Türkiye Her Gün Yedi Hekimini Kaybediyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın hekimlere yönelik “Giderlerse gitsinler” söyleminin ardından, ülkede bu yılın ilk 6 ayı itibariyle yurtdışına gitmek için başvuran hekim sayısının rekor düzeyde arttığı ortaya çıktı.

Yaklaşık bin 200’ü aşkın hekimin yurtdışına gitmek için Türk Tabipleri Birliği’nden (TTB) belge almak için başvurduğu, yıl sonunda bu rakamın 3 binleri bulacağı belirtildi. Önceki yıllarda daha çok asistan ile pratisyen hekimlerin gitmek için belge almak istediği kaydedilirken, bu yıl uzman ve akademisyenlerin başvurularının artması dikkat çekti. Önümüzdeki yıllarda cerrahi, iç hastalıkları, çocuk sağlığı, anestezi, radyoloji, göz hastalıkları gibi branşlarda hekim eksikliği yaşanacağı vurgulandı.

BirGün’den Sibel Bahçetepe’nin haberine göre, 2002 yılında yurtdışına gitmek için belge isteyen hekim sayısı 59 iken bu sayı Aralık 2021’de bin 405’e çıkmıştı. Oysa bu yılın daha ortasında rakamlar bunun çok daha üzerinde. Günde ortalama 7 hekimin yurtdışına gitme girişiminin olduğu kaydedildi. Yurtdışına gitme hazırlığı yapan ve yurtdışına giden hekimler değerlendirmelerde bulundu.

“Böyle hayal etmemiştim”

Dr. Berfin Şenol (27) 2 yıldır Ankara’da özel bir hastanede hekimlik yapıyor. “Böyle olacağını bilseydim tıp fakültesini hiç seçmezdim” diyen Şenol, “Birleşik Krallık’ta bir yerde, artık neresi olursa orada doktorluk yapmak istiyorum. Son sınava girdim, geçtiysem muhtemelen birkaç aya gideceğim” dedi. Şenol, şu değerlendirmelerde bulundu: “Hekime, sağlıkçıya şiddet, iş yoğunluğu, ekonomik şartların yetersizliği gibi çok sayıda neden yüzünden gitmek istiyorum. Gitmek hiç kolay değil. Her gün anneme, babama bir şey olursa hangi uçakla, ne zaman, nasıl Türkiye’ye gelirim bunları düşünüyorum. Türkiye benim bildiğim, yetiştiğim ve özlediğim ülke değil artık. Burası açık hava cezaevi benim için. Kadın olduğum için mi, doktor olduğum için mi, kimliğim nedeniyle mi öldürüleceğim bunları düşünmekten yoruldum.”

“Hayal kırıklığı oldu”

Dr. Dilara Ateş (27) ise 7 ay önce İstanbul Sancaktepe’de çalıştığı hasteneden istifa ederek, Almanya’ya yerleşen hekimlerden biri.

Ateş, şunları söyledi: “Mezun olduktan sonra aslında Türkiye’de kalmayı ve TUS’a başvurmayı düşündüm. Ama daha sonraki ciddi ekonomik kriz, çalışma şartlarımızın kötü olması, can güvenliğimizin olmaması kesin kararı almama neden oldu. Çocuk uzmanı olmak istiyorum. Almanya’nın ekonomik ve özlük hakları çok daha iyi, hekime yönelik saygı da var, şartları da daha insani. Tıp fakültesini severek yazdım, çocukluğumdan beri istediğim bir bölümdü. Hekimlik mesleği şu an ne yazık ki itibarsızlaştırılıyor. Çok büyük hayal kırıklığına uğradım.”

“Pişman değilim”

ABD Minnesota Üniversitesi’nde nöroradyolog olarak görev yapan Dr. Can Özütemiz ise Türkiye’den Amerika’ya üst ihtisas yapmak amacıyla gidip kalanlar arasında. Özütemiz, 2016 yılında ABD’ye gittiğini anlatarak, “Türkiye’de yavaş yavaş değişen iklim beni kalmaya itti. Bakılan hasta sayısı, iş yoğunluğu, özellikle hem devlet hastanelerinde, hem de akademik kurumlarda önemli kurumlara insanların nitelikleri ve becerileriyle değil, daha çok siyasi ilişkileri, cemaat bağlantıları ile geldiğini gördüm. İkinci etken de Gezi direnişinden sonra yaşanan iklimdi. Hekime şiddet de tabii ki en önemli faktörlerden biri. Geriye dönüp baktığımda hiç pişman değilim” dedi. Özütemiz, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın hekimlere yönelik ‘giderlerse gitsinler’ açıklamasının kendisi için “bam telinin koptuğu nokta” olduğunu da söyleyen Özütemiz, “O açıklama herkeste büyük bir hayal kırıklığı yarattı” değerlendirmesini yaptı.

