Kalp Krizi nedir? Belirtileri, Tedavisi

Miyokard enfarktüsü olarak da adlandırılan Kalp Krizi, kalbi oksijenle besleyen kan akışının kesilmesi ve kalp kasının ölmeye başlaması durumudur. Ani ve şiddetli olan Kalp Krizi uyarı işaretlerinden herhangi birini yaşarsanız, yardım almak için beklemeyin.

Göğüs kafesinde, göğsün orta çizgisinden biraz sola doğru bulunan ve hayati önem taşıyan kalp, kaslı bir yapıya sahiptir. Günde ortalama 100 bin kez kasılarak neredeyse 8000 litre kanı dolaşıma pompalayan organın erkeklerde ağırlığı 340 gram, kadınlarda ise 300-320 gram kadardır. Kalp yapısında oluşan herhangi bir bozukluk nedeniyle kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları, koroner kalp hastalıkları, kalbin iltihabi hastalıkları ve kalp krizi gelişebilir. Ani ölümle sonuçlanan kalp hastalıklarının başını %75-80 oranıyla kalp krizi çeker.

Nedenleri;

Kalp krizi nedenleri içinde en önemli nokat, kolesterol plaklarının arter duvarına birikmesi (ateroskleroz) dir. Bu durum sonucunda damar duvarlarında sertleşme meydana gelecek ve arter iç kanalı daralacaktır. Daralan damarlar vücuda yeterince kan akışı sağlayamazsa, kalp kasına yeterli oranda oksijenli kan gidemez. “Kalp krizi neden olur” sorusuna verilecek diğer yanıtlar arasında sağlıksız beslenme, aşırı stres, genetik yatkınlık ya da sigara öncelikli nedenler olarak sayılabilir.

Pek çok insanlar koroner damarlara yağ ya da plak birikimi yıllar boyunca sessiz şekilde devam eder. Üst üste eklenen faktörler zamanla damarların tıkanmasına neden olurken, özellikle sigara kullanımı bu konuda hızlandırıcı etki olarak rol oynar. Sigara kullanan kadın ve erkek fark etmeksizin kalp krizi riski 3 kat daha fazladır.

Kalp krizinin diğer bir nedeni de kötü kolesterol olarak tanımlanan LDL oranının yüksek olmasıdır. Bu tür kolesterolü en alt seviyede tutmak için işlenmiş et (salam, sucuk, sosis), kırmızı et, midye, kalamar, kızartma, sakatat, krema, mayonez, tam yağlı ürünler ve tereyağı gibi gıdalardan uzak durulması gerekir.

Şeker hastalığına sahip olmak da kalp krizi riskini artırabilir. Yapılan araştırmalara göre, şeker hastalığı bulunan kişilerin daha sık kalp krizine yakalandıklarını ortaya koymaktadır. Şeker hastalığı, damar duvarlarındaki esnekliği yok eder, kandaki pıhtılaşma seviyesini artırır ve damar iç yüzeyindeki hücrelerin daha kolay hasar almasına neden olur. Bunların yanı sıra fiziksel aktivite azlığı ve sağlıksız beslenme gibi durumlar da eklenince kalp krizi riski ortaya çıkar.

Kalp krizinin diğer nedenleri şöyle sıralanabilir:

  • Yüksek tansiyon (hipertansiyon)
  • Obezite
  • Fiziksel aktivite azlığı
  • Doğuştan getirilen kalp hastalıkları
  • Yaş (kadınlarda >55, erkeklerde >45)

Belirtileri;

Kalp krizi bazen filmlerde gördüğümüz gibi ani ve yoğun belirtiler gösterir. Ancak bazen belirtiler yavaş bir şekilde başlar, hafif bir ağrı ve rahatsızlık hissedilir. Kalp krizinin en sık görülen belirtileri şunlardır:

  • Göğüs ağrısı; Kalp krizine bağlı göğüs ağrısı genellikle göğsün orta kısmında, baskı, sıkışma tarzında şiddetli bir ağrı şeklinde tarif edilir. Genellikle birkaç dakikadan uzun sürer veya gidip gelen bir ağrı şeklinde hissedilebilir. Bu ağrı kollara, sırta, boyna, çeneye ve mide üzerine doğru yayılım gösterebilir
  • Nefes darlığı; Göğüs ağrısına eşlik eden, bazen de tek başına görülen nefes darlığı bir kalp krizi belirtisi olabilir.
  • Terleme
  • Bulantı
  • Kusma
  • Baş dönmesi

Kadınlarda kalp krizi belirtileri;

  • Kalp krizi dendiğinde aklımıza filmlerdeki aniden ellerini kalbinin üzerine koyup acıyla yere yıkılan erkekler gelir. Ancak gerçek hayatta kalp krizi geçiren kişi bir kadın da olabilir ve belirtiler bu kadar belirgin olmayabilir
  • Kadınlarda da kalp krizinin en sık görülen belirtisi göğsün orta kısmında hissedilen şiddetli ağrı/basınç olmakla birlikte, bazen bu belirti kadınlarda görülmeyebilir
  • Bunun yerine nefes darlığı, göğsün alt kısmı veya karnın üst kısmında ağrı, sırtta veya çenede ağrı, aşırı yorgunluk, bayılma, bulantı ve baş dönmesi gibi belirtiler görülür

Kalp krizi nasıl oluşur?

Kalp krizinin altında yatan temel neden damar duvarına biriken kolesterole bağlı oluşan plakların yırtılmasına bağlı oluşan pıhtıdır. Bu durum sonucunda damar tıkanarak kalp kasının kan ihtiyacı karşılanamamaktadır. Kalp kası hücreleri ölmeye başlayarak tıkalı bölgede kalp kası fonksiyonunu kaybetmektedir. Her geçen saniye kaybedilen kalp kası hücresi demektedir. Dolayısıyla kalp krizine erken müdahale hayati öneme sahiptir.

Tedavisi;

Kalp krizi acil bir durumdur ve belirtiler ortaya çıktığında mutlaka tam teşekküllü bir hastaneye başvurulması gereklidir. Kalp krizi ile ilgili ölümlerin büyük bir çoğunluğu kriz başladıktan sonraki ilk birkaç saat içinde gerçekleşir. Bu nedenle hastaya tanının hızlı koyulması ve müdahalenin doğru yapılması hayati önem taşır. Kalp krizi geçiriyorsanız hemen bir yakınızı ve hastaneyi arayarak durumunuzu bildirin.

Su haricinde herhangi bir yiyecek, içecek ve ilaç tüketmeyin. Ambulans gelinceye kadar ayaklarınızı kalp seviyenizin üzerine kaldırarak bekleyin. Kalp krizi nedeniyle acile gelen hastaya gerekli acil tedaviler uygulandıktan sonra hasta kardiyoloji uzmanına yönlendirilir. Doktor gerekli gördüğü durumda hastanın damarlarını kontrol etmek amacıyla anjiyo yapabilir. Anjiyo sonucuna göre ilaçla tedavi ya da cerrahi işlem olup olmayacağı doktor tarafından belirlenir.

İkinci bir kalp krizi yaşamamak için…

  • Sigara ve puro, pipo gibi tüm tütün kullanma alışkanlıklar terkedilmelidir. Kalp krizi geçiren bir kişinin tütüne devam etmesi, ikinci bir kriz riskini en az 2-3 kat arttırır
  • Daha hareketli olmaya özen gösterilmelidir. Düzenli egzersiz programları stres ve depresyonu azaltacağı; kiloyu, kolesterolü ve tansiyonu dengede tutmaya yardımcı olacaktır
  • İlaçlar doktor kontrolünde ve düzenli olarak alınmalıdır. Oluşabilecek en küçük bir sorunda mutlaka doktorla iletişime geçilmelidir
  • Sağlıklı beslenmeye özen gösterilmelidir. Bu sayede kişi hem daha çabuk iyileşir, hem de kilosunu kontrol altında tutar ve kan kolesterol düzeyi ile tansiyonun yükselmesini önlemiş olur
  • “Ben nasılsa ilaç kullanıyorum, bana bir şey olmaz” yanılgısına asla düşülmemelidir. Çünkü yaşam tarzı değişiklikleri, kalp sağlığı açısından en az ilaçlar kadar önemlidir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kalça kırığı nedir? Detaylar

Her yaşta ciddi bir durum olan Kalça Kırığı, neredeyse her zaman ameliyat gerektirir. Kırık bir kalça ile ilişkili komplikasyonlar hayati tehlike oluşturabilir. Kalça eklemini oluşturan uyluk kemiği ve onun uzantısı olan top şeklindeki femur başını birleştiren femur boyun kısmında ve boynun altındaki trockanterik bölgedeki kırıklar kalça kırığı adını almaktadır.

