Suriye İle Normalleşme: Esad’dan Erdoğan’la Görüşme Açıklaması

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi adımları kapsamında Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir araya gelebileceği belirtiliyordu.

Haber Merkezi / Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Syk News Arabia kanalı ile özel mülakatında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile olası bir görüşmeye ilişkin açıklamalarda bulundu. Esad, “Görüşme Erdoğan’ın koşulları altında gerçekleşemez” dedi.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

İsrail, Batı Şeria’da Üç Filistinliyi Öldürdü

İsrail, işgal altında tuttuğu Batı Şeria’nın kuzeyinde üç Filistinli militanı öldürdüğünü duyurdu. İsrail’in ayrıca Suriye’nin başkenti Şam’ın çevresini hedef alan bir füze saldırısı düzenlediği de bildirildi.

Filistinli liderler üç Filistinlinin öldüğü saldırıyı kınarken, İsrail saldırıya ilişkin yaptığı açıklamada, Filistinli grubun saldırı gerçekleştirmek üzere hareket halinde olduğunu ve arabalarında otomatik tüfeklerin bulunduğunu söyledi.

Filistinli silahlı gruplar, İsrail saldırısını kınayarak intikam sözü verirken, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu güvenlik güçlerinin eyleminden övgüyle söz etti ve “Bizi saldırmaya çalışanlara karşı her yerde ve her an mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

Hamas Sözcüsü, “Üç Filistinliyi öldüren düşman, suçlarının bedelini ödemekten kaçamayacak” dedi. Gazze ve Batı Şeria’da aktif olan İslami Cihad örgütü ise, “Düşman, akılsızlığının ve terörizminin karşılığını güçlü bir direnişle alacak” şeklinde açıklama yaptı.

Cenin kampı, geçen ay İsrail ordusu tarafından gerçekleştirilen büyük bir askeri operasyona sahne oldu. Bu hafta sonu da bölge yeni şiddet olayları yaşandı.

Cuma günü silahlı Yahudi yerleşimciler bir Batı Şeria’daki Filistin köyüne saldırdı. Saldırıda 19 yaşındaki bir Filistinli genç öldürüldü. İsrail polisi iki yerleşimcinin gözaltına alındığını belirtti. ABD de bu saldırıyı kınadı.

Üç Filistinli gencin Pazar günü Batı Şeria’da öldürülmesinden önce de, Tel Aviv’de bir Filistinli İsrailli bir güvenlik görevlisini öldürdü.

İsrail Şam yakınlarına füze saldırısı düzenledi

Öte taraftan Suriye’nin resmi haber ajansı SANA bugün erken saatlerde, İsrail’in Şam’ın çevresini hedef alan bir füze saldırısında dört askeri öldürdüğünü ve dört askeri yaraladığını duyurdu.

Askeri bir kaynağa dayandırılan haberde, füze saldırısının kısmen maddi hasara sebep olduğu ifade edildi.

Habere göre askeri kaynak, “Bugün sabaha karşı 2:20 sularında düşman İsrail, Suriye’nin işgal altındaki Golan Tepeleri yönünden Şam kenti yakınlarındaki bazı noktaları hedef alan bir hava saldırısı başlattı” dedi.

Kaynak, Suriye hava savunmasının İsrail füzelerini önlediğini ve bazılarını düşürdüğünü söyledi. Reuters haber ajansının ulaştığı İsrail ordusu yorum yapmadı.

İsrail, 2011’de başlayan iç savaşta Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad’ı desteklemesiyle birlikte İran’ın etkisinin arttığı ülkede Tahran bağlantılı olarak gördüğü hedeflere yıllardır saldırılar düzenliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe, VOA Türkçe)

Paylaşın

IŞİD Lideri Usame El Muhacir Suriye’nin Doğusunda Öldürüldü

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) Lideri Usame El Muhacir’in 7 Temmuz’da Suriye’nin doğusunda düzenlenen operasyonda öldürüldüğünü bildirdi.

CENTCOM, tarafından yapılan açıklamada, “IŞİD’in bölge genelinde yenilgiye uğratılması konusunda kararlı olduğumuzu açıkça ifade ettik. IŞİD sadece bölge için değil, bölgenin çok ötesinde bir tehdit oluşturmaktadır” ifadelerine yer verdi.

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) IŞİD liderlerinden Usame El Muhacir’in Suriye’nin doğusunda düzenlenen insansız hava aracı (İHA) saldırısıyla öldürüldüğünü duyurdu.

CENTCOM, saldırının 7 Temmuz Cuma günü MQ-9 Reaper tipi İHA’larca gerçekleştirildiğini belirtti.

CENTCOM açıklamasında aynı İHA’ların saldırıdan önce Suriye’de yaklaşık iki saat boyunca Rus uçaklarınca taciz edildiği bildirildi. Açıklamada, saldırıda sivil can kaybı yaşanmadığı, bir sivilin yaralandığına dair haberlerinse incelendiği ifade edildi.

