AİHM, Suriyelinin Açtığı Davada Türkiye’yi Mahkum Etti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Suriye vatandaşı Muhammed Fevzi Akad’ın, Türkiye’de geçerli oturum izni olmasına rağmen Türk makamları tarafından “zorla ülkesine sınır dışı edilmesi” konusunda Ankara’nın hak ihlalinde bulunduğuna hükmetti.

2004 yılından beri Türkiye’de yaşayan ve “geçici koruma” statüsüne sahip olan 1997 doğumlu Muhammed Fevzi Akad isimli Suriyeli, 2018 yılında Yunanistan’a geçmeye çalışırken Meriç Irmağı yakınında jandarma tarafından yakalanmış ve iki gün sonra Suriye’ye sınır dışı edilmişti. Davacı, hukuka aykırı bir şekilde zorla Suriye’ye gönderildiğini, ayrıca Edirne’den Hatay’a kadar yaklaşık 20 saatlik otobüs yolculuğunu, sınır dışı edilecek başka bir kişiye kelepçeyle bağlı şekilde geçirdiğini belirtmişti.

AİHM, iki konuda da Türk makamlarının hem Türk hukukunu hem de AB hukukunu ihlal ettiğine oy birliğiyle karar verdi. Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) üç ayrı maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle davacıya 9 bin 750 euro manevi tazminat ve 2 bin 500 euroluk masraf ve giderleri ödemeye mahkum edildi.

Mahkeme, kararında davacının zorla ve hukuk dışı bir şekilde Suriye’ye gönderilmesinin ve Edirne ile Hatay arasındaki otobüs yolculuğunda kelepçe uygulamasının “insanlık dışı ya da küçük düşürücü muameleyi” yasaklayan 3’üncü maddeye aykırı olduğuna hükmetti. Davacıya Suriye’ye gönderilme kararına karşı hukuken itiraz hakkı tanınmaması, AİHS’nin “etkili başvuru” hakkını düzenleyen 13’üncü maddesine, Meriç’te yakalanmasından Suriye’ye gönderilmesine kadar geçen iki günlük sürede özgürlük haklarının kısıtlanması da “kişi özgürlük ve güvenliği”ni düzenleyen 5’inci maddeye aykırı bulundu.

Türkiye savunmasında davacının gönüllü dönüşler çerçevesinde Suriye’ye gönderildiğini bildirmişti. Söz konusu kişinin Suriye’ye gönderildikten sonra yeniden Türkiye’ye giriş yaparak Türkiye üzerinden Almanya’ya gitmeyi başardığı ve daha önce Almanya’ya kaçarak iltica hakkı kazanan ailesiyle birlikte Almanya’da yaşadığı belirtildi.

Paylaşın

AİHM, Türkiye’nin Deniz Yücel Ve Nazlı Ilıcak Kararlarına İtirazını Reddetti

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) temyiz başvurularını değerlendiren kurulu, Almanya’da Die Welt gazetesine çalışan İlker Deniz Yücel’in açtığı davada Türkiye’ye verilen mahkumiyet kararına yapılan itirazı kabul etmedi.

Kurul, AİHM’in gazeteci Nazlı Ilıcak’ın yaptığı başvuruda da Türkiye aleyhine verilen karara yapılan itirazı reddetti. AİHM’in 5 yargıçtan oluşan kurulunun, iki temyiz bavurusunu reddetmesiyle daha önce ilgili daireler tarafından Yüzel ve Ilıcak için alınan kararlar böylelikle onanmış oldu.

AİHM’in Yücel kararı neydi?

AİHM, bu yıl 25 Ocak’ta aldığı kararda, Yücel’in 2017 yılında yaptığı başvuruyla ilgili olarak Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) güvenlik ve özgürlükle ilgili 5. maddesinin 1. ve 5 fıkralarıyla, ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. Maddesini ihlal ettiğini hükmetmişti.

AİHM gerekçeli kararında, Yücel’in suç işlediğinden şüphelenmek için “makul bir neden olmadan” gözaltına alınarak duruşma öncesi tutuklu kaldığı ifade edilmişti.

Anayasa Mahkemesi’nin daha sonra Yücel’i haklı bulmasına rağmen kendisine uygun bir maddi tazminat ödeme kararı almamasını da ihlal nedeni sayan Strasbourg Mahkemesi, eleştirel görüşleri yüzünden ve makul bir gerekçe olmadan Yücel’in gözaltına alınmasının hem kendisi hem de toplum için olumsuz etkileri olacağından dolayı ifade ve düşünce özgürlüğünün de ihlal edildiği görüşüne varmıştı.

