1 Haftada 123 Milyar TL Daha Borçlandık

Enflasyon hızla yükseliyor, alım gücü eriyor. Bankalara olan borçluluk ise günden güne artıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da dün yaptığı konuşmada milyonların geçim sıkıntısı içerisinde olduğunu kabul etti.

Cumhuriyet Erdoğan “İnsanlarımızın geçim sıkıntısı meselesi olabilir” dedi ve buna karşı çözümün ise kendi iktidarlarında olduğunu belirtti. Akıllara ise ekonomiden sorumu bakan Nureddin Nebati’nin 6 ay önce yaptığı konuşma geldi. Nebati “Gözlerimi kapatıp 6 ay sonra açmak istiyorum. Çok farklı noktalara geleceğiz. Enflasyon bitecek” iddialarında bulunmuştu. Ancak bu son 6 ayda takibe düşen borç tutarı da borçluluk da sert şekilde arttı.

Birgün’den Rıfat Kırcı’nın haberine göre; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre ise borçlanma hızla artıyor. Son 1 haftada bankalara olan borçluluk 123,2 milyar lira arttı. 6 ayda ödenemediği için takibe düşen borç tutarı 3 milyar lira artarken bankalara olan kredi ve kredi kartı borçluğu ise 1,2 trilyon lira arttı.

BDDK, haftalık bankacılık sektörü verilerini yayımladı. Buna göre 10 Haziran haftasını kapsayan süreçte bankalara olan kredi ve kredi kartı borcu 123 milyar 283 milyon lira arttı. Toplam borç 6 trilyon 251 milyar 126 milyon liraya yükseldi.

Bireysel kredi kartlarıyla 1 haftada 4 milyar 81 milyon liralık işlem gerçekleştirildi. Böylece 10 Haziran haftasında bireysel kredi kartı borcu 269 milyar 287 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredilerdeki artış 12 milyar 300 milyon lira olarak gerçekleşti.

3 milyar lira borç ödenemedi

Ocak ayının ilk haftasından haziran ayının ikinci haftasına kadar borçluluk 1 trilyon 288 milyar 323 milyon lira arttı. Son bir haftada 183 milyon lira daha borç takibe düştü. Son 6 ayda takibe düşen borç tutarındaki artış ise 3 milyar liranın üzerinde.

Verilere göre, tüketici kredileri tutarı, 10 Haziran itibarıyla 12 milyar 300 milyon lira artışla 890 milyar 334 milyon liraya çıktı. Söz konusu kredilerin 338 milyar 906 milyon lirası konut, 22 milyar 121 milyon lirası taşıt ve 529 milyar 307 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Söz konusu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 14 milyar 231 milyon lira artarak 832 milyar 534 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 1,5 artışla 269 milyar 288 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredi kartı alacaklarının 109 milyar 254 milyon lirası taksitli, 160 milyar 34 milyon lirası taksitsiz oldu.

BDDK verilerine göre Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarında da yükseliş eğilimi devam etti. 10 Haziran KKM ve katılma hesapları 931 milyar liradan 962,9 milyar liraya çıktı.

Paylaşın

Rusya: Kuzeydoğu Suriye’ye Operasyon Sorunları Çözmez

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, 15-16 Haziran’da Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da düzenlenen 18. Astana görüşmelerinin genel oturumunun ardından Suriye’deki son gelişmelere ilişkin basına açıklamada bulundu.

Suriye krizine çözüm amaçlı oluşturulan Astana görüşmelerinin katılımcılarından olan Lavrentyev, açıklamasında Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye askeri operasyon ihtimaline de değindi.

Rûdaw haber sitesinin aktardığına göre, Lavrentyev, Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye olası bir askeri operasyonunun söz konusu bölgedeki “ayrılıkçı grupları” harekete geçirebileceğinden duydukları endişe nedeniyle sorunların başka yollarla çözülmesi gerektiğini söyledi.

“Sorunları çözmenin başka yolları var”

“Bildiğimiz gibi, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde operasyon düzenleme kararı henüz ilan edilmedi” diyen Lavrentyev, öztele şöyle konuştu:

“Biz Türk dostlarımıza söz konusu operasyonun, Suriye’nin kuzeyinde gerilimin artmasına ve ayrılıkçı grupların harekete geçmesine yol açabileceğini ifade ettik ki bunu ne Rusya, ne Irak ve İran ister. Bu nedenle var olan sorunları çözmek için başka yolların olduğuna inanıyoruz.

Açıkçası, askeri operasyon şu anda var olan tüm sorunları çözmeyecektir. Yani, burada Türkiye’nin milli güvenlik sorununu tamamen ortadan kaldırmayacağından bahsediyorum. Bana göre, bu sorun ancak Suriye hükümet güçlerinin sınıra yakın bölgelerinde tam kontrolü ele almasıyla çözülebilir, bunu henüz görmedik. Orada halen Kürt unsurlar mevcut.

(Türkiye sınırları da dahil Suriye’nin kuzeydoğusundaki saldırılar) konusunda tüm taraflarla çalışmaların yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kuzeydoğudaki Kürt grupların Türkiye’ye ve Suriyelilere yönelik saldırılarının ele alınması gerekir.”