Yaşlılarda kemik erimesi nedeniyle, genellikle basit düşmelerle, gençlerde ise trafik kazası veya yüksekten düşme gibi ciddi travmalar sonucu oluşur. Yaşın ilerlemesi ile görme sorunları, kas zayıflıkları ve eşlik eden hastalıklar ( yüksek tansiyon, şekerin yükselmesi veya düşmesi, inme gibi problemler) hastanın düşmesine yol açarak zayıflamış olan kemikte kırıklara yol açmaktadır.

Tanısı;

Kaymış kalça kırıklarında tanı koymak kolaydır. Hasta yürüyemez ve kalça bölgesinde hareketle artan şiddetli ağrısı olur. Kırık taraftaki bacak kısalmış ve dışa dönmüş durumdadır. Tanı için röntgen çoğu kez yeterli olur. Ancak yorgunluk kırıklarında ve kaymamış kırıklarda hafif bir kalça ağrısı ile aksayarak yürümek mümkün olabilir. Bu durumda ilaveten bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans gibi ileri tanı yöntemlerine başvurulur.

Riskleri;

Yaşlılarda güçlükle dengede olan organ sistemleri ve ruhsal durum kalça kırığının oluşması ile tamamen bozulur. Yatağa bağımlı hale gelen hastanın metabolik dengeleri hızla bozulur. Şeker hastalığı, kalp hastalığı gibi önceden var olan hastalıkları giderek ağırlaşır. Yatağa temas eden yerlerinde yatak yaraları çıkabilir. Uzun süreli yatağa bağımlılık sağlıklı yaşamla bağdaşmamaktadır.

Tedavisi;

Amaç hastayı yatağa bağımlılıktan bir an önce kurtarmak ve eskisi gibi yürümesini sağlamaktır. Bunun için tek çözüm cerrahi tedavidir. Cerrahi tedavide iki farklı seçenekten birine karar verilir: Bunlardan birincisi kırık parçaları uç uca getirip kaynatmayı hedefleyen ameliyatlardır. Osteosentez denen bu ameliyatlar çok yaşlı olmayan, ev dışı aktif yaşam beklentileri olan ve hastaneye gecikmeden getirilmiş hastalara yapılabilir. Bu ameliyatlarda özel vida veya çivi sistemleriyle kırık sabitleştirilir. Kaynama süresi boyunca hasta o tarafına tam yük verilmeden yürütülür. İkinci seçenek ise protezlerdir. Fizik aktiviteleri kısıtlı, hafıza problemi olan ve çok yaşlı hastalarda ameliyat ile kırığın üst parçası çıkarılıp yerine metal protez yerleştirilir. Böylelikle hastanın hemen yürütülmesi mümkün olur.

Korunma;

İleri yaş grubunda görülen kalça bölgesi kırıkları daha çok osteoporoza bağlı olduğundan ve evde basit düşmeler sonucu oluştuğundan bazı önlemlerle kırık riski azaltılabilir. Osteoporozun ilaç ve egzersilerle önlenmesi ve tedavisi dışında yaşama alanında uygulanacak bazı önlemlerle düşme riski de azaltılabilir. Yürüme alanından halı parçalarının, kapı eşiklerinin ve kabloların kaldırılması, halıların sabitlenmesi, banyo gibi ıslak alanlarda kaymayan zemin örtüleri kullanılması, banyo ve tuvaletlere tutamak konulması ve yaşam alanının yeterli aydınlatılması bu önlemlerdendir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Yara nedir, kaç çeşit yara vardır? İlkyardım

Yara, içten veya dıştan vücut bütünlüğünün bozulması durumudur. En önemli ayrım, açık ve kapalı yaralar arasındadır.  Açık yara, vücudu saran deri bütünlüğünün dışarıdan gelen bir şiddet sonucu bozulmasıdır. Kapalı yaralarda ise tam tersi durumudur.

Farklı bir tanımla; Bir travma sonucu deri yada mukozanın bütünlüğünün bozulmasıdır. Aynı zamanda kan damarları, adale ve sinir gibi yapılar etkilenebilir. Derinin koruma özelliği bozulacağından enfeksiyon riski artar.

Kaç çeşit yara vardır?

Kesik yaralar; Bıçak, çakı, cam gibi kesici aletlerle oluşur. Genellikle basit yaralardır. Derinlikleri kolay belirlenir.

Ezikli yaralar; Taş yumruk ya da sopa gibi etkenlerin şiddetli olarak çarpması ile oluşan yaralardır. Yara kenarları eziktir. Çok fazla kanama olmaz, ancak doku zedelenmesi ve hassasiyet vardır.

Delici yaralar; Uzun ve sivri aletlerle oluşan yaralardır. Yüzey üzerinde derinlik hakimdir. Aldatıcı olabilir tetanos tehlikesi vardır.

Parçalı yaralar; Dokular üzerinde bir çekme etkisi ile meydana gelir. Doku ile ilgili tüm organ, saçlı deride zarar görebilir.

Kirli (enfekte) yaralar:

Mikrop kapma ihtimali olan yaralardır. Enfeksiyon riski yüksek yaralar şunlardır:

  • Gecikmiş yaralar (6 saatten fazla)
  • Dikişleri ayrılmış yaralar
  • Kenarları muntazam olmayan yaralar
  • Çok kirli ve derin yaralar
  • Ateşli silah yaraları
  • Isırma ve sokma ile oluşan yaralar

Yaraların ortak belirtileri nelerdir?

  • Ağrı
  • Kanama
  • Yara kenarının ayrılması

Ciddi yaralanmalar nelerdir?

  • Kenarları birleşmeyen veya 2-3 cm olan yaralar
  • Kanaması durdurulamayan yaralar
  • Kas veya kemiğin göründüğü yaralar
  • Delici aletlerle oluşan yaralar
  • Yabancı cisim saplanmış olan yaralar
  • İnsan veya hayvan ısırıkları
  • Görünürde iz bırakma ihtimali olan yaralar

Ciddi yaralanmalarda ilkyardım;

  • Yaraya saplanan yabancı cisimler çıkarılmaz
  • Yarada kanama varsa durdurulur
  • Yara içi kurcalanmamalıdır
  • Yara temiz bir bezle örtülür (nemli bir bez)
  • Yara üzerine bandaj uygulanır
  • Tıbbi yardım istenir (112)

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Şok nedir, kaç çeşit şok vardır? İlkyardım

“Şok” terimi, psikolojik veya fizyolojik tipte bir durumu ifade edebilir. Psikolojik şok, travmatik bir olaydan kaynaklanır ve aynı zamanda akut stres bozukluğu olarak da bilinir . Bu tür bir şok, güçlü bir duygusal tepkiye neden olur ve fiziksel tepkilerinde kaynağını oluşturabilir.

Fizyolojik şok ise, organların ve dokuların düzgün çalışmasını sağlayacak kanın vücut sisteminizde yeterince dolaşmadığında ortaya çıkan durumdur. Vücudunuzdaki kan akışını etkileyen herhangi bir yaralanma veya durumdan kaynaklanabilir. Şok, birden fazla organ yetmezliğine ve yaşamı tehdit eden komplikasyonlara yol açabilir.

Şokun evreleri;

  • Evre 1, Kompanse; Kompansatuar mekanizmalar devreye girer. Kalp daha hızlı çalışır, vazokonstrüksiyon olur, böbrekler su tutar ve idrar çıkışı azalır. Bu dönem çok az bulgu verir. Tansiyon, nörolojik ve genel durum iyidir. Tedavi ile hızlıca düzelir
  • Evre 2, Dekompanse; Kompansasyon mekanizmaları yetersiz kalır. Hastada bazı belirti ve bulgular ortaya çıkar. Hipotansiyon, anksiyete, konfüzyon, taşipne belirgindir. Tedavi ile geri döndürülebilir
  • Evre 3, İrrversibl; Hipoperfüzyon kalıcı organ hasarına neden olmuştur. Böbrekler tamamen kapanır, hasta hiç idrar çıkarmaz. Kalp fonksiyonları sürekli bozulur, ilaçla bile tansiyon yükseltilemez. Bu evre mortalite ile sonlanır

Kaç çeşit şok vardır?