Türkiye’nin, karar gereği mahkeme masrafları da içinde olmak üzere Yücel’e 13 bin 300 euro tazminat ödemesine karar verilmişti.

Die Welt Türkiye muhabiri Deniz Yücel dönemin Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın özel e-posta adresinin RedHack tarafından hacklenmesine ilişkin kaleme aldığı haberiyle ilgili soruşturma ekiplerine ifade vermek üzere 14 Şubat’ta İstanbul’da gözaltına alınmış ; “terör örgütü propagandası ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik” iddiasıyla sevkedildiği mahkemece 27 Şubat 2017’de tutuklanmıştı.

AİHM’in Ilıcak kararı neydi?

AİHM, 14 Aralık 2021’de aldığı kararda gazeteci Nazlı Ilıcak’ın ifade hürriyetinin ihlal edildiğine hükmederek, Türkiye’yi haksız bulmuş ve Ankara’yı 16 bin euro para cezasına çarptırdı.

Gazeteci Ilıcak’ın 2017 yılında yaptığı başvuruyu bugün karara bağlayan AİHM, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin güvenlik ve özgürlük hakkıyla ilgili 5. maddesinin 1 fıkrası ile ifade ve düşünce özgürlüğüyle ilgili 10. maddenin Türkiye tarafından ihlal edildiğine hükmetti.

Gerekçeli kararda, “Ilıcak’ın terör örgütüne üye olma veya hükümeti devirmeye teşebbüs etme suçlarını işlemesinden şüphelenmek için hiç bir makul neden bulunmadığı” yorumu yapıldı.

Ilıcak’a yönelik suçlamalara eleştiri getirilen gerekçeli kararda, bu suçlamaların gazetecinin kaleme aldığı kamu yararına ve bilinen gerçekler ve olaylarla ilgili olduğu belirtilerek, gazetecinin hiç bir şekilde şiddeti övmediği ve desteklemediği ifade edildi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

BM: Türkiye’den Haftada 800 Suriyeli Ülkesine Dönüyor

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (BMMYK) Türkiye Temsilcisi Philippe Leclerc, Türkiye’den Suriye’ye yönelik gönüllü dönüşlerle ilgili açıklamalarda bulundu.

Reuters’a konuşan Leclerc, “Suriye’deki belirsizlik seviyesi, şu an kitle hâlinde bir gönüllü dönüş hareketine imkân tanımıyor” dedi.

Suriye’nin kuzeyindeki çeşitli bölgelere haftada yaklaşık 800 Suriyelinin döndüğünü ve bu kişilerin çoğunun bekâr olduğunu belirten Leclerc, Suriyelilerin büyük bölümünün ekonomik şartlar daha iyi olduğu için Türkiye’de kalmayı tercih ettiğini söyledi.

“Suriye’de kaydedilen ilerleme bir hayli küçük olduğu için insanlar doğal olarak geleceklerinin bu ülkeden ziyade Türkiye’de olduğuna inanıyor” diyen Leclerc, Suriye’deki siyasi, sosyal ve ekonomik şartların giderek kötüleştiğini sözlerine ekledi.

Türkiye’nin 1 milyon Suriyeli hedefi

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçen ay yaptığı açıklamada, Suriye’nin kuzeybatısına inşa edilecek briket evlere 1 milyon Suriyelinin gönüllü şekilde yerleşmesini sağlamayı planladıklarını duyurmuştu.

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da hafta sonunda yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin sınır ötesi askeri harekatlarla terörden arındırarak güvenli hâle getirdiği bölgelere 506 bin Suriyelinin gönüllü olarak geri döndüğünü” ifade ederek güvenli bölgeler için yeni bir proje başlatıldığını söylemişti. Tel Abyad’da 1200 dönümlük bir yeri projelendirdiklerini belirten Soylu, burada 10 bin 400 konut yapılacağını ve bunu da uluslararası insani yardım kuruluşlarının desteklediğini belirtmişti.

145 bin Ukraynalı

BM yetkilisi Leclerc, Rusya’nın işgalinin ardından Türkiye’ye sığınan Ukraynalılarla ilgili de bilgi verdi.