Bu operasyonla IŞİD’in mağlup edilmesi doğrultusundaki kararlılıklarını bir kez daha gösterdiklerini belirten CENTCOM komutanı Michael Kurilla, söz konusu terör örgütünün “sadece bu bölgede değil, bu bölgenin dışında da bir tehdit olmayı sürdürdüğünü” söyledi.

Associated Press’e konuşan bir ABD Savunma Bakanlığı yetkilisi ise El Muhacir’in Suriye’nin doğusunda değil, kuzeybatıdaki Halep bölgesinde öldürüldüğünü söyledi.

ABD’li yetkili, Suriye’nin genellikle doğusunda faaliyet gösteren El Muhacir’in Halep’te motosikletle seyir hâlindeyken öldürüldüğünü ifade etti. Yetkili, Amerikan İHA’larının Rus uçaklarınca taciz edildikleri sırada da El Muhacir’in peşinde olduklarını belirtti.

ABD ordusunun öldürülen kişinin El Muhacir olduğunu nasıl doğruladığı henüz bilinmiyor.

Suriye’deki son topraklarını 2019’da kaybeden IŞİD’in bu ülkede Türkiye destekli muhaliflerin kontrolündeki bölgelerde saklanan liderlerine yönelik ABD operasyonları son bir yıl içinde yoğunlaştı.

ABD, IŞİD lideri Ebubekir el Bağdadi’nin 2019 yılında öldürülmesinin ardından bu örgütün hayatta kalan ve birçoğu yurt dışında saldırılar planlandığı düşünülen liderlerini hedef almaya başlamıştı.

Paylaşın

Rusya Ve Suriye, İdlib’i Hedef Aldı: Kara Operasyonu Mümkün Mü?

Suriye’nin kuzeyinde yer alan ve ve büyük oranda Heyet-i Tahrir’uş Şam’ın (HTŞ) kontrolünde bulunan İdlib bölgesi, Rusya Hava Kuvvetleri’nin desteğiyle Suriye ordusu tarafından karadan ve havadan hedef alındı.

Bombardıman, HTŞ’nin Hama ve Lazkiye kırsalında can ve mal kaybına neden olan insansız hava aracı (İHA) saldırılarına yanıt olarak gerçekleşirken, Suriye’nin resmi haber ajansı SANA, İdlib kırsalında militanlara ait karargâhlar, silah ve mühimmat depoları ile İHA fırlatma noktalarının imha edildiğini duyurdu.

Suriye Savunma Bakanlığı da saldırılarda HTŞ ve Türkistan İslam Partisi liderlerinin öldürüldüğünü açıkladı. Londra merkezli, muhalif Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR) ise Suriye ordusunun ve HTŞ öncülüğünde İdlip’teki cihatçı örgütlerin katılımıyla oluşturulan ortak askeri operasyon odası “Feth el-Mubîn”in karşılıklı top atışları nedeniyle tarafların kayıp verdiğini belirtti.

Gözlemevi’ne göre, Suriye ordusunun kara bombardımanı sonucu dört, Rusya’nın hava saldırıları sonucu ise 11 sivil, cihatçı grupların İHA saldırıları sonucu dört, roket saldırıları sonucu da iki sivil hayatını kaybetti.

İdlib ve çevresinde artan gerilimin, TSK’nin Şehba bölgesine (Tel Rıfat ve çevresi) yönelik hamleleriyle eşzamanlı gerçekleşmesi dikkat çekiyor. Son haftalarda TSK, Rusya ordusu, Suriye ordusu ve YPG güçlerinin temas hatlarının olduğu bu bölgede de sıcak gelişmeler yaşandı.

Kara operasyonu mümkün mü?

Öte yandan Suriye ordusunun İdlib bölgesine yoğun bir askeri sevkiyat yaptığına ilişkin raporlar mevcut. Suriye ordusuna yakın kaynaklar da M4 otoyolunun ‘yakın zamanda’ tamamen kontrol altına alınacağına ilişkin paylaşımlarda bulunuyor.

Ancak M4 otoyolunun kesintisiz bir şekilde açılabilmesi yalnızca kara-hava bombardımanlarına değil, Suriye ordusu ve müttefiklerinin kara operasyonuna da bağlı durumda.

Bu kapsamda, Lazkiye’nin kuzey kırsalından Serakib’e kadar olan yaklaşık 70 kilometrelik hattın güneyindeki bölgelerin (Gab Ovası ve Cebel ez-Zaviye) tamamen kontrol altına alınması gerekiyor.

Lazkiye ve Hama’nın kuzey, İdlip’in ise güney kırsallarına denk gelen bu bölgelerde Heyet-i Tahrir’uş Şam (HTŞ) ve Türkistan İslam Partisi başta olmak üzere çeşitli cihatçı grupların yanı sıra TSK’nin üsleri de bulunuyor.

Dolayısıyla Şam-Moskova-Ankara arasında bir anlaşma olmadan bölgeye yapılacak olası operasyon, sahada yeni bir krize yol açabilir.

27 Şubat 2020’de Cebel ez-Zaviye bölgesindeki Bilyun’da TSK birliklerine yönelik hava saldırılarında 34 asker hayatını kaybetmiş, ardından TSK de “Bahar Kalkanı Harekâtı” adıyla Suriye ordusuna savaş açmıştı.

