25 Vekile Ait 34 Dokunulmazlık Fezlekesi Meclis’te

Aralarında Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, Türkiye İşçi Partisi (TİP) İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ın da bulunduğu 25 milletvekilina ait toplamda 34 dokunulmazlık dosyası TBMM’de.

Haber Merkezi / Meclis Başkanlığı’na, “Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkeresi” sunulan 25 milletvekilinin isimleri şu şekilde:

DBP Eş Genel Başkanı ve Diyarbakır Milletvekili Saliha Aydeniz, HDP Grup Başkanvekili ve Siirt Milletvekili Meral Danış Beştaş, CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır, HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir, HDP Ağrı Milletvekili Abdullah Koç, HDP Iğdır Milletvekili Habip Eksik, HDP Şırnak Milletvekili Hüseyin Kaçmaz, HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu, HDP Van Milletvekili Murat Sarısaç, HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, HDP Van Milletvekili Sezai Temelli,

HDP Batman Milletvekili Feleknas Uca, HDP Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk, HDP Tunceli Milletvekili Alican Önlü, HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, HDP Şanlıurfa Milletvekili Ömer Öcalan, HDP İzmir Milletvekili Murat Çepni, HDP Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ, HDP Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, HDP Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan, HDP Mardin Milletvekili Ebru Günay, HDP Diyarbakır Milletvekili Remziye Tosun, TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık.

Ayrıca, Saliha Aydeniz ve Gülistan Kılıç Koçyiğit hakkında 3’er; Feleknas Uca, Berdan Öztürk, Alican Önlü, Murat Çepni ve Ayşe Acar Başaran hakkında 2’şer dosya bulunduğu aktarıldı.

Süreç nasıl işliyor?

Hakkında suç isnadı bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılıp kaldırılmamasına ilişkin talepler, Adalet Bakanlığına sunuluyor. Bakanlık, talebi gerekçeli bir yazıyla Cumhurbaşkanlığına, Cumhurbaşkanlığı ise TBMM Başkanlığına iletiyor.

Meclis Başkanlığına gelen fezlekelerin gündeme alınmasındaki süreç, İçtüzüğe göre işliyor. Milletvekili dokunulmazlığı, İçtüzüğün “Yasama Dokunulmazlığı ve Üyeliğin Düşmesi” başlıklı dokuzuncu kısmının “yasama dokunulmazlığı” alt başlıklı birinci bölümünde düzenleniyor.

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kaldırılması hakkındaki istemler, TBMM Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale ediliyor.

Söz konusu fezleke ile Meclis’teki mevcut fezlekeler, sevk edildikleri Karma Komisyonda bekletilebiliyor ya da komisyonda gündeme alınabiliyor. Fezlekelerin gündeme alınması halinde süreç başlıyor. Karma Komisyon toplanıyor ve hangi fezlekeye ait dosyayı değerlendireceğine karar veriyor.

Hazırlık Komisyonu kuruluyor

Hazırlık Komisyonu, kurulduğu andan itibaren en geç 1 ay içinde dosyayı inceleyerek raporunu hazırlıyor. Bu komisyon bütün kağıtları inceleyip gerekirse o milletvekilini dinliyor ancak tanık dinleyemiyor.

Hazırlık Komisyonu, yasama dokunulmazlığının kaldırılması yönünde karar alırsa dosya Karma Komisyona havale ediliyor. Karma Komisyon da 1 ay içinde Hazırlık Komisyonu raporunu ve eklerini görüşerek sonuçlandırıyor.

Karma Komisyon, dokunulmazlığın kaldırılmasına veya kovuşturmanın milletvekilliği sıfatının sona ermesine kadar ertelenmesine karar veriyor.

Karma Komisyon kovuşturmanın ertelenmesini kararlaştırmışsa bu yöndeki raporu Genel Kurulda okunarak bilgiye sunuluyor. Bu rapora milletvekilleri tarafından 10 gün içinde itiraz edilmezse kesinleşiyor, itiraz edilmesi halinde ise rapor Genel Kurul gündemine alınıyor. İtiraz edilmeyen dosyalar Cumhurbaşkanlığına gönderiliyor.

Dokunulmazlığın kaldırılması yönündeki Karma Komisyon raporları, doğrudan Genel Kurul gündemine giriyor. Genel Kurul, raporu kabul ederek dokunulmazlığın kaldırılmasını kararlaştırabileceği gibi, raporu reddederek yargılamanın dönem sonuna ertelenmesine de karar verebiliyor.

Kovuşturma ertelenmiş ve bu karar Genel Kurulca kaldırılmamış ise dönem yenilenmiş olsa bile milletvekilliği sıfatı devam ettiği sürece ilgili hakkında kovuşturma yapılamıyor.

Genel Kurul aşaması

Milletvekillerine dağıtılan Karma Komisyon raporu, Genel Kurulda okunarak görüşülüyor. Biri lehte diğeri de aleyhte olmak üzere, iki milletvekili rapor üzerinde konuşma yapıyor.

Fezlekesi olan milletvekili isterse Hazırlık Komisyonunda, Karma Komisyonda veya Genel Kurulda kendi savunmasını yapabiliyor ya da başka bir milletvekili arkadaşına savunma yapması için bu hakkını verebiliyor.

Söz ve savunma talebi yoksa görüşmeler tamamlanıyor. Daha sonra Karma Komisyonun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına dair raporu oylamaya sunuluyor. Genel uygulamaya göre açık oylama yapılıyor. Genel Kurulda dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin oylamada, karar yeter sayısı (151) yeterli oluyor.

Her dosya için ayrı oylama yapılıyor

Genel Kuruldaki oylamada, her milletvekili ve fezleke için ayrı oylama yapılıyor. Bir milletvekili hakkında iki dosya varsa iki dosya ayrı ayrı oylanıp karara bağlanıyor. Dokunulmazlık hangi dosya hakkında kaldırıldıysa yalnızca o fezleke hakkında yargılama yapılabiliyor. Milletvekilinin dönem sonuna bırakılan dosyası hakkındaki dokunulmazlığı devam ediyor.

Genel Kurul kararından sonra milletvekilinin dokunulmazlığı, söz konusu dosya için kaldırılmış oluyor.

Meclis Başkanlığı, dosyayı Cumhurbaşkanlığı aracılığıyla Adalet Bakanlığına gönderiyor. Bakanlık da dokunulmazlığı kaldırılan milletvekili hakkında gereğinin yapılması için dosyası ilgili savcılığa havale ediyor.

Savcılık da dosyanın ulaşmasının ardından soruşturmaya kaldığı yerden devam ediyor, söz konusu milletvekilini tutuklanması talebiyle mahkemeye de sevk edebiliyor ya da tutuksuz olarak yargılanmasına da devam edebiliyor.

Dokunulmazlık kalkıyor, vekillik devam ediyor

Bir milletvekilinin dokunulmazlığının kalkmasıyla milletvekilliği düşmüyor, devam ediyor. Milletvekili maaşını alıyor ve diğer sosyal haklarından yararlanıyor. Tutuklanmamışsa Meclise gelerek yasama çalışmalarına da katılabiliyor.

Ancak milletvekili hakkındaki ceza kesinleştikten sonra Genel Kurulda okunuyor ve o zaman milletvekilliği düşürülüyor.

Milletvekilinin yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına veya milletvekilliğinin düşmesine karar verilmesi halinde, Genel Kurul kararının alındığı tarihten itibaren 7 gün içinde ilgili milletvekili veya bir diğer milletvekili, kararın Anayasaya, kanuna veya İçtüzüğe aykırılığı iddiasıyla iptal için Anayasa Mahkemesine başvurabiliyor. Anayasa Mahkemesi, iptal istemini 15 gün içinde kesin karara bağlıyor.

Paylaşın

Erkan Baş: Meclis’te Halkın Parasına Çökme Planı Tartışılıyor

TBMM’de düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulunan TİP Lideri Erkan Baş, “Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde günlerdir çok büyük bir vurgununun hazırlığı yapılıyor. Bütçe görüşmeleri özetle hırsızlık ve vurgun planı olarak değerlendiriliyor, halkın parasına çökme planı tartışılıyor. Emekçinin, yoksulun alın terinden yaratılan Hazine nasıl iktidar için sermaye için patronlar için kullanılır, nasıl çökülür, nasıl yandaşa aktarılır, nasıl Saray’da o lüks hayat devam eder bunlar konuşuluyor” dedi ve ekledi:

“Görüşmeler başladı diyemiyorum, genelde gazeteler ‘görüşmeler başladı’ diye haber yapıyor. Burada bir görüşme falan yapılmıyor. Gördüğünüz üzere Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar cenahının müzakere etmek, tartışmak gibi bir dertleri yok. Tek bir amaç var; muhalefeti susturmak ve Saray’dan gelen bütçeyi onaylayıp geçirmek.”

