Bilim İnsanları Kronik Böbrek Hastalığını Önlemenin Çözümünü Buldu

Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen ve çoğunlukla CKD olarak adlandırılan kronik böbrek hastalığı, kalp hastalığı ve hatta erken ölüm gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir.

Haber Merkezi / Bilim insanları, hastalık başladıktan sonra böbreklerin neden zamanla kötüleşmeye devam ettiğini tam olarak bilmiyorlardı. Ancak Boston Üniversitesi Chobanian & Avedisian Tıp Fakültesi’nden bilim insanlarının yaptığı yeni bir araştırma bu durumu değiştirmeye yardımcı olabilir.

Araştırmada böbrekleri korumada önemli bir rol oynayan TMIGD1 adlı bir gen keşfedildi. Araştırmacılardan Dr. Vipul Chitalia, bu bulguyu özel kılan şeyin TMIGD1 geninin böbrek hasarını durdurmada ne kadar önemli göründüğü olduğunu açıkladı. Şimdiye kadar bu genin böbrek sağlığındaki rolü bilinmiyordu.

Araştırmada yer alan ekip, TMIGD1 geni düzgün çalışmadığında ne olacağını incelemek için hücreler ve diğer modeller kullanarak bir dizi deney yaptılar. Ekip, bu gen inaktif olduğunda böbreklerin zarar görme olasılığının çok daha yüksek olduğunu buldu.

Böbrek hastalığı olan kişilerde, toksinler böbrekler iyi filtreleyemediği için kandan düzgün bir şekilde temizlenmiyor. Bu toksinler, TMIGD1 genine saldırıyor gibi görünüyor ve böbrek fonksiyonunun daha da hızlı düşmesine neden oluyor.

Bu keşif kronik böbrek hastalığını tedavi etmenin yeni bir yoluna işaret ediyor. Bilim insanları, TMIGD1 genini korumanın veya güçlendirmenin yollarını bulabilirlerse, hastalar o aşamaya gelmeden önce hasarı yavaşlatmak veya hatta durdurmak mümkün olabilir.

Araştırmada yer alan Dr. Wenqing Yin, TMIGD1’in yalnızca yeni tedaviler geliştirmek için değil, aynı zamanda böbrek hasarını daha erken bulmak için bir araç olarak da kullanılabileceğini söyledi.

Kronik böbrek hastalığı, yavaş ilerleyen sessiz bir hastalıktır. Böbrekler, çok ciddi şekilde hasar görene kadar kendini hissettirmeyebilir.

Araştırma Journal of Neuroinflammation’da yayınlandı.

Paylaşın

Dudak Dolguları Ne Kadar Süre Dayanır?

Dudak dolgusu, hyaluronik asit gibi maddelerin enjeksiyonu yoluyla dudakları dolgunlaştırmak için kullanılan ve çok az iyileşme süresi gerektiren bir tür kozmetik uygulamasıdır.

Haber Merkezi / Doğal dudak şeklinizden veya boyutunuzdan memnun değilseniz veya sadece daha dolgun dudaklar istiyorsanız bu uygulamayı düşünebilirsiniz.

Dudak dolgularının dayanma süresi, kullanılan dolgu malzemesine, kişinin metabolizmasına, yaşam tarzına ve uygulama tekniğine bağlı olarak değişir.

Dudak dolgularının dayanma süresi:

Ortalama Süre: Çoğu dudak dolgusu 6 ila 12 ay arasında etkisini korur.

Hyaluronik asit (HA) bazlı dolgular: En yaygın kullanılan dolgu türüdür (ör. Juvederm, Restylane). Genellikle 6-9 ay, bazı yeni nesil ürünlerde (ör. Juvederm Volbella) 12 aya kadar dayanır.

Kalınlık ve yoğunluk: Daha yoğun dolgular (ör. Juvederm Ultra) daha uzun süre dayanabilir, ancak dudaklar için genellikle daha hafif formüller tercih edilir.

