NATO: Türkiye’nin Güvenlik Endişeleri Ele Alındı

İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik protokolünün imzalandığı toplantı sonrası konuşan NATO Genel Sektereri Jens Stoltenberg, müttefikler arasında terör saldırılarından en çok zarar gören Türkiye’nin meşru güvenlik endişelerinin ele alındığını söyledi. 

Stoltenberg, iki ülkenin NATO üyelik sürecinin resmen başlatıldığı salı günkü toplantı sonrasında İsveç ve Finlandiya Dışişleri Bakanları ile ortak basın açıklaması yaptı.

“Bugün Finlandiya, İsveç, NATO ve Avrupa-Atlantik güvenliği için tarihi bir gün.” ifadelerini kullanan Genel Sekreter, Türkiye’nin güvenlik endişelerine hitap edildiğini söyledi.

Stoltenberg, “Diğer müttefikler de terörist saldırılardan çok çekti ancak Türkiye hepsinden daha fazla. Türkiye’nin meşru güvenlik endişeleri vardı. Bunlar dile getirdiler. Zirvedeki teröre yönelik özel oturumda hep birlikte bu endişelerin üzerinde durduk. Daha sonra Finlandiya, İsveç ve Türkiye arasındaki bu ortak muhtırada da ele alındı.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz haftaya kadar uzun süre İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine, bu iki ülkenin teröre destek verdiğini belirterek karşı çıkmıştı.

‘Herhangi bir liste ve sayı verilmedi’

İsveç ve Finlandiya Dışişleri Bakanları da Türkiye’ye güvence verildiğini söyledi.

Basın toplantısında konuşan Finlandiya Dışişleri Bakanı Pekka Haavisto, “Teröristler ve PKK da dahil Türkiye tarafından dile getirilen tüm endişelere bu belge ve bu muhtırada yanıt verdik. Muhtırada atılması gereken tüm adımlar belirtildi. Anlaşmaya vardığımız bu iş birliğine dayanarak ilerleyebileceğimizi ve Türkiye’nin endişelerini giderebileceğimizi düşünüyorum.” ifadelerini kullandı.

İsveç Dışişleri Bakanı Ann Linde ise, “Muhtırada herhangi bir liste ve sayı bildirilmediğini görebilirsiniz. Madrid’deki müzakereler boyunca da herhangi bir liste ve sayının bahsi geçmedi.” şekline konuştu.

Erdoğan ise cuma günü yöneltilen “Bu iki ülkeden yakın zamanda bazı terör suçlularının iadesi söz konusu olabilir mi?” sorusunu, “Şimdi bu konuda verilmiş sözler var. Örneğin İsveç 73 teröristi bize gönderecek. Şu anda 3-4 tane gönderdiler. Ama bunlar bizim için yeterli değil.” şeklinde yanıtlamıştı.

Paylaşın

AK Parti Çekirdek Seçmeni De Kaybediyor

AK Partili çekirdek seçmende çözülme olduğunu dile getiren SİTA Politik Danışmanlık Genel Müdürü Özçelebi, “Kararsızlar dağıtıldıktan sonra artık çok daha az yüzde 30’un üzerinde sonuçlarla karşılaşıyoruz. Çekirdek seçmende bir çözülme var, bu açık. AK Parti ile birlikte elde ettikleri kazanımları kaybetmek istemeyen, daha çok muhafazakâr ve dindar olan bu grup, kaybetmekten korktuklarını muhalefetin de verebileceğini gördükçe, buna ikna oldukça, yani iktidara güven ve inandırıcılığını kaybettikçe bu kopuş hızlanacaktır” dedi.

Saray ittifakının neden olduğu krizler ve izlediği politikaların ortaya çıkardığı tablonun sonuçları seçim anketlerine yansımaya devam ediyor. AK Parti, yayımlanan son anket sonuçlarında ikinci parti konumuna düştü. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu da haziran ayının sonunu işaret ederek, “AK Parti yüzde 30’un altında. Haziran sonunda tüm yoklamalarda CHP’nin AKP’yi geçeceğini göreceksiniz” açıklamasında bulunmuştu.

Piar Araştırma’nın son seçin anketinde “Bu pazar genel seçim olsa hangi partiye oy verirsiniz?” sorusuna katılımcıların yüzde 29,6’sı “CHP” yanıtını verdi. AK Parti ise yüzde 27,8’le ikinci sırada yer aldı. Anket sonuçlarında ayrıca HDP 11,2 ile üçüncü parti konumunda yer alırken sırasıyla bu partileri yüzde 11 ile İYİ Parti ve yüzde 7,3 ile MHP izledi. Anket sonuçlarında CHP, AK Partinin 1,8 puan puan önünde yer aldı. Şu ana kadar yapılan anketlerde ilk defa CHP’nin bu denli bir farkla birinci parti konumuna yerleştiği görüldü. Piar Araştırma Genel Müdürü Berna Can, bu tabloyu “Anketin elbette başka ayrıntıları mevcut ancak AK Parti için psikolojik eşik dediğimiz yüzde 30 kırılmış görünmekte” sözleriyle yorumladı.

Yöneylem Araştırma’da da benzer bir sonuç ortaya çıktı. Yöneylem’in son yayımladığı anket sonuçlarında AK Parti ikinci parti konumuna düşerken şirketin diğer anket sonuçlarına kıyasla ilk defa CHP birinci parti konumuna yükseldi. Karasızlar dağıtıldıktan sonra çıkan tabloda CHP yüzde 27,7 puanla birinci parti olurken onu yüzde 27,1’le AK Parti, yüzde 13,3’le İYİ Parti, yüzde 8,7’yle HDP ve yüzde 6,8’le MHP izliyor. Ayrıca ankete katılan seçmen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde muhalefetin adayına yüzde 54,2 oy verirken Erdoğan yüzde 30,9 oy alıyor.