18. Astana görüşmeleri hakkında

Suriye krizine çözüm amaçlı oluşturulan Astana görüşmelerinin garantörleri Türkiye, Rusya ve İran heyetleri, 15-16 Haziran 2022 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da 18. kez bir araya geldi.

Türkiye, Rusya ve İran arasındaki ikili ve üçlü görüşmelerle başlayan 18. Astana görüşmeleri, “Suriye krizinin askeri bir çözümü olmadığına” ilişkin sonuç bildirgesinin açıklanması ile son buldu.

Taraflar, açıkladıkları sonuç bildirgesiyle, “Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğüne yönelik güçlü taahhütlerine” ve “Astana sürecinin Suriye meselesinin barışçıl çözümünde öncü rolüne” vurgu yaptı:

“(Taraflar) Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumu ele almışlar ve bu bölgede kalıcı güvenlik ile istikrarın ancak ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması temelinde sağlanabileceği hususunda mutabık kalmışlardır.

Gayrimeşru öz yönetim teşebbüsleri dahil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmişlerdir. Suriye’nin birliğini zayıflatmayı amaçlayan ve komşu ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eden Fırat’ın doğusundaki ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını yinelemişlerdir.”

Bir sonraki Suriye konulu Astana görüşmeleri, 2022 yılının ikinci yarısında yine Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da yapılacak.

Ne olmuştu?

Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk olarak 23 Mayıs’ta yaptığı açıklama “Suriye’ye yeni bir askeri operasyon” sinyali olarak yorumlanmıştı.

Erdoğan son olarak 1 Haziran’daki kabine toplantısının ardından konuyla ilgili özetle şu açıklamayı yaptı:

“Buradan bir kez daha tekrar ediyorum; güney sınırlarımız boyunca 30 kilometre derinliğinde güvenli bölge oluşturma kararımızın yeni bir safhasına geçiyoruz. Tel Rıfat ve Münbiç’i teröristlerden temizliyoruz.

Ardından da aşama aşama diğer bölgelerde aynısını yapacağız. Türkiye’nin bu meşru güvenlik adımlarına bakalım kimler destek verecek, kimler köstek olmaya çalışacak, göreceğiz.”

Paylaşın

ABD: Türkiye, NATO Üyelik Pazarlığı İle F-35 Programına Dönemez

ABD Temsilciler Meclisi Silahlı Hizmetler Komitesi Başkanı Adam Smith, F-35 savaş uçakları alımına karşı Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği ile ilgili pazarlık yapamayacağını savundu. Demokrat Parti’den Adam Smith, basına yaptığı açıklamada, S-400 savunma sistemi aldığı için Türkiye’nin F-35 savaş uçağı programına geri dönemeyeceğini söyledi.

Savunma muhabirlerinin düzenlediği bir etkinlikte konuşan Smith, Türkiye’nin Rusya’dan S-400 savunma sistemi almasının ülkesi için hala ciddi bir endişe kaynadığı olduğunu belirterek, “Bu Rusya’dan silah aldığı için Türkiye’yi cezalandırmak değil. Bu, S-400’ün F-35 ile aynı yerde olmaması ve oradaki kritik bilgilerin Ruslara ulaşma endişesiyle ilgili bir kaygı. Ben sonuçta onlara bazı silahların verileceğini ancak F-35 savaş uçaklarının satılmayacağını düşünüyorum. Avrupa’nın ne yapacağını bilmiyorum. Ancak onların da bu yönde davranacağını düşünüyorum.” dedi.

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine karşı ittifak üyeleriyle yaptığı pazarlığa değinen Smith, “O (Erdoğan) , ‘bana yeterince iyi teklif yapmadınız, biz de İsveç ve Finlandiya’nın üyeliğine kabul etmeyeceğiz.’ diyor. Onun, en iyi pazarlığın bu olduğunu düşünmesi akıl almaz bir şey değil. Bizim, İsveç ve Finlandiya’nın işi de, ortaya çıkan şeyin bu olmaması için müzakere etmek. Bunu denemek. Ancak sonunda müzakere etmek zorunda kalacağımız şey bu.” ifadesini kullandı.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken geçen hafta Türkiye’ye savaş uçağı satışıyla, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğinin farklı konular olduğunu söylemişti.

ABD’nin dış ilişkilerini yürütürken bazı ülkelerin Rusya ve Çin ile ilişkileri ile ilgili sert kararlar alamaması konusunda ülkesinin bazı esnekliğe sahip olması gerektiğini ve Türkiye’nin durumunun da bunu hatırlattığını kaydeden Smith şöyle konuştu:

“Dünyanın dört bir yanında bizimle ilgili güven sorunu var. ABD’nin mükemmel olduğu fikrine kapılmış birçok Kongre üyesi var. Türkiye ve Hindistan gibi dünyadaki bir sürü ülke ise bahislerini riske attıklarını anlamış görünmüyor. Biz de, ‘Ya bizimle ya da Rusya ve Çin’le birlikte olmak zorundasın’ diyoruz. Onlar ise hala bir anlamda bu kartla oynuyor. Ukrayna’da olup biten ne kadar korkunç olsa da Rusya ve Çin’i ve hatta bir dereceye kadar İran’ı uzaklaştırabilecekken, ABD’ye yaklaşabileceklerini düşünmüyorlar.”