Nadir kullanılan diğer dolgular:

Kalsiyum hidroksiapatit (CaHA): Dudaklarda sık kullanılmaz, ancak kullanıldığında 12-18 ay sürebilir.

Poli-L-laktik asit: Daha çok hacim artışı için kullanılır ve 1-2 yıl dayanabilir, ancak dudaklar için uygunluğu sınırlıdır.

Kalıcı dolgular: Silikon gibi kalıcı maddeler nadiren kullanılır ve önerilmez, çünkü komplikasyon riski yüksektir.

Etkileyen faktörler:

Metabolizma: Hızlı metabolizması olan kişilerde dolgu daha çabuk parçalanabilir.

Yaşam tarzı: Sigara, yoğun egzersiz, aşırı güneşe maruz kalma veya kötü beslenme dolgunun ömrünü kısaltabilir.

Uygulama miktarı ve tekniği: Az miktarda ve yüzeyel enjeksiyonlar daha kısa süre dayanırken, daha derin ve fazla miktarda dolgu daha uzun etkili olabilir.

Cilt ve dudak yapısı: İnce dudaklarda dolgu daha hızlı “yerleşebilir” ve etkisini kaybedebilir.

Bakım: Doktorun önerdiği şekilde masaj veya kontrol seansları dolgunun ömrünü uzatabilir.

Ne zaman yenileme gerekir?

Dolgunun etkisi yavaş yavaş azalır; tamamen kaybolmadan yenileme yapılırsa (örneğin 6-8 ayda) daha doğal ve uzun süreli sonuçlar elde edilebilir.

Bazı kişilerde, düzenli uygulamalarla dolgunun kalıcılığı zamanla artabilir, çünkü hyaluronik asit ciltte su tutarak hacmi destekler.

Paylaşın

Önleyici Botoks Gerçekten İşe Yarıyor Mu?

Önleyici botoks tedavisi, ince çizgileri ve kırışıklıkları fark edilir hale gelmeden önce en aza indirmek ve cildin daha uzun süre taze ve genç görünmesini sağlamak için tasarlanmıştır.

Haber Merkezi / Önleyici botoks cildi korumada güçlü bir araç olabilir, ancak sağlam bir cilt bakımı rutiniyle birlikte kullanıldığında daha da etkilidir.

Peki işe yarıyor mu yoksa sadece başka bir kozmetik prosedür mü?

Araştırmalar, botoksun düzenli kullanıldığında kırışıklıkların (mimik kaynaklı) oluşumunu geciktirebileceğini gösteriyor. Örneğin, 2015’te yayımlanan bir araştırma, düzenli botoks uygulamasının uzun vadede kırışıklık derinliğini azalttığını öne sürüyor.

Önleyici botoksun avantajları:

Erken yaşta başlandığında, derin kırışıklıkların oluşumu gecikebilir.
Daha az dozla, daha doğal sonuçlar elde edilebilir.
Düzenli uygulama, cildin yaşlanma sürecini yavaşlatabilir.

Önleyici botoksun sınırlamaları ve riskleri:

Etkisi geçici: Botoksun etkisi 3-6 ay sürer, bu nedenle düzenli enjeksiyonlar gerekir. Bu, uzun vadede maliyetli olabilir.

Herkes için gerekli değil: Botoks, ince ciltli veya aşırı mimik kullanan kişilerde daha etkiliyken, kalın ciltli veya az mimik yapanlarda etkisi sınırlı olabilir.

Yan etkiler: Botoks uygulamasında, nadir de olsa, morluk, asimetri, kas zayıflığı veya “donuk” bir ifade gibi riskler mevcut.

Psikolojik etki: Bazı uzmanlar, genç yaşta botoksa başlamanın estetik kaygıları artırabileceğini ve doğal yaşlanma sürecine karşı olumsuz bir algı oluşturabileceğini düşünüyor.

