Tunus’tan Erdoğan’a ‘İç İşlerine Müdahale’ Tepkisi

Tunus Dışişleri Bakanlığı, Tunus’ta parlamentonun Cumhurbaşkanı Kays Said tarafından feshedilmesine tepki gösteren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını iç işlerine yönelik “kabul edilemez bir müdahale” olarak nitelendirdi.

Bakanlığın açıklamasında, “Tunus, Türkiye Cumhurbaşkanı’nın açıklamasından duyduğu şaşkınlığı ifade etmektedir. Bu yorumlar kabul edilemez” denildi. Açıklamada, “Tunus dost ülkelerle yakın ilişkiler kurma gayreti içindedir ancak kararlarının bağımsızlığına da bağlıdır ve egemenliğine müdahaleyi reddeder” ifadesine yer verildi.

Tunus Dışişleri Bakanı Osman Cerendi de Twitter’dan yaptığı açıklamada, konuyla ilgili olarak Türk mevkidaşı Mevlüt Çavuşoğlu’yla bir telefon görüşmesi gerçekleştirdiğini duyurdu.

Cerendi ayrıca Türkiye’nin Tunus Büyükelçisi Çağlar Fahri Çakıralp’ın da Erdoğan’ın yorumlarının Tunus tarafından reddedildiğinin ifade edilmesi amacıyla Dışişleri Bakanlığına çağrıldığı bilgisini paylaştı.

Tunus’taki siyasi kriz geçen hafta derinleşti. Cumhurbaşkanı Said Temmuz 2021’de çalışmalarını askıya aldığı Temsilciler Meclisi’nin düzenlediği çevrimiçi oturumu “darbe girişimi” olarak nitelendirip parlamentoyu feshetmişti.

Milletvekillerinden yarısından fazlasının katıldığı oturumda, Said’in Temsilciler Meclisi’nin çalışmalarını askıya alan ve dokunulmazlıklarını kaldıran kararlarının iptali için sunulan bir yasa tasarısı kabul edilmişti.

Oturumun ardından terörle mücadele birimleri, Meclis Başkanlığı görevindeki ana muhalefet lideri Raşid Gannuşi ve diğer milletvekillerini ifadeye çağırmıştı. İslamcı Nahda Hareketi’nin lideri Gannuşi ise çevrimiçi oturumlar düzenlemeye devam edeceklerini açıklamıştı.

Erdoğan ne demişti?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta başında yaptığı basın açıklamasında, “Tunus’ta 30 Mart 2022 tarihinde Genel Kurul oturumu düzenleyen Halkın Temsilcileri Meclisi’nin feshedilmesini ve oturuma katılan milletvekilleri hakkında soruşturma başlatılmasını üzüntüyle karşılıyoruz. Bu gelişmelerin, Tunus’ta demokratik meşruiyetin tesisine yönelik sürdürülen geçiş sürecine zarar vermemesini ümit ediyor, seçimlere ilişkin açıklanan Yol Haritası’nın hayata geçirilmesine önem atfediyoruz” ifadesini kullanmıştı.

“Geçiş sürecinin ancak milli iradenin tecelligahı olan Meclis dahil, toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla, kapsamlı ve anlamlı bir diyalogla başarıya ulaşabileceğine inanıyoruz” açıklamasında bulunan Erdoğan, “Demokrasi seçilmişler ile atanmışların birbirlerine saygısının tecessüm ettiği bir sistemdir. Tunus’taki gelişmeleri demokrasinin lekelenmesi olarak görüyoruz. Seçilmişlerin bulunduğu Meclis’in feshi, Tunus’un geleceği açısından düşündürücüdür ve Tunus halkının iradesine bir darbedir. Türkiye olarak, bu kritik süreçte dost ve kardeş Tunus’un ve Tunus halkının yanında olmaya devam edeceğiz” diye eklemişti.