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TİP Genel Başkanı Erkan Baş’ın açıklamaları şöyle:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde günlerdir çok büyük bir vurgununun hazırlığı yapılıyor. Bütçe görüşmeleri özetle hırsızlık ve vurgun planı olarak değerlendiriliyor, halkın parasına çökme planı tartışılıyor. Emekçinin, yoksulun alın terinden yaratılan Hazine nasıl iktidar için sermaye için patronlar için kullanılır, nasıl çökülür, nasıl yandaşa aktarılır, nasıl Saray’da o lüks hayat devam eder bunlar konuşuluyor. Görüşmeler başladı diyemiyorum, genelde gazeteler ‘görüşmeler başladı’ diye haber yapıyor. Burada bir görüşme falan yapılmıyor. Gördüğünüz üzere Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran iktidar cenahının müzakere etmek, tartışmak gibi bir dertleri yok. Tek bir amaç var; muhalefeti susturmak ve Saray’dan gelen bütçeyi onaylayıp geçirmek.

Dün muhalefet sıralarında oturan bir Milletvekili Hüseyin Öz, ölümden döndü. Kendisine geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz. Ama bu iktidar anlayışının bir yansımasıdır. İlk gün söyledik, artık sistematik hale geldi. Türkiye İşçi Partisi’ni konuşturmamak için sistematik bir faaliyet yürüyor. 5 yıldır Meclis’te olan bir parti her bütçe sürecinde işçiler adına emekçiler adına yoksullar adına bütçeye dair değerlendirmelerimizi sunmak istiyoruz, Meclis Başkanıyla görüşme girişimlerimiz bile sonuçsuz kalıyor. Amaç belli; muhalefet susacak, konuşmayacak, iktidar her istediğini yapacak ve bu bütçe görüşmeleri bitecek. Biz bunu kabul etmeyeceğiz. Türkiye işçi sınıfı susmaz, TİP susturulamaz. Çok açık ifade ediyorum: Hiçbir güç görevimizi yerine getirmemin önüne engel olamayacak. Emekçinin sözünü mutlaka hayatın her alanına olduğu gibi Meclis’e de taşıyacağız.

Buradan yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum: AKP diyor ki ‘Ben sizin alın terinizden, emeğinizden bu kasayı dolduracağım. Asgari ücretten, ekmekten bile vergi alacağım. Kursağınızdan geçen her iki lokmadan bir tanesini kursağınızdan çekip alacağım. Sonra da o parayı götürüp suç şebekelerine, Saray’ın savaşına, yandaşlara, hırsızlara, bu memleketin kanını emen soysuzlara harcayacağım’ diyor.

Vergilerimizle doldurulan AKP’nin savaşına, Saray’a, Saray soytarılarına harcadığı o kasada ne var biliyor musunuz? Çocuklarımızın beslenme çantasına koyamadığımız için kahrolduğumuz o meyveler var ya, alıp içiremediğimiz için çocuklarımızın gelişim bozukluğu yaşamasına neden olan o süt var ya, burada tartışmak istemedikleri bütçe ona çekme bütçesidir. Çocuğumuzun beslenmesini, çocuğumuzun sütünü çalan bir bütçe hazırlıyorlar. Hani ev sahibine veremediğiniz zaman başınızı eğmek zorunda hissettiğiniz kira, okulu bitmesine karşı iş bulamadığınız o işler, hepsi bu bütçeyle yok edilmek isteniyor.

Ödeyemediğimiz faturalar, satın alamadığımız kitaplar, gidemediğimiz filmler, yılda 2 gün bile yapamadığımız tatiller, bize cehennem ettikleri insanca yaşayamadığımız hayatımız var ya burada o hayatımızı çalmak için uğraşıyorlar. AKP’nin hayatımızı çaldığı, bizi rezil bir geleceğin, rezil bir yaşamın kölesi yaptığı bu düzeni başlarına yıkmak için mücadeleye devam edeceğiz.

‘Televizyonda bolluk, sokakta yokluk’

2 ayrı enflasyon rakamı açıklandı. Bağımsız kuruluş ENAG ‘Yüzde 170’ dedi, TÜİK ‘Yüzde 84’ dedi. Şimdi baz etkisiyle enflasyon konusunda iyileşme varmış diye hep bir ağızdan masallar anlatmaya başladılar. Gerçekten bu Nebati Bey ne anlatıyor? Ne anlatıyorsun Nebati Bey? Yandaş basına bakıyorsunuz yalan üzerine yalan pompalanıyor. Halk bunları izliyor, ondan sonra markete, pazara gidiyor. Halkın televizyonda gördüğü bolluk, sokakta gördüğü yokluk. Yarattıkları rejim bu. Bunlar hangi rakamları açıklarsa açıklasınlar. Fiyatlar düşmüyor. Yurttaşlarımızın alım gücü her geçen gün azalıyor. Yoksulluğa isyan ediyoruz. Bu ülkedeki milyonlarca insanın durumu bu. Alın o baz etkisini başınıza çalın. Başka hiçbir işe yaramıyor.

Türkiye 2022 yılında çocuklarına süt alamayan bir ülke haline geldi. Dünyada çalışma saatlerinin en uzun olduğu ülke burası. Şimdi bu üç harfli market zincirlerini gündem yaptılar. Nur topu gibi bir yeni gündemimiz var. Hatırlarsınız pandemi sonrası da ‘patates soğan terör örgütleri’ çıkmıştı. O zaman da göstermelik depoları bastılar. Olay basit: Ekonomiyi batırıyorlar her zaman olduğu gibi bunun suçunu başka birine atıp kendilerini aklamaya çalışıyorlar. Yaklaşık bir ay önce burada gündem yapmıştım. Okullardaki çocukları bu marketlerde çalıştırma planları yapıyorlar. Kamuoyu tepki göstermeseydi bu memleketin çocukları bu zincir marketlerde köle olarak çalıştırılacaktı. Memlekette her şey güzelmiş bir tek marketler kötüymüş. Elektrik, doğal gaz, su, bu zamları da marketler mi yapıyor? Bu marketler bu iktidarın dostlarıydı ve bu iktidar döneminde palazlanıp her köşe başlarına yerleştiler. Milyarlarca kârı bunların döneminde yaptılar. Esnafı, bakkalı bu marketler eliyle bitirdiler. Daha bir ay önce memleketin öğrencilerini buralarda ucuz iş gücü yapacaklardı. Ama şimdi sözde bunlarla kavga ediyorlar.

Marketlerle ilgili her şey konuşuluyor değil mi? Bir tanesinin ağzından markette çalışan işçilerin hali nicedir diye bir cümle duydunuz mu? Bu markette çalışan, çalıştığı marketten su bile içemeyen, içtiği suyun parasını ödemek zorunda olan işçinin durumuna dair laf ettiler mi? Her mahallede marketler var. Konuşun oradaki işçi arkadaşımla bakayım. Hangisi 3 ay önce yaşadığına göre daha iyi yaşıyor? En ağır sömürü koşullarına 14-16 saat çalıştırılan market işçileri kimsenin aklına bile gelmiyor. Buradan market işçisi arkadaşlarıma, marketlerden alışveriş yapan yurttaşlarımıza seslenmek istiyorum: Bu kanımızı emen, işçilerin emeğiyle binlerce şube açan patronlara karşı mutlaka örgütlenin. Bakmayın bugünkü kavgalarına, bu iktidar o patronların iktidarıdır, bir kişi bile sizi düşünmüyor.

Bu kürsülerden, elimizden geldiğince her yerden tarikatların memleketi sürüklediği karanlığı anlatmaya çalışıyoruz. Her alanda bu gericilere, yobazlara karşı mücadele etmeye çalışıyoruz. Hatırlayacaksınız, Ensar yurdunda çocukları istismar edenlerin, Aladağ’da yanan öğrencileri, Enes Kara kardeşimizi… Buralarda neler yaşandığına dair hatırladıklarımız gerçekten bize neler yaşanabileceğine dair pek çok ipucu veriyordu. Ancak, bu son öğrendiğimiz olay, bırakın bir siyasetçiyi, devrimciyi bir yurttaş olarak, bir kız babası olarak beni beynimden vurdu.

