NATO’nun Rusya’ya “Avrupa” Yanıtı: Gökyüzü Kalkanı

Aralarında Almanya, Büyük Britanya, Hollanda, Belçika ve Avusturya’nın da olduğu 15 Avrupa ülkesi Brüksel’deki NATO toplantısı sırasında kısaca “Sky Shield” olarak da adlandırılan ortak bir Avrupa hava savunma sistemi kurmak üzere bir niyet beyanı imzaladı.

Ancak NATO’nun Avrupa’ya yönelik koruyucu şemsiyesinde halihazırda boşluklar var. Almanya’nın geçtiğimiz ekim ayında başlattığı Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi (ESSI) adlı hava savunma sistemi, bu açıkları kapatmayı amaçlıyor.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, “Avrupa’nın tümü için bir güvenlik kazanımından” söz etti ve ortak bir Avrupa hava savunmasının, her ülkenin kendi pahalı ve karmaşık hava savunmasını kurmasından daha ucuz ve etkili olacağını savundu.

Ancak Fransa, İtalya ve Polonya şu ana kadar bu girişime soğuk bakıyor. Özellikle Paris’in en önemli eleştiri noktası, proje için İsrail ve ABD’den teknoloji satın alınacak olması.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali ile Avrupa’da uzun yıllar sonra yeniden savaş rüzgârları esmeye başladı. Bir süredir silahlanmayı arka plana atan pek çok Avrupalı NATO üyesi, savaşın ardından yeniden silahlanmaya ve yeni savunma stratejileri geliştirmeye başladı. Bunlar arasında Ukrayna’daki savaşın tırmanması ve Moskova ile bir çatışma yaşanması durumunda olası Rus füze saldırılarına karşı koruma stratejileri de yer alıyor.

Ancak NATO’nun Avrupa’ya yönelik koruyucu şemsiyesinde halihazırda boşluklar var. Almanya’nın geçtiğimiz ekim ayında başlattığı Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi (ESSI) adlı hava savunma sistemi, bu açıkları kapatmayı amaçlıyor. 15 ülke Brüksel’deki NATO toplantısı sırasında ortak bir Avrupa hava savunma sistemi kurmak üzere bir niyet beyanı imzaladı.

Kısaca “Sky Shield” olarak da adlandırılan bu girişim belgesine Almanya’nın yanı sıra Belçika, Bulgaristan, Estonya, Finlandiya, Büyük Britanya, Letonya, Litvanya, Hollanda, Norveç, Romanya ve Slovakya, Slovenya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan ilk imza atan ülkeler oldu. Daha sonra Danimarka, İsveç, Avusturya ve İsviçre de girişime dahil oldu.

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, “Avrupa’nın tümü için bir güvenlik kazanımından” söz etti ve ortak bir Avrupa hava savunmasının, her ülkenin kendi pahalı ve karmaşık hava savunmasını kurmasından daha ucuz ve etkili olacağını savundu. Ancak Fransa, İtalya ve Polonya şu ana kadar bu girişime soğuk bakıyor. Özellikle Paris’in en önemli eleştiri noktası, proje için İsrail ve ABD’den teknoloji satın alınacak olması.

ESSI’nin amacı kısa, orta ve uzun menzilli savunma sistemlerini mümkün olduğunca koordineli bir şekilde edinerek havadan gelebilecek tüm tehditlere karşı savunma yapabilmek. Alman Savunma Bakanlığı’nın internet sitesinde yer alan bilgilere göre kısa menzil, 15 kilometreye kadar genişlik ve 6 kilometreye kadar yüksekliği kapsıyor. Orta menzil tanımı, 15 ila 50 kilometre uzaklığa ve 25 kilometre yüksekliğe tekabül ediyor. Uzun menzil olarak ise 50 kilometreden daha uzak bir mesafe ve 35 kilometre kadar yükseklik kabul ediliyor.

Federal Savunma Bakanlığı, “Her üç alanda var olan kabiliyet boşlukları ESSI tarafından kapatılacak ya da mevcut kabiliyetler genişletilecek ya da güçlendirilecek” diyor. Bu amaçla yetersiz kalmaya başlayan mevcut koruma sistemleri, IRIS-T gibi modern sistemlerle değiştirilecek.

IRIS-T, yaklaşan füzelere, seyir füzelerine, insansız hava araçlarına, uçaklara ve helikopterlere karşı 40 kilometreye kadar mesafede ve 20 kilometreye kadar irtifada savunma yapabiliyor. Birim fiyatı ise yaklaşık 145 milyon euro. Bu yılın haziran ayında Alman Federal Meclisi Bütçe Komisyonu, altı adet IRIS-T ateş ünitesinin tedarikine yeşil ışık yaktı. Alman Hava Kuvvetleri, Ukraynalı askerlerin eğitimi sayesinde bu sisteme zaten aşina. Almanya şu ana kadar Ukrayna’ya iki IRIS-T ateş ünitesi teslim etti.

Uzun menzilli hava savunmasında Federal Alman Ordusu Bundeswehr, hâlâ etkili olduğu düşünülen Patriot (Phased Array Tracking Radar to Intercept on Target=Hedefte Durdurma için Faz Dizili Takip Radarı), silah sistemine sahip. Bu sistemin de korunması ve modernize edilmesi planlanıyor. ABD’nin yer tabanlı hava savunma füze sistemi, uçaklara, seyir füzelerine ve orta menzilli balistik füzelere karşı kullanılabiliyor. Patriot, 1984 yılından itibaren Bundeswehr de dahil olmak üzere dünyanın belli başlı ordularında kullanılmaya başlandı. Şu anda Almanya’da 12 Patriot rampası bulunuyor. Ancak bu sayı tüm ülkeyi kapsamak için yeterli görülmüyor.

2 bin 400 kilometreye kadar menzile sahip Arrow 3

Bir başka boşluk da hedeflerine dünya atmosferi dışında da kilitlenebilen uzun menzilli balistik füzelere karşı savunma yeterliliğinde. Federal Alman Savunma Bakanlığı’nın sitesinde konuyla ilgili şu ifadeler yer alıyor: “Özellikle Rusya bu silahlara zaten sahip olduğu için bu alandaki açık hızla kapatılmalıdır. Almanya, bin kilometreden daha uzun menzilli füze tehdidine karşı kendisini, önceden planlanandan daha hızlı bir şekilde koruyabilmelidir.”

Almanya’da 2025 yılı sonuna kadar faaliyete geçmesi beklenen ABD-İsrail füze savunma sistemi Arrow 3 ile hedeflenen de bu eksikliğin kapatılması. Federal Meclis’in bütçe ve savunma komisyonları, haziran ayında söz konusu alımı onayladı. İsrailli kaynaklara göre, toplam maliyet yaklaşık dört milyar euroyu buluyor. Arrow 3, saldırgan silah sistemlerini atmosfer dışında 100 kilometreden daha yüksek bir irtifada yok edebiliyor ve 2 bin 400 kilometreye kadar menzile sahip. “Patriot’a benzer şekilde, Arrow 3 de mobil fırlatıcı, mobil kontrol merkezi, mobil radar istasyonu ve güdümlü füzelerden oluşan bir etkileşim içinde çalışıyor.

Avrupa Gökyüzü Kalkanı Girişimi, ülkeleri gerekli silah sistemlerini ortaklaşa tedarik etmeyi ve bu sayede geniş bir alanı, mümkün olduğunca ucuza koruma kapsamı içine almayı hedefliyor. Bu süreçte hangi ülkenin hangi ihtiyaca sahip olduğunun göz önünde bulundurulması öngörülüyor. ESSI üyeleri, birbirlerini sistemler ve ilgili mühimmat konusunda desteklemeyi de taahhüt ediyor. Bu da ortak tedarik ve bakım, satın alma ve işletme maliyetlerinden tasarruf sağlayacak.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Ukrayna, Rusya’nın Karadeniz Filosu’nun Karargahını Vurdu

Sivastopol Valisi Mihail Rasvoşayev, “Karadeniz Filosu’nun ana karargahı düşmanca bir füze saldırısında vuruldu” dedi. Rasvoşayev, bu açıklamadan kısa bir süre sonra yaptığı ikinci açıklamada ise kente yönelik ikinci bir hava saldırısı ihtimali konusunda uyarısı yaptı.