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan Erdoğan’a ‘Beşli Çete’ Yanıtı

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘beşli çete tahsildarı’ dediği için kendisini mahkemeye veren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a sosyal medya hesabından yayınladığı bir video ile yanıt verdi. 

CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun ‘Gücenme’ notuyla paylaştığı videoda şunları söyledi: ”Sevgili halkım merhaba. Geçenlerde şahsım bana hakaretler edip kendisini ekonomist ilan etti. Ben de kendisine ‘olsan olsan beşli çetenin tahsildarı’ olursun dedim. Beyfendi incinmiş hemen mahkemeye koşmuş.

Bu tanıma ihyayi tedbir kararı çıkartmaya çalışıyor. Bizim memlekette tahsildara tahsildar derler. Çeteye de çete. Hem gocunacak bir şey yok. Bak TDK ne diyor: Bir kimseye veya bir kuruluş adına para toplamakla görevli kimseye tahsildar denir. Ayıp olan şey bunu halk için yapacağın yerde beşli çete için yapman. Sevgili şahsım tahsildara ekonomik denmez bizde, gücenme”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’na kişilik haklarını ihlal ettiği gerekçesiyle 1 milyon liralık manevi tazminat davası açmış, davanın nedeninin Kılıçdaroğlu’nun 22 Mart’ta grup toplantısında yaptığı konuşma ve 31 Mart’taki Twitter paylaşımı olduğu belirtilmişti.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, 22 Mart’taki grup toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı eleştirmiş ve şunları söylemişti:

“Bir taraftan tefecilere faiz ödüyorsun, diğer yandan köprüden geçmesen de havalimanından uçmasan da para ödeyeceksin. Bu paralar sadece 5’li çeteye giden paralar değil. Önümüzdeki seçimlerde hala AK Parti’ye MHP’ye oy verirseniz, bu soygunun tarafı olursunuz. Oligarklar paralarını Londra’ya götürdü. O paraları da buraya getireceğim. 5’li çetenin hamisi ve pazarlamacısının adı Recep Tayyip Erdoğan’dır. Keşke mahkemeye verse.”

Davaya konu olan paylaşımda ise Kılıçdaroğlu, Erdoğan’ın kendisiyle ilgili “O vergi memuru ama ben ekonomistim. Aramızdaki fark bu” sözlerine yanıt vermiş, Kılıçdaroğlu, yanıtında şu ifadeleri kullanmıştı: Sen ekonomist değil, olsan olsan 5’li çetenin tahsildarı olursun. Halkın parasına göz dikmiş bir tahsildar!

Paylaşın

Erdoğan’dan Kılıçdaroğlu’na 1 Milyon Liralık Tazminat Davası

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine 1 milyon TL’lik tazminat davası açtı. Davanın gerekçesi olarak, Kılıçdaroğlu’nun 22 Mart’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki (TBMM) CHP Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşma ve 31 Mart tarihindeki Twitter paylaşımı gösterildi. 

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan için “O, vergi memuru. Ama ben ekonomistim. Aramızdaki fark bu” diyen Erdoğan’a sosyal medyadan verdiği yanıtta, “Sen ekonomist değil, olsan olsan 5’li çetenin tahsildarı olursun. Halkın parasına göz dikmiş bir tahsildar!” ifadelerini kullanmıştı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Özbekistan ziyareti dönüşünde basın mensuplarına değerlendirmelerde bulunmuştu. Erdoğan, yap-işlet-devret uygulamasının ülkeyi zarara uğrattığı değerlendirmesinin hatırlatılması üzerine şu ifadeleri kullanmıştı;

“Yetişemediği üzüme koruk deme meselesi var ya, bununki bu. Varsa alternatifin, alternatifi söyle. Bugün kamu özel anlayışıyla dünyada bu tür yatırımların yapılması en gelişmiş ülkelerde bile var. Yani bugün Amerika bu şekilde 1,5 trilyon dolarlık altyapı üstyapı yatırımının planlamasını yapıyor. Almanya hakeza öyle. Biz milli bütçeye yük olmadan bu işleri nasıl yaparız, onun üzerine gidiyoruz. Biz kalkıp da bu yüklenici firmaya durup dururken, havadan para verecek değiliz ki. Nedir? Sözleşmeye göre burada diyelim ki şu kadar sayıda araç veya yolcu taşındı, taşınmadı; o farkı biz devlet olarak öderiz.

