14 Mayıs Seçimleri: AK Parti’de Son 10 Gün Hesapları

14 Mayıs’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kalırken, Adalet ve Kalkınma Partisi’nde (AKP), kararsız seçmeni partiye çekebilmenin yolları tartışılıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre, AKP kulislerinde, Cumhurbaşkanlığı seçimi için, “yarışın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu arasında başa baş gittiği ya da Erdoğan’ın 1-2 puan önde olduğu” şeklinde yorumlar yapılıyor.

Partide, Millet İttifakı içinde yer alan DEVA Partisi ve Gelecek Partisi’ne giden yüzde 1-2 civarındaki AKP oyununun “Eli CHP’ye oy vermeye gitmeyen” Kürt muhafazakar seçmenle karşılanacağı, Erdoğan’ı da bu oranın yeniden Cumhurbaşkanlığına taşıyabileceği hesabı yapılıyor.

AKP’de ayrıca, seçim sonuçlarını belirlemede etkili olduğu belirtilen seçimden önceki son haftada, Erdoğan’ın tüm kesimleri “kucaklayıcı dil” kullanmasının önemine vurgu yapılıyor. Muhalefetin “çok başlı görüntüsü ve taktik hatalarının” seçimin kazanılmasını sağlayabileceği belirtiliyor.

Parti kulislerinde, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın az farkla olsa da seçimi ilk turda kazanabileceği beklentisini dile getirenlerin yanı sıra, şu anda tablonun Kılıçdaroğlu ile “başa baş olduğu” yorumları da yapılıyor. Seçimin ikinci tura kalma olasılığı göz ardı edilmiyor.

2015 hatırlatması: ‘Ne 7 Haziran’a ne 1 Kasım’a benziyor’

AKP’yi sahadan gelen yurttaşların “seçime ilgisiz” olmasına yönelik analizler düşündürüyor. “Sahada seçim havası yok, sanki 14 Mayıs’ta seçim yokmuş gibi bir tavır var. Bizden uzaklaşmış değiller ama siyasetle de ilgili değil” yorumları yapılıyor.

Sahadan gözlemlerini aktaran bazı parti yöneticileri, seçmenin bu süreçteki tutumunun, AKP’nin 2002’de iktidara geldikten sonra ilk kez Meclis’teki çoğunluğu kaybettiği 7 Haziran 2015 seçimleri ve yeniden güçlü bir şekilde seçimi kazandığı 1 Kasım 2015 seçimlerinden çok farklı olduğunu, ilk kez böyle bir tablo ile karşılaşıldığına dikkat çekiyor:

“7 Haziran öncesi seçmen el sıkardı ama konuşmazdı, ‘Sizinle işimiz yok’ havasında davranırdı. Ama aynı kişi 1 Kasım öncesi ise ‘Şunları yanlış yapıyorsunuz, şu iyi oldu’ der alkışlar ya da kızardı, tepki gösterirdi. Ama şimdi ikisinden farklı bir hava var. Bizden uzaklaşmış değiller, ilgileri var ama siyasetle ilgili değiller.”

AKP’nin umudu muhalefetin hataları, Erdoğan’ın üslubu

Seçmenin siyasete ilgisizliğini, siyasi kavga ve çekişmelerden yorulmasına bağlanırken, bazı AKP kurmayları bu süreçte “gerilimi tırmandırma” taktiğininin hem iktidar hem de muhalefet aleyhine sonuç doğuracağına işaret ediyorlar.

AKP’de, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararının, Doğu ve Güneydoğu’da Millet İttifakı lehine sonuç doğursa da, Batı’daki seçmeni ürküttüğü savunuluyor. Bazı ittifak partisi liderlerinin, sahnede kimi zaman Kılıçdaroğlu’ndan daha uzun konuşması, çok başlılık görüntüsü vermesi muhalefetin “eksileri” olarak görülüyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise sert, kavgacı üslup yerine tüm kesimleri kucaklayıcı bir dil kullanmasının havayı değiştireceği yorumları yapılıyor.

Yeşil Sol Partili yüzde 1-2 seçmen desteği beklentisi

Yeşil Sol Parti’nin Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararı nedeniyle Doğu ve Güneydoğu’da Erdoğan’ın istediği sonucu alması zor görülüyor.

AKP kurmayları, HÜDA PAR desteğinin seçimin alınmasına yetmeyeceğini ifade ederken, “eli CHP’ye oy vermeye gitmeyecek” muhafazakar Kürt seçmenden umutlu.

Özellikle istikrar isteyen, “terörle bağı olmayan”, çocuğunun geleceğini düşünen yüzde 3-4 oranındaki muhafazakar Kürt seçmenin yüzde 1-2’lik bölümünün, “yeni maceraya yönelmeyi tercih etmeyeceği” belirtilerek, “Bu yüzde 1-2’lik seçmen milletvekilliğinde Yeşil Sol Parti’ye oy verse de, Cumhurbaşkanlığı’nda Erdoğan’a oy verecektir. Zaten bu yüzde 1-2, Erdoğan’a seçimi kazandırıyor” yorumu yapılıyor.

AKP kulislerinde, Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu’nun ayrı parti kurup Millet İttifakı’na katılmaları nedeniyle yaşanan yüzde 1-2’lik oy kaybının da muhafazakar Kürt seçmenden gelecek oyla telafi edileceği düşünülüyor.

‘Bazı bakanlar sinerji yarattı, bazıları teşkilatta soruna neden oldu’

Halen kabinede yer alan ancak bulundukları seçim bölgesinde liste başından milletvekili seçimi için çalışma yürüten kabine üyelerinin sahadaki etkileri de uzun süredir tartışılıyor.

Parti kurmayları, vatandaşla ve parti teşkilatları ile iyi iletişim kuran bakanların sahada sinerji yarattığını ve oyları artırıcı etkisi olduğuna işaret ediyorlar.

Vatandaşların sorunlarına sahada çözüm üretilmesi avantaj olarak görülüyor. Ancak teşkilatlarla diyalog kuramayan bazı bakanların ise hem seçmenle diyalog kurmada sorun yaşadığı hem de teşkilatları harekete geçirme konusunda yetersiz kaldığı yorumları yapılıyor.