Ameliyat yapılamaz hale gelir

TTB Genel Sekreteri Prof. Dr. Vedat Bulut ise geçen yıllarda daha çok genç ve pratisyen hekimlerin yurtdışına gittiğini ancak bu yıl tablonun değiştiğini, daha çok akademisyen ve uzmanların gitmek için başvurularda bulunduğunu söyledi.

Bulut, özetle şu bilgileri paylaştı:

“Alanlarındaki uzman isimler de Türkiye’den ayrılmak istiyor. Temel nedenlerden biri ekonomik. Ayrıca siyasi liderlerin ‘giderlerse gitsinler söylemi’. Bu çok kırgınlık yarattı. Çalışma koşulları çok kötü, beş dakikada bir muayene, günde 70-100 hastaya bakmak hekimlerde verimliliği düşürdü. Sağlıkta Dönüşüm Programı sağlıkta çöküş yarattı. Bunu halen görmek istemiyorlar. Özellikle anestezi, yoğun bakım gibi belli alanlarda hizmet açığı oluşacak, cerrahi branşlardan gidişler daha fazla. Bu alanlarda gelecekte Türkiye’yi ciddi sorunlar bekliyor. 13 bin asistan kadrosu açtılar ama asistan kadrolarını eğitecek kadrolar yok, kim eğitecek bu asistanları? Önümüzdeki yıllarda bir takım ameliyatlar yapılamaz duruma gelir.”

Paylaşın

Küresel İfade Özgürlüğü Raporu: Türkiye Krizde

Küresel İfade Özgürlüğü raporuna göre Türkiye 100 üzerinden 7 puanla, 161 ülke arasında 141. sırada yer aldı. Türkiye geçen seneye göre 3, son 10 yıla göre de tam 24 puan kaybetti. Bu puanlamaya göre Türkiye “krizde” olan ülkeler kategorisine girdi.

Article19, 2022 Küresel Küresel İfade Raporu’nu yayınladı. Raporda ülkeler, bireylerin toplumsal hayatta ve sosyal medyada özgürce kendini ifade edebilmesi, sokak eylemlerine katılabilmesi, siyasi lidere erişim, şiddet ya da yaptırımlara maruz kalma korkusu olmadan eylemlilikte bulunmak gibi 25 farklı gösterge üzerinden değerlendirildi ve ülkelere 100 üzerinden puan verildi.

Bu puanlama üzerinden, 80-100 puan arası ülkeler ‘özgür’, 60-79 puan arası ülkeler ‘kısmen kısıtlı’, 40-59 puan arası ülkeler ‘kısıtlı’ , 20-39 puan arası ülkeler ‘büyük ölçüde kısıtlı, 0-19 puan alan ülkeler de ‘krizde’ biçiminde kategorilere ayrıldı.

Türkiye krizde

Türkiye 100 üzerinden 7 puanla, 161 ülke arasında 141. sırada yer aldı. Bu yıl da ‘krizde’ olan ülkeler kategorisinde yer alan Türkiye’nin ifade özgürlüğündeki düşüşü de devam etti. Türkiye geçen seneye göre 3, son 10 yıla göre de tam 24 puan kaybetti.

Türkiye bu yıl 7 puanla Mısır, İran, Myanmar ve Burundi ile aynı sırada, 5 puan alan Yemen’in hemen üzerinde yer aldı. Rusya, Irak, Bangladeş, Ruanda, Pakistan, Zimbabve, Sudan ve Afganistan gibi ülkelerin ise gerisinde kaldı.

Dünyada da ifade özgürlüğü kısılıyor

İfade özgürlüğü konusunda Türkiye’de artarak devam eden kısıtlamalar dünya geneli için de geçerli. Rapora göre dünya nüfusunun sadece yüzde 15’i, yani her 7 kişiden sadece biri düşüncelerini özgürce ifade edebiliyor.

Raporda son 10 yılda dünya çapındaki ifade özgürlüğündeki düşüşe de dikkat çekildi. Buna göre, dünya nüfusunun yüzde 80’i, 10 yıl önceye göre daha az ifade özgürlüğüne sahip.

En baskıcı ülkeler

Article19, 2022 Küresel Küresel İfade Raporu’na göre Kuzey Kore, 100 üzerinden ‘0’ ile ifade özgürlüğünün en çok kısıtlandığı ülke oldu. Kuzey Kore’yi, 1 puan ile, Türkmenistan, Suriye ve Erire, 2 puan ile Belarus, Çin ve Küba, 3 puanla Nikaragua ve Suudi Arabistan, 4 puanla da Ekvotoryal Gine izledi.