Kaldı ki şimdiye kadar da geçiş sayıları garanti edilenin üstünde olmuştur. Buradan niye rahatsız oluyor ki o? Bu yatırımda, devletin cebinden 1 kuruş çıkmıyor. Ama ben çok açık bir şey söyleyeceğim. Hazine’den 1 kuruş para çıkmayan böyle dev yatırımlar için kalkıp da kredi alsanız, bu kredinin faiz hesabını yapın. Bu faiz hesabı acaba nereye varır? Bu faiz hesaplamasını yaptığınız zaman ona, o yıl yapacağınız ödemeyi buluyor mu? Bulmaz.

Biz bunların hesaplarını çok yaptık. O vergi memuru. Ama ben ekonomistim. Aramızdaki fark bu. İşim benim bu işlerle geçti. Ama ona bundan sonra zaten vergi memurluğu da vermezler çünkü SSK’de genel müdürken orayı batırdı. Rahmetli Savaş Ay programında, onun dönemindeki hastanelerin halini göstermişti, o zaman bu işin hesabını ona nasıl sormuştu. O yavrular, insanlar imkansızlıklar sebebiyle o hastanelerde ne hale düşmüştü, o günleri hatırlayalım.”

Paylaşın

‘Erdoğan, Nebati’ye Konuşma Yasağı Getirdi’ İddiası

Ziraat Bankası’nın eski Genel Müdür Yardımcısı Şenol Babuşcu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’ye ‘konuşma yasağı’ getirildiğini iddia etti.

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selim Temurci, Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati’nin nisan ya da mayıs ayında görevden alınacağını iddia etmişti. Bakan Nebati’ye, bu defa da konuşma yasağı getirildiği ileri sürüldü.

Ziraat Bankası’nın eski Genel Müdür Yardımcısı Şenol Babuşcu, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, “Cumhurbaşkanı’nın, son dönemde yaptığı skandal açıklamalarla eleştirilerin odağı haline gelen Bakan Nebati’ye ‘konuşma’ yasağı koyduğu ileri sürüldü. Erdoğan’ın Nebati’yi sert bir şekilde uyardığı ve basına açıklama yapmamasını ve toplantılarda konuşmamasını istediği iddia edildi” ifadelerini kullandı.

Bakan Nebati’nin, Fransa’da yatırımcılara yaptığı konuşmada, ”Bir problem mi yaşadınız? Rahat olun. Bize hemen ulaşırsınız. Bürokrasiyi alaşağı ederiz, arkamızda Cumhurbaşkanımız var rahat olun. Mevzuatı da değiştiririz” ifadeleri tepki çekmişti.

Paylaşın

Erdoğan’ın Hedefi 2032’ye Kadar Cumhurbaşkanı Olmak

Gazeteci Banu Güven, DW Türkçe için kaleme aldığı ‘Erdoğan’ın hedefi 2032’ye kadar başkanlık’ başlıklı yazısında, “Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında yapılan sistem değişikliğini milat olarak yorumluyor. Buna göre, 2014’teki cumhurbaşkanlığını hesaba katmıyor, kronometreyi 2018’den itibaren çalıştırıyor” ifadeleri kullandı.

Banu Güven, yazısının devamında, Erdoğan’ın bu hedefleri belediye başkanı seçilmeden önce planladığını belirterek, “1996’da “Demokrasi bizim için asla amaç olamaz” diye konuşurken, belki bu kadar ayrıntılı bir hesap yapmamıştı, ama hedefinde mutlak iktidar ve Türkiye’yi değiştirmek vardı. 2023 seçimi, Erdoğan’ın çıktığı yolda gireceği en kritik dönemeç olacak” dedi.