‘İttifak sistemi değişikliği ve ayrı liste 20 dolayında vekil kaybına yol açabilir’

AKP, milletvekilliği seçiminde ise TBMM’deki çoğunluk rakamı olan 301’i hedefliyor. Ancak seçim sistemi değişikliği ile ittifak oylarının siyasi partilerin milletvekili çıkarmaya etki etmemesi, Cumhur İttifakı içinde yer alan MHP, BBP ve Yeniden Refah Partisi’nin ayrı listelerle seçime girmesi nedeniyle, özellikle az milletvekili çıkaran seçim çevrelerinde, milletvekili kaybına yol açabileceği öngörülüyor. Fakat, özellikle MHP ve AKP tabanlarının 2018’den bu yana birbirine yakınlaştığı, oy geçişkenliğinin iki parti arasında gidip geldiğine dikkat çekiliyor.

AKP’ye kızan seçmenin MHP’ye yöneldiği ancak ittifak dışına çıkmadığı belirtilirken ayrı liste nedeniyle, partinin en fazla 20 milletvekili dolayında kaybı olabileceği ancak MHP ve diğer ittifak partilerinin çıkaracağı milletvekillikleri ile 300 dolayında milletvekili çıkarılabileceği hesabı yapılıyor.

İttifak içindeki partilerin seçmenlerinin Erdoğan’a oy verme konusunda tereddüt yaşamadığı belirtlirken bu seçmenin kendi partilerine oy vermenin rahatlığıyla sandığa gideceği ve milletvekili çıkarmasını da sağlayacağı düşünülüyor.

Millet İttifakı’nda yer alan İYİ Parti dışındaki siyasi partilerin liste çıkarmayıp CHP listelerinden seçime girmesinin, seçmen tabanlarının çok farklı olması nedeniyle “sinerji yaratmadığı” savunuluyor. Özellikle Saadet, DEVA ve Gelecek Partisi’ne oy vermeyi düşünen bazı seçmenlerin, ortak liste nedeniyle CHP’ye oy vermeyeceği, Erdoğan ve AKP’ye döneceği beklentisi dile getiriliyor.

Üç dönemliklerin bir bölümü kabineye

AKP’de seçim sonrasına dönük senaryolar da konuşuluyor. 14 Mayıs’ta yeniden iktidar olunması halinde Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, üç dönemlik olmaları nedeniyle milletvekili adayı gösterilmeyen bazı yakın kurmaylarını kabineye alacağı, bazılarına ise partide görev verileceği belirtiliyor.

Geçmiş yıllardaki örneklere de dikkat çekilerek bazı isimlere de bakan yardımcılığı ve bürokrasinin çeşitli kademelerinde göre verilerek “küskünlüğün önüne geçileceği” görüşü dile getiriliyor.

Paylaşın

Sırrı Süreyya Önder’den Seçim Yorumu: Birinci Turda Bitecek Gibi

Sırrı Süreyya Önder, cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bizim aday göstermememizin temel açıklamalarından birisi parti -sözcülerimiz ve eşbaşkanlarımız tarafından- bu seçimi birinci turda bitirmek idi hatırlarsanız. Bunun tüm muhalif seçmenler tarafından iyi kavranması lazım” dedi ve ekledi:

“Evet, umuyor ve diliyoruz. Piyasadan gördüğümüz, yaptığımız gözlemler de -işte miting alanlarından, birebir saha çalışmalarımızdan- birinci turda bitmeye çok yakın gibi. Ama ikinci tura kalırsa ihtimalinde bu sonuç değişmeyecek büyük bir ihtimalle, yine bu iktidar gidecek.

Fakat muhalif seçmene, bütün muhalif bloka çok önemli bir görev düşüyor bu arada. Yeşil Sol Parti’nin, HDP geleneğinin, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın bu birinci turda aday çıkarmamış olmasının karşılığını bu ilk turda vermeleri gerekir.”

Gazete Duvar’a konuşan Önder, konuya ilişkin açıklamasının devamında, “Bu tamamen seçmen psikolojisi ile ilgili. Seçmen dediğin emir komutayla hareket eden bir şey değildir. Bunun muhalif blok tarafından yeterince anlaşıldığı, özelde Yeşil Sol’un genelde Emek ve Özgürlük İttifakı’nın güçlü olarak Meclis’e gönderilmesinde yatıyor. İkinci turu tehlikeye sokacak tek şey, birinci turda -yani milletvekili seçimlerinde- bu destekte ortaya çıkacak bir cimrilik durumudur. Bunu bir kayıtlara geçirmiş olayım.

Bütün muhalif blok, evet Sayın Kılıçdaroğlu’na oyumuzu vereceğimizi biz de açıkladık, onlar da açıkladılar. Üstelik onlar birçok bakanlık, cumhurbaşkanı yardımcılığı vs. gibi şeyler yapmışken biz demokratik bir dönüşümden başka hiçbir şey talep etmeden yapan bir yapıyız. Bu yapı eğer buna rağmen demokratlar tarafından yeterince desteklenmezse, ikinci turda bu yapının seçmenleri gönülsüzleşebilir. Bu çok önemli bir uyarıdır ve ilk defa dile getiriyorum.

Sanırım sorunuzu cevapladım. İkinci bölümü, bu 7 Haziran – 1 Kasım arasını anmak bile istemiyorum. Çünkü her süreç bir şey öğretir. Herkes bundan deneyim kazanarak çıkar ve bu korkuyu yeniden üretme mekanizmasına asla prim vermemek gerektiğini düşünüyorum” ifadelerini kullandı.

“Çözüm sürecinde yer almak isterim”

Kürt sorunun çözümüne dair de değerlendirmelerde bulunan Sırrı Süreyya Önder, “Çözüm süreci bekliyoruz. AKP yaptı, CHP niye yapmasın?” dedi ve ekledi: Kürt meselesi çözülmeden demokratik bir dönüşümün olamayacağını söyledi. Önder, şöyle devam etti:

“Türkiye, bu meseleyi çözerek yola devam etmek zorunda. Fakat bunun şekli, şemalı, biçimi, tarafları eskisi gibi mi olur, bunlar hep spekülatif değerlendirmeler olur. Şüphesiz ki süreçten çıkarılan derslerle sonuca ve barışa odaklanarak bir yol haritası çizilir. Önemli olan bunun sağlanabilecek en geniş toplumsal mutabakatla ortaya koyulması.