En özgür ülkeler yine İskandinavya’da

İfade özgürlüğünün en yüksek olduğu ilkeler ise 95 puanla Danimarka ve İsviçre, 94 puanla İsveç ve Norveç, 93 puanla Estonya ve Finlandiya, 92 puanla İrlanda ve Portekiz, 91 puanla da Belçika ve Litvanya oldu.

Paylaşın

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğuna Ve Askeri Üssüne Saldırı

Türkiye’nin Musul Başkonsolosluğu ve Başika’daki askeri üse eş zamanlı saldırı düzenlendi. Rudaw saldırıların roketle yapıldığını yazarken, RojNews askeri üssü yapılan saldırının drone ile yapıldığını söyledi.

Rudaw haberinde atılan dört füzenin başkonsolosluk binasının etrafına isabet ettiği, etraftaki binaların ve araçların hasar gördüğü ancak ölen ya da yaralanan olmadığı aktardı.

Her iki haber kuruluşu da Başika yakınlarındaki askeri üssü yapılan dronlu saldırıya ilgili ölen ya da yaralanan bilgisi paylaşmadı.

RojNews saldırıyı Irak’ta Şii bir grup olan Seraya Ebabil güçlerinin üstlendiğini belirtti.

Başika’daki askeri üs Musul’un 12 kilometre kuzeyinde. 2015’te inşa edildi ve “Başika ya da Zilkan üssü” olarak adlandırılıyor.

Dışişleri Bakanlığı saldırıyı kınadı

Türkiye Dışişleri Bakanlığı, saldırıya ilişkin bir açıklama yaptı.

Musul Başkonsolosluğuna gerçekleştirilen saldırıyı doğrulayan Dışişleri Bakanlığı, Başika’daki askeri üsse yapılan saldırıyla ilgili bir şey demedi.

Bakanlık açıklamasında, “Can kaybı yaşanmayan bu saldırıyı en sert şekilde kınıyor ve sorumluların biran önce adalet önüne çıkarılmalarını bekliyoruz. Irak makamlarını diplomatik ve konsüler temsilcilikleri koruma sorumluluklarını yerine getirmeye davet ediyoruz.” dedi.

Saldırının BM Güvenlik Konseyinde Irak’ın çağrısıyla düzenlenen toplantı sırasında gerçekleştiği belirten Bakanlık açıklamada, şunları kaydetti:

“Ülkemizin haksız şekilde itham edilerek hedef gösterildiği bir dönemde, Irak makamlarının çağrısı üzerine düzenlenen BM Güvenlik Konseyi toplantısı sırasında bu saldırının gerçekleşmiş olması da vahim ve düşündürücüdür.”

“Bu vesileyle Irak makamlarına, terörle mücadeleye odaklanmaları ve toprakları üzerinden komşu ülkelere ve diplomatik temsilciliklere tehdit oluşturan terör mevcudiyetlerine son vermeleri çağrımızı bir kez daha yineliyoruz.”

Paylaşın

Suriye’den Türkiye’ye Operasyon Yanıtı: Karşılık Veririz

Ankara’nın geçtiğimiz aylarda gündeme getirdiği Suriye’nin kuzeyine yönelik olası operasyon gündemi devam ediyor. Şam, “Türkiye’nin olası bir saldırısına karşı koymaya hazır olduğunu” açıkladı. 

Suriye’nin resmi haber ajansı SANA’da yer alan haberde, vurgulanan açıklamada, “Ordu ve Silahlı Kuvvetler Genel Komutanlığı, Suriye Arap Ordusu’nun, Türkiye’nin Suriye Arap Cumhuriyeti topraklarında olası herhangi bir saldırganlığına karşı koymaya tamamen hazır olduğunu teyit etti” ifadeleri yer aldı.

Askeri bir kaynağın SANA’ya yaptığı açıklamada, “Türkiye’nin son iki gündür Suriye topraklarında uyguladığı provokasyonların ve farklı bölgelere ve bir dizi silahlı kuvvetlerimize ait noktalara yönelik saldırıların yoğunlaşmasıyla, ordumuzun bu ülkenin ve terör örgütlerinin olası her türlü saldırısına karşı koymaya hazır olduğunu teyit ediyoruz” denildi.

Esad: Karşılık vermekten çekinmeyiz

Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyon gündemi devam ederken Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad geçtiğimiz ay Russia Today’e verdiği röportajda, Türkiye’nin olası operasyonu için “Karşılık vermekten çekinmeyiz” demişti.

Esad, “Kuşkusuz işgal edilmiş her toprak zamanı gelince kurtarılacak” diye konuşmuştu.

Hamaney Erdoğan’ı uyarmıştı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan resmi temaslarda bulunmak, İran, Rusya ve Türkiye üçlü zirvesine katılmak için 19 Temmuz’da gittiği Tahran’da ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney ile görüşmüştü.