“Erdoğan iktidarının Cumhuriyet’in 100’üncü yılında bitip bitmeyeceği, muhalefet bloklarının beraberce bu hamleye vereceği karşılığa bağlı” diyen Güven’in yazısı şöyle;

“Recep Tayyip Erdoğan 1954’te doğdu. Tam bir ay önce 68 yaşını doldurdu. İlk hedefi, 2023 seçimlerinde yeniden seçilmek, yani 70’inci yaşına da cumhurbaşkanı olarak girmek. Aslında Erdoğan sistemi değiştirmeden önce varolan Anayasa maddesi, bir kimsenin en fazla iki dönem cumhurbaşkanlığı yapabileceğini söylüyor. Ne var ki, Erdoğan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi adı altında yapılan sistem değişikliğini milat olarak yorumluyor. Buna göre, 2014’teki cumhurbaşkanlığını hesaba katmıyor, kronometreyi 2018’den itibaren çalıştırıyor. Erdoğan’ın adaylığına karşı Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) yapılacak itirazların nasıl sonuçlanacağını tahmin etmek ise zor değil.

Erdoğan 2023’te kazanabilirse, bir sonraki hedefi de belli. Onun hazırlığını da 2017’deki Anayasa değişikliğiyle yapmıştı. Buna göre, “Cumhurbaşkanının ikinci döneminde Meclis tarafından seçimlerin yenilenmesine karar verilmesi halinde, Cumhurbaşkanı bir defa daha aday olabilir. Seçimlerinin birlikte yenilenmesine karar verilen meclisin ve cumhurbaşkanının yetki ve görevleri, yeni meclisin ve cumhurbaşkanının göreve başlamasına kadar devam eder. Bu şekilde seçilen meclis ve cumhurbaşkanının görev süreleri de beş yıldır.” Seçim Kanunu’na göre, cumhurbaşkanının üçüncü kez aday olabilmesi için, seçimleri yenileme kararının öngörülen tarihten en az 1 yıl önce alınması gerekiyor. Toplayın çıkarın, 2032 ediyor.

AKP’nin Bartın Milletvekili ve Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Tunç da, bu niyeti doğrulayana açıklamalar yapmış, “2023’te seçilirse, 2028 yılındaki seçimler öncesinde, meclisin erken seçim kararı alması durumunda, Erdoğan yeniden aday olabilir ve 2032 yılına kadar Cumhurbaşkanlığı yapabilir” demişti.

MHP yasası, Bahçeli barajı

Erdoğan’ın önümüzdeki dönemde erken seçim silahını çekebilmek için mecliste en az 360 sandalyeye ihtiyacı var. Dolayısıyla MHP’nin meclise girmesi yetmiyor, bir de olabildiğince çok vekil sokmasını sağlamak gerekiyor. 2023 Haziran’ı yaklaşırken, gerekli önlemleri alıp öyle yola devam etmek istiyor Erdoğan. Dolayısıyla, bu değişiklik için Anayasa Komisyonu’nu sabahlara kadar çalıştırmanın ardında, ilk bakışta görünenden daha uzun vadeli ve daha çok seçenekli bir plan var. Evet, bir ihtimal daha var.

Diyelim ki, Erdoğan 2023’te cumhurbaşkanı seçilemedi. Muhalefetin adayı yemin etti, göreve başladı. Memlekette bir bayram havası yaşanıyor. Erdoğan Bahçeli ile birlikte 360 milletvekili hedefine ulaşırsa, bu bayram havası uzun sürmeyebilir. Erdoğan ne zaman isterse, meclis 360 oyla kendini feshedip yeniden seçim kararı alabilir. Seçim Kanunu’ndaki bu değişiklik işte bu ihtimal de düşünülerek yapılıyor. Seçim ittifaklarına dönük değişiklik önerisindeyse AKP’nin geçen seçimde uğradığı kayıplar var.