Leclerc, işgal sonrası 145 bin Ukraynalının Türkiye’ye ulaştığını belirtti. Daha önce Türkiye’de oturma izni olan 20 bin Ukraynalıya savaşla birlikte 10 bin kişi daha eklendiğini söyleyen BM temsilcisi, 5 bin kişinin de uluslararası koruma başvurusunda bulunduğunu ifade etti.

Paylaşın

Türkiye’den NATO Krizinde ‘Acelemiz Yok’ Mesajı

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelikleri konusunda Türkiye’nin çekincelerini gidermek üzere bugün üç ülkeden üst düzey yetkililerin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirdi. Toplantıda Türkiye’yi Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın temsil etti.

Brüksel’deki NATO Karargahında yapılan toplantı sonrasında medya mensuplarına açıklama yapan Kalın, konunun çözüme kavuşturulması için Madrid’de önümüzdeki hafta yapılacak NATO zirvesinin nihai tarih olmadığını, görüşmelerin devam edeceğini vurguladı.

Türkiye’nin özellikle İsveç’ten ülkedeki PKK faaliyetleri konusunda hızlı adımlar atmasını beklediğini belirten Kalın, NATO üyelik sürecinde ilerleme kaydetmenin, “bu ülkelerin atacağı adımların yönüne ve hızına bağlı olacağını” ifade etti.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg de Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın Pazartesi günü “yapıcı” bir görüşme gerçekleştirdiğini belirterek “Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelik başvuruları konusunda görüşmelerimizi sürdüreceğiz. Mümkün olan en kısa zamanda ilerleme kaydedecek bir yol bulmayı dört gözle bekliyorum” dedi.

Pazartesi günü Lüksemburg’da düzenlenen AB dışişleri bakanları toplantısına katılan İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde de “konunun bir süre daha zaman alacağına hazırlıklı olmalıyız” mesajı verdi. Finlandiya Başbakanı Sanna Marin de sorunun Madrid’deki NATO zirvesine kadar çözüme kavuşturulamaması durumunda üyelik konusunun bir süre rafa kaldırılabileceği endişesini dile getirmişti.

Paylaşın

Elektriğe En Az Yüzde 30 Zam Yolda

Ankara’da geçen Perşembe günü düzenlenen Elektrik Dağıtım Hizmetleri Derneği (ELDER) 14’üncü Sektör Değerlendirme Toplantısı öncesinde elektrik dağıtım şirketlerinin patron ve yöneticileri, Enerji Tabii Kaynaklar Fatih Dönmez ile kahvaltıda bir araya gelmişti.

Toplantıda şirketlerin yetkilileri kur farkı ve uluslararası piyasalarda artan enerji maliyetlerini gerekçe göstererek elektrik satış bedelleri için yüzde 50 oranında bir zam talebinde bulundu.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün edindiği bilgilere göre yapılan değerlendirmeler sonrasında 1 Temmuz’dan geçerli olmak üzere en az yüzde 30 zam yapılması konusunda görüş birliğine varıldı. Toplantıda alınan karar uyarınca Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nun (EPDK) 1 Temmuz’da yüzde 30’luk zam kararını alması bekleniyor.

Son zam 1 Haziran’da yapılmıştı

Elektrikte son zam, üç aylık tarife dönemi olmamasına karşın 1 Haziran’da mesken aboneleri için yüzde 15, sanayi ve ticarethane aboneleri için yüzde 25 oranında yapılmıştı. Son zamla birlikte yılbaşından bu yapılan zamların oranı birinci kademe için yüzde 58’i, ikinci kademe için yüzde 137’yi buldu.

Şu anda birinci kademede üst sınır olan 230 kWh’lık kullanımda fatura bedeli 332 TL’yi buluyor. Yüzde 30 zam gelmesi halinde bu fatura 430 TL’yi aşacak. İkinci kademede ise alt sınır olan 475 TL’lik fatura bedeli 760 TL’ye çıkacak.

“Yüzde 87’sini özel sektör üretiyor”

Uzmanlara göre zamların asıl sebebiyse 2013 yılından itibaren başlatılan özelleştirme süreci. Elektrik Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Mehmet Özdağ, geçen yıl 1 Haziran’dan bu yana sanayicilerin kullandığı elektrikte yüzde 289 oranında zam yapıldığını, benzer oranlardaki zamların tüm abone grupları için geçerli olduğunu söyledi.

TÜİK’in açıkladığı yıllık enflasyon oranının yüzde 73, ENAG’a göre de yüzde 160 oranında bir enflasyon oranı belirlendiğini hatırlatan Özdağ, “Elektrik zamları, enflasyonun çok üstündedir. Dolayısıyla bu bir zam değil sermaye aktarımıdır” değerlendirmesini yaptı. Bu yılın başından beri Türkiye’de elektriğin yüzde 87’sinin özel sektör eliyle üretildiğine dikkat çeken Özdağ, “Piyasaya teslim edilmiş bir yapı var ve konuşulan rakamlar tamamen özelleştirmeden kaynaklanan özel sektör kredisi ve benzer bedellerin ödenmesi ile ilişkilidir” şeklinde sözlerini sürdürdü.

“Faturalarda özelleştirme bedeli var”

Özdağ, elektrik üretiminde tercih edilen yakıt türünün de zamlarda etkili olduğunu savundu. Elektrik enerjisi altyapısının ithal yakıtlara dayalı kurulduğunu kaydeden Özdağ, iktidarın ithal fosil yakıtlardan vazgeçmediğini söyledi.

Türkiye’de kapasite kullanım oranının da çok düşük olduğunu kaydeden Özdağ, “Kapasite kullanım oranı yüzde 37’lerde. Maalesef bizim ödediğimiz faturalar içerisinde çalıştırılmayan santrallerin maliyetleri vardır, Özelleştirme bedeli vardır” dedi. Özdağ, elektrik enerjisinde kamunun ana belirleyici olması halinde zam yerine indirim olacağı iddiasında bulundu.

“Zamların kaynağı özelleştirme”

Enerji ve iklim uzmanı Önder Algedik de kamu kurumu olan Elektrik Üretim Anonim Şirketi (EÜAŞ) ile özel şirketlerin elektrik satış bedelleri arasındaki farka dikkat çekti. EÜAŞ’ın 2013 yılında 1 birim olan elektrik satış fiyatının bugün yalnızca 1,8 birime ulaştığını, ancak buna karşın özel sektörde elektrik üretim bedelinin o tarihten bu yana 4,08’e çıktığını söyledi.

Algedik, piyasada özel sektörün hakimiyeti oranında fiyatların da yükseldiğini, bunun dağıtım bedellerinde daha fazla olduğunu vurguladı. Kamu tarafından 2013 yılında sağlanan elektrik dağıtım hizmetinde 1 birim olan bedelin bugün özel sektör eliyle yürütüldüğünde 6,72 birime çıktığını kaydetti. Algedik, “Rakamlar, zamların kaynağının özelleştirme olduğunu ortaya koyuyor” ifadelerini kullandı.

TEDAŞ, 2021’i de zararla kapattı

Öte yandan 2013 yılında özelleştirildikten sonra her yıl zarar etmeye devam eden Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi’nin (TEDAŞ) 2021 yılını da zararla kapattığı ortaya çıktı.

TEDAŞ’ın geçtiğimiz günlerde yayınladığı 2021 yılı faaliyet raporuna göre kurumun geçen yılki zararı 106 milyon TL’ye ulaştı. Böylece son dokuz yıllık toplam zarar 6 milyar 446 milyon TL’ye ulaştı.

Paylaşın

Büyük Şirketler Karlarını Katlarken, İşçi Ücretleri Sadece Yüzde 26 Arttı

Yüksek enflasyon ve asgari ücretin konuşulduğu bu dönemde, büyük şirketlerin kârlarını artırdığı, işçilerin aldığı payın ise giderek azaldı ortaya çıktı. Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşunun (İSO 500) kârı, 2021 yılında bir önceki yıla göre yüzde 137 arttı ancak işçilere ödenen ücrette artış yüzde 33’te kaldı. 

Euronews Türkçe’de yer alan habere göre, işçi başı ortalama ücret ise sadece yüzde 26 yükseldi. Ödenen maaş ve ücretlerin net katma değerdeki payı da son iki yılda yüzde 52’den yüzde 32’ye geriledi.

Türkiye İstatistik Ofisi’nin (TÜİK) açıkladığı yıllık enflasyon yüzde 74’e dayanırken, dar gelirlilerin alım güçleri  iyice düştü. Büyük şirketler ise karlarını katlayarak artırmayı başardı.