2018’deki seçim sonuçlarıyla kıyaslandığında AKP ve MHP’nin oylarında büyük bir erime yaşandığı görülüyor. CHP ve İYİ Parti ivmeyi yukarı taşırken, HDP’nin seçmen desteğini önemli ölçüde koruduğu anlaşılıyor. Seçim sonuçlarında AK Parti oyların yüzde 42,6’sını alırken CHP 22,6’sını almıştı. İki partiyi HDP yüzde 11,7 ile izlerken MHP’nin oy oranı yüzde 11,1’di. İYİ Parti ise yüzde 10’da kalmıştı.

Diğer taraftan anketlerde uzun süredir Cumhur İttifakı’nın önünde yer alan Millet İttifakı, aradaki farkı açmaya devam ediyor. ORC Araştırma’nın yayımladığı son anket sonuçlarında Millet İttifakı’nın Cumhur İttifakı’na yüzde 18’lik bir fark attığı görüldü. Buna göre Millet İttifakı kazanır diyenlerin oranı yüzde 54,7’ye yükselirken Cumhur İttifakı kazanır diyenler oranı ise yüzde 36,6’da kaldı. Yüzde 8,7’lik kesimse “fikrim yok” dedi.

MetroPOLL Araştırma’nın yayımladığı son verilerde ise kararsızlar dağıtıldıktan sonra Millet İttifakı’nın oyu yüzde 40,2 olurken, Cumhur İttifakı’nın oyunun yüzde 38,1’de kaldığı görüldü.

Sonuçlara temkinli yaklaşılmalı

SİTA Politik Danışmanlık Genel Müdürü Suat Özçelebi, yayımlanan son anket sonuçlarını BirGün’den Umut Serdaroğlu’na değerlendirdi . Anket sonuçlara temkinli yaklaşılması gerektiğini aktaran Özçelebi, “Bazı anketlerde CHP önde çıksa da buradaki farkların hata payı içinde olduğunu düşünerek temkinli yaklaşılması gerekli. Maalesef anket şirketleri de Türkiye’deki kutuplaşmadan payını almış durumda. Hatta öyle tutumlar görüyoruz ki elindeki anket verilerini bir nevi sopa gibi kullanarak siyaseti dizayn etmeye çalışanlar da var” dedi.

Anket şirketleri arasındaki yayımlanan farkların bundan dolayı olduğunu dile getiren Özçelebi, “Anketler arasında öylesine farklar var ki sanki başka ülkelerde yapılmış gibi duruyor. Aynı ay içerisinde CHP’yi yüzde 29’da görüyoruz yüzde 23’te. İYİ Parti’yi yüzde 21 gösteren bir anketin hemen ardından ertesi ay yüzde 11 gösteren başka bir anketle de karşılaşabiliyoruz. Yüzde 10 puan bir ayda nasıl düştü sorusuna da yanıt yok bu yüzden böyle bir anket bolluğu içinde belli bir trendi takip eden, düzenli yapılan anketleri iyi ayırt etmek gerekiyor” şeklinde konuştu.

Psikolojik sınırın altına düştü

Yine de anketlerden AK Partinin yüzde 30’luk psikolojik sınırın kırıldığının çıkarılabileceğini aktaran Özçelebi, “CHP’nin sanılanın aksine AK Parti’den oy aldığını ancak İttifak Partilerinin de birbirlerine seçmen kaptırdıklarını görüyoruz. AK Parti hatta Cumhur İttifakı oy kaybını azalttı ama durduramadı. Bunu AK Parti’ye çalışan anket şirketlerinde de görmek mümkün. Yüzde 30 luk baraj aşağıya inmiş duruyor” dedi.

AK Partili çekirdek seçmende çözülme olduğunu dile getiren Özçelebi, “Kararsızlar dağıtıldıktan sonra artık çok daha az yüzde 30’un üzerinde sonuçlarla karşılaşıyoruz. Çekirdek seçmende bir çözülme var, bu açık. AK Parti ile birlikte elde ettikleri kazanımları kaybetmek istemeyen, daha çok muhafazakâr ve dindar olan bu grup, kaybetmekten korktuklarını muhalefetin de verebileceğini gördükçe, buna ikna oldukça, yani iktidara güven ve inandırıcılığını kaybettikçe bu kopuş hızlanacaktır” İfadelerini kullandı. AK Partinin bu denli oy kaybındaki temel nedenin ekonomi olduğunu dile getiren Özçelebi, “Ancak bunun zemininde AK Parti ve Cumhurbaşkanı’nın hikâyesini kaybetmiş, yeni hikâye konusunda yeterli kadro, vaat ve güven veren bir yapıya sahip olamayışı yatıyor. Artık tek adamın vizyonu, gittikçe tartışmalı hale gelen nitelikleri ve yarattığı büyük ekonomik buhranla kalması zor görünüyor” dedi.

Muhalefet rehavete kapılmamalı

Ancak muhalefetin rehavete kapılmaması gerektiğinin altını çizen Özçelebi, “AK Parti’nin gidişindeki en büyük anahtar hala muhalefette. Topluma ‘ben çözebilirim’ güvenini vermezse, bunu temsil edecek yeterlilikte bir aday ve kadro kuramazsa, henüz muhalefete tamamen geçmemiş görünen ‘kararsızlar’, ‘z kuşağı’ diye adlandırılan genç grupları bambaşka tepkiler verebilirler. Kimse ‘AK Parti eriyor, bu iş tamam’ rehavetine kapılmasın.