Nedenlerine göre 4 çeşit şok vardır:

  • Kardiyojenik şok (Kalp kökenli); Adından da anlaşılacağı üzere kalp temeli üzerinde kan basıncının yeterli gelmemesi durumu ile yaşanılan bir şok türüdür
  • Hipovolemik şok (Sıvı eksikliği); Sıvı eksikliğinden kaynaklı olarak kişiler şok yaşayabilmektedirler. Bu şok türüne hipovolemik şok adı verilir. Hasta vücudunun uzun süre yeterli sıvı alınmamasından kaynaklı ortaya çıkmaktadır
  • Toksik şok (Zehirlenme ile ilgili); Zehirlenmenin etkisi ile toksik maddeler kişi vücudunda şok yaşamasına neden olabilmektedir
  • Anaflaktik şok (Alerjik); Özellikle insanların, bazı maddelere karşı farklı duyarlılığı bulunabilmektedir. Buna allerji denilir. Allerjen bir madde ile temas edilmesi, bu maddenin gıda yolu ile insan vücuduna girmesi vb. etkenler ile birleştiğinde insan vücudu üzerinde alerjik nedene bağlı bulunarak anaflaktik şok ile karşılaşılması mümkün olmaktadır

Şok belirtileri nelerdir?

  • Kan basıncında düşme
  • Hızlı ve zayıf nabız
  • Hızlı ve yüzeysel solunum
  • Ciltte soğukluk, solukluk ve nemlilik
  • Endişe, huzursuzluk
  • Baş dönmesi,
  • Dudak çevresinde solukluk ya da morarma
  • Susuzluk hissi
  • Bilinç seviyesinde azalma

Şokta ilk yardım uygulamaları nelerdir?

  • Kendinin ve çevrenin güvenliği sağlanır
  • Hasta/yaralı sırt üstü yatırılır
  • Hava yolunun açıklığı sağlanır
  • Hasta/yaralının mümkün olduğunca temiz hava soluması sağlanır
  • Varsa kanama hemen durdurulur
  • Şok pozisyonu verilir
  • Hasta/yaralı sıcak tutulur
  • Hareket ettirilmez
  • Hızlı bir şekilde sağlık kuruluşuna sevki sağlanır (112)
  • Hasta/yaralının endişe ve korkuları giderilerek psikolojik destek sağlanır

Şok pozisyonu nasıl verilir?

  • Hasta/yaralı düz olarak sırt üstü yatırılır
  • Hasta/yaralının bacakları 30cm kadar yukarı kaldırılarak, bacakların altına destek konulur (Çarşaf, battaniye yastık, kıvrılmış giysi vb.)
  • Üzeri örtülerek ısıtılır
  • Yardım gelinceye kadar hasta / yaralının yanında kalınır
  • Belli aralıklarla (2–3 dakikada bir) yaşam bulguları değerlendirilir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kuş Gribi nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kuş Gribi (Avian İnfluenza, Tavuk Vebası, Pestis Avium, Bird Flu), sadece kanatlıları değil, insanları ve diğer hayvanları da enfekte eden viral bir enfeksiyondur. Virüsün çoğu formu kuşlarla sınırlıdır. H5N1, kuş gribinin en yaygın şeklidir. Kuşlar için ölümcüldür ve bir taşıyıcıyla temas eden insanları ve diğer hayvanları kolayca etkileyebilir.

Hasta tavuklarda yüksek bulaşıcılığı olan bu hastalık ilk kez 1878 yılında İtalya’da tespit edilmiş ve “tavuk vebası” olarak adlandırılmıştır. Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, H5N1 ise ilk olarak 1997’de insanlarda keşfedildi ve enfekte olanların yaklaşık yüzde 60’ını öldürdü. Şu anda, virüs insandan insana temas yoluyla yayılmamaktadır. Yine de bazı uzmanlar H5N1’in insanlara pandemik bir tehdit oluşturma riski taşıyacağından endişe ediyorlar.

Nasıl bulaşır?

Hasta hayvanların akıntıları ve özellikle dışkı ile direkt temas; bulaşık yem, su, malzeme ve kıyafetlerle temas; klinik olarak hastalık belirtilerini göstermeyen su ve deniz kuşlarıyla temas bulaşa neden olabilir. Özellikle ölü veya canlı hastalıklı kuşlar ve kuşların atıklarına maruz kalan kişilere solunum ve temas yoluyla bulaşır.

Avian influenza virüsleri genellikle insanları doğrudan enfekte etmez ve insanlar arasında dolaşmaz. İnsanda avian influenza virüsleriyle oluştuğu bildirilmiş doğal enfeksiyon sayısı çok azdır. İnsanlardaki olguların enfekte kümes hayvanları veya kontamine yüzeylerle temas sonucunda geliştiği düşünülmektedir.

Dünya Sağlık Örgütü tarafından insandan insana geçiş olmadığı belirtilmekle birlikte literatürde sağlık çalışanları, kümes hayvancılığında çalışan işçiler ve aile üyeleri arasında şüpheli geçiş olguları bildirilmiştir. Avian İnfluenza A nın bazı suşları (H5N1, H7N7 ve H9N2 vb.) sağlık çalışanları, aile bireyleri, tavukçuluk yapanlar ve tavuk imha ekiplerinde çalışanlarda insandan insana çok sınırlı bir biçimde de olsa bulaşabildiği anlaşılmaktadır.

Hastalık ülke içinde çiftlikler arasında hızlıca yayılım gösterebilir. Enfekte olmuş araçlar, elbiseler, ayakkabılar aracılığı ile bir yerden diğerine taşınırlar. Doğrudan ya da dolaylı yollarla vahşi göçmen kuşların evcil kuşlara enfeksiyonu bulaştırması en önemli salgın nedenidir. Ayrıca, canlı kuş pazarları salgının yayılmasında önemlidir. Bir ülkeden diğerine ise uluslararası canlı kümes hayvanları ticareti ve göçmen kuşlar aracılığı ile taşınabilmektedir.

Enfeksiyonun görüldüğü dönemlerde sulak alanlara girip çıkan araç ve insanlar ile yerleşim yerlerine taşınma riski vardır. Riskli dönemlerde avcılık faaliyetleri ile de hastalığın yerleşim yerlerine taşınma olasılığı bulunmaktadır. Risk yaratan diğer bir durum da, hastalık çıkmış olan yerleşim yerlerinden kontrolsüz araç ve insan hareketleri ile yayılımıdır.

Aşağıdaki gibi tipik grip benzeri belirtiler yaşıyorsanız bir H5N1 enfeksiyonu olabilir:

  • Öksürük
  • İshal
  • Solunum güçlüğü
  • Yüksek ateş (38 ° C üzeri)
  • Baş ağrısı
  • Kas ağrıları
  • Keyifsizlik
  • Burun akması
  • Boğaz ağrısı

Risk faktörleri;

H5N1 uzun süreler boyunca hayatta kalma yeteneğine sahiptir. H5N1 ile enfekte olan kuşlarda virüs 10 gün boyunca dışkıda ve tükürükte bulaşmaya devam eder. Kontamine yüzeylere dokunmak enfeksiyonu yayabilir.

H5N1’in bulaşma riski yüksek olan kişiler aşağıdakiler gibidir:

  • Kümes hayvanı yetiştiren çiftçiler
  • Kuş gribinden etkilenen bölgeleri ziyaret edenler
  • Enfekte kuşlar ile temas
  • Az pişmiş kümes hayvanları veya yumurta yiyen biri
  • Enfekte hastalar için bakım yapan bir sağlık çalışanı
  • Virüslü bir kişinin hanesinde bulunan diğer kişiler

Tanısı;

Laboratuvar tanısında altın standart, virüs izolasyonudur. Şüpheli insan vakalarının hızlı laboratuvar doğrulaması genellikle influenza virüs antijenlerinin immünokromatografik veya immünfloresan tespiti ya da solunum örneklerinde H5 spesifik RNA’sının real-time-polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR) ile tespit edilmesi ile yapılmaktadır. Ek olarak nükleoprotein gibi viral antijenlere karşı oluşan antikorları tespit eden ticari ELISA kitleri mevcuttur.

Tedavisi;

Farklı kuş gribi tipleri farklı semptomlara neden olabilir. Sonuç olarak, tedaviler de değişebilir. Çoğu durumda, antiviral ilaçlarla tedavi, hastalığın şiddetini azaltmaya yardımcı olabilir. Ancak, belirtiler ilk ortaya çıktıktan 48 saat içinde ilaçlar alınmalıdır.