Hiranur Vakfı’ndaki çocuk istismarı

Gazeteci dostumuz Timur Soykan, bir haber yayınladı. ‘İsmailağa Cemaati liderlerinden Yusuf Ziya Gümüşay öz kızını 6 yaşındayken imam nikahıyla aynı tarikattan bir müritle evlendiriyor’ diyorlar da 6 yaşındaki çocukla evlenme sözcüğünü nasıl yan yana kullanacağız bilemiyorum. Bu kız çocuğu, çocukluğu boyunca istismara uğruyor ve 2012 yılında bir doktor aracılığıyla bir şekilde gündeme geliyor. Ama karanlık eller o zaman da bunu örtbas ediyorlar şimdi bütün bir çocukluğu büyük bir eziyetle geçen bu kadın 10 yıl sonra boşanabiliyor. Şikayetçi oluyor ve şu anda bir iddianame hazırlanmış durumda.

Bu asla ama asla münferit bir olay değildir. Bu bir iki kişinin yaşadığı bir mağduriyet falan da değildir. Öyle olsaydı bile dünyayı yakmamız gerekirdi. Ama Türkiye’deki bu iktidar destekli gerici yapılanmalarla biliyoruz binlerce çocuğumuzun yüz yüze kaldığı, Türkiye’nin en büyük sorunlarından bir tanesi açığa çıkmış durumdadır. Bir kadın konuşabildiğimiz için bildiğimiz bir örnek var ama konuşamayan binler var.

‘Organize bir tecavüz, istismar, şiddet var’

Biz burada basın toplantısı yaparken bile binlerce çocuğumuz sapık din tüccarları ağının içine düşmüş durumda. Burada organize bir tecavüz, organize bir istismar, organize bir şiddet var. Bu sapıklar MEB’de bile sözde değerler eğitimi diye ders anlatıyorlar. Çocuklarımızın okuluna giriyorlar. Bunların kaçak yapılarına ruhsatlar veriliyor. Bunların belediyelerden ve merkezi bütçeden para aldıklarını biliyoruz. Bunlar suç işlediğinde mahkemeler çalışmıyor, emniyet çalışmıyor. Çok net bir şey söyleyeceğim; bunları, bunların para kaynaklarını, devletteki dayanaklarını, siyasi destekçilerini söküp atmadan hiçbir şey düzelmez. Çocuklarımızı bu lağım çukurunda bırakırsak bu toplum hiçbir şey yapamaz. Bu topluma yerleşmiş kanser hücresini içimizden söküp atmalıyız. Hala susan, hala cemaatlerden, tarikatlardan beklentisi olan bütün partileri terk edin. Onları yalnız bırakın, bunlar yenilmeden bu ülkede yeni hiçbir şey kuramayız.

Her ne pahasına olursa olsun bu haysiyetsizleri bu memleketten söküp atacağız. 6 yaşındaki kız çocuğunu evlendiren, tecavüz eden bu sapkın suç şebekelerini, insanlık düşmanı haysiyetsizleri bu memleketten söküp atacağız. Hangi dine inanıyorsa inansın, tüm yurttaşlarımıza, solcu sosyalist ya da değil, vicdanlı, haysiyet sahibi, emeğiyle, alın teriyle yaşayan tüm yurttaşlarımıza çağrı yapıyorum: Ancak biz el ele verirsek çocuklarımızı kurtarırız. Ancak biz omuz omuza durursak bu karanlığı yeneriz. Yenmek zorundayız. Çocuklarımız için yenmek zorundayız. Bu mide bulandırıcı, karanlık, çağ dışı zihniyete karşı hep birlikte laikliği savunmak zorundayız. Cemaatler, tarikatlar çocuklarımızı, gençlerimizi, kadınları, geleceğimizi istismar etmesin istiyorsak, 6 yaşındaki çocuklarımıza tecavüz eden, tecavüzü teşvik eden bu cemaatleri, Enes Kara kardeşimizi intihara sürükleyen bu tarikatları, bu zihniyetin Türkiye’de yeri olmadığını bir kez daha söylemek istiyoruz.

‘Karanlıkla ancak ve ancak laiklikle başa çıkabiliriz’

Bizler bu karanlığa karşı durmadıkça, yüksek sesle isyanımızı dile getirmedikçe onlar ülkenin her yanını sarmaya, gençlerimizi çocuklarımızı ve bu ülkenin geleceğini çalmaya devam edecekler. Ve bu karanlıkla ancak ve ancak laiklikle başa çıkabiliriz. Ne istiyoruz? Devletin tüm inançlara eşit mesafede olduğu, hiçbir grubu kayırmadığı, inanan kadar inanmayanı da koruduğu, hiçbir dini grubun diğeri üzerine tahakküm kurmasına izin vermeyen bir laiklik istiyoruz. Tarikat ve cemaat gibi kapalı kapılar ardında kamuda söz sahibi olan, yurt işleten, holding işleten, servetlerine servet katarken halkın dini değerlerini sömüren bu yapılanmaların bu memlekette yeri yoktur. Hem ceplerini dolduruyorlar hem de toplumu din adı altında istismar ediyorlar ve bu karanlığı ülkede süreklileştirmek istiyorlar. Artık ne güzel ülkemizin ne bizim bu çağ dışılığa, çocuk istismarcılığına, gençlerin tahakküm altına alınmasına sabrımız kalmadı.

‘Çocuğa tecavüz eden zihniyetin oyunu isteyenin de Allah belasını versin’

Buradan tüm siyasi güçleri de açıkça uyarıyorum: 3-5 oy için yok güçleri varmış, yok kalabalıklarmış bu insanlık düşmanlarına hoş görünmeye çalışanlara, bunlarla diyalog kurmaya, müzakere etmeye çalışanlar da bizim dostumuz falan değildir. Oymuş, yok güçleri varmış… Tek cümlemiz var: Oyları da batsın, güçleri de batsın! İstemiyoruz! 6 yaşındaki çocuğa tecavüz eden zihniyetin oyunu isteyenin de Allah belasını versin. Türkiye İşçi Partisi olarak söz veriyoruz: Türkiye şeyhler, dervişler, müritler ülkesi olmayacak. Ensar’dan Aladağ’a, Enes Kara’ya tüm çocuklarımızın hesabını sorana kadar bize rahat nefes alma hakkı yok. Yaşamlarımızı, inançlarımızı, özgürlüğümüzü koruyacak bir laikliği mutlaka ama mutlaka yeniden kazanacağız. Çocuklarımızı yaşatmak için bu karanlığı yeneceğiz. Tüm yurttaşlarımızı da çocuklarımızı yaşatma mücadelesinde bu karanlığa karşı omuz omuza, yan yana durmaya davet ediyorum.”

Paylaşın

Emek ve Özgürlük İttifakı: Kendi İttifakımızla Yürüyeceğiz

Emek ve Özgürlük İttifakı’nın İzmir’deki halkla buluşmasında konuşan TÖP Dönem Sözcüsü Juliana Gözen, “Hayatlarımızı karartanlara karşı, bu yol halkın yoludur. Tarihsel bir süreçteyiz. İttifakımız bu tarihsel sürecin ana öznesidir. Bu tarihseli sürecin farkındayız. Yeni bir başlangıç yapıyoruz. Hepinizin güç vermesiyle bu yolu yürüyeceğiz.” dedi ve ekledi:

“Kürtlere savaş açan kadınları katleden, çocukların özne olmadığını iktidara karşı sesimizi birleştiriyoruz. Halkın söz yetki ve karar sahibi olması için mücadele ediyoruz. Savaş, açlık, sömürü düzenine karşı gemileri yaktık. AKP karanlığı dayatıyor. Diğer yandan kurulan Millet İttifak ise tekçi, sağcı restorasyon programını önümüze koyuyor. Ne ölüme, ne de sıtmaya razı değiliz.”

Gözen, konuşmasının devamında, “Kendi ittifakımızla yürüyeceğiz. Masa başı ittifaklar kurmuyoruz. Sokaklarda meydanlarda halklarla ittifakı kuruyoruz. Toplumun ezilen ve sömürülen ittifakıyız. Geleceğimize hayatımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Yeni bir düzeni kurmak için herkesi Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almaya çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

Halkların Demokratik Partisi (HDP), Türkiye İşçi Partisi (TİP), Emek Partisi (EMEP), Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Emekçi Hareket Partisi (EHP) ve Sosyalist Meclisler Federasyonu’nun (SMF) oluşturduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, İzmir halk buluşmasını “Şimdi emek ve özgürlük zamanı” sloganıyla Çiğli Belediyesi Fakir Baykurt Konferans Salonu’nda gerçekleştirdi.