Genç seçmen belirleyici olacak

Genç seçmen iktidarda değişiklik talebinde ancak muhalefetin iş durumu, okul ve ifade özgürlüğü gibi konularda iyileştirme yapabileceğine dair de şüpheci davranıyor. Reuters’ın yayımladığı analize göre, Haziran 2023’te yapılacak seçimde genç seçmen, Erdoğan ve AK Parti iktidarının değişip değişmeyeceği konusunda belirleyici olacak. Genç seçmen, toplam oy oranının yüzde 12’sine sahip. MAK Danışmanlık firması başkanı Mehmet Ali Kulat, 18-29 yaş arasındaki seçmen üzerinden yaptıkları araştırmaların sonucunda, yüzde 70’inin muhalefeti desteklediğini belirterek “Gençler değişim istiyor” dedi. Anket raporlarına göre; seçimde genç seçmenin oyu, seçimin öngörülemez olmasını sağlıyor. Genç seçmenin oyunu ise altılı masanın Erdoğan’ın karşısına çıkaracağı aday belirleyecek.

Paylaşın

Beyaz Saray: Biden, Türkiye’nin F-16 Çabasını Destekliyor

Beyaz Saray Sözcüsü Karine Jean-Pierre, dün (5 Temmuz) günlük basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Jean-Pierre’e sorulan sorular arasında Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden’ın 29-30 Haziran’da İspanya’nın başkenti Madrid’de düzenlenen NATO Zirvesindeki açıklamaları da vardı.

Biden’ın burada yaptığı açıklamada “Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışını desteklediği” yönündeki ifadesinin kendi partisi Demokrat Parti’den bazı Kongre üyelerinin eleştirisiyle karşılaştığı hatırlatılan Jean-Pierre, Beyaz Saray’ın bu duruma tepkisini şu sözlerle ifade etti:

Bu konuda çok netiz. F-16 ve Türkiye ile ilgili muhabbet bir süredir devam ediyor. Bu konu hakkında aylar önce konuştuk. Dolayısıyla, gerçekten yeni bir şey yok. Başkan [Joe Biden] bu çabayı destekliyor. Dolayısıyla, bunda gerçekten yeni bir şey yok.

Erdoğan ve Biden ne demişti?

Cumhurbaşkanı ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Haziran’da NATO Zirvesine katılmak üzere Madrid’e gitmeden önce havalimanında düzenlediği basın toplantısında ABD Başkanı Joe Biden ile de görüşeceğini açıklamıştı.

Erdoğan, hemen ardından F-16’lara değinerek, “Bu arada Amerika’yla olan en önemli görüşmemiz F-16 meselesiydi. F-16 meselesi de şu anda hâlâ masada, orada da yine bir oyalama taktiği gidiyor” demişti.

NATO Zirvesi sonrasında Biden ve Erdoğan’ın ayrı ayrı düzenlediği basın toplantılarında da konu tekrar gündeme geldi.

Bir gazetecinin Joe Biden’a “Erdoğan’ın yeni F-16 talepleriyle alakalı hangi isteklerini kabul ettiniz” diye sorması üzerine Biden, “Aralık ayından bu yana pozisyonumu değiştirmedim” yanıtını verdi:

“Tabii ki bu F-16 jetlerinin modernizasyonu konusunu çözmemiz gerekiyor, bunu yapmamak bizim çıkarımıza değil. Ben pozisyonumu değiştirmediğimi onlara söyledim. Aralık’tan bu yana bunu söylüyorum. Bunun için Kongre’nin onayı lazım ve bu onayı alabileceğimizi düşünüyorum.”

Benzer bir soruya yanıt veren Erdoğan ise özetle şöyle dedi:

“Sayın Başkan elinden gelen adımları atacağını söyledi. Tabii sadece olay Demokratlarla bitmiyor bir de Cumhuriyetçiler var.

“Benim de geçen hafta geniş bir ekibim Amerika’daydı. Orada gerek Cumhuriyetçiler gerek Demokratlarla görüşmeleri yaptılar.

“Biz de Sayın Biden’la yaptığımız görüşmeden sonra heyetlerimizi gerekirse yine göndereceğiz. Orada Cumhuriyetçilerle de görüşmeler yapmak suretiyle onların da desteğini almamız halinde inanıyorum ki Sayın Biden’ın bu konudaki samimi gayretleri ciddi bir destek bulacaktır. Onun için de gecikmeden hemen bir heyeti ayrıca Amerika’ya göndereceğiz.”

Paylaşın

Türkiye, Neden En Çok Buğday İthal Eden 3. Ülke?

Birleşmiş Milletler’in (BM) Haziran ayında yayımladığı iki ayrı gıda görünümü raporunda Türkiye en çok buğday ithal eden ülkeler arasında sıralanıyor. Ancak aynı zamanda en çok buğday üreten ülkelerden biri.

Uzmanlara göre, Türkiye’nin buğday ithalatı, ihracata yönelik üretimde hammadde olarak kullanılıyor. Bu nedenle iç piyasada kendine yeterliliği artırması gerekiyor.

BM Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) bu yıl Haziran ayı başında yayımladığı BM Gıda Görünümü raporunu ay sonunda, FAO ile Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü’nün (OECD) hazırladığı Gıda Görünümü 2022-2031 raporu izledi.

