Kılıçdaroğlu’ndan İndirim Tepkisi: Her Şeyiniz Skandal. Utanın Be!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Ağustos’taki Merkez Karar Yönetim Kurulu Toplantısı’nda (MKYK) Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi’ye Tarım Kredi Kooperatiflerine ait marketlerde fiyatları düşürme çağrısında bulunmuştu.

Haber Merkezi/ Talimat sonrası kooperatif marketlerinde “indirimli satışların” başlandığı açıklandı. Sabahın erken saatlerinde önlerinde kuyruklar oluşan kooperatif marketlerinde beklenen indirim tutarlarının hayata geçmediği görüldü.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 20-30 kuruşluk indirimler yapıldığını belirterek tepki gösterdi, “Ben perakendecilere indirim talebi mektupları yazarken, sen 10 ay seyrettin Erdoğan. Millet burnundan soluyor, sen indirim yalanları söylüyorsun. Yapıla yapıla 20-30 kuruşluk indirimler yapıldı. Her şeyiniz skandal. Utanın be!” dedi.

Dünkü fiyat- indirimli fiyat tablosu;

Patates 7,95 TL -aynı

Bulgur 14,90 TL -aynı

Fasulye 20,50 -aynı

2,5 kg pirinç 54,65 TL -aynı

Un kg 10 TL -aynı

Çay 78,90 TL -aynı

2 kg yoğurt 27,95 TL -aynı

5 kg deterjan 59,90 TL -aynı

16’lı tuvalet kâğıdı 49,90 -aynı

Mercimek 24,30 TL – 19,90 TL

Ayçiçek yağı 162,90 TL – 146,90 TL

Öte yandan, Tarım Kredi Kooperatifleri marketi ile zincir marketler arasındaki fiyatlar kıyaslandığında bazı ürünlerde zincir marketlerin daha ucuz olduğu anlaşıldı.

Paylaşın

New York Times’tan Çarpıcı Erdoğan-Putin Analizi

Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) önde gelen gazetelerinden New York Times, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin arasındaki ilişkiyi mercek altına alan kapsamlı bir analiz hazırladı.

Steven Erlanger imzalı haberde, “Erdoğan riskli bir seçime hazırlanırken ve Suriye’ye yeni bir operasyon gündemdeyken Türkiye, Rusya’dan nakit, gaz ve iş istiyor ve Moskova da Batı’nın yaptırımlarından kaçmak için müttefik istiyor” denildi.

‘Erdoğan’ın elde edeceği çıkar…’

Sözcü’nün aktardığı makalede, “Erdoğan gelecek yıl yapılacak seçimler öncesinde ekonomik krizle, yüzde 80’lere ulaşan enflasyon ve merkez bankasında döviz sıkıntısıyla birlikte siyasi zorluk yaşıyor. Putin’in de kendi dertleri var, Ukrayna’daki savaş, sert yaptırımlar gibi” yorumu yapıldı. Her iki ismin de karşılaştıkları zorluklar nedeniyle birbirlerine yakınlaştığı belirtilirken, “Son üç haftada iki kez görüştüler, sonuncusunda Soçi’de görüştüler” hatırlatması yapıldı.

Analizde Erdoğan ile Putin arasındaki yakınlığın NATO müttefikleri arasında rahatsızlık yarattığı belirtildi. Erlanger, “Erdoğan için bu ilişkiden elde edeceği çıkar Merkez Bankası’na nakit akışı, ucuz enerji, küresel anlamda önem, büyük ihracat pazarı, Rusya ile turizmin gelişmesi ve en önemlisi de Rusya’nın Suriye’deki Kürt ayrılıkçılara karşı mücadeleye destek vermesi” yorumunu yaptı.

‘Erdoğan ve Putin, frenemy oldu’

Her iki ismin de İngilizce “hem dost hem düşman” anlamına gelen “frenemy” olduğunu yazan gazete, Erdoğan’ın İran’ın başkenti Tahran’da Putin’i beklettiğini ve iki ülkenin farklı cephelerde karşı karşıya olduğunu aktardı. Gazete, Washington yönetiminin iki ülke arasındaki yakınlaşmayı dikkatlice izlediğini aktarırken ABD’nin eski NATO büyükelçisi Ivo Daalder açıklamalarda bulundu.