Konferans salonuna, “Kadınlar, LGBTİ+’lar, gençler, çocuklar ve engelliler için adalet, eşitlik, özgürlük”, “Doğanın, çevrenin ve kültürel varlıkların korunması için Emek ve Özgürlük İttifakı”, “Kürt sorununda barışçıl ve demokratik çözüm için Emek ve Özgürlük İttifakı” ve “İnsanca çalışacak ve yaşanacak bir ekonomik düzen için Emek ve Özgürlük İttifakı” pankartları asıldı.

Buluşmaya, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Sözcüsü Sera Kadıgil, Emekçi Hareket Partisi (EHP) Genel Başkanı Hakan Öztürk, Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç, Sosyalist Meclisler Federasyonu (SMF) Dönem Sözcüsü Dilşad Canbaz ve Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Dönem Sözcüsü Juliana Gözen, Deniz Poyraz’ın annesi Fehime Poyraz da katıldı.

MA’nın haberine göre buluşmada, Kürtçe ve Türkçe ittifak programı okundu.

“İstismara karşı dur demek için varız”

İlk olarak söz alan TİP Parti Sözcüsü Sera Kadıgil: “İsmail Ağa Cemaati’ne bağlı Yusuf Ziya Gümüşel’in kızı 6 yaşındayken, 29 yaşında biriyle evlendirilmiş. Bu bir çocuk istismarıdır. Bir tutuklu yok dosyada.

6 yaşındaki bir çocuk tecavüzcüye eş ediliyor. Bizlere reva gördükleri düzen bu. Bu ülkede çocuklara, kadınlara görülen reva budur. Biz niye varız? Din-Allah diye bizim çocuklara reva görülen bu sisteme karşı mücadele etmek için varız. Din adı altında kutsal aile ile istismarı meşrulaştıranlara karşı dur demek için varız.

Bu tarikatlara karşı laikliği savunacağız. Adaleti sağlamak ve istismarı yargılamak için varız. Deniz Poyraz’ı katledenleri yargılamak ve Poyraz’ın annesine adaleti sağlamak için varız. Deniz Poyraz ölümsüzdür. Siyasi tutsaklara özgürlük için varız. Öfkenizi kuşanıp yanımızda yer alın, bu sisteme karşı duralım. ‘Jin, jiyan, azadî.”

“İlk işimiz bu iktidarı göndermek olacak”

EHP Merkez Komite Üyesi Özge Akman: “Büyük sorunlar varsa, büyük çözümleri konuşmalıyız. İttifakımız bu sorunlara karşı çözüm olmak için çıktı” diyerek, ülkede derinleşen ekonomik krize işaret etti. Akman, ittifakın ekonomik krize karşı çözümlerini anlatarak, halktan yana bütçe ile mevcut sorunların çözülebileceğini aktardı.

“İlk işimiz bu iktidarı göndermek olacak. Gidecekler tıpış tıpış gidecekler. Üreten kimse yöneten de onlar olacak. Özgürlük, barış emeğimiz için yola çıkıyoruz. Güzel ve güneşli günleri barış içerisinde yaşayacağız. Biz bu iktidara ve sisteme karşı meydan okuyoruz. Yolumuz açık olsun”

“Ülkede demokrasi, bölgede barış”

EMEP Genel Başkan Yardımcısı Selma Gürkan: “Anlattığımız her bir sorun kapitalist sistemin yarattığı sorunlardır. 20 yılık AKP iktidarın etkileri yıkıcı bir şekilde sürüyor. İşçilerin kanı canı pahasını verdiği emeği görmeyen bir iktidar ekonomi krizi çözemez.

Sömürü sistemini görmeyenler demokrasiden bahsedemez. Bu sömürü sistemini tersine çevirecek olan işçi direnişi ve mücadelesidir. Emek ve Özgürlük ittifakıdır. Ülkede demokrasi, bölgede barış. Halkların kardeşliği esastır.”

“2 bloğa karşı 3’ncü yol ile alternatifiz”

HDP Grup Başkan Vekili Saruhan Oluç: “Bu ülke 2023’de bir karar verecek. Bu iktidar değişecek mi? Yoksa devam mı edecek? Ona karar verilecek. Cumhur ve millet ittifakına karşı çıkan bir yerden Türkiye’nin tüm sorunlarını çözmek için yola çıktık.

Çözme iradesine sahibiz. 2 bloğa karşı 3’ncü yol ile alternatifiz. Bu ülkede sürekli iktidar tarafından bir beka sorunu olduğu anlatılıyor. Bu ülkede beka sorunu yoktur, tek beka sorunu iktidardır. İktidar kendi bekasını korumak için her gün yaptığı politikalarla gösteriyor.

Bu iktidar Kürt düşmanlığını birinciliğini kimseye bırakmadı. Sadece ülke içinde değil dünyanın neresinde olursa olsun Kürtlere karşı savaş açtı. Rojava’yı her gün bombalıyorlar. Orada yaşayan halklar Türkiye’ye barış eli uzatmışlar. Ama bu iktidar Kürtleri öldürerek kendisini var etmek istiyor.

Emek ve Özgürlük İttifakı bu oyuna gelmeyecek, bu tuzağı boşa çıkaracak. Hiç kimse bu tuzağa gelmemelidir. IŞİD’e karşı mücadele eden, dünyanın kalbi olan Rojava’ya buradan selam gönderiyoruz. İyi ki İŞİD barbalarına karşı savaştılar. Bunu ne bizler, nede dünya unutmayacak.”

“İkitdarlarını ayakta tutmak için savaş başlatıyorlar”

SMF Dönem Sözcüsü Dilşad Canbaz: “Rojava’da bir kazanılmışlık vardı. Enternasyonal bir akıl vardı. O kolektife yönelik aynı saldırı aynı faşizm koşullarında saldırıyorlar. “Kendi iktidarını ayakta tutabilmek için bu savaş konseptini Kürtlerden başlatmak istiyor. Şunu da görmek lazım yalnızca bu iktidar değil o savaş tezkerelerini onaylayanlar da en az bu iktidar kadar sorumludur.”

“Kendi ittifakımızla yürüyeceğiz”

TÖP Dönem Sözcüsü Juliana Gözen: “Hayatlarımızı karartanlara karşı, bu yol halkın yoludur. Tarihsel bir süreçteyiz. İttifakımız bu tarihsel sürecin ana öznesidir. Bu tarihseli sürecin farkındayız. Yeni bir başlangıç yapıyoruz. Hepinizin güç vermesiyle bu yolu yürüyeceğiz.

Kürtlere savaş açan kadınları katleden, çocukların özne olmadığını iktidara karşı sesimizi birleştiriyoruz. Halkın söz yetki ve karar sahibi olması için mücadele ediyoruz. Savaş, açlık, sömürü düzenine karşı gemileri yaktık. AKP karanlığı dayatıyor. Diğer yandan kurulan Millet İttifak ise tekçi, sağcı restorasyon programını önümüze koyuyor. Ne ölüme, ne de sıtmaya razı değiliz.

“Kendi ittifakımızla yürüyeceğiz. Masa başı ittifaklar kurmuyoruz. Sokaklarda meydanlarda halklarla ittifakı kuruyoruz. Toplumun ezilen ve sömürülen ittifakıyız. Geleceğimize hayatımıza sahip çıkma çağrısı yapıyoruz. Yeni bir düzeni kurmak için herkesi Emek ve Özgürlük İttifakı’nda yer almaya çağırıyoruz” diye konuştu.

Buluşma, slogan, alkış ve çekilen halaylar eşliğinde son buldu.

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş’tan Savaşa Karşı Mutabakat Çağrısı

TİP Lideri Erkan Baş, “Yine savaştan bahsediliyor. Yine yoksul ailelerin sıvasız evlerinde büyüyen evlatlarımız, kardeşlerimiz ölüyor. ‘Erdoğan iktidarı kaybetmemek için gerekirse savaş çıkarabilir’ diyenler, Erdoğan’ın ve onun savaş politikasının arkasına diziliveriyor. Biz bu tuzağa düşmeyeceğiz” dedi, 8 maddelik ‘Barış Mutabakatı’ önerdi. 

Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, hükümetin sınır ötesi operasyon mesajlarına ilişkin “Biz bu tuzağa düşmeyeceğiz” başlıklı bir açıklama yayınladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, 22 Kasım’da Artvin’de yaptığı açıklamada, Suriye’nin kuzeyine yönelik bir kara operasyonu için “En kısa sürede tankımızla, askerimizle birlikte hepsinin kökünü kazıyacağız” ifadelerini kullanmıştı. Erdoğan Kabine toplantısından sonra ise “Ülkemizin sınırlarını 30 kilometrelik koruma kalkanı altına alma kararlılığımız sürüyor. Vatan topraklarının ve insanlarımızın güvenliğini ilgilendiren adımları atarken kimseden izin almadığımız gibi kimseye de hesap vermeyiz” dedi.