Önleyici botoks kimler için uygun?

Genetik olarak erken kırışıklık oluşumu riski taşıyanlar.
Güneş hasarı, sigara gibi cilt yaşlanmasını hızlandıran faktörlere maruz kalanlar.
Mimik kaslarını yoğun kullananlar.
Estetik kaygıları olan ve düzenli bakım yapmayı göze alanlar.

Önleyici botoksun alternatifleri neler?

Cilt bakımı: Retinol, C vitamini, hyaluronik asit gibi ürünler cilt elastikiyetini destekler.

Güneş koruması: SPF kullanımı, kırışıklıkların ana nedenlerinden olan UV hasarını önler.

Non-invaziv yöntemler: Lazer tedavileri, mikro iğneleme veya kimyasal peeling gibi yöntemler cilt yenilenmesini teşvik edebilir.

Yaşam tarzı: Sağlıklı beslenme, yeterli uyku ve stres yönetimi cilt sağlığını olumlu etkiler.

Paylaşın

Akustik Nörinom: Hayati Vücut Fonksiyonlarını Etkileyebilir

Akustik nörinom, iç kulak ile beyin arasında uzanan vestibüler sinirde yavaş büyüyen iyi huylu bir tümördür. Vestibüler sinirin farklı dalları denge ve işitmeden sorumludur.

Haber Merkezi / Ancak tümörün sinire olan baskısı arttığında işitme kaybı, kulak çınlaması ve denge kaybı olur.

Akustik nörinom genellikle sinirleri kaplayan ve destekleyen schwann hücrelerini etkiler. Nadir durumlarda tümör hızla büyüyüp genişler, beyne daha fazla baskı yapar ve hayati vücut fonksiyonlarını etkileyebilir. Tümör vücudun diğer bölgelerine yayılmaz.

Nedenleri:

Genetik yatkınlık: Nörofibromatozis tip 2 (NF2) ile ilişkilidir; bu genetik bozukluk, bilateral akustik nörinom riskini artırır.
Radyasyon maruziyeti: Nadiren, yüksek doz radyasyona maruziyet riski artırabilir.
Spontan gelişim: Çoğu vaka, bilinen bir neden olmadan ortaya çıkar (sporadik).

Belirtileri:

İşitme kaybı: Genellikle tek taraflı, yavaş ilerleyen işitme kaybı.
Kulak çınlaması (Tinnitus): Etkilenen kulakta sürekli uğultu veya çınlama.
Denge sorunları: Baş dönmesi (vertigo) veya dengesizlik.
Yüzde uyuşma/karıncalanma: Tümör büyüdükçe yüz sinirine baskı yapabilir.
Baş ağrısı: Nadiren, büyük tümörlerde kafa içi basınç artışı nedeniyle.

Teşhisi:

Odyolojik testler: İşitme kaybının derecesini değerlendirmek için audiometri.
Görüntüleme: Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRI) ile tümörün yeri ve boyutu belirlenir. Bilgisayarlı Tomografi (BT) de kullanılabilir.
Nörolojik muayene: Denge, yüz siniri fonksiyonları ve diğer kranial sinirler değerlendirilir.

Tedavisi:

Gözlem: Küçük, semptomsuz tümörlerde düzenli MRI takibi ile izleme (özellikle yaşlı hastalarda).
Cerrahi: Tümörün çıkarılması için mikrocerrahi (örn. retrosigmoid veya translabirentin yaklaşım).
Radyocerrahi: Stereotaktik radyocerrahi (Gamma Knife veya CyberKnife) ile tümör büyümesinin kontrol altına alınması.

Not: Tedavi, tümörün boyutu, hastanın yaşı, genel sağlık durumu ve semptomların şiddetine göre bireyselleştirilir. Erken teşhis, tedavi başarısını artırır.

