Yemeğe Tuz Atmak Ömrü Kısaltıyor

Yüz binlerce İngiliz’in verileri kullanılarak yapılan bir araştırmaya göre hazır, pişmiş yemeğe daha da tuz katmak insan ömrünü ortalama 2 yıl kısaltıyor. Araştırmayı yürütenler, bunun tuz tüketimi ile erken ölüm arasındaki bağlantıyı inceleyen ilk çalışma olduğunu söylüyor.

Sputnik’te yer alan habere göre; Orta yaşlı 500 bin İngiliz’le yapılan bir araştırma, yemeğe tuz atmanın erken ölümle yakından ilişkili olduğunu ortaya koydu. Bu kişilerin genetik ve sağlık geçmişlerinin kayıtlarının tutulduğu UK Biobank kullanılarak yapılan araştırmaya göre tuz erkeklerin ömrünü en az 2, kadınların ömrünü de 1.5 yıl kısaltıyor. Yemeği pişirirken atılan tuz miktarı ise araştırmaya dahil değil.

Araştırmada sağlıksız yaşam sürme gibi diğer faktörler de göz ardı edilmesi ancak araştırmayı yürüten ekip elde edilen sonuçların insanların yemeklerine tuz atmayı bırakmasını düşünmesine gerektirecek kadar güçlü olduğunu gösterdiğinin altını çizdi.

Araştırmanın başındaki isimlerden Prof. Lu Ki, “Bildiğim kadarıyla araştırmamız, yemeğe tuz katılması ile erken ölüm arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk araştırma olma özelliği taşıyor. Masada önümüzde duran yemeğe daha az tuz katarak ya da hiç katmayarak sodyum tüketimini biraz azaltmanın sağlık açısından büyük getirileri olacaktır; özellikle de geniş kitlelerde başarılabilirse” ifadelerini kullandı.

Öyle ki 2006-2010 arası tuz tüketimleri açısından takip edilen araştırma katılımcıları arasında yemeğine her zaman tuz katanların erken ölüm riski yüzde 28 olarak belirlendi. 50 yaşında olup da tuzdan vazgeçmeyen erkek ve kadınlar için yaşam beklentisi de sırasıyla 2.3 ve 1.5 yıl kısaldı.

Erken ölüm getiren diğer faktörler ise yaş, cinsiyet, etnik köken, vücut ölçüleri, sigara- alkol kullanımı, fiziksel aktivite, yeme alışkanlıkları ile diyabet, kanser ve kalp hastalıkları gibi tıbbi durumlar. Batı ülkelerinde sodyum tüketiminin neredeyse yüzde 70’i işlenmiş ve hazır gıdalardan kaynaklanıyor.

Paylaşın

‘Çevre Dostu’ Güneş Kremleri Yeterli Koruma Sağlıyor Mu?

İngiltere’de tüketici haklarını takip eden bağımsız kuruluş ‘Which?’ tarafından yapılan araştırmada İngiltere’de satışta olan çevre dostu olarak bilinen mineral güneş kremlerinin zararlı morötesi (UV) ışınları önlemede yetersiz kaldığı anlaşıldı.

Araştırmada kimyasal ve mineral bazlı farklı markadan birçok güneş kremleri incelendi. İncelenen mineral güneş kremlerinin hiçbirinin paketlerinde belirttiği korumayı sağlamadığı görüldü.

Kimyasal bazlı kremler bu konuda daha iyi sonuç verse de bazı markalar koruma sağlamada yetersiz kaldı.

Mineral ve kimyasal güneş kremleri arasındaki fark nedir?

Kimyasal güneş kremleri oktosrilen gibi organik bileşenleri kullanarak morötesi (UV) ışınlarını filtreliyor.

Deri tarafınden emilen kremler güneş ışınlarını ya ışıktan aldığı enerjiyi ısıya dönüştürerek, ya da kimyasalın 3 boyutlu şeklini değiştirip kırmak suretiyle absorbe ederek koruma sağlıyor.

Ancak kimyasal morötesi (UV) ışın filtrelerinin çevreye olumsuz etkide bulunduğu biliniyor.