Gerçekten barış olacaksa barış diliyle dünya deneyimlerinden önemli ölçüde faydalanan, kendimize özgün durumları da uzak tutmayan bir yol haritası yapılır. Fakat bunun öncesinde lazım olan memlekette ifade özgürlüğünün sağlanması. Bu olmadan konuşulamıyor. Çünkü TMK, TCK insanların üzerinde kılıç gibi sallanıyor.

Önce şiddet içermeyen her şeyin rahatça söylenebildiği bir iklimin, bir zeminin oluşturulması şart. Belki bu ikinci günün ilk işidir. Olası bir çözüm sürecinde elbette yer almak isterim. ‘Barışa, siyasete ne katabilirim’ kendime dair hesaplaşmamda bundan daha önemli hiçbir şey yok. Ama eskisi kadar aktif bir rol mu alırım, mutfağında mı yer alırım buna arkadaşlarımız karar verir. Biz de üzerimize düşeni yaparız.”

Önder’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Bir Kısım Seçim Yasakları Başladı

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) seçimler için belirlediği takvime göre, 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi için propaganda serbestliği ve bir kısım seçim yasakları başladı.

Takvime göre, bugün başlayan propaganda serbestliği ve bir kısım seçim yasakları, oy verme gününden önceki gün (13 Mayıs Cumartesi) saat 18.00’de sona erecek.

Mesaj atılamayacak

Seçime katılan siyasi partiler ve bağımsız adaylar, seçim propaganda süresinin sona ermesine kadar, yazılı basında ilan ve reklam yoluyla veya internet sitesi açarak sözlü, yazılı veya görüntülü propaganda yapabilecek.

Vatandaşların, elektronik posta adreslerine gönderilecek mesajlarla, taşınabilir veya sabit telefonlarına sesli, görüntülü veya yazılı mesaj göndermek suretiyle propaganda yapılamayacak ancak siyasi partiler kendi üyelerine her zaman sesli, görüntülü veya yazılı mesaj gönderebilecek.

Araştırma yayın koşulları

Oy verme gününden önceki 10 günlük sürede, yazılı, sözlü ve görsel basın ve yayın araçları ile kamuoyu araştırmaları, anketler, tahminler, bilgi ve iletişim telefonları yoluyla mini referandum gibi adlarla bir siyasi partinin veya adayın lehinde veya aleyhinde veya vatandaşın oyunu etkileyecek biçimde yayın yapılması ve herhangi bir surette dağıtımı yasak olacak. Bu sürenin dışında yapılacak yayınlar tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine uygun olacak.

Kamuoyu araştırmaları ve anketlerin yayınlanması sırasında, araştırmanın hangi kuruluş tarafından yapıldığının, denek sayısının, araştırmanın kim tarafından finanse edildiğinin açıklanması zorunlu olacak. Yapılacak propagandaların ve yayınların ilkelerini Yüksek Seçim Kurulu belirleyecek.

Memurlar katılamayacak

Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar olan süre içinde, devlet, katma bütçeli idareler, il özel idareleri, belediyeler ile bunlara bağlı daire ve müesseseler, iktisadi devlet teşekkülleri ve bunların kurdukları müesseseler ve ortaklıkları ile diğer kamu tüzel kişilikleri ve Bankalar Kanunu’na tabi teşekküllere ait kaynaklardan yapılan iş ve hizmetler dolayısıyla (açılış ve temel atma dahil) törenler düzenlenmesi, nutuklar söylenmesi, demeçler verilmesi ve bunlar hakkında her türlü vasıtayla yayınlarda bulunulması yasak.

Seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar olan süre içinde bakanlarla, milletvekilleri, yurt içinde yapacakları seçim propagandası ile ilgili gezileri makam otomobilleri ve resmi hizmete tahsis edilen vasıtalarla yapamayacak.

Bu maksatla yapılan gezilerde, protokol icabı olan karşılama ve uğurlamalarla törenleri de yapılamayacak, resmi ziyafet verilemeyecek. Belirtilen süre içinde bakanlar, seçimle ilgili faaliyetlerinde ve konuşmalarında 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun hükümleriyle bağlı olacak.

Ayrıca, seçim propagandasının başlangıç tarihinden oy verme gününü takip eden güne kadar geçen süre içinde bakanlar, milletvekilleri ve adayların seçim propagandası ile ilgili olarak yapacakları gezilere hiçbir memur katılamayacak.

Seçim günü yasakları

YSK tarafından 14 Mayıs seçim günü yasakları ise şöyle:

Seçim günü saat 06.00’dan gece 24.00’a kadar alkollü içki satışı yasak olacak.

Emniyet ve asayişi korumakla görevli olanlar dışında yerleşim yerlerinde kimse silah taşıyamayacak.

Seçim günü kahvehane, kıraathane ve internet kafe gibi bütün umumi eğlence yerleri kapalı olacak.

Eğlence yeri niteliğindeki lokantalarda yalnızca yemek verilebilecek.

Seçim günü saat 18.00’dan sonra düğünler yapılabilecek.

YSK’nın kararlarına göre saat 18.00’e kadar basın yayın organlarında seçimler ve sonuçlarına ilişkin haber tahmini ve yorum yapılması yasak olacak.

Saat 18.00 ile 21.00 arasında ise YSK tarafından seçime ilişkin verilecek haber ve tebliğler yayımlanabilecek.

Saat 21.00’den sonra ise bütün yayınlar serbest olacak, YSK bu saati daha erkene alabilecek.

Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tura kalması halinde aynı hükümler 28 Mayıs’ta da uygulanacak.

Bir sandıkta oy kullanacak seçmen sayısı il ve ilçelerde 360 ila 380 kişi olacak. Köylerde seçmen sayısının 400’ü aşmaması halinde bir sandıkta oy kullanılabilecek.

Paylaşın

Politico’dan Çarpıcı Analiz: Soğanlar Ve Seccadeler…

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor. Son olarak haber sitesi Politico, Avrupa Birliği baskısında seçimlere dair bir analize yer verdi.