Grip insan formuna neden olan virüs, en yaygın iki antiviral ilaç, amantadin ve rimantadin formlarına direnç geliştirebilir. Bu ilaçlar hastalığı tedavi etmek için kullanılmamalıdır.

Aileniz veya sizinle yakın temas halinde olan diğer kişilere de, hasta olmadıkları halde önleyici tedbir olarak antiviral ilaç olarak da verilebilir. Virüsün başkalarına yayılmasını önlemek için karantina uygulanır.Şiddetli bir enfeksiyon durumunda solunum cihazına bağlanabilirsiniz.

Hastalıktan korunmak için yapılması gerekenler nelerdir?

Hasta hayvanlarla veya H5N1 virusu ile enfekte olduğu saptanmış insanlarla temas öyküsü veya kuşkusu olanların el hijyenine dikkat etmeleri, hasta kişinin kullandığı tabak, çatal ve kaşık gibi eşyalarının ortak kullanılmaması, yüzyüze yakın temastan kaçınılması ve bakım veren kişinin maske kullanması önerilir. Bir hafta süreyle günde 2 kez ateşini ölçmesi, 38 C’yi aşan ateşle birlikte öksürük, ishal, nefes darlığı gibi belirtiler ortaya çıkarsa 7-10 gün süreyle ilaç tedavisine başlanması önerilir. İnsanlarda kullanılabilecek etkili bir aşı yoktur.

Ölü ve canlı virüslerde aşı çalışmaları devam etmektedir. Halen grip aşısı olarak uyguladığımız aşı kuş gribine karşı koruma sağlamaz; ama bu aşının insanlarda hastalık yapan diğer grip viruslarına karşı etkili koruma sağladığı unutulmamalı ve aşıdan kaçınılmamalıdır.

Kuş gribinin bulunduğu bölgelere seyahata edecek kişilere en az 2 hafta önce aşı yapılmalıdır. Tavuk, ördek gibi kümes hayvanlarından uzak durması önerilir. Pişiren kişilerin de işlem sonrası elleri mutlaka yıkaması gerekir. Seyahat eden kişi seyahatten döndükten sonraki 10 gün içinde ateşlenirse ve solunum belirtileri oluşursa gecikmeden bir Enfeksiyon Hastalıkları uzmanına başvurmalıdır.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Crohn nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Genellikle ince ve kalın bağırsaklarda görülmekle birlikte, sindirim sisteminde ağızdan makata kadar olan bölgede etkili olan Crohn, tutulum yaptığı sindirim sistemi bölümlerinde kalınlaşma, ülser adı verilen yara oluşumları ve iltihaba neden olur. Ciddi sorunlara yol açan ve yaşam kalitesini en olumsuz şekilde etkileyen hastalıklardan bir tanesi Crohn, insanlar arasında yaklaşık olarak binde iki oranında görülmektedir.

Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte genetik faktörler ve çevresel etmenlerin hastalığın ortaya çıkışında etkili olduğu bilim dünyası tarafından öne sürülmektedir. Oldukça ciddi etkilere sebep olan Crohn hastalığı, yaşam boyu tam olarak iyileşme göstermez ve çoğu zaman cerrahi müdahaleler gerektirir. Aynı zamanda hastalığın yol açtığı etkiler, birçok başka hastalığın oluşumuna da zemin hazırlayabilir.

Nedenleri;

Crohn hastalığının nedeni ile ilgili halen bir belirsizlik söz konusudur. Hastalıkla ilişkili bazı genetik ve çevresel faktörler bulunmaktadır; fakat bu faktörleri rolü belirli değildir. Bununla birlikte, hastalığın vücudun immün sisteminin bağırsaklarda bulunan bakterilere karşı bir yanıtı olduğu düşünülmektedir. Birçok bilim adamı dış kaynaklı bir ajanın (bakteri veya virüs) immün sistemle etkileşiminin bağırsak duvarında bir atağı tetikleyerek kronik enflamasyona ve nihayetinde ülserasyona ve bağırsak hasarına neden olduğuna inanmaktadır.

Belirtileri;

  • Kalıcı ishal (bazen kanlı olabilir)
  • Karın bölgesinde kramp ve ağrı
  • Kilo kaybı
  • Halsizlik veya yorgunluk
  • Şişkinlik hissi
  • Rektal (makat) kanama
  • Göz kızarıklığı veya ağrı
  • Ateş
  • Eklem ağrıları
  • Mide bulantısı veya iştah kaybı
  • Genellikle bacaklarda kırmızı, ağrılı şişmiş cilt lekeleri
  • Ağız ülseri

Teşhisi;

  • Kan testi
  • Dışkı testi
  • Kolonoskopi ve endoskopi
  • Bilgisayarlı tomografi ve MR
  • Biyopsi

Bazen teşhis için aynı tetkikler birden fazla yapılmak zorunda kalınabilir. Crohn hastalığının kesin bir tedavisi bulunmamaktadır. Uygulanan tedavi seçenekleri hastalığın şiddetini ve sıklığını azaltmaktadır.

Hastalığın belirtileri göz önüne alındığında ülseratif kolit ile karıştırılabilmektedir. Ancak ülseratif kolit sadece kalın bağırsağı etkilerken Crohn hastalığı sindirim sisteminin her hangi bir yerinde ortaya çıkabilir. Bunun yanında ülseratif kolit kolon mukozasının en dıştaki doku tabakasını etkilerken, Crohn hastalığı kalın bağırsak dokusunun tüm katmanlarını etkileyebilmektedir.

Tedavisi;

Chron hastalığı, hiçbir zaman tam olarak iyileştirilemeyen kalıcı bir hastalıktır. Hasta bireyler, Chron hastalığının alevlendiği ve durgunlaştığı çeşitli periyotlar geçirir. Alevlenme dönemlerinde daha yoğun olmak üzere çeşitli ilaç tedavileri ve tıbbi beslenme tedavisi uygulanan hastalarda hastalık önlenemese de yol açtığı semptomların minimuma indirilmesi mümkündür. Bunun dışında Chron hastalığının yaklaşık olarak %50 – %70’lik kısmı yaşamları boyunca en az bir kez cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyar. Özellikle ilaç tedavisine yanıt vermeyen hastalarda cerrahi müdahale tercih edilmektedir.

Chron hastası bireyler, yaşamları boyunca özel bir beslenme planı çerçevesinde hareket etmelidir. Özellikle yüksek posa oranına sahip besinler hastalığı tetiklediğinden mümkün olduğunca az tüketilmeli, özellikle aktif (alevlenme) dönemlerinde diyetten çıkarılmalıdır. Bireylerin ishal veya kabızlık sorunu yaşadığı dönemlerde de Chron hastalığı diyeti buna göre düzenlenmelidir.

Bunun dışında hastalığın aktif dönemlerinde bireyler ağır sporlar ve fiziksel güç gerektiren hareketler yapmaktan kaçınmalı, mümkün olduğunca istirahat etmelidir. Sonuç olarak Chron hastalığına sahip olan bireylerde doktor ve diyetisyen eşliğinde yapılan tedavilere gereken özen gösterilerek hastalığın yol açtığı sorunlar en aza indirilebilir, bu sayede yaşam kalitesi büyük ölçüde artırılabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Koroner Arter Hastalığı nedir? Teşhisi, Tedavisi

Tüm dünyada en yaygın görülen kalp hastalıklarının başında gelen Koroner Arter Hastalığı, kalp kasını besleyen atardamarların daralması veya tıkanması ile kalbe giden kan akışının azalması ya da kesilmesine bağlı oluşan kalp rahatsızlıklarından biridir. Zamanında fark edilmez ve önlem alınmazsa, kalp krizine gidecek bir süreç yaşanabiliyor. Erken tanıyla değiştirilen yaşam biçimi, hastalığın oluşma riskini düşürüyor.

Koroner damarlar, kalp kasını besleyen damarlardır. Bu damarlar kalp kasını çepeçevre sarar ve bu damarlarda meydana gelen daralma, tıkanıklık ya da diğer hastalıklar kalp kasının canlılığını yitirmesine ve ölmesine sebep olmaktadır. Bu durumda kanın kalpten sağlıklı bir şekilde vücuda pompalanmasında yetersizlik oluşur. Sonuç olarak çabuk yorulma ve vücudun yeterli oksijeni alamamasına bağlı şikâyetler ortaya çıkar. Tedavi edilmediği takdirde, koroner arter hastalığı iyice ilerleyerek, kalp kaslarının kalıcı hasar görmesine ve ciddi kalp hastalıklarının ortaya çıkmasına neden olabilir.