İstanbul Sanayi Odası (İSO), sanayi sektörünün devler ligini belirleyen ve 1968 yılından bu yana aralıksız yapılan “Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu Araştırması”nın 2021 yılı sonuçları, işçi paylarının gerilediğini ortaya koydu. 2020 yılında ISO 500’ün dönem kârı 92 milyar 503 milyon TL’den 219 milyar 446 milyon liraya yükseldi. Buna göre en büyük 500 şirketin kârı 2020-201 arasında yüzde 137,2 artış gösterdi.

Aynı dönemde ödenen maaş ve ücretler ise sadece yüzde 33,4 yükseldi. 2020 yılında işçilere 78 milyar 331 milyon lira ödenirken, ücret ve maaşlar 2021 yılında 104 milyar 466 milyon liraya çıktı.

Çalışan sayısı 2020 yılında 717 bin kişi iken 2021’de bu sayı 757 bine çıktı. İşçi başı ortalama ücret artışı ise yüzde 26,3. Çalışan sayısının artmasından dolayı ödenen maaş ve ücretlerde artış yüzde 33,4 oldu.

İşçinin aldığı pay giderek düşüyor

İSO 500 verilerine göre işçinin net katma değerden aldığı pay giderek düşüyor. Ödenen maaş ve ücretlerin net katma değerdeki payı 2012 yılında yüzde 55 iken bu oran 2014 yılında yüzde 57,5’e kadar çıktı. 2020’de ise yüzde 44,5’a gerileyen emekçinin payı 2021’de yüzde 32,1’e kadar düştü.

İşçinin milli gelirden aldığı pay da azalıyor

Öte yandan işçinin aldığı pay sadece İSO 500’de değil; milli gelirde de düşüyor. Ücretliler 2019 yılında milli gelirin yüzde 31,4’ünü alırken bu oran 2021’de yüzde 27’ye düştü. Şirketlerin milli gelirden aldığı pay ise son iki senede yüzde 42,9’dan 47’ye yükseldi.

TÜİK verilerine göre 2021 yılında işgücüne yapılan ödemelerin Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’ya (GSYH) oranı son 10 senedeki en düşük oran olurken net işletme artığı/karma gelirin oranı ise en yüksek seviyeyi gördü. TÜİK’in resmi verileri son yıllarda emekçilerin giderek fakirleştiğini; sermayenin ise giderek kazancını artırdığını ortaya koyuyor.

Paylaşın

Türkiye’nin Kredi Risk Primi 836’ya Yükseldi

Finansal bilgi ve analiz şirketi Standard and Poor’s (S&P) Global, Türkiye’nin Kredi Risk Priminin (CDS) 836’ya yükseldiğini paylaştı. Türkiye’nin Kredi Risk Primi Cuma günü 831’di.

Haber Merkezi / Türkçe’de kredi risk primi veya kredi temerrüt takası olarak kullanılan CDS (Credit Default Swap) aslında bir çeşit sigortalama işlemi olarak tanımlanabilir.

Herhangi bir ülke hazinesine ya da şirketine borç verirken o borcun geri ödenmemesi ihtimaline karşı aldığınız sigorta poliçesine CDS deniyor ve genellikle over-the-counter (OTC) yani herhangi bir borsa düzenlemesine tabi olmayan tezgah üstü piyasalarda işlem görüyor.

CDS primi nasıl hesaplanıyor?

Ülkelerin dış borçlanmalarına karşı CDS’leri genelde büyük uluslararası yatırım bankaları sağlıyor ve o ülkelerin borcunu çevirememesi halinde ödemeyi bu banka üstlenmiş oluyor. Bu bankalar da söz konusu ülkenin geri ödeme yeteneğini, makroekonomik koşullarını inceleyerek bir risk oranı belirliyor.

Bu oran belirlenirken uluslararası derecelendirme kuruluşlarının verdiği notlar önemli bir rol oynasa da bunun dışında da bir çok faktör göz önünde bulunduruluyor.

Ekonomisi sağlam ve geri ödeme sorunu yaşamayacağı düşünülen ülkelerin risk primi düşük olurken geri ödemekte sorun yaşayacağı düşünülen ülkelerin risk primi yüksek bir orandan belirleniyor.

Türkiye’nin CDS oranı neden yükseliyor?