5 Mart 2020’de Türkiye ve Rusya arasında varılan anlaşmayla sona eren savaşta, SOHR verilerine göre, Suriye ordusu ve müttefikleri 1104, TSK destekli ‘Suriye Milli Ordusu’ ve diğer cihatçı gruplar 1138, TSK ise 73 kayıp verdi. İdlib ve çevresindeki kara-hava bombardımanları sonucu ise 342 sivil hayatını kaybetti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasında Moskova’da varılan İdlib mutabakatında, sahada Suriye ordusu lehine oluşan şartlar korunmuş, HTŞ ve Türkistan İslam Partisi gibi cihatçı örgütlerin geriletilmesi hedefi konulmuştu.

13 Mart 2020’de ise iki ülkenin askeri yetkilileri M4 otoyolunun kuzeyinde ve güneyinde 6’şar kilometre derinliğinde bir ‘güvenli koridor’ tesis edilmesinde anlaşmış, TSK ve Rusya ordusu bu otoyol üzerinde ortak devriyelere başlamıştı.

(Kaynak: Bianet / Vecih Cuzdan)

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: “Çözüm Atılımı” Hazırlığı

Türkiye, Rusya, İran ve Suriye Dışişleri Bakan Yardımcılarının Astana’daki görüşmesi öncesinde Suriye basınında yer alan haberlere göre, yeni Dışişleri Bakanı Astana öncesinde İstanbul ve Ankara’da gerçekleşecek bir etkinlik kapsamında Arap yetkililerle bir dizi temasta bulundu.

Girişilen angajmanlar parlamenterleri ve medyayı kapsıyor ve Suriye’deki çatışma kapsamında “önemli bir atılım” gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Ancak bu girişimin Türkiye ve Suriye arasındaki uzlaşma açısından net bir yol açıp açmayacağının belirsizliğini koruduğu bildiriliyor.

Haberlere göre, bu gelişmeler doğrultusunda, Milli Güvenlik Kurulu’nun, Bakan Hakan Fidan ve yeni MİT Başkanı İbrahim Kalın’a Suriye’yle ilişkileri yönetmede tam yetki verdiği yazıldı. Türkiye’nin bu bağlamda Suriye’yle gündemdeki sorunları çözmek amacıyla kapsamlı hukuksal ve siyasal önlemler aldığı bildirildi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın 20-21 Haziran’da Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleşecek dörtlü toplantı öncesinde güvenlik, siyaset ve diplomasi bahsinde en önemli önceliğin Suriye’ye verildiği bir dizi acil gereksinimi onayladığı, dün Şam’ın rejim yanlısı basınının manşetlerindeydi.

Rusya ve İran’ın Esad’ı, NATO üyesi Türkiye’nin Esad karşıtı siyasal ve silahlı muhalefeti desteklediği iç savaşın patlak vermesinden 12 yıl sonra Rusya, Suriye, Türkiye ve İran, Suriye’nin geleceğini müzakere etmek üzere bir araya geliyor.

Dört ülkenin Dışişleri Bakanları 10 Mayıs’ta Moskova’da bir araya gelmişler ve Rusya bakan yardımcılarının bir yol haritası hazırlamakla görevlendirildiğini açıklamıştı. Astana gündeminde bu yol haritası olacak.

The Syrian Observer, Esad yönetimine yakın Asr Press’te yer alan bir yorumda, Ray el-Yevm gazetesinde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’a yakın kaynaklara atfen Suriye konusunun son derece acil bir şekilde ele alındığını bildirdi.

Bugün gerçekleşen hazırlık çalışmalarındaki ikili görüşmelerde Çarşamba günü nihai biçimi verilecek yol haritasına ilişkin son düzenlemeler yapıldı ve ardından dörtlü görüşmeler başladı.

“Çözüm atılımı” hazırlığı

Suriye basınındaki haberlere göreyse, yeni Dışişleri Bakanı Astana öncesinde İstanbul ve Ankara’da gerçekleşecek bir etkinlik kapsamında Arap yetkililerle bir dizi temasta bulundu. Girişilen angajmanlar parlamenterleri ve medyayı kapsıyor ve Suriye’deki çatışma kapsamında “önemli bir atılım” gerçekleştirmeyi amaçlıyor. Ancak bu girişimin Türkiye ve Suriye arasındaki uzlaşma açısından net bir yol açıp açmayacağının belirsizliğini koruduğu bildiriliyor.

Gazete, bu gelişmeler doğrultusunda, Milli Güvenlik Kurulu’nun, Bakan Hakan Fidan ve yeni MİT Başkanı İbrahim Kalın’a Suriye’yle ilişkileri yönetmede tam yetki verdiğini yazdı. Türkiye’nin bu bağlamda Suriye’yle gündemdeki sorunları çözmek amacıyla kapsamlı hukuksal ve siyasal önlemler aldığı bildirildi.