Daalder, “Erdoğan bütün seçeneklerini açık tutuyor. Bu, ülkelerin sadece kendi çıkarlarını düşündüğü zamanlarda oluşur ve müttefiklik ruhuna uygun düşmez” ifadesini kullandı. New York Times’taki haberde, “Erdoğan gelecek yıl yapılması planlanan seçimlerden önce anketlerde kötü sonuçlar aldı. En büyük kırılganlığı, yıkılmış bir ekonomi, halkın bezmiş olması ve milyonlarca mülteci” yorumuna yer verildi.

Paylaşın

Erdoğan’dan Partisine ‘Kılıçdaroğlu’ Talimatı

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “Bizdeki seçmen bilgileri, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) elinde yok” sözlerinin ardından başlayan tartışma alevleniyor. Seçmen listesi tartışması Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da gündeminde.

Cumhuriyet’ten Selda Güneysu’nun kulis haberine göre; Erdoğan, kurmaylarından Kılıçdaroğlu’nun çıkışı ile ilgili “YSK’ye sorun, liste işi nedir?” diyerek bilgi istedi. İktidar tartışmayı “fişleme” temeline oturturken AKP kurmayları da olayı Erdoğan’a üç tez üzerinden açıkladı.

AKP kurmaylarının ilk tezine göre; Kılıçdaroğlu “Bu bilgiler YSK’de yok” derken “her seçim döneminde YSK’nin paylaştığı listelere sosyal medyadaki anket şirketlerinin seçmenlerle ilgili paylaştığı verileri de ekleyebileceğini” savunuyor. Bununla birlikte Kılıçdaroğlu’nun kamuoyunda “sanki elinde daha fazla bilgi varmış gibi algı yürüttüğünü” savunan kurmaylar, “aslında CHP’nin sadece anketlerden seçmenlere ilişkin aldığı ek bilgileri kendi sistemine kaydetmiş olabileceğini” ileri sürüyor.

Adaylık çıkışı mı?

Parti yönetiminin konuya ilişkin Erdoğan’a sunduğu ikinci tez ise sosyal medyadaki seçmen beğenileri üzerine CHP’nin veri topladığı iddiası. Kılıçdaroğlu’nun bu beğeni verilerini “YSK verileri ile birleştirip, ek bir bilgi varmış gibi sunduğunu” öne süren AKP’li kurmaylar ayrıca Kılıçdaroğlu’nun bu çıkışının “aynı zamanda adaylık çıkışı olduğunu” savunuyor.

Kılıçdaroğlu’nun bu açıklamayı yaparak “kendi seçmeni üzerinde etki yaratmaya çalıştığını” savunan AKP kurmayları, “Kılıçdaroğlu kendi seçmenine YSK ile ilgili sözleriyle ‘Bakın bizim elimizde neler var’ diyerek kendini Cumhurbaşkanlığı adaylığına hazırlıyor. Bu tartışmalarla hem elini güçlendirdiğini düşünüyor hem de seçmenlerini sandığa çekiyor olabilir” değerlendirmesini yapıyor.

Paylaşın

AK Parti’de Yeni Kavga: Erdoğan Kimi Seçecek?

Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerine bir yıldan az süre kala gözler, siyasi partilerin atacağı adımlara çevrildi. Reklam kampanyaları için çalışmalara start verilirken, iktidar partisinde bu konuda da ‘tartışma’ yaşandığı öğrenildi .

Cumhuriyet gazetesi yazarı Barış Pehlivan, “Merak ediyorum, AKP’nin seçim sürecindeki en üstteki reklam ajansı ne olacak? Yani, iktidar için en kritik seçimde ana stratejiyi ve görev dağılımını kim belirleyecek? Kısacası, Erdoğan yeni Erol Olçok olarak hangi ismi seçecek?” diye sorduğu yazısında şunları kaydetti:

“Ve acaba, büyük paraların döneceği bu süreçte o ajans Fahrettin Altun etkisinde mi, yoksa Hamza Dağ’ın kontrolünde mi olacak? Peki, ya AKP’nin eski tanıtımdan sorumlu ismi Mahir Ünal’ın varlığı hissedilecek mi o ajans üzerinde?

Bu sorular şu an iktidar partisinde yoğun olarak konuşuluyor, hatta kavga nedeni bile oluyor, benden söylemesi.”

Yazının tamamını için TIKLAYIN

Erol Olçok

Erol Olçok, 1987 yılında Arter Reklam Ajansı’nı kurdu ve siyasal tanıtım faaliyetine Refah Partisi’nin seçim çalışmalarıyla başladı.

Ardından birçok kişisel aday kampanyası yaptı. Mehmet Ali Şahin’in 1987’deki adaylığı da bunlardan bir tanesi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanlığı görevinde bulunduğu dönem onunla basın danışmanı olarak çalıştı. O sırada Doğru Yol Partisi’nden (DYP) teklif aldı.