BM Gıda Görünümü raporuna göre, 2020-2022 ortalamasıyla Türkiye en çok buğday üreten ülkelerden biri. 2022’de Türkiye’deki buğday üretim miktarı 19 milyon ton olarak öngörülüyor.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verileri, Türkiye’de buğday üretiminin 2020’de 20,5 ton; 2021 yılında ise 17,6 ton olduğunu gösteriyor. Bu düşüşün başlıca sebebi olarak kuraklık, gübre ve mazot fiyatlarındaki artış gösteriliyor.

BBC Türkçe’den Günce Akpamuk’un sorularını yanıtlayan FAO Türkiye Temsilci Yardımcısı Ayşegül Selışık, “Türkiye son 5 yılda FAO verilerine göre ortalama 19,7 milyon ton yıllık buğday üretimi ile dünyanın sayılı buğday üreticisi ülkeleri (Avrupa Birliği, Çin, Hindistan, Rusya Federasyonu, ABD, Kanada, Ukrayna, Pakistan, Avustralya ve Arjantin ile birlikte) arasında. Türkiye bu üretim seviyesi ile dünya buğday ticaretinin de, ithalat ve ihracat bakımından, önemli aktörleri arasındadır” diyor.

Ancak Türkiye önemli üreticiler arasında olmakla beraber en çok buğday tüketen ülkelerden biri aynı zamanda.

Gıda Görünümü raporunda, Türkiye’nin buğday kullanımı 2021/22 döneminde 24,2 milyon ton olarak belirtiliyor. Bunun 2022/23’te 24,4 milyon tona çıkacağı öngörülüyor. Türkiye bu konuda Çin, Hindistan, Pakistan ve Rusya gibi ülkelerin ardından ilk sıralarda yer alıyor.

Fakat Türkiye’deki buğday üretimi ve iç tüketim neredeyse başa baş giderken nasıl oluyor da en çok buğday ihraç eden ülkeler arasında ilk 10’da ve en çok buğday ithal edenler arasında üçüncü sırada yer alıyor?

“Buğday ithalatı, buğdaya dayalı gıda endüstrisini karşılamaya yönelik”

Gıda Görünümü 2022-2031 raporuna göre, 2019-2021 yıllarının ortalamasında Türkiye 9,5 milyon ton ile Mısır ve Endonezya’nın ardından en çok buğday ithal eden üçüncü ülke oldu ve bu rakamın 2022/23’te de aynı kalması bekleniyor.

Aynı dönem buğday ihracatı ise 4 milyon ton olarak ölçülmüş ve önümüzdeki dönemde bu şekilde kalması öngörülüyor.

Selışık, Türkiye’nin iç piyasa tüketiminden çok buğdaya dayalı gıda endüstrisinde kullanmak için ithalat yaptığını, bu ürünleri de ihraç ettiğini belirtiyor.

Türkiye’nin “toplam buğday kullanım düzeyi, üretim düzeyinden fazla. Bunun temel nedeni Türkiye’nin buğdaya dayalı gıda endüstrilerindeki üretim potansiyeli ve avantajıdır” diyen Selışık şunları ekliyor:

“Buğday ithalatı, bu endüstrilerdeki buğdaya dayalı mamul madde ihracatını (un ve diğer unlu mamuller, makarna, bisküvi, bulgur gibi) karşılamaya yöneliktir. Örnegin, Türkiye un ihracatında dünyada ilk sırada, makarna ihracatında ise İtalya’nın ardından ikinci sırada bulunmaktadır.

“Türkiye’nin buğday ithalatı, dahilde işleme rejimi çerçevesinde (ithal edilen ham maddenin ihracat için işlenerek gıda ürünlerine dönüştürülmesi), iç tüketimden ziyade buğdaya dayalı gıda sanayi ürünlerinde çoğunlukla ihracat için üretim girdisi ihtiyacını karşılamak amacıyla yapılmaktadır”.

Özellikle Covid-19 salgını nedeniyle küresel ölçekte dayanıklı kuru gıda ürünlerine olan yüksek talebin, buğday ve buğday ürünlerine olan tüketim talebini tetiklediğini; haliyle dünya buğday dış ticaretini artırdığını vurgulayan Selışık, “Bu konjonktürel sebebin yanı sıra, ülkedeki buğday ekim alanlarındaki daralma ve aşırı hava olaylarından kaynaklanan verim kayıpları da buğdayın ithalat miktarını etkilemektedir” diyor.

Buğday fiyatları küresel olarak arttı

FAO Fiyat Endeksi’ne göre küresel gıda fiyatları halihazırda savaş öncesine göre yükseldi.

Ukrayna’da devam eden savaş ve bölgedeki tahılın ülke dışına çıkarılması sorununun yanı sıra güçlü bir gıda ve hayvan yemi talebi, ana tedarikçilerde kötü hava koşullarının yaşanması, bazı büyük ihracatçıların politikalarındaki belirsizlikler, ihracatçı ülkelerdeki enerji ve gübre başta olmak üzere yüksek nakliye ve üretim maliyetleri ile COVID-19 nedeniyle tedarik zincirlerindeki kesintiler bu artışın başlıca sebepleri.

Buğday fiyatları da savaş başladığından beri rekor seviyede arttı.

BM Gıda Görünümü raporunda, Ukrayna ve Rusya’nın buğday, arpa, mısır, ayçiçeği tohumu başta olmak üzere dünyanın en önemli ekilebilir bitki üreticileri ve ihracatçıları arasında olduğu belirtiliyor.

