Dünya, su krizinin ötesine geçti: Yeraltı suları tükeniyor, göller küçülüyor ve milyarlarca insan ciddi su kıtlığı riskiyle karşı karşıya. Alarm zilleri çalıyor.
Haber Merkezi / Bir zamanlar “su krizi” diye adlandırılan sorun artık eskisi kadar masum bir tanım değil. Birleşmiş Milletler’in (BM) son raporları, insanlığın küresel ölçekte “su iflası” dönemine girdiğini söylüyor. Ve bu, geçici bir kriz değil; geri dönüşü olmayan bir gerçeklik.
BM’ye göre, dünya üzerindeki büyük göllerin yarısından fazlası 1990’dan bu yana küçüldü, yeraltı sularının yaklaşık yüzde 70’i kritik seviyede, sulak alanların ise yaklaşık 410 milyon hektarı yok oldu.
Dünya genelinde 4 milyar insan, yılda en az bir ay ciddi su kıtlığıyla karşı karşıya. Tarım, enerji, sanayi ve günlük yaşam… Su artık hayatın her alanında stratejik bir kaynak haline gelmiş durumda.
Peki bu tablo nasıl oluştu?
Uzmanlar, aşırı su kullanımı, kötü yönetim, iklim krizi ve ekosistem tahribatının birleşerek su kaynaklarını geri dönüşü olmayan biçimde tükettiğini vurguluyor. Tarım, dünya su kullanımının yaklaşık yüzde 70’ini tüketiyor, sanayi ve enerji ise yüzde 20 civarında pay alıyor.
Suların sonsuz olduğuna inanmak ve yağmuru garanti görmek artık lüks değil; hayati bir hata.
“Su iflası” tanımını sadece çevresel bir sorun değil, ekonomi, gıda güvenliği, halk sağlığı ve küresel barış için bir alarm olarak kullanılıyor. Örneğin, BM verilerine göre, dünya nüfusunun yüzde 60’ı ciddi su stresi altında olacak, tarımsal üretim de ciddi riskle karşı karşıya kalacak.
Bu kriz, aynı zamanda fırsat kapısı da açıyor. Tarımda su verimliliğinin artırılması, atık suların geri kazanımı, sürdürülebilir su politikaları ve ekosistemlerin korunmasıyla kaos önlenebilir. BM raporları, umutsuzluğu değil, bilinçli ve acil eylemi teşvik ediyor.
Hatırlamak gerekiyor: Alarmlar çaldığında, hâlâ kurtarmak için zaman var.




