Kırım Yarımadası’nı 2014 yılında ilhak eden Rusya’nın, geçen yıl Şubat ayında Ukrayna’ya saldırmasından bu yana Sivastopol sıklıkla saldırıların hedefi oluyor. Kiev, kendi toprağı olarak gördüğü Kırım’ı yeniden ele geçirme isteğini, resmi ağızlardan daha önce defalarca dile getirdi. Rus donanmasına ait Karadeniz Filosu Sivastopol Limanı’nda konuşlu bulunuyor.

Kremlin tarafından Sivastopol Valisi olarak atanan Mihail Razvozhayev, Karadeniz Filosu’nun ana karargâh binasına saldırı düzenlediğini duyurdu. Sivastopol Valisi Mihail Rasvoşayev, yaptığı açıklamada, “Karadeniz Filosu’nun ana karargâhı düşmanca bir füze saldırısında vuruldu” dedi. Saldırı sonrasında can kaybı veya yaralananlar olup olmadığının incelendiğini kaydeden Vali, kentteki tiyatro binasının yakınlarına da bazı moloz parçalarının düştüğünü belirtti.

Sivastopol Valisi Rasvoşayev, bundan kısa bir süre sonra yaptığı ikinci açıklamada ise kente yönelik ikinci bir hava saldırısı ihtimali konusunda uyarı yaparak, “Kentin merkezine gelmeyin, bulunduğunuz binalarda kalın” ifadelerini kullandı. Vali, donanmanın karargâhına yakın olanların da sirenlerin çalması halinde sığınağa gitmesi gerektiğini söyledi.

Sosyal medyada paylaşılan fotoğraf ve videolarda ise binanın üzerinden siyah dumanların yükseldiği görüldü. Muhalif Telegram kanalı Crimeanwind, görgü tanıklarının ifadelerine dayanarak kentte çok sayıda patlamanın meydana geldiğini aktardı. Rus haber ajansı TASS ise saldırının ardından moloz parçalarının yüzlerce metre uzağa savrulduğunu, çok sayıda cankurtaranın saldırı bölgesine sevk edildiğini duyurdu.

Rusya Savunma Bakanlığı’ndan yapılan ve ‘Kiev rejiminin’ sorumlu tutulduğu açıklamada, önce saldırıda bir Rus askerinin öldüğü bildirildi. Bakanlık, daha sonra yayınladığı düzeltme açıklamasında ise askerin ölmediğin ancak kayıp olduğunu belirtti.

Saldırı, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin ABD Başkanı Joe Biden ve Kongre üyeleri ile Washington’da bir araya geldiği ve 24 milyar dolarlık ek yardım paketinin değerlendirildiği zamana denk geldi.

Ukrayna’dan yapılan açıklamada ise Rus füzeleri ve ülke genelinde düzenlediği saldırılarda en az beş kişinin yaşamını yitirdiği belirtildi. Bu arada Rus yetkililer, Kırım’a bağlı Bahçesaray yakınlarında bir füze düşürüldüğünü dile getirdi.

Moskova’nın Kırım’a atadığı bölge yöneticisi Sergey Aksyonov, yarımada üzerinde “seyir füzeleri” düşürüldüğü bilgisini paylaştı. Rusya, 18 Mart 2014’te Kırım Özerk Cumhuriyeti’ni ve Sivastopol şehrini yasa dışı şekilde ilhak etmişti.

Paylaşın

ABD’li İstihbarat Yetkilisi: Ukrayna’da Savaş Bitti, Rusya Kazandı

Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın, Beyaz Saray’ın ateşkes söylemlerini reddetmeye devam etmesiyle birlikte bir dönüm noktasında olduğunu yazan ABD’li gazeteci Seymour Hersh, yazısında ABD’li istihbarat kaynağının şu sözlerini aktardı:

“Savaş bitti. Rusya kazandı. Artık Ukrayna taarruzu yok ama Beyaz Saray ve Amerikan medyası bu yalanı sürdürmek zorunda. Gerçek şu ki Ukrayna ordusuna taarruza devam etme emri verilirse ordu isyan eder. Askerler artık ölmek istemiyor ama bu, Biden’ın Beyaz Saray’ı tarafından yazılan yalanlara uymuyor.”

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’in Economist’e verdiği mülakata değinen Hersh, Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan ve savaşın sona ermesini isteyen bölgedeki liderlere “iç savaş” tehdidinde bulunduğunu yazdı:

“Economist’in yazdığı üzere Zelenskiy, mülakatta şu uyarıda bulundu: ‘Avrupa ülkelerindeki milyonlarca Ukraynalı mültecinin ülkelerinin terk edilmesine nasıl tepki vereceklerini tahmin etmenin bir yolu yok.’ Zelenskiy, Ukraynalı mültecilerin ‘konuk oldukları ülkelere iyi davrandıklarını ve kendilerini barındıranlara minnettar olduklarını’ ama Ukrayna’nın yenilgisinin ‘insanları köşeye sıkıştırmasının’ Avrupa açısından ‘hayırlı bir hikâye’ olmayacağını ifade etti. Bu bir iç ayaklanma tehdidinden başka bir şey değildi.”

ABD’li gazeteci Seymour Hersh, Rusya ile Ukrayna arasındaki savaşın, Beyaz Saray’ın ateşkes söylemlerini reddetmeye devam etmesiyle birlikte bir dönüm noktasında olduğunu yazdı.

ABD istihbaratından kaynağının görüşlerine yer verdiği yazısında Hersh, son başarısız taarruzunun ardından Ukrayna ordusunun artık zafer kazanma şansı olmadığını, Zelenskiy’in ise savaşın sona ermesini isteyen ve Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan Avrupa ülkelerine yönelik “iç savaş” tehdidine başvurduğunu belirtti.

Hersh’ün yazısının tamamı Harici’de Emre Köse’nin çevirisiyle yayımlandı.

“Güncel istihbarata erişimi olan bir yetkilinin bana söylediğine göre savaş, Zelenskiy’in ısrarı yüzünden devam ediyor” diye yazan Hersh şunları kaydetti:

“Ne onun karargahında ne de Biden’ın Beyaz Saray’ında ateşkesle ilgili herhangi bir bahis söz konusu ve katliamı sona erdirecek müzakerelere de ilgi yok. Yetkili, Ukrayna ordusunun haftada metre olarak ölçtüğü birkaç dağınık bölgede toprak kazanırken, şaşırtıcı kayıplara uğrayan taarruzda aşamalı ilerleme kaydedildiği iddialarından söz ederek ‘Bunların hepsi yalan’ dedi”.

Hersh’ün aktardığına göre sözkonusu ABD’li yetkili “Haziran taarruzunun ilk günlerinde Ukrayna’nın, Rusya’nın üç zorlu beton savunma bariyerinden ağır tuzaklı olan ilkine ya da yakınına bazı erken sızmaları oldu ve Ruslar onları içeri çekmek için geri çekildi. Ve tamamı öldürüldü” dedi.

CIA analistlerinin Ukrayna’daki savaşın başarıya ulaşma ihtimali konusunda Savunma İstihbarat Teşkilatı’ndaki (DIA) meslektaşlarına kıyasla sürekli olarak çok daha şüpheci bir tutum sergilediklerini yazan Hersh ABD medyasınınsa bu ihtilafı görmezden geldiğini kaydetti.