Ekonomist Mahfi Eğilmez’e göre ülke CDS priminin yükselmesine iç ve dış nedenler olmak üzere iki etken grubu yol açıyor. Koronavirüs salgını ya da Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ve yükselen enerji fiyatları bu dış nedenlere örnek olarak verilebilir.

İç nedenler ise enflasyonun yükselmesi, dış borçların artması, kurların yükselmesi, sosyal çalkantılar ve afetler olarak sıralanabilir.

Dış nedenler konusunda yapılabilecek şeylerin sınırlı olmasına rağmen iç nedenleri yönetmenin mümkün olduğunu vurgulayan Eğilmez bu sayede dış nedenlerin de etkisinin azaltılabileceğini belirtiyor.

Türkiye’nin CDS primlerinin 2008 yılındaki küresel mali kriz sırasında yükseldikten sonra gerilediği görülüyor. Ülkenin makroekonomik dengelerinin bozulmaya başladığı 2018 yılından itibaren ise dalgalı bir seyirle de olsa yükseliş trendini sürdürdüğü görülüyor.

Diğer ülkelerin CDS primi ne kadar?

CDS primi ekonomisi sağlam ekonomiler için düşerken ödeme güçlüğü çekebileceğine inanılan ülkelerde yükseliyor. Bu nedenle CDS primi 300 baz puanın üzerindeki ülkeler aşırı kırılgan ekonomiye sahip olarak değerlendiriliyor.

Örneğin 13 Haziran 2022 itibariyle Hollanda’nın CDS primi 10,70; İngiltere’nin 11,04; Amerika Birleşik Devletleri’nin 16,10 olurken 2010 yılında iflasın eşiğine gelen  komşu ülke Yunanistan’ın risk primi 179,70  oldu.

Ekonomileri daha kırılgan olarak kabul edilen yükselen ekonomilerden Çin’in CDS primi 76,40, Meksika’nın 114,50 ve Brezilya’nın 254 seviyesinde.

Ukrayna’yı işgali sonrası batılı ülkelerden daha önce görülmedik yaptırımlara maruz kalan Rusya’nın CDS primi ise 13775 baz puanın üzerine çıkmış durumda.

Paylaşın

FATF, Malta’yı ‘Gri Liste’den Çıkardı, Türkiye’nin Yeri Değişmedi

Uluslararası kara para aklama ve terörizm finansmanıyla mücadele kuruluşu olarak bilinen Mali Eylem Görev Gücü (FATF) Avrupa Birliği üyesi Malta’yı artan izleme altındaki “gri liste”den çıkardı.

Berlin’de yapılan toplantıda 23 ülkeyle birlikte “gri liste” içinde yer alan Türkiye’nin durumu ise değişmedi.

Merkezi Paris’te olan FATH, 2021 yılı haziran ayında AB üyesi Malta’yı “gri liste”ye almıştı.

FATF Başkanı Marcus Pleyer, Malta’nın kara para aklama ve terörizmin finansmanını önleme konusunda önemli tedbirler aldığını bildirdi.

Malta Başbakanı Robert Abela ise ülkesinin “gri liste”den çıkartılmasını memnunlukla karşıladığını belirterek, Malta’nın bütün kurumlarıyla kara para aklanmasıyla ilgili mücadeleyi kararlılıkla sürdüreceğini bildirdi.

Malta’da Panama Belgelerinde gizli denizaşırı şirketler kurduklarından bahsedilen hükümet yetkililerine karşı yasal işlem yapılmaması ve ulusal pasaportların satışı konusundaki ‘yolsuzluklar’ yıllardır eleştiriliyordu

Malta’da yolsuzlukları araştıran gazeteci Daphne Caruana Galizia’nın 2017 yılında bombalı suikastta hayatını kaybetmesi sonrası Malta yönetimi uluslararası kamuoyu tarafından eleştirilmişti.

Gazeteci Galizia, Nisan 2017’de kamuoyunda “Panama Belgeleri” olarak bilinen olayın Malta ayağında, dönemin başbakanı Joseph Muscat’ın Özel Kalem Müdürü Keith Schembri, dönemin enerji Bakanı Konrad Mizzi’nin gizli off-shore şirketleri olduğunu ve bunlara Dubai merkezli “17 Black” şirketince para aktardığı iddialarını gündeme getirdi.

2019 yılında Muscat dahil olmak üzere birçok kabine üyesi, cinayete karışan zanlılarla bağlantıları hakkındaki sorular üzerine istifa etmişti.