Ülkesinin de geçmişten dersler alıp buna göre davranıp, koalisyonu oluşturmak için esneklik içinde hareket etmesi gerektiğini vurgulayan Smith şunları söyledi:

“Dünya mükemmel bir yer değil. Müttefikleriniz ve dostlarımız her zaman tam olarak istediğiniz yerde olmayacak. Ve biz de tam olarak bizim istediğimiz gibi dost ve müttefik olmadığımızı kabul etmeliyiz. Öyleyse, Rusya ve Çin’in küresel düzen için oluşturduğuna inandığım tehdidi göz önünde bulundurarak, burada nasıl anlaşabilir bir ortaklığa sahip olabiliriz buna bakmamız gerekecek.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

FT: Türkiye NATO’nun Üçlü Toplantı Davetini Reddetti

Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliği görüşmeleri devam ediyor. Türkiye, NATO’nun Finlandiya ve İsveç’in üyeliklerine itirazına bir çözüm bulmak için üçlü görüşme davetini reddetti.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği için Türkiye’ye gönderdikleri belgelerin beklentileri karşılamaktan çok uzak olduğunu kendilerine ve NATO’ya ilettiklerini söyledi.

Financial Times’in haberine göre de Ankara iki İskandinav ülkesi ile müzakerelere başlamadan önce Helsinki ve Stokholm’den terörizmle ilgili endişeleri konusunda somut adımlar atmasını istedi. Bu şart nedeniyle NATO yetkililerinin devreye girerek ikili müzakereler yürütmek zorunda kaldığı belirtildi.

Konuyla ilgili isimsiz 3 kaynağa dayandırılan haberde, daha önce üç ülkeden yetkililer arasında bir NATO yetkilisi moderatörlüğünde çarşamba günü yapılması planlanan toplantı yapılmadığı vurgulandı.

Bir NATO yetkilisi de, Türkiye’nin isteksizliği ve iki ülkeden taleplerinin belirsizliğine atıfta bulunarak üçlü toplantının “nihai amaç” olduğunu “fakat henüz o noktada olmadıklarını” vurguladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da çarşamba günü NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le yaptığı telefon görüşmesinde iki ülkeden de Türkiye’nin  beklentilerinin karşılandığı somut adımlar görmeden, terörizmle mücadele ve savunma sanayi iş birliği konusunda paradigma değişikliğine gidileceğine dair yazılı taahhütler verilmeden süreçte ilerleme sağlanamayacağını vurguladı.

Stoltenberg ise daha önce kendisine üçlü toplantı ile ilgili yöneltilen bir soruya devam eden bir süreç olduğunu ve farklı formatlarda toplantılar gerçekleştirildiğini söylemişti.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Türk Gazeteciler Ayakta Kalma Mücadelesi Veriyor

İngiltere‘de Oxford Üniversitesi bünyesindeki Reuters Gazetecilik Çalışmaları Enstitüsü, dünya nüfusunun yarısını kapsayan, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 46 ülkedeki dijital haber tüketimi ile ilgili 2022 Dijital Haber Raporu’nu yayınladı.

Yaklaşık 93 bin dijital haber tüketicisi ile yapılan anketin sonuçlarına dayanan raporda, küresel çapta tüketicilerin haberlere ilgisinin azaldığı ve gazetecilik ile toplum arasındaki bağın yıprandığı belirtiliyor.

Rapor, hâlâ gazete, dergi vb. dijital olmayan haber kaynakları kullanımının en fazla Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) yaygın olduğunu ve ABD’yi bu alanda Japonya, İngiltere ve Fransa’nın izlediğini ortaya koyuyor.

Genel anlamda haberlerden kaçınanların sayısının da arttığı belirtilirken söz konusu 46 ülkede tüketicilerin yüzde 43‘ü, haberlerden uzak durmalarının en önemli sebebi olarak çok fazla siyasi ve Covid-19 haberine maruz kalmayı gösteriyor. Yüzde 36’lık bir kesim haberlerin kendini olumsuz etkilediği için uzak durmayı tercih ettiğini dile getirirken yüzde 29’luk bir grup haberlerin güvenilmez ya da taraflı olduğunu düşünüyor.

Türkiye’de gazetecilik ekonomik baskı altında

2022 Dijital Haber Raporu’nun Türkiye başlığı altında kaleme alınan en dikkat çekici noktalardan biri, Türkiye’de “yüksek enflasyon, zorlu siyasi koşullar ve ticari baskılar” nedeniyle bağımsız gazetecilerin mali güvenliklerinin “giderek daha fazla endişe verici” boyutlara ulaştığı yönündeki ifade.

Raporda, Türk lirasının geçen yıl ABD doları karşısında yüzde 50 oranında değer kaybettiği ve düşen gelirlerle artan kağıt maliyetleri sebebiyle çok sayıda gazetenin ayakta kalma mücadelesi verdiği vurgulanıyor.