Mineral güneş kremleri bu nedenle çevreye duyarlı tüketiciler için son dönemde popüler hale geldi. Mineral kremlerin bazıları biyolojik olarak parçalanamayan ya da çevreye zararlı maddeler içerse de genel olarak çevre için güvenli olarak kabul ediliyor.

Bazı kimyasal güneş kremlerinin özellikle mercan kayakıları üzerinde zararlı etki yaptığı biliniyor. Önceki çalışmalarda kimyasal güneş ışını filtreleyicisi oxibenzona maruz kalan genç mercanları kendi iskeletine hapsederek büyümesini engellediği anlaşılmıştı.

Mineral güneş kremleri titanyum oksit ya da çinko oksit gibi inorganik mineraller kullanarak güneş ışınları bloke ediyor.

Deri tarafından emilmeyen ve deri yüzeyinde bir çeşit örtüleme yapan bu kremler bu sebeple hassas ciltler için de daha uygun bir seçenek olarak ortaya çıkıyor.

Güneş ışınlarnın birçok farklı türü bulunuyor. UVA ve UVB’ye fazla miktarda maruz kalındığında zararlı etkiileri ortaya çıkıyor. UVB güneç yanığına yol açarken, UVA cilt kanserinin sorumlusu olarak görülüyor.

Hangi güneş kremi markaları sınıfta kaldı?

Which?’in araştırmasına göre 30 koruma faktöre sahip beş mineral güneş kremi geçersiz not aldı. Bu markalar Alba Botanica, Clinique, Green People, Hawaiian Tropic ve Tropic oldu.

Öte yandan araştırmada süpermarketlerde satılan bazı ucuz güneş kremlerinin UVA koruması açısından iyi sonuç verdiği ortaya çıktı.

Bu ürünler arasında Asda, Avon, Lloyds Pharmacy Solero, Morrissons, Piz Buin AllergySuperdrug ve Ultrasun Family yer aldı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Hava Kirliliği Ömrü İki Yıldan Fazla Kısaltıyor

Yayınlanan yeni bir araştırma, kronik hava kirliliğinin küresel ortalama ömür süresini kişi başına iki yıldan uzun süre kısalttığını ortaya koydu. Araştırma, hava kirliliğinin insan ömrü üzerindeki olumsuz etkisinin sigara kullanımıyla eşdeğer olduğunu, HIV/AIDS ya da terörizmden de daha kötü olduğunu kaydediyor.

Chicago Üniversitesi bünyesindeki Enerji Politikası Enstitüsü’nün son yayınladığı Hava Kalitesi Hayat Endeksi, küresel nüfusun yüzde 97’den fazlasının havadaki kirliliğin kabul edilebilir olarak değerlendirilen seviyenin üzerindeki bölgelerde yaşadığını bildiriyor. Hava Kalitesi Hayat Endeksi’nin belirlenmesinde PM2.5 olarak adlandırılan, havada serbest olarak dolaşan ve akciğerlere zarar veren tehlikeli parçacıkların seviyesinin ölçümü için uydu verileri kullanıldı.

Raporda, küresel PM2.5 seviyesinin Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) tavsiyesi doğrultusunda metreküp başına 5 mikrogram azaltılması durumunda ortalama ömür süresinin 2,2 yıl artacağı kaydedildi.

Rapor, hava kirliliğinin bir kamu sağlığı meselesi olarak ihmal edildiği, meseleye çözüm bulmak için gereken mali fonların hala yetersiz olduğu uyarısında bulundu.

Enerji Politikası Enstitüsü’nün Hava Kalitesi Hayat Endeksi Direktörü Chrisra Hasenkopf, “Hava kirliliğinin etkilerini artık daha iyi anlayabildiğimiz için hükümetlerin bu meseleyi acilen çözülmesi gereken bir öncelik haline getirmesi amacıyla elimiz daha güçleniyor” dedi.

Güney Asya’da yaşayanlar, araştırmaya göre hava kirliliği nedeniyle tahminen ömürlerinden beş yıl kaybediyor. Hindistan, 2013 yılından bu yana dünyada hava kirliliği artışının yüzde 44’ünden sorumlu.