Türkiye geçen yıl Gri listeye alınmıştı

Mali Eylem Görev Gücü, geçen yıl yapılan inceleme sonucunda Ürdün, Mali ve Türkiye’yi gri listeye almıştı.

Türkiye’nin kara propaganda ve terörizmin finansmanı konusunda ilerleme kaydettiği, ancak hala ciddi sorunların bulundu ifade edilmişti. Türkiye’nin bu konularda taahhütlerde bulunduğu ancak bunların somut eyleme dönüşmesi gerektiği vurgulanmıştı.

Paylaşın

1 Haftada 123 Milyar TL Daha Borçlandık

Enflasyon hızla yükseliyor, alım gücü eriyor. Bankalara olan borçluluk ise günden güne artıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da dün yaptığı konuşmada milyonların geçim sıkıntısı içerisinde olduğunu kabul etti.

Cumhuriyet Erdoğan “İnsanlarımızın geçim sıkıntısı meselesi olabilir” dedi ve buna karşı çözümün ise kendi iktidarlarında olduğunu belirtti. Akıllara ise ekonomiden sorumu bakan Nureddin Nebati’nin 6 ay önce yaptığı konuşma geldi. Nebati “Gözlerimi kapatıp 6 ay sonra açmak istiyorum. Çok farklı noktalara geleceğiz. Enflasyon bitecek” iddialarında bulunmuştu. Ancak bu son 6 ayda takibe düşen borç tutarı da borçluluk da sert şekilde arttı.

Birgün’den Rıfat Kırcı’nın haberine göre; Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre ise borçlanma hızla artıyor. Son 1 haftada bankalara olan borçluluk 123,2 milyar lira arttı. 6 ayda ödenemediği için takibe düşen borç tutarı 3 milyar lira artarken bankalara olan kredi ve kredi kartı borçluğu ise 1,2 trilyon lira arttı.

BDDK, haftalık bankacılık sektörü verilerini yayımladı. Buna göre 10 Haziran haftasını kapsayan süreçte bankalara olan kredi ve kredi kartı borcu 123 milyar 283 milyon lira arttı. Toplam borç 6 trilyon 251 milyar 126 milyon liraya yükseldi.

Bireysel kredi kartlarıyla 1 haftada 4 milyar 81 milyon liralık işlem gerçekleştirildi. Böylece 10 Haziran haftasında bireysel kredi kartı borcu 269 milyar 287 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredilerdeki artış 12 milyar 300 milyon lira olarak gerçekleşti.

3 milyar lira borç ödenemedi

Ocak ayının ilk haftasından haziran ayının ikinci haftasına kadar borçluluk 1 trilyon 288 milyar 323 milyon lira arttı. Son bir haftada 183 milyon lira daha borç takibe düştü. Son 6 ayda takibe düşen borç tutarındaki artış ise 3 milyar liranın üzerinde.

Verilere göre, tüketici kredileri tutarı, 10 Haziran itibarıyla 12 milyar 300 milyon lira artışla 890 milyar 334 milyon liraya çıktı. Söz konusu kredilerin 338 milyar 906 milyon lirası konut, 22 milyar 121 milyon lirası taşıt ve 529 milyar 307 milyon lirası ihtiyaç kredilerinden oluştu.

Söz konusu dönemde taksitli ticari kredilerin tutarı 14 milyar 231 milyon lira artarak 832 milyar 534 milyon liraya çıktı. Bankaların bireysel kredi kartı alacakları da yüzde 1,5 artışla 269 milyar 288 milyon liraya yükseldi. Bireysel kredi kartı alacaklarının 109 milyar 254 milyon lirası taksitli, 160 milyar 34 milyon lirası taksitsiz oldu.

BDDK verilerine göre Kur Korumalı Mevduat (KKM) hesaplarında da yükseliş eğilimi devam etti. 10 Haziran KKM ve katılma hesapları 931 milyar liradan 962,9 milyar liraya çıktı.

Paylaşın

Rusya: Kuzeydoğu Suriye’ye Operasyon Sorunları Çözmez

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, 15-16 Haziran’da Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da düzenlenen 18. Astana görüşmelerinin genel oturumunun ardından Suriye’deki son gelişmelere ilişkin basına açıklamada bulundu.

Suriye krizine çözüm amaçlı oluşturulan Astana görüşmelerinin katılımcılarından olan Lavrentyev, açıklamasında Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye askeri operasyon ihtimaline de değindi.

