Sağlıklı Bir Kalp İçin En İyi İlkbahar Meyveleri

Zararlı meyve yoktur ve her türlü meyve kalp sağlığına faydalıdır. Ancak ilkbahar meyveleri, antioksidanlar, vitaminler, mineraller ve lif açısından zengin olanlarla öne çıkar.

Haber Merkezi / Bu besinler, kolesterolü düşürmeye, kan basıncını düzenlemeye ve damar sağlığını desteklemeye yardımcı olabilir. İşte ilkbaharda bulunan ve kalp sağlığı için en iyi meyveler:

Çilek: C vitamini, folat ve antosiyanin gibi antioksidanlar açısından zengindir. Bu bileşenler, iltihabı azaltır ve damar sertliğini (ateroskleroz) önlemeye yardımcı olur. Araştırmalar, düzenli çilek tüketiminin LDL (“kötü”) kolesterolü düşürdüğünü ve kalp hastalığı riskini azalttığını gösteriyor.

Kiraz: Potasyum, C vitamini ve polifenoller içerir. Potasyum kan basıncını düzenlerken, polifenoller oksidatif stresi azaltır. Araştırmalar, kirazın antienflamatuar etkisinin, kalp krizi riskini düşürebileceğini öne sürüyor.

Kayısı: A ve C vitaminleri ile beta-karoten içeren kayısı, ayrıca lif açısından da zengindir, bu da kolesterol seviyelerini dengeler. Kayısıdaki potasyum, kalp ritmini düzenler ve hipertansiyonu önler.

Böğürtlen: Flavonoidler ve magnezyum açısından zengindir. Flavonoidler damar sağlığını korurken, magnezyum da kan dolaşımını destekler. Düzenli böğürtlen tüketimi, kalp damarlarında plak oluşumunu azaltabilir.

Erik: Lif, potasyum ve antioksidanlar (özellikle kırmızı-mor eriklerdeki antosiyaninler) içerir. Erik, kan şekerini ve kolesterolü düzenleyerek kalp üzerindeki yükü hafifletir.

Bu meyveler, sağlıklı bir diyetin parçası olarak kalp sağlığını destekler, ancak tek başına mucize yaratmaz. Düzenli egzersiz, düşük tuz alımı ve stresten uzak durmak da kalbinizi korumak için kritik önem taşır.

Paylaşın

Brezilya Diyeti: 7 Günde 7 Kilo Verin

Brezilya Diyeti, Brezilya kültürüyle doğrudan bağlantılı geleneksel beslenme planından çok, popüler diyet trendleri arasında yer alan ve özellikle hızlı sonuç almak isteyenler tarafından tercih edilen bir diyet yaklaşımdır.

Haber Merkezi / Vücudun enerji için yağ yakımına yönelmesi amaçlanan Brezilya diyetinde, protein ağırlıklı beslenmeye odaklanılır ve karbonhidrat alımı ciddi şekilde kısıtlanır.

Brezilya diyetinin temelleri:

Yüksek protein: Yumurta, tavuk, balık, yağsız et gibi protein kaynakları diyetin ana bileşenleridir.

Düşük karbonhidrat: Ekmek, makarna, pirinç, patates gibi karbonhidrat kaynakları büyük ölçüde sınırlandırılır veya tamamen çıkarılır.

Sebze ağırlıklı: Yeşil yapraklı sebzeler ve düşük şekerli sebzeler (örneğin brokoli, ıspanak) diyette önemli bir yer tutar.

Meyve kısıtlaması: Şeker içeriği yüksek meyveler yerine, genellikle düşük glisemik indeksli meyveler (örneğin elma, armut) tercih edilir.

Kısa süreli uygulama: Diyet genelde 2 ila 4 hafta gibi kısa bir süre uygulanır ve hızlı kilo kaybı vaat eder.

Örnek bir Brezilya diyeti planı:

Kahvaltı: 2 haşlanmış yumurta, 1 dilim tam buğday ekmeği (bazı versiyonlarda ekmek tamamen çıkarılır), şekersiz kahve veya çay.

Öğle yemeği: Izgara tavuk göğsü, buharda pişmiş brokoli, yeşil salata (zeytinyağı ve limon sosu ile).

Akşam yemeği: Izgara balık, ıspanak sote, şekersiz bitki çayı.

Ara öğünler: Az miktarda çiğ badem veya şekersiz yoğurt.

Brezilya diyetinin avantajları:

Hızlı kilo kaybı: Düşük kalori ve karbonhidrat alımı sayesinde kısa sürede kilo kaybı sağlanabilir.