Erkan Baş, yaptığı yazılı açıklamada “Yine savaştan bahsediliyor. Yine yoksul ailelerin sıvasız evlerinde büyüyen evlatlarımız, kardeşlerimiz ölüyor. “Erdoğan iktidarı kaybetmemek için gerekirse savaş çıkarabilir” diyenler, Erdoğan’ın ve onun savaş politikasının arkasına diziliveriyor. Biz bu tuzağa düşmeyeceğiz” dedi, 8 maddelik ‘Barış Mutabakatı’ önerdi.

Baş açıklamasını şöyle sürdürdü:

“Bu tuzağa düşmemeliyiz. Neden evlatlarımızın başka ülkelerde öldüğünü soracağız. Neden Türkiye’nin katliamlarla anılan bir ülke olmaktan kurtulamadığını, bundan kimlerin çıkar sağladığını, neden lüks makam araçlarıyla taziyeye gidilen evlerin hep sıvasız olduğunu sorgulayacağız.

Bu ülkenin zenginliklerinin neden savaş için, AKP’nin başka ülkelerdeki maceraları için harcandığını düşüneceğiz. İktidarların neden çözümü değil de savaşı tercih ettiğini öğrenmek isteyeceğiz.

Biz bu tuzağa düşmeyeceğiz.

Bu ülkenin vicdan sahibi, alın teriyle geçinen tüm insanlarına bu sebeple bir BARIŞ MUTABAKATI öneriyorum.

Gelin, bu mutabakatta birleşelim. Gerekeni yapalım, kan siyasetini bu ülkenin ve bölgemizin kaderi olmaktan çıkaralım.

Barış Mutabakatı

I. Silah, sorunların çözümünü sağlamaz. Silahla çözüm arayan anlayışın tam karşısındayız.

II. Türkiye’deki yabancı asker varlığı ülkemiz ve bölgemiz için bir güvenlik sorunudur. Türkiye’nin yabancı topraklardaki askeri varlığı bugün itibariyle ülkemiz ve bölgemiz için bir güvenlik sorunudur. AKP’nin TSK’yı bir seçim kampanyası aracı gibi kullanmasına karşı çıkıyoruz.

III. Türkiye’nin dış politikası, NATO veya Rusya gibi yayılmacı anlayış sahibi güçler örnek alınmadan yeniden yapılandırılmalı ve barışçıl dış politika yaklaşımına dönülmelidir.

IV. Kürt sorununun çözümü için muhatapların dahil olduğu bir diyalog sürecine ihtiyaç vardır. Ülkemiz, kendi sorununu kendi başına çözebilecek bir irade, yetenek ve güce sahiptir.

V. Sığınmacılar ve göç kaynaklı tüm sorunların çözümü ile Suriye’de istikrarsızlığın sona ermesi için Suriye ile görüşmeler başlamalıdır.

VI. Türk-Kürt-Arap halklarını birbirlerine düşmanlaştıran her türlü söylemi ve eylemi reddediyoruz. Ayrımcı eylem ve söylemleri, terörist-hain gibi yaftalamaları kabul etmiyor, bu söylemler üzerinden yürütülecek herhangi bir tartışmanın parçası olmayacağımızı ilan ediyoruz.

VII. Sınırlarımızın içinden veya dışından düzenlenmiş her saldırıyı, her türlü sınır ötesi operasyonu, cihatçı örgütlere verilen açık/örtülü desteği ülkemize ve halkımıza karşı bir girişim olarak görüyoruz.

Bu tür eylemlere, Meclis’te de sokakta da karşı duracağımızı duyuruyoruz.

VIII: Emperyalistlerin yüz yılı aşkın süredir kışkırttığı bölgedeki paylaşım mücadeleleri ve yayılmacı bölgesel aktörler nedeniyle kan gölüne dönen Ortadoğu’nun ve ülkemizin kaderini ancak hep birlikte ve daha güçlü bir sesle BARIŞ diyerek değiştirebiliriz.

AKP’nin tuzağına düşmeyelim. Ülkemizde eşitliği, özgürlüğü ve kardeşliği yaşatmak için Barış Mutabakatı’nda birleşelim.”

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın

TİP Lideri Erkan Baş: AKP Patron Severler Cemiyeti Gibi Çalışıyor

TİP Lideri Erkan Baş, katıldığı bir programda, “Bütün makyajlama çalışmalarına rağmen bir değerlendirme yaptığımızda, Türkiye’nin emekçi halkları açısından ekonomik durumun felakete doğru sürüklendiğini kabul etmek durumundayız. Bir bütün olarak AKP iktidarı döneminde yaşananlara baktığımızda çıplak bir tabloyla karşı karşıyayız. AKP iktidarının en temel özelliklerinden bir tanesi; bu iktidarın emekçi ve yoksul düşmanı bir iktidar olduğu ya da ‘patron severler cemiyeti’ gibi çalıştığıdır.” dedi ve ekledi:

“Bütün rakamlar bize şunu gösteriyor: Son 20 yıldır Türkiye ekonomisinde çok çeşitli grafikler görebilirsiniz. Enflasyon artıyor, düştüğü dönemler olmuştur, doları incelerseniz bir hareket görürsünüz düştüğü ve çıktığı dönemler olmuştur. Pek çek ekonomik veri dalgalanma gösterir ama bir tane grafik var, hiçbir dalgalanma göstermiyor. Geride kalan 20 yıl boyunca Türkiye’nin tepesindeki en zengin yüzde 1’in toplam serveti her gün ama her gün mutlaka artmış ve bu gidişat eğer AKP istediğini yapabilirse devam edecek gibi gözüküyor.”

Konuşmasının devamında, AKP’nin ekonomi politikalarıyla Türkiye’de yaşayan milyonlarca yurttaşın sürekli yoksullaştığını söyleyen Erkan Baş, “Altını çizerek söylüyorum; 20 yıldır bir Allah’ın kulu en zengin yüzde 1’in aldığı pay azalmamış. Tersen söyleyelim: Toplumun yüzde 99’unun, emekçilerin aldığı pay artmamış. Bir iktidarın ekonomik yönelimlerini, ekonomi programını değerlendirebilmek için bundan daha fazla çıplak bir veriye gerek yok. AKP bütün ekonomik modelini patronları, zenginleri daha zengin yapmak için oluşturmuş bir siyasi iktidar” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Artı TV ekranlarında yayınlanan “Artı Ekonomi” programının konuğu oldu. Programda Türkiye ekonomisinin geldiği noktaya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Erkan Baş, gazeteci Pelin Cengiz’in sorularını yanıtladı.

Türkiye’de açıklanan enflasyonun ‘makyajlandığını’ söyleyen Baş, “Tartışmasız bir gerçek var; enflasyonda zirveyi görmüş durumdayız” dedi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ile bağımsız araştırmacıların açıkladığı enflasyon rakamlarının farklı olduğuna dikkat çeken Baş, “Türkiye’de her geçen gün işçilerin, emekçilerin, yoksulların hayatının daha zorlaştığı tartışılmayacak kadar çıplak bir gerçek. Ekonominin ‘iyi’ olduğunu söyleyenler bile insanların hayatlarının artık daha zor olduğunu kabul etmek zorunda kalıyorlar” diye konuştu.

‘AKP patrron sevenler cemiyeti gibi çalışıyor’

Baş şöyle devam etti:

“Bütün makyajlama çalışmalarına rağmen bir değerlendirme yaptığımızda, Türkiye’nin emekçi halkları açısından ekonomik durumun felakete doğru sürüklendiğini kabul etmek durumundayız. Bir bütün olarak AKP iktidarı döneminde yaşananlara baktığımızda çıplak bir tabloyla karşı karşıyayız. AKP iktidarının en temel özelliklerinden bir tanesi; bu iktidarın emekçi ve yoksul düşmanı bir iktidar olduğu ya da ‘patron severler cemiyeti’ gibi çalıştığıdır.

Bütün rakamlar bize şunu gösteriyor: Son 20 yıldır Türkiye ekonomisinde çok çeşitli grafikler görebilirsiniz. Enflasyon artıyor, düştüğü dönemler olmuştur, doları incelerseniz bir hareket görürsünüz düştüğü ve çıktığı dönemler olmuştur. Pek çek ekonomik veri dalgalanma gösterir ama bir tane grafik var, hiçbir dalgalanma göstermiyor. Geride kalan 20 yıl boyunca Türkiye’nin tepesindeki en zengin yüzde 1’in toplam serveti her gün ama her gün mutlaka artmış ve bu gidişat eğer AKP istediğini yapabilirse devam edecek gibi gözüküyor.”