Paylaşın

“Çene Tıkırdaması” Hastalığın Habercisi Olabilir

Temporomandibular eklem bozukluğu, çene hareketine izin veren kaslar, kemikler ve eklem bileşenleriyle ilgili sorunların neden olduğu ağrı, sertlik veya diğer semptomları tanımlamak için kullanılan genel bir terimdir.

Haber Merkezi / Temporomandibular eklem (TME), iki eklem başı ve bunların yer aldığı temporal fossadan oluşan tek eklemdir. Baş ile fossa arasında eklem diski, sinovyal sıvı, çevresinde bağlar ve kaslar bulunur.

Üst çene, konuşurken veya çiğnerken her zaman hareketsiz kalır, ağzın açılması sadece alt çene tarafından sağlanır. Her şey normal ise alt çene sessizce hareket eder, ancak eklemde hasar varsa, bağlar gerilir ve kaslar spazmodik ise ağız açıldığında eklemde tıkırtı ve çıtırtı sesleri veren hava titreşimleri meydana gelir.

Belirtileri:

Çene ağrısı veya hassasiyeti
Çenede kilitlenme, takılma veya hareket kısıtlılığı
Çiğneme sırasında ağrı
Çeneden tıklama, çıtırtı veya sürtünme sesleri
Kulak ağrısı, baş ağrısı veya yüz ağrısı
Ağzı tam açamama

Nedenleri:

Bruksizm: Diş gıcırdatma veya sıkma
Stres: Kas gerginliğine yol açabilir
Artrit: Osteoartrit veya romatoid artrit gibi eklem iltihapları
Travma: Çeneye darbe veya yaralanma
Diş yapısı sorunları: Yanlış hizalanmış dişler veya çene
Kötü alışkanlıklar: Kalem çiğneme, sakız çiğneme

Tanısı:

Doktor veya diş hekimi, fiziksel muayene, tıbbi öykü ve gerekirse görüntüleme testleri (röntgen, MR, BT) ile tanı koyar.

Tedavisi:

Konservatif yöntemler:

Yumuşak gıdalar tüketme
Stres yönetimi (meditasyon, terapi)
Çene egzersizleri veya fizik tedavi
Gece plağı veya splint kullanımı (diş gıcırdatmayı önlemek için)

İlaçlar:

Ağrı kesiciler (ibuprofen gibi)
Kas gevşeticiler
Anti-anksiyete ilaçları (stres kaynaklı durumlarda)

İleri tedaviler:

Botoks enjeksiyonları (kas gerginliğini azaltmak için)
Or todontik tedavi (diş hizasını düzeltmek için)
Nadiren cerrahi (artrosentez, açık eklem cerrahisi)

Paylaşın

Vertigo: Göz Ardı Edilmemesi Gereken Baş Dönmesi Nedeni

Vertigo, bireyin kendisinin veya çevresinin hareket ettiğini veya döndüğünü hissetmesine neden olan bir rahatsızlıktır. Vertigo, baş dönmesinden farklıdır, baş dönmesi bir hareket yanılsamasıdır.

Haber Merkezi / Bireyin, kendisinin hareket ettiğini hissetmesine subjektif vertigo, çevredeki ortamın hareket ettiğini hissetmesine objektif vertigo denir.

Belirtileri:

Baş dönmesi (etrafın dönmesi hissi),
Bulantı, kusma,
Denge kaybı,
Nistagmus (gözlerde istemsiz hareketler),
Bazen kulak çınlaması veya işitme kaybı.

Nedenleri:

Benign Paroksismal Pozisyonel Vertigo (BPPV): İç kulaktaki kristallerin yer değiştirmesiyle başın belirli hareketlerinde kısa süreli baş dönmesi olur.
Meniere Hastalığı: İç kulakta sıvı birikimi, baş dönmesi, kulak çınlaması ve işitme kaybına yol açar.
Vestibüler Nörit veya Labirentit: İç kulak iltihabı, genellikle viral enfeksiyon sonrası baş dönmesi ve denge sorunlarına neden olur.
Migrenle İlişkili Vertigo: Migren ataklarıyla birlikte baş dönmesi görülebilir.
Akustik Nörinom: İç kulak sinirinde iyi huylu bir tümör, nadiren vertigoya sebep olabilir.