Zelenskiy’in Economist’e verdiği mülakata değinen Hersh, Ukraynalı mültecilere ev sahipliği yapan ve savaşın sona ermesini isteyen bölgedeki liderlere “iç savaş” tehdidinde bulunduğunu yazdı:

“Economist’in yazdığı üzere Zelenskiy, mülakatta şu uyarıda bulundu: ‘Avrupa ülkelerindeki milyonlarca Ukraynalı mültecinin ülkelerinin terk edilmesine nasıl tepki vereceklerini tahmin etmenin bir yolu yok.’ Zelenskiy, Ukraynalı mültecilerin ‘konuk oldukları ülkelere iyi davrandıklarını ve kendilerini barındıranlara minnettar olduklarını’ ama Ukrayna’nın yenilgisinin ‘insanları köşeye sıkıştırmasının’ Avrupa açısından ‘hayırlı bir hikâye’ olmayacağını ifade etti. Bu bir iç ayaklanma tehdidinden başka bir şey değildi.”

“Savaş bitti, Rusya kazandı”

Yazısının sonunda ise Hersh ABD’li istihbarat kaynağının şu sözlerini aktardı: “Savaş bitti. Rusya kazandı. Artık Ukrayna taarruzu yok ama Beyaz Saray ve Amerikan medyası bu yalanı sürdürmek zorunda. Gerçek şu ki Ukrayna ordusuna taarruza devam etme emri verilirse ordu isyan eder. Askerler artık ölmek istemiyor ama bu, Biden’ın Beyaz Saray’ı tarafından yazılan yalanlara uymuyor.”

Paylaşın

Kremlin’den Açıklama: İlham Aliyev, Vladimir Putin’den Özür Diledi

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Dağlık Karabağ’da ölen Rus askerleri için Vladimir Putin’den özür dilediği bildirildi. Dağlık Karabağ’da Rus Barış Gücünü taşıyan araca ateş açılması sonucu araçtaki askerlerin hayatını kaybettiği açıklanmıştı.

Haber Merkezi / Olayın açığa kavuşturulması için Azerbaycan ve Rusya’nın soruşturma makamlarının bölgede iş birliği içerisinde çalıştığı belirtilmiş ancak ölen asker sayısı ve ateşin kimin tarafından açıldığı hususunda bilgi paylaşılmamıştı.

Kremlin’den yapılan açıklamada, Azerbaycan Cumhurbaşkanı ile Rusya Devlet Başkanı Putin’in bir görüşme yaptığı ve görüşmede İlham Aliyev’in Karabağ’da ölen Rus Barış Gücü askerleri için özür dilediği belirtildi. Görüşmede ayrıca Putin’in İlham Aliyev’den bölgedeki Ermeni halkının güvenlik haklarına saygı duymasını istediği aktarıldı.

Kremlin, iki lider arasında gerçekleşen telefon görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada “İlham Aliev, Rus askerlerin trajik ölümü dolayısıyla özür diledi ve derin taziyelerini ifade etti. Olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma yürütüleceğini ve tüm sorumluların gerektiği şekilde cezalandırılacağını söyledi” ifadeleri kullanıldı.

Ateşkes sağlandı

Azerbaycan, Dağlık Karabağ’a Salı günü başlattığı askeri operasyonun ardından Çarşamba günü taraflar arasında ateşkes sağlandığı açıklanmış ve Aliyev de operasyonun “başarıyla” tamamlandığını duyurmuştu. Ateşkes konusunda varılan uzlaşma, bölgedeki ayrılıkçı Ermeni güçlerin feshedilmesini, silahlarını bırakmalarını ve Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’a entegre edilmesini öngörüyor.

Yaklaşık 120 bin nüfuslu bölgede yaşayan Ermenilerin çoğu evlerinden sürülmek veya kalırlarsa Azeri şiddeti ile karşı karşıya kalmaktan kaygı duyuyor. Ermeni medyasında yer alan haberlere göre, son günlerde yaşanan çatışmalarda en az 200 kişi hayatını kaybetti, 400 kişi de yaralandı.

Dağlık Karabağ’da ateşkes ilan edilmesinin ardından, iki tarafı temsil eden heyetler Yevlah kasabasında bir araya geldi. Yaklaşık iki saat sürdüğü belirtilen görüşmenin ayrıntılarına dair henüz resmi açıklama yapılmadı.

Reuters haber ajansının bildirdiğine göre, Rus haber ajansı RIA’ya konuşan bir Ermeni temsilci, görüşmede nihai bir anlaşmaya varılmadığını söyledi. Ajansa konuşan Azeri temsilci de, Azerbaycan ile Karabağ Ermenileri arasındaki tüm sorunların bir toplantıda çözülmesinin beklenemeyeceğini kaydetti.

AB’den güvence talebi

Öte yandan Avrupa Birliği (AB), Dağlık Karabağ bölgesinde yaşayan Ermenilerin hakları ve güvenliği için garanti istedi. AB’li üst düzey bir diplomatın dpa haber ajansına verdiği bilgilere göre, AB Konseyi Başkanı Charles Michel, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile yaptığı telefon görüşmesinde Azerbaycan’ın Ermenilere saygı gösterileceği ve ülkede geleceklerinin olacağı konusunda güvence vermesi gerektiğini söyledi.

Michel’in görüşmede Dağlık Karabağ’ı terk etmek isteyenler için güvenli ve gönüllü ayrılma koşullarının da sağlanması gerektiğini ifade ettiği aktarıldı.

AB’li diplomat, görüşmede Aliyev’in sorunun çözümü için uluslararası arabuluculuğu reddettiğini ve bölgeye düzenledikleri askeri operasyonu savunduğunu aktardı. Azerbaycan’ın, Dağlık Karabağ’ın “tekrar entegrasyonu”nu sürdürmeyi hedeflediğini kaydeden diplomat, ayrıca silahlarını bırakanlar için af çıkarmayı değerlendirdiğini de sözlerine ekledi.

Gelişmeler karşısında AB’nin olası yanıtının ne olabileceği konusunda da Brüksel’de farklı seçeneklerin tartışıldığını ifade eden AB’li diplomat, Azerbaycan hükümetinin kullandığı yöntemin kesinlikle kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Paylaşın

Suriye İle Normalleşme: İran’dan Yeni Plan Önerisi

Suriye ile Türkiye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi kapsamında İran’dan yeni bir plan önerisi geldi. İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, Al-Wafaq gazetesine verdiği röportajda Türkiye-Suriye normalleşmesine ilişkin sundukları plan hakkında konuştu.

Ashark Al-Awsat’ın aktardığına göre, Rusya’nın da katılımıyla gerçekleştirilen dörtlü zirvelerde dile getirilen söz konusu plan, Türkiye’nin Suriye’deki güçlerini çekmesini, Suriye’nin de Türkiye topraklarına herhangi bir tehdit olmamasını sağlamasını içeriyordu. Abdullahiyan, “İlk olarak Türkiye’nin Suriye topraklarından askeri güçlerini çekmeye bağlılığını, ikinci olarak da Suriye’nin Türkiye topraklarına yönelik bir tehdit oluşmaması için güçlerini sınırda konuşlandırmasını teklif ettik” açıklamasında bulundu.

Suriye’nin Tahran’a sınır güvenliğini sağlamaya ‘tamamen hazır olduğunu’ bildirdiğini söyleyen İran Dışişleri Bakanı Abdullahiyan, Rusya ve İran’ın bu yönde yapılacak herhangi bir anlaşmaya garantör olacağı yönünde güvence verildiğini kaydetti.