Nedenleri;

Koroner arter hastalığı, kalbi besleyen damarlar olan koroner arterlerin duvarında kolesterol içerikli yağlı plakların birikerek yıllar içinde damarı tıkaması sonucu oluşmaktadır. Damar duvarındaki yağ birikim sürecine “ateroskleroz”  denir. Ateroskleroz ile kalp damarının giderek tıkanması kalp kasının oksijensiz kalmasına ve uzun vadede kalp yetersizliğine yol açmaktadır.

Belirtileri;

Koroner arter hastalığının şiddeti ve bulguları kişiden kişiye farklılık gösterir. Bu yüzden bazı vakalarda hastalık hiçbir belirti vermeyebilir. Hastalık ilerledikçe semptomlar daha belirgin hâle gelir. Kalbin yeterince beslenememesine bağlı olarak kişide göğüs ağrısı şikayeti ortaya çıkar. Bazı vakalarda kolda uyuşma gibi belirtiler görülebilir. Fiziksel aktivite sırasında zorlanma, sıkıştırıcı nitelikte ağrı gibi yakınmalar, istirahatle birlikte geçer. Ayrıca koroner arter hastalığına bağlı olarak solunum güçlüğü, göğüste baskı hissi, yanma ve yorgunluk gibi belirtiler de görülebilir.

Koroner arter hastalığı kimlerde görülür?

Koroner arter hastalıkları genelde 40 yaş ve üzeri kişilerde ortaya çıkar. Erkeklerde görülme olasılığı, kadınlara göre 3-4 kat daha fazladır. Özellikle ailesinde koroner arter hastalık geçmişi olan kişiler, riskli grupta kabul edilir. Östrojen hormonunun, koroner hastalıklardan koruma görevi olduğu bilinmektedir. Bu nedenle koroner arter hastalık, kadınlarda menopoz döneminden sonra, daha sık görülmektedir.

Koroner arter hastalığına neden olan risk faktörleri nelerdir?

Yaş, cinsiyet ve genetik faktörler dışında koroner arter hastalığının oluşmasındaki en büyük etken; yanlış beslenme biçimi ve zararlı alışkanlıklardır. Sigara, koroner arter hastalığının ortaya çıkmasında çok büyük bir tetikleyicidir. Aşırı yağlı beslenmek ve az hareketlilik de kolesterolün yükselmesine neden olur. Kolesterol yükseldikçe, koroner damarların içerisinde “atherosklerotik plak” dediğimiz yağ tabakası oluşma riski artar ve koroner damarlar zamanla tıkanabilir.

Tedavisi;

Kalp damar hastalığı teşhisi konan hastalara 3 farklı tedavi yöntemi uygulanıyor. Bunlar ilaç tedavisi, perkütan koroner girişimler ve açık kalp ameliyatı. Bunların içerisinden en uygun tedavi şekline hasta ve doktor birlikte karar veriyor.

İlaç tedavisi; Kalp damar hastalığı teşhis edilmemiş (birincil koruma) ve edilmiş (ikincil koruma) hastalarda ilaç tedavisi farklılık gösteriyor. Her kalp damar hastasının her gün 100-300 mg aspirin kullanması gerekiyor. Ancak her sağlıklı bireye aspirin kullanması önerilmiyor. Yalnızca sağlıklı birey olmasına rağmen 10 yıllık kalp krizi geçirme olasılığı yüzde 6’nın üzerinde çıkan kişilerin de aspirin kullanması öneriliyor.

Yine birincil korumada hastaların diyabet ve tansiyon ilaçlarını düzenli kullanmaları önemli. Birincil ve ikincil korumada kolesterol ilaçlarının başlama kriterleri de farklı. Diğer kullanılan ilaç grupları hemen hemen aynı.

Koroner anjiyoplasti ve stent uygulamaları; Kalp damarlarındaki yerel daralmaların cerrahi olmayan bir yol ile açılması işlemine koroner anjiyoplasti (balonla damar açılması) adı veriliyor.

Kasık atardamarlarından girilerek, kalbin damarlarına doğru itilip buraya yerleştirilen ‘kılavuz tel’ aracılığıyla sönük durumdaki balon, bu kılavuz tel üzerinden kaydırılarak darlığın olduğu bölgeye yerleştiriliyor ve dışarıdan verilen basınçla şişirilip (yaklaşık 3 cm. boyunda ve 3-4mm. eninde) kalp damarı tıkanıklığı açılmış oluyor.

Bypass; Koroner arter bypass cerrahisi, tıkalı veya daralmış olan arter kısmın ötesinde başka bir yol oluşturarak, kalbin yeniden beslenmesine olanak tanıyor. Birden fazla tıkalı damar durumunda birden fazla bypass işlemi gerçekleştiriliyor.

Bypass yapmak üzere kullanılacak damar ya da diğer adıyla greftler göğüs, kalp ya da bacaktan alınarak tıkalı koroner artere bağlanıyor. Sıklıkla kullanılan greftler göğüs duvarından alınan meme atardamarı, koldan alınan aort damarı ve bacaktan alınan toplardamarı oluyor.

Minimal invaziv yöntemler; Minimal invaziv bir teknik olan endoskopik cerrahide, özel endoskopik cihazlar ile göğüs bölgesine açılan küçük kesilerin içerisinden açık kalp operasyonları gerçekleştirilebiliyor. Ameliyat sırasında cerrahi enstrümanlar, tamamen cerrahın kendi kontrolünde oluyor.

Endoskopik yöntem ile koroner bypass işlemi, kapak tamirleri, kapak değişim işlemleri, kalp deliklerinin kapatılması ve ritim tedavisi için ablasyon işlemleri uygulanabiliyor.

Robotik cerrahi; Ameliyat amaçlı geliştirilmiş bir robot, cerrahların yönlendirmesi sonucunda operasyonu gerçekleştiriyor. Robotik cerrahinin endoskopik cerrahiden temel farkı, cerrahın bir monitörden izleyerek robotun kollarını uzaktan kumanda ederek çalıştırmasıdır.

Ameliyat sırasında cerrah, hastanın yattığı masanın biraz ilerisinde bulunan, ameliyatı kumanda edebileceği bir konsola oturuyor. Bu konsoldan görüntü alıyor ve robotun kollarını hareket ettirebiliyor. Cerrah da, bu görüntüler eşliğinde, bir cerrah eli gibi hareket edebilen robotun diğer kollarını harekete geçirerek zor ve hassas bir ameliyatı gerçekleştiriyor.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Konversiyon Bozukluğu (Histeri) nedir? Detaylar

Psikolojik etkenlerin neden olduğu ve fiziksel bir bozukluğu düşündürecek biçimde bedensel işlevsellikte değişme ya da kayıplarla giden bir bozukluk olarak tanımlanan konversiyon bozukluğu (KB) Batı ülkelerinde giderek azalma gösterdiğinin bildirilmesine rağmen ülkemizde hala sık karşılaşılan bir bozukluktur.

Konversiyonun kelime anlamı döndürmedir. Konversiyon bozukluğu çeşitli ruhsal sıkıntıların (üzüntü, korku, utanç, öfke) bedensel sorunlara (konuşamama, bayılma, felç, güçsüzlük, duyu kaybı vb) dönüşmesi anlamına gelir. Bu  hastalarda yapılan bütün tetkik ve incelemelere rağmen bu belirtilere neden olabilecek bir bedensel hastalık bulunamaz. Kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat fazla görülmektedir. Her yaşta görülebilir, çocuklarda da nadiren görülebilir, sıklıkla ergenlik ve gençlik döneminde ortaya çıkmaktadır. 10 yaşın altında ve 35 yaşın üstünde seyrek görülmektedir.

Nedenleri;

Konversiyon bozukluğu çeşitli ruhsal zorlanmalar karşısında bazı bireylerin tepki verme biçimidir, yani kişinin başa çıkamadığı sorunlar, çevresel olaylar (aile içi tartışma, ailevi sorunlar, şiddete maruz kalma, kendisine yakıştıramadığı bir olaydan dolayı kendisini suçlama veya başkaları tarafından suçlanma, aşırı korku, endişe, pişmanlık) olduğunda bu duruma verdiği tepkisi biçimidir.