Rûdaw haber sitesinin aktardığına göre, Lavrentyev, Türkiye’nin kuzeydoğu Suriye’ye olası bir askeri operasyonunun söz konusu bölgedeki “ayrılıkçı grupları” harekete geçirebileceğinden duydukları endişe nedeniyle sorunların başka yollarla çözülmesi gerektiğini söyledi.

“Sorunları çözmenin başka yolları var”

“Bildiğimiz gibi, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyinde operasyon düzenleme kararı henüz ilan edilmedi” diyen Lavrentyev, öztele şöyle konuştu:

“Biz Türk dostlarımıza söz konusu operasyonun, Suriye’nin kuzeyinde gerilimin artmasına ve ayrılıkçı grupların harekete geçmesine yol açabileceğini ifade ettik ki bunu ne Rusya, ne Irak ve İran ister. Bu nedenle var olan sorunları çözmek için başka yolların olduğuna inanıyoruz.

Açıkçası, askeri operasyon şu anda var olan tüm sorunları çözmeyecektir. Yani, burada Türkiye’nin milli güvenlik sorununu tamamen ortadan kaldırmayacağından bahsediyorum. Bana göre, bu sorun ancak Suriye hükümet güçlerinin sınıra yakın bölgelerinde tam kontrolü ele almasıyla çözülebilir, bunu henüz görmedik. Orada halen Kürt unsurlar mevcut.

(Türkiye sınırları da dahil Suriye’nin kuzeydoğusundaki saldırılar) konusunda tüm taraflarla çalışmaların yürütülmesi gerektiğini düşünüyoruz. Kuzeydoğudaki Kürt grupların Türkiye’ye ve Suriyelilere yönelik saldırılarının ele alınması gerekir.”

18. Astana görüşmeleri hakkında

Suriye krizine çözüm amaçlı oluşturulan Astana görüşmelerinin garantörleri Türkiye, Rusya ve İran heyetleri, 15-16 Haziran 2022 tarihinde Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da 18. kez bir araya geldi.

Türkiye, Rusya ve İran arasındaki ikili ve üçlü görüşmelerle başlayan 18. Astana görüşmeleri, “Suriye krizinin askeri bir çözümü olmadığına” ilişkin sonuç bildirgesinin açıklanması ile son buldu.

Taraflar, açıkladıkları sonuç bildirgesiyle, “Suriye’nin siyasi birliği ve toprak bütünlüğüne yönelik güçlü taahhütlerine” ve “Astana sürecinin Suriye meselesinin barışçıl çözümünde öncü rolüne” vurgu yaptı:

“(Taraflar) Suriye’nin kuzeydoğusundaki durumu ele almışlar ve bu bölgede kalıcı güvenlik ile istikrarın ancak ülkenin egemenliği ve toprak bütünlüğünün korunması temelinde sağlanabileceği hususunda mutabık kalmışlardır.

Gayrimeşru öz yönetim teşebbüsleri dahil olmak üzere, terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişimi reddetmişlerdir. Suriye’nin birliğini zayıflatmayı amaçlayan ve komşu ülkelerin ulusal güvenliğini tehdit eden Fırat’ın doğusundaki ayrılıkçı gündemlere karşı durma kararlılıklarını yinelemişlerdir.”

Bir sonraki Suriye konulu Astana görüşmeleri, 2022 yılının ikinci yarısında yine Kazakistan’ın başkenti Nur Sultan’da yapılacak.

Ne olmuştu?

Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk olarak 23 Mayıs’ta yaptığı açıklama “Suriye’ye yeni bir askeri operasyon” sinyali olarak yorumlanmıştı.

Erdoğan son olarak 1 Haziran’daki kabine toplantısının ardından konuyla ilgili özetle şu açıklamayı yaptı:

“Buradan bir kez daha tekrar ediyorum; güney sınırlarımız boyunca 30 kilometre derinliğinde güvenli bölge oluşturma kararımızın yeni bir safhasına geçiyoruz. Tel Rıfat ve Münbiç’i teröristlerden temizliyoruz.

Ardından da aşama aşama diğer bölgelerde aynısını yapacağız. Türkiye’nin bu meşru güvenlik adımlarına bakalım kimler destek verecek, kimler köstek olmaya çalışacak, göreceğiz.”

Paylaşın