Basitlik: Diyet, karmaşık tarifler veya egzotik malzemeler gerektirmez. Günlük hayatta kolayca bulunabilen yiyeceklerle uygulanabilir.

Tokluk hissi: Yüksek protein içeriği, açlık hissini azaltabilir ve diyetin uygulanmasını kolaylaştırabilir.

Brezilya diyetinin dezavantajları ve riskleri:

Besin eksiklikleri: Karbonhidratların ciddi şekilde kısıtlanması, enerji düşüklüğüne, baş dönmesine ve konsantrasyon sorunlarına yol açabilir. Ayrıca, uzun süreli uygulamada vitamin ve mineral eksiklikleri görülebilir.

Sürdürülebilirlik sorunu: Bu tür kısıtlayıcı diyetler, sosyal hayatı ve uzun vadeli beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkileyebilir. Diyet sona erdikten sonra verilen kiloların geri alınması (yo-yo etkisi) sık görülen bir durumdur.

Metabolik etkiler: Düşük kalorili diyetler, metabolizma hızını yavaşlatabilir ve uzun vadede kilo vermeyi zorlaştırabilir.

Herkese uygun değildir: Diyabet, böbrek hastalığı, hamilelik veya emzirme gibi özel sağlık durumları olan bireyler için bu diyet uygun olmayabilir. Bu nedenle, diyete başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışılması kritik öneme sahiptir.

Popüler kültür ve gerçeklik: Bu tür diyetler, genellikle ticari çıkarlar doğrultusunda abartılı vaatlerle sunulabilir.

Sağlıklı kilo vermek ve iyi bir yaşam tarzı sürdürmek için, kısıtlayıcı diyetlerden ziyade dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve profesyonel sağlık danışmanlığı tercih edilmelidir.

Unutmayın, herhangi bir diyete başlamadan önce bir doktora veya diyetisyene danışmak, olası riskleri en aza indirmenin en güvenli yoludur.

Paylaşın

Böbrekleri Korumak İçin Uzak Durulması Gereken Yiyecekler

Böbrekleri korumak, özellikle böbrek hastalığı riski taşıyan veya böbrek sorunları olan kişiler için oldukça önemlidir. Böbreklerin düzgün çalışması için bazı yiyeceklerden uzak durmak veya tüketimlerini sınırlamak gerekebilir.

Haber Merkezi / Aşağıda, böbrekleri korumak için genellikle uzak durulması veya dikkatli tüketilmesi önerilen yiyecekler listelenmiştir. Ancak, bu önerilerin kişiye özel olduğunu ve bir doktor veya diyetisyenle görüşülmeden uygulanmaması gerektiğini unutmayın.

Aşırı derecede sodyum (tuz) içeren yiyecekler: Tuz, böbreklerin sıvı ve elektrolit dengesini düzenlemesini zorlaştırabilir, kan basıncını artırabilir ve böbrek hasarını kötüleştirebilir.

Aşırı derecede potasyum içeren yiyecekler: Böbrekler potasyumu kandan süzer ve fazlasını idrar yoluyla atar. Ancak, böbrek fonksiyonları bozulduğunda potasyum kanda birikebilir ve bu durum kalp ritim bozuklukları gibi ciddi sorunlara yol açabilir.

Aşırı derecede fosfor içeren yiyecekler: Fosfor, böbrek fonksiyonları azaldığında, kanda birikebilir ve bu durum kemik sağlığını olumsuz etkileyebilir, damarlarda kalsiyum birikmesine neden olabilir.

Aşırı derecede protein içeren yiyecekler: Protein, sağlıklı bir beslenmenin önemli bir parçasıdır, ancak böbrek hastalığı olan kişilerde fazla protein tüketimi böbreklerin iş yükünü artırabilir ve atık ürünlerin birikmesine neden olabilir.

Aşırı derecede şeker içeren yiyecekler ve içecekler:
Fazla şeker tüketimi, diyabet riskini artırarak dolaylı yoldan böbrek sağlığını olumsuz etkileyebilir. Diyabet, kronik böbrek hastalığının en yaygın nedenlerinden biridir.

Aşırı derecede oksalat içeren yiyecekler: Oksalat, böbrek taşı oluşum riskini artırabilir, özellikle kalsiyum oksalat taşları olan kişilerde dikkatli olunmalıdır.

Gazlı ve asidik içecekler: Gazlı içecekler, yüksek miktarda fosfor ve şeker içerebilir, bu da böbrek sağlığını olumsuz etkileyebilir.

Alkol: Alkol, böbreklerin sıvı dengesini koruma özelliğini olumsuz etkileyebilir ve böbreklere ekstra yük bindirebilir.

Kafeinli içecekler: Kafein, bazı kişilerde böbrek taşları veya idrar yolu tahrişi riskini artırabilir. Ayrıca, fazla kafein tüketimi susuzluğa neden olarak böbrek fonksiyonlarını zorlayabilir.

Genel öneriler:

Su tüketimi: Böbrek sağlığını korumak için yeterli su içmek kritik önem taşımaktadır. Sağlıklı bireyler için genellikle günde 1.5-2 litre su önerilir, ancak böbrek hastalığı olan kişilerde bu miktar doktor tarafından belirlenmelidir.

Kişiselleştirilmiş diyet: Böbrek hastalığı evresi, kişinin yaşı, kilosu, kan değerleri ve diğer sağlık koşulları diyet planını etkiler. Bu nedenle, yukarıdaki öneriler genel bilgiler olup, bir nefrolog veya diyetisyenle görüşülerek kişiselleştirilmiş bir plan oluşturulmalıdır.

Düzenli kontroller: Böbrek fonksiyonlarının düzenli olarak kontrol edilmesi, olası sorunların erken teşhis edilmesini sağlar.

Paylaşın

Araştırma: Tereyağı Yaşam Sürenizi Önemli Ölçüde Azaltabilir

Yeni yayınlanan bir araştırma, doymuş yağlar açısından zengin bir besin olan tereyağının bitki bazlı yağlara kıyasla daha yüksek ölüm riski taşıdığını ortaya koyuyor.

Euronews Türkçe‘nin aktardığı JAMA Internal Medicine dergisinde yayınlanan araştırmaya ABD’de yaşayan orta yaş ve üzeri yaklaşık 221.000 kişi dahil edildi. Bu kişilerin 30 yıllık beslenme alışkanlıkları ve sağlık çıktıları mercek altına alındı.

Bu süre zarfında, tereyağını çok tüketen kişilerin ölüm riski, daha az tüketenlere kıyasla yüzde 15 daha yüksekti. Daha çok bitki bazlı yağ tüketenlerin ölüm riski ise, daha az bitki bazlı yağ tüketenlere kıyasla yüzde 16 daha düşüktü.

Araştırma, tereyağı tüketimi yerine bitki bazlı yağ tüketimine geçmenin, yüzde 17 daha düşük ölüm riskiyle ilişkili olduğunu öne sürüyor. ABD’deki Brigham and Women’s Hastanesi’nde araştırma görevlisi olan çalışmanın başyazarı Yu Zhang, “Bu durum, sağlık üzerinde oldukça büyük bir etkiye sahip” dedi.

Öte yandan tüm bitki bazlı yağlar eşit özellikte değil. Zeytinyağı, soya fasulyesi yağı, kolza tohumu, kanola yağı, kanser ve kalp hastalıklarında genelde daha düşük ölüm riskiyle ilişkilendirildi. Fakat mısır yağı ya da aspir yağı gibi türlerle ölüm riski arasında bir benzer bir bağ kurulamadı.

Ayrıca, kalp rahatsızlıklarıyla bağlantılı, doymuş yağ oranı yüksel palmiye (palm) yağı veya hindistan cevizi yağı da analiz edilmedi.

Özellikle, bu bitki bazlı yağların bazıları tohum yağları olarak kabul edilmekte olup, son yıllarda sağlık alanında etkili kişilerin ve bazı politikacıların tepkisini çekti. Tohum yağları, yağ çıkarma işlemi sırasında bütün tohumların işlenmesiyle elde ediliyor.

Mısır, pamuk, soya, aspir, ayçiçeği, üzüm çekirdeği, pirinç kepeği yağlarının tip 2 diyabet ve kalp hastalıkları gibi kronik rahatsızlıkların arkasında olduğunu iddia edenler de var. Fakat fast food gıdalar gibi tohum yağlarının kullanıldığı pek çok besin, aynı zamanda yüksek sodyum ve işlenmiş karbonhidrat içerirken, bu da onları başka nedenlerle sağlıksız hale getiriyor.

Araştırmada yer almayan King’s College London’dan beslenme ve diyetetik profesörü Tom Sanders, “Sosyal medyada bitkisel yağlar hakkında, potansiyel zararlı etkilere ilişkin asılsız iddialara dayanan çok sayıda yanıltıcı reklam yapıldı” dedi.

Yeni araştırma, ölüm risklerine odaklanarak tartışmaya bir miktar açıklık getiriyor, ancak bazı sınırlamaları da var. Tüketilen yağların ölüm riskiyle ilişkilendirildiği çalışma, İskandinav ve Baltık ülkelerinde diyet önerilerinde bulunan bir araştırma ekibinin bulgularıyla da örtüşüyor.

Zeytinyağı ve kolza yağı gibi doymamış yağ bakımından zengin yağların, tereyağı, palmiye ve hindistancevizi yağı gibi doymuş yağ bakımından zengin yağlara göre sağlık açısından daha verimli olduğunu belirtmişlerdi. Doymuş yağ çoğunlukla hayvansal kaynaklardan gelir ve yüksek seviye kolesterol ile ilişkilendirilir. Bu da kalp hastalıkları ve felç riski ile bağlantılı.

Bu arada, bitkisel yağlar daha fazla aside sahiptir. Bunun bir türü, iltihabı azaltmaya yardımcı olabilen omega-3’tür. Diğeri ise omega-6’dır ve daha düşük kardiyovasküler hastalık, tip 2 diyabet ve kanser riskiyle ilişkilendirilir fakat daha yüksek iltihaplanma riski taşır.

Tereyağı veya bitkisel yağın diğer faktörlere kıyasla sağlığı ne kadar etkilediğini belirlemek zor olabilir. Araştırmaya göre, daha fazla tereyağı tüketen kişilerin obez olma ve sigara içme olasılığı daha yüksekti ve bitkisel yağ tüketenlere kıyasla egzersiz yapma olasılıkları daha düşüktü.

Araştırmanın yazarları, analizlerinde bu farklılıkları dikkate almaya çalıştılar, ancak bağımsız araştırmacılar bu farklılıkların yine de sonuçları çarpıtabileceği konusunda uyarıda bulundu. Ayrıca, araştırmaya katılan kişilerin büyük çoğunluğu sağlık çalışanlarından oluşuyordu ve bu kişiler genel nüfusu temsil etmiyor olabilir.

Sanders, bu sınırlamalara rağmen bitkisel yağlardaki yağ asitlerinin “çeşitli mekanizmalarla” sağlık risklerini azaltmış olmasının “mümkün” olduğunu söyledi. Beslenme ve diyetetik profesörü, “Buradan çıkarılacak ders, tereyağından ziyade doymamış bitkisel yağları seçmenin daha sağlıklı olduğudur” dedi.

Paylaşın

2050’ye Kadar Gençlerin Yüzde 31’i Obez Veya Aşırı Kilolu Olabilir

Yeni yayınlanan iki çalışmaya göre, 2050 yılına kadar dünya genelinde yetişkinlerin yüzde 60’ının, çocuk ve gençlerin ise yüzde 31’inin aşırı kilolu ya da obez olması bekleniyor.

Artan obezite salgını dünya genelinde milyonlarca insan için tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türleri riskini artırıyor.

Yeni araştırmalar, insanların aşırı kilolu ya da obez olma ihtimalinin otuz yıl öncesine kıyasla çok daha yüksek olduğunu ve büyüyen krizin sağlık ve refah için “benzersiz bir tehdit” oluşturduğunu ortaya koyuyor.

Lancettıp dergisinde yayınlanan iki çalışmaya göre, 2050 yılına kadar dünya genelinde yetişkinlerin yüzde 60’ının, çocuk ve gençlerin ise yüzde 31’inin aşırı kilolu ya da obez olması bekleniyor. Bu da 3,8 milyar yetişkin ve 746 milyon gence tekabül ediyor.

Buna göre, 2050 yılına kadar dünyada her 10 yetişkinden yaklaşık altısının obez veya aşırı kilolu olacağı tahmin ediliyor.

Bu rakam, 1990’da 731 milyon yetişkin ve 198 milyon genç iken, yeni nesillerin daha hızlı ve daha erken kilo almasıyla birlikte artış gösterdi.

Örneğin yüksek gelirli ülkelerde, 1960’larda doğan erkeklerin yaklaşık yüzde 7’si 25 yaşına geldiğinde obezdi. Rapora göre bu oran 1990’larda doğan erkekler için yüzde 16’ya yükseldi ve 2015’te doğanlar için yüzde 25’e ulaşması bekleniyor.

Artan obezite salgını dünya genelinde milyonlarca insan için tip 2 diyabet, yüksek tansiyon, kardiyovasküler hastalıklar ve bazı kanser türleri riskini artırıyor.

Çalışmanın yazarlarından ve ABD merkezli Sağlık Ölçümleri ve Değerlendirme Enstitüsü’nün (IHME) kurucularından Emmanuela Gakidou, “Eşi benzeri görülmemiş küresel aşırı kilo ve obezite salgını derin bir trajedi ve muazzam bir toplumsal başarısızlıktır” dedi.

Küresel araştırma ekipleri, çocuk ve gençleri 5-24 yaş, yetişkinleri ise 25 yaş ve üstü olarak kategorize etti.

Analizler neredeyse her ülkeyi kapsıyor ve bugüne kadarki en kapsamlı obezite tahminlerinden bazılarını sunuyor.

Bazı ülkelerde diğerlerine göre daha büyük değişimler görülse de, obezitenin dünyanın her köşesinde daha fazla kişiyi etkilediği tespit edildi.

2021 yılında aşırı kilolu veya obez yetişkinlerin yarısından fazlası sadece sekiz ülkedeki insanlardan oluşuyordu: Çin (402 milyon), Hindistan (180 milyon), ABD (172 milyon), Brezilya (88 milyon), Rusya (71 milyon), Meksika (58 milyon), Endonezya (52 milyon) ve Mısır (41 milyon).

Rapora göre, önümüzdeki 25 yılda Asya ve Sahra altı Afrika’daki nüfus artışı buralarda obezitenin artmasına neden olacak. Yüksek gelirli ülkeler arasında en yüksek obezite oranlarının Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Şili ve Arjantin’de olacağı öngörülüyor.

Analize göre Yunanistan, 2050 yılında kadınlar arasında yüzde 48 ve erkekler arasında yüzde 41’lik oranlarla en obez yüksek gelirli Avrupa ülkesi olacak.

Lancet araştırmacıları, obeziteye bağlı sağlık komplikasyonlarındaki artışın bazı Avrupa ülkelerinde, ABD’de ve Avustralya’da yaşam beklentisini ve sağlıklı yaşlanmayı şimdiden olumsuz etkilediğini belirtiyor.

Araştırmacılar, 2050 yılına kadar dünya genelinde her dört obez yetişkinden birinin 65 yaş ve üzerinde olacağını, bunun da özellikle düşük gelirli ülkelerde sağlık sistemlerini daha da zorlayabileceğini sözlerine ekledi.

Dünya Obezite Federasyonu İcra Kurulu Başkanı Johanna Ralston yaptığı açıklamada, “Avrupa ve Kuzey Amerika’da bazı yerlerde ilerleme kaydediyor olsak da, orta gelirli ve düşük gelirli ülkelerde tam tersi bir gidişat görüyoruz” dedi.

Grubun yayınladığı ayrı bir analize göre, küresel olarak ülkelerin sağlık sistemlerinin sadece yüzde 7’si obeziteyle bağlantılı sağlık sorunlarındaki artışla mücadele etmeye hazır.

Obezitenin halihazırda diyabet, kanser, kalp hastalığı ve felç gibi nedenlerle her yıl 1,6 milyon erken ölüme yol açtığı belirtiliyor.

Lancet çalışmasının yazarları gençleri, “5 ila 14 yaş arası gençler” ve “15 ila 24 yaş arası daha büyük gençler ve genç yetişkinler” olmak üzere iki gruba ayırdı.

Gençlerin 2050 yılında aşırı kilolu olma olasılığı obez olma olasılığından daha yüksek. Yine de araştırmaya göre, obezite rakamlarının önümüzdeki yıllarda yüzde 121 oranında artması bekleniyor.

Bölgelere göre de büyük farklılıklar olacaktır. Kuzey Afrika ve Orta Doğu’nun yanı sıra Latin Amerika ve Karayipler’de obezitede hızlı artışlar bekleniyor.

ABD ve Çin gibi büyük nüfusa sahip ülkelerde de kayda değer artışlar görülecek.

Zengin ülkeler arasında Şili, 5-14 yaş arası çocuklar arasında en yüksek obezite oranlarına sahip olurken, ABD 15-24 yaş arası çocuklar arasında en yüksek obezite oranına sahip olacak.

Yüksek gelirli Avrupa ülkeleri arasında Yunanistan, 2050 yılına kadar erkek çocuklar ve genç erkekler için en yüksek obezite oranlarına sahip olacak.

San Marino 5-14 yaş arası kızlarda en yüksek orana sahip olurken, Grönland 15-24 yaş arası kızlarda en yüksek orana sahip olacak.

Araştırmacılar, fazla kilodan obeziteye geçişin birçok Avrupa ülkesi de dahil olmak üzere bazı bölgelerde daha yavaş olmasının beklendiğini ve bunun da bu bölgelerde çocuk obezitesini azaltmak için bir fırsat sunduğunu söyledi.

Çalışmanın yazarlarından ve Avustralya’daki Murdoch Çocuk Araştırma Enstitüsü’nde araştırmacı olan Dr. Jessica Kerr yaptığı açıklamada, “Şimdi harekete geçersek, çocuklar ve ergenler için küresel obeziteye tam bir geçişi önlemek hâlâ mümkündür” dedi.

Çalışma, obeziteyi, küresel bir uzman panelinin kısa süre önce kilo dağılımının ve bunun sağlık üzerindeki etkisinin daha kesin ölçütleriyle değiştirilmesini önerdiği vücut kitle endeksini (VKİ) kullanarak hazırlandı.

Ayrıca GLP-1 reseptör agonistleri olarak bilinen gişe rekorları kıran zayıflama ilaçlarının obezite krizinin gidişatını yeniden şekillendirmede oynayabileceği rol de dikkate alınmadı.

Dünya Obezite Federasyonu İcra Kurulu Başkanı Johanna Ralston, bu ilaçların “dönüştürücü tedaviler” olabilmelerine rağmen, daha sağlıklı gıda sistemleri ve egzersizi destekleyen toplumlar yaratan politika değişiklikleri olmadan obezite salgınının gidişatını durdurmak için yeterli olmayacağı konusunda uyarıda bulundu.

Dünya Obezite Federasyonu gıda etiketlemesi, vergilendirme ve sağlık sisteminde iyileştirmeler yapılması için baskı yapıyor. Ancak grup, şu ana kadar çok az ülkenin “tüm toplumu kapsayan” bir yaklaşım benimsediğini söyledi.

Ralston, “Sadece tedavi ederek bundan kurtulamayız. Sadece engelleyerek bundan kurtulamayız. Birden fazla şeyi birlikte yapmak zorundayız” yorumunu yaptı.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Sağlıklı Kilo Almak İçin Beş Besin Kombinasyonu

Kilo aldıran besin kombinasyonları genellikle yüksek kalori içeriğine sahip, karbonhidrat, yağ ve protein açısından zengin gıdaların bir araya gelmesiyle oluşur.

Haber Merkezi / Eğer amacınız sağlıklı bir şekilde kilo almaksa, enerji yoğunluğu yüksek ama aynı zamanda besleyici gıdaları tercih etmek önemlidir.

İşte bazı etkili kilo alma kombinasyonları:

Fıstık ezmesi ve tam tahıllı ekmek: Fıstık ezmesi sağlıklı yağlar ve protein sağlarken, tam tahıllı ekmek ise kompleks karbonhidrat sağlar. Üzerine biraz bal ekleyerek kalori oranını artırabilirsiniz.

Muz ve yoğurt: Muz hızlı enerji veren karbonhidrat içerir, tam yağlı yoğurt ise protein ve yağla bu kombinasyonu dengeler. Bir avuç ceviz ya da badem eklemek kaloriyi daha da yükseltir.

Avokado ve yumurta: Avokado sağlıklı tekli doymamış yağlarla doludur, yumurta ise protein ve ek kalori sağlar.

Kuruyemiş ve kuru meyve: Badem, fındık, kaju gibi kuruyemişler ile kuru üzüm, incir veya kayısı birleştiğinde hem kalori hem de besin değeri açısından güçlü bir atıştırmalık olur.

Peynir ve zeytinyağlı makarna: Zeytinyağı ve peynir ile desteklenmiş tam buğday makarnası, karbonhidrat, yağ ve protein dengesiyle kilo alımına destek olur.

Bunların yanında, porsiyonları artırmak ve gün içinde sık sık yemek yemek de kilo alımını destekler. Eğer daha spesifik bir hedefiniz varsa (mesela kas kütlesi artışı), protein ağırlıklı kombinasyonlara odaklanabilirsiniz.

Paylaşın

Ana Öğünlerden Sonra Neden Meyve Yememeliyiz?

Ana öğünden hemen sonra, genellikle şeker (fruktoz) içeriği yüksek ve hızlı sindirilen besinler içeren meyvelerle ilgili görüş, meyvelerin sindirim sürecine olan etkisinden kaynaklanmaktadır.

Haber Merkezi / Ana öğünde tüketilen besinler genelde sindirimi daha uzun süren protein, yağ ve kompleks karbonhidratlar içerir.

Meyveler, bu yavaş sindirilen besinlerin üzerine tüketilirse, mide ve bağırsaklarda fermantasyon başlayabilir. Çünkü meyvedeki şekerler, diğer besinlerin sindirimi tamamlanana kadar beklemek zorunda kalır ve bu sırada mayalanarak gaz, şişkinlik gibi rahatsızlıklara yol açabilir.

Meyve, sindirim sisteminin rahatça işleyebilmesi için aç karnına ya da hafif bir öğünden sonra tüketildiğinde daha iyi tolere edilir:

Kahvaltıdan önce veya sonra: Sabah uyanır uyanmaz aç karnına meyve tüketmek, hızlı bir enerji artışı sağlar ve meyve daha kolayca eritilir. Eğer kahvaltıda hafif bir şeyler yiyorsanız (örneğin yulaf, yoğurt gibi), sonrasında meyve tüketebilirsiniz. Ancak ağır bir kahvaltı (yumurta, peynir, sucuk gibi) yaptıysanız, meyveyi 1 – 2 saat sonrasına bırakabilirsiniz.

Öğle yemeğinden sonra: Eğer öğle yemeğinde hafif bir şeyler yediyseniz (salata, çorba gibi), hemen sonrasında meyve yiyebilirsin. Ama et, makarna, pilav gibi ağır bir yemek yediyseniz, meyveyi sindirimin tamamlanması için yine 1 – 2 saat sonrasına bırakabilirsiniz. Öğle yemeğinden önce ara öğün olarak meyve tüketebilirsiniz.

Akşam yemeğinden sonra: Akşam yemeği genelde ağır olduğu için (özellikle protein ve yağ içeriği yüksekse), meyveyi yemekten hemen sonra yemek yerine yatmadan birkaç saat önce hafif bir atıştırmalık olarak tercih edebilirsin.

Genel olarak, meyveyi ana öğünden 30 dakika önce ya da 2 saat sonra yemek, sindirim sistemini yormamak için ideal dönemdir.

Paylaşın

NiMe Diyeti: Kalori Saymadan Kilo Verin

NiMe diyeti temel olarak sanayileşme öncesi dönemin ilkel beslenme alışkanlıklarını modern çağa uyarlamayı hedefler. Bu diyet, bağırsak mikrobiyomunu güçlendirmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlar.

Haber Merkezi /Kalori açığı ile kilo vermek, yani harcadığınızdan daha az kalori tüketerek, kilo vermenin kanıtlanmış yöntemidir. Ancak kalori saymayı denediyseniz bunun ne kadar yorucu ve motivasyon bozucu olabileceğini biliyorsunuzdur.

Peki her lokmayı sayma stresi yaşamadan kilo vermek mümkün mü? Yeni keşfedilen NiMe diyeti sayesinde bunun mümkün olabileceği ortaya çıktı.

NiMe, Non-industrialized Microbiome Restore’un kısaltmasıdır ve bağırsak mikrobiyomu üzerine yapılan araştırmalardan esinlenerek oluşturulmuş bir diyettir.

NiMe diyeti temel olarak sanayileşme öncesi dönemin ilkel beslenme alışkanlıklarını modern çağa uyarlamayı hedefler. Bu diyet, bağırsak mikrobiyomunu güçlendirmeyi ve genel sağlığı iyileştirmeyi amaçlar.

NiMe diyetinin özü, bitki bazlı beslenmeye dayanır. Sebzeler, baklagiller (mercimek, nohut gibi), lif açısından zengin gıdalar ve az miktarda hayvansal protein içeren bir beslenme modelini teşvik eder. İşlenmiş gıdalar, rafine şekerler ve endüstriyel ürünlerden uzak durmayı savunur.

NiMe diyeti, bağırsak florasını yenileyerek kronik hastalıkların (diyabet, kalp hastalıkları gibi) riskini azaltmayı ve vücudun doğal dengesini geri kazanmayı vadeder.

Diyetin savunucuları, bilimsel çalışmalarla bağırsak mikrobiyomunun sağlık üzerindeki etkisinin kanıtlandığını öne sürer. Örneğin, Cork Üniversitesi’nde yapılan bir araştırma, NiMe diyetini uygulayan küçük bir grubun bağırsak sağlığında iyileşme gösterdiğini ortaya koymuştur.

Ancak bu diyet, özünde bitki bazlı beslenmenin bilinen faydalarını farklı bir isimle sunuyor gibi göründüğü için bazı eleştirilere de maruz kalmaktadır.

NiMe diyeti uygulamak isteyenler için genel öneriler şunlar olabilir: Bol miktarda taze sebze ve lifli gıdalar tüketin, hayvansal ürünleri minimumda tutun ve işlenmiş gıdalardan tamamen vazgeçin.

Yine de bu diyete başlamadan önce bir sağlık uzmanına danışmak, bireysel ihtiyaçlara uygunluğunu değerlendirmek açısından önemlidir.

Kısacası NiMe, bağırsak sağlığına odaklanan, doğaya dönüşü vurgulayan bir beslenme tarzı olarak öne çıkıyor.

Paylaşın

Soğuk Havanın Sağlık Üzerindeki Şaşırtıcı Faydaları

Havalar soğudukça ve gün ışığı saatleri azaldıkça, kanepede kıvrılıp bahara kadar kış uykusuna yatmak daha cazip gelebilir. Peki soğuk havanın sağlık  faydalarını hiç merak ettiniz mi? 

Haber Merkezi / İşte soğuk havanın sağlık üzerindeki şaşırtıcı faydalarından bazıları:Bağışıklık sistemini güçlendirir: Soğuk hava, vücudunuzun savunma mekanizması olan bağışıklık sistemini aktive ederek hastalıklara karşı daha dirençli hale gelmesine yardımcı olabilir.

Kan dolaşımını iyileştirir: Soğuk hava, kan damarlarının büzülmesine neden olarak kan dolaşımını hızlandırabilir. Bu, özellikle soğuk havada egzersiz yaptığınızda kalp ve kaslarınız için faydalı olabilir.

Stresin azaltır: Bazıları soğuk havayı daha canlandırıcı bulur. Bu durum, stres seviyesini düşürmeye yardımcı olabilir.

Kilo vermeye yardımcı olur: Soğuk havalarda, vücut, sıcaklığını korumak için daha fazla enerji harcar. Bu da metabolizmayı hızlandırarak daha fazla kalori yakmaya neden olur.

Cilt sağlığını iyileştirir: Soğuk hava, yağlı cildin kurumasını sağlayarak sivilce oluşumunu azaltabilir. Ayrıca, soğuk havada dışarıda vakit geçirmek, cildin doğal yenilenme sürecine katkıda bulunabilir.

Soğuk havanın ulumlu etkilerinin yanında olumsuz etkileri de olabilir.

Uzun süre soğuk havaya maruz kalmak, hipotermiya, soğuk algınlığı ve solunum yolu sorunları gibi sorunlara neden olabilir. Bu riskleri en aza indirmek için uygun giysiler giymek ve soğuk havaya maruz kalma süresini sınırlamak önemlidir.

Paylaşın

Kışın Formda Kalmak İçin Evde Yapabileceğiniz Beş Egzersiz

Kışın, soğuk hava nedeniyle açık havada egzersiz yapmak zor olabilir, bu nedenle evde egzersiz yapmayı tercih edebilirsiniz. Evde yapacağınız egzersiz de açık hava da yapacağınız egzersiz kadar faydalı olabilir.

Haber Merkezi / İşte kışın formda ve sağlıklı kalmak için evde yapabileceğiniz bazı egzersizler.

Bisikleti sürmek: Kapalı alanda bisiklet sürmek, kalori yakmanıza, kaslarınızı güçlendirmenize ve kalp sağlığınızı korumanıza yardımcı olabilecek düşük etkili bir egzersizdir.

Yürüyüş yapmak: Kapalı alanda yürüyüş yapmak, kışın evde yapabileceğiniz bir diğer etkili egzersizdir. Evin belirli bir yerinde veya evin etrafında yürüyebilirsiniz. Ayrıca koşu bandı da kullanabilirsiniz.

Ağırlık egzersizleri: Ağırlık egzersizleri, evde çok kolay bir şekilde yapabileceğiniz egzersizlerdendir. Şınav, squat, lunge ve leg raise gibi egzersizler yapabilirsiniz. Ağırlık egzersizleri, kardiyovasküler sağlığınızı iyileştirmeye, esnekliğinizi ve gücünüzü artırmaya yardımcı olabilir.

Yoga: Yoga, birçok faydası olduğu bilinen düşük etkili bir egzersizdir. Yoga, yalnızca fiziksel sağlığınızı değil aynı zamanda zihinsel sağlığınızı da iyileştirmeye yardımcı olur.

Dans: Zumba, hip-hop veya herhangi hareketli bir dans stilini egzersiz olarak yapabilirsiniz. Bu danslar, kalp sağlığını iyileştirmeye, kalori yakmaya ve ayrıca zihinsel sağlığınızı da iyileştirmeye yardımcı olabilecek egzersizlerdir.

Paylaşın