2018 seçimine Cumhur İttifakı olarak giren AKP ve MHP’nin oyları, ayrı ayrı hanelere yazılsaydı, iki parti de daha fazla sandalye çıkaracaktı. Dolayısıyla Erdoğan Millet İttifakı’nın işine yarayan bu formülü değiştirmek, ittifakları anlamsızlaştırmak istiyor. Böylece muhalefet ittifakı içinde yar alan DEVA ve Gelecek Partisi’ne oy vermeyi düşünen seçmenin, “Benim oyum bir işe yarayacak mı” sorusunu sormasını hedefleyen bir manevra bu. MHP için ise sorun yok. MHP’li adayları 2023’te belli seçim bölgelerinde AKP listelerinde göreceğimizden kuşkunuz olmasın.

Bütün bunların üzerine Anayasa Mahkemesi’nde bekleyen, HDP kapatma ve 451 HDP’liye siyaset yasağı davası var. Bugüne kadarki deneyimlerden yola çıkarak, iktidarın seçime kısa bir süre kala, HDP’nin kapatılması ve kadrolarına da siyaset yasağı getirilmesi için tam saha pres yapacağını söylemek yanlış olmaz.

Erdoğan, bu hedefleri çok önceden, bana sorarsanız belediye başkanı seçilmeden önce planlamış bir siyasetçi. 1996’da “Demokrasi bizim için asla amaç olamaz” diye konuşurken, belki bu kadar ayrıntılı bir hesap yapmamıştı, ama hedefinde mutlak iktidar ve Türkiye’yi değiştirmek vardı. 2023 seçimi, Erdoğan’ın çıktığı yolda gireceği en kritik dönemeç olacak. O virajda savrulup savrulmayacağı, iktidarının Cumhuriyet’in 100’üncü yılında bitip bitmeyeceği, muhalefet bloklarının beraberce bu hamleye vereceği karşılığa bağlı. O da başka yazının konusu olsun.”

Paylaşın

Erdoğan’ın Seçim Planı; İkinci Tura Kalmak

Mehmet Tezkan, Halk TV’deki “Erdoğan ikinci tura oynuyor” başlıklı yazısında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda kaybedeceğinin farkında olduğunu ve bu nedenle AK Parti ile MHP’nin ikinci tura hazırlandığı görüşünü savundu.

“Erdoğan hesabını kitabını yapmış, birinci turda yeniden Cumhurbaşkanı olamayacağını görmüş.” diyerek AKP ve MHP’nin yeni stratejisini açıklayan Mehmet Tezkan, şunları söyledi: Öncelikli hedefi Cumhurbaşkanı seçimini ikinci tura taşımak. Millet İttifakı adayının ilk turda seçilmesini yani yüzde 50+1’i bulmasını engellemek.

Mehmet Tezkan’ın halktv.com.tr’de yer alan yazısının dikkat çeken o kısmı:

“Erdoğan hesabını kitabını yapmış, birinci turda yeniden Cumhurbaşkanı olamayacağını görmüş. Öncelikli hedefi Cumhurbaşkanı seçimini ikinci tura taşımak. Millet İttifakı adayının ilk turda seçilmesini yani yüzde 50+1’i bulmasını engellemek.

Hissediyorum zihninden geçen şu:

Meclis çoğunluğunu alarak ikinci tura eli güçlü girmek. Seçim yasasındaki değişikliğin başka izahı var mı? Dikkatinizi çekerim. Seçimden sonra yapılan koalisyonlar kötüdür, ama seçimden önce yapılan ittifaklar iyidir diye pazarladığı sistemden şimdi kendi vazgeçiyor.

Ne adına?

Daha adil düzen adına!

Daha demokratik seçim adına!

Daha demokratik yapının inşası adına!

Erdoğan milletvekili seçimine yükleniyor. Meclis’te AKP/MHP koalisyonunun (öyle ya artık ittifak yok!) çoğunluğu sağlayacağı yapıyla cumhurbaşkanlığı için ikinci tur seçimine girmek istiyor.