“Soğanlar ve Seccadeler: Türkiye Demokrasi İçin Verdiği Kararlı Mücadelesine Yaklaşıyor” başlıklı Christian Oliver imzalı analiz haberde, gıda fiyatlarının ve dini değerlerin başabaş giden seçim sürecinde gündemi oluşturduğunu, muhalefet kanadının Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık sistemine son vermek istediği yazıldı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir zamanlar tüm İslam dünyası için bir model oluşturabilecek “Müslüman demokratlığın” en iyi örneği olarak alkışlandığını unutmanın şimdi kolay olduğunun kaydedildiği yazıda, Erdoğan’ın 2000’li yılların başında yeni bir vaatle öne çıktığı belirtildi. Yazıya göre, bu, nihayet, İslamcılığı, parlamenter demokrasiyi, ilerici sosyal refahı, NATO üyeliğini ve Avrupa Birliği doğrultusundaki reformları dengeleyebilecek bir siyasetçinin olduğu vaadiydi.

Ancak şimdi bu iyimserlik havasının, giderek otoriterleşen ve kutuplaştıran bir liderin iktidar gücünü elinde toplamasıyla ilgili tartışmaların damga vurduğu 14 Mayıs seçimlerinin yaklaştığı bu ortamdan artık çok uzak olduğu yorumu yapıldı. Politico, önemli muhalif isimlerin hapiste olduğunu, medya ve yargının Erdoğan’ın elinde bulunduğunu, Kasımpaşalı çocuğun 85 milyonu 1150 odalı sarayından yönettiğini yazdı.

Bu nedenle Erdoğan’ın 2017’de getirdiği başkanlık sistemini kaldırma ve yeni bir çoğunlukçu parlamenter sisteme geçme sözü veren muhalefetin seçim kampanyasını “tek adam rejimini” sona erdirmeye odaklanması, sürpriz değil. Politico’nun yayınladığı Anketlerin Anketi’ne (Poll of Polls) göre 14 Mayıs seçimleri başabaş gidiyor ve 28 Mayıs’ta ikinci tur seçimlerin yapılması olasılığı yüksek görünüyor. Ankete göre ilk turda Millet İttifakı adayı Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 47, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yüzde 46, Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce yüzde 3, ATA ittifakı adayı Sinan Oğan ise yüzde 2 oranında oy topluyor.

Kılıçdaroğlu’nun 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada ”Gazi Meclisimizin yasama gücü tek adam rejiminin tahakkümüne teslim edilmiştir. Bu çerçevede, yargı bağımsızlığı, fikir ve ifade özgürlüğü, basın özgürlüğü ve diğer tüm özgürlüklerle bilimsel, laik eğitim yerle yeksan edilmiştir” dediğini hatırlatan Politico, Kılıçdaroğlu’nun Türk demokrasisini yeniden inşa etmenin gerekliliğini vurguladığını yazdı ve şu soruyu sordu: “Peki demokrasiyi yeniden inşa etmek, özünde soğanın ve salatalığın fiyatıyla ilgili olan bu seçimlerde ilgi uyandıracak mı?”

Soğan meselesi

Politico, Türkiye’deki ağır hayat pahalılığı krizinin seçimlerin bir numaralı gündem maddesi olduğunu, Kılıçdaroğlu’nun evinin mütevazı mutfağında elinde soğanla yaptığı bir konuşmasında Erdoğan’ın iktidarda kalması durumunda soğanın kilosunun 30 liradan 100 liraya çıkabileceği uyarısının seçmende karşılığı olduğunu yazdı. Erdoğan’ın buna “Bu ülkede ne soğan, ne patates, ne salatalık derdi var, dert olan ne varsa biz onları çözdük zaten” şeklinde karşılık verdiğini hatırlatan Politico, çoğu Türk vatandaşının hesap uzmanı olan Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu aritmetiği abartılı bulmadığını kaydetti.

Politico ayrıca muhalefetin seçim manifestosunda cumhurbaşkanının veto yetkisinin sonlandırılması, cumhurbaşkanının partilerüstü olması ve tek dönemliğine seçilmesinin yer aldığını yazdı. Partilerin grup kurmak için sahip olması gereken milletvekili sayısının düşürülmesi ve meclis komisyonlarında daha fazla bağımsız uzmana yer verilmesiyle parlamentonun güçlendirilmesinin amaçlandığı da hatırlatıldı.

Bu önemli reformların seçmenlerde karşılık bulabileceğini belirten Politico, İspanya’daki Carlos III de Madrid Üniversitesi’nden Profesör İlke Toygür’ün anayasal reformların “gündelik konuşmalarda” geniş yer tutmuyor olabileceği, ancak tek adam rejimi ve Türkiye’nin TBMM’yle olan tarihsel bağının seçmenlerde yansıması olduğunu söylediğini yazdı.

Tek adam rejiminin ekonominin kötü yönetilmesi ve hızla yükselen fiyatlarla bağlantılı olduğunu söyleyen Profesör İlke Töygür, “Tek adam rejimini hayat pahalılığı ve demokrasi krizine, dış siyasetteki tüm sorunlara bağlarsanız o zaman bu sistemi tanımlamış ve bir alternatif sunmuş olursunuz” şeklinde konuştu. “Parlamentonun Türkiye’de çok güçlü simgesel bir değeri vardır. Şu anki en büyük şikayetlerden biri, insanların karar verici adaylarla olan bağını kaybetmiş olması” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun kamuoyu önünde Alevi olduğunu açıklayarak kapsayıcı bir lider olduğu imajını daha da öteye taşıdığını kaydeden Politico, bu adımın, Sünni çoğunluğa mensup popülist bir cumhurbaşkanına karşı oynanmış riskli bir kumar olduğu yorumunu yaptı. Ancak Kılıçdaroğlu’nun Erdoğan’ın kutuplaştırıcı politikaları karşısında çoğunlukçu bir lider olarak öne çıktığını kaydetti ve “74 yaşındaki mütevazı Kılıçdaroğlu, şu anki aşındırıcı lidere kıyasla sıkıcı olabilir, ancak muhalefetin oynadığı kumar, bunun tam da Türkiye’nin ihtiyaç durduğu unsur olduğu yönünde” ifadesini kullanıyor.

Erdoğan için otoriterliğe geçişte dönüm noktası Gezi Parkı protestoları

Politico’ya göre birçok gözlemci, 2013’teki Gezi Parkı protestolarını, Erdoğan’ın iktidar gücünü elinde merkezileştirmeye karar vermesinde rol oynayan en önemli etken olarak görüyor.