Son beş sezonun ortalamasına göre Rusya ve Ukrayna’nın, dünya buğday üretiminin sırasıyla yüzde 10 ve yüzde 3’ünü; küresel ihracatın sırasıyla yüzde 20 ve yüzde 10’unu oluşturduğu; Rusya’nın birinci ve Ukrayna’nın beşinci en büyük buğday ihracatçısı olduğu vurgulanıyor.

Savaşın başından bu yana Türkiye’nin buğday ithalatının neredeyse tamamının Rusya ve Ukrayna’dan yapıldığı (2021’de yüzde 70’e yakını Rusya olmak üzere toplam yüzde 87’si) tekrar tekrar vurgulanmış, savaş dolayısıyla buğday ve ürünlerinde fiyat artışı ya da kıtlık görülüp görülmeyeceği tartışılmıştı.

Tarım ve gıda sektörüne yönelik çalışan gazeteci İrfan Donat BBC Türkçe’ye, Türkiye’nin Haziran 2022’de Rusya’dan buğday tedarikiyle ilgili bir problem yaşamadığını, yine de savaşın yarattığı ek maliyetler olduğunu söylemişti. Bu nedenle Türkiye’nin iç piyasada kendine yeterliliği artırıp arz fazlasıyla ihraç edeceği hammaddeyi kendisinin imal etmesi için üretimini 24-26 tonlara çıkması gerektiğini ifade etmişti.

Paylaşın

AK Parti İktidarı Döneminde Çiftçilerin Borcu 86 Kat Arttı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Orhan Sarıbal, çiftçilerin borcunun AKP iktidarı döneminde 86 kat artarak 206 milyar liraya çıktığını söyledi. BDDK verilerine göre de çiftçilerin son bir yılda kullandığı kredi tutarında yüzde 43’lük artış yaşandı.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) verilerine göre, artan girdi maliyetleri nedeniyle çiftçilerin bankalardan kullandığı kredi tutarı son bir yılda yüzde 43 artarak 205,8 milyar liraya çıktı. Çiftçilerin son bir yılda kullandığı kredi miktarının ise 61,8 milyar liraya çıktığını belirten Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Bu bir rekordur. Çiftçi borçlanarak ayakta kalmaya çalışıyor. Çiftçi çığ gibi artan borçlar altına eziliyor, batıyor” dedi.

Halk TV’den Nuray Tarhan’ın haberine göre “Çiftçilerin 2002 yılında bankalardan kullandığı kredi miktarı 2,4 milyar lira iken, 20 yıllık AKP iktidarı döneminde 86 kat artarak 206 milyar liraya çıktı” bilgisini veren Sarıbal, “Bu borç cumhuriyet tarihinin borç rekorudur” ifadesini kullandı.

‘Çiftçi başına 100 lira borç’

Sarıbal, sözlerine şöyle devam etti:

“Her ay çiftçimizin bankalardan kullandığı miktarı da artmaktadır. Çiftçimiz bir yılda 29 milyar lira destek alırken sadece bir ayda kullandığı kredi miktarı 11 milyar lira, yılbaşından bu yana ise 40 milyar lira oldu. Çiftçi Kayıt Sistemi’ne kayıtlı 2,1 milyon çiftçinin borcu 206 milyar liraya ulaştı. Bu, çiftçi başına yaklaşık 100 bin lira borç demektir. Hiç bankalardan kredi kullanmayan çiftçiler olduğunu düşünürsek, borçlu çiftçinin kişi başına borç miktarının çok yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

Ayrıca çiftçilerimizin Tarım Kredi Kooperatifi ve serbest piyasada tarımsal girdi sağlayan akaryakıt istasyonları, gübre, zirai ilaç, tohum ve ekipman tedarikçilerine borçlarını da ilave edersek, borcun 300 milyar lirayı geçtiğini rahatlıkla ifade edebilirim. Artan maliyetler nedeniyle çiftçi ürettiğinden para kazanamıyor. Çiftçi mevcut borçlarına takla attırarak daha çok borçlanıyor. Bu sürdürülebilir bir durum değil. Bu borç sarmalı için çözüm bulunmaz ise borç balonu yakında patlar.”

Paylaşın

İlk Kez Oy Kullanacak 6 Milyon Genç Erdoğan’ın Kaderini Belirleyebilir

Türkiye’de gelecek yıl yapılması planlanan seçimlerde ilk kez oy kullanacak altı milyon genç, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20 yıllık iktidarını devam ettirmesi ya da farklı bir liderin yönetimindeki Türkiye’yi seçmek arasında bir karar vermeye hazırlanıyor.

Kamuoyu yoklaması yapan araştırmacılar seçmenlerin yaklaşık yüzde 12’sini oluşturacak gençlerin oyunun, seçim yarışında belirleyici olacağını kaydediyor.

İstanbul’dan Orta Anadolu’ya kadar 18-23 yaş arası bir grup gençle yapılan görüşmeler, gençler açısından adalet, göç, liyakat ve şeffaf ekonomi politikalarının en önemli konular olduğunu ortaya koyuyor.

İstanbul’da tarih öğrencisi olan ve soyadını vermek istemeyen 19 yaşındaki Damla, Reuters haber ajansına verdiği demeçte “Kararımı tam olarak vermiş değilim ama sanırım kötünün iyisini seçeceğim ve muhalefeti destekleyeceğim” diyor.

Ekonomik çalkantı ve yükselen enflasyon, ailesiyle birlikte yaşamasına rağmen masraflarını artırmış ve artık arkadaşlarıyla çok fazla dışarı çıkamıyor.