Parti teşkilatlarıyla eski/yeni milletvekilleriyle sürekli toplantı yapmasının nedeni bu…

Meclis çoğunluğunu almak. 301 vekili bulmak.

Kendi de farkında; bir daha Cumhurbaşkanı seçilme şansı yok.

TBMM’de çoğunluğu alırlarsa ancak! O da bir ihtimal.

Yapmak istedikleri yasa değişikliğiyle artık şu netleşti. Erdoğan ilk turda seçimi kazanamayacağını AKP/MHP koalisyonun da Meclis çoğunluğunu alamayacağını görüyor.

Oyununu buna göre kurguluyor.

Seçim yasası değişikliğinin sebebi bu… Kaybetmeyi görmenin telaşı…”

Paylaşın

Seçim Sistemi Değişikliği Erdoğan’ın Elini Güçlendirebilir

İngiltere’nin önde gelen gazetelerinden Financial Times, dün AK Parti ve MHP’nin gündeme getirdiği “Milletvekili Seçimi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” ile ilgili kapsamlı bir haber yayınladı.

Yapılan teklifin seçim sistemini değiştireceği ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elini güçlendirebileceğini yazan gazete, “Türkiye’de iktidardaki ittifak, seçim yasasını değiştirmek için bir plan yaparak muhalefetin parlamentoda Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın partisinden kontrolü almasını engellemeyi amaçlıyor” yorumunu yaptı.

Gazete, “2002’de iktidara gelen Erdoğan’a oy oranı son yılalrda ekonomik krizlerle birlikte azalıyor. 2018’de ülkedeki sistemi değiştirerek daha çok gücü elinde tutan Erdoğan’ın yine de hükümetin yıllık bütçesi gibi birçok kararı parlamentodan geçirmesi gerekiyor” ifadesine yer verdi.

“Erdoğan, avantajlı konuma geçebilir”

Gazeteye konuşan uzmanlar, seçimin yakın sonuçlarda tamamlanması durumunda değişiklik sebebiyle Erdoğan’ın avantajlı konuma geçebileceğini aktarırken, Financial Times, “İktidar bloğu parlamentoda çoğunluğa sahip olduğu için bu yasanın geçmesi olası” yorumunu yaptı.

Financial Times’taki haberde, “Yıllarca Erdoğan’a desteği azaltmaya çalışan muhalefet partileri ilk olarak 2019’da birlik olarak yerel seçimlerde AK Parti’yi yendi ve İstanbul, Ankara ve diğer büyük şehirleri elde etti. Seçim sistemindeki bu beklenmedik değişiklik gücü elinde tutmak için birçok aleti olan Erdoğan’ın karşısındaki muhalefetin karşısına çıkan zorluklardan en yenisi” ifadesi kullanıldı.

Paylaşın

Ukrayna Savaşı, Türkiye’nin Stratejik Konumunu Hatırlattı

Almanya Başbakanı Olaf Scholz, göreve gelmesinin ardından Türkiye’ye ilk ziyaretini gerçekleştirdi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile üç saati aşkın süren bir görüşme yaptı. Scholz’un ziyareti Alman basınında nasıl yorumlandı?

Alman gazetelerinde yer alan yorumlarda Türkiye ile Almanya arasındaki sorunların Ukrayna’daki savaş nedeniyle geri plana itildiği ancak çözüme kavuşmadığı fikri öne çıkıyor.

Frankfurter Allgemeine Zeitung’da yer alan yorum şöyle:

“Türkiye Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısından önce dış politikasını yeniden şekillendirmeye başlamıştı. Rus saldırganlığı, bu süreci hızlandırdı zira Türkiye’ye Batı ile bağlantılı olmanın yararını hatırlattı. Başbakan Scholz’un Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı ziyareti o nedenle doğru bir zamanda gerçekleşti. Türkiye, dış politikasını aylar önce düzeltti. Ankara, Birleşik Arap Emirlikleri ile İsrail ile ilişkilerini normalleştirdi, Ermenistan ile de (normalleşme) üzerinde çalışıyor.