Tanısı:

Doktor muayenesi, öykü ve fiziksel testler (örn. Dix-Hallpike manevrası)
İşitme testi, denge testleri, MR veya BT gibi görüntüleme yöntemleri

Tedavisi:

BPPV için: Epley manevrası gibi repositioning hareketleri.
Meniere için: Düşük tuz diyeti, diüretikler, bazen steroidler.
Vestibüler nörit için: Semptomları hafifletmek için ilaçlar (antihistaminikler, antiemetikler) ve vestibüler rehabilitasyon.
Migrenle ilişkili vertigo için: Migren tedavisi ve tetikleyici faktörlerden kaçınma.
Altta yatan ciddi durumlar (tümör, inme) için spesifik tedaviler.

Ne zaman doktora başvurmak gerekir?

Sık veya ani denge kaybı,
Bulantı veya görme bozuklukları,
Titreme, alışılmadık yorgunluk veya tekrarlayan düşmeler,
Belirtiler günlük yaşantıyı etkilediği durumlarda.

Paylaşın

Mide Ağrısı: En Sık Görülen Nedenler Nelerdir Ve Ne Yapılmalı?

Mide ağrısı her yaştan bireyi etkileyen en yaygın sağlık şikayetlerinden biridir. Uzmanlar, bunların geçici ve zararsız olabileceği gibi ciddi sağlık sorunlarının da habercisi olabileceğini söylüyor.

Haber Merkezi /  Mide ağrısıyla başa çıkmanın ilk adımı, nedenlerini anlamak ve doğru önlemi almaktır. İşte mide ağrısının en sık görülen nedenleri ve önerileri:

Nedenler

Hazımsızlık (Dispepsi): Aşırı yemek, yağlı veya baharatlı gıdalar, hızlı yemek yeme hazımsızlığa neden olabilir.  Hazımsızlık şişkinlik ve geğirme gibi belirtilere neden olabilir.

Gastrit: Mide zarının iltihaplanması; genellikle Helicobacter pylori enfeksiyonu, aşırı alkol, NSAID ilaçlar (örn. ibuprofen) veya stresle ilişkilidir. Gastrit, yanma, ekşime ve bulantı gibi belirtiler gösterebilir.

Gastroözofageal Reflü Hastalığı (GERD): GERD, mide asidinin yemek borusuna kaçması durumudur. GERD, öğüste yanma (heartburn), ekşi tat ve boğazda gıcık gibi belirtilere neden olabilir.

Gıda İntoleransı veya Alerjisi: Gıda intoleransı, glüten hassasiyeti gibi durumlarda ortaya çıkabilir ve gıda intoleransı, şişkinlik, ishal ve kramp gibi belirtiler gösterebilir.

Bağırsak Sorunları: Bu durum kabızlık veya ishale neden olabilir. Karın krampları, gaz, değişken dışkılama alışkanlıkları gibi belirtiler gösterebilir.

Mide Ülseri: Mide zarında yaralanma olarak tanımlayabileceğimiz mide ülseri, keskin ve yanıcı ağrıya neden olabilir.

Stres ve Anksiyete: Psikolojik faktörler mide asidi üretimini artırabilir. Bu a mide krampı ve bulantıya neden olabilir.

Enfeksiyonlar: Viral veya bakteriyel enfeksiyonlar, mide ağrısına neden olabilir. Bulantı, kusma, ishal ve ateş gibi belirtiler gösterebilir.

Ne yapılmalı?