Çin halkıysa WHO standartlarına erişilmesi durumunda rapora göre ortalama 2,6 yıl daha uzun yaşayabilir. Ancak Çin’in PM2.5 miktarını yüzde 40 oranında azaltmak amacıyla hava kirliliğine karşı “savaş açması” üzerine Çinliler, 2013 yılından bu yana yaklaşık 2 yıl daha uzun yaşıyor.

Endeksin hesaplamaları, metreküp başına ilave 10 mikrogram daha fazla PM2.5’e uzun süreli maruz kalmanın ömür süresini yaklaşık 1 yıl kısalttığını ortaya koyan bir önceki araştırmanın sonuçlarını temel alıyor. Bu yılın başında yayınlanan hava kirliliği anketine göre 2021 yılında hiçbir ülke, WHO’nun metreküp başına 5 mikrogramlık standardını tutturmayı başaramadı.

Paylaşın

Vücuda Giren Bazı Kimyasallar Erkeklerde Sperm Kalitesini Düşürüyor

Yeni bir araştırmaya göre kullandığımız birçok üründen vücudumuza giren bisfenol A (BPA) ve dioksin gibi kimyasal maddelerin vücudumuzdaki karışımı erkeklerde sperm kalitesinde düşüşe neden oluyor.

Environment International adlı akademik dergide yayımlanan araştırma, aralarında BPA, poliklorlu dioksin, parasetamol ve ftalat da bulunan 9 kimyasal maddeyi inceliyor, bu maddelerin karışımının vücuttaki hormonların normal işleyişine engel olduğunu ve bu yüzden sperm kalitesini düşürdüğünü öne sürüyor.

Danimarka’da 18-30 yaşları arasında 98 erkeğin idrar örneklerini inceleyen çalışma, en çok tehlike yaratan kimyasalın su şişesi, süt ve konserve gıda ambalajları gibi birçok üründe bulunan BPA olduğunu tespit ediyor.

Çalışmanın bulguları, erkeklerin cinsel gelişiminin henüz anne karnındayken başladığını belirtiyor, bu yüzden hamile kadınların araştırma sonuçlarından özellikle etkilendiğine işaret ediyor.

Uzun zamandır düşüş yaşanıyor

Erkeklerde sperm kalitesini takip eden araştırmacılar uzun zamandır düşüş olduğunu kaydediyor.

2017 yılında Human Reproduction Update adlı akademik dergide yayımlanan ve Kuzey Amerika, Avrupa, Avustralya ve Yeni Zelanda’da yapılan 200 araştırmayı derleyen bir çalışma, erkeklerde sperm sayısının son 40 yılda yüzde 50 oranında azaldığını tespit etmişti.

Bunun üzerine bazı doktorlar, bu düşüşün devam etmesi durumunda insanlık türünün yok olabileceğini öne sürmüştü.

Uzmanlar, erkeklerin cinsel sağlığının olumsuz etkilendiğini ispatlayan hastalık sayısının artığını ve bu hastalıkların artık daha sık görüldüğünü vurguladı.

Geçtiğimiz hafta yayımlanan ve İngiltere-Danimarka ortaklığında yapılan çalışma ise bu artışın en önde sebebi olarak hormon dengesini bozan kimyasalları gösteriyor.

Guardian’ın haberine göre araştırmanın başında çalışan, İngiltere’deki Brunel Üniversitesi’nden Profesör Andreas Kortenkamp, bulguların şaşırtıcı olduğunu, kimyasalların yarattığı riskin çok ciddi olduğunu ifade ediyor.

Haberde değerlendirmelerine yer verilen Kortenkamp, araştırmanın sonuçlarına bakıldığında bu kimyasalların kullanımını kısıtlamak için daha fazla beklemenin bir anlamı olmadığını söylüyor.

20 kimyasal madde daha incelendi

Araştırmada aynı zamanda Avrupa Gıda Standartları Ajansı verilerinden yola çıkarak 20 kimyasal madde daha incelendi.

Uzmanlar, erkeklerin tehlikeli düzeyde kimyasal maddelere maruz kaldığını belirtirken araştırmaya dahil olan erkeklerden bir tanesinin vücudunda olması gerektiğinden 100 kat fazla zararlı madde tespit edildi.