Disosiyatif bayılma veya kendinden geçmeyi kişinin olumsuz yoğun duygulardan geçici olarak uzaklaşmasını sağlayan bir korunma düzeneğidir. Bu tür bayılmalar elektrikli cihazları yüksek voltajdan koruma işlevi gören sigortanın yüksek voltaj geldiğinde atarak elektriği kesip sistemi kapatmasına benzer. Birey bilinçli bir haldeyken kaldıramayacağı yoğun olumsuz duygulara (öfke, üzüntü, utanç, korku vb) maruz kaldığında “sigorta atarak” kişi bilincini kaybetmekte ve bu yoğun ruhsal acıdan geçici olarak kurtulmaktadır.

Disosiyatif bozukluk sakin, kibar, insanları üzmek istemeyen ve onlara hayır diyemeyen insanlarda sık görülür. Buna dayalı olarak ta konversiyon bozukluğu olan ve çevresi ile sözel iletişim kuramayan ve sıkıntılarını paylaşamayan insanların bu sıkıntılarının bedene yansıyarak bir anlamda bedenleriyle sıkıntılarını dile getirdikleri düşünülmektedir. Belirtiler her tür ruhsal baskı yaratan olaya bağlı çıkabilir (yas, ölüm, tartışma, ekonomik güçlük, ailevi sorunlar)

Konversiyon belirtileri ruhsal olarak iki yarar sağlar: İlk olarak kişi kendisinde sorun yaratan ruhsal sıkıntıdan kurtulur, ayrıca dolaylı olarak rahatsızlığı nedeniyle çevresinin tutumu daha destekleyici hale gelip kendisine anlayış gösterilebilir.

Bazı durumlarda ortaya çıkan belirtilerin kişinin yaşadıklarıyla bağlantısı olabilir örneğin görmemesi gereken bir olaya tanık olan bir kişide körlük veya işitmemesi gereken şeleri işiten bir kişide konuşamama ortaya çıkabilir. Konversiyon bozukluğu olan kişilerin belirtileri bazen aile veya yakın akraba ve komşularda görülen hastalık belirtilerini taklit edebilir. Örneğin yakın çevresinde gerçek bir sara hastası veya bayılma tipi konversiyon bozukluğu olan bir kişide konversiyon bozukluğu oluşursa buna benzer bayılmalar görülebilir.

Belirtileri;

Konversiyon bozukluğu, yaşanan psikolojik sıkıntılar sonucunda bazı bireylerin bedensel olarak vermiş olduğu tepkilerdir. Yani ana neden yaşanan psikolojik sorunla başa çıkamamadır. Bayılma, felç geçirme, güçsüzlük veya duyu kayıplarıyla kişi içinde bulunduğu olumsuz psikolojik durumlardan kaçmaya çalışmaktadır. Yani kişiler aslında sağlıklı bir halde iken yaşadıkları olumsuzlukları kaldıramayan bünyeleri böyle tepkiler vermektedir.

Konversiyon bozukluğu daha çok kadınlarda görülmekle birlikte genele göre daha sakin, kibar, karşısındaki insanları kırmak istemeyen veya hayır demekte zorlanan insanlarda daha fazla görülmektedir. Her yaşta görülebilen bu rahatsızlık çocuklarda çok nadir görülmekle birlikte daha çok ergenlik ve gençlik dönemlerinde kendini göstermektedir.

Tanısı:

Kişiye konversiyon bozukluğu tanısı konulabilmesi için, bedensel yakınmasına eşlik eden fiziksel bir sorunu bulunmamalıdır. Yani bayılma, kol veya bacaklarda uyuşma veya hissizlik-güçsüzlük, ses kısılması, görememe gibi bedensel şikayetlerin, fiziksel bir nedene bağlı olmaksızın ortaya çıkmış olması gerekir. Bu nedenle, öncelikle fiziksel nedenlerin kapsamlı bir şekilde araştırılması gerekir. Konversiyon bozukluğu olan kişiler, öykü aktarırken genellikle ortaya çıkan bedensel sorunları önemsizmiş gibi anlatırlar. Bu duruma güzel aldırmazlık (la belle indifférence) denir.

Tedavisi;

Konversiyon bozukluğu yaşadığı şüphelenilen hastaların öncelikle bedensel olarak incelenmeleri gerekmektedir. Yaşanan rahatsızlıkların fiziksel sebeplerden değil de psikolojik sebepler yüzünden ortaya çıktığı anlaşıldıktan sonra ise konversiyon bozukluğu tanısı konulup tedavi süreci başlatılabilir.

Konversiyon bozukluğu çeken hastalarda en önemli nokta hastanın konuşabilir düzeye geldiği zaman yani kendisini ifade edebilmeye başladığı zaman psikiyatri hekimine görünmesidir. Psikolojik terapiler ve ailenin desteği ile tedavi sürecinde olumlu anlamda ilerlemeler sağlanabilir.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

Kolesterol nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Bir tür lipit olan Kolesterol, karaciğerin doğal olarak ürettiği, mumsu, yağ benzeri bir maddedir. Hücre zarlarının, belirli hormonların ve D vitamini oluşumu için hayati öneme sahiptir. Kolesterol suda çözünmez, bu nedenle kanda kendi başına dolaşamaz. Kolesterolün taşınmasına yardımcı olmak için karaciğerin lipoprotein üretmesi gerekir.

Kolesterol, hayvan hücrelerinin zarlarında bulunan ve aynı zamanda kan plazmasında taşınan, vücutta özellikle endokrin sistem ve sindirim sisteminde birtakım görevlere sahip olan yağ benzeri bir maddedir. Hayvansal kaynaklı besinlerde bulunan ve bu besinlerin tüketilmesi ile vücuda alınan kolesterol, aynı zamanda vücutta da karaciğer başta olmak üzere ince bağırsak, böbrek üstü bezleri, üreme organları gibi pek çok dokuda sentezlenir. Tüm vücut hücrelerinde bulunan ve hücre zarının temel bileşenleri arasında yer alan kolesterolün vücutta pek çok işlevi vardır.

Buna karşılık kandaki kolesterol seviyesinin normalin üzerine çıkması, kalp ve damar hastalıkları ve safra kesesi hastalıkları gibi pek çok hastalığa zemin hazırlar. Kanda biriken kötü kolesterol, damar duvarlarına yerleşerek damar tıkanıklarının oluşmasına neden olur. Ayrıca yine normalden yüksek seviyede olan kolesterol, safra kesesinde bulunan bazı maddeler ile birleşerek safra taşlarının oluşumuna yol açabilir.

Kolesterol çeşitleri;

Kolesterol, vücut için gerekli maddelerden biridir. Hücre duvar yapısına katkıda bulunmasının yanı sıra sindirim sistemi organlarından biri olan bağırsaklarda, safra asitlerinin oluşumunda da rol oynar. Vücudun D vitaminini işlemesinde, üreme ve kortizol hormonlarının üretilmesinde önemli bir role sahiptir. Kolesterolün dolaşım sistemi aracılığıyla taşınabilmesi için suda çözünebilir nitelikte olması gerekir.

Suda çözünme özelliği bulunmayan kolesterolün kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde lipoproteinlerle paket edilir. Farklı bir deyişle karaciğerde protein ile birleştirilir. İki farklı lipoprotein türü bulunur. Lipoproteinlerin türleri aynı zamanda kolesterol çeşitlerini de belirler:

  • HDL (İyi kolesterol): Yalnızca vücut tarafından sentezlenebilen HDL, besinler yoluyla alınamaz. Halk arasında iyi huylu kolesterol olarak da bilinen HDL, tıpta yüksek yoğunluklu lipoprotein olarak tanımlanır. Doku ve damarlarda bulunan kolesterolün karaciğere taşınmasını sağlayarak kan düzeyindeki kolesterol seviyesinin dengelenmesine yardımcı olur. Vücudun ihtiyaç duyduğu kolesterol miktarının üzerindeki kolesterolün vücutta birikmesini engelleyerek damar sertliği gibi sağlık problemlerinin önlenmesine etki eder. İyi kolesterolün kan düzeyindeki her 1 mg/dL’lik artışı kalp damar hastalıklarının gelişme riskini %2 oranında artırır. Herhangi bir sağlık problemi olmasa bile 20 yaşından sonra her bireyin en az 5 yılda bir kez HDL kolesterol düzeyini ölçtürmesi gerekir. HDL değerinin doğru şekilde yorumlanabilmesi için diğer kan parametrelerinin de bilinmesi gerekir.
  • LDL (Kötü kolesterol): Kolesterolün dokulara taşınmasını sağlayan LDL, halk arasında kötü kolesterol olarak bilinir. Kolesterolün dokulara fazla miktarda taşınmasına bağlı olarak kişinin kan damarı duvarlarında ateroskleroz olarak tanımlanan damar sertliği oluşur. Dolaşım sistemindeki kolesterol yüksekliğine bağlı olarak aterosklerotik plakların zaman içinde birikmesiyle ortaya çıkan damar sertliği, yaşamsal fonksiyonları bulunan doku ve organlara kan akımının bozulmasına neden olur. Kalp krizi, böbrek yetmezliği ve inme gibi çok ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Farklı bir deyişle kan düzeyindeki LDL değerinin 10 mg/dL artması, kişinin kalp krizi geçirme riskini %20 oranında artırır. LDL sonucunun doğru yorumlanabilmesi için HDL gibi diğer kan değerlerinin de ölçülmesi gerekir. 20 yaşından sonra herkesin en az 5 yılda bir kez kolesterol düzeylerini ölçtürmesi gerekir.