Diyet ve Yaşam Tarzı Değişiklikleri: Küçük porsiyonlarla, yavaş yemek yemek, yağlı, baharatlı, asitli gıdalar (kahve, narenciye, domates) ve alkolden uzak durmak, bol su içmek ve yemekten sonra hemen uyumamak, bu değişiklikler arasında sayılabilir.

Stres Yönetimi: Meditasyon, nefes egzersizleri veya hafif egzersiz (yoga).

Ne Zaman Doktora Gitmeli?

Şiddetli veya sürekli ağrı (özellikle göğse veya omuza yayılıyorsa).
Kanlı kusma, siyah/katran gibi dışkı, veya kanlı ishal.
Yüksek ateş, şiddetli ishal veya dehidrasyon belirtileri.
Kilo kaybı, iştahsızlık veya yutma güçlüğü.
Ailede mide kanseri öyküsü varsa.
Ağrı birkaç günden uzun sürüyorsa veya sık tekrarlıyorsa.

Paylaşın

Meme Kanseri Hakkında 5 Şaşırtıcı Gerçek

Günümüzde meme kanserinin teşhisi ve tedavisinde etkileyici ilerlemeler kaydedilmiştir, ancak en sağlıklı hayatı yaşamak için meme kanseriyle ilgili gerçeklerden haberdar olmanız da önemlidir.  

Haber Merkezi / İşte meme kanseri hakkında beş şaşırtıcı gerçek:

Erkekler de meme kanseri olabilir: Her ne kadar nadir olsa da, erkeklerde de meme kanseri görülebilir. Erkek meme kanseri vakaları, tüm meme kanseri vakalarının yaklaşık yüzde 1’ini oluşturur.

Genetik mutasyonlar her zaman gerekli değildir: BRCA1 ve BRCA2 gibi genetik mutasyonlar meme kanseri riskini artırır, ancak meme kanseri vakalarının sadece yüzde 5-10’u bu genetik mutasyonlarla bağlantılıdır.

Alkol tüketimi riski artırabilir: Günde bir kadeh alkol tüketimi bile meme kanseri riskini yüzde 7-10 oranında artırabilir, özellikle östrojen reseptörü pozitif kanser türlerinde.

Meme kanseri genç kadınlarda da görülebilir: Meme kanseri genellikle 50 yaş üstünde yaygın olsa da, 20’li ve 30’lu yaşlarda da ortaya çıkabilir. Genç kadınlarda genellikle daha agresif seyreder.

Egzersiz riski azaltabilir: Haftada 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapmak, meme kanseri riskini %20’ye kadar azaltabilir. Fiziksel aktivite, östrojen seviyelerini dengeleyerek koruyucu bir etki sağlar.

Paylaşın

Adele Sendromu: Kırık Bir Kalp Asla İyileşmez

Aşk güzel bir şey olabilir ama bazen bireyin hayatını mahveden bir saplantıya da dönüşebilir. Adele sendromu, bir kişiye karşı duyulan duyguların normal sınırları aşarak duygusal ve ruhsal çöküntülere yol açtığı patolojik bir aşk bağımlılığıdır.

Haber Merkezi / Rahatsızlık adını Fransız yazar Victor Hugo’nun kızı Adele Hugo’dan almaktadır. Polis memuru Albert Pinson’a deliler gibi aşık olan Adele Hugo, Pinson’ın kendisine karşı hislerine karşılık vermemesine rağmen onu takip eder. Bu takıntısı öyle yıkıcı bir hal alır ki ailesi onu bir psikiyatri kliniğine yatırmak zorunda kalır.

Bu sendrom, kişinin gerçeklikten koparak karşılıksız bir sevgiye tutkuyla bağlanması ve bu uğurda mantıksız davranışlar sergilemesiyle karakterizedir.