Suriye ile normalleşme adımları Rusya ve İran’ın da katılımıyla yapılan dörtlü zirvelerle devam ederken, son olarak Suriye Dışişleri Bakanı Faysal Mikdad, 4 Eylül’de yaptığı bir konuşmada, Türkiye ile ilişkilere de değinmiş ve “Suriye’nin kuzeyindeki Türk işgali bitecek ve Türkiye, iki ülke arasındaki ilişkileri eski durumuna döndürmenin tek yolunun bu işgalden çekilmek olduğunu biliyor” açıklamasında bulunmuştu.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad da ağustosta verdiği bir röportajda, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile olası görüşmesine değinerek, “Hedefimiz Türkiye’nin Suriye topraklarından çekilmesi, Erdoğan’ın hedefi ise Türkiye’nin Suriye’yi işgalini meşru kılmak” ifadelerini kullanmış, “Neden Erdoğan’la buluşacakmışım? Bir şeyler içmek için mi?” diye sormuştu. Esad, “Suriye’deki terör Türkiye’den kaynaklanıyor” demişti. Tamamı yayınlanmadan bir gün önce bir kısmı yayınlanan söyleşide Esad’ın Erdoğan ile görüşmeye ilişkin şu ifadeleri kullandığı aktarılmıştı: “Görüşme Erdoğan’ın sunduğu koşullar altında gerçekleşemez.”

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’da 1 Eylül’de bir açıklama yaparak, “Türkiye ve Suriye’ye Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdik” demişti. Ankara-Şam normalleşmesine ilişkin yol haritası taslağına değinen Lavrov, “Yol haritası taslağını bu yılın haziran ayında tüm meslektaşlarımıza ilettik. Şu anda değerlendiriliyor, bu taslağın onaylanabileceği, genel kabul edilebilir duruma getirilmesi için temaslar sürüyor” demişti.

Rusya’nın Türkiye ve Suriye’ye 1998 yılında imzaladıkları Adana Mutabakatı’na dönmelerini önerdiğini anlatan Lavrov, şöyle devam etmişti: “Bu anlaşma, terör tehdidinin bulunduğunu ve bu tehdidin ortadan kaldırılmasını, Türkiye’nin Şam’ın onayıyla terörle mücadele yapılarını Suriye topraklarının belirli bir derinliğine kadar gönderme hakkına sahip olmasını öngörüyordu. Bu anlaşma yürürlüğünü sürdürüyor, kimse onu feshetmedi.”

Normalleşme sürecinin ilk adımı 28 Aralık’ta atıldı

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Suriyeli mevkidaşı Faysal Mikdad, Suriye’de savaşın başladığı 2011 yılından bu yana dışişleri bakanları düzeyinde ilk kez resmi görüşme için Moskova’da bir araya gelmişti.

Toplantıda ilişkilerin normalleştirilmesinin yanı sıra Suriye’deki iç savaştan kaçarak Türkiye’ye sığınan 3,7 milyon Suriyeli mültecinin ülkelerine gönüllü geri dönmeleri konusunun da ele alınacağı kaydedilmişti.

Dışişleri Bakanlığı’nın internet sitesinde konuyla ilgili yer alan açıklamada “Türkiye ile Suriye arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi hakkında görüş alışverişinde bulunulması, terörle mücadele, siyasi süreç, sığınmacıların gönüllü, güvenli ve onurlu dönüşleri de dahil olmak üzere insani konuların ele alınması planlanmaktadır” denilmişti.

Ankara ile Şam arasındaki normalleşme sürecinde Rusya’nın da girişimleriyle ilk somut adım bakanlar düzeyinde 28 Aralık’ta atılmıştı.

Moskova’da 28 Aralık 2022’de Türkiye, Rusya ve Suriye savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katılımıyla yapılan üçlü toplantıda Suriye krizi, mülteci sorunu ve Suriye topraklarında bulunan tüm terör örgütleri ile ortak mücadele çabaları ele alınmıştı.

İlk görüşmede Şam yönetiminin, Türkiye’den, topraklarından çekilmesini ve Özgür Suriye Ordusu’nu (ÖSO) “terörist” olarak tanınmasını istediği ancak bu taleplerin Türkiye tarafından geri çevrildiği bildirilmişti.

Nisan başında dışişleri bakan yardımcıları düzeyinde yapılan toplantıya İran da katıldı. Türkiye, Suriye, Rusya ve İran savunma bakanları ve istihbarat başkanlarının katıldığı 25 Nisan’da yapılan toplantı, Ankara ile Şam arasında başlatılan normalleşme sürecinde yeni bir adım olmuştu.

Milli Savunma Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, Türkiye “Suriye topraklarında her şekliyle terör örgütleri ve tüm aşırılıkçı gruplarla mücadele, Suriyeli mültecilerin topraklarına dönmelerine yönelik çabaların yoğunlaştırılması”na vurgu yaptı ve tarafların “Suriye’nin toprak bütünlüğüne saygılı olduklarını teyit” ettikleri belirtilmişti.

Suriye ise “Türk birliklerinin Suriye’den çekilmesi” talebini yinelemişti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 28 Aralık toplantısı öncesinde Suriye’nin kuzeyindeki YPG güçlerine yönelik olası kara operasyonuyla ilgili açıklamada bulunurken, “Biz şu an itibarıyla Suriye, Türkiye, Rusya üçlü olarak bir adım atalım istiyoruz.

Bunun için de önce istihbarat örgütlerimiz bir araya gelsin, ardından savunma bakanlarımız bir araya gelsin, daha sonra dışişleri bakanlarımız bir araya gelsin. Onların yaptığı görüşmelerden sonra da biz liderler olarak bir araya gelelim. Bunu da Sayın Putin’e teklif ettim. O da buna olumlu baktı. Böylece bir dizi görüşmeler zincirini başlatmış olacağız” şeklinde konuşmuştu.

Erdoğan’ın açıklamalarının ardından Rus medyasına yansıyan haberlerde, Moskova’nın Türkiye tarafından önerilen üçlü diplomasi mekanizması fikrine sıcak baktığı belirtilmişti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan Kasım ayında Suriye Devlet Başkanı Esad ile görüşebileceğinin sinyalini vermiş ancak Esad, Türkiye Suriye’nin kuzeyindeki askerlerini çekmeyi kabul etmediği müddetçe Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeyeceğini söylemişti.

Paylaşın

Finlandiya Cumhurbaşkanı Niinisto: Ukrayna Savaşı Avrupa’nın Sorunu

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini Avrupa ve NATO için “uyandırma zili” olarak niteleyen Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Ukrayna savaşının aslında bir Avrupa sorunu olduğunu, bütün Avrupalıların bunu anlaması gerektiği görüşünü dile getirdi.

Niinisto, savaşın ne kadar süreceği, nasıl biteceğini ya da yeniden barış sağlandığında hayatın nasıl olacağını kestirmenin oldukça zor olduğunu ifade etti.

Finlandiya’nın 1939 yılında Rusya ile giriştiği “Kış Savaşı” ve bazı topraklarını terk etmek zorunda kaldığı 2. Dünya Savaşı’na atıfta bulunan Niinosto, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, savunmalarına gereken önemi vermedikleri gerekçesiyle Avrupa ülkelerinin büyük bir hata yaptığını savundu.

Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinisto, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin bir nükleer savaşa dönüşebileceği uyarısında bulundu. Helsinki’de The New York Times gazetesinin sorularını yanıtlayan Niinisto, Avrupa ​​liderleri ve vatandaşlarından, Rusya’nın ‘savaşı tırmandırma tehlikesi’ konusunda kayıtsız kalmamalarını istedi.

Euronews Türkçe’nin aktardığına göre, savaşın uzun süreceği öngörüsünde bulunan Niinisto, çatışmaların nükleer silah kullanımı da içinde olmak üzere beklenmedik yollara sapabileceği uyarısında bulundu.

Niinisto, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalini Avrupa ve NATO için “uyandırma zili” olarak niteledi. Finlandiya Cumhurbaşkanı, Ukrayna’nın işgalinin aslında bir Avrupa sorunu olduğunu, bütün Avrupalıların bunu anlaması gerektiği görüşünü dile getirdi.

Finlandiya’nın 1939 yılında Rusya ile giriştiği “Kış Savaşı” ve bazı topraklarını terk etmek zorunda kaldığı 2. Dünya Savaşı’na atıfta bulunan Niinosto, Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından, savunmalarına gereken önemi vermedikleri gerekçesiyle Avrupa ülkelerinin büyük bir hata yaptığını savundu.