“Yaşamıyormuşum gibi hissediyorum, sadece hayatta kalmaya çalışıyorum” diyen Damla, “AK Parti bu seçimi kaybetse bile yeni hükümet, halkın baskısını üzerinde hissetmeli” ifadesini kullanıyor.

Anketlerin büyük çoğunluğunda Erdoğan, muhalefet liderlerinin gerisinde görünüyor. Bunda Türk Lirası’nda son yıllarda yaşanan değer kaybı ile birlikte rekor seviyelere yükselen enflasyon ve alım gücünün düşmesinin de payı bulunuyor.

“Ekonomi iyi gitmiyor olabilir ama bu tüm ülkelerde böyle”

İstatistik ofisi ve verilere göre, gelecek yıl oy kullanacak 62,4 milyon Türk’ün yaklaşık 13 milyonunu “Z Kuşağı” olarak isimlendirilen kesim oluşturuyor. Altı milyonu ilk kez oy kullanma hakkına sahip olacak.

Araştırma şirketi Gezici’nin başkanı Murat Gezici, genç seçmenlerin genel olarak hükümete kızgın olduğu ancak belirli bir ideolojiye bağlı olmadığı ve muhalefete de tamamen güvenmediği değerlendirmesinde bulundu.

Şirketin yaptığı anketlerin sonuçları, 18-25 yaş arası Z kuşağı seçmenlerinin yaşam tarzları, ifade özgürlüğü ve medya üzerindeki baskılara şiddetle karşı çıktığını gösteriyor.

Murat Gezici, “Bu kuşağın yüzde 80’i AK Parti’ye oy vermeyecek” diyor.

İlk kez oy kullanacak olan 18 yaşındaki Yusuf, koronavirüs salgını ve Ukrayna’daki savaşın ardından dünya ekonomilerinin çoğunun zor günler geçirdiğini söylüyor.

Yusuf, “Bence şu anda ülkemizi yöneten kişi en iyi ve en uygun lider… AK Parti’ye oy vereceğim çünkü insanları rahat ettirmek için planlar yapıyor” diyor ve ekliyor: “Ekonomi iyi gitmiyor olabilir ama bu tüm ülkelerde böyle.”

“Gençler değişim istiyor”

Uzmanlara göre genç seçmenlerin motivasyonu tahmin edilemeyen bir faktör ve bu seçimin öngörülemezliğini arttırıyor.

Seçimin sonucu, ortak politika zemininde buluşan altı muhalefet partisinin Erdoğan’a rakip olarak kimi göstereceğine bağlı olabilir.

“Gençler değişim istiyor” diyen MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat’ın araştırmasına göre 18-29 yaş arası gençlerin yüzde 70’i muhalefeti destekliyor.

Kulat’a göre genç seçmenler, ekonomik beklentilerini yabancı akranlarıyla karşılaştırma eğiliminde, orta yaş üstü seçmenler ise daha ziyade yol ve hastane gibi altyapı yatırımlarına bakıyor.

Hükümetin politikaları nedeniyle yaşam koşullarının kötüleştiğini ifade eden 21 yaşındaki Helin, bundan dolayı muhalefete oy vereceğini, ancak (muhalefetin) önerilerinin mevcut göç politikasındaki veya azınlık haklarındaki sorunları etkili bir şekilde ele alamayacağından endişe ettiğini dile getirdi.

Reuters’ın sorularını Ankara’dan yanıtlayan Helin, “İktidar değişikliğinin en azından acil sorunları çözeceğine inanıyorum” diye konuştu.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Financial Times: Türkiye’nin NATO’dan Atılması Stratejik Bir Felaket Olur

İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri etrafında yaşanan tartışmalara ve Türkiye’nin itirazlarına ilişkin Financial Times gazetesinde yayımlanan bir yazıda her ne kadar “sinir bozucu bir müttefik” olsa da Türkiye’nin NATO için “vazgeçilemez” bir üye olduğu belirtildi.

Erdoğan’ın duruşunun NATO için rahatsız edici sorulara neden olduğu belirten yazıda şöyle denildi, “İttifak, demokrasi ve insan hakları üzerine kurulu olduğunu savunuyor. Ancak siyasi muhalifleri uydurma suçlamalarla hapse atmak Vladimir Putin’in yaptığı türden bir şey. Rus ve Türk liderler uzun zamandır yakın bir ilişki içinde.”

“Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya kabul edilmesi Putin için büyük bir darbe olacaktır.” denilen Gideon Rachman imzalı yazıda şu ifadelere yer verildi:

Bu, NATO’nun Rusya dışında Baltık Denizi’ne kıyısı olan tüm ülkeleri içine aldığı anlamına gelecektir. Türkiye’nin engelleme taktikleri, varoluşsal bir tehditle karşı karşıya olan NATO üyesi Baltık ülkelerine yönelik alaycı bir umursamazlığı yansıtıyor.”

Erdoğan’ın Finlandiya ve İsveç üzerinden NATO’ya şantaj yapma isteği de Türkiye’nin gelecekteki krizlerde nasıl davranabileceği konusunda şüphe yaratıyor. İttifakın kalbinde yer alan ve bir Rus saldırısıyla tetiklenecek karşılıklı savunma garantisi olan Beşinci Madde oybirliğine bağlı.”

Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın üyeliklerine yönelik izlediği politikayı eleştiren Rachman, tüm tartışmalara rağmen Türkiye’nin kaybının göze alınamayacağını yazdı:

Peki NATO Türkiye’siz daha iyi olmaz mı? Kesinlikle hayır. Türkiye’nin atılması, yasal olarak mümkün olsa bile, stratejik bir felaket olacaktır. Karadeniz hem Ukrayna hem de Rusya için Akdeniz’e ve daha geniş bir dünyaya açılan kilit rota.

Eğer Ukrayna’nın tahılı ülkenin limanlarından dünya pazarlarına ulaşacaksa Karadeniz’den geçecektir ve Türkiye bu denizin girişini kontrol ediyor. Türkiye’nin Ukrayna’dan çalıntı tahıl taşıdığı iddia edilen bir Rus gemisini alıkoyması bu kritik rolü gösteriyor.

Eğer Türkiye NATO’dan atılır ve Rusya’nın fiili müttefiki haline gelirse, Ukrayna fiilen denize çıkışı olmayan bir ülke haline gelecek ve Rusya Akdeniz’in kapısına dayanır.”

Paylaşın

Vatandaş Otomobilde Alt Segmente Yöneldi, Pazar Payı Yüzde 90’a Ulaştı

Türkiye’de son bir yılda otomobil fiyatlarının yüzde 130’un üzerinde artması, tüketiciyi ucuz araçlara yöneltti. C segmenti otomobillerin bir önceki yıla göre pazardan aldığı pay yüzde 55,6’dan yüzde 49’a geriledi. B segmenti otomobillerin payı ise yüzde 29,6’dan yüzde 39,6’ya yükseldi.

Türkiye’de en çok satılan araçların yer aldığı C segmenti kan kaybetmeye devam ederken, alt segment araçlardaki yükseliş dikkat çekti. ODD’nin verilerine göre, bu yılın ilk 6 ayında vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçların payı yüzde 90’a yaklaştı.

Otomotiv Distribütörleri Derneği (ODD), dün istanbulda düzenlenen bir toplantı ile haziran ayı otomobil ve hafif ticari araç satış rakamlarını açıkladı. ODD’nin verilerine göre; otomobil ve hafif ticari araç satışları geçen yılın aynı dönemine göre, yüzde 1 artarak 80 bin 652 adet oldu. Geçen ay otomobil satışları yıllık bazda yüzde 2,9 artarak 64 bin 134 adet, hafif ticari araç satışları ise aynı dönemde yüzde 5.5 azalarak 16 bin 518 adet oldu.

Yılın ilk 6 ayında otomobil ve hafif ticari araç pazarı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 9,3 oranında azalarak, 357 bin 904 adet olarak gerçekleşti. Yılın ilk yarısında otomobil satışları, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 10,3 azalarak 278 bin 282 adet, hafif ticari araç pazarı ise yüzde 5,6 azalarak 79 bin 622 adet oldu.

C segmentin payı azalıyor

ODD’nin ilk yarı satış raporunda en dikkat çekici noktalardan biri de düşük segment araçlardaki yükseliş oldu. Yılın ilk yarısında pazardaki satışların yüzde 89,1’i vergi oranları düşük olan A, B ve C segmentlerindeki araçlardan oluştu. Geçen yıl bu rakam yüzde 85,8 olarak gerçekleşmişti. C segmenti otomobiller, 136 bin 297 adetle yüzde 49 pay, B segmenti otomobiller 110 bin 201 adetle yüzde 39,6 pay aldı.

Yılsonunda en iyi senaryo 2021’i yakalamak

ODD Genel Koordinatörü Dr. Hayri Erce ise, ODD’nin yılsonu beklentisini açıkladı. Erce, bu yılın sonunda en iyi senaryoda geçen yıla pararlel satış öngördüklerini söyledi. 2021 yılında otomobil ve hafif ticari araç atışları 772 bin 722 adet olarak gerçekleşmişti. Erce, çip krizinin yanı sıra artan otomobil fiyatların yılın ikinci yarısında satışları baskılayacak etkenlerin başında geldiğini söyledi. ODD yetkilileri, artan fiyatlar nedeniyle ÖTV matrahlarında neredeyse tüm araçların yüzde 80’şik dilime girdiğine dikkat çekerek, matrahlada güncelleme yapılması yönündeki taleplerini yineledi.

Haberin tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

JP Morgan, Türkiye İçin Yıl Sonu Enflasyon Tahminini Yükseltti

Merkezi New York’ta bulunan yatırım bankası ve finansal hizmetleri şirketi JP Morgan, Türkiye için yıl sonu enflasyon tahminini yüzde 49,5’ten yüzde 63,1’e çıkardı. 2023 sonu tahminini de yüzde 19’dan yüzde 22,5’e yükseltti.

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) dün açıkladığı haziran ayı enflasyon rakamlarının ardından JP Morgan, Türkiye için 2022 yıl sonu enflasyon tahmini yukarı yönlü revize etti.

‘Ölçmek ve tahmin etmek zor’

Para politikasının aşırı şekilde gevşek olmaya devam ettiği ve enflasyona neden olan dış faktörlerde değişiklik olmadığı ortamda fiyat baskılarının büyümeye devam ettiğini belirten JP Morgan, “Enflasyonunun böyle çılgın seviyelerde olduğu zamanlarda, enflasyonu ölçmek ve tahmin etmek çok daha zor hale geliyor” değerlendirmesini yaptı.