AKP’nin ekonomi politikalarıyla Türkiye’de yaşayan milyonlarca yurttaşın sürekli yoksullaştığını söyleyen Erkan Baş, “Altını çizerek söylüyorum; 20 yıldır bir Allah’ın kulu en zengin yüzde 1’in aldığı pay azalmamış. Tersen söyleyelim: Toplumun yüzde 99’unun, emekçilerin aldığı pay artmamış. Bir iktidarın ekonomik yönelimlerini, ekonomi programını değerlendirebilmek için bundan daha fazla çıplak bir veriye gerek yok. AKP bütün ekonomik modelini patronları, zenginleri daha zengin yapmak için oluşturmuş bir siyasi iktidar” ifadelerini kullandı.

‘AKP kendisinden önce getirilmiş modelin uygulayıcısı’

Programın devamında “AKP, sermaye sınıfının önündeki tüm engellerin, tüm pürüzlerin ortadan kaldırılması için iktidara getirilmiş bir parti” diyen TİP Genel Başkanı, şunları kaydetti:

“Eskiden sermaye açısından yol biraz daha taşlı, topraklı bir yoldu. Turgut Özal’la beraber, 24 Ocak kararlarıyla beraber, 12 Eylül’le beraber aslında yola asfalt döküldü, 3 şeritli otoban haline getirildi ve AKP’ye ‘sen buradan yürüyeceksin’ denmiş oldu. AKP kendisinden önceki sermaye iktidarlarının açtığı yolu mantıksal sınırlarına götürdü. Özelleştirme süreci Türkiye’nin en önemli tartışmalarından bir tanesiydi 80’li yıllarda. AKP ne yaptı? Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yapılan büyük özelleştirmelerin büyük çoğunluğunun altına imza attı ama bu AKP’nin projesi değildi zaten. Daha öncesinden geliştirilmiş bir modelin uygulayıcısı. Kabul etmek gerekir ki radikal bir uygulayıcısı oldu.”

İktidarın açıkladığı büyüme rakamlarının halk nezdinde bir karşılığı olmadığını söyleyen Baş, “Saray ve etrafında hayat normal bir şekilde ilerliyor olabilir ama bir halka dışına çıktığınızdan itibaren geride kalan herkesin yoksullaştığını ve bugün ekonomik olarak kendisinin daha güvencesiz hissettiğini görüyoruz. İnsanlar yarına baktıklarında büyük bir karanlıkla karşı karşıyalar” diye konuştu.

‘AKP halkları yoksullukta eşitliyor’

Önümüzdeki günlerde başlayacak olan asgari ücret görüşmelerine ilişkin de konuşan Erkan Baş, “AKP Türkiye halklarını yoksullukta eşitliyor” dedi. Baş, konuşmasının devamında şunları söyledi:

“Nedir asgari ücret? İşe yeni başlamış, ‘vasıfsız’, henüz bir deneyim sahibi olmayan, belki bir mesleği olmayan kişinin alması gereken ücret diye düşünülür. Ama Türkiye’de AKP iktidarının en karakteristik özelliklerinden bir tanesi; her gün Türkiye’de asgari ücretli sayısında bir artış var. Toplam nüfus içinde asgari ücretlilerin sayısının arttığını görüyoruz. AKP, Türkiye halklarını yoksullukta eşitliyor, alt sınırda eşitliyor ve bu büyümeye devam ediyor.

Önümüzdeki asgari ücret tartışmalarında da aynı şeyi göreceğiz. Büyük ihtimalle açıklanacak asgari ücretten sonra değişim şurada olacak: Türkiye’de asgari ücretlilerin tüm çalışanlara oranı bir miktar daha büyümüş olacak. Dipte bir birleştirme çabası var.

Bu modelin süreklileştirilebilmesi için insanları yoksulluğa, açlığa, sefalete, işsizliğe mahkum ediyorsunuz. Peki bu tabloda ülkeyi yönetmeye nasıl devam edebilirsiniz? Birincisi baskıyı, şiddeti, zorbalığı artırarak devam edebilirsiniz. Bütçe tartışmalarına baktığımızda da AKP’li bakanların psikolojilerinde bunu görüyorsunuz. Karşısındaki insanları aşağılamaya, küfür etmeye, tehdit etmeye varan yaklaşımın arka planında bu algı var. Aslında orada hedef muhalif partili milletvekilleri ve temsilcileri değil. Orada AKP’nin önümüzdeki dönemde bu ekonomi modelini sürdürebilmek için halka nasıl yaklaşacağını görüyoruz. Başka bir yolları yok.

Somut olarak işçi sınıfına baktığımızda da şu gerçekle karşı karşıyayız: Her geçen gün işçilerin örgütlenmesinin önündeki engeller artırılıyor. Zaten fiilen askıya alınmış durumda sendikalaşma. Herhangi bir direniş ya da işçi sınıfının kazanımı olarak ortaya çıkmamış tek bir örgütlenme yok ortada. Nerede bir sendikalaşma ve örgütlenme faaliyeti olsa bunu önce patron, o yetmediğinde kolluk, o yetmediğinde yargı yoluyla engelleyen birtakım girişimlerle karşı karşıyayız. Bu da bence fotoğrafı tamamlayan en önemli parçalardan bir tanesi. Siz bu kadar yoksullaştırdığınız, bu kadar ağır sömürü koşullarına tabi tuttuğunuz insanları ancak yalnız ve çaresiz bırakırsanız, korkutursanız, sindirirseniz yönetebilirsiniz gibi görünüyor.”

‘Muhalefet üzerine düşen sorumlulukla hareket etmeli’

Türkiye’de AKP iktidarına karşı muhalefet güçlerinde ‘seçimi bekleme yaklaşımının’ ağır bastığını söyleyen Erkan Baş, Emek ve Özgürlük İttifakı olarak bunu doğru bulmadıklarını belirtti.

“Ben kişisel olarak da AKP’nin önümüzdeki seçimlerde ağır bir yenilgi alabileceğini düşünüyorum. Fakat bu yenilginin gerçek olabilmesi için muhalefetin üzerine düşen sorumlulukla hareket etmesi gerekiyor” diyen Baş şöyle devam etti:

“Önemli bir bölümünün iyi niyetinden kuşu duymuyorum ama ‘seçime kadar bekleyelim, az kaldı, ilk seçimde gidecekler’ gibi yaklaşımlar bizim bugünkü hayatımıza değen yaklaşımlar değil. İnsanlar maaşlarını aldıkları gün ev kirasını ödese, faturalarını ödese yani sadece zorunlu harcamalarını yapsa elinde hiçbir şey kalmıyor ki. Nasıl yaşamaya devam edecek bu emekçi? Şuna vurgu yapmaya çalışıyorum: Hemen bugünden başlayarak yeni bir bakış açısı ortaya koyan bir yaklaşım sergilersek, insanların yaşadığı somut sorunlarla bir duygudaşlık kurabiliriz. ‘Altı ay daha dişimizi sıkalım’ dediğimizde Türkiye gibi bir ülkede insanlara gelecek açısından umut veren bir yaklaşım sergilememiş oluyoruz.”

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Erdoğan’ın Devlet Kurumlarındaki Portelerini Biz İndireceğiz

Partisinin Uşak İl bürosunun açılışına katılan TİP Lideri Erkan Baş, burada yaptığı konuşmada, “Hep birlikte bu memleketi aydınlık günlere götüreceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarken şöyle bir şey söylemiştim, bunu Uşak’ta da aynı şeyi söylüyorum Tayyip Erdoğan’ın bütün devlet kurumlarındaki portelerini biz indireceğiz” dedi.

Erkan Baş, konuşmasında, “İktidarın ülkeyi getirdiği noktada insanlar başlarını sokacak bir ev bile bulamayacak haldeler. Tam da bunun için hepimize ait olan mücadele etmek isteyen, ülkenin bu gidişatına dur demek isteyen bu ülkenin bir yurttaşı olarak geleceğime para babalarının, zenginlerin, bilindik siyasetçilerin yön vermesine tahammül edemiyorum artık” ifadelerini kullandı.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, partisinin Uşak İl bürosunun açılışına katıldı.