Hükümet karşıtı ve alternatif medyanın, ekonomik krize karşı hükümet yanlısı medyaya göre daha savunmasız olduğu da yer alırken, buna neden olarak devlet kurumlarının neredeyse yalnızca hükümete yakın yayın organlarına reklam vermesi ve Fox TV Haber, Tele 1 ve Halk TV gibi AKP hükümetini eleştiren yayın kuruluşlarının RTÜK tarafından defalarca para cezasına çarptırılması gösteriliyor.

Dijital Haber Raporu’nda, yakın tarihte yayınlanan bir başka rapora atıfla 2021 yılında RTÜK tarafından bağımsız medya kuruluşlarına, toplamda yaklaşık 2 milyon dolar ceza kesildiği ve bunun, söz konusu kuruluşları daha da zor durumda bıraktığı ifade ediliyor.

Raporun devamında Türkiye’deki medyanın durumu hakkında şu yorum yapılıyor:

“Siyasi sansür, bağımsız medya üzerinde ek baskılar oluşturuyor. Çevrimiçi haber kaynakları zaman zaman engellenirken bazen de uygunsuz veya saldırgan olduğu düşünülen içerikleri kaldırmaları istenmeye devam ediyor. Örneğin hükümet ihalelerindeki usulsüzlüklere ilişkin haberler, hızlı mahkeme kararlarıyla ya engelleniyor ya da kaldırılıyor.”

Türkiye’de bağımsız yayın organlarının düzenli olarak enflasyonun etkisini haberleştirdiği, hükümet yanlısı yayınların ise, emekli maaşlarındaki artış gibi daha olumlu haberlere odaklandığının altı çizilirken; önde gelen bağımsız gazetecilerin, hükümet tarafından onaylanmayan konularda haber yaptıkları için sürekli olarak gözaltına alındığı veya davalarla karşı karşıya kaldığı da söz konusu raporda yer alan ifadelerden bir diğeri.

Uluslararası kuruluşlardan lisans istenmesi

2022 Dijital Haber Raporu, Türkiye’ye yayın yapan Deutsche Welle, Euronews ve Voice of America’nın Türkçe servislerinden RTÜK’ün yayın lisansı talep etmesine de değiniyor. Euronews bu süreçte lisans ihtiyacını önlemek için bazı videoları internet sayfasından çıkarmış; Deutsche Welle ve Voice of America ise RTÜK’ün lisans talebini kabul etmeyerek konuyu temyize taşımıştı. Burada mahkemenin vereceği karar bekleniyor.

Türkiye’de raporun hazırlanması için yapılan ankete katılanların sadece yüzde 23’ünün, medyanın siyasetin etkisinden bağımsız olduğunu düşündüğünü dile getirmesi de, raporda “şaşırtıcı değil” yorumu ile değerlendiriliyor.

FOX TV birinci, A Haber sonuncu

Dijital Haber Raporu’na göre Türkiye’de en fazla izlenen, takip edilen ya da okunan medya kuruluşlarının başında, yüzde 58’lik bir kesimin haftada en az bir kez izlediği FOX TV geliyor. Sözcü gazetesi bu kategoride yüzde 33 ile ikinci, CNN Türk ise yüzde 31 ile üçüncü sırada yer alıyor. Söz konusu sıralamanın son sırasında ise yüzde 18’lik oranla A Haber kanalı bulunuyor.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi: Türkiye’nin Kaygılarını Gidermeye Çalışıyoruz

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba olduğunu belirterek, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını söyledi.

ABD’nin NATO Daimi Temsilcisi Büyükelçi Julianne Smith, Dışişleri Bakanlığı’nın çevrimiçi brifinginde soruları yanıtladı.

VOA Türkçe’de yer alan habere göre, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliği sürecinde Türkiye’nin kaygılarının nasıl giderilebileceği sorusuna Smith, üçlü formatta görüşmelerin yanısıra ABD dahil diğer ülkelerin de Türkiye ile diyaloğunun sürdüğünü belirtti.

”Şu anda farklı formatlarda yürütülen çok sayıda çaba var” diyen Smith, iki aday ülke İsveç ve Finlandiya’nın Türkiye ile birlikte Ankara’nın endişelerini gidermek için çalıştığını belirtti. Smith, ”Bu devam eden bir üçlü format. Ankara’nın masaya koyduğu bazı endişeleri gidermek için bu üç ülkenin bir araya geldiği yönünde haberler gördünüz” dedi.

Büyükelçi Smith, Amerikalı bazı yetkililerin iki ülkenin üyelik başvurusu yaptıkları dönemde Ankara’nın kaygılarını anlamak için Türkiye ile temas kurarak bireysel çabalar da yürüttüğünü belirtti.

Hem Washington’un hem de diğer NATO müttefiklerinin bireysel çabalarının sürdüğünü belirten Büyükelçi Smith, NATO’da da konuyla ilgili yuvarlak masa toplantılarının yapıldığını, Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç’le ilgili dile getirdiği bazı kaygıların dinlendiğini ve yol çizme çabalarının devam ettiğini kaydetti.