Yaklaşık 40 dakika süren görüşmede Hamaney’in Erdoğan’ı Suriye’ye yönelik olası operasyon için uyardığı ifade edilmişti.

Hamaney’in Erdoğan’ı Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine yönelik yapmayı planladığı olası operasyonun “zarar verici olacağı” konusunda uyardığı belirtilmişti.

Erdoğan’dan Suriye’ye operasyon çıkışı

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, Mayıs ayı sonunda yaptığı bir açıklamada, Suriye’nin kuzeyine yönelik, “30 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu inşallah en kısa sürede tamamlayacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti: “Suriye sınırlarımız boyunca adım adım kurmakta olduğumuz 30 kilometre derinliğindeki güvenlik koridorunu inşallah en kısa sürede tamamlayacağız. Böylece çocuklarımızı kandırıp dağa götüren mekanizmayı tamamen ortadan kaldırmış olacağız”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, öte yandan Azerbaycan ziyaretinden dönerken uçakta, Suriye’nin kuzeyine yönelik TSK’nın olası operasyonun sorulması üzerine “Her zaman söylediğim gibi, bir gece ansızın onların da tepelerine ineriz, inmeye de mecburuz. Biz şehitlerimizin bedelini bunlara ödetmeyecek miyiz?” demişti.

ABD: Rusya Suriye’yi riske atmak istemez

ABD’nin eski Türkiye ve Suriye Büyükelçisi James Jeffrey ise Rusya’nın da bölgedeki varlığını korumak istediğini “Rusya için Suriye büyük bir başarı, bunu riske atmak istemezler” sözleriyle özetlerken ABD’nin de kısa zamanda Suriye’den ayrılmak gibi bir niyeti olmadığını ifade etmişti.

Rusya: Mantıksız bir adım

Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Aleksandr Lavrentyev, bugün başlayacak ve iki gün sürecek Astana görüşmeleri öncesinde Türkiye’nin Suriye’ye yönelik olası operasyonunu değerlendirmişti.

Lavrentyev, sözkonusu operasyon için “Mantıksız bir adım” yorumunu yapmıştı. Lavrentyev açıklamalarının devamında İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik konusuna da değinerek “Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmesine çekinceli yaklaşıyor diye Suriye’ye operasyon konusunda Türkiye ile pazarlık yapmıyoruz. Operasyona gözümüzü kapatmıyoruz. Rusya bölgedeki müttefiklerini satmaz” demişti.

(Kaynak: halktv.com.tr)

Paylaşın

İstanbul’da 3,2 Milyon Kişi Kirasını Ödeyemiyor

Ülke genelinde fahiş artışlar nedeniyle barınma krizi sürerken, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Gürsel Tekin de İPA verilerini hatırlattı ve İstanbul’da 3,2 milyon kişinin kirasını ödeyemediğini kaydetti.

Kira fiyatlarındaki fahiş artışlar yurttaşları barınma krizi ile karşı karşıya bırakırken, Türk-İş’in haziran ayı açlık-yoksulluk sınırı araştırmasına göre 4 kişilik bir ailenin aylık gıda harcaması 6 bin 391 lira. Buna karşın asgari ücretin 5 bin 500 lira olması ve yüksek kira bedelleri birlikte düşünüldüğünde tablo yurttaşlar için içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Söz konusu tabloda AKP iktidarının kira artışlarına yüzde 25’lik sınır getirmesi de çözüm olmadı.

CHP Milletvekili Gürsel Tekin, İstanbul’da yaşam maliyetinin bir yılda yüzde 86 arttığını belirterek, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne (İBB) bağlı İstanbul Planlama Ajansı’nın (İPA) verilerini hatırlattı. “İPA araştırmasına göre İstanbulluların yüzde 95’i kiraların yüksek olduğunu düşünüyor” diyen Tekin, “16 milyon İstanbullu var. 6 milyon 400 bin kişi kirada yaşıyor. En az 3 milyon 200 bin kişi de kirasını ödeyemiyor. İstanbul’da kiracıların yarısı İstanbul’da temel barınma harcamasını karşılayamıyor” dedi.

‘Sonbahar ve kış ayları zor geçecek’

Cumhuriyet’ten Sena Tufan’ın haberine göre “Erdoğan; İstanbulluları açlığa, Türkiye’yi yoksulluğa mahkum etti” diyen Tekin, “Erdoğan’ın çıktığı mahallelerde çocuklar geceleri yatağa aç yatıyor. Pazar yerinde millet yerden çürük sebze topluyor. Kendi büyüdüğü sokaklarda dolaşma cesareti olsa, yarattığı yıkımı ve açlığı görecek. Sonbahar ve kış ayları zor geçecek…” ifadelerini kullandı.