Savaş daha geniş bölgelere yayılabilir uyarısı

NATO üyeasi Romanya’ya düşen bir Rus İHA’sına dikkat çeken Niinosto, savaşın daha geniş bölgelere yayılabileceği uyarısında bulunarak, “Çok hassas bir durumdayız. Küçük şeyler bile büyük sorunlara yol açabilir ve daha da kötüsü başımıza gelebilir. Bu kadar büyük ölçekli bir savaşın riski de fazla ve maalesef nükleer silahların kullanılma riski çok büyük.” dedi.

Niinisto, savaşın ne kadar süreceği, nasıl biteceğini ya da yeniden barış sağlandığında hayatın nasıl olacağını kestirmenin oldukça zor olduğunu ifade etti.

Ukrayna savaşının bitmesiyle ilgili senaryolara değinen Finlandiya Cumhurbaşkanı, Ukrayna’da barış sağlansa bile Rusya’nın yeni bir savaş çıkarmamasını sağlamanın Avrupa’nın en büyük büyük çıkarı olacağını vurguladı ve “insanlar için barıştan daha değerli bir şey yok” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Kim İle Putin Görüştü: Emperyalizme Karşı Mücadelede Birlikte Olacağız

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, Rusya’nın Çin sınırına yakın bölgesinde yer alan uzay merkezi Vostoçni Uzay Üssü’nde görüştü. Kim onuruna verilen yemekte Putin, “Ülkelerimiz arasında dostluk ve işbirliğinin gelecekte güçlendirilmesi” için kadeh kaldırdı.

Kuzey Kore lideri Kim, “Başkan Putin’in kararlarını her zaman destekleyeceğiz ve… emperyalizme karşı mücadelede birlikte olacağız” mesajı verdi. Kim, ülkesinin Rusya ile ilişkilerini güçlendirme konusunda daha önce de oldukça kararlı bir tutum sergilemiş ve Putin ile ikili ilişkilerin hükümetinin “bir numaralı önceliği” olduğunu söylemişti.

Rusya’nın Çin sınırına yakın bölgesinde yer alan uzay merkezi Vostoçni Uzay Üssü’nde görüşen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Kuzey Kore lideri Kim Jong Un’un buluşmasında ‘işbirliği ve zafer’ mesajları verildi.

Putin, Rusya’nın doğusunda kozmodromu ziyaret eden Jong Un onuruna düzenlenen öğle yemeğinde Pyongyang ile “işbirliğinin gelecekte güçlenmesine” kadeh kaldırdığını söyledi. Putin’e ‘yoldaş’ şeklinde hitap eden Kuzey Kore lideri de Rusya’nın başta Batı olmak üzere düşmanlarına karşı “büyük bir zafer” kazanacağını ifade etti.

Rusya liderine “tam ve koşulsuz desteğini” bildiren Jong Un, Pyongyang’ın “anti-emperyalist” cephede her zaman Moskova’nın yanında yer alacağını kaydetti.

Liderler görüşmeye Soyuz-2 uzay roketi fırlatma tesisini gezerek başladı. Kremlin, iki liderin önce kendi heyetlerinin huzurunda iki saatten fazla bir süre görüştüğünü, ardından da iki devlet başkanı arasında bire bir görüşme gerçekleştiğini duyurdu.

Putin: Eski bir dost, iki yeni dosttan daha iyidir

Rusya Devlet Başkanı, yemekte Kim Jong Un’a bakarak, “Şu anki ziyaretiniz de bir dostluk ve arkadaşlık atmosferi içinde gerçekleşiyor. Eski bir dost, iki yeni dosttan daha iyidir” ifadesini kullandı.

Dışişleri Bakanı Sergei Lavrov ve Savunma Bakanı Sergey Şoygu ile Kuzey Koreli üst düzey yetkililerle çevrili bir masada kırmızı şarap kaldıran Putin “Halklarımızın refah ve esenliğine” dedi.

Rusya ve Kuzey Kore arasındaki ilişkilerin “1945 yılında Sovyet ve Kore askerlerinin yan yana Japon ordusunu yendiği Kore özgürlük mücadelesi sırasında kurulduğunu” ifade eden Putin, “Bugün dahi dostluk ve iyi komşuluk bağlarını güçlendirmeye çalışıyor, ortak bölgemizde barış, istikrar ve refah için çalışıyoruz.” şeklinde konuştu.

Jong Un: Zafer kazanacağına inanıyoruz

Jong Un, “Rus ordusunun ve halkının, hegemonya ve yayılma peşinde koşan kötü niyetli grupları cezalandırmak için verilen adil mücadelede büyük bir zafer kazanacağına inanıyoruz.” diye konuştu.

Putin ile görüşmesinde her alanda işbirliğinin nasıl güçlendirileceği konusunda” tatmin edici bir fikir birliğine vardıklarını” söyleyen Jong Un, “Yoldaş Putin ile Kore yarımadası ve Avrupa’daki siyasi, askeri durumun yanı sıra bölgede ve dünyada barışı sağlama mücadelesinde stratejik, taktiksel işbirliği, destek ve dayanışma konularında derinlemesine bir görüşme yaptım” dedi.

Jong Un’un açıklamalarında Kiev ve Moskova arasındaki çatışmadan bahsetmedi ancak Rus haber ajansı TASS, Kore liderinin Ukrayna’daki “özel askeri operasyon” alanında “kahraman” Rus ordusunu övdüğünü kaydetti.

Jong Un, “Rusya’nın kahraman ordusu ve halkının zafer geleneğini parlak bir şekilde miras alacağına; ‘askeri operasyonlar ve güçlü bir ulus inşa etmek’ konularında asil haysiyet ve onurunu güçlü bir şekilde sergileyeceğine inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Rusya’nın Interfax haber ajansına göre Kremlin sözcüsü Dmitry Peskov, Devlet Başkanı Putin’in Kuzey Kore lideri Kim Jong Un ile yaptığı görüşmenin “önemli ve esaslı” olduğunu söyledi.

Peskov, Kuzey Kore’nin Rusya ile havacılık ve ulaşım alanlarında işbirliğine ilgi duyduğunu da sözlerine ekledi. Rus devlet haber ajansı Ria Novosti’ye yaptığı açıklamada da Peskov, iki liderin görüşmelerinde nükleer savaş risklerini ele almadıklarını söyledi.

Birleşmiş Milletler yaptırımları ilişkilerin gelişmesine engel mi?

Kremlin Sözcüsü Peskov daha önceki açıklamasında da görüşmenin “iki ulus arasındaki dostluğu kuvvetlendireceğini” ifade etmişti. Kremlin’den bu sabah yapılan açıklamada, Birleşmiş Milletler’in (BM) Kuzey Kore’ye yönelik yaptırımlarının Pyongyang ile ilişkilerini engellemeyeceği vurgulandı.

Birleşmiş Milletler 2006’daki ilk nükleer denemesinden bu yana Kuzey Kore’ye yaptırım uygulanmasını öngören 10’dan fazla karar almıştı. Bazı analistler, Rusya’nın bu toplantı sonucunda Kuzey Kore’ye cephane stoku karşılığında ileri teknoloji sağlayabileceği yorumunu yapmış, bunun ise uluslararası yaptırımların ihlali anlamına geleceğini vurgulamıştı.

Görüşmeye tepkiler ne oldu?

ABD daha önce Kuzey Kore’yi Rusya’ya silah satmaması için uyarmış, aksi takdirde yaptırımların daha da artırılacağını açıklamıştı.

BBC’ye konuşan Center for European Policy Analysis adlı düşünce kuruluşundan Samuel Greene, Rusya’nın pek fazla dostu kalmadığı için kendisiyle işbirliği yapabilen ülkelere daha fazla yakınlaşma ihtiyacı olduğunu, diğer yandan da Batı’ya “Ukrayna konusunda bizimle anlaşmazsanız size daha fazla sorun yaratabilecek Kuzey Kore’ye yardım ederim” mesajı verdiğini söylüyor. Güney Kore, olası bir silah anlaşmasını yakından takip ettiklerini açıkladı.

Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Andrey Rudenko ise seyahatle ilgili bilgileri Güney Kore’yle de paylaşabileceklerini belirtti ve “Güney Kore’nin Moskova’da elçiliği var, talep ederlerse bilgi veririz” dedi. Çin, Putin ile Kim’in görüşmesi için “Kuzey Kore ve Rusya arasındaki ilişkilerle ilgili” değerlendirmesinde bulundu.

Çin, Kuzey Kore’nin uzun süredir müttefiklerinden biri ve ekonomik destekçisi. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mao Ning, ayrıca Kuzey Kore’nin “dağlar ve nehirlerle birbirine bağlı dost komşuları” olduğunu ve “Çin-Kuzey Kore ilişkilerinin iyi geliştiğini” kaydetti.

İki lider neden uzay üssünde buluştu?

Rus devlet medyası Ria Novosti’nin bildirdiğine göre Putin, Moskova’nın Kuzey Kore’ye uydu programında yardımcı olmak istediğini ve bu amaçla görüşme yeri olarak uzay istasyonunun seçildiğini söyledi. Kim’in ilerleme kaydetmekte zorlandığı alanlardan biri de uzay programı. Son altı ay içinde iki kez yörüngeye bir casus uydu yerleştirme çabaları başarısız oldu.

Casus uydunun Kuzey Kore’ye gökyüzünde düşmanlarını gözetleme imkanı sağlayacağı ve bunu saldırıları daha doğru planlamak ve gelen tehditleri izlemek için kullanabileceği belirtiliyor. Kim, casus uydu geliştirmeyi son birkaç yıldaki en önemli askeri önceliklerinden biri haline getirdi.

Rusya’ya silah satması karşılığında Kim’in de Putin’den kendi silah programı için gelişmiş askeri teknolojisini paylaşmasını istemesi bekleniyordu. Moskova’nın silahlarının Pyongyang’ınkilerden onlarca yıl ileride olduğu düşünülüyor.

Kim, zırhlı treninde yolculuk yaptı. 2019’daki görüşmeye de aynı şekilde gitmişti. Zırhlı treninde 20 zırhlı otomobil taşıdığı, normal trenlerden çok daha ağır olduğu için saatte en fazla 59 kilometre hızla ilerleyebildiği belirtiliyor. Rusya’daki tren raylarının genişliği Kuzey Kore’dekinden daha büyük olduğu için Kim’in treninin sınırda tekerlerini de değiştirmesi gerekmişti.

“Kuzey Kore’nin elinde milyonlarca top mermisi ve roket olabilir”

Carnegie Endowment for International Peace adlı düşünce kuruluşundan Ankit Panda, iki ülkenin de birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılamasının mümkün olduğunu söylüyor: “Şimdi esas konu, iki tarafın da birbirlerinin istediği fiyatı ödemeye razı olup olmayacağı.”

Rusya’nın Kuzey Kore’den silah, top mermisi ve roket talep etmesi, yaptırımlar nedeniyle ekonomisi zor durumda olan Kuzey Kore’nin ise gıda ve hammadde istemesi bekleniyor.

New York Times gazetesine göre Rusya’nın 122 ve 152 milimetrelik top mermisi stokları azalmış durumda. Putin bu topların yanı sıra anti-tank mayınlar da talep edebilir. Gazeteye göre Kim’in talep listesinde ise gıdanın yanı sıra daha gelişmiş uydu ve nükleer denizaltı teknolojilerine erişim yer alabilir.

Kuzey Kore’nin silah sistemlerinin önemli bir kısmı, tıpkı Rusya’nınki gibi Sovyetler Birliği’nin sistemlerine göre tasarlanmış durumda. Bu yüzden iki ülkenin silahları ve mühimmatları çoğunlukla birbiriyle uyumlu.

BBC’ye konuşan Kuzey Kore Çalışmaları Üniversitesi’nden Prof. Kim Dong-yup’a göre, 1953’ten beri savaşmadığı için Kuzey Kore’nin elinde milyonlarca top mermisi ve roket olabilir. Prof. Kim, bu eski mühimmatları Rusya’ya vermenin Kuzey Kore’nin savunma kapasitesini azaltmayacağı görüşünde. Zira artık orduda daha modern mühimmatlar kullanıyorlar.

(Kaynaklar: BBC Türkçe, Euronews Türkçe)

Paylaşın

İngiltere Hükümeti, Wagner’i ‘Terör Örgütü’ İlan Etmek İçin Harekete Geçti

İngiltere hükümeti, paralı asker şirketi Wagner’i “terör örgütü” ilan etmek için yasa tasarısı hazırladı. Tasarı parlamentoda kabul edildiği takdirde El Kaide ve IŞİD gibi yasaklı bir örgüt haline gelecek olan Wagner Grubu’nun varlıkları da “terör örgütü varlıkları” kapsamına girecek ve bu varlıklara el konulabilecek.

Haber Merkezi / Wagner lideri Yevgeny Prigojin, Kremlin’e karşı ayaklandıktan sonra Belarus Lideri Lukaşenko’nun araya girmesi ile geri çekilmiş ancak daha sonra şüpheli bir uçak kazasında hayatını kaybetmişti. Yevgeni Prigojin ve diğer üst düzey komutanlarla birlikte, 2020’de İngiltere tarafından yaptırım kapsamına alınmıştı.

İngiltere İçişleri Bakanı Suella Braverman, İngiliz basınına yaptığı açıklamada# Wagner”i yasaklamak için attıkları adımın nedenlerini sıraladı.

“Putin Rusyası’nın ülke sınırları dışında kullandığı askeri bir araç” olarak tanımladığı Rus paralı asker şirketini “vahşi” ve “yıkıcı” olarak nitelendiren Braverman, “Putin rejimi kendi yarattığı canavarla ne yapacağı konusunda karar verirken, Wagner’in devam eden istikrarsızlaştırıcı faaliyetleri sadece Kremlin’in siyasi hedeflerine hizmet etmeye devam ediyor” ifadelerini kullandı.

Wagner’in Ukrayna, Orta Doğu ve Afrika’daki operasyonlarına işaret ederek, “Küresel güvenliğe tehdit oluşturuyorlar” ifadelerini kullanan İngiliz Bakan, “Bu nedenle onları terör örgütü olarak yasaklıyoruz ve Rusya’ya karşı yürüttüğü mücadelesinde de Ukrayna’ya elimizden gelen yardımı yapıyoruz” diye konuştu.

İngiltere’de ana muhalefetteki İşçi Partisi de bir süredir Wagner’in “terör örgütü” ilan edilmesini talep ediyordu. Dışişleri Bakanlığı ise Wagner’e karşı çeşitli yaptırımlar uygulamış, şirket yöneticilerinin varlıklarının dondurulmasına karar vermişti.

Wagner, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin yanı sıra Suriye ve Libya ile Mali gibi Afrika ülkelerinde de kritik roller oynadı. Wagner savaşçılarına, cinayet ve işkence gibi suçlamalar yöneltildi.

ABD, 2020’de Wagner’in Libya başkenti Trablus etrafına mayın döşediğini açıklamıştı. Temmuz’da ise İngiltere Wagner’in Mali ve Orta Afrika Cumhuriyeti’nde işkence ve infazlardan sorumlu olduğunu belirtmişti.

Paylaşın

Erdoğan, ABD’ye Rusya’dan İstediğini Alamadan Mı Gidecek?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Eylül ayındaki diplomasi trafiği kapsamında 9-10 Eylül’de G-20 Liderler Zirvesi için Hindistan’a, ardından da 17-21 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) için ABD’ye gidecek.

Tahıl anlaşmasının mimarlarından olan Türkiye, Rusya’nın ikna edilmesi için son dönemde Batı başkentlerinin baskısı altındaydı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçtiğimiz hafta önce Kiev ardından Moskova’ya gitmişti.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker‘e konuşan Dış Politika Analisti, eski diplomat Gülru Gezer, “İstediğimizi aldık mı? Belki tahıl anlaşması konusunda alamadık ama burada BM doğru düzgün bir rol oynayamazken Türkiye ne yapabilir?” derken Moskova’nın şartları ile ilgili Batı adım atmadığı sürece Ankara’nın ikna kabiliyetinin de sınırlı olacağını ve mucize yaratamayacağını söylüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Soçi görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Rusya’ya müzakereleri yeniden başlatma çağrısı yapılarak, “ABD ve Birleşmiş Milletler, Türkiye’ye minnettardır” denildi.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 14 Mayıs seçimleri ve tahıl anlaşmasının askıya alınmasının ardından yaptıkları ilk yüz yüze görüşmede tahıl anlaşmasının yenilenmesi ile ilgili somut bir karar çıkmazken, uzmanlar ziyareti son dönemde mesafeli giden ikili ilişkiler açısından daha önemli görüyor.

Erdoğan ile Putin en son 2 Ağustos’ta telefonla görüşürken, bundan önceki son buluşma 13 Ekim 2022’de Astana’daki, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı zirvesi sırasında olmuştu. Erdoğan ile Putin’in ikili temeldeki son görüşmesi ise Soçi’de 5 Ağustos 2022’de gerçekleşmişti.

Erdoğan bugünkü heyetler arası görüşmelerin öncesinde yaptığı açıklamada dünyanın ziyaretten tahıl koridoru meselesiyle ilgili ne çıkacağına baktığını belirterek, “İnanıyorum ki yapacağımız görüşmeden sonra verilecek mesaj dünyaya, özellikle az gelişmiş Afrika ülkelerine yönelik bir adım çok çok önemli olacak” dedi.

Görüşmenin ardından yapılan ortak basın toplantısında Putin tahıl anlaşması ile “Batı tarafından kandırıldıklarını” ve anlaşmaya ancak verilen taahhütler yerine getirilirse döneceklerini söylerken, Erdoğan Rusya’nın Afrika ülkelerine tahıl gönderme planına yeşil ışık yaktı.

Erdoğan ile Putin’in Soçi görüşmesinin ardından tahıl anlaşmasının yenilenmesine ilişkin somut bir sonuç çıkmamasının ardından uzmanlar uzlaşının geleceğini şu an için belirsiz görüyor.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından savaşın küresel gıda fiyatları üzerindeki etkisini azaltmak için Birleşmiş Milletler (BM) ve Türkiye’nin katkılarıyla 22 Temmuz 2022’de İstanbul’da imzalanan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması bir yıl yürürlükte kaldıktan sonra, 17 Temmuz’da Rusya tarafından askıya alınmıştı.

Dış Politika Analisti, eski diplomat Gülru Gezer, Moskova’nın 17 Temmuz’dan beri verdiği mesajın bugün Putin tarafından net bir şekilde tekrarlandığını söyleyerek, Erdoğan-Putin görüşmesinden kendinin yüksek bir beklentisi bulunmadığını, çünkü Batı’dan bir esneme görünmediğini belirtiyor.

Ukrayna Savaşı kapsamında gerek Belarus gibi bölge ülkelerindeki gelişmeler, gerek Afrika’da ardı ardına yaşanan darbeler gibi farklı alanlarda cepheler açıldığını söyleyen Gezer, “Ben tahıl anlaşmasından Rusya’nın çekilmesini de ayrı bir cephe hattı olarak, yani Rusya’nın Batı’ya yönelik uyguladığı bir kart olarak görüyorum” diyor.

Gezer, BM’nin tahıl anlaşması ile ilgili son planını geçen hafta sunduğunu ve Moskova’nın yanıtının beklendiğini hatırlatarak, “Benim bugünkü basın toplantısından anladığım BM’nin sunduğu o paket Rusya’nın hali hazırdaki hassasiyetlerini ya da ihtiyaçlarını karşılamıyor” yorumunu yapıyor.

Moskova anlaşmaya geri dönmek için kendine verildiğini belirttiği taahhütlerin yerine getirilmesini şart koşuyor.

Rusya uzmanı Aydın Sezer orijinal tahıl anlaşmasına dönmek için Rusya’nın toplam 6-7 şartı olduğunu ama aslında ilk ikisi yerine getirilse bile dönebileceğini belirterek, bu iki şartı Rosselkhozbank’ın SWIFT sistemine girmesi ve Rus tarım işletmelerinin varlıklarının serbest bırakılması olarak sıralıyor.

Sezer sözlerini şöyle sürdürüyor: “Ancak ikisinde de Batı hiç esnemedi. Putin’in muhatabı Batı aslında, Erdoğan değil. Bu arada bu şartların hiçbiri yeni şartlar değil, tahıl anlaşması ilk imzalanınca getirilen şartlar. Rusya bunların yerine gelmesi için sonsuza kadar da beklemeyeceğini söyledi. 90 günlük bir süresi var ve ilk 35 günü de geçti bu sürenin.”

Ukrayna’da savaşın başındaki kadar çok miktarda tahılın, kaybedilen topraklar ve çatışmaların devam etmesi gibi nedenlerle artık bulunmadığını söyleyen Sezer, Kiev’in bu anlaşmanın yenilenmesine olan ihtiyacının Moskova’dan az olduğunu ifade ediyor.

Alternatif tahıl girişimi

Soçi zirvesinden çıkan en somut sonuçlardan biri son haftalarda sıkça konuşulan ve bazı uzmanlarca tahıl koridoru anlaşmasına alternatif olarak görülen Rusya’nın Afrika’ya tahıl gönderme projesine Ankara’nın “evet” demesi oldu.

Erdoğan ortak basın toplantısında, “Sayın Putin, ‘Biz fakir ülkelere bu 1 milyon ton tahılı göndermeye varız’ dediler. Biz de kendilerine ‘burada üzerimize ne görev düşüyorsa Türkiye olarak biz de buna varız ve sizden gelecek olan bu tahılları biz fabrikasyon olarak değirmenlerimizde öğüterek un şeklinde fakir Afrika ülkelerine gönderebiliriz’ dedik ve bu konularda da mutabık kaldık” diye konuştu.

Sezer, bu projenin Türkiye tarafından iyi çalıştırılması durumunda süreklilik de arz edebileceğini ancak ana tahıl anlaşması gibi bütün dünya için sonuç doğurmasının beklenemeyeceğini söyleyerek, şunları ifade ediyor:

“Türkiye için önemli bir husus; sadece Rusya’dan değil Ukrayna’dan gelecek tahıla da ihtiyacımız var. Çünkü bizim yerli üretim ne kadar fazla olursa olsun Rus ve Ukrayna tahılının randımanı yüksek; daha beyaz, daha besleyici ve sanayiye daha uygun buğday.”

Tahıl anlaşması kapsamında Ukrayna’dan, sadece Karadeniz üzerinden en az 32-33 milyon ton tahılın dış piyasalara gönderildiği hesaplanıyor. Ancak Rusya bunun çok küçük bir bölümünün gerçekten ihtiyaç duyan Afrika ülkelerine gittiğini savunuyor.

Gezer’e göre Katar’ın da finansman ile dahil olduğu bu proje palyatif, yani geçici bir çözüm olabilir. Erdoğan’ın da asıl tahıl anlaşmasına verdikleri öneme işaret ettiğini söyleyen Gezer, geçen yıl imzalanan tahıl anlaşmasının Türkiye için önemini şöyle aktarıyor:

“Karadeniz’de sıcak çatışmanın yayılması halinde en fazla kim etkilenecek? Türkiye. Tahıl koridoru anlaşmasının en temel unsuru her iki tarafın da birbirine saldırmama sözü vermesiydi. Yoksa tahıl için alternatif yollar bulunur bir şekilde.”