Rusya “açıklık” istiyor

Asr Press, Türkiye-Suriye görüşmelerinin, özellikle Kremlin’in verdiği özel önem dolayısıyla Rusya’nın doğrudan gözetimi altında bu kez daha kapsamlı olmasının beklendiğini vurguluyor. Rusya’nın, başlangıçta Moskova’da kararlaştırılan Devlet Başkanları Esad ve Erdoğan arasında yapılması kararlaştırılan, ancak Türkiye cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turu sonrasına bırakılan bir zirve toplantısının da ötesine geçme talebi de konuşulan konular arasında. Moskova, hızlı, taktik ve stratejik ilişkiler kurmanın yanı sıra iki ülke arasında kayda değer bir açıklık düzeyi yakalanmasını cesaretlendirmek istiyor.

Makale, Rusya’nın Suriye meselesinde söz sahibi Türk seçkinlerinin önde gelenlerinden biri olarak kabul edilen Hakan Fidan’a oynadığını vurguluyor. Moskovadakiler, Fidan’ın anlayış ve deneyiminin, tam bir bölgesel değişime yönelik bir açıklık düzeyi yakalanmasını sağlayabilecek önemli müzakereleri hızlandırabileceğine inanıyorlar.

Bu değişim güvenlik boyutunun ötesine geçiyor ve diplomatik ilişkileri yeniden kurmayı amaçlıyor. Bakan Fidan, Suriye ile karmaşık ilişkilerin yönetiminde yeni bir diplomatik yaklaşım, güçlü bir temele dayanan ve bir müzakere döneminden geçerek adım adım ilerleyen bir süreç öneriyor. Yoruma göre, Rusya’nın gözetiminde ilerleme kaydedilmesine rağmen, süreç henüz tamamlanmadı.

Gazete ayrıca, Türkiye’nin Suriye ile ilişkilerine ilişkin tüm detayları Rus tarafına açıklamamayı tercih ettiğini belirtiyor. Türkiye, ikili ilişkiler ve komşu ülkeler olmaktan kaynaklanan karmaşıklıklar konusunda belirli bir gizlilik seviyesini korumayı amaçlıyor.

The Syrian Observer, “Bu karmaşıklıklar arasında çekişmeli sınır sorunları, kapalı geçişler, doğal afetlerin ardından koordinasyon eksikliği ve sınır güvenliği kaygıları var. Müzakerelerin odak noktasını, terörizmin tanımı konusunda bir anlaşmaya varılması oluşturuyor. Türkiye, Suriye topraklarındaki ‘terörizm’den doğrudan etkilendiğini söylüyor.” diye yazıyor.

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atıldı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alındı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirildi.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım oldu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtildi.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yineledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

ABD Duyurdu: Suriye’de Helikopter Kazasında 22 Askerimiz Yaralandı

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), Suriye’nin kuzeydoğusunda meydana gelen helikopter kazasında 22 askerinin çeşitli derecelerde yaralandığını bildirdi.

Yaralı askerlerin tedavi altına alındığı ve yoğun bakım gerektiren 10 yaralının başka yerlere sevk edildiği kaydedilen açıklamada, “Herhangi bir düşman ateşi rapor edilmemiş olmasına rağmen olayın nedeni araştırılmaktadır” denildi.

Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) az sayıdaki savaşçısıyla mücadele misyonunun bir parçası olarak yaklaşık 900 ABD personeli çoğu Suriye’nin doğusunda olmak üzere görev yapıyor. Buradaki Amerikan birlikleri son yıllarda İran destekli milisler tarafından saldırıya uğruyor.

Mart ayında Suriye’deki çatışmalarda 25 ABD askeri ve bir ABD’li müteahhit yaralanmış, yine bir Amerikalı müteahhit hayatını kaybetmişti.

ABD güçleri Suriye’ye ilk olarak eski Başkan Barack Obama yönetiminin IŞİD’e karşı yürüttüğü operasyonlar sırasında, Kürtlerin liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri adlı grupla işbirliği yaparak konuşlandı.

IŞİD, 2014’te ilan ettiği halifelikle Suriye ve Irak’ın üçte birine hükmetmişti. Fakat daha sonra neredeyse yok edilen grubun az sayıdaki savaşçısı, ABD liderliğindeki koalisyon, Rusya ve İran destekli Suriye ordusunun hala tam kontrol sağlayamadığı bölgelerde varlıklarını sürdürüyor.

Kısa süre önce Suriye’nin kuzeydoğusundaki Kürt yönetimi, yıllardır gözaltında tuttuğu 10 bine yakın IŞİD şüphelisini yargılamaya başlayacağını duyurdu. ABD’li yetkililer İslam Devleti’nin yeniden büyük bir tehdide dönüşebileceğini söylüyor.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme; Esad: Ortak Bir Strateji Geliştirilmeli

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın ofisinden yapılan açıklamada, özellikle Türkiye-Suriye-Rusya-İran arasındaki ‘dörtlü toplantılar’ ve Astana yolunda koordinasyonun öneminin altını çizildi.