Kadıköy Geçinemiyoruz Platformu Sözcüsü Cihan Uyanık da konut fiyatlarındaki artışın sürdüğünü belirtti.  “Kira artış oranına yüzde 25 sınırı getirildi ancak hayata geçtiğini söylemek oldukça güç” diyen Uyanık, “Birçok ev sahibi konutun bulunduğu bölgedeki emsal kiraları örnek göstererek astronomik kira artışı yapmaya çalışıyor. Mevcut kiracılar sorunların altından kalkamazken yeni bir ev arayışına girenlerin maaşlarının tamamı dahi kiralara yetmez hale geldi” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye’de Kronik Ve Gizli Açlık Yaşanıyor

Yüksek enflasyon ve hayat pahalılığı ile mücadele eden yurttaşlar gıdaya erişim konusunda da sorunlar yaşarken, Türkiye Diyetisyenler Derneği Başkanı Ayhan Dağ ülkede “kronik ve gizli açlık” yaşandığını belirtti. Gıdaya erişim konusunda gelir yetersizliğine dikkat çeken Dağ, halk sağlığının da tehdit altında olduğunu belirtti.

Açlık sınırının 6 bin lirayı, yoksulluk sınırının 20 bin lirayı aştığı Türkiye’de, protein içeren ürünlere art arda gelen zamlar halkın sağlıksız ve dengesiz beslenmesine, ucuz ürünlere yönelmesine veya öğün atlamalarına neden oldu. Temel gıdaların başında yer alan et, yumurta, süt ve süt ürünlerine gelen zamlar özellikle çocuklu aileleri ve sağlıklı beslenmesi gereken orta yaş üstünü doğrudan etkiledi. Son zamlarla birlikte yumurtanın tanesi 2 liraya çıkarken, sütün litresi 20 liraya yaklaştı. Etin kilosu ise 150-200 lira arasında değişiyor.

‘Kronik ve gizli açlık’

Türkiye Diyetisyenler Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Doç. Dr. Ayhan Dağ’a göre temel besin ürünlerindeki fahiş artışlar bir halk sağlığı sorununa dönüştü. Türkiye’de giderek artan gıda enflasyonuyla birlikte kronik ve gizli açlık yaşandığını söyleyen Dağ, insanların yeterli gıdaya ulaşamıyor olmasının yaşam hakkını tehdit ettiğini ifade etti. Ayhan Dağ’a göre resmi verilerle örtüşmeyen açlık ve yoksulluk sınırı düşünüldüğünde, insanlar gıdadaki fahiş fiyat artışlarını karşılayabilecek düzeyde değil. Bitkisel ve hayvansal proteine ulaşmanın gün geçtikçe zorlaştığını söyleyen Dağ, bu fiyatlarla insanların yeterli ve dengeli beslenemediğini, özellikle çocuklar ve yaşlılar için durumun giderek kötüleştiğini ifade etti.

Gazete Duvar’dan Nur Kaplan’a konuşan ve hayvansal kaynaklı proteinin insanların beslenmesinde son derece önemli olduğunu vurgulayan Dağ, “Biz diyetisyenler besinleri 4 ana gruba ayırırız. Süt ve süt ürünleri, et, tahıllar, sebze ve meyveler. Yeterli ve dengeli beslenme dediğimizde her öğünde tabakta bu 4 çeşit besinden bulunması gerekir. Fakat değerli et bile olmayan etin kilosu 200 lira, peynir 150 lira, sebze fiyatları 20 lira, meyve 20-40 lira bandında. Dengeli beslenmenin bu fiyatlarla ve gelir düzeyiyle karşılanabilmesi mümkün değil” dedi.

‘Çocuklarda büyüme ve gelişme geriliği yaşanıyor’

Pazar esnafının geride bıraktığı artık ürünleri ayrıştırmaya çalışan insanların, askıdan ekmek temin edenlerin ve belediye ekmek büfelerinin önündeki kuyrukların “kronik açlığa” işaret ettiğini söyleyen Dağ, bu durumun insanların sağlığını tehdit ettiğinin altını çizdi. Yetersiz ve sağlıksız beslenmenin insanların bünyesinin zayıflamasına, enfeksiyonlara ve diğer hastalıklara açık hale gelmesine neden olduğunu söyleyen Dağ, “Hiç şüphesiz özellikle çocuklarda yetersiz ve dengesiz beslenmeye bağlı büyüme ve gelişme geriliği yaşanıyor. Tüm hastalıklar bunun üstünden yürür. Türkiye’de bodurluk çok önemli bir sorun, toplumun yüzde 7’si bodur. Özellikle 0-5 yaş arası çocuklarda bodurluk son derece önemli bir sorun. Çocukların günde iki porsiyon süt ve süt ürünlerinden tüketmesi gerekir. Bu yaşlı grubu için de geçerlidir” değerlendirmesinde bulundu.