Amerika’nın NATO Büyükelçisi Smith, ”Hedefimiz İsveç ve Finlandiya’nın Madrid zirvesinde davetli olarak yer alıp almayacaklarını görmek. Eğer bu olursa süreç devam edecek. Katılım görüşmelerini açık tutmaya çalışacağız. Sonunda bunun olacağına hala güveniyoruz. Zamanlama olaraksa kesin bir şey söyleyemiyorum. Ancak kapalı kapılar ardından Türkler’in kaygılarını gidermeye çalışıyoruz” dedi.

Brifingde bir gazeteci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğini bir yıl kadar askıya almaya hazır olduğunu söylediği hatırlatarak, bunun sadece İsveç ve Finlandiya değil NATO’nun tamamı açısından da bir problem teşkil edip etmeyeceğini sordu.

Büyükelçi Smith, NATO müttefiklerinin bu durumun haftalar ya da aylar içinde çözülebilecek bir konu olmasını ve yıllar sürmemesini umduklarını belirtti. ”Hepimizin bu iki ülkeyi Madrid’de davetli olarak diğer ülke liderlerinin yanında görme umudumuz var, bu umudumuzun gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini bilmiyoruz” diye konuştu.

Smith, NATO üyelerinin, iki ülkenin ittifaka katılması konusunda süreç o aşamaya geldiğinde onay mekanizmasının hızlandırılması yönünde adımlar atıyor olmasının cesaret verici olduğunu belirtti.

”ABD’de büyük destek var”

ABD’de bu iki ülkenin ittifaka katılması için güçlü destek olduğunu belirten Büyükelçi, Senato’nun da bu nedenle zamanı gelince yeni üyelikleri hızla onaylamaya hazır olacağı mesajını verdiğini söyledi.

Smith, ”Bir kez daha NATO’da perde arkasında bu iki ülkeye güçlü desteği, mümkün olan en hızlı şekilde ilerleme isteğini görmeye ve hissetmeye devam ediyorsunuz. Ancak Türkiye ile bugüne kadar dile getirdikleri kaygıları gidermek için birlikte çalışma isteğimiz de devam ediyor” dedi.

Paylaşın

A Milli Futbol Takımı Dörtte Dört Yaptı

A Milli Futbol Takımı, UEFA Uluslar C Ligi 1. Grup’ta İzmir’de ağırladığı Litvanya’yı 2-0 yenerek liderliğini devam ettirdi. Grupta 4’te 4 yapan Türkiye, 14 kez ağları havalandırırken, kalesinde hiç gol görmedi.

Haber Merkezi / Milli Takım, Litvanya karşısında, 37. dakikada Kaan Ayhan, 54. dakikada da VAR uyarısıyla kazanılan penaltıdan Hakan Çalhanoğlu’nun golleriyle 2-0 galibiyete ulaştı. 81. dakikada Cengiz Ünder bir penaltı vuruşundan yararlanamadı.

Mücadeleyi Fransız kadın hakem Stephanie Frappart yönetti. Milliler tarihinde ikinci kez karşılaştığı Litvanya’yı gruptaki ilk müsabakada 6-0 mağlup etmişti. Gruptaki diğer maçta Lüksemburg ile Faroe Adaları 2-2 berabere kaldı.

Karşılaşmadan Dakikalar:

7. dakikada ceza sahası dışı sağ çapraz pozisyonda topla buluşan Cengiz’in şutunda, üst direğe çarpan meşin yuvarlak auta gitti. 18. dakikada Halil Dervişoğlu’nun pasıyla ceza sahası dışında meşin yuvarlağa sahip olan Cengiz’in şutunda, top üstten dışarı çıktı.

30. dakikada hızlı gelişen Litvanya atağında Lasickas’ın pasıyla ceza sahası içinde topla buluşan Milasius’un şutunda, top auta gitti. 36. dakikada sol çapraz pozisyondaki Kerem’in şutunda, kaleci meşin yuvarlağı kornere çeldi.

37. dakikada A Milli Takım öne geçti. Sağ kanattan Cengiz’in yaptığı ortada ceza alanı içinde Kaan’ın kafa vuruşunda kaleci Bartkus’un müdahalesine rağmen çizgiyi geçti. Hakem Frappart, yardımcısının uyarısıyla gol kararı verdi.

Karşılaşmanın 52. dakikasında ceza sahası içinde Armanavicius’la ikili mücadeleye giren Cengiz yerde kaldı. Müsabaka durduktan sonra VAR’dan gelen uyarı üzerine pozisyonu izleyen hakem Frappart, penaltı kararı verdi. 54. dakikada atışı kullanan Hakan Çalhanoğlu, topu filelere göndererek skoru 2-0 yaptı.

70. dakikada Serdar’ın pasıyla ceza sahasında topla buluşan Cengiz’in şutunda, meşin yuvarlak kalecide kaldı. 80. dakikada hızlı gelişen Türkiye atağında Cengiz ceza sahasına girdikten sonra Milasius’un müdahalesiyle yerde kalmasının ardından hakem bir kez daha penaltı kararı verdi.