Araştırmacılar aynı zamanda kimyasalları tehlike seviyelerine göre sıraladı. Buna göre BPA’yı sırayla dioksin, parasetamol ve ftalat takip ediyor.

Daha önce yapılan araştırmalar, hamilelik döneminde parasetamol kullanımının bebeğin ileride cinsel gelişimini ve sağlığını etkilediğini öne sürüyor. Bazı uzmanlar, hamile kadınların ağrı kesici alımından dikkatli olmasını ve doktorlarıyla danışmasını tavsiye ediyor.

Sonuçlara herkes katılmıyor

Araştırmanın sonuçlarına katılmayanlar var. Bazı uzmanlar, sperm kalitesindeki düşüşe bu çalışmada sıralanan kimyasallar değil de başka faktörlerin neden olduğunu söylüyor. Kimisi de araştırmaya dahil edilen kimyasalların sayısı sınırlı olduğunu belirtiyor.

Aynı zamanda kadınların çalışmaya dahil edilen kimyasallara ne kadar maruz kaldığı bilinmiyor, böylece hamile kadınlarda bu kimyasalların ne kadar görüldüğü araştırmanın bulgularında yer almıyor.

Uzmanlar, sperm kalitesinde düşüşe neden olan ve bu çalışmada etken olarak değerlendirilmeyen bazı diğer faktörler olduğunu belirtiyor. Bunlardan bazısı hava kirliliği, aşırı kilo alımı ve sigara tüketimi.

Guardian’a konuşan Kortenkamp, “Tek etkenin bu kimyasallar olduğunu elbete söylemiyoruz. Örneğin beslenme uzmanları peynir, tereyağı ve yağlı etlerin de sperm kalitesini etkilediğini söylüyor” diyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Kirlilik Yüzünden Her Yıl 9 Milyon Kişi Hayatını Kaybediyor!

Dünyanın önde gelen tıp dergilerinden The Lancet’in 2015’teki kapsamlı kirlilik ve sonuçları raporunu güncellediği son araştırması dünya çapında her yıl ortalama hâlâ 9 milyon insanın kirlilik yüzünden hayatını erken kaybettiğini ortaya koydu.

BBC Türkçe’de yer alan habere göre, Lancet Komisyonu tarafından toplanan veriler, kirliliğin dünya çapında insan sağlığı ve erken ölümler açısından en önemli çevre riski faktörü olduğunu ve 2019’da her 6 ölümden birinin sebebinin kirlilik olduğunu ortaya koydu.

Sadece -kirlilikten en çok etkilenen ülke listesinin başındaki- Hindistan’da 2019 yılında 2 milyon 300 bin kişi kirlilik yüzünden zamanından önce öldü. Bu insanların 1,6 milyonu hava kirliliği, yarım milyonu da su kirliliği nedeniyle yaşamlarını yitirdi.

Komisyonun 2015 yılında hazırladığı kapsamlı kirlilik ve sağlık raporuna güncelleme niteliğindeki son araştırmada, aşırı yoksullukla ilişkili, söz gelimi ev içi hava kirliliği ya da su kirliliği gibi faktörlerden ölümlerde bir azalma meydana geldi.

Fakat, sanayi kirliliği, genel hava kirliliği ve zehirli kimyasal maddelerin yol açtığı kirlilikten ölümlerde meydana gelen artış yüzünden, toplam sayıların gerilemediği belirlendi.

Küresel olarak ev içi ve genel ortam kirliliğinin 2019 yılında toplam 6 milyon 700 bin kişinin ölümüne yol açtığı kaydediliyor.

Rapora göre su kirliliği aynı yıl 1 milyon 400 bin kişinin, sadece kurşun kirlenmesi ise 900 bin kişinin zamansız ölümüne yol açtı.

Sanayileşme ve kentleşmenin sonucu olarak ortaya çıkan bu tür “modern kirlilik” türlerinin yol açtığı ölümler, araştırmaya göre 2015 yılından bu yana yüzde 7 artış göstermiş.

2000 yılı başlangıç alınırsa bu tür kirliliklerden ölümlerde yüzde 66’nin üzerinde yani çok daha vahim boyutta bir artık gözleniyor.