Ukrayna’daki savaş, yeni yönelime güç veriyor. Batı’ya NATO üyesi Türkiye’nin stratejik konumunu hatırlatıyor; ayrıca son olarak Batı ile bağlantılı ve Rusya ile iyi ilişkilere sahip olan Türkiye ile İsrail’in yeni bir eksen oluşturabilecekleri belli oldu. […] Türkiye ne kadar güvenlik politikalarında önem taşısa da Ankara’nın yanılsamaya kapılmaması gerekir: Avrupa Birliği ile bir yakınlaşma Türkiye’deki insan hakları durumunun muazzam bir şekilde iyileşmesini şart koşuyor.”

Kölnische Rundschau’da yer alan “Yeni Alman-Türk Yakınlaşması” başlıklı yazıda ise şu ifadeler yer alıyor:

“Scholz Türkiye’de hukuk devletinin kaybolmasından çekingen bir biçimde söz etti. Almanya Başbakanı bu konu ve tutuklu Alman vatandaşları meselesinde Türkiye ile görüş farklılıkları olduğunu söyledi. İkili ilişkilerin ise iyi olduğunu belirtti. Erdoğan siyasi, ekonomik ve teknolojik işbirliğinin geliştirilmesini ümit ettiğini söyledi.

Uzlaşmayı ifade eden bu sesler Alman-Türk bağının daha az sıkıntılı olduğunu akla getiriyor. Türkiye’de demokraside gerilemeler, Erdoğan’ın Yunanistan kara sınırını açarak mülteci sorununda baskı yapması ve Doğu Akdeniz’deki saldırgan Türk politikası bu ilişkiyi gölgelemişti. Ukrayna Savaşı bu görüş ayrılıklarını gizliyor ancak çözüme kavuşturmuyor.”

Rheinpfalz gazetesinde de Scholz’ün Türkiye ziyaretinin iki ülke arasında kötüleşmiş olan ilişkilerde bir “ara nağme” olarak kalacağı yorumu yapılıyor:

“Saldırgan Putin konusunda ortak bakış açısının Almanya-Türkiye ilişkileri konusunda orta vadede yeni perspektifler doğurması muhtemel değil. Scholz Ankara’da Erdoğan’a oldukça dikkat gösterdi ve Cumhurbaşkanı’na bağlı hükümetin insan hakları ihlallerini sadece çekingen bir şekilde eleştirdi.

İnsan haklarını dış politikanın merkezine koyacağı iddiası ile göreve gelen bir Federal Hükümet, bu yumuşak politikayı tabanını öfkelendirmeden sürdüremez. Diğer tarafta Erdoğan da kendi milliyetçi seçmeninin takdirini kazanmak için Avrupa ve Almanya’ya severek eleştiriler yönelttiğini yeterince sık gösterdi. Scholz’un Türkiye ziyareti o nedenle iki ülke arasında son derece kötüleşmiş olan ilişkilerde bir ara nağme olarak kalacak.”

(Kaynak: DW Türkçe)

Paylaşın

‘AK Partili 14 Vekil Aylardır Erdoğan’dan Yanıt Alamıyor’ İddiası

Parti politikalarını tartışmak ve çeşitli önerilerde ya da uyarılarda bulunmak isteyen 14 AK Partili vekilin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşme talebine 6 aydır yanıt verilmediği öne sürüldü. 

Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan iddiaya göre, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile birlikte yürütme tamamen Meclis dışına çıkınca bu durum AK Partili milletvekillerinden de çok sayıda şikayet gelmesine neden oldu.

Cumhurbaşkanı ile görüşemeyen vekiller bakanlara dahi ulaşamaz hale geldi. Birçok toplantıda dile getirilen bu sorunu çözmek için Meclis’te “nöbetçi bakan” uygulaması başladı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da gruplar halinde milletvekilleri ile bir araya geldi. Ancak bu buluşmalar da milletvekillerinin seçim bölgelerine yönelik taleplerini dile getirdiği toplantılara dönüştü.