81. dakikada penaltı atışını kullanan Cengiz’in şutunda kaleci Bartkus ayaklarıyla topu çeldi, pozisyonu takip eden Cengiz’e rağmen kaleci bir kez daha topu uzaklaştırdı.

Stat: Gürsel Aksel

Hakemler: Stephanie Frappart, Mikael Berchebru, Cyril Mugnier (Fransa)

Türkiye: Altay Bayındır, Zeki Çelik, Kaan Ayhan, Çağlar Söyüncü, Ferdi Kadıoğlu (Dk. 84 Mert Müldür), Cengiz Ünder (Dk. 84 Tiago Çukur), Salih Özcan, Hakan Çalhanoğlu (Dk. 84 Ozan Kabak), Kerem Aktürkoğlu (Dk. 61 Doğukan Sinik), Halil Dervişoğlu (Dk. 61 Yunus Akgün), Serdar Dursun

Litvanya: Bartkus, Baravykas (Dk. 46 Sirvys), Girdvainis, Linas Klimavicius (Dk. 78 Satkus), Barauskas, Lasickas (Dk. 46 Armanavicius), Megelaitis, Uzela, Milasius (Dk. 84 Tutyskinas), Golubickas (Dk. 71 Augustinas Klimavicius), Cernych

Goller: Dk. 37 Kaan Ayhan, Dk. 54 Hakan Çalhanoğlu (Penaltıdan) (Türkiye)

Paylaşın

NATO’dan Türkiye Ve Yunanistan’a Çağrı

Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye ve Yunanistan’ı Ege Denizi’ndeki ayrılıklarını güven ve dayanışma ruhu içerisinde çözmeye çağırdıklarını söyledi.

Stoltenberg Yunan haber ajansı ANA’ya verdiği röportajda, NATO müttefikleri arasında zaman zaman güçlü anlaşmazlıkların yaşanmasına şaşırmamaları gerektiğini ifade ederek, Yunanistan ve Türkiye’nin en aciliyet gerektiren güvenlik sorunlarıyla başa çıkmada diğer 28 müttefikle birlikte yıllardır NATO’da birlikte çalıştığını söyledi.

Akdeniz’in NATO açısından çok önemli bir bölge olduğuna işaret eden Stoltenberg, geçmişte bu bölgede Yunan ve Türk güçlerinin dahil olduğu kazaların yaşandığını ve gelecekte bu tür kaza risklerini düşürmek için ellerinden ne geliyorsa yapmaları gerektiğini, bunun herkesin çıkarına olduğunu vurguladı.

Stoltenberg, “Yunanistan ve Türkiye’yi Ege Denizi’ndeki ayrılıklarını güven ve dayanışma ruhu içinde çözmeye çağırıyoruz. Bu da itidal ve ılımlılık, gerilimi tırmandırıcı her türlü eylem ve söylemden kaçınmak anlamına geliyor. Putin’in Ukrayna’ya açtığı savaşın Avrupa’da barışı bozduğu bir zamanda müttefiklerin bir arada durması daha da önemli hale geldi” diye konuştu.

“Tüm müttefikler Türkiye’nin meşru kaygılarını ciddiye almalı”

Finlandiya ve İsveç’in NATO üyeliğine Türkiye’nin muhalefetiyle ilgili bir soruyu da yanıtlayan Stoltenberg, bu iki ülkenin NATO’ya üyelik başvurusunu tarihi olarak niteleyerek, “Türkiye’nin terör örgütü PKK’ya ilişkin ciddi kaygıları da dahil olmak üzere şimdi tüm müttefiklerin güvenlik kaygılarını ele almamız ve ileriye dönük bir yol bulmamız gerekiyor” ifadesini kullandı.

Stoltenberg, Türkiye’nin PKK terörünün acılarını üzücü şekilde yaşadığını ve müttefikler arasında terörden en fazla acı çeken ülke olduğunu belirterek, “Dolayısıyla Türkiye’nin meşru kaygıları bulunuyor ve tüm müttefikler bunu ciddiye almalı” dedi.

NATO Genel Sekreteri Stoltenberg, Türkiye’nin endişelerini ele almak ve Finlandiya ile İsveç’in NATO’ya katılımı konusunda ilerleme sağlamak için Türkiye, Finlandiya ve İsveç temsilcileriyle yakın temas halinde olduklarını ekledi.

Stoltenberg Çavuşoğlu’yla görüştü

Bu arada Stoltenberg’in bugün Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’yla telefon görüşmesi yaptığı bildirildi. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre, görüşmede NATO’nun genişlemesi konuları ele alındı.

Paylaşın

Türkiye’de İklim Felaketleri Neden Artıyor?