Araştırmaya göre dünya çapında kirlilik yüzünden ölümlerin yüzde 90’ı düşük ve orta gelirli ülkelerde yaşanıyor ve listenin başında 2,36 milyon ile Hindistan var. Onu, 2,1 milyon ile ikinci sırada Çin izliyor.

Tehlikeler ve uyarılar

Lancet’in son araştırmasında yıllardır Birleşmiş Milletler kurumları ve bu konuda çalışan diğer örgütler, hükümetler ve bireylerin devam eden çabalarına rağmen kirlilik konusunda genel olarak ve özellikle de bu sorunun en ağır yaşandığı düşük ve orta gelirli ülkelerde çok az gerçek ilerleme sağlanabildiği kaydediliyor.

Raporda kirlilik ve kirlilikle bağlantılı hastalıkların kontrol altına alınması için acilen adım atılması, eylem planlarında özellikle hava kirliliği ve kurşun-kimyasal atık kirliliğine odaklanılması çağrısı yapılıyor.

Kirliliğin, iklim değişikliği, bio-çeşitlilik kaybı gibi diğer iki önemli meseleyle yakından bağlantılı olduğu hatırlatılıyor. Kirliliğin de tıpkı diğer ikisi gibi yerel sorunlar olmadığı ve küresel çapta önlemler gerektirdiği vurgulanıyor.

Paylaşın

Kovid 19’un Çocuklardaki Sağlık Sorunlarının Sebebi Belirlendi

Yeni tip koronavirüs (Kovid 19) salgının ortaya çıktığı ilk haftalarda çocuklarda virüse karşı oluşan bazı nadir ve ağır tepkiler bilim insanlarını ve ebeveynleri endişelendirmişti. Bilim insanları bu tepkilerin sebebini ortaya çıkardı.

Akciğer hastalığı, kan pıhtılaşması ve kalp iltihabı gibi ciddi sağlık sorunlarını tetikleyen bu tepkiler o dönemde  koronavirüsün çocuklar üzerindeki etkileri konusunda endişeleri arttırmıştı.

Amerika Birleşik Devletleri ve çeşitli Avrupa ülkelerinde onlarca çocuğun ölümüne yol açan bu enfeksiyonun Kawasaki hastalığına benzer belirtiler gösterdiği açıklanmış ve PIMS (Pediatrik Multisistem Enflamatuar Sendromu) olarak adlandırılmıştı.

Çoklu enflamatuar sendromu oluşan Kovid 19 hastası çocuklarda genellikle ateş, karın ağrısı, kusma, deride döküntü ya da konjoktivit gibi belirtiler görülüyor. Akut solunum yetersizliği görülen çocuklarda ise akciğerler kandaki oksijen yetersizliğinden dolayı zarar görebiliyor.

Salgının başlamasından iki yıl sonra Avustralya’daki bilim insanları çocuklarda nadir görülen ancak ölümcül olabilen akut enflamatuar tepkinin sebebini ortaya çıkardı. Melbourne’deki Murdoch Çocuk Araştırma Enstitüsü’ndeki araştırmacılar tarafından yürütülen çalışmaya göre bu tepkinin altında yatan sebebin proteinler olduğu anlaşıldı.

Bu proteinlerin tespiti ileride teşhis ve tedaviye önayak olabilir

Çalışmada Kovid 19’a yakalandıktan sonra çoklu sistem enflamatuar sendromu ya da akut solunum yetersizliğinden etkilenen 33 çocuktan kan örnekleri alındı ve kan örnekleri sağlıklı 20 çocuktan alınan kan örnekleriyle karşılaştırıldı.

Kandaki proteinlerin incelendiği araştırma sonucunda bu sendromlardan etkilenen çocukların kanında sağlıklı çocuklarda görülmeyen spesifik bir proteine rastlandı. Araştırma Kovid 19’a yakalanan ve bu ciddi sendromların geliştiği çocuklarda spesifik bir kan phtılaşma ve bağışıklık proteini ortaya çıkaran ilk çalışma oldu.