Kolesterol belirtileri nelerdir?

Kolesterol, hücre yapısının inşa edilmesinde kullanılan, hormon ve enerji üretimine katkıda bulunan, balmumuna benzer bir yağdır. Vücudumuz, ihtiyaç duyduğu miktarda kolesterol üretebilmektedir, aynı zamanda tükettiğimiz gıdalardan da kolesterol alırız

Kolesterol fazlası (yüksek kolesterol), kolesterolün yapısı nedeniyle bir süre sonra damarlarda birikmeye ve plakalar oluşturmaya başlar.

Yüksek kolesterol tek başına bir hastalık değildir ancak, damarları etkilemesi nedeniyle başta kalp ve damar hastalıkları olmak üzere hayati tehlike taşıyan diğer hastalıklara yol açabilir.

Yüksek kolesterol belirtileri;

Basitçe özetlemek gerekirse, iyi (HDL) ve kötü (LDL) olarak 2 ana kolesterol tipi bulunmaktadır.

İyi kolesterol, kötü kolesterol seviyesinin düşürülmesine ve damarlardaki plak tabakalarının temizlenmesine yardımcı olurken, kötü kolesterol damar tıkanıklığına, kalp hastalıklarına ve kan dolaşımı sorunlarına yol açar.

Yüksek kolesterolü, sağlık açısından bu kadar tehlikeli yapan şey genellikle kötü kolesterolü yüksek olan kişilerde herhangi bir belirti görülmemesidir.

Yani, uzun yıllar yüksek kolesterol seviyeleriyle yaşasanız dahi damar veya kalple ilgili bir sorun yaşanmadıkça kolesterol seviyenizin normalden yüksek olduğunu fark etmeyebilirsiniz. Eğer bu dönemde kolesterol ölçümü yaptırmadıysanız kolesterol damarlarda birikmeye başlamış olabilir.

Yüksek kolesterol sizi hasta yapmaz, günlük yaşantınızı etkilemez, belirtisi yok denebilecek kadar azdır ve genellikle rutin kontroller sırasında yapılan testlerle belirlenebilmektedir.

Nadir olmakla birlikte yüksek kolesterolü bulunan bazı kişilerde, cilt tabakasında biriken kolesterol göz çevresiyle el ve ayaklarda kabarıklıklara yol açabilir. Bu kabarıklıklar yağ bezesine benzer şekillerde görülebilir.

Yüksek kolesterolün riskleri;

Kolesterolün yüksek olup olmadığını bilmemek maalesef yol açabileceği hastalıkları önlemez. Uzun süre yüksek kolesterolü bulunan kişilerin karşılaşabileceği en büyük tehlikelerden biri damar tıkanıklığıdır.

Kolesterolün damar duvarına yapışmasıyla başlayan süreç, zaman içinde damarın elastikiyetini kaybederek sertleşmesi ve kan akışı için kullanılan yolun daralmasıyla devam eder.

Bu plaklar damarları çatlatabilir ve çatlaklarda kan pıhtılaşması oluşabilir. Pıhtılaşma, zaten kolesterol birikimi nedeniyle daralan damarı iyice daraltabilir ve kan akışını durma noktasına getirebilir. Tüm bunların sonucunda da inme ve kalp krizi gibi hayati tehlike yaratan sağlık sorunları görülebilir.

Kolesterol neden yükselir?

Kolesterol vücudumuz tarafından (karaciğer) üretilebildiği için gıdalardan aldığımız kolesterol genel olarak kolesterol fazlası olarak kabul edilebilir.

Omega 3 ve omega 6 gibi esansiyel yağ asitleri içeren gıdalar (badem, keten tohumu, balık, fındık…) sağlıklı yağ ve iyi kolesterol kaynakları arasında gösterilirken, doymuş yağ oranı yüksek gıdalar (margarin, tereyağ, yağlı peynir, tam yağlı süt…), trans yağ içeren gıdalar (kızarmış patates, krakerler, kızartma yemekler, hazır kurabiye, fast-food…) yüksek kolesterol tetikleyicileri arasındadır.

Fiziksel olarak aktif olmamak, spordan uzak durmak ve aşırı kilolu olmak yüksek kolesterolün diğer nedenleri arasında sayılmaktadır. Tabii her fazla kilosu bulunan insanın kolesterol seviyesi yüksek olacak diye bir genelleme yapmak doğru olmaz ancak, fazla kilosu bulunanların çoğunda yüksek kolesterol görülmektedir.

Yaş aldıkça kolesterol seviyesi de artmaya başlar. Bu nedenle uzmanlar, 20 yaşından sonra her 5 senede bir, 40 yaşından sonra her 1-2 senede bir kolesterol ölçümü yaptırılmasını öneriyor.

Eğer yüksek kolesterolünüz varsa ve bunu beslenme ile kontrol altında tutmaya çalışıyorsanız, hangi yaşta olduğunuza bağlı olmadan, her yıl kolesterol ölçümü yaptırmanız gerekiyor. Kolesterol ilacı kullanıyorsanız doktorunuz büyük ihtimalle her 6 ayda bir kolesterol ölçümü isteyecektir.

Düzenli olarak egzersiz yapmanıza ve ideal kilonuzda olmanıza rağmen kolesterolünüz yüksek çıktıysa bunun nedeni aile bireylerinizden birinin kolesterolünün yüksek olması olabilir. Yüksek kolesterol genetikle yakından ilgilidir ve kalıtımsal olarak diğer aile bireylerine miras kalabilir. Son olarak, hipotiroid, şeker hastalığı, böbrek ve karaciğer hastalıkları gibi bazı hastalıkların kolesterolü yükselttiği bilinmektedir.

Yüksek kolesterol tanısı nasıl koyulur?

Kolesterol seviyesinin ölçümü için laboratuvar testi yapılması gerekir. Kan tahlili öncesinde test sonuçlarının etkilenmemesi için 12 saatlik açlık gerekir. Alınan kan numunesinde kan düzeyindeki LDL, HDL ve trigliserid düzeyleri ölçülür ve oranları belirlenir.

Trigliserid, kanda bulunan bir diğer lipit türüdür ve vücudun ihtiyaç duymadığı yağlar trigliserid formunda depolanır. Sağlıklı bireylerde LDL düzeyi 130 mg/dL, total kolesterol 200 ml/dL ve trigliserid 150 mg/dL düzeyinin altındadır. HDL ise kadınlarda 40 mg/dL, erkeklerde ise 50 mg/dL değerinin üzerinde olmalıdır. Elde edilen veriler ışığında kolesterol tanısı koyulur.

Yüksek kolesterol nasıl tedavi edilebilir?

Kolesterol tedavisi, ilaçlı olarak yapılsa da tedavi mutlaka yaşam tarzı değişikliğiyle desteklenmelidir. Farklı bir deyişle tek başına ilaç tedavisi kolesterolün dengelenmesini sağlayamaz. Lipit değerlerinin düşürülmesi için en iyi yol, yaşam tarzının değiştirilmesidir. Yağlı besinlerin tüketiminin sınırlandırılması, sıvı yağ tüketiminin tercih edilmesi, besleyici değeri düşük yüksek kalorili besinlerden kaçınılması, düzenli egzersiz yapılması, fazla kiloların verilmesi, iyi kolesterol düzeyinin artmasını ve trigliserid değerinin düşmesini sağlar. Ayrıca düzenli egzersiz ve sağlıklı beslenme, LDL düzeyinin de %10 ila %15 oranında düşmesini sağlayabilir. Yaşam tarzında yapılan değişikliklerle kolesterol düzeyi çoğunlukla istenilen düzeye geriler. Bu durumda tedavi için ilaç kullanılmasına gerek kalmaz. Ancak tüm çabalara rağmen kolesterol seviyesinin dengelenmemesi durumunda tedavi ilaçla desteklenir.