Belçika’daki Brüksel Yönetişim Okulu’ndan Profesör Demir Murat Seyrek’e göre Gezi eylemleri, Erdoğan’ın ilk kez “tehdidin AK Parti’ye değil, kendisine yönelik olduğunu” hissettiği dönem oldu. Politico, “etrafındaki gerçeklerin hala anlaşılmaz olduğu” şeklinde tanımladığı 2016’daki darbe girişiminin Erdoğan açısından “bardağı taşıran son damla” olduğunu belirterek, bunun sonrasında 2017 yılı Nisan ayındaki referandumla cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiğini hatırlattı.

Erdoğan’ın uzun yıllardır olduğu gibi şimdi de İslamcı ve ailevi değerlerin altını çizdiğini, rakiplerinin “teröristlerle, emperyalist Batı’yla, uluslararası finans çevreleriyle ve LGBTQ+ kurumlarıyla işbirliği yaptığını” vurguladığını kaydeden Politico, Kılıçdaroğlu’nun seccadeye yanlışlıkla ayakkabılarıyla bastığını gösteren fotoğrafta “kan kokusu” alan Erdoğan’ın rakibini Fethullah Gülen’den talimat almakla suçladığını hatırlattı.

Politico’ya göre muhalif partilerin liderleri, Erdoğan tarafından kolaylıkla eski elit sistemin tutucu sesleri olarak tanımlanacaklarını iyi bildikleri için getirdikleri anayasa değişikliği önerilerinin eski günlere dönüşe değil, yeni bir başlangıca işaret ettiğini vurguluyor.

Seçimler adil ortamda yapılacak mı?

Politico, Erdoğan’ın giderek daha fazla otoriterleşmesinin yarattığı korkular nedeniyle seçimlerin ne kadar adil olacağına ilişkin şüphelerin ve Erdoğan’ın seçimlerde hile yapıp yapamayacağı sorusunun yoğun olduğunu da belirtti. Politico’ya göre devletin tüm imkanlarını ve medyayı elinde tutan Cumhurbaşkanı’nın orantısız nüfuz elde etmesi mümkün.

Ancak Brüksel Yönetişim Okulu’ndan Demir Murat Seyrek, Türkiye’deki oy verme sürecinin Rusya ya da Belarus’la asla karşılaştırılmaması gerektiğinin altını çiziyor. Her oy sandığının tüm siyasi partiler ve sivil gözlemciler tarafından yakından izleneceğini söyleyen Seyrek, “Türkiye’de hala, seçim sonuçlarına karşı yapabileceklerinizin çok kısıtlı olacağını düşünüyorum” diyor.

Ortak kanı, Erdoğan’ın ciddi bir yenilgi karşısında seçim sonuçlarını hileyle değiştirmesinin mümkün olmayacağı yönünde. Bazı uzmanlarsa sonucun yakın çıkması durumunda Erdoğan’ın yüksek riskli bir manevrayla oyların yeniden sayımını talep edebileceği ya da dikkatleri başka bir yöne çekebilecek bir “olay” durumunda olağanüstü hal ilan edebileceği olasılığını gündeme getiriyor. Ancak Politico’ya göre bu, Ankara’nın tam da yabancı yatırımcıları cezbetmek ve ekonomiyi canlandırmak için istikrara ihtiyaç duyduğu bu ortamda ülkedeki hararetli siyasi ortamı daha da alevlendirir.

Politico’ya göre “daha gerçeküstü, ancak şimdi inanması güç olmayan bir senaryo” da Erdoğan’ın taktiksel olarak muhalefete liderlik etmenin tam zamanı olduğunu düşünerek Kılıçdaroğlu’nun olası yeni hükümetine saldırması.

Dergi, ekonomik kriz ortamında her an bölünmeye meyilli koalisyonu birarada tutmaya çalışan yeni cumhurbaşkanının, Erdoğan’ın sert söylemlerine karşı savunmasız olabileceği yorumunu yaptı. Profesör Seyrek, bu aşamada bir çelişkiye dikkat çekiyor ve muhalefetteki bir AK Parti’nin cumhurbaşkanlığını sarsacak reformları savunabileceğini, kendi çıkarlarına olacak basın özgürlüğü garantisi verebileceğini söylüyor. Bu da anayasa değişikliği için ciddi bir meclis çoğunluğu gerektiği düşünüldüğünde önem kazanıyor.

Politico, 14 Mayıs seçimlerine ilişkin değerlendirmesini şu soruyla tamamlıyor: “Peki Erdoğan seçim yenilgisine içerleyip ülkeyi terk eder mi? Profesör Seyrek’e göre bu imkansız çünkü ‘Erdoğan, kendisini ikinci Atatürk olarak görüyor, kaçmaktansa ölür’.”

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

14 Mayıs Seçimleri: Demirtaş, Kılıçdaroğlu’na Desteğini Açıkladı

Sosyal medya hesabından açıklama yapan Demirtaş, “Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Allah yolunuzu açık etsin. Ayrışmayı bitireceğinize, toplumsal barışı sağlayacağınıza, Türkiye’yi refaha, huzura kavuşturacağınıza yürekten inanıyorum. Benim oyum sizedir, Sayın #CumhurbaşkanıKılıçdaroğlu” dedi.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımla, 14 Mayıs Seçimleri’nde, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı Adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na destek vereceğini duyurdu.

Demirtaş, mesajında, “Türkiye’nin 13. Cumhurbaşkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Allah yolunuzu açık etsin. Ayrışmayı bitireceğinize, toplumsal barışı sağlayacağınıza, Türkiye’yi refaha, huzura kavuşturacağınıza yürekten inanıyorum. Benim oyum sizedir, Sayın #CumhurbaşkanıKılıçdaroğlu” ifadelerini kullandı.

HDP, Yeşil Sol Parti ve Türkiye İşçi Partisi’nin de dahil olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı da, 28 Nisan’da yaptığı açıklamada, Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığına destek vereceğini duyurmuştu.

İttifak’ın açıklamasında, “Türkiye’nin siyasi, toplumsal ve ekonomik krizlerin bir arada yaşandığı çoklu kriz şartları altında tarihinin en önemli seçimine doğru ilerlediği” belirtilerek, “Bu tarihi seçimde; Türkiye halklarını bir kez daha milletvekilliği seçimlerinde Emek ve Özgürlük İttifakı’na, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’na oy vermeye çağırıyoruz” denilmişti.