Nature Communications dergisinde yayımlanan çalışmada çoklu sistem enflamatuar sendromuna özel 85 ve akut solunum yetersizliğine bağlı 52 protein tespit edildi. Bu proteinlerin tespitinin teşhis ve ağır Kovid 19 hastalığı geçiren çocuklarda hedefli tedavi için önayak olabileceği belirtiliyor.

Halen çocuklar, bağışlanan kandaki intravenöz imünglobulin ile tedavi ediliyor. Bu kalp ltihaplanması olasılığını dörtte birden 20’de bire düşürüyor. Kalplerinde değişim oluşan çocukların genellikle büyüdüklerinde bu sorunun kendiliğinden ortadan kalktığı görülüyor.

Salgın süresince Kovid 19 dolayısıyla çocukların yüzde 1,7’si hastanede yoğum bakım servisine yatırıldı. Çocukların büyük çoğunluğu ise hastalığı ya hafif belirtilerle ya da belirtisiz şekilde atlattı.

Araştırmanın yapıldığı Avustralya’da sendromların oluştuğu çocuk sayısının azlığı sebebiyle Fransa’daki Necker Üniversite Hastanesi’ndeki Kovid 19′ hastası olan ve sendromlar nedeniyle tedavi gören çocuklardan alınan kan örnekleri araştırma için gönderildi.

Paylaşın

Kilo Vermenize Yardımcı Olabilecek Beş Numara

Kilo vermek zor iştir. Sizin için neyin işe yarayıp neyin yaramayacağını asla bilemezsiniz. Günlük rutindeki bazı küçük değişiklikler harikalar yaratabilirken, diğer her çaba boşa gidebilir ve hayal kırıklığına yol açabilir.

Haber Merkezi / Kilo vermenize neyin yardımcı olacağından emin değilseniz, farklı numaralar denemek en iyisidir. Bazıları için sadece diyet ve egzersiz yeterli değildir, daha fazla çaba göstermeleri gerekiyor. 

Bu, modaya uygun bir diyet ve süslü cümlelerle süslenmiş bir antrenman önerdiğimiz anlamına gelmez. Yağ yakma sürecinizi artırabilecek, zaman içinde test edilmiş bazı faaliyetlerden bahsediyoruz. İşte deneyebileceğiniz bazı şeyler:

Karbonhidratlar düşmanınız değil

Popüler inanışın aksine, karbonhidratlar kilo vermek için sağlıksız değildir. Vücudumuzun proteine ​​ihtiyacı olduğu kadar karbonhidrata da ihtiyacı vardır. Karbonhidratlar daha uzun süre tok kalmanıza yardımcı olur, sağlıksız yiyecekler için can atmayı önler ve daha uzun süre egzersiz yapmanız için size enerji verir. 

Tıpkı protein gibi, her öğünde ve egzersiz seansınızdan sonra karbonhidrat yemek önemlidir. Diyetinizi kontrol altında tutmak için sebzeler ve kepekli tahıllar gibi düşük kalorili karbonhidratları seçin.

Bir terapistten yardım alın

Evet, doğru okudunuz. Terapist, tüm alışkanlıklarınızı kontrol eden bilinçaltınıza dokunarak kilo verme yolculuğunuzda ilerleme kaydetmenize yardımcı olabilir. 

Uyku düzeninize dikkat edin

Normal bir insan vücudunun düzgün çalışması için 7-8 saat dinlenmeye ihtiyacı vardır. Veriler günümüz toplumunda insanların yaklaşık yüzde 97’sinin uykudan yoksun olduğunu göstermektedir. Uygun uyku düzeninin olmaması kilo verme planınızı etkileyebilir ve kilo vermenizi zorlaştırabilir.

Çocuk gibi davranın

Sadece bir saatlik antrenman programınıza odaklanmak yerine, gün boyunca daha aktif kalmaya çalışın. Öğle yemeğinden sonra dolaşmak, asansör yerine merdivenleri kullanmak ve internetten alışveriş yapmak yerine süpermarkete gitmek gibi küçük çabalar bile kilo vermede harikalar yaratabilir. Tıpkı çocukların bütün gün etrafta koşturup durması gibi, hareket etmek için fırsatlar arayın.