Parti politikalarını tartışmak, çeşitli önerilerde ya da uyarılarda bulunmak isteyen milletvekilleri bu kalabalık toplantılarda görüşlerini paylaşamadı.

Siyasi değerlendirmelerini aktarmak, tespit ettikleri eksiklikleri iletmek, yanlış gittiği düşünülen işlerin düzeltilmesi için önerilerde bulunmak isteyen vekiller bu kez ayrı randevular talep etmeye başladı.

Ancak bu randevulara da yanıt verilmedi. İddiaya göre AK Partili 14 milletvekilinin talep ettiği bir randevuya 6 aydır yanıt gelmedi.

Paylaşın

Bloomberg’den Dikkat Çeken ‘Erdoğan’ Analizi

Petrol fiyatlarındaki sert artış Türkiye ekonomisini olumsuz etkilerken, ABD merkezli finans ajansı Bloomberg’de “2023 seçimleri öncesinde Erdoğan’ın oy dertlerine petrol şoku eklendi” başlıklı bir analiz yayımlandı.

Artan petrol fiyatlarının zayıf TL’nin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkisini derinleştirdiğine dikkat çeken ajans, Erdoğan’ın enflasyonun yüksek, ücretlerin ise durgun olduğu bir ortamda zor bir seçime hazırlanırken petrol şokuyla karşı karşıya kaldığını vurguladı.

Hükümetin 2022’ye cari fazla hedefiyle girdiği ancak artan enerji fiyatlarının cari açığı artırarak bu hedefi ulaşılamaz kıldığı belirtilen analizde, dış ticaret açığındaki artışın TL’de ek değer kaybına neden olabileceğine dikkat çekildi.

“Erdoğan’ın hesaplarını zorlaştırdı…”

Halihazırda G20 ülkeleri içinde yüzde 54 ile en yüksek enflasyona Türkiye’nin sahip olduğunu hatırlatan ajans, petrol fiyatlarının bir yılda TL cinsi olarak iki kattan fazla artmasıyla enflasyonun daha da yükseleceğine işaret etti.

2023’teki seçimlere 14 aydan az bir süre kaldığı, Erdoğan’a desteğinin yüzde 40 civarında olduğu ve bunun 20 yılın en düşük seviyesi olduğu aktarılan analizde, ekonomide görünümün kötüleşmesinin Erdoğan’ın hesaplarını zorlaştırdığı yazıldı.

Erdoğan’ın istihdamı artırmak için Merkez Bankası’nı faizleri indirmeye zorladığını ancak artan enerji fiyatlarının döviz kurlarındaki artışla birlikte Türkiye’yi giderek derinleşen bir ücret-fiyat sarmalına soktuğunu vurgulayan ajans, petrol fiyatlarındaki artışın ekonomideki yansımalarını sıraladı.

“Petrol fiyatlarındaki artış enflasyonunu artırabilir”

Türkiye’nin günde ortalama 900 bin varil petrol ithal ettiğini, petrol fiyatlarına kur artışlarının da eklenmesiyle akaryakıta bir haftada 6 kere zam yapıldığını, bu durumun tüketici güveninde daha fazla düşüşe neden olabileceğini belirten ajans, muhalefetin enflasyondaki artışın küresel emtia fiyatlarındaki artıştan çok hükümetin kötü yönetiminden kaynaklandığını söylediğini aktardı.

Türkiye’de üretici enflasyonunun şubatta yüzde 105’e ulaştığı, bunun da yüzde 54 ile halihazırda 20 yılın zirvesinde tüketici enflasyonunda yükselişin süreceğinin sinyali olduğu vurgulanan analizde, petrol fiyatlarındaki artışın 2022 sonu enflasyonunu 4,8 puan artırabileceği tahminine yer verildi.

Paylaşın