Açıklamanın devamında, “Rusya ve İran taraflarıyla işbirliği içinde, ister Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi olsun, ister terörle mücadele ve başka konular olsun, temelleri tanımlayan ve yaklaşan müzakerelerin dayandığı başlık ve hedefleri kesin olarak netleştiren ve bu adresler için bir zaman çerçevesi ve uygulama mekanizmalarını belirleyecek ortak bir stratejinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı” ifadelerine yer verildi.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Ali Asğar Haci ve beraberindeki heyetle bir araya geldi. Suriye devlet ajansı SANA’nın aktardığına göre Esad, Türkiye ile ilişkilere değindi.

Şam-Ankara arasındaki ‘normalleşme’ müzakerelerinde, Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilme hedefine odaklanılması gerektiğini dile getirdi. Esad, Suriye’nin müzakerelerdeki ana hedeflerinin Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi ve ‘terörle mücadele’ olduğunu söyledi.

Türkiye-Suriye-Rusya-İran arasındaki dörtlü toplantılar ve Astana görüşmelerinin önemine dikkat çeken Esad’ın ofisinden yapılan açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

“Esad, bundan sonraki aşamada, özellikle ‘dörtlü toplantılar’ ve Astana yolunda koordinasyonun öneminin altını çizerek, Rusya ve İran taraflarıyla işbirliği içinde, ister Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi olsun, ister terörle mücadele ve başka konular olsun, temelleri tanımlayan ve yaklaşan müzakerelerin dayandığı başlık ve hedefleri kesin olarak netleştiren ve bu adresler için bir zaman çerçevesi ve uygulama mekanizmalarını belirleyecek ortak bir stratejinin geliştirilmesi gerektiğini vurguladı.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

SDG’den Cezaevlerindeki 10 Binden Fazla IŞİD Militanı İçin Yargılama Kararı

Şam’daki merkezi hükümetten ayrı olarak faaliyet gösteren Suriye’nin kuzeydoğusunda ABD destekli otonom bir yönetim kuran YPG’nin çatısını oluşturduğu Suriye Demokratik Güçleri (SDG), yıllardır tutuklu bulunan yaklaşık 10 bin Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) militanını yargılama kararı aldı.

Uzun yıllardır IŞİD’lilerin uluslararası mahkemelerce yargılanması gerektiğine dair çağrı yapan SDG, geçtiğimiz günlerde internet üzerinden yaptığı açıklamada, uluslararası toplumun duyarsızlığına tepki göstererek, tutukluları kendi “açık, özgür ve şeffaf yargılamalarına” tabi tutmaya karar verdiklerini duyurdu.

Reuters’a konuşan yetkili Badran Jia Kurd, savaşçıları yargılamak için geçen yıl genişletilen yerel bir terörle mücadele yasasının kullanılacağını belirtti. Ayrıca  sanıkların bir avukat atayabileceğini de ekledi.

Ayrıca yönetim yıllardır aralarında Kanada, Fransa, Birleşik Krallık gibi yabancı ülke vatandaşı militanların yanı sıra yine örgütten kaçan binlerce yabancı kadın ve çocuğun da ülkelerine geri kabul edilmeleri çağrısını yineledi.

Suriye’nin kuzeyinde SDG kontrolündeki bölgelerde idam cezasının uygulanmadığı öne sürülüyor.

SDG’nin 10 binden fazla IŞİD savaşçısını yaklaşık 20 merkezde alıkoyduğu ve bunlardan 2 bininin kendi ülkeleri tarafından iadeleri reddedilen yabancı savaşçılar oldukları tahmin ediliyor. Bölgedeki El-Hol kampında, IŞİD savaşçılarının akrabaları olan 51 bin kadın ve çocuğun tutulduğu da biliniyor.

Suriye’de 12. yılı geriden bırakan iç savaş sürecinin en karmaşık konularından biri de ülkedeki savaşa katılan yabancı militanların durumu. Kendi terörle mücadele yasalarının IŞİD militanlarını yeterince uzun süre cezaevinde tutamayacağından endişe eden birçok ülke IŞİD’e katılan vatandaşlarını geri almayı reddetmişti.

Konuyla ilgili Reuters’a konuşan Suriye üzerine çalışan Batılı bir diplomat kararın sürpriz olduğunu söyledi.

Yargılama kararı daha önce de gündeme gelmiş ancak Suriye hükümetinden bağımsız bir bölgesel mahkemenin alacağı kararların yasallığı tartışma konusu olmuştu.

Batılı diplomat, “Kimse bunu yapacaklarını düşünmedi. Çok fazla insanı tutuyorlar ve bunu çok ciddiye alıyoruz. Ancak bu onları yargılamaktan farklı bir konu. Onları yargılamak tamamen farklı bir sorun” diye konuştu.

Diplomat, bu tip yargılamaların yüksek güvenlik seviyesi gerektirdiğini ve yargılama sürecinde IŞİD savaşçılarının firar riskinin artacağını söyledi.

İnsan Hakları Gözlemevi’nde terörle mücadele uzmanı olarak görev yapan Letta Tayler ise uluslararası toplumun ya mahkemeleri desteklemesi ya da kendi ülkelerinde veya üçüncü ülkelerde yargılamalara öncülük etmesi gerektiğini söyledi.