Diyet veya egzersiz arkadaşı edinin

Motive olmakta zorlanıyorsanız, bir diyet veya egzersiz arkadaşı edinin. Kilo verme yolculuğu kolay değil, ancak bir ortağınız varsa kolaylaşabilir. İkiniz de daha iyisini yapmak için birbirinizi motive edebilir ve zorlayabilirsiniz. Bu sayede eskisinden daha hızlı bir şekilde kilo verebilirsiniz.

Paylaşın

Hamile Kalmanın Zor Olmasının Beş Nedeni

Çocuk sahibi olmaya çalışmak, her çift için zorlu bir sınav dönemi gibidir. Mutlu haberi duymak için bazıları birkaç ay, bazıları ise yıllarca beklemek zorunda kalır. İster aylarca ister yıllarca, bekleme süresi herkes için zordur. Ancak rutinlerde yapılacak bazı değişiklikler hamile kalma süresini kısaltabilir.

Haber Merkezi / Bu doğru. Doğurganlık, yaşam tarzı, yeme alışkanlıkları ve diğer faaliyetler gibi çeşitli faktörlerden etkilenir. Rutinde bazı olumlu değişiklikler yaparak hamile kalma şansı kolayca artırılabilir. İşte hamile kalmayı zorlaştıran 5 şey ve çözümü;

Stres

Akut stres, birçok sağlık sorununa yol açabilir ve doğurganlığı da etkileyebilir. Fiziksel ve zihinsel sağlığı üzerinde ciddi etkisi olabilir ve bu da hamile kalma şansını azaltabilir. Sağlıklı bir hamilelik için beden ve zihin uyum içinde olmalıdır. Akut stresle uğraşırken hamile kalınsa bile, çocuğun sağlığını etkileyebilir.

Uykusuzluk

Huzurlu bir uyku sadece kendini yenilemek için değil, aynı zamanda sakin ve stressiz kalmak için de gereklidir. Düzensiz uyku, çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilir ve ayrıca doğurganlık düzeyini de azaltabilir. Uykusuzluk ayrıca bağışıklık seviyeni düşürür ve enfeksiyon riskini artırır. Erkeklerde uykusuzluk sperm sayısını azaltabilir ve kadınlarda adet gecikmesine neden olabilir.

Fazla kilo

Fazla kilolu ve obez kadınlar için hamile kalmak biraz daha zor olabilir. Çünkü vücuttaki fazla yağ, düzensiz dönemler veya uygun olmayan yumurtlama gibi sorunlara yol açabilir. Her iki durumda da doğurganlık azalabilir ve bu da hamile kalmada zorluğa neden olabilir. Aynı şey aşırı zayıf kadınlar içinde geçerlidir.

Düzensiz adet döngüsü

Düzensiz adet döngüsüne sahip olmanın birçok nedeni vardır; hormonal koşullar, aşırı kilo veya stres gibi. Sabit bir adet döngüsünün olmaması, yumurtlama döneminin hesaplanmasını zorlaştırabilir. Bu nedenle, tüm ay boyunca denense bile, hamile kalma şansı çok azdır.

Farkı sağlık nedenleri

Uzun süre hamile kalınmaya çalışılıyorsa ve hamile kalınamıyorsa, bir doktora danışılmalı. Aslında, bebek planlarken yapılması gereken ilk şey doktorlara danışmaktır.

Paylaşın

Yeşil Biber Kilo Verdirir Mi?

Kilo vermek için bitkilerden baharatlara ve ılık suya kadar çeşitli yiyecek ve içeceklerin kombinasyonlarını denememiz önerildi. Peki yeşil biberin kilo vermeye de yardımcı olabileceğini biliyor muydunuz? 

Haber Merkezi / Kulağa ilginç geliyor, değil mi? O zaman kilo vermek için yeşil biber yemeyi düşünebilirsiniz! Yeşil biberin kilo vermede nasıl etkili olduğuna dair bazı ipuçları:

1 porsiyon yeşil biber yüzde 11 A vitamini, yüzde 182 C vitamini ve yüzde 3 demir içerir. Biber, diyet lifleri açısından zengindir ve ayrıca kolesterol içermez.

Bununla birlikte yeşil biber gözler, cilt ve bağışıklık sistemi için de iyidir. Acı biberde bulunan kapsaisinin sinüsler üzerinde uyarıcı etkiye sahip olduğu da söylenmektedir.