Dünya’nın haberine göre “Bugünkü verilerini enflasyon beklentilerinde daha da kötüleşmeye yol açması büyük olasılık ve politika görünümü dikkate alındığında enflasyon muhtemelen bir süre için daha büyük bir problem olmaya devam edecek” ifadelerini kullanan JP Morgan, 2022 yıl sonu için TÜFE beklentisini yüzde 49,5’ten yüzde 63,1’e çıkardı. 2023 yıl sonu için TÜFE tahminini de yüzde 19,0’dan yüzde 22,5’e yükseltti.

Seçim yorumu

Enflasyon tahminleri için risklerin hala yukarı yönlü olduğunu belirten JP Morgan, yaklaşan seçimlerin zamanlaması ve sonuçlarının, seçim öncesi uygulanacak politikaların, ortodoks politikalara ne zaman dönüleceğinin, enflasyonda orta vadeli rotayı belirleyeceğini de vurguladı.

Paylaşın

İsveç Yargıtayı: Karara Bağlanmış İade Davaları Gözden Geçirilmeyecek

İsveç’te Yargıtay Başkanı Anders Eka, Türkiye’nin iadesini istediği kişiler arasında bulunan 19 kişinin daha önce yargılandığını, karara bağlanmış iade davalarını yeniden gözden geçirmeyeceklerini söyledi.

Ankara’nın “terörist” olarak gördüğü 19 kişinin iadesi daha önce İsveç mahkemesi tarafından reddedilmişti.

İsveç merkezli Dagens Nyheter gazetesine konuşan İsveç Yargıtay Başkanı Anders Eka, “Daha önce karara bağlanmış davaları oturup tekrar inceleyemeyiz. Bizim görevimiz herhangi bir engel olup olmadığını kontrol etmek.” ifadelerini kullandı.

Yüksek Mahkeme, Başsavcı tarafından yürütülen soruşturmanın ardından iade davalarını değerlendiriyor. İsveç vatandaşlığı olanların hiçbir şekilde iade edilmeyeceği İsveç Başbakanı tarafından açıklanmıştı.

Yargıtay Başkanı Eka, “Yüksek Mahkeme’de görev yaptığım süre boyunca hiçbir zaman bir İsveç vatandaşına (iadesine) ilişkin talebin yargılanmasına dahil olmadım” sözleriyle İsveç vatandaşlarının iadesinin mümkün olmadığını söyledi.

NATO Zirvesi öncesinde Türkiye, İsveç ve Finlandiya arasında üçlü muhtıra imzalanmış ve Ankara, bu ülkelerin NATO’ya katılımına dair vetosunu kaldıracağını bildirmişti.

Türkiye’nin bu ülkelerin İttifak’a kabul edilmesine dair koşullarından biri de İsveç ve Finlandiya’nın istenen kişileri Türkiye’ye iade etmesi yönünde.

İsveç basınına göre Ankara’nın sunduğu ilk listede 33 isim vardı bu liste daha sonra 73’e çıkarıldı.

“Erdoğan’ın listesindeki 19 kişi daha önce yargılandı ve iadesi reddedildi” başlığıyla verilen mülakatın yer aldığı haberde, İsveç mahkemelerinin bu davalardan en az 19’una baktığı ve iadeyi zaten reddettiği yer aldı.

Anders Eka, “Engel olmasa bile hükümetin (iade etmeme gibi) bir seçeneği var.” diye konuştu

Yüksek Mahkeme, 2000 yılından bu yana Türkiye’nin İsveç’ten iadesini talep ettiği 30’dan fazla davaya baktı.

Mahkeme sadece dört davada iadeye engel bir durum olmadığı sonucuna vardı.

Bunlardan biri hırsızlık, ikisi uyuşturucu kaçakçılığı ve bir diğeri de soyguna teşvik ve yasa dışı olarak özgürlükten yoksun bırakma suçlarından mahkum olmuş kişiler.

İsveç Suçluların İadesi Kanunu, 1957 tarihli Avrupa Konseyi Suçluların İadesi Sözleşmesi ile uyumluluk arz ediyor.

Sözleşmeye göre suçluların iadesi askeri veya siyasi suçlar için verilmiyor. Çifte suçluluk gerektiriyor, yani suç isnadının her iki ülkede de bulunması şartı aranıyor.

İadesi istenen kişiye isnat edilen suçun İsveç’te de cezalandırılabilir halde olması gerekiyor.

Başbakan Andersson, Erdoğan’ın ’73 terörist iade edilecek’ açıklamasını yalanlamadı

Bu arada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın geçen hafta sona eren NATO Zirvesi’nde İsveç’in üyeliği için Türkiye’ye “73 teröristin iadesi konusunda söz verdiğine” ilişkin ifadelerini İsveç Başbakanı Magdalena Andersson yalanlamayı reddetti.

Andersson, İsveç ve Finlandiya’nın NATO adaylığı üzerindeki Türk vetosunun kaldırılması için Ankara’ya verildiği belirtilen ve ülke kamuoyunda tepki toplayan taahhüt konusundaki gazetecilerin ısrarlı sorularını yanıtsız bıraktı.

“Sekiz yıldır bakanlık görevlerinde bulunuyorum ve müzakere masasında konuşulanlar hakkında hiç konuşmadım” diyen Andersson, “Bu beni şu anda biraz zor bir duruma sokuyor” diye ekledi.

Basın toplantısında ülkesinin pozisyonunu tekrarlayan Andersson, “İsveç ulusal ve uluslararası hukuka saygı göstermeye devam edecek, hiçbir İsveç vatandaşı iade edilmeyecek, karar bağımsız makamlar ve mahkemeler tarafından alınacak. Terörist faaliyetlere karışmadıysanız, endişelenecek bir şeyiniz yok” demişti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın