ABD’den Türkiye’ye “Rusya Yaptırımları” Baskısı

Özellikle Türkiye’ye Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulması konusunda uyarılarda bulunan Amerika Birleşik Devletleri (ABD), Rusya’nın Amerikan yapımı uçaklarla seferlerini sürdürmesini engellemek için Türkiye’ye baskıyı artırıyor.

Washington yönetimi ayrıca İran’a yönelik yaptırımlar konusunda da Türkiye’ye uyarılarda bulunuyor.

Wall Street Journal gazetesinin isimsiz kaynaklara dayandırdığı haberine göre üst düzey Amerikalı yetkililer geçtiğimiz ay, Rusya ve Belarus’ta Türkiye’ye gelen Amerikan yapımı uçaklara yakıt ikmali, yedek parça ve bakım gibi hizmetler sunan Türk vatandaşlarının hapis, para cezası, ihracat izni iptali gibi yaptırımlarla karşı karşıya kalabileceği uyarısında bulundu.

Habere göre uyarı notunu Amerikan Ticaret Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Thea Rozman Kendler geçtiğimiz ay gerçekleştirdiği ziyaret sırasında iletti.

Uzmanlar bu uyarının ABD ve müttefiklerinin Rusya ve Belarus’a Ukrayna işgali sonrası uyguladıkları yaptırımların uygulanıp uygulanamadığı noktasında bir test olduğunu belirtiyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, ayrıntılar hakkında yorum yapmayı reddederken Rus, Belarus ve İranlı ticari havayolu şirketlerine hizmet verme konusunda ABD’nin uyguladığı ihracat kontrollerine uyulması konusunda uyarılar yapıldığını onayladı.

Beyaz Saray geçen yıl şubat atında Rusya’ya Amerikan yapımı uçaklara ihracat yasağı getirmişti. Bu kontroller kapsamında Amerikan yapımı ya da bünyesinde yüzde 25’ten fazla Amerikan yapımı parça bulunduran uçakların Rusya ve Belarus’a lisans verilmeden uçması yasaklandı.

Gazeteye göre Rus ve Belaruslu havayolu şirketleri filolarında bulunan Boeing 777, 757 ve 737 tipi uçaklarla 1 Ekim’den bu yana İstanbul, İzmir ve Antalya’ya 2 bin 100’den fazla uçuş gerçekleştirdi.

ABD’den Türkiye’ye “yaptırımlara uyun” ziyareti

Ayrıca, ABD Maliye Bakanlığı’ndan Terörizm ve Finansal İstihbarat’tan Sorumlu Müsteşarı Brian Nelson, önümüzdeki hafta aralarında Türkiye, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman’ın da bulunduğu ülkelere bir ziyaret gerçekleştirecek. Ziyaretin konusu Rusya’ya yönelik yaptırımlara uyulması ve İran yaptırımları olacak.

Reuters haber ajansının ABD Maliye Bakanlığı Sözcüsü’nün açıklamasına istinaden yaptığı haberde bakanlığın Terörizm ve Finansal İstihbarat’tan Sorumlu Müsteşarı Brian Nelson 29 Ocak-3 Şubat tarihleri arasında bölgeye bir ziyaret gerçekleştirecek. Nelson, Türkiye ve diğer ülkelerdeki ziyaretleri sırasında hükümet yetkilileri, iş adamları ve finans kurumlarının yetkilileriyle biraraya gelecek.

Görüşmelerde Washington’un Rusya’ya yönelik yaptırım kararlarına uyulması konusunda kararlılığı bir kez daha ilgili kişi ve kurumlara bir kez daha hatırlatılacak.

Paylaşın

Rusya Yaptırımları: ABD’den Türkiye’ye Kritik “Uyarı” Ziyareti

Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Hazine Müsteşarı Brian Nelson’ın 29 Ocak-3 Şubat tarihleri arasında Türkiye, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret edecek. Nelson, yaptırım listesindeki Rus şirketlerle iş yapılmasının olası sonuçları konusunda uyarıda bulunacak.

Brian Nelson’ın ziyaret Ankara ve Washington arasındaki ilişkilerin NATO (Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü) ile ilgili görüş ayrılıkları nedeniyle gerildiği bir döneme denk gelecek.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl Ekim ayında da Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili uyarıda bulunmak için Türkiye’ye üst düzey bir yetkili göndermişti.

ABD Hazine Bakanlığı’nın üst düzey yetkililerinden Brian Nelson, önümüzdeki hafta Türkiye ve Ortadoğu’ya gerçekleştireceği ziyaretlerde yaptırım listesindeki Rus şirketlerle iş yapılmasının olası sonuçları konusunda uyarıda bulunacak.

Reuters’a konuşan bir ABD Hazine Bakanlığı sözcüsü, Terörizm ve Mali İstihbarattan Sorumlu Hazine Müsteşarı Brian Nelson’ın 29 Ocak-3 Şubat tarihleri arasında Türkiye, Umman ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni ziyaret edeceğini söyledi.

Sözcünün ajansa verdiği bilgiye göre, Nelson bu ülkelerde hükümet yetkilileri, şirketler ve finans kuruluşlarıyla yapacağı görüşmelerde, ABD’nin yaptırımlarını agresif şekilde uygulamaya devam edeceğini vurgulayacak.

Sözcü, yaptırım listesindeki şirketlerle iş yapan ya da bu konuyla ilgili “gerekli özeni göstermeyen” birey ve kurumların ABD piyasalarına girememe riskiyle karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Nelson’ın Ankara ve İstanbul’daki görüşmelerini 2-3 Şubat’ta gerçekleştireceğini belirten sözcü, ABD’li yetkinin şirket ve bankaları olası çift kullanımlı teknoloji transferlerine ilişkin işlemlerden kaçınmaları için uyaracağını söyledi. ABD, söz konusu teknolojilerin bu yolla Rus ordusu tarafından kullanılabilmesine imkân tanınmasından endişe ediyor. Çift kullanımlı ürünlerin hem ticari hem de askeri uygulamaları olabiliyor.

ABD ve müttefikleri, Rusya’ya Ukrayna’yı işgalinin ardından çok sayıda yaptırım uygulamaya başladı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini kınayan Türkiye, Kiev’e silahlı İHA tedarik ederek destek verdi. Ancak Ankara aynı zamandaBatı’nın Rusya’ya yönelik yaptırımlarına da karşı çıkıyor. Buna karşın Türk hükümeti, uluslararası yaptırımların Türkiye’de etrafından dolaşılmayacağına dair de söz verdi.

ABD Hazine Bakanlığı geçen yıl Ekim ayında da Rusya’ya yönelik yaptırımlarla ilgili uyarıda bulunmak için Türkiye’ye üst düzey bir yetkili göndermişti.

Washington, ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesinden de endişeli. ABD Hazine Bakanlığı geçen ay Türk iş insanı Sıtkı Ayan ve şirketlerini, İran Devrim Muhafızları yararına petrol satışı gerçekleştirilmesi ve para aklanmasına yardım ettiği gerekçesiyle yaptırım listesine almıştı.

Paylaşın

Rusya, Ukrayna’ya Füze Yağdırdı

Rusya, Ukrayna’ya çok sayıda füze saldırısında bulundu. Saldırılar, Rusya’nın Batılı ülkelerin tank gönderme kararını çatışmaya “doğrudan müdahil olma” şeklinde değerlendirdiğini açıklamasından sonra geldi.

Ukraynalı yetkililer, Rus güçlerinin fırlattığı 30’dan fazla füzenin hedeflerine yaklaştığını belirlediklerini, Kiev’e yöneltilmiş en az 15 füzenin ise savunma sistemleri tarafından düşürüldüğünü açıkladı.

Başkent Kiev’de kalabalıklar, metro istasyonlarına sığındı. Kiev Belediye Başkanı Vitali Kliçko, kentin güneyindeki bir binaya isabet eden füzenin bir kişinin hayatını kaybetmesine, iki kişinin yaralanmasına neden olduğunu söyledi.

Kremlin ise Batılı ülkelerin Ukrayna’ya verdiği tank sevkiyatı taahhütlerinin Amerika ve Avrupa’nın 11 aydır süren çatışmalara “doğrudan katılmasının” kanıtı olduğunu kaydetti. Amerika ve Avrupa, bu iddiayı reddediyor.

Ukrayna’nın en büyük özel enerji üretici firması DTEK, Kiev civarında, Odesa ve Dnipropetrovsk’ta acil elektrik kesintisi uygulandığını bildirdi.

‘Özgürlüğün yumruğu’

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski, “Şimdi kilit olan sürat ve hacim. Kuvvetlerimizi eğitme hızı, Ukrayna’ya tank tedarik etme hızı. Tank desteği sayıları” ifadelerini kullandı.

Zelenski, “Tank yumruğu, özgürlük yumruğu oluşturmalıyız” dedi. NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’le konuştuğunu söyleyen Zelenski, uzun menzilli füze ve uçak talebinde bulunduğunu da kaydetti.

Ukrayna’nın doğusunda çatışmalar

Rusya Cumhurbaşkanı Vladimir Putin’in yakın müttefiklerinden Güvenlik Konseyi Başkanı Nikolay Patruşev’in “Ukrayna’daki çatışmaların ‘sıcak fazının’ sona ermesine rağmen Anglo-Sakson dünyasının Rusya ve müttefiklerine karşı vekalet savaşları yürütmeyi sona erdirmeyeceğini” söylediği bildirildi.

Ukrayna’da en ağır çatışmalar, ülkenin doğusundaki Bahmut’ta yaşanıyor. Savaştan önceki nüfusu 70 bin olan Bahmut, savaşın en kanlı çatışmalarına sahne olan bir kent haline geldi.

Ukrayna ordusu, Rusya’nın “tüm Donetsk bölgesini ele geçirme hedefiyle saldırdığını, kendi kuvvetlerinin kayıp vermesini umursamadığını” bildirdi.

Donetsk’in Rusya tarafından atanan valisi, Rusya’nın Wagner Grubu mensubu askerlerinin Bahmut’ta ilerlediğini, daha önce Ukrayna’nın elinde olan banliyö ve mahallelerde çatışmaların sürdüğünü söyledi.

Tank yardımı

ABD Başkanı Joe Biden daha sonra ABD’nin 31 adet M1 Abrams muharebe tankı göndereceğini açıkladı. Pentagon uzun süredir bu tankların Ukrayna’daki savaş alanına uygun olmadıklarını söylüyordu.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, haftalardır devam eden uluslararası baskının ardından Ukrayna’ya 14 adet Leopard 2 tankı tedarik edileceğini söylemişti. Bu model en etkili savaş tankları arasında sayılıyor.

Alman Savunma Bakanı Boris Pistorius, tankların Mart sonu ya da Nisan başında verilebileceğini söyledi.

Almanya ayrıca iki taburu donatmaya yetecek 100 kadar tankın müttefik Avrupa ülkelerinin envanterlerinden Ukrayna’ya tedarik edilmesine de yeşil ışık yaktı.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Erdoğan – Esad Görüşmesi İçin Yeni Koşul

2022 yılının aralık ayında Türkiye, Suriye ve Rusya savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Moskova’da bir araya gelmişti. Moskova’daki toplantı, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey görüşmeydi.

Moskova’da yapılan üçlü görüşme uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Türkiye ile Suriye ilişkilerinin normalleşme sürecinde Şam yönetiminden ‘toprak bütünlüğü’ ve ‘işgal’ açıklamaları gelirken, müzakere sürecinde dikkatlerin M4 karayolunun yeniden açılmasına çevrildiği belirtildi.

‘M4’ adıyla bilinen Halep-Lazkiye uluslararası karayolunun yeniden açılması için Lazkiye’nin Kasab bölgesinde, ‘gizli’ görüşmeler yapıldığı iddia edildi.

Suudi gazetesi Şarkul Avsat, Ankara ve Şam arasında güvenlik düzeyinde görüşmelerin gerçekleştirildiğini aktardı. Toplantılar kapsamında, Türkiye’nin M4 karayolunun kontrolünü devralma konusunda ‘esneklik gösterdiği’ ileri sürüldü.

‘Çekilme için takvim belirlensin’

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Suriye Özel Temsilcisi Alexander Lavrentyev’in, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşmek üzere Şam’a gittiği belirtildi. Esad’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yapılacak olası bir görüşme öncesi ‘Türkiye’nin ülkenin kuzeyinden çekilmesi’ talebini yinelediği, ‘en azından bir takvim belirlenmesi gerektiğini’ söylediği aktarıldı. Geçtiğimiz haftalarda açıklama yapan Rus diplomat Lavrentyev, Erdoğan ile Esad arasında bir görüşme için ‘zemin aradıklarını’ duyurmuştu.

“Şam, Esad ve Erdoğan’ı bir araya getirmeden önce bir tür ‘sembolik başarı’ talep ediyor” ifadelerinin yer aldığı haberde, Ankara’nın Suriye topraklarından çekilme talebini reddettiği aktarıldı. Buna göre Ankara, ‘Türkiye’nin Suriye’den hiçbir koşulda, hatta Amerikalılar çekilse bile çekilmeyeceği’ mesajını verdi.

Fidan ile McGurk arasında gizli görüşme

Öte yandan, MİT Başkanı Hakan Fidan’ın da bir Körfez ülkesinde Beyaz Saray’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika koordinatörü Brett McGurk ile görüştüğü ileri sürüldü. Fidan ile Brett McGurk’ün gündeminde, Türkiye’nin talepleri ile operasyon ihtimali ve IŞİD’le mücadelenin yer aldığı belirtildi.

Fidan-McGurk görüşmesinin ardından ise, ABD Dışişleri Bakanlığı Suriye Özel Temsilcisi Nicholas Granger’ın Ankara ve Kamışlı’ya bir dizi gizli ziyaret gerçekleştirdiği iddia edildi. Habere göre, Suriye Demokratik Güçleri’ne (SDG) bağlı iç güvenlik güçlerinin (Asayiş) sınırın 30 kilometre güneyine çekilmesi ve Suriyeli mültecilerin bu bölgelere geri dönüşü, Granger’in başlıca gündem maddelerini oluşturdu.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Bundan Sonra Ne Olacak?

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022 yılında Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında çatışmaların başladığı 2011 yılından bu yana en üst düzey görüşmeydi.

28 Aralık’taki görüşme hem Suriye çatışması hem de dahli bulunan ülkeler açısından önemli bir andı. Fakat öyle olsa bile bu, uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Rusya’nın bu yetkilileri dil dökerek bir araya getirmesi yıllarını aldı ama Türkiye-Suriye yakınlaşmasının temel unsurları aslında uzun süredir mevcuttu. Suriye çatışması, artık 2011 yılındaki çatışma değil, 2015 yılındaki çatışma bile değil.

Türkiye’nin kendi politikası da çok değişti. Bu günlerde Ankara’nın Suriye’deki öncelikleri artık Esad’ı devirmek ya da rejimini reforme etmek değil. Ankara’nın öncelikleri daha çok çatışmayı yönetmek, YPG ile savaşmak ve mültecileri geri göndermek ile ilgili. Bunlar, Ankara ve Şam’ın karşılıklı kazanç elde etmek ya da en azından gereksiz bir sürtüşmeyi önlemek için çatışma ihtimalini azaltmak adına makul bir şekilde birlikte çalışabileceği konular.

New York merkezli Century Vakfı’nın Uluslararası Araştırma ve Politika Merkezi Century International’da araştırmacı ve İsveç Savunma Araştırma Kurumu’nda (FOI) Ortadoğu analisti olan Aron Lund’a göre, Suriye ile ilgili durumu değiştiren şey, “Türkiye’nin iç durumu ile birlikte Rusya-Ukrayna savaşı oldu.”

Türkiye tarafının Erdoğan-Esad görüşmesinin seçimlerden önce olmasını istediğini kaydeden Lund, “Erdoğan, bunun seçimlerden önce olmasını istediği için Esad da süreci geciktirerek bir nüfuz ve baskı gücü oluşturabiliyor” diyor ve ekliyor:

“Fakat devam eden görüşmeleri tamamen engellemesi kendisi için çok riskli bir hareket olur. Erdoğan, seçimlerden sonra iktidarda kalabilir ve bu noktada Esad’ın bu nüfuz ve baskı gücü yerle bir olabilir.”

Türkiye’nin Suriye’den tamamen çekmesini olası görmeyen Lund’a göre, burada “terminolojide ya da formalitelerde takılı kalmamak önemli”:

“Gerçek ve resmi bir normalleşme olmasa dahi belli konularda geniş çaplı, pragmatik bir işbirliği söz konusu olabilir.”

Ortadoğu analisti Aron Lund ile Türkiye-Suriye ilişkilerini, Türkiye’nin kuzey Suriye’ye olası bir kara harekatını ve tüm bu gelişmelerin Türkiye-İsveç ilişkileri üzerindeki muhtemel etkilerini konuştuk.

“Üçlü görüşme, çetrefilli bir sürecin ilk adımıydı”

Türkiye, Suriye ve Rusya’nın savunma bakanları ve milli istihbarat teşkilatı başkanları, Aralık 2022’de Moskova’da bir araya geldi. Bu, Türkiye ve Suriye arasında 2011’den bu yana en üst düzey görüşmeydi. Sizce bu görüşme, Türkiye’nin uzun süredir kuzey Suriye’ye bir kara harekatı düzenlemeyi düşündüğü bir dönemde ne anlama geliyor?

28 Aralık’taki görüşme hem Suriye çatışması hem de dahli bulunan ülkeler açısından önemli bir andı. Fakat öyle olsa bile bu, uzun ve çetrefilli olacağa benzeyen bir sürecin yalnızca ilk adımıydı. Rusya’nın bu yetkilileri dil dökerek bir araya getirmesi yıllarını aldı ama Türkiye-Suriye yakınlaşmasının temel unsurları aslında uzun süredir mevcuttu. Suriye çatışması, artık 2011 yılındaki çatışma değil, 2015 yılındaki çatışma bile değil.

Türkiye’nin kendi politikası da çok değişti. Bu günlerde Ankara’nın Suriye’deki öncelikleri artık Esad’ı devirmek ya da rejimini reforme etmek değil. Ankara’nın öncelikleri daha çok çatışmayı yönetmek, YPG ile savaşmak ve mültecileri geri göndermek ile ilgili. Bunlar, Ankara ve Şam’ın karşılıklı kazanç elde etmek ya da en azından gereksiz bir sürtüşmeyi önlemek için çatışma ihtimalini azaltmak adına makul bir şekilde birlikte çalışabileceği konular.

“Rusya, harekata yeşil ışık yakmayı reddetti”

Sonuç itibariyle durumu değiştiren şey, Türkiye’nin iç durumu ile birlikte Rusya-Ukrayna savaşı oldu. Putin’in Ukrayna’yı işgali, feci bir strateji hatasıydı; bu da pek çok şeyin yanı sıra Rusya’nın Türkiye’ye daha önce olduğundan daha bağımlı hale gelmesine yol açtı.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden yalnızca birkaç ay sonra Erdoğan Suriye’deki YPG bölgelerine bir saldırı daha düzenleyeceğini ilan etti ve YPG’nin Rusya koruması altında faaliyet gösterdiği birkaç alanı ayrı tuttu.

Fakat Rusya ayak diredi. Bölgede askeri güçleri var ve hava sahasına hakimler; dolayısıyla, askeri harekata yeşil ışık yakmayı reddettiler. Bunun yerine Rusya ve İran, Esad ile bir çeşit anlaşma yolu araması için Erdoğan’a baskı yapmaya başladı. Temmuz 2022’de Tahran’da yapılan üçlü zirvede ve Soçi’deki Erdoğan-Putin görüşmesinde verilen mesaj buydu gibi görünüyor.

“Ülkedeki durum, Erdoğan’ı taleplere açık hale getirdi”

Hiçbir şekilde bir Türkiye uzmanı sayılmam; ancak, Erdoğan’ı bu taleplere bu kadar açık ve anlayışlı hale getiren şeyin ülkedeki iç durum olduğu açık görünüyor. Erdoğan ve AKP, anketlerde kötü gidiyor ve Türkiye’deki muhalefet Esad ile normalleşme için bastırıyor. Mültecilerin geri gönderilmesi de özellikle pek çok seçmenin gündeminin üst sıralarında yer alıyor.

Esad’a ulaşmak Erdoğan için işleri yüz seksen derece döndürüp inisiyatifi eline almak için bir yol olabilir. Bunu bir dış politika kararı olarak nasıl değerlendirirseniz değerlendirin bu, akıllıca bir [seçim] kampanyası adımı.

Erdoğan ve Esad ne istiyor?

Yaz aylarında Türkiye ve Suriye istihbaratları ikili temasların devam etmesi için plan yapmaya başlamıştı. Kış başında, İstiklal Caddesi’ndeki bombalı saldırının ardından Ankara müdahaleci söylemini tekrar arttırdı.

Rusya, müdahaleye engel olmayı sürdürdü, fakat [Türkiye’nin] haftalarca devam eden askeri güç kullanma tehdidi perde arkasında sürdürülen görüşmeleri ilerletmeye hizmet etmiş olabilir. 28 Aralık 2022’de de savunma bakanlarının görüşmesi sonunda gerçekleşmiş oldu.

O zamandan bu yana Türkiye ve Suriyeli yetkililer, cumhurbaşkanları zirvesinden önce yapılacak dışişleri bakanları görüşmesinin ne zaman ve nerede yapılacağını tartışıyor. Açıkça görülüyor ki Türkiye tarafı, seçim kazancı için zirvenin hızlıca yapılmasını istiyor.

Suriye tarafında söz konusu olan ise tam tersi bir teşvik: Zirveye gelene kadar elde edebilecekleri kadar çok taviz elde etmek istiyorlar.

Erdoğan, bunun seçimlerden önce olmasını istediği için Esad da süreci geciktirerek bir nüfuz ve baskı gücü oluşturabiliyor. Fakat devam eden görüşmeleri tamamen engellemesi kendisi için çok riskli bir hareket olur.

Erdoğan, seçimlerden sonra iktidarda kalabilir ve bu noktada Esad’ın bu nüfuz ve baskı gücü yerle bir olabilir. Esad rejimi çok inatçı olsa da Türkiye’yi yüz seksen derece döndürme fırsatını kaçırmak isteyecek kadar inatçı olduklarından şüpheliyim.

“M4 yolunun açılması kesinlikle gündemde olacak”

Türkiye-Suriye diplomatik ilişkileri sonunda yeniden sağlanır ya da normalleşirse sizce Türkiye ve Suriye ya da Erdoğan ve Esad hükümetlerinin bu durumdan kazancı ya da kaybı ne olur?

“Normal” ilişkilerin öngörülebilir gelecekte masada olduğunu düşünmüyorum. Türkiye, kuvvetlerini kuzey Suriye’den, en azından kuzey Suriye’nin tamamından çekmeyecek. Bir ülke, bir diğerinin topraklarının bir kısmını işgal ettiyse, ilişkiler ne kadar normalleşebilir?

Bununla birlikte, terminolojide ya da formalitelerde takılı kalmamak önemli. Gerçek ve resmi bir normalleşme olmasa dahi belli konularda geniş çaplı, pragmatik bir işbirliği söz konusu olabilir. İşbirliği, çatışma ihtimallerini azaltma ve karşılıklı tavizler için pazarlık olabilir.

Henüz o noktada değiliz ama bunun olası bir sonuç olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden de çıkarlarının nerede örtüştüğünü ya da en azından birbiriyle uyuştuğunu anlamak önemli çünkü bunlar, yeniden canlanan herhangi bir Türkiye-Suriye ilişkisinin temelinde olacaktır.

Burada en aşikar nokta, güvenlik ve ortak sınırlar ile cephe hatlarının yönetimi. Türkiye ve Suriye güçleri veya vekilleri ara ara çatışmaya devam edebilir ama çatışma yönetimi yapıları bulmaya da çalışabilirler.

Gerçek bir siyasi uzlaşmanın yokluğunda bile askeri diyalog, ortak bir anlayış ve acil hatlar gibi bazı şeyler geliştirebilirler. Bu da etkin olarak donmuş bir çatışmanın yolunu açabilir, bölgedeki çatışmaların dindirilmesine ve buna ek olarak karşılıklı cephe hatlarındaki düzenlemeleri beraberinde getirebilir.

Eğer diyalog ilerlerse, bazı şeylerin karşılıklı alınıp verildiği bir noktaya gelebilirler; belki bazı toprakların el değiştirmesi de buna dahil olabilir.

Kesinlikle gündemde olacak noktalardan biri, Halep ile Suriye kıyıları arasında, isyancıların bulunduğu bölgeden geçen kuzeybatıdaki M4 karayolunun yeniden açılması.

İki ülke de kötüye giden ekonomilerini düzeltmeye yardımcı olması adına cephe hatlarını ve sınır kontrol noktalarını açmak da isteyebilir. Suriye, Türkiye için bir kez daha Körfez ile transit ticaretin karayolu olabilir.

“Yakınlaşma, başka seçenekleri beraberinde getiriyor”

Burada ortak çıkar teşkil ettiği açık olan bir nokta da YPG ile nasıl başa çıkılacağı. Ne kadar güven ve koordinasyon oluşturabileceklerine bağlı olarak uygulanabilecek bir dizi seçenek var. Örneğin, Şam, Türkiye’nin insansız hava aracı (İHA) saldırıları ile Kürt liderleri hedef alması için istihbarat paylaşmayı ve hedeflere işaret etmeyi önerebilir.

Eğer derinleştirilmiş bir işbirliği aşamasına gelmeyi başarırlarsa, YPG ve ABD’nin varlığı ile nasıl baş edileceğine ilişkin bazı temel prensipler veya ortak bir strateji bile oluşturabilirler. Rusya, bu konularda kilit öneme sahip bir aktör olarak kalacakmış gibi duruyor.

Türkiye, daha kısa vadede Tel Rıfat veya muhtemelen Menbiç ve Kobanî’ye karşı harekete geçmek istediğinin sinyalini veriyor. Yakınlaşma ise tek taraflı bir Türkiye saldırısını daha az olası kılsa da başka seçenekleri beraberinde getiriyor.

Şam, belki daha sonra buraların kontrolünü ele geçirmek için Türkiye’nin sınırlı harekatlarına yeşil ışık yakabilir. Türkiye, bir iyi polis-kötü polis durumu yaratıp YPG liderlerini Türkiye’nin elinde yok olma ya da Esad’a boyun eğme arasında bir seçim yapmaya zorlayabilir.

Bu, muhtemelen daha olası sonuçlardan biri; bu, aynı zamanda Rusya’nın da tüm bu süreçte ısrarla istiyor gibi göründüğü bir şey.

“Türkiye’nin tamamen çekilmesi düşünülmüyordur bile”

Diğer konularda ise çıkarlar birbiriyle uyuşuyor olsa da simetrik değil. Örneğin, mülteci konusu, yaklaşan seçimleri de düşününce, Erdoğan’ın öncelikler listesinden çok üst sıralarda yer alıyor.

Ankara’nın seçimden önce bir çeşit çerçeve anlaşması yapmayı, hatta belki de ilk insan grubunun sınırı geçip geri gitmesini görmeyi umarak hızlı bir ilerlemeyi ısrarla isteyeceğini tahmin ediyorum.

Suriyeli yetkililer ise çoğu mültecinin Türkiye’de kalmasını tercih ederdi; ancak, bir çeşit geri dönüş anlaşmasını mümkün kılmak ya da engellemek ellerindeki en iyi siyasi varlıklardan biri ve burada bir dereceye kadar Erdoğan’a ayak uydurmak onlar için de mantıklı.

Hesap defterinin diğer tarafında ise şu var: Şam, Türkiyeli yetkililerden muhalefet faaliyetlerini azaltmasını isteyecektir. Fakat Türkiye’nin kuzey Suriye’deki bölgeleri kontrol etmek için bu isyancı gruplara ihtiyacı var; Türkiye, siyasi muhalefetin de barış sürecinde Türkiye’nin bir aracı olarak hayatta kalmasını istiyor. Bence burada yakın tarihe bakmak mantıklı olacak:

Hatırlayacağınız üzere, Türkiye 2020-2021 döneminde Mısır ile daha iyi ilişkilerin yolunu aramış, hükümet İstanbul merkezli Müslüman Kardeşler medyasından Kahire karşıtı söylemini yumuşatmasını istemişti.

Eğer Türkiye-Suriye ilişkileri gelişmeye devam ederse, bu tarz küçük şeyleri görmeye başlayabiliriz: Bu, kapanan bir medya organı ya da Doha’ya dönen muhalif bir grup olabilir. Fakat Türkiye’nin Esad’ı eleştirenleri baskılamak için ne kadar ileri gideceğinin bir sınırı var çünkü muhalefeti etrafta tutmak Türkiye’nin kendi stratejisi için temel bir nokta.

Türkiye’nin Suriye’den tamamen çekilmesi konusuna gelince ise bence bu düşünülmüyordur bile. Söylediğim gibi, Türkiye uzmanı değilim ama eğer ekonomi gerçekten yıkıcı bir krize girmezse ya da belki Erdoğan sonrası bir hükümet söz konusu olmazsa Ankara’nın kuzey Suriye’deki tüm varlıklarını öylece bırakacağını hayal edemiyorum.

Esad elbette kamuoyu önünde topyekun bir çekilmeyi talep etmeyi sürdürecektir; ancak, uygulamada, bu, eğer iki taraf da bir şeyleri halledecekse üzerinde çalışmaları gerekecek büyük, devam eden anlaşmazlıklardan biri.

Peki ya bölgedeki diğer aktörler?

Eğer Suriye ile ilişkiler Türkiye’nin istediği gibi gerçekten normalleşirse sizce bölgede faaliyet gösteren farklı ülkeler ve yerel aktörler bu gelişmeye nasıl yanıt verir? Böylesi bir adım sizce bölgedeki dinamikleri ve gerilimleri nasıl etkiler?

Bu, esasen bir Türkiye-Suriye konusu ve bir dereceye kadar da Rusya-Türkiye konusu ama bunun sonuçları olacaktır.

Türkiye, tarihsel olarak Esad’ın en çetin rakibi ve muhalefetten geriye kalanı destekliyor. Türkiye ile Esad hükümetinin normalleşmesi, Suriye çatışmasının sona erdiği izlenimini güçlendirebilir ve diğer ülkeleri de Şam ile yeniden ilişki kurma konusunda cesaretlendirebilir.

Suriye’nin tüm komşuları Şam ile tekrar konuşmaya başladığında, rejimi dışlama teşebbüsleri süresiz olarak daha zor olacaktır.

Kaldı ki savaşın etkilerine doğrudan maruz kalmayan ABD veya çoğu Avrupa Birliği (AB) ülkeleri gibi ülkeler, Esad’ın varlığını sürdürmesine adapte olma konusunda Ortadoğu ülkeleri ile aynı baskı ile karşı karşıya değil. Politikaları etkili olmayabilir ama bunu göze alabilirler.

Fakat dikkat edilmesi gereken bir nokta, Katar’ın ne yapacağı. Türkiye ve Katar, Suriye de dahil pek çok bölgesel meselede birlikte çalışıyor. Eğer Türkiye 28 Aralık’ta ilerlediği yönde ilerlemeyi sürdürürse, Katar’ın da siyasetini bir şekilde bu politikaya uydurmasını bekliyorum.

Katar, Türkiye’nin aracılığında kendi normalleşme sürecini başlatabilir ya da Ankara ile sürtüşmeden kaçınmak için sadece Esad hakkında daha az konuşup insani yardımdan daha çok söz edebilir.

“Tek taraflı bir harekat artık daha az olası”

Yakın gelecekte Erdoğan ve Esad’ın doğrudan görüşmesini ve/veya Türkiye’nin kuzey Suriye’ye bir kara harekatı düzenlemesini bekliyor musunuz?

Bence bunların ikisi de olası. Türkiye’deki seçimlere bağlı olan çok şey var.

Erdoğan, seçimlerden önce Esad ile fotoğraf vermek istiyor gibi görünüyor; bunu seçmenlere bir dış politika başarısı ve mültecilerin geri gönderilmesi yolunda bir adım olarak sunacaktır.

Esad, Erdoğan’ın seçim kampanyasına yardım etme konusunda çok istekli görünmüyor ama eğer bedeli uygunsa bunu yine de yapabilir. Rejimi her zaman inatçıydı ve muhtemelen daha fazla taviz için geri duracaklardır; ancak, sürecin er ya da geç ilerlemesini bekliyorum.

Suriye hükümetinin başlıca müttefikleri Rusya ve İran ve her ikisinin de başı çok büyük dertte. Esad, şu anda aldığı desteğin bu düzeyde devam edeceğinden emin olamaz; Türkiye ile ilişkileri düzeltme şansının verildiği şu zamanda bu fırsatın kaçmasına izin vermek abes olur.

Bu nedenle bir Erdoğan-Esad zirvesi – ya da en azından telefon görüşmesi gibi bir şey – olası görünüyor. Göreceğiz.

YPG’ye yönelik yeni bir Türkiye saldırısına gelecek olursak, tek taraflı bir askeri harekat artık daha az olası. Fakat, söylediğim gibi, YPG’ye karşı nasıl işbirliği yapılacağına ilişkin başka askeri ve askeri olmayan seçenekler mevcut. Eğer Türkiye Esad’a topraklarını YPG’den alması konusunda yardım ederse, bu aradıkları kazan-kazan sonucu olabilir: Ankara YPG’ye zarar vermiş, Şam da topraklarını genişletmiş olur.

“İsveç hükümeti çok ince bir çizgide yürüyor”

Son olarak, İsveç hükümetinin NATO üyeliği yolunda Madrid Üçlü Muhtırası uyarınca fiili silah ambargosunu kaldırmak da dahil bir dizi adım attığını düşünürsek, sizce muhtemel bir Erdoğan-Esad görüşmesi ya da Suriye’ye olası bir harekat, İsveç’in NATO’ya üyelik süreci bağlamında Türkiye-İsveç ilişkilerini nasıl etkiler?

Erdoğan-Esad görüşmesinin İsveç-Türkiye ilişkilerinde bir değişikliğe sebep olacağını sanmıyorum. İsveç hükümeti bunu onaylamayabilir ama İsveç Suriye’deki çatışma açısından çok küçük bir öneme sahip.

NATO meselesi konusunda Erdoğan’ı tatmin etmeye ihtiyacı olduğundan, İsveç hükümetinin Türkiye’nin İsveç’in çıkarlarını doğrudan etkilemeyen herhangi bir davranışını protesto etmesini olası görmüyorum.

Eğer beraberinde getireceği şiddet İsveç ve başka ülkelerde protestolara sebep olursa, Türkiye’nin Suriye’ye yönelik askeri bir harekatının dolaylı bir etkisi olabilir. 2018 ve 2019’da olan buydu.

YPG yanlısı protestocular, İsveç’te Stockholm-Ankara ilişkilerini zehirlemek için halihazırda ellerinden geleni yapıyor; fakat bunlar İsveç siyasetinin marjında yer alıyorlar. Suriye’de etnik vahşetler daha ana akım siyasetçilerin konuya müdahil olmasına yol açabilir, bu da Ankara ile müzakere ederken hükümetin üzerinde baskı yaratabilir ve manevra alanını daraltabilir.

Yakın zamanda yapılan bir kamuoyu yoklamasına göre, İsveç’in NATO başvurusuna destek çok yüksekti; ancak, İsveçlilerin yaklaşık yüzde 80’i Türkiye’nin İsveç’in yasal ve anayasal düzeninde değişiklik taleplerine karşı çıkıyordu. Başka bir deyişle, İsveç hükümeti halihazırda çok ince bir çizgide yürüyor. (SD)

* Bu söyleşideki görüşler, Aron Lund’un kişisel görüşleridir; İsveç Savunma Araştırma Kurumu (FOI) adına ya da kurumu temsilen paylaşılmamıştır.

(Kaynak: Bianet / Selay Dalaklı)

Paylaşın

ABD’den Ukrayna’ya Tavsiye: Bekle

Bu hafta Ukrayna’ya yeni bir 2,5 milyar dolarlık askeri yardım paketini onaylayan ABD, ayrıca, Ukrayna ordusunun tedarik edilen yeni silahların önemli ölçüde kullanımını öğrenip yararlarını keşfetmesinin ardından büyük bir saldırı başlatmasının daha başarılı olacağı görüşünde olduğunu da bildirdi.

ABD yetkilileri, Ukrayna’ya “Rusya’ya karşı büyük bir saldırı başlatmak için Washington’dan gelen silah sevkiyatının ve bunların eğitiminin tamamlanması” tavsiyesinde bulundu.

Aralarında Reuters muhabirinin de bulunduğu bazı basın yayın organlarının temsilcilerine konuşan ve ismini açıklanmasını istemeyen bir Beyaz Saray yetkilisi, Kiev’in büyük bir taarruz başlatmadan önce ABD tarafından sağlanan son ağır silahların kullanımıyla ilgili Ukrayna ordusunun eğitiminin tamamlanması gerektiği düşüncesinde olduğunu aktardı.

“Önce silahların kullanımıyla ilgili eğitimler tamamlansın”

Beyaz Saray yetkilisi, ABD’nin Ukrayna ordusunun tedarik edilen yeni silahların önemli ölçüde kullanımını öğrenip yararlarını keşfetmesinin ardından büyük bir saldırı başlatmasının daha başarılı olacağı görüşünde olduğunu bildirdi.

ABD’nin son gönderdiği silahların kullanımıyla ilgili eğitimlerin tamamlanmadığını kaydeden yetkili, büyük bir saldırıdan önce bunun tamamlanmasının mutlaka gerektiğini Kiev yönetimine aktardıklarını bildirdi. ABD’nin Ukrayna’ya şu an için Abrams tankları vermeme konusundaki kararında sürecin devam ettiğini kaydeden Beyaz Saray yetkilisi, bu tankların maliyetli ve bakımı zor olduğu için Ukrayna’ya göndermeyi planlamadıklarını söyledi.

Bu hafta Ukrayna’ya yeni bir 2,5 milyar dolarlık askeri yardım paketini onaylayan ABD Başkanı Joe Biden, basına yaptığı açıklamada, “Ukrayna ihtiyacı olan her türlü yardımı alacak.” ifadesini kullanmıştı.

Abrams tankları vermeyi şu anda kabul etmeyen ABD bununla birlikte, son olarak Ukrayna’ya yüzlerce zırhlı araç gönderme vaadinde bulundu.

ABD’den Ukrayna ordusuna ne tavsiye ediyor?

Bu arada son haftalarda Rusya ve Ukrayna ordusu arasında yoğun çatışmaların yaşandığı Bakhmut kentiyle ilgili soruları yanıtlayan Beyaz Saray yetkilisi, ABD’nin Kiev’in bu kentin savunması için çok fazla kaynak ayırdığı ve büyük bir ihtimalle Rusya’nın eline geçecek bu kentin savaşın seyrini değiştirecek bir stratejik özelliği sahip olmadığı düşüncesinde olduğunu aktardı.

Bu cephedeki savaşla ilgili ABD ve Ukrayna askeri yetkilileri arasındaki görüşmelerin sürdüğünü kaydeden yetkili, Rusları güney Ukrayna’da ellerinde tuttukları bölgelerden çıkarmak için bir büyük saldırıya hazırlanırken Bakhmut’u savunmak için ne kadar enerji harcamanın gerekliliğinin iyi düşünülmesi gerektiği mesajını verdi.

Aynı yetkili, Ukrayna’ya Rusya’nın yıpratma stratejisi izlediği gerekçesiyle Moskova’nın top atışlarına karşılık Kiev’in buna karşılık vermeme yolunu izlemesinin tavsiye edildiğini bildirdi.

Yetkili, ABD’nin en son silah tedarikinin zırhlı araçları içermesinin nedeninin bu olduğunu, çünkü bunun Ukrayna’nın savaş şeklini değiştirmesine yardımcı olacağını sözlerine ekledi.

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Kiev, Barış İçin Bir Şansı Daha Heba Mı Edecek?

Ukrayna – Rusya cephesinde yeni ve önemli askeri gelişmeler yaşanıyor. Rusya, haftalarca süren şiddetli çatışmaların ardından Ukrayna’nın doğusundaki küçük Soledar kasabasını ele geçirdiğini duyurdu, Ukrayna ise, Rusya’nın bu açıklamasını yalanladı.

Kurtuluş Aladağ / Soledar’ın ele geçirilmesi, Putin için stratejik olmasa da sembolik bir zaferi temsil ediyor. Ancak Soledar’ın Rusya tarafından ele geçirilmesi, Ukrayna’nın teslimiyetini veya savaşın genel görünümünde önemli bir değişikliği işaret etmiyor.

Açıklamalara bakılırsa, Rusya’nın önümüzdeki bahara kadar bir saldırı başlatması bekleniyor. Saldırı başarılı olursa, ki büyük olasılıkla başarılı olacak, bu durum cephe hattında Rusya’nın lehine kesin bir dönüş olacaktır.

Rusya’nın Soledar zaferi ve bahar aylarında başlatması beklenen saldırısı, Ukrayna’yı destekleyen ülkelerde endişeye neden olurken, başta ABD olmak üzere Ukrayna’yı destekleyen ülkeler, daha fazla silah göndermeye başladı.

ABD, Ukrayna’ya zırhlı araçlar ve hava savunma sistemlerini de içeren toplam 2,5 milyar dolarlık yeni paket açıkladı. ABD, Rusya’nın Ukrayna’yı geçen yıl Şubat ayında işgal etmesinden bu yana bu ülkeye toplamda 27 milyar 400 milyon dolar güvenlik desteği yaptı.

Estonya’daki bir askeri üste bir araya gelen İngiltere, Polonya, Letonya, Litvanya, Danimarka, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Hollanda ve Slovakya, yeni yardım paketi sözü verdi.

Ortak açıklamayla duyurulan yardım paketleri şunları içeriyor:

  • İngiltere: 600 Brimstone füzesi
  • Danimarka: 19 Fransız yapımı Caesar tipi obüs
  • Estonya: Havan topları, cephane, destek araçları ve tanksavar bomba atarlar
  • Letonya: Stinger hava savunma sistemleri, iki helikopter, İHA’lar
  • Litvanya: Uçaksavar ve iki helikopter
  • Polonya: : S-60 uçaksavar ve 70 bin mermi
  • Çek Cumhuriyeti: Cephanelik, havan topları ve zırhlı personel taşıyıcılar.
  • Hollanda: Yardım paketini Cuma günü duyuracak.

Silah gönderen ülkeler, gönderilen silahların verimli bir şekilde kullanılması için Ukrayna askeri personelini eğitmek için de yarışıyorlar. Öte yandan Ukrayna askeri komutanlığı, cephe hattında yaşanan can kayıplarının yerini doldurmak için ciddi sorunlar yaşıyor.

Moskova’nın Ukrayna’daki durumu askeri bir operasyon değil de gerçek bir savaş olarak değerlendirme kararının sonuçları ve yansımaları birçok düzeyde ortaya çıkmadı.

Rusya’nın bahar aylarında başlatması beklenen saldırıda daha gelişmiş taktik silahları kullanmayı planladığı haberleri doğrulanırsa, bu Kiev için yeni bir ikilem oluşturacak.

Kiev yönetimi, Rusya’nın 24 Şubat’ta başlattığı geniş çaplı saldırıların başlarında müzakere masasına oturma şansı bulmuştu. Ancak başta Washington ve Londra olmak üzere batılı güçlerin, Kiev yönetimine yaptığı baskılar sonuç vermiş ve müzakereler çıkmaza girmişti.

Kiev, Moskova ile o dönemde bir anlaşmaya varmış olsaydı, ülkeyi büyük bir yıkımdan kurtarmış olacaktı. Kiev, şu an için daha zayıf bir pozisyonda olsa da müzakerelere gitmek için hala bir şansı var.

Ukrayna liderliği, müzakere yoluyla mı sorunu çözecek, yoksa Batılı müttefikleriyle farklı bir bir yol mu izleyecek? Bu, yakın geleceğin göstereceği bir şey.

Bekle ve gör!

Paylaşın

ABD’den Ukrayna’ya “Ağır Silah” Yardımı

ABD, Ukrayna’ya zırhlı araçlar ve hava savunma sistemlerini de içeren toplam 2,5 milyar dolarlık yeni paket açıkladı. ABD, Rusya’nın Ukrayna’yı geçen yıl Şubat ayında işgal etmesinden bu yana bu ülkeye toplamda 27 milyar 400 milyon dolar güvenlik desteği yaptı.

ABD Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre Washington’un Ukrayna’ya son askeri yardım paketi içinde 59 Bradley Savaş Aracı ve 90 Stryker Zırhlı Personel Taşıyıcı yer alıyor.

Son yardıma ayrıca HIMARS roket sistemi için mühimmat, sekiz Avenger hava savunma sistemi, binlerce topçu mermisi ve yaklaşık 2 bin tanksavar roketi için ek mühimmat dahil.

Kış mevsiminin Rus güçlerine yeniden organize olma ve büyük bir saldırı başlatma fırsatı verebileceği kaygıları nedeniyle Ukrayna batıdan daha fazla silah talep ediyor.

Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski Aralık ayında Washington’da ABD Kongresi’ne hitaben yaptığı konuşmada Ukrayna’ya yapılan desteğin, “hayır işi” olmadığını, “demokrasiye yatırım” olduğunu söylemiş, ABD’den güvenlik alanındaki desteğini sürdürmesini istemişti.

Öte yandan Reuters haber ajansına konuşan Amerikalı bir yetkili CIA Başkanı William Burns’un yakın zamanda Ukrayna’ya gizli bir ziyaret yaptığını ve Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenski’yle biraraya geldiğini belirtti.

Haberi ilk veren Washington Post gazetesine göre ziyaret geçen haftanın sonunda gerçekleşti. Haberde Burns’un, Zelenski’yi Rusya’nın gelecek askeri planlarıyla ilgili beklentileri konusunda bilgilendirdiği belirtildi. Ayrıca Burns’un, ABD’nin desteğinin ulaşmasının bir noktada zorlaşacağını belirttiği kaydedildi.

Washington Post’un kaynaklarına dayandırdığı habere göre Zelenski ve üst düzey istihbarat yetkilileri Cumhuriyetçiler’in ABD Temsilciler Meclisi’nde az farkla çoğunluğu elde etmesinin ardından Ukrayna’nın ABD ve Batı yardımının daha ne kadar devam etmesini bekleyebileceğini tartıştı.

Öte yandan aralarında İngiltere ve Hollanda’nın da olduğu bir dizi ülke de yeni yardım paketi sözü verdi. Açıklama, Almanya’da bugün gerçekleşecek ve 50 ülkenin silah yardımlarını koordine edeceği toplantı öncesinde yapıldı.

Estonya’daki bir askeri üste bir araya gelen 11 ülkenin temsilcileri, Ukrayna’nın yeni bölgelerde hakimiyet kurması ve Rusya’nın ilerlemesinin durdurulması hedefiyle silah yardımlarını artırmaya karar verdi.

İngiltere, Polonya, Letonya, Litvanya, Danimarka, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Hollanda ve Slovakya, daha çok destek sözü verdi.

Ortak açıklamayla duyurulan yardım paketleri şunları içeriyor:

  • İngiltere: 600 Brimstone füzesi
  • Danimarka: 19 Fransız yapımı Caesar tipi obüs
  • Estonya: Havan topları, cephane, destek araçları ve tanksavar bomba atarlar
  • Letonya: Stinger hava savunma sistemleri, iki helikopter, İHA’lar
  • Litvanya: Uçaksavar ve iki helikopter
  • Polonya: : S-60 uçaksavar ve 70 bin mermi
  • Çek Cumhuriyeti: Cephanelik, havan topları ve zırhlı personel taşıyıcılar.
  • Hollanda: Yardım paketini Cuma günü duyuracak.

İngiltere Savunma Bakanı Ben Wallace, Estonya’daki ziyareti sırasında yaptığı konuşmada, “2023’te, Ukraynalıların Rusya’yı püskürtüp Ukrayna dışına çıkararak ülkede egemenliklerini yeniden tesis etmelerinin zamanı geldi” dedi.

Paylaşın

Türkiye – Suriye Yakınlaşması: Rusya’dan Üçlü Görüşme Açıklaması

11 yıl sonra yeniden başlayan Türkiye-Suriye ilişkilerinde bakanlık düzeyindeki görüşmelerin ardından liderler düzeyindeki görüşmenin ne zaman olacağı tartışılırken, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’dan dikkat çeken bir açıklama geldi.

Sergey Lavrov, Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdat’ın Ankara ile Şam arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesini ele almak üzere üçlü bir görüşme gerçekleştireceklerini açıkladı.

Çarşamba günü düzenlediği basın toplantısında “Bildiğiniz gibi Türkiye Şam’la ilişkilerini normalleştirme girişiminde bulundu” diyen Lavrov, Rusya’dan iki komşu ülke arasında aracılık talep edildiğini belirtti.

Rusya Dışişleri Bakanı, ihtilaflı konuların başında İdlib’in geldiğini belirterek Ankara’nın bölgedeki Türkiye yanlısı grupları Şam’ın ve Moskova’nın terörist olarak kategorize ettiği El Nusra’dan ayırması gerektiğini söyledi. Lavrov, Halep bölgesindeki Türk-Rus ortak devriyelerinin de şu ana kadar işe yaramadığını ifade etti.

Lavrov: Batı’dan gelebilecek ciddi önerileri değerlendiririz

Lavrov, Ukrayna’da devam eden savaşa ilişkin açıklamalarda da bulundu. Batı’nın Moskova’ya karşı yürüttüğü “hibrid savaşa” rağmen Rusya’nın Ukrayna’daki hedeflerine ulaşacağını söyleyen Bakan, “özel askeri operasyonun” hedeflerinin Rusya’nın “temel meşru çıkarlarına” göre belirlendiğini savundu. Ukrayna’daki Rusların haklarının korunduğundan emin olmak istediklerini vurgulayan Lavrov, ”Ukrayna’da Rusya’ya tehdit oluşturacak hiçbir askeri altyapı bulunmamalıdır” diye konuştu.

Rusya Dışişleri Bakanı, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Moskova’nın Ukrayna topraklarından tamamen çekilmesi ve Kiev’e savaş tazminatı ödemesi talebine ise Ukrayna lideriyle herhangi bir müzakerenin olamayacağı sözleriyle yanıt verdi.

Batı’yı tüm kararları Ukrayna adına almakla itham eden Lavrov, Rusya’nın Batı’dan çatışmayı sonlandırmaya yönelik gelecek her türlü girişimi ciddi biçimde değerlendirmeye hazır olduğunu, ancak henüz ciddi bir öneri görmediklerini sözlerine ekledi.

Hitler karşılaştırması

Lavrov’un açıklamalarında ABD’yi de eleştirdi. Washington’ı “Adolf Hitler ve Napolyon Bonapart” ile karşılaştıran Dışişleri Bakanı, bu ülkenin “Rusya’yı bitirmek için Avrupa’yı boyunduruk altına almaya” çalıştığını savundu. Lavrov, “aynı Hitler’in Yahudi meselesine nihai bir çözüm istemesi gibi Batılı politikacılar da şimdi açık açık Rusya’nın stratejik bir bozguna uğratılması gerektiğini söylüyor” ifadelerini kullandı.

“Nihai çözüm”, Nasyonal Sosyalistlerin Yahudilerin ve diğer azınlık mensubu altı milyon insanın sistematik olarak öldürülmesine yol açan soykırım planıydı. Lavrov, daha önce de Hitler’in “Yahudi kanı” taşıdığını söylemiş, Bakanın bu sözleri İsrail’de öfkeli protestolara yol açmıştı.

Paylaşın

Rusya’nın Dnipro’ya Düzenlediği Füze Saldırısında Can Kaybı 35’e Yükseldi

Rusya’nın Ukrayna’nın doğusundaki Dnipro kentinde düzenlediği füze saldırısında en az 35 kişinin hayatını kaybettiği, 75 kişinin de yaralandığı açıklandı. 14’ü çocuk olmak üzere 39 kişi enkazdan kurtarılırken yaklaşık 35 kişinin enkaz altında olduğu tahmin ediliyor. 

Dnipropetrovsk Bölgesel Askeri İdaresi Başkanı Valentyn Reznichenko, Rusya güçlerinin Ukrayna’nın Dnipro kentinde dokuz katlı bir apartmana yönelik füze saldırısı hakkında son bilgileri paylaştı.

CNN International’ın aktardığına göre, saldırıda hayatını kaybedenlerin sayısı 35’e yükseldi. 14’ü çocuk olmak üzere 39 kişi enkazdan kurtarılırken yaklaşık 35 kişinin enkaz altında olduğu tahmin ediliyor.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski de saldırıyla ilgili bir açıklama yapmış, Rusya’nın füze saldırısında hayatını kaybedenlerin sayısının 30’a yükseldiğini açıklamıştı.

Gece paylaştığı görüntülü mesajında halka seslenen Ukrayna Devlet Başkanı, kayıp 30 kişi için enkaz alanında arama-kurtarma çalışmalarının sürdüğünü söylemişti. Zelenski, “Kurtarma operasyonu, bir canı kurtarmak için en ufak bir umut olduğu sürece devam edecektir” demişti.

Dnipro Belediye Başkanı Boris Filatov, saldırının üstünden bir gün geçmişken binalarda canlı birinin bulunmasının düşük ihtimal olduğunu söylemişti.

“Donbass’ta sıcak çatışmalar sürüyor”

Dünkü mesajında savaşın ülkenin doğu ve güney bölgelerindeki gidişatı hakkında da bilgi veren Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski, Donbass bölgesinde sıcak çatışmaların sürdüğünü söyledi.

Özellikle en yoğun çatışmaların Luhansk ve Donetsk bölgelerinde yaşandığına dikkati çeken Zelenski, “Savaş, Soledar, Bahmut ve tüm Donetsk bölgesi için Luhansk bölgesi için tek bir mola vermeden, tek bir duraklama olmadan devam ediyor” dedi.

Rusya’yı sivillere yönelik saldırılar düzenlemekle suçlayan Zelenski, Rusya’ya yaptırımların arttırılması için çalışmaya devam ettiklerini kaydetti.

Rusya’dan açıklama

Rusya, saldırıda Ukrayna’ya ait askeri tesisler ve enerji altyapısının hedef alındığını açıkladı.

Polonya Başbakanı Mateusz Morawiecki ise bu tip saldırıların insanlık dışı olduğunu söyledi. Morawiecki, “Rusya bilinçli olarak savaş suçları işlemeye devam ediyor” dedi.

Rusya, Ukrayna’da Cumartesi günü Kiev, Harkiv ve Odesa’da da hava saldırıları düzenlemişti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna’daki operasyonlarının planlandığı gibi ilerlediğini söyledi.

Rusya ve Belarus bugün ortak tatbikata başlayacak. Belarus Savunma Bakanlığı tatbikatın savunma amaçlı olduğunda ısrarlı ancak Batı’da, Rusya’nın Ukrayna’nın işgaline katılması içine Belarus’a baskı yaptığına dair endişeler artıyor.

NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Pazar günü yaptığı açıklamada, Batılı müttefiklerinin Ukrayna’ya daha fazla ağır silah yardımı yapacağını söyledi.

Stoltenberg, Alman basınına yaptığı açıklamada da, “Ağır savaş teçhizatı için son taahhütler önemli ve yakın gelecekte daha fazlasını bekliyorum” dedi.

İngiltere Ukrayna’ya Challenger 2 tanklarından verme kararı almış, Rusya bunun daha yoğun operasyonlara ve sivil ölümlere yol açabileceğini vurgulayarak kararı eleştirmişti.

Paylaşın