Bianet’ten Özlem Kara‘nın aktardığına göre, Erkan Baş, burada yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:

“Türkiye İşçi Partisi nedir, nasıl bir partidir? Diye sorsak ilk verilecek yanıt Türkiye İşçi Partisi sokakların partisidir, halkın, emekçinin partisidir.

O yüzden Uşak’a gelmişken parti binamızın içinde kendi arkadaşlarımızla sohbet edelim istemedik. Şansımız da yaver gitti bu mevsimde güneşli bir havada sizlerle birlikte sokaklarda Uşak’ın Türkiye İşçi Partisi açılışını önce bir Uşak meydanında, bütün Uşaklılara müjdelemek istedik.

Şunu söyleyerek başlayacağım, bizim için parti binaları açmak sadece bir binaya sahip olmak anlamına gelmiyor. Bunun Türkiye’de başlı başına bir dert olduğunu biliyoruz.

İktidarın ülkeyi getirdiği noktada insanlar başlarını sokacak bir ev bile bulamayacak haldeler. Tam da bunun için hepimize ait olan mücadele etmek isteyen, ülkenin bu gidişatına dur demek isteyen bu ülkenin bir yurttaşı olarak geleceğime para babalarının, zenginlerin, bilindik siyasetçilerin yön vermesine tahammül edemiyorum artık.

Bu ülkede ne olacaksa ben yapınca olacak biz yapınca olacak  diyen herkesin başını sokabileceği, herksin yan yana gelebileceği hep birlikte ülkemizi bu karanlıkta kurtarma mücadelesine dahil olacağı bir mücadele nebzesini tüm Uşaklı alın teriyle, emeği ile yaşayan tüm yurttaşlarımıza ait bir partinin il binasının açılışına geldik.

Bu başlı başına önemli arkadaşlar. Burada bir sürü parti var. Bir sürü partinin koca koca binası var. İddia ediyorum ki onların paraları var onların arakalarında destekler var ama hiçbirisinin bu memleketinin geleceğine dair kendisi için hiçbir şey istemden, sadece ve sadece alın terini verecek insanları yok.

Yeni bir dönem yeni bir tarihsel kırılma noktası ve bunun güzel tesadüfü olarak Uşak’tayız. Belki buradan Uşaklılara değil ama Uşak’a dışarıdan bakan, Türkiye’nin dört bir tarafından sesimizin ulaştığı yurttaşlara sesleniyorum.

Emin olun ve şöyle düşünüyorlar ‘Ya bu Türkiye İşçi Partisi Uşak’ta da örgütlenmiş. Onlar için ve pek çok insan için Uşak’ta örgüt olsa ne olur olmasa ne olur diye baktıkları bir yer.

Ama biz Uşak’ın bu memleketin geleceğinde, önemli bir yer olacağını bugün burada göstermeye geldik. Ve bunu gerçekleştiren arkadaşlarıma, buradaki Uşaklı emekçilere, Uşak’ın dörtte Türkiye İşçi Partisi’ni var eden emekçilere hepinizin huzurunda çok teşekkür ederim.

Türkiye’nin dört bir yanında çoban ateşi gibi halkın içerisinde değişen ve kurutuluşu müjdeleyen ateşlerinden bir tanesini Uşak’ta yakmış olmanın, bu mutluluğa ortak olmanın mutluluğunu sevincini mutluluğunu taşıyoruz.

Hep birlikte bu memleketi aydınlık günlere götüreceğiz. Emek ve Özgürlük İttifakı’nı kurarken şöyle bir şey söylemiştim, bunu Uşak’ta da aynı şeyi söylüyorum Tayyip Erdoğan’ın bütün devlet kurumlarındaki portelerini biz indireceğiz.”

Paylaşın

Mahkeme, TELE 1’e Verilen Üç Günlük Ekran Karartma Cezasını Durdurdu

Ankara 2. İdare Mahkemesi, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nun (RTÜK), Türkiye İşçi Partisi (TİP) Milletvekili Serra Kadıgil’in Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) eleştirisi sebebiyle TELE1’e verdiği üç günlük ekran karartma cezasını durdurdu.

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), TİP Milletvekili Serra Kadıgil’in Diyanet eleştirisi sebebiyle TELE1’e üç günlük ekran karartma cezası verdi. TELE1, RTÜK’ün cezasının iptalini ve yürütmesini durdurulması için yargıya başvurdu. Ankara 2. İdare Mahkemesi, oy birliği ile yürütmenin durdurulması kararını verdi.

Ankara 2’nci İdare Mahkemesi’nin oy birliği ile aldığı karar şöyle:

1-Ekteki dava dilekçesinde yer alan tüm iddialara cevap teşkil edecek şekilde detaylı bir açıklama  yapılarak ve dava konusu işlemin sebep ve gerekçelerinin; işleme dayanak teşkil eden tüm bilgi ve belgelerin içinde bulunduğu işlem dosyasının onaylı bir örneğinin sunulmasının istenilmesine,

2-Dava konusu işlemin hangi yasa hükümleri uyarınca tesis edildiğinin (madde ve fıkra belirtilmek suretiyle) açıkça bildirilmesinin istenilmesine,

3-Bunun dışında uyuşmazlığın çözümüne yardımcı diğer tüm bilgi ve belgelerin onaylı birer örneğinin gönderilmesinin istenilmesine, Dava konusu işlemin, yayın durdurmaya ilişkin olması nedeniyle her an uygulanacak olması, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun dava açabilmek için öngördüğü süre ve dava açıldıktan sonra Mahkemece yapılacak usuli işlemler için tanıdığı süre göz önüne alındığında, işlemin uygulanma süresi içinde sağlıklı bir yargısal denetim yapılamayacağı gibi, işlemin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğurabileceği anlaşıldığından, olayın niteliği ve davanın durumuna göre, davalı idarenin savunması ve ara kararı cevabı alınıp ya da savunma ve ara kararına cevap verme süresi geçip yeni bir karar verilinceye kadar dava konusu işlemin yürütmesinin durdurulmasına, savunma ve ara kararına cevap süresinin 30 (otuz) gün olarak belirlenmesine, 25/10/2022 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.

Paylaşın

Erkan Baş, Erdoğan’a Sordu: Madenci Evladının Kaderi Yetim Kalmak Mı?

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Bartın’ın Amasra ilçesinde yer alan maden ocağında meydana gelen patlamada 41 madencinin hayatını kaybetmesini ‘kader’e bağlamasına tepki gösterdi.

“Bu yüce şehadet makamı neden zenginlerin evine hiç uğramıyor” diye soran Baş ayrıca yaşananlardan Erdoğan’ı sorumlu tuttu. “Senin kaderin çocuklarına yatlar katlar almak da emekçilerin kaderi ölmek mi? Madenci evladının kaderi yetim kalmak mı?” dedi.

TİP Lideri Erkan Baş’ın açıklaması şöyle:

“Tıpkı her katilin cinayet mahalline döndüğü gibi bu ülkeyi bir işçi mezarlığına çeviren Erdoğan olay yerine dönüyor. İşçinin kanıyla canıyla sürdürdüğü iktidarının yeni katliamlarına iyi baksın Erdoğan.

Patronlar servetlerine servet katsın diye Soma’da Ermenek’te işçiler nasıl katledildiyse bugün Bartın’da olan budur. Şimdi utanmadan çıkıp buna kaza diyorlar. Katlettikleri madencilere şehit diyorlar. Bu nasıl ne yüce şehitlik makamıdır. AKP’lilerin sarayların zenginlerin evine uğramıyor. Nerede gariban nerede yoksul emekçi var şehadet hep onların payına düşüyor.

Senin kaderin çocuklarına yatlar katlar almak da emekçilerin kaderi ölmek mi? Madenci evladının kaderi yetim kalmak mı?

Lanet olsun sizin arsızlığına lanet olsun sizin utanmazlığınıza dün ve bugün ölen her işçinin ölümü engellenebilirdi. Şükür ve dua ile değil onların hayatını koruyacak insanca bir çalışma ile tüm ölümleri engelleyebilirdik.

Ama siz Soma’nın katil patronlarını değil Somalı madencilerin avukatlarını hapse gönderen zihniyetin sorumlususunuz. Ama mutlaka hesaplaşacağız. Tüm cinayetleri ortaya çıkaracağız.”

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, patlamanın meydana geldiği TTK Amasra maden sahasında açıklamalarda bulundu.