Ankara’da son günlerde yaşanan sel, fırtına ve hortum başkentte hayatı felç ederken dikkatleri yeniden artan iklim felaketlerinin nedenlerine çevirdi.  Türkiye iklim değişikliğinin şiddetli etkilerini ilk kez hissetmiyor. Artan kuraklık, aşırı sıcaklıklar, orman yangınları, seller, dolular…

2021’de Batı Karadeniz, İzmir ve İstanbul da sel felaketlerine sahne olmuş; yine geçen yaz Türkiye’nin güneyinde 124 bin hektarlık orman alanı yangınlar sebebiyle kaybedilmişti. Bu alan yaklaşık 174 bin futbol sahasına denk geliyordu.

Peki Türkiye’de iklim felaketlerinin sıklığının artmasının altında hangi nedenler yatıyor?

Küresel iklim değişikliğinin özellikle Akdeniz havzasında etkilerinden bir tanesi; hava sıcaklıkları artarken hidrolojik döngülerin kuvvetlenmesi ve geçmişe göre sağanak yağışların daha sık görülmesi.

DW Türkçe’den Pelin Ülker’e konuşan Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’e göre Türkiye de bundan payını alıyor. Ancak bu etkiyi şiddetlendiren bir yapılaşma da söz konusu.

“Yağmur sularının süzülebileceği ortam kalmadı”

Prof. Dr. Murat Türkeş, kentlerin genişlemesi ve betonlaşmanın artmasının iklim değişikliğini hızlandırdığını, Türkiye’de artık yağmur sularının süzülebileceği bir ortam kalmadığını vurguluyor.

Türkeş, “Kentler sadece betonlaşmayı ve büyümeyi dikkate aldı. Şu anda rekor yağış düşmese dahi, bir metrekarede 30 kilogramlık bir yağış bile Ankara’da, İstanbul’da, İzmir’de yağışa bağlı kentsel sellerin ve su baskınlarının oluşmasına yol açıyor” diyor.

Bu yıl düzenlenen Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) sonuçlarına göre iklim değişikliğinden etkilenmeyen tek bir ülke kalmadı. Sıcaklıklar yükselirken yağış buharlaşma rejimi ve orman yangın rejimi değişiyor. Kuraklık sıklık ve uzunlukları artarken ekosistem bozulup biyoçeşitlilik azalıyor. Yer altı su seviyeleri giderek daha derine iniyor.

Yazların kurak geçtiği ve yağışların değişken olduğu Akdeniz iklim bölgesindeki ülkelerde bu etkilerin daha fazla hissedildiğini vurgulayan Türkeş, Türkiye’nin de bu ülkelerden biri olduğuna dikkat çekiyor.

Sıcak hava dalgaları

Türkiye’de sıcaklık rejiminin hızla değiştiğini ve rekor sıcaklıkların arttığını belirten Prof. Türkeş, “Sıcak hava dalgalarının hem gece hem gündüz sıcaklıkları açısından sıklığı, süresi, şiddeti, büyüklüğü çok ciddi derecede artıyor. Kar yağışları azalıyor. Yağsa bile karın yerde kalma süresi azalıyor. Yağış rejiminin değişmesiyle birlikte buharlaşma artıyor, toprak nemi hızla azalıyor” diye konuşuyor.

Türkiye’de buzulların da eridiğine, şu an var olan buzulların neredeyse son 25-30 yılı kaldığına dikkat çeken Türkeş, kuzey yamaçlarda kalan ve 1-1,5 kilometre uzunluğunda olan dağ buzullarında her yıl 5 ila 30 metrelik geri çekilme olduğunu ifade ediyor.

Türkiye orman yangınlarında da Akdeniz’in en riskli ülkeleri arasında kabul ediliyor. Ağaçların ya da çalıların yapılarında yeterli su olmaması, o bölgenin yeterince yağış almaması ve toprağın nemi tutmaması ormanların kuru olmasına yol açıyor. Bu durum yangınların yayılmasında etkili oluyor.

“Otuz yıldır ciddiye alınmadı”

Yaz mevsimi giderek kuraklaşırken, çok kurak dönemler üst üste geldiğinde oluşan fönlü hava tipi de orman yangınlarını artırıyor. 2021’deki orman yangınları bunlardan biri.

2019’dan taşınan sıcak hava dalgalarının 2021’de yaşanan kuraklıkla birleşmesi sonucu Manavgat’tan İzmir’in kuzeyine kadar çok geniş bir alanda yüzlerce yangın çıktığını hatırlatan Türkeş’e göre bütün bunlar, Türkiye’nin iklim değişikliğinden etkilendiğinin göstergesi. Türkeş, son 30 yılda iklim değişikliği sorununun ciddiye alınmamasının ise iklim değişikliğini hızlandırdığını ifade ediyor.

Türkiye’de pek çok hava olayının artık çok kısa sürede oluşabildiğini aktaran Türkeş, son 30 yılda yer altı sularının hızla çekilmesi nedeniyle yüzlerce obruk oluştuğunu belirtiyor.

Normal koşullarda etkili bir yağış için yağışların bir kısmı bitkiler üzerinden buharlaşırken bir kısmının toprak tarafından emilmesi, yer altı ve yer üstü sularına karışması gerekiyor. Toprakta kalan kısım ise oradaki yaşam birliklerini ve ekosistemi destekleyecek su haline geliyor.