Tayler, “Bundan azı sadece tutukluların haklarının ihlali anlamına gelmez. Ayrıca IŞİD suçları için adaletin sağlandığını görmeyi hak eden kurbanlar ve ailelerinin yüzüne atılmış bir tokat olur” diye konuştu.

Yabancı IŞİD militanları

Yabancı IŞİD militanları konusu Suriye’de 12 yıldır devam eden savaşın en karmaşık güvenlik meselelerinden biri. Pek çok ülke, terörle mücadele yasalarının bu kişiler için uzun hapis cezalarını garanti etmeyeceği endişesiyle terör örgütüne katılan vatandaşlarını ülkelerine geri almadı.

Paylaşın

Birleşmiş Milletler: Suriye Toplumunun Yüzde 70’i Yardıma Muhtaç

Birleşmiş Milletler İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) Orta Doğu ve Kuzey Afrika Operasyonlar Direktörü Ghada Eltahir Mudawi, Suriye toplumunun yaklaşık yüzde 70’inin insani yardıma muhtaç olduğunu söyledi.

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin Suriye’deki durumu iyice kötüleştirdiğine dikkati çeken Mudawi, 330 bin kişinin yerinden edildiğini ve binlerce insanın temel hizmetlerden yoksun olduğunu aktardı.

Mudawi, BMGK’nin sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini uzatmasının önemine işaret ederek, “Bu milyonlarca insan için ölüm kalım meselesi. BM, uzatma için uygun koşulları oluşturmak için çalışmalarına devam ediyor.” dedi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen, Suriye’ye sınır ötesi yardımın sürmesi için BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresinin uzatılmasının önemli olduğunu bildirdi.

Pedersen, BM Güvenlik Konseyinde (BMGK), Suriye’deki insani durumun ele alındığı oturumda, üye ülkeleri bilgilendirdi.

Son görüşmelerinde temel odak noktalarından birinin, Suriyeli mülteciler ve yerinden edinmiş kişilerin geri dönüşünün olduğuna dikkati çeken Pedersen, “Mültecilerin güvenli, onurlu ve gönüllü dönüşlerinin sağlanması ilkesini desteklemeye devam ediyoruz.” dedi.

“Suriyeli mülteciler ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor”

Pedersen, BM Mülteciler Yüksek Komiserliğinin (UNHCR) Ürdün, Lübnan, Irak ve Mısır’daki Suriyeli mültecilerle geçen hafta yaptığı anketin sonucuna değinerek, “Suriyeli mültecilerin çoğu bir gün ana vatanlarına dönmeyi ümit ediyor. Büyük bir kısım da önümüzdeki 5 yılda dönmek istiyor.” değerlendirmesinde bulundu.

Mültecilerin ülkelerine dönmelerine engel teşkil eden 2 temel hususu, geçim kaynağı eksikliği ve güvenlik sorunu olarak sıraladıklarını aktaran Pedersen, güven ortamının tekrar inşa edilmesinin önem taşıdığını vurguladı.

Pedersen, “BM Genel Sekreteri’nin BMGK’nin Suriye’ye yönelik BM sınır ötesi yardım mekanizmasının süresini 12 ay daha uzatma çağrısını sizlere hatırlatmak istiyorum.” diyerek, bu mekanizmanın yardım ulaştırmak için önem taşıdığını kaydetti.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Suriyelilerin Geri Gönderilmesi Ne Kadar Mümkün?

Suriyelilerin büyük bir kısmının geri dönmek bir yana kalıcı olmaya çaba gösterdiklerini belirten Prof. Dr. Murat Erdoğan, bu noktada Suriyelilerin gönüllü mü yoksa zorla gibi gönderilecekleri gibi iki temel soru olduğunu ifade ediyor.

Uluslararası hukuka göre Suriyelilerin zorla gönderilmesinin mümkün olmadığını belirten Erdoğan, gönüllü dönüş koşullarının oluşmasının ise zaman alacağını vurguluyor. “Gönüllü geri dönüşün koşullarının oluşturulması öyle bir senede, iki senede de olabilecek bir şey değil” diye de devam ediyor.

Göç hukuku uzmanı Prof. Dr. Nuray Ekşi, bu kişilere vatandaşlık verilmesinin hukuki zemini olmadığını belirterek, “Türk vatandaşlarına aldığınız kişinin kendi ülkesindeki güvenlik soruşturması hakkında da bilginizin olması lazım. Ancak Suriye ile diplomatik ilişkimiz 2013 yılından beri yok. Dolayısıyla bu veriyi alamayız.

İkincisi de zaten bizim vatandaşlık mevzuatımızda iltica statüsü ile Türkiye’de bulunanlara vatandaşlık verilmeyeceği açıkça yazıyor. Buna rağmen öyle vatandaşlık verme yolunu tercih edebiliyorlar, seçim yatırımı mı başka bir amaç mı var arkasında, o konuda hani spekülatif konuşmak istemiyorum. Sadece hukuki açıdan durumu açıklamaya çalışıyorum.” İfadelerini kullanıyor.

Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turu için ittifakların başlattığı seçim kampanyasına Suriye’de iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana Türkiye’ye kaçan ve sayıları milyonlarla ifade edilen Suriyeli göçmenler damga vuruyor. Milliyetçi ATA İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Sinan Oğan’ın ikinci turda destekleyeceği aday için sunduğu şartlar arasında Suriyelilerin geri gönderilmesini ilk sıralara koyması, siyasette ekonomik kriz ve diğer tartışmaları da arka plana itti.

Oğan’la yapılan pazarlıklar sonrasında Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, iki gün önce göçmenlerin geri gönderilmesi için bir yol haritası hazırladıklarını duyurdu. “Siyasi sürecin canlandırılması, Suriye’nin terörden temizlenmesi ve göçmenlerin güvenli şekilde geri gönderilmesini” hedeflediklerini söyleyen Çavuşoğlu, bu konuda Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’la da işbirliği yapılacağına dikkat çekti.

Çavuşoğlu, bu konuda Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği’nin de desteği gerektiğini ve bu kurumlarla birlikte bir yol haritası oluşturulacağını ifade etti. Millet İttifakı’nın adayı Kemal Kılıçdaroğlu da ikinci tur seçim kampanyasına “Sen beni sevsen de sevmesen de kabulüm. Ama vatanını seviyorsan karar ver. 10 milyon Suriyeli yetmedi, 10 milyon daha mı gelsin? Unutma o oyu kendin için vereceksin. Vatanını seven sandığa gelsin” açıklamasıyla başladı.

Türkiye Göç İdaresi’nin Ağustos 2022 tarihli verilerine göre Türkiye’de şu anda 3,5 milyondan fazla geçici koruma statüsünde kayıtlı Suriyeli bulunuyor. Ayrıca yakın zamanda toplam rakamı açıklanmamış ve Türkiye’de ikamet izni alarak yaşayan Suriyeliler de var. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Nisan 2023’teki açıklamasına göre 230 bin 998 bin Suriyeli Türk vatandaşlığına sahip. Kayıt dışı Suriyeli göçmenlerin sayısı ise bilinmiyor. Uzmanlar bu konuda tahmin yürütmekten kaçınıyor. Ancak uzmanlar, siyasilerin vadettiği gibi bu kişilerin geri gönderilmelerinin kolay ve kısa bir süreç olmayacağını söylüyor.

Suriyelilerin hukuki durumu nedir?

Türkiye, uluslararası mülteci hukukunu düzenleyen Cenevre Sözleşmesi’ne bir coğrafi çekince ile taraf. Türkiye, aynı zamanda sözleşmeye bu şekilde taraf alan tek Avrupa Konseyi ülkesi. Buna göre Türkiye, yalnızca Avrupa ülkelerinden gelen sığınmacıları mülteci olarak kabul ediyor, diğer ülkelerden gelenlere mülteci statüsü tanımıyor. Dolayısıyla Türkiye’de kayıtlı olarak yaşayan Suriyeliler “mülteci” statüsüne sahip değil.

Bu nedenle iç savaştan kaçıp gelen Suriyeliler 22 Ekim 2014’te çıkarılan bir yönetmelikle “geçici koruma” altına alındı ve Suriyeliler bu şekilde sosyal hizmetlerden faydalanma ve çalışma olanağına sahip oldu. Geçici Koruma Yönetmeliği ikamet iznine eşdeğer değil. Geçici koruma altındaki Suriyelilerin ikamet izni almak için de ayrıca başvuru yapması gerekiyor. Yılllar içinde Suriyelilerin bir kısmı gerekli belgeleri tamamlayarak ikamet izni aldı, kimisi de Türk vatandaşlığına geçti.

Ancak göç hukuku uzmanı Özyeğin Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nuray Ekşi, bu kişilere vatandaşlık verilmesinin hukuki zemini olmadığını belirtiyor. Ekşi, DW Türkçe’den Hülya Schenk’e yaptığı değerlendirmede bunun nedenlerini şöyle anlatıyor:

“Türk vatandaşlarına aldığınız kişinin kendi ülkesindeki güvenlik soruşturması hakkında da bilginizin olması lazım. Ancak Suriye ile diplomatik ilişkimiz 2013 yılından beri yok. Dolayısıyla bu veriyi alamayız. İkincisi de zaten bizim vatandaşlık mevzuatımızda iltica statüsü ile Türkiye’de bulunanlara vatandaşlık verilmeyeceği açıkça yazıyor. Buna rağmen öyle vatandaşlık verme yolunu tercih edebiliyorlar, seçim yatırımı mı başka bir amaç mı var arkasında, o konuda hani spekülatif konuşmak istemiyorum. Sadece hukuki açıdan durumu açıklamaya çalışıyorum.”

Türkiye’nin Suriyelileri geri göndermesi mümkün mü?