Birçok araştırma, acı biberde bulunan önemli bir aktif bileşik olan kapsaisinin kilo kaybı üzerindeki etkisini doğrulamıştır.

Kapsaisin, vücut ısısını korumak için termojenezi düzenleyen kahverengi yağ dokusu üzerinde önemli bir role sahiptir. Çalışmalar, kapsaisinin, kahverengi yağ dokusu aktivitesinin aktivasyonunu azaltarak kilo yönetimi için faydalı bir etkiye sahip olabileceğini bulmuştur.

Kahverengi yağ dokusu, soğuğa tepki olarak aktive olan farklı bir yağ türüdür. Birincil rolü, vücut sıcaklığının korunmasına yardımcı olmak için ısı üretmektir.

2020 yılında yapılan bir araştırma, acı biber tüketenlerin daha uzun yaşayabileceğini ve kardiyovasküler hastalık veya kanserden ölme riskini önemli ölçüde azaltabileceğini ortaya koymuştur.

Araştırma, haftada dört defadan fazla biber yiyenlerin, nadiren veya hiç yemeyen kişilere kıyasla, kardiyovasküler hastalık da dahil olmak üzere ölüm oranlarının önemli ölçüde daha düşük olduğunu bulmuştur.

Unutmayalım ki obezite, kardiyovasküler hastalıkların en önemli nedenlerinden biridir.

Paylaşın

Protein Açısından Zengin Vejetaryen Yiyecekler

Beslenme hem fiziksel hem de zihinsel sağlığın korunmasında önemli bir rol oynar. Sağlıklı bir şekilde kilo vermeye çalışan biriyseniz, besleyici ve değeri yüksek yiyecekler yemek çok daha önemli hale gelir. Bununla birlikte, vejetaryenler için ortak endişe, protein eksikliğidir.

Haber Merkezi / Protein, enerji sağlamaya, vücudun hücreleri onarmasına ve yenilerini yapmasına yardımcı olan temel bir besindir. Vejetaryen olmayanlar için yüksek protein kaynaklarından et, tavuk ve balık türlerinden elde edebilirken vejeteryanlar sağlıklı ikameler bulmakta zorlanabilirler. Bu yüzden protein ve diğer besinler açısından zengin bazı bitki bazlı gıda kaynaklarını ortaya çıkarmanıza yardımcı olacağız.

Ispanak ve Brokoli

Ispanak ve brokoli gibi yeşil sebzeler sağlıklı protein kaynaklarıdır.

1 su bardağı ıspanak 6 gram protein içermektedir. Ayrıca A vitamini, C vitamini, K vitamini, demir, folat ve potasyum ile yüklüdür. En önemlisi, sadece sindirim sağlığınız için değil, aynı zamanda kilo kaybı için de harika bir lif kaynağıdır.

Benzer şekilde, bir fincan brokoli 5 gram protein içerir. Ek olarak, lif, kalsiyum, demir, selenyum, C vitamini ve K vitamini ile doludur.

Badem

Badem, kilo verme dostu bir atıştırmalıktır. 1/4 fincan bademin 7 gram protein içermektedir. Yüksek protein içermesinin yanı sıra, vücudu serbest radikallerin neden olduğu oksidatif stresten korumaya yardımcı olan antioksidanlar açısından da zengindir.

Baklagiller

Her türlü baklagil (yeşil veya kırmızı) protein açısından zengindir. 1/2 su bardağı pişmiş baklagil ortalama 8 gram protein içerir.

Kinoa

Kinoa, protein açısından çok yüksek olan glütensiz tahıllardır. Kinoa fincan başına 8 gram protein içerir. Ek olarak, demir, lif, magnezyum ve manganez gibi diğer besinlerle yüklüdür.

Nohut

Nohut, kilo vermek isteyen herkes için harikadır. Sadece protein açısından zengin olmakla kalmaz, aynı zamanda harika bir karbonhidrat, lif, folat, demir, potasyum, manganez ve fosfor kaynağıdır. 1/2 fincan porsiyon başına 1.25 gram protein içermektedir.

Paylaşın