Dünya Sağlık Örgütü’nün son yayımladığı rapora göre Türkiye’de yetişkin nüfusun yüzde 66,8’inden fazlası kilolu ya da obez. Bu oran göz önüne alındığında Türkiye, Avrupa ülkeleri arasında yetişkinlerde fazla kiloluların en yüksek olduğu ülke konumunda. Toplumun 3’te 2’sinin obez ya da şişman olduğunu, geri kalanın normal vücut ağırlığında olduğunu söyleyen Dağ, bu durumun son derece önemli bir halk sağlığı sorunu olduğunu ifade etti. Dağ, “Obezite birçok hastalığın nedeni. Sindirim ve solunum sistemi hastalıklarından, farklı kanser türlerinden, kalp, diyabet hastalıklarına kadar etkili. İnsanlar belki makarnadan, bulgurdan enerji alıyorlar ama bu beslenmek anlamına gelmiyor. Vitamin, mineral, protein yetersizliği yaşanıyor” diye konuştu.

Gıda güvencesinin en temel insan hakkı olduğunu söyleyen Dağ, insanların sağlıksız ve ucuz ürünlere yönelmek zorunda kaldığını, önceden en azından temel besin ürünlerine ulaşılabildiğini fakat ekonomik darboğaz dolayısıyla protein içeriği yeterli olmayan tahıl ürünleriyle karınlarını doyurmaya çalıştıklarını, et ve süt ürünlerinin artık alışveriş listelerinde yer almadığını söyledi.

Dağ, “Yetersiz beslenme dediğimizde aslında ‘gizli açlık’tan bahsediyoruz. İnsanlar gıdaya erişemiyor. Eskiden kuru fasulyeye ‘fakir yemeği’ denilirdi, şimdi fasulyenin kilosu 30 lira. Bu ülkede insanların ete ulaşımı her zaman zor oldu. Toplumun yeterli ve dengeli beslenmesi, sağlığının korunması, yaşam kalitesinin artırılması, yaşanılan bu krizde çok önemli… Yeterli gıdaya ulaşamıyor olmak yaşam hakkını tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Irak, Türkiye’yi BM Güvenlik Konseyi’ne Şikayet Etti

Irak Dışişleri Bakanlığı, ülkenin kuzeyine yapılan topçu saldırısı nedeniyle Ankara’yı BM Güvenlik Konseyi’ne şikayet etti, saldırıyı görüşmek üzere acil bir oturum talep etti. Irak medyası Güvenlik Konseyi oturumunun salı günü düzenleneceğini bildirdi.

Çarşamba günü Kuzey Irak’ın Zaho ilçesine düzenlenen saldırıda aralarında 1 çocuğun da bulunduğu 9 sivil ölmüş, 20’si de yaralanmıştı.

Türkiye, saldırının ‘terör örgütü kaynaklı’ olduğunu belirterek PKK’yı işaret etmişti. Bağdat yönetimi ise Türkiye’yi Irak’ın egemenliğini alenen ihlal etmekle suçluyor.

Saldırıyla ilgili cumartesi günü Irak parlamentosunda düzenlenen oturumda milletvekilleri, olayla ilgili soruşturmanın derinleştirilmesi için komisyon kurulmasına karar verdi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ahmad al-Sahaf, bakanlığın Irak’ın Ankara’daki maslahatgüzarını geri çağırdığını yineledi.

Türkiye ve Irak arasında son dönemde Dicle ve Fırat nehir havzalarından su paylaşımına ilişkin görüşmeler yürütülüyordu. Saldırı sonrası oluşan gerilimini söz konusu görüşmeleri olumsuz etkileyebileceği yorumları yapılıyor. Irak, zaman zaman su paylaşımı konusunda Türkiye’ye suçlamalar yöneltiyor.

Bağdat yönetimi ayrıca, “Ankara’dan resmi bir özür sunmasını ve askeri güçlerini Irak topraklarından çekmesini” istedi.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, saldırıyla ilgili TRT habere yaptığı açıklamada, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nden aldığımız bilgiye göre sivillere yönelik herhangi bir bir saldırımız olmamıştır.” demişti.

Irak Parlamentosu, 1’i bebek 9 kişinin yaşamını yitirdiği  katliama ilişkin özel oturum düzenledi. MA’nın haberine göre; toplantıda, katliam yerinde incelemelerde bulunması için ortak bir komisyon oluşturulmasına karar verildi.

Ortak komisyon güvenlik, savunma, dış ilişkiler ve askeri uzmanlık alanlarında çalışan isimlerden oluşacak. Ortak komisyon, olay yerini ziyaret ederek yapacakları son incelemenin ardından nihai kararını açıklayacak.

