ulusal Yargı Ağı (UYAP) verilerine göre bu yıl 1 Ocak–6 Mayıs günleri arasında icra ve iflas dairelerine toplam 3 milyon 400 bin yeni dosya geldi. 2 milyon 522 bin dosya ise sonuçlandırılırken yeni gelen dosya sayısı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 25.6 oranında arttı. İcra dairelerinde derdest bulunan dosya sayısı son bir yılda 1 milyon 482 bin adet artarak 6 Mayıs itibarıyla 23 milyon 449 bine çıktı.

Paylaşın