Bakan Dönmez, Amasra’da patlama meydana gelen maden ocağında işlemler bitinceye kadar kömür üretimine ara verildiğini bildirdi. Bakan Dönmez şu bilgileri paylaştı:

Yangınla mücadele devam ediyor. O alanı komple kontrol altına alabilmek için kapatma kararı alındı. Şu an baraj yapma işlemleri devam ediyor. Arkasından da azot ve gerekirse su ve diğer kimyevi maddeleri ocağa basma suretiyle kontrol altına alacağız. Sonrasında tesisin yeniden üretime hazırlanabilmesi için oluşan hasarların tespiti ve bunların tesis edilmesi vs. teknik işlemleri devam edecek. Bu işler bitinceye kadar da Amasra müessesemizde de kömür üretimine ara veriyoruz.

Bugün Adalet Bakanımız işletmemizi ziyarete geldi, kısa bir bilgi alışverişinde bulunduk. Başsavcılığımızın araştırma soruşturma ile ilgili tahkikat başlatılması söz konusuydu. Başsavcılığımız ve görevli arkadaşlara kimlik tespiti alanında görevler düşüyordu, çok seri hareket ettiler.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ da sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada patlamada yaralanan ve madende mahsur kalanlara geçmiş olsun dileklerini iletti. Bozdağ şu ifadeleri kullandı:

“Yaralı işçilerimize acil şifalar diliyorum. Madende mahsur kalan işçilerimize ulaşmak, onları sağ ve salimen kurtarmak için çalışmalar devam etmektedir. Devletimiz, tüm imkan ve kabiliyetlerini seferber etmiştir. Madende mahsur kalan işçilerimizin sağ ve salimen kurtarılması hepimizin en büyük dileğidir. Patlamayla ilgi Amasra Cumhuriyet Savcılığı soruşturma başlatmıştır. Hadise bütün boyutlarıyla soruşturulacaktır,” ifadelerini kullandı.

Bartın Cumhuriyet Başsavcılığı, patlamayla ilgili soruşturma başlattı. Başsavcılık, olayla ilgili 3 savcının görevlendirildiğini duyurdu. Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Amasra Müessese Müdürlüğü’ne bağlı maden ocağında arama kurtarma çalışmaları sona erdi.

Paylaşın

TİP Lideri Baş: Bu Diktatör Özentilerine Artık Güle Güle Diyeceğiz!

TİP Lideri Erkan Baş, ¨Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin geleceğinde yeri yok. Bu patron, bu diktatör özentilerine artık güle güle diyeceğiz¨ dedi. Baş, ayrıca, Cumhuriyetin ikinci yüzyılının Erdoğan’sız bir yüzyıl olacağını ifade etti.

Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Erkan Baş, partisinin İstanbul’un Kağıthane ilçesindeki binasının açılışına katıldı. Burada yurttaşlarla buluşan Baş, açılış öncesi yaptığı konuşmada ¨Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin geleceğinde yeri yok. Bu patron, bu diktatör özentilerine artık güle güle diyeceğiz¨ dedi.

Konuşmasında karanlık bir dönemin sonuna gelindiğini vurgulayan Erkan Baş, ¨Artık bu saray iktidarına hep beraber son tekmeyi atmanın eşiğindeyiz. Hep beraber ‘Tayyip Erdoğan dönemine artık yeter, bitti’ demenin arifesindeyiz. Ve en önemlisi cumhuriyetin ikinci yüzyılının kapısına dayanmış durumdayız¨ dedi.

Cumhuriyetin ikinci yüzyılının Tayyip Erdoğan’sız bir yüzyıl olacağını ifade eden Baş konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

¨Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’nin geleceğinde yeri yok. Bu patron, bu diktatör özentilerine artık güle güle diyeceğiz. Bitti onların görevi. Fakat sorumuz şu. İkinci yüzyıl rengi değişmiş başka patron tarafından mı şekillenecek yoksa bugüne kadar sesi duyulmak istenmeyen, bugüne kadar sadece ezilen, sömürülen; bir de seçimden seçime hatırlanan, yoksullar, emekçiler bu ikinci yüzyıla damga vuracak mı, vurmayacak mı?

‘Solcu olduğumuz için dik duruyoruz’

Mesela bizim en çok duyduğumuz laf ‘Çok güzel söylüyorsunuz, çok dik duruyorsunuz, sizi büyük bir heyecanla alkışlıyorum ama biraz fazla solcusunuz’ oluyor. Tam da fazla solcu olduğumuz için öyle dik duruyoruz. Tam da solcu olduğumuz için kimseye teslim olmuyoruz, sonuna kadar mücadele etmekte solcu olduğumuz için kararlıyız.

O yüzden açılan her parti binası bizim için yeni bir mücadele mevzisi, kendimize koyduğumuz yeni hedefler, partimizi daha güçlü hale getirmek ve bu sayede bu memlekette artık işçinin, emekçinin, yoksulun sesinin daha güçlü çıkması için bize enerji veriyor, güç veriyor.¨

(Kaynak: İleri Haber)

Paylaşın

TİP Başkanı Baş’tan ‘Medeni Kanun’ Çıkışı: Aklınızdan Bile Geçirmeyin

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başörtüsü tartışmalarında Anayasa’yı işaret etmesine tepki gösteren TİP Lideri Baş, “RTE ağzındaki baklayı çıkardı ve tartışmayı Medeni Kanun’a dönük bir saldırı fırsatına çevirdi… Medeni Kanun’u tartışmayı aklınızdan bile geçirmeyin!“ dedi.

Haber Merkezi / Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, başörtüsü tartışmalarında Anayasa’ya işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın şimdi de Medeni Kanun’u hedef alması üzerine sosyal medya hesabından bir paylaşım yaptı.

Baş’ın paylaşımı şu şekilde: RTE ağzındaki baklayı çıkardı ve tartışmayı Medeni Kanun’a dönük bir saldırı fırsatına çevirdi. Şimdi ülkemizin tüm kadınları hedefte! Kadınların, çocukların, LGBTİ+ların dilediğince yaşaması bir pazarlık unsuru değildir. Medeni Kanun’u tartışmayı aklınızdan bile geçirmeyin!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Siyasi Topluluğu’nun ilk toplantısı için gittiği Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’dan dönüşte yaptığı açıklamada, Aslında Kılıçdaroğlu’nun ortaya attığı bu tez, siyaseti ne kadar bilmediğini, kendisinin bir siyaset fukarası olduğunu gösteriyor. Bir defa ortada şu anda yasal bir düzenlemeyi gerektirecek bir durum yok ki. Şu anda bu haliyle kızlarımız üniversiteye, ortaöğretime gidebiliyor mu, polis olabiliyor mu, asker olabiliyor mu? Evet. Bütün bunlar şu anda var mı? Var. Şimdi böyle bir durum ortadayken, bayram değil seyran değil, nereden çıktı bu iş?” demişti.

‘Aile falan hepsi bu işin içinde’

Erdoğan ayrıca “O zaman gel bunu Anayasa’ya alalım ki bundan sonra kimse bu işin üzerinde oynayamasın. Hemen ne yaptılar? Onun malum bir adamı var. “Desteklemeyeceğiz” dedi. Bunu söylemeye başladılar. Öyle de olsa şu anda ben çalışmayı başlattım. Adalet Bakanımın riyasetinde şu an itibarıyla gerek Bekir Bey gerek Anayasa Komisyonu Başkanım, Adalet Komisyonu Başkanım, onlar şu anda bu çalışmayı yapıyorlar. “Yanınıza milletvekili arkadaşlarımızı, MYK’den arkadaşlarımızı da alın çalışmayı hazırlayın” dedim. Devlet Bey’le de görüştüm bu konuyu. İnşallah bu işi hemen Meclis’e sunalım. Tabii ne olacak sunacağız? Anayasa değişikliği olarak. İnşallah arkadaşlar güzel bir hazırlık yapacaklar ve bu hazırlığı da Meclis’e sunacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Erdoğan şöyle devam etmişti;

“Aile kavramı bizim olmazsa olmazımız zaten. Çünkü güçlü bir millet, güçlü aileden olur. Şimdi bizim bunun çalışmasını da yapmamız lazım. Çünkü son zamanlarda topluma LGBT’yi soktular. LGBT’yle birlikte de bizim aile yapımızı bunlar dejenere etmenin gayreti içerisine girdiler. Öyleyse biz olması gereken ne ise onu yapacağız. Biz kimlerin LGBT’ci olduğunu biliyoruz zaten. Ama bunu da aile olarak gelip oraya koyalım. Burada da çıksın bakalım neresinden savunacak onu da görelim”

Aile filan hepsi bu işin içinde. Öyle bir şey yapıyoruz ki hadi bakalım görelim seni. Bu işte ne kadar samimisin, değilsin; bunu burada göreceğiz.

 

Paylaşın