İttifakın cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday çıkarmama ve parlamento seçimlerine de ittifak çatısı altında girme kararı aldığına işaret edilen açıklamada, “Türkiye siyasetinin bu kırılma aşamasında, üzerimize düşen tarihi görevi hem geleneğimize hem de gelecek kuşaklara borcumuz kapsamında yerine getirme konusunda mutabık kaldık. Bu kapsamda 14 Mayıs 2023’te yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleme kararımızı tüm kamuoyu ile paylaşıyoruz” ifadeleri kullanılmıştı.

Paylaşın

Bloomberg’den Dikkat Çeken Yazı: Erdoğan Ve AK Partili İsimlerde Çaresizlik Havası Var

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak ABD merkezli medya kuruluşu Bloomberg, Türkiye’de 14 Mayıs’a sayılı günler kala seçim süreciyle ilgili bir analiz yayınlandı. “Türkiye’deki seçim Batı’nın hayallerini gerçekleştirmeyecek” imzalı analizde Bloomberg yazarı Bobby Gosh, seçimlerin ardından Batı ile ilişkilerin nasıl şekillenebileceğini değerlendirdi.

“Modası geçmiş söylemler”

“AK Partili Cumhurbaşkanı ve üst düzey isimlerin seçim konuşmalarına bir çaresizlik havası sızmış durumda” ifadelerini kullanan Gosh, şöyle devam etti: “Seçmenleri, kötü yönettikleri ekonomiden uzaklaştırmak ve seçmenlerle bağ kurmak için modası geçmiş söylemleri kullanıyorlar. Mide rahatsızlığı nedeniyle üç günlük bir aradan sonra işbaşı yapan Erdoğan, LGBT topluluğuna sövüyor ve muhalefetin teröristler tarafından desteklendiğini iddia ediyor.”

İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 14 Mayıs seçimlerine ilişkin ‘darbe’ iddiasına değinen Gosh, söz konusu açıklamaların ‘kabak tadı vermeye başladığını’ yazdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Batı’yı hedef aldığı açıklamalarına da işaret eden Bloomberg yazarı, “Batılı komplolarla ilgili bu tür histerik beyanlar, olası bir yenilgiye karşı bahane niteliğinde” dedi.

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçimleri kazanması ihtimalini de değerlendiren Gosh, “Batılı liderler Kılıçdaroğlu’na çok fazla bel bağlamamak adına dikkatli olmalılar” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti: “Batı, Kılıçdaroğlu’nun dış politikada esnek olmasını istiyorsa, Erdoğan’ın Türkiye ekonomisinde yarattığı karmaşayı temizlemesine yardım etmeli. Eğer yardım edemiyorsa da, bu zorlu görevi yerine getirirken sabırlı olmalı.”

“İYİ Parti’nin varlığı, Kürt meselelerinde Kılıçdaroğlu’nu frenleyecektir”

Kılıçdaroğlu’nun da Rusya-Ukrayna savaşında ‘arabulucu’ rolünü üstlenmek istediğini yazan Gosh, “Kılıçdaroğlu’nun büyük bir değişiklik bekleyen Batı’yı hayal kırıklığına uğratacağı bir başka alan da, özellikle IŞİD’e karşı mücadelede Batı’ya yardım eden Kürt gruplarla ilişkilerinde Suriye’dir. Esneklik eğilimi olsa bile, Kılıçdaroğlu’nun ittifakındaki milliyetçi İYİ Parti’nin varlığı, Kürt meselelerinde onu frenleyecektir.”

Paylaşın

Le Temps: Erdoğan İçin Oyun Daha Bitmedi

14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine günler kala, dünya basını da seçimlere ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

İsviçre merkezli Le Temps, rakibinin aldığı artan desteğe rağmen Erdoğan için henüz kaybedilmiş bir şey olmadığını yazdı.

Associated Press’te Suzan Fraser imzasıyla yayınlanan analizde AK Parti Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı Cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu arasındaki farklar ele alındı.

“Otoriter Erdoğan’a karşı köprü kurucu Kılıçdaroğlu”

Analizde, “Erdoğan büyüleyici bir hatipken, mütevazı Kemal Kılıçdaroğlu yumuşak konuşuyor. Kılıçdaroğlu mutfağında kaydettiği videolarda seçmenlerle konuşurken, Erdoğan aynı zamanda destekçilerine ulaşmak için devlet kaynaklarını ve olayları kullanan usta bir kampanya yürütücüsüdür. Kutuplaşan Erdoğan giderek otoriterleşirken, Kılıçdaroğlu bir köprü kurucu olarak itibar kazandı ve demokrasiyi yeniden tesis etme sözü verdi” ifadeleri yer aldı.

“Değişim vakti”

Erdoğan’ın sağlık sorunları nedeniyle seçim kampanyasına ara vermek zorunda kalması Londra merkezli haftalık gazete The Observer’a göre bir “işaret”:

“Erdoğan, 20 yıllık başbakanlığı ve cumhurbaşkanlığı süresince yetkisini acımasızca kullandı. Özenle geliştirilmiş, sert ve sağlam bir lider imajına sahipti. Ama birden, onun da çökebileceği görüldü. Hakikat ne olursa olsun bu son olay, Türkiye’de yaşamın neredeyse her alanına hükmeden otoriter figürün hesap vermeye yakın olduğu ve değişim vaktinin geldiği yönündeki algıyı daha da artırıyor.”

“Erdoğan için oyun daha bitmedi”

İsviçre merkezli Le Temps, rakibinin aldığı artan desteğe rağmen Erdoğan için henüz kaybedilmiş bir şey olmadığına inanıyor:

“Giderek dışlayıcı bir İslamcılık anlayışına dönmesi, tuhaf U dönüşleri, son yıllarda entelektüeller, muhalifler, medya ve kendisini gölgede bırakabilecek herkes üzerinde kurduğu baskı, muazzam popülaritesini azaltmaya yetmiyor. Hükümetin gizlemeye çalıştığı hayli kötü ekonomik sonuçlar da üzerine eklenmesine rağmen, sayıları ne kadar çok olursa olsun tüm bu sorunlar yeterli olmayabilir.”