Kolesterol diyeti;

Hekimin önerileri de göz önünde bulundurularak diyetisyen tarafından hazırlanacak olan bir beslenme planı uygulanarak beslenme yolu ile vücuda alınan kolesterol miktarının azaltılması, bu sayede kandaki yüksek kolesterol düzeyinin normale indirilmesi amaçlanır. Kolesterolün tamamı hayvansal kaynaklı besinler ve hayvansal yağlar ile vücuda alınmakta olduğu için bu besinlerin beslenme planı içerisine dengeli bir şekilde dağıtılması ile kolesterol diyeti hazırlanır. Bu diyet ile vücuda günlük olarak alınan kolesterol miktarı 300 mg’ın altında tutulabilir.

Süt ve süt ürünlerinin yarım yağlı veya yağsız olanlarının tercih edilmesi, kolesterol seviyelerinin dengelenmesine yardımcı olan Omega 3 ve Omega 9 yağ asitlerini içeren besinlerin tüketilmesi, kırmızı et tüketiminin haftada 1-2 günü geçmemesi, tavuk etinin yağlardan zengin olan derisiz kısımlarının tercih edilmesi diyetin temel ilkeleri arasında yer alır. Kolesterol diyeti uygulayan kişilerde kolesterol seviyesini yükselten ve vücuda daha pek çok farklı zarara yol açan trans yağ asitlerini içeren fast food ürünlerinin de tüketilmemesi gerekir. Tereyağı ve kuyruk yağı gibi hayvansal kaynaklı yağlar diyetten çıkarılırken taze sebze ve meyve tüketimine ağırlık verilir.

Kolesterol diyetlerinde oldukça fazla tartışılan bir besin olan yumurta hakkında bilim dünyasında pek çok farklı görüş bulunmaktadır. Fakat son yapılan çalışmalarda yumurtanın kolesterol içeriğinin yüksek görünmesine karşın yağ asidi örüntüsünün oldukça dengeli olması nedeniyle kan kolesterolünü yükseltici etki sağlamadığı üzerinde durulmaktadır. Bu nedenle protein kalitesi oldukça yüksek ve besleyici olan yumurtanın kolesterol diyetlerinde haftada 2-3 kez tüketiminde herhangi bir sakınca olmadığı belirtilmektedir. Eğer siz de yüksek kolesterol tanısı almış bir birey iseniz bir sağlık kuruluşuna başvurarak rutin kan testlerinizi düzenli olarak yaptırmalı hekiminizin vereceği öneriler doğrultusunda tedavi planınızı uygulamaya özen göstermelisiniz.

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın

KOAH nedir? Nedenleri, Belirtileri, Tedavisi

Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı kelimelerinin baş harfleri ile adlandırılan KOAH, akciğerlerdeki hava keseciklerinin iltihapla tıkanması sonucunda, şiddetli öksürük gibi şikâyetlere yol açan kronik bir hastalıktır. KOAH’ ın akciğerde yarattığı değişiklikler diğer hastalıklara da sebep olabilmektedir. Bu yüzden KOAH hastası olan kişilerde bu hastalığa amfizem ve kronik bronşit gibi tanılar da eşlik edebilir.

Nefes alma ile birlikte akciğerlere dolan temiz hava bronşlar tarafından emilir ve temiz hava içerisinde yer alan oksijen, kan ile dokulara ulaştırılır. Koah hastalığının oluştuğunda bronşlar tıkanarak akciğer kapasitesinin büyük oranda azalmasına neden olur. Bu durumda alınan temiz hava akciğerlerden yeteri kadar emilemez, dolayısıyla kan ile dokulara yeterli oksijen iletimi sağlanamaz.

Nedenleri;

  • Sigara, pipo, nargile gibi tütünlerin tüketimi en büyük nedenler arasındadır.
  • Hava kirliliğinden kaynaklı çeşitli gazlar, nefes alışverişlerde zorluklar yaratır.
  • Kimyasallar
  • Yakıtlar
  • Genetik faktörler

Belirtileri; Öksürük, balgam, nefes darlığıdır. Diğer şikayetler ise:

  • Bol terleme
  • Dilde, dudaklarda, parmak uçlarında morarma
  • Şiddetli baş ağrısı
  • Çarpıntı
  • Gündüzleri uyuklama, geceleri uykusuzluk
  • Zihinsel faaliyetlerde azalma, unutkanlık, dikkatsizlik
  • Aşırı sinirlilik
  • Şiddetli halsizlik, yorgunluk
  • Zayıflama
  • Cinsel güçte azalma
  • Mide rahatsızlıkları, karında şişkinlik ve hazımsızlık
  • Kabızlık
  • Ellerde ve ayaklarda uyuşma, karıncalanma, yanma hissi
  • Ellerde titreme

Hastalığın ilk yıllarında sabahları öksürük ve balgam çıkarma şikayetleri varken sigara içmeye devam edilirse hastalık ilerler, öksürük şiddetlenir, balgam miktarı artar. Daha sonra nefes darlığı şikayeti ortaya çıkar. Hastalığın erken dönemlerinde hızlı yürüme, merdiven çıkma, koşma gibi eforlarda nefes darlığı hissedilirken hastalık ilerledikçe istirahatte dahi nefes darlığı oluşur.

Hastaların şikayetleri kirli ve soğuk havalarda, kış aylarında ve nezle, grip gibi üst solunum yolu enfeksiyonları ile artış gösterir. Ağır KOAH hastalarında sadece akciğerlere yönelik şikayetler ortaya çıkmaz, kalp ve dolaşım bozukluklarına bağlı şikayetler de görülmeye başlar. Hastalığın ilerlemesi ile oksijen destek tedavisi ve solunum cihazına bağlanma ihtiyacı gelişebilir.

Tanısı;

KOAH tanısı kişinin muayenesi sonrası şikayetleri de göz önünde bulundurularak konulmaktadır. KOAH tanısı için hekiminiz tarafından birden fazla test önerilebilir. Bu testlerden bazıları; Akciğer röntgeni, kan sayımı, biyokimya, arteryal kan gazı tayini, solunum testi ve hekim tarafından gerekli görülmesi durumunda tomografi çekimidir.

Solunum fonksiyon testi (spirometri) KOAH tanısının kesinleştirilmesinde kullanılan bir tetkiktir. Uzun dönemli nefes darlığı, öksürük ve balgam şikayeti olan, sigara kullanma öyküsü bulunan hastaların solunum hacimleri ve havanın solunma hızı tespit edilerek KOAH tanısının konmasında ve diğer akciğer hastalıklarından ayrıştırılmasında büyük önem taşımaktadır.

Akciğer röntgeni ile kan tetkikleri, özellikle bir akciğer enfeksiyonu şüphesinde kullanılmaktadır. Arteryal kan gazı ise solunum yetmezliği durumunda, yetmezliğin seviyesini ve türünü saptamak için kullanılmaktadır.

Tedavisi;

Koah tedavisi genellikle hastalığın ortadan kaldırılmasına yönelik değil, belirti ve rahatsızlıkların şiddetinin azaltılmasına yönelik girişimler içerir. Bu noktada tedavi için uygulanacak ilk adım, eğer kullanılıyorsa sigaranın bırakılması ve hava kirliliği bulunan ortamlardan uzaklaşılması olmalıdır. Sigaranın bırakılması ile birlikte bronşlardaki tıkanıklık şiddeti bir nebze hafifler ve kişinin nefes darlığı şikayeti büyük oranda azalır.

Tedavide önemli noktalar;

  • Sigara mutlaka bırakılmalıdır
  • Tozlu ve dumanlı ortamlarda bulunulmamalıdır
  • İnhaler tedavisi dediğimiz nefes yoluyla alınan spreylerin doktorun önerdiği doz ve şekilde kullanılması önemlidir
  • İlerlemiş hastalıkta oksijen tedavisi gerekebilir, önerilen sürede kullanılmalıdır
  • Koruyucu aşıların, grip ve zatürre aşısı gibi yaptırılması önemlidir
  • Düzenli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli, kilo almamaya özen gösterilmelidir
  • Düzenli doktor kontrollerine gitmek hastalığın kontrol altına alınması, alevlenmelerin yaşanmaması, daha kaliteli bir yaşam için önemlidir

Dikkat: Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır. Tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Paylaşın