Erdoğan Eylül ayındaki diplomasi trafiği kapsamında 9-10 Eylül’de G-20 Liderler Zirvesi için Hindistan’a, ardından da 17-21 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu (BMGK) için ABD’ye gidecek.

Tahıl anlaşmasının mimarlarından olan Türkiye, Rusya’nın ikna edilmesi için son dönemde Batı başkentlerinin baskısı altındaydı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da geçtiğimiz hafta önce Kiev ardından Moskova’ya gitmişti.

Gezer, “İstediğimizi aldık mı? Belki tahıl anlaşması konusunda alamadık ama burada BM doğru düzgün bir rol oynayamazken Türkiye ne yapabilir?” derken Moskova’nın şartları ile ilgili Batı adım atmadığı sürece Ankara’nın ikna kabiliyetinin de sınırlı olacağını ve mucize yaratamayacağını söylüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Soçi görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada Rusya’ya müzakereleri yeniden başlatma çağrısı yapılarak, “ABD ve Birleşmiş Milletler, Türkiye’ye minnettardır” denildi.

Erdoğan – Putin görüşmesinin ikili ilişkiler açısından önemi

Erdoğan”ın Soçi ziyareti her ne kadar tahıl anlaşması ile ilgili olarak öne çıksa da Rusya ile eskisine göre daha mesafeli olduğu gözlenen ilişkiler açısından olumlu bir adım olarak değerlendiriliyor.

Gezer ziyaretin, ilişkilerin yeniden rayına oturtulması için önemli olduğunu belirterek, “Çünkü sanki ‘Erdoğan seçim öncesi Rusya’yı kullandı, seçimden sonra da mesafe koydu’ gibi bir algı vardı. O algı da bence belirli ölçüde giderilmiş oldu. Arada bir iniş çıkışlar olmasına rağmen ilişkilerin güçlü bir seyirde kararlılıkla ilerliyor olduğu mesajı çıktı” diyor.

İki ülke ilişkileri Ankara’nın, İsveç’in NATO üyeliğine onay vermesi, Ukrayna’nın da NATO üyesi olmasını destekler yöndeki tutumu ve Azov komutanlarının teslim edilmesi gibi gelişmeler nedeniyle son dönemde daha mesafeli olarak değerlendirilmeye başlanmıştı. Azov Taburu komutanlarının serbest bırakılması çoğunluğu hükümet kontrolünde olan Rus medyasında sert dille eleştirilmişti.

Sezer de tahıl anlaşması dışında bu ziyaretin ve görüşmelerin yapılmasının önemli olduğunu düşünüyor ve şöyle konuşuyor: “İki ülke arasında limoni bir hava vardı, bu havanın dağılması için bir adım oldu bence. Bundan sonra yapılacak görüşmelerden çıkacak sonuçlar da beklenmeli.”

Putin ile Erdoğan görüşmenin ardından düzenledikleri basın toplantısında, Sinop’ta nükleer santral kurulması, Türkiye’nin enerji merkezi olması ve yerli para birimine geçiş gibi projeleri de ele aldıklarını duyurmuştu.

Paylaşın

Erdoğan – Putin Görüşmesi Sona Erdi: Dikkat Çeken Mesajlar

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi’de gerçekleştirdiği görüşme sona erdi. Yaklaşık 3 saat süren görüşme sonrası iki lider ortak basın açıklamasında dikkat çeken mesajlar verdi.

Haber Merkezi / “Bölgemizde kalıcı barış, istikrar ve refahın tesisine yönelik çalışmalarımızı sürdürme kararlılığındayız” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkanlar şöyle;

“Kıymetli dostum Putin’e nazik daveti için tekrar teşekkür ediyorum. Bu vesile ile deprem ve yangınlar sırasında gösterdikleri dayanışma için teşekkür ediyorum.

Kendisi ile son olarak Astana’da bir araya gelmiştik. Bugüne kadar Sayın Putin ile daime telefon diplomasisini sürdürdük. Bugün ise ikili ve heyetler arası görüşmelerde bir araya geldik.

İkili ticaret hacmimiz 69 milyar dolara ulaştı. 100 milyar dolar hedefine emin adımla ilerliyoruz. 5 milyon 230 bin Rus vatandaşını ülkemizde ağırlamıştık. Bu sayının kalan dönemde daha da artacağına inanıyoruz.

Üzerinde durduğumuz konulardan biri de tahıl girişiminin canlandırılması. Eksikler giderilerek girişim devam etmeli. Rusya’nın girişimin yeniden başlama konusundaki beklentileri tüm tarafların malumudur. Biz de bu talepleri ifade ettik, ediyoruz. Bu konudaki görüşlerimizi sevgili dostum ile de paylaştım. Yeni öneri paketinden sonuç alacağımıza inanıyoruz.

Devam eden çatışmaların bir an önce kalıcı ve adil bir barışla sona erdirilmesini arzu ediyoruz. Savaşın kazananı barışın kaybedeni olmaz. Taraflar arasında doğrudan müzakerelere ev sahipliği yaptık. Bu konuda üzerimize düşeni yine yapmaya hazırız.

Suriye Güney Kafkasya Libya ve Afrika’daki son gelişmeleri de değerlendirdik. Bu temel üzerine inşa edilen tüm Rus münasabetlerinin faydalarını çok geniş alanda gördük, görüyoruz. Sayın Putin’e şahsıma ve heyetime göstermiş olduğu hüsnükabul için teşekkür ediyorum.”

“Batı bizi aldatıyordu”

“Biz tahıl anlaşmasını canlandırmaya hazırız tabii eğer Rus tahıl ürünlerinin ihracatı ile ilgili yaptırımlar kaldırılırsa” diyen Putin’in konuşmasından öne çıkanlar ise şöyle;

Rusya’nın doğalgaz konusunda Türkiye’nin en büyük partneri olacağının altını çizmek istiyorum. Rusya her zaman olduğu gibi sevkiyatlar konusunda güvenli ve sorumlu bir ortak olacaktır. Türkiye’de doğalgaz merkezi projesinde Gazprom, BOTAŞ’a yol haritasını sundu, sırada ortak çalışma grubunun kurulması var.

Geçen sene ticareti hacmimiz bu sene ilk 6 ayda yüzde 19 arttı. Turizm alanındaki işbirliğimiz bu sene yılın ilk yarısında 2.2 milyon turistti. Umarız ilerleyen süreçte bu daha da artacak. Rus turistlerimizin güvenli ve huzurlu tatil yapması için elimizden geleni yapıyoruz aynı şekilde Türk tarafları da ellerinden geleni yapıyorlar.

Şubat ayındaki depremde Rusya ilk yardım eli uzatan ülkelerdendi. Yangınlar için de yangın söndürme uçakları gönderdik.

Karadeniz Tahıl Girişimi’nin sona ermesinden de bahsettik. Biz dedik ki, bizi bu karara zorladılar. Özellikle şunun altını çizmek istiyorum tahıl anlaşmasının sona ermesi küresel gıda pazarını çok fazla etkilemedi. Dağıtım kısmında sorun var. Bunun da Karadeniz Tahıl Girişimi ile bir alakası yoktu.

Batı bizi aldatıyordu. Yüzde 70’i gelişmiş ülkelere ulaştı ve fakir ülkelere çok azı ulaştı. Ben ilkesel tutumumu tekrar dile getirmek istiyorum. Biz tahıl anlaşmasını canlandırmaya hazırız tabii eğer Rus tahıl ürünlerinin ihracvatı ile ilgili yaptırımlar kaldırılırsa. Ben Sayın Erdoğan’a da bunu ilettim.

Suriye’de işbirliğimizi çok önem veriyoruz. Astana formatı da çok önemli. Suriye konusunda etkin bir mekanizma söz konusu. Libya’da kapsamlı bir işbirliği ve çözümden yanayız.”

Paylaşın