Tekelci Kapitalizm (Monopoly Capitalism), kapitalizmin, serbest rekabetin azaldığı ve piyasaların büyük şirketler ya da tekeller tarafından domine edildiği bir aşamasını ifade etmektedir.
Kurtuluş Aladağ / Bu kavram, özellikle Marksist iktisatçılar tarafından, kapitalizmin gelişim sürecinde rekabetçi piyasalardan tekelci yapılara geçişi tanımlamak için kullanılmaktadır.
Tekelci kapitalizm, 19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında, sanayi devriminin etkisiyle büyük şirketlerin (tröstler, karteller, holdingler) piyasalarda hakimiyet kurmaya başladığı dönemde belirginleşmiştir.
Bu sistemde; Büyük şirketler, birleşmeler, satın almalar veya anlaşmalar yoluyla rakiplerini ortadan kaldırarak piyasayı kontrol etmektedir. Bu, rekabetin azalmasına ve fiyatların tekeller tarafından belirlenmesine yol açmaktadır.
Karl Marx, sermayenin, az sayıda büyük aktörün elinde toplanığı bu süreci “sermayenin yoğunlaşması ve merkezileşmesi” olarak tanımlamıştır.
Vladimir Lenin, bankaların ve finans kuruluşlarının, sanayi sermayesiyle birleşerek ekonomik gücü daha da yoğunlaştırdığı bu durumu Emperyalizm, Kapitalizmin En Yüksek Aşaması (1916) adlı eserinde detaylıca ele almış ve tekelci kapitalizmi emperyalizmle ilişkilendirmiştir.
Tekelci kapitalizm, genellikle devletin desteğiyle güçlenirken Lenin, bu durumu “devlet – tekelci kapitalizm” olarak adlandırmış ve özellikle emperyalist savaşların bu süreci hızlandırdığını belirtmiştir.
Tekelci kapitalizmde, mali sermaye spekülatif hareketleriyle krizlere neden olabilir. Lenin, bu durumu, mali sermayenin egemenliğinin, kapitalizmin çelişkilerini derinleştirdiği şeklinde ifade etmiştir.
Cecilia Rikap gibi çağdaş düşünürler, günümüzde tekelci kapitalizmin “entelektüel tekelci kapitalizm” biçimine evrildiğini savunmaktadır. Büyük teknoloji şirketleri (ör. GAFAM), bilgi ve teknoloji üzerindeki tekelleriyle hem rant elde etmekte hem de inovasyonu kontrol etmektedir.
Tekelci kapitalizm, Sanayi Devrimi’nin ardından, özellikle ABD ve Avrupa’da demiryolu, petrol ve çelik sektörlerinde tröstlerin oluşumuyla güçlenmiştir. Örneğin, ABD’de Rockefeller’in Standard Oil şirketi, piyasayı domine eden bir tekel örneğiydi.
II. Emperyal Paylaşım Savaşı (II. Dünya Savaşı) sonrası dönemde, Keynesyen politikalarla devlet müdahalesi artsa da, 1980’lerden itibaren neoliberal politikalar tekelci yapıların yeniden güçlenmesine yol açmıştır.
Günümüz: Dijital çağda, Amazon, Google, Meta gibi teknoloji devleri, entelektüel mülkiyet ve veri kontrolüyle tekelci kapitalizmin yeni biçimlerini oluşturmaktadırlar. Yanis Varufakis, bu durumu “teknofeodalizm” olarak adlandırarak, kapitalizmin geleneksel pazarlardan dijital platformlara kaydığını iddia etmektedir.
Paul Sweezy ve Paul A. Baran gibi Marksist iktisatçılar, tekelci kapitalizmin ekonomik durgunluğa ve artı-değer krizine yol açtığını savunmuştur. Sweezy’nin “Kapitalist Gelişme Teorisi” adlı eseri, bu konuda temel bir kaynaktır.
Tekelci kapitalizmde, cinsiyet eşitliği gibi sosyal meseleler şirketlerin çıkarları doğrultusunda kullanılabilir. Örneğin, büyük şirketlerin “kadın dostu” politikaları, emek sömürüsünü gizlemek için bir araç olarak görülebilir.
Türkiye’de tekelci kapitalizm, Koç ve Sabancı gibi holdinglerin bankacılık ve sanayi sektörlerinde etkili olmasıyla örneklenir. Hikmet Kıvılcımlı gibi düşünürler, Türkiye’deki finans-kapitalin tekelci yapısını sıkça ele almıştır.
Sonuç olarak; Tekelci kapitalizm, kapitalist sistemin rekabetten uzaklaşarak birkaç büyük aktörün kontrolüne geçtiği bir aşamadır.
Bu sistem, ekonomik güç yoğunlaşması, devlet – sermaye işbirliği ve inovasyonun metalaşması gibi özellikleriyle tanımlanmaktadır. Günümüzde, dijital platformlar ve entelektüel tekeller, bu sistemin yeni yüzünü oluşturmaktadır.