“Başarılar dış politikayla sınırlı”

Tarihçi Mihály Dobrovits, Macaristan merkezli haftalık gazete Élet és Irodalom’un görüşü şöyle:

İkinci Karabağ savaşı, Rusya-Ukrayna çatışması ve Finlandiya ile İsveç’in NATO üyeliği, Ankara’nın eline hiç olmadığı kadar iyi kartlar verdi. İç politika ve ekonomideki hatalar ile şubat ayındaki deprem felaketinin bu başarılar arasında sayılmaması ise başka bir mesele. Seçimi kim kazanırsa kazansın, gelecek vaat eden bir dış politika pozisyonu ve derin ekonomik kriz içindeki bir ülkeyi devralmak zorunda kalacak.”

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Erdoğan: Bay Bay Kemal, Senin Arkadaşın Kandil

Antalya Kepez’de halka seslenen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Her şeyiyle terörist Selo 51 kardeşimizin ölümüne neden oldu. Bu Selo, cezaevinde. Şimdi ne diyorlar? Selo’yu çıkaracağız. Selo’yu Öcalan’ın yerine getireceklermiş. Bay bay Kemal’in parlamentoda yaptığı görüşme işte buydu. Açıkla dedik kaç kere. Açıklayamaz… Her şey fırıldak. Düzgün bir şey yok. Eğer gerçek siyasetçiysen çıkar açıklarsın ama hayatı yalan” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Kandil’de ne diyordu birisi… Bunların bayrağı var mı? Bunların ezanı var mı? Bunların dini var mı? Ne diyor? Bizim desteğimiz Kılıçdaroğlu’nadır. Dini olmayan, diyaneti olmayan, bayrağı olmayan, ezanı olmayan kimler destekliyor bay bay Kemal’i, bu teröristler. Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu. Bay bay Kemal, senin arkadaşın Kandil.”

Erdoğan, konuşmasının devamında, “Bu zat yaptığımız her şeyi yıkacağını, kurumları kapatacağını, bürokratını, polisini tasfiye edeceğini söylüyor. Bay bay Kemal, HDP ve PKK ne diyorsa kendisi de onu söylüyor. FETÖ ve gizli açık tetikçileri ne diyorsa Kılıçdaroğlu onu söylüyor. Amerika’da ve Avrupa’da kulağına ne üflenmişse onu söylüyor. Arada bir kendi söylediklerini de mizah niyetine izliyoruz. Bu zatın kendisini ciddiye almıyoruz. Bizim ilgilendiğimiz, bu zatın hangi hesabın temsilcisi olarak karşımıza dikildiğidir. Masa etrafında oturanlar ve çevresinde dönenlere bakınca hepsi ayan beyan ortaya çıkıyor” ifadelerini kullandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim çalışmaları kapsamında Antalya Kepez’de miting düzenledi. Erdoğan’ın konuşmasından satır başları şöyle:

“Birileri ülkenin birikimlerini önce altılı masada paylaşmaya niyetlendi. Sonra pazarlığın kızıştığı anda ortaklardan biri yerinden kalkıp geri otururken, masanın altındaki gizli ortak HDP de bu cümbüşte yerini aldı. Baktılar yedi ortakla da bu iş olmayacak iki büyükşehir belediye başkanını dahil edip ortak sayısını 9’a çıkardılar. Masada kendileri için yer olduğunu gören, ülkenin ve milletin yeminli düşmanları FETÖ ve PKK da seslerini yükselttiler. Oldu mu size 11 ortak.

Daha DHKP-C’sini, Avrupa ve Amerika’da masanın akıl hocalığına soyunan tefecileri, STK görünümlü istihbarat aygıtlarını saymıyorum. Türkiye, siyasetine ve yönetimine yönelik böyle bir oyunu hak etmiyor.

Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı olarak karşımıza diken bir mekanizma var. Bu mekanizma CHP tabanının da ittifaktaki diğer partilerin de hassasiyetlerini umursamıyor.

Ne diyordu bay Kemal, tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz. Bunların derdi Türkiye’yi en az yarım asır daha kendine gelemeyecek bir bataklığa saplamaktır. Ama başaramayacaklar.

“Selo’yu çıkarıp Öcalan’ın yerine getireceklermiş”

Her şeyiyle terörist Selo 51 kardeşimizin ölümüne neden oldu. Bu Selo, cezaevinde. Şimdi ne diyorlar? Selo’yu çıkaracağız. Selo’yu Öcalan’ın yerine getireceklermiş. Bay bay Kemal’in parlamentoda yaptığı görüşme işte buydu. Açıkla dedik kaç kere. Açıklayamaz… Her şey fırıldak. Düzgün bir şey yok. Eğer gerçek siyasetçiysen çıkar açıklarsın ama hayatı yalan.

Kandil’de ne diyordu birisi… Bunların bayrağı var mı? Bunların ezanı var mı? Bunların dini var mı? Ne diyor? Bizim desteğimiz Kılıçdaroğlu’nadır. Dini olmayan, diyaneti olmayan, bayrağı olmayan, ezanı olmayan kimler destekliyor bay bay Kemal’i, bu teröristler. Söyle bana arkadaşını, söyleyeyim sana kim olduğunu. Bay bay Kemal, senin arkadaşın Kandil.

Bu zat yaptığımız her şeyi yıkacağını, kurumları kapatacağını, bürokratını, polisini tasfiye edeceğini söylüyor. Bay bay Kemal, HDP ve PKK ne diyorsa kendisi de onu söylüyor. FETÖ ve gizli açık tetikçileri ne diyorsa Kılıçdaroğlu onu söylüyor. Amerika’da ve Avrupa’da kulağına ne üflenmişse onu söylüyor. Arada bir kendi söylediklerini de mizah niyetine izliyoruz. Bu zatın kendisini ciddiye almıyoruz. Bizim ilgilendiğimiz, bu zatın hangi hesabın temsilcisi olarak karşımıza dikildiğidir. Masa etrafında oturanlar ve çevresinde dönenlere bakınca hepsi ayan beyan ortaya çıkıyor.

Hangi insan kendi ülkesine, devletine, milletine bu kadar büyük kin duyabilir? Bay bay Kemal ABD’de bir benzin istasyonunda bir restorana giriyor. Orada neler çevirdi belli değil, açıklayamıyor. Pensilvanya’nın uzantıları ile orada sohbetini koyulaştırıyor.