Belirtileri:

Takıntılı düşünceler: Sevilen kişiyle ilgili sürekli düşünme, hayaller kurma.
Gerçeklikten kopma: Karşılıksız sevginin karşılık bulduğuna inanma.
Aşırı fedakârlık: Sevilen kişi için mantıksız fedakârlıklarda bulunma (örn. maddi harcamalar, hayatını değiştirme).
Depresif belirtiler: Reddedilme durumunda derin üzüntü, umutsuzluk.
Sosyal izolasyon: Diğer insanlara ve aktivitelere ilgisizlik.
Riskli davranışlar: Sevilen kişiye ulaşmak için tehlikeli veya uygunsuz eylemler.

Nedenleri:

Duygusal travmalar veya çocuklukta yaşanan bağlanma sorunları.
Düşük öz saygı ve onaylanma ihtiyacı.
Romantik idealleştirme eğilimi.
Psikolojik yatkınlıklar (obsesif-kompulsif özellikler, borderline kişilik yapısı).

Tedavisi:

Psikoterapi: Bilişsel davranışçı terapi (BDT) veya psikodinamik terapi, takıntılı düşünceleri anlamaya ve yönetmeye yardımcı olur.
Psikiyatrik destek: Gerektiğinde anksiyete veya depresyon için ilaç tedavisi.
Destek grupları: Benzer deneyimler yaşayanlarla paylaşım.
Öz bakım: Sağlıklı ilişkiler kurma ve kişisel sınırlar oluşturma becerisi geliştirme.

Paylaşın

Alzheimer’ın Yeni Bir Nedeni Bulundu

Bilim insanları, yirmi yıldan uzun bir süredir, Alzheimer’a neyin sebep olduğunu ve nasıl tedavi edilebileceğini bulmaya çalışıyor. Ancak, hala kesin cevaplar yok.

Haber Merkezi / Birçok bilim insanı, uzun bir süre, Alzheimer’ın beyinde amiloid-beta adı verilen yapışkan bir proteinin birikmesinden kaynaklandığına inanıyordu. Alzheimer hastalığından muzdarip olan kişilerin beyinlerinde bulunan bu proteinin beyin hücrelerine zarar vererek hafıza kaybına ve diğer sorunlara yol açtığı düşünülüyordu.

Ancak yakın zamanda farklı bir teori ilgi görüyor. Teori, Alzheimer’ın aslında hücrelerin enerjiyi nasıl ürettiği ve kullandığıyla ilgili sorunlarla başlayabileceğini öne sürüyor. Teoride, mitokondri adı verilen hücrelerin küçük parçalarının hasarına odaklanılıyor.

Mitokondriler hücreler için enerji santralleri gibidir; hücrelerin düzgün çalışması için gereken enerjiyi üretirler. Mitokondriler düzgün çalışmayı bıraktığında, tüm beyni etkileyebilir ve muhtemelen Alzheimer gibi hastalıklara yol açabilir.

Yale-NUS College’dan bilim insanlarının yakın zamanda yaptığı bir araştırma bu yeni teoriyi destekliyor. Araştırma, metabolik işlev bozukluğu adı verilen hücre enerjisi kullanımıyla ilgili sorunların, amiloid-beta proteinlerindeki herhangi bir büyük artıştan önce ortaya çıkabileceğini ortaya koydu. Başka bir deyişle, enerji sorunları önce başlayabilir ve protein birikimi daha sonra gerçekleşebilir.

Araştırma ayrıca bu tür enerji sorunlarının sadece Alzheimer’la ilgili olmadığını, yaşlanmanın normal bir parçası olduğunu da belirtiyor.

Bu, Alzheimer dahil olmak üzere birçok yaşa bağlı hastalığın, yaşlanma sürecinin bir parçası olarak daha iyi anlaşılabileceği anlamına gelir. Yani, bilim insanları hücresel düzeyde yaşlanmayı yavaşlatmanın yollarını bulabilirlerse, bu yalnızca bir hastalığı değil, birçok hastalığı önlemeye yardımcı olabilir.

Dr. Jan Gruber ve ekibi tarafından araştırma eLife adlı bilimsel dergide yayınlandı.

Paylaşın