Paylaşın

ABD, Türkiye’yi Suriye Operasyonu Konusunda Uyardı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD), ‘tahıl koridoru’ anlaşmasını memnuniyetle karşıladığını belirterek Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin katkılarına övgüde bulundu ancak Ankara’nın olası Suriye operasyonuna karşı uyardı.

Beyaz Saray Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby, Rusya’ya, Kiev’le Moskova arasında İstanbul’da imzalanan ve Ukrayna tahılının Karadeniz üzerinden ihracatına imkan tanıyan anlaşmayı ivedilikle uygulaması çağrısında bulundu.

Kirby, “Dünyanın en savunmasız insanlarının yetersiz beslenmenin pençesine düşmesini önlemek için bugünkü anlaşmanın uygulanmasına hızla başlanmasını bekliyoruz.” ifadesini kullandı.

Anlaşmanın ne derecede uygulanacağının Rusya’ya bağlı olduğuna işaret eden ABD’li yetkili, “Bunun oyunun kurallarını değiştireceğini umuyor, ancak temkinli olmaya da devam ediyoruz.” diye konuştu.

Öte yandan konuşmasında, Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyindeki olası operasyonuna da değinen ve ABD’nin bu durumdan “derin endişe” duymaya devam ettiğini söyleyen Kirby, sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Tahıl koridoru anlaşması) BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı tebrik ediyoruz. Ancak Türkiye’nin, Suriye’nin kuzeyinde istikrarı bozabilecek, sivil nüfusu ve koalisyonun IŞİD’e karşı yürüttüğü mücadeleyi tehlikeye atabilecek bir askeri operasyon tehdidinden de derin endişe duymaya devam ediyoruz”

Kirby, Biden yönetiminin bu konuyla ilgili endişelerini Türk yetkililerle paylaştığını da belirtti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye’ye olası askeri operasyonla ilgili daha önce yaptığı açıklamada, “Güvenlik endişelerini yeni harekatlarla gidereceğiz” demişti.

Erdoğan, Ankara’nın PKK’nın Suriye’deki kolu olarak gördüğü YPG’ye atıfla, “Karşımıza çıkartılan aktörlerin birer aparat, yürütülen kampanyaların proje olduğunu biliyor, asıl mücadeleyi projelerin gerçek sahiplerine karşı veriyoruz” ifadesini kullanmıştı.

Ankara söz konusu operasyonla, Suriye içerisinde 30 kilometre derinliğinde bir güvenli bölge oluşturmayı hedeflediğini kaydediyor.

Operasyona ABD’nin yanı sıra Şam yönetiminin en güçlü destekçileri konumundaki Rusya ve İran karşı çıkıyor.

Paylaşın

Kamunun Bir Yıllık Akaryakıt Masrafı 5,6 Milyar TL

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yayımlanan Tasarruf Genelgesi’nin üzerinden tam bir yıl geçti. Geçen yıl temmuz ayında yürürlüğe giren tasarruf tedbirleri kapsamında, kamu kaynaklarının azami tasarruf prensiplerine göre kullanılmasının bir mecburiyet olduğu vurgulandı. Söz konusu genelge ve ekonomik kriz rağmen harcamalar katlanarak arttı.

Genelgeden önceki 2020-2021 Haziran döneminde 492 milyon TL harcanan araç kiralama işlemleri için genelgeden sonraki 2021-2022 Haziran döneminde bir milyar 4 milyon 553 bin TL harcandı. Akaryakıt alımlarında da harcamalar, genel fiyat artışlarının da çok üzerinde artarak tavan yaptı. Genelgeden önceki bir yılda 2 milyar 587 milyon TL harcanan akaryakıta, genelgeden sonra 5 milyar 608 milyon 787 bin TL ödendi.

6 ayda kiralama giderleri katlandı

Ekonomik krizin etkisini derinden hissettirdiği 2022 yılı, iktidar için israfta rekorların kırıldığı bir yıl oldu. Henüz 6 ay geride kalırken, araç kiralama işlemleri için 678 milyon TL harcandı. Kiralık araçlar için ocakta 55 milyon 523 bin TL, şubatta 100 milyon TL, martta 133 milyon 292 bin TL, nisanda 122 milyon 766 bin TL, mayısta 111 milyon 373 bin TL ve haziranda 155 milyon 944 bin TL harcama yapıldı.

BirGün’den Hüseyin Şimşek’in haberine göre 6 ayda ortaya çıkan 678 milyon TL’lik harcama tutarı, 2020 ve 2021 yıllarında gerçekleştirilen araç kiralama işlemlerinde ödenen tutarı geride bıraktı. Kiralık araçlara 2020’nin tamamında 565 milyon TL, 2021’de de 552 milyon TL ödendi.