Hükümet aslında bir süredir uluslararası hukuk açısından da tartışmalı olan yöntemlerle Suriyelilerin geri gönderilmesi konusunda çalışmalar yürütüyor. İçişleri Bakanlığı geçen yıl yabancıların mekânsal yoğunlaşmasını önlemek için “seyreltme” uygulaması başlatacağını açıklamıştı. Buna göre yabancıların mahalle nüfusunun yüzde 25’ini aştığı yerlerde yabancılara kayıt başvuruları kapatılmıştı.

Bakanlık, kayıt kapama dışında yoğunluğun bulunduğu yerleşim yerlerindeki Suriyelileri gönüllük esasıyla farklı ilçe ve illere yerleştireceğini de duyurmuştu. Suriyelilerin bir kısmı da Türkiye’nin operasyon düzenlediği ve daha sonra konutlar inşa ettiği Suriye’nin kuzeyine yerleştirildi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Ekim 2022’de yaptığı açıklamaya göre bu şekilde geri gönderilen Suriyelilerin sayısı 529 bin.

Suriyelilerin büyük bir kısmının geri dönmek bir yana kalıcı olmaya çaba gösterdiklerini belirten Türk Alman Üniversitesi’nden göç uzmanı Prof. Dr. Murat Erdoğan, bu noktada Suriyelilerin gönüllü mü yoksa zorla gibi gönderilecekleri gibi iki temel soru olduğunu ifade ediyor.

Uluslararası hukuka göre Suriyelilerin zorla gönderilmesinin mümkün olmadığını belirten Erdoğan, gönüllü dönüş koşullarının oluşmasının ise zaman alacağını vurguluyor. “Gönüllü geri dönüşün koşullarının oluşturulması öyle bir senede, iki senede de olabilecek bir şey değil” diye de devam ediyor.

Nuray Ekşi de Suriyelilerin geri gönderilmesinin doğru bir planlama en azından 5 yıllık bir süreyi gerektirdiğine işaret ediyor. Uluslararası hukuk açısından öncelikle Suriyelilerin geri gönderileceği yerlerde çatışma ortamı olmaması gerektiğini belirten Ekşi, Esad yönetiminin Suriyelilerin geri kabulü için Türk askerlerinin Suriye’nin kuzeyinden çekilmesini şart koştuğunu hatırlatıyor.

Suriye’nin kuzeyindeki durumun belirsiz olduğuna, bölgede Rusya ve İran’ın Şam’ın davetiyle bulunduğuna dikkat çeken Ekşi, Türkiye’nin ise bölgede muhaliflere destek verdiğini, bunun da Türkiye’nin en büyük hatası olduğunu ifade ediyor. Ekşi, “Türkiye’nin sadece insani boyutta destek vermesi gerekiyordu” diyor ve muhaliflere desteğin Suriyelilerin geri dönmesini zorlaştırdığını vurguluyor.

Şam yönetimi geri giden Suriyelileri istiyor mu?

Türkiye, Suriye’de iç savaşın başladığı 2011’den beri bu ülkeye dört kara harekatı gerçekleştirdi. Fırat Kalkânı Harekâtı’nı 24 Ağustos 2016’da IŞİD’e karşı başlatan Türkiye, daha sonra PKK’nın Suriye uzantısı olarak görülen YPG ve farklı grupların Suriye’nin kuzeyindeki faaliyetlerine karşı sırasıyla Zeytin Dalı ve Barış Pınarı harekâtlarını düzenledi. 5 Mart 2020’de başlayan dördüncü operasyonu Bahar Kalkanı da doğrudan rejim güçlerini hedef aldı.

Türkiye şimdi ise Şam yönetimi ile yeni diplomatik kanallar açmaya ve ilişkilerini normalleştirmeye çalışıyor. Suriyelilerin geri gönderilmesi ile ilgili planların en önemli parçasının Esad’la anlaşılması olduğunu ifade eden Murat Erdoğan, Esad’la anlaşmanın da birkaç handikapı olduğunu düşünüyor. Türkiye’nin kısa sürede Suriye’nin kuzeyinden çıkmasının zor olduğunu söyleyen Erdoğan, ülkesinden kaçan ve Esad’ı diktatör olarak niteleyen Suriyelilerin de 10 yıl sonra tekrar geri dönmek isteyeceğine şüpheyle bakıyor.

Suriye ekonomisinin de çok kötü olduğunu belirten Erdoğan, Esad’ın içinde bulunduğu durumu “Suriyeliler için Suriye’ye gönüllü biçimde geri dönmek bu anlamda çok zor bir şey. Esad’ın da birdenbire 5 milyon civarında insana eğitim verecek, hastane verecek, ekonomik katkı verecek bir durumu yok kısa vadede” şeklinde anlatıyor. Erdoğan ayrıca Türkiye’ye kaçan muhaliflerin geri dönmesini Esad’ın kendisi için bir risk olarak görebileceğini ifade ediyor.

Erdoğan sözlerini “Yani nereden bakarsanız bakın kolay bir süreç değil, yani Türkiye’de siyasetçiler bu işi biraz fazla basit bir matematiğe dönüştürüyorlar. Bunun çok sıkıntılı bir süreç olacağını kimse konuşmak istemiyor” şeklinde sürdürüyor.

Paylaşın