Ülkeyi yatırımlarla donatırken kimsenin kökenini, mezhebini sormadık. Bay bay Kemal ben Aleviyim diyor. Eyvallah, biz sana Alevi misin değil misin sormadık ki? Bugüne kadar bunu niye söylemedin de şimdi söylüyorsun? Demek bu buradan bir şey bekliyor. Bu ülkeyi Alevi-Sünni diye ayrıma tabi tutanlara lanet olsun!

Bay bay Kemal, TOKİ’yi kapatacakmış. Neyi kapatıyorsun? Ben göreve gelmeden önce TOKİ’deki üretim sayısı 40 bin konuttu. Şimdi 1 milyon 300 bin konutu biz yaptık. 40 bin nere 1 milyon 300 bin nere?”

Paylaşın

Dev Bankadan TL Uyarısı: Seçim Öncesi Pozisyonları Kapatın

İsviçre merkezli bankacılık grubu Swissquote, müşterilerine Türk Lirası uyarısında bulundu: Seçim öncesi pozisyonları kapatın, 5-15 Mayıs arası Türk Lirası alım-satımı yapmayacağız.

Banka, Türkiye’de 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi nedeniyle oynaklığın artabileceği beklentisiyle 5-15 Mayıs tarihleri arasında Türk Lirası ile diğer para birimleri arasında alım-satım yapmayacağını duyurdu.

Bloomberg ajansının haberine göre müşterilere gönderilen yazıda, “Bu dönemde piyasa dalgalanmalarına bağlı riskleri azaltmak için, tüm TL pozisyonları 5 Mayıs’a (17:00 CET) kadar kapatmanızı rica ederiz. Swissquote, bu kapanış saatinden sonra kalan tüm açık pozisyonları kapatacak” denildi.

Swissquote’a göre Türkiye’de yıllardır uygulanan düşük faiz politikası, derin negatif faizler ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) tarafından TL’nin değerini sabit tutmak için piyasaya yapılan ciddi müdahale, TL’nin olması gereken yerden daha yukarıda ticaretinin yapılmasına neden oluyor.

Bankadan yapılan açıklamada, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın seçimleri kaybedeceği senaryonun piyasalarda fiyatlandığı belirtildi.

Böyle bir durumda yeni hükümetin gevşek para politikasına ve sıkı döviz müdahalesine son vermesinin ve TL’yi serbest bırakmasının beklendiği aktarıldı.

Bunun da TL’nin ani ve büyük bir değer kaybı yaşamasına yol açabileceği aktarıldı.

Swissquote Group Holding SA, çevrimiçi finans ve ticaret hizmetleri sağlama konusunda uzmanlaşmış bir İsviçre bankacılık grubudur.

Grubun hisseleri 29 Mayıs 2000 tarihinden beri SIX Swiss Exchange’de “SQN” sembolü ile işlem görmektedir. Grubun merkezi İsviçre’nin Gland şehrinde bulunmaktadır. Grubun Aralık 2022 itibarıyla 1040 çalışanı bulunmaktadır.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

The Times’dan Dikkat Çeken “Kemal Kılıçdaroğlu” Analizi

Dünya basını, 14 Mayıs Pazar günü yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine ve olası sonuçlarına ilişkin değerlendirmelere yer vermeye devam ediyor.

Son olarak Birleşik Krallık’ın en önemli yayın kuruluşlarından The Times, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’na ilişkin bir analiz yayınladı. The Times gazetesi Nevşehir Hacıbektaş’a giderek nabız yokladı.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘Alevi’ başlığıyla geçtiğimiz hafta paylaştığı videonun ardından Hacıbektaş’a giden Hannah Lucinda Smith, “Kılıçdaroğlu bir tabuyu yıktı” diye yazdı.

“Sünni seçmen artık Erdoğan’ı daha seküler bir vizyon sunan rakibi karşısında kurtarmaya yetmeyecektir” ifadelerine yer verilen analizde, şöyle devam edildi: “Kılıçdaroğlu, sosyal medya videosunda bu konuyu gündeme getirdi. Ana akım medya bunu görmezden gelirken, video Twitter’da 30 milyon görüntülendi.”

“Son 20 yılda Erdoğan, kendisini Anadolu toplumunun dokusuna yerleştirmek için tarikatları ve refah bölüşümünü kullandı” denilen “Rakip hacı, Erdoğan’ın muhafazakarlar üzerindeki hakimiyetini azaltıyor” başlıklı analizde, ‘Alevi mahallelerin ihmal edildiği’ belirtildi: “Yardımlar, AK Parti’ye oy veren, büyük ölçüde nüfusun muhafazakar Sünni olduğu bölgelere yönlendiriliyor. Muhalefete oy verme eğilimindeki Alevi mahalleleri ihmal ediliyor.”

‘Zorlu  bir mücadele ile karşı karşıya olduklarını’ söyleyen CHP Nevşehir İl Başkanı Tayfun Ceyhan, “Vatandaş korkuyor, çok korkuyor. Sokağa çıktığımızda bizimle konuşmaya çekiniyorlar” dedi ve şöyle devam etti: “İşlerini kaybedeceklerini veya bulamayacaklarını düşünüyorlar. İnsanların hapse girdiğini görüyorlar. Gazeteciler, politikacılar… Son on yıldır bu tek parti devletine dönüşüyor.”

Gazeteye konuşan Selçuk Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Nezir Akyesilmen de, Erdoğan’ın ‘Sünni seçmene güvendiğini’ söyledi: “Birçoğunu kamuda üst düzey pozisyonlara yerleştiriyor. Ve bu döngü tekerrür ediyor.”

Adana Üniversitesi’nden Volkan Ertit ise şu ifadeleri kullandı: “Erdoğan, özellikle 2010’lu yıllardan itibaren daha dindar bir nesil ve toplum yetiştirmek için aktif bir politika izledi. Bu politikalardan bazıları kesinlikle ona oy veren dini grupları memnun etmek içindi. Ancak geldiğimiz noktada yeni neslin Erdoğan’ın istediği gibi dönüşmediğini düşünüyorum.”

“Tek liderle yirmi yıl çok fazla” diyen Hacıbektaş’ta çalışan bir taksici, “Ekonomi kötü. Yeni fikirleri olan birine ihtiyacımız var” değerlendirmesinde bulundu.

Paylaşın