“Artık dereler yok, sadece binalar var”

“Bugün artık bu dereler yok, sadece binalar var, bina çatıları var, asfalt yollar var, beton yollar var” diyen Türkeş, genişleyen kentlerin doğal coğrafyayı, doğal akarsu ağını yok ettiğini anlatıyor.

Prof. Türkeş, “Bütün bu beton binalar, asfalt ve çatılar, kilometrelerce karelik bu çatılar hem kentsel ısı adası üretiyor, yani iklim değişikliğini kuvvetlendiriyor hem de suyun hızla çatılardan caddelere ulaşmasına, borular aracılığıyla sele dönüşmesine ve alçak bölgelerde doğal akarsu akışı da olmadığı için su baskınlarına yol açıyor” diye konuşuyor.

TMMOB Çevre Mühendisleri Odası Başkanı Ahmet Kahraman’a göre de iklim krizinin şiddetlenmesinin altında çevre politikalarında doğayı, bilimi ve toplum yararını esas almayan yaklaşım yatıyor.

‘Siyasi iradenin rüyasına göre plan olmaz’

Kahraman, “Hidroloji denen bir bilim vardır. Bu hidroloji de yağış ve akışları inceler. Matematik, istatistik gibi bilimsel yöntemleri vardır, bunları kullanır. Ama siz bunların yerine karar vericilerin, siyasi iradenin hedeflerine, rüyalarına göre plan yaparsanız bunları yaşamaktan kaçınamazsınız” ifadelerini kullanıyor.

Sermayeyi destekleyen kâr ve rant odaklı politikaların iklim felaketlerinin esas nedeni olduğunu söyleyen Kahraman, “Sel felaketleri, hatta hava kirlilikleri, hatta müsilaj dahil karşılaştığımız bütün bu olgular, aslında bu temel sorunun birer sonuçlarıdır” diyor.

Çözüm ne olmalı?

Ahmet Kahraman, iklim değişikliğinin etkilerini azaltmak için toplum yararı, halk sağlığı, doğal kaynaklar ve çevrenin korunmasına yönelik politikaların hayata geçirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Yeni iklim koşullarının yarattığı risklere uygun kentsel altyapı oluşturulmasının önemine dikkat çeken Kahraman, aksi halde Ankara’daki sel felaketinin son olmayacağını, daha onlarcasının yaşanacağını ifade ediyor.

Prof. Murat Türkeş’e göre de felaketlerin önüne geçmek için akıllı yeşil kent sistemini hayata geçirerek, betonu azaltıp toprak ve yeşil alanları artıracak, akarsu kanallarını yeniden canlandıracak adımlar atılmalı. Türkeş, altyapı sistemleri hazırlanırken kesinlikle doğa bilimciler, fiziki coğrafyacılar, klimatologlarla birlikte çalışılması gerektiğine vurgu yapıyor.

Paylaşın

AİHM, Cezaevinde Cuma Namazı İsteyen Hizbullah Üyesini Haklı Buldu

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) cezaevinde cuma namazı kılmasına izin verilmeyen bir Hizbullah hükümlüsünün yaptığı başvuruyu haklı buldu. Diyarbakır Mahkemesi, başvuru sahibinin şikayetini geri çevirmişti.

Diyarbakır’da yaşayan 1973 doğumlu Abdullah Yalçın’ın 2010’da yaptığı Mahkeme, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 9. maddesi olan inanç özgürlüğünü ihlal ettiğine hükmetti.

Türk hükümetinin savunmasında temel olarak kullandığı, “Bazı din uzmanlarına göre cuma namazı özgür kişiler için zorunludur, tutuklular için değildir” argümanı ise kabul görmedi.

Türkiye’nin “Çok sayıda mahpusun hücrelerinden bırakılarak bir araya gelmesi güvenlik riski oluşturur” savunması da etkili olamadı.

Türk hükümetinin “Koğuşundaki diğer üç mahpusla birlikte namaz kılabilir” açıklaması ise “Koğuşundaki diğer hükümlülerin cuma namazına katılmak isteyip istemediğini bilemeyiz” diyerek reddedildi.

Yalçın 2010 yılında cezaevi yönetiminden cuma namazları için bir oda ayrılmasını talep etmiş, bunun reddedilmesi üzerine Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesi’ne yaptığı başvuru da kabul görmemişti.

AİHM Türkiye’nin “Cuma namazı tutuklulara zorunlu değil” argümanına rağmen başvurucunun Müslüman olduğunu ve bu yüzden cuma namazına katılma isteğinin içten olduğuna ve bu yüzden de AİHS’in 9. maddesiyle korunması gerektiğine karar verdi.

Türkiye’nin bu talebi reddederken Yalçın’ın bir güvenlik riski oluşturup oluşturmadığına dair özel bir değerlendirme yapmadığını belirten AİHM, yetkililerin cezaevinde Cuma namazını mümkün kılmak için de hiçbir girişimde bulunmadığını vurguladı ve Türkiye’yi haksız buldu.

Yalçın bir tazminat başvurusu yapmadığı için herhangi bir tazminata karar verilmedi.

Paylaşın