Kamunun akaryakıt gideri bu yıl ocakta 99 milyon TL, şubatta 264 milyon 507 bin TL, martta 555 milyon 415 bin TL, nisanda 550 milyon 543 bin TL, mayısta 971 milyon 239 bin TL ve haziranda 688 milyon 664 bin TL oldu. 6 aylık harcama tutarı olan 3 milyar 129 milyon TL, 2020 yılının tamamındaki 2 milyar 850 milyon TL’lik gideri geride bıraktı. 2021’de de kamunun toplam akaryakıt gideri, 3 milyar 566 milyon TL oldu.

Parlamenter sistemin terk edilip başkanlık sistemine geçişin ardından kiralık araçlar ve akaryakıt için ödenen tutar da dikkati çekici boyuta ulaştı. Buna göre, yeni sisteme geçilmesinin ardından kiralık araçlar için 2018’de 549 milyon TL, 2019’da 562 milyon TL, 2020’de 565 milyon TL, 2021’de 552 milyon TL ve 2022’nin yarısında 678 milyon TL olmak üzere toplamda 2 milyar 906 milyon TL harcandı.

Akaryakıt içinse 2018’de 2 milyar 621 milyon TL, 2019’da 3 milyar 188 milyon TL, 2020’de 2 milyar 850 milyon TL, 2021’de 3 milyar 566 milyon TL ve bu yılın yarısında 3 milyar 129 milyon TL olmak üzere toplamda 15 milyar 354 milyon TL harcandı.

İsraf tablosu

AKP’nin başkanlık sistemi boyunca gerçekleştirdiği diğer bazı israf harcamaları ise şöyle:

Uçak kiralama: 2018’de 279 milyon TL, 2019’da 286 milyon TL, 2020’de 408 milyon TL, 2021’de bir milyar 206 milyon TL ve 2022’nin ilk yarısında 176 milyon TL olmak üzere toplam 2 milyar 355 milyon TL.

Bina kiralama: 2018’de bir milyar 273 milyon TL, 2019’da 737 milyon TL, 2020’de 4 milyar 595 milyon TL, 2021’de 9 milyar 93 milyon TL ve 2022’nin ilk altı ayında 392 milyon TL olmak üzere toplam 16 milyar TL.

Servis kiralama: 2018’de 651 milyon TL, 2019’da 754 milyon TL, 2020’de 756 milyon TL, 2021’de 791 milyon TL ve 2022’nin ilk yarısında 638 milyon TL olmak üzere toplamda 3 milyar 590 milyon TL.

Paylaşın

Irak, Türkiye’ye Nota Verdi

Irak Dışişleri Bakanlığı Zaho’da sivillerin öldüğü saldırı sonrasında Türkiye’nin Bağdat Büyükelçisi Ali Rıza Güney’i çağırarak nota verdi. Irak Dışişleri Bakanlığı notanın “Kışkırtıcı eylem ve ihlallerin durdurulması” çağrısını içerdiğini açıkladı.

Konuyla ilgili bir açıklama yapan Irak Dışişleri Bakanlığı, Büyükelçi Güney’e Irak’ın bu tür bombardımanlara karşı artık sessiz kalmayacağını söylediklerini bildirdi.

Bakanlık, Türkiye’yi Irak’ın egemenliğine saygı göstermeye çağırdı. Türkiye’nin Irak topraklarından çekilmesini istediklerini bildiren Bakanlık “Bu suça karşı her türlü tedbiri almaya hakkımız var” dedi.

Bakanlık açıklamasında, “Bakanlığımız, Türk büyükelçisine Irak’ın Türk kuvvetleri tarafından işlenen bu menfur saldırıyı kınadığı bir protesto notası vermiştir. Bu saldırı Irak’ın egemenliğine, topraklarının bütünlüğüne yapılan kışkırtıcı bir saldırıdır. Buna sessiz kalınması mümkün değildir. Dışişleri Bakanlığı olarak, Irak’ın egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve vatandaşların güvenliğini kapsayan uluslararası sözleşmelerle güvence altına alınan tüm önlemleri alma hakkına sahip olduğumuzu vurguluyoruz.” dedi.

Ne olmuştu?

Habur Sınır Kapısı’na 12 kilometre mesafede yer alan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Zaho’ya 20 Temmuz’da top isabet etti. Saldırıda aralarında çocukların da bulunduğu 9 kişi hayatını kaybetti, 23 sivil de yaralandı.

Irak ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi saldırıdan Türkiye’yi sorumlu tuttu. Türkiye ise saldırının, “terör örgütü kaynaklı” olduğunu açıkladı. Irak hükümeti, Türkiye’yi Irak’ın egemenliğini alenen ihlal etmekle suçladı. Irak Dışişleri Bakanlığı, “Alanda PKK olmadığını” belirtti.

Paylaşın