Tansu Çiller’e bir sunum hazırladı. 1999 seçimlerinde DYP’nin Türkiye genel seçim kampanyasını yaptı.

AKP’nin kuruluş çalışmaları sırasında Erdoğan’ın birlikte çalışma teklifini kabul etti. Partinin isminin bulunmasından kuruluşuna kadar birçok konuda etkin rol oynadı. İktidar partisinin bütün genel ve yerel seçim kampanyalarını yönetti.

15 Temmuz 2016’da Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) içindeki FETÖ yapılanması tarafından düzenlenen darbe girişiminde Boğaziçi Köprüsü’nde 16 yaşındaki oğluyla birlikte hayatını kaybetti.

2018 seçimlerinde Erdoğan’ın, yakın arkadaşının yokluğunu fazlasıyla hissettiği konuşuluyordu.

Paylaşın

11 İlin Emniyet Müdürü Ve 329 Kaymakamın Görev Yeri Değişti

11 ilin emniyet müdürü değişirken, Diyarbakır ve Giresun emniyet müdürleri merkeze çekildi. 100’den fazla kaymakamın ve birçok ilin vali yardımcılarının görev yerleri de değiştirildi.

Haber Merkezi / Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan imzalı Emniyet Müdürleri Kararnamesi Resmi Gazete’de yayımlandı. Karar göre 13 ile yeni emniyet müdürü atandı. Diyarbakır ve Giresun emniyet müdürleri merkeze alındı.

İçişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, 2022 yılı Mülki İdare Amirleri Atama Kararnamesi ile bulundukları yerlerde görev sürelerini tamamlayan, hizmet veya mazeretleri gereğince kararname kapsamına alınan 422 Mülki İdare Hizmetleri sınıfında görev yapan vali yardımcısı, kaymakam, bakanlık merkez teşkilatında görevli olanlar ile hukuk müşavirlerinin yeni görev yerleri liyakat ve kıdemleri esas alınarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile atandı.

Görev yerleri değiştirilen emniyet müdürleri şöyle;

  • Sakarya Emniyet Müdürü Fatih Kaya, Diyarbakır Emniyet Müdürü,
  • Antalya Emniyet Müdürü Mehmet Murat Ulucan, Şanlıurfa Emniyet Müdürü,
  • Şanlıurfa Emniyet Müdürü Selçuk Doğuş, Sakarya Emniyet Müdürü,
  • Emniyet Genel Müdürlüğü Personel Daire Başkanı Orhan Çevik, Antalya Emniyet Müdürü,
  • Emniyet Genel Müdürlüğü Belge Yönetimi ve Koordinasyon Daire Başkanı Recep Güzel Yazıcı, Giresun Emniyet Müdürü
  • Vekâleten Karabük Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Kadir Yırtar, Karabük Emniyet Müdürü,
  • Vekâleten Kütahya İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Hakan Sıralı, Kütahya İl Emniyet Müdürü,
  • Vekâleten Nevşehir İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Ali Loğoğlu, Nevşehir Emniyet Müdürü,
  • Vekâleten Siirt İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Hakan Yıldırımoğlu, Siirt Emniyet Müdürü,
  • Vekâleten Sinop İl Emniyet Müdürlüğü görevini yürüten Polis Başmüfettişi Tarıkhan Çetiner, Sinop İl Emniyet Müdürü,
  • İstanbul Terörle Mücadeleden sorumlu Emniyet Müdür Yardımcısı Polis Başmüfettişi Kayhan Ay, Kastamonu Emniyet Müdürü olarak atandı.

Diyarbakır Emniyet Müdürü Hüseyin Aşkın, Polis Başmüfettişi; Giresun Emniyet Müdürü Saruhan Kızılay ise Emniyet Genel Müdürlüğü Belge Yönetimi ve Koordinasyon Daire Başkanı olarak atanarak merkeze çekildi.

329 kaymakamın görev yerleri değiştirildi”

İçişleri Bakanlığı’ndan konuya ilişkin yapılan açıklamada, “2022 yılı Mülki İdare Amirleri Atama Kararnamesi ile bulundukları yerlerde görev sürelerini tamamlayan ve hizmet veya mazeretleri gereğince kararname kapsamına alınan 422 Mülki İdare hizmetleri sınıfında görev yapan vali yardımcısı, kaymakam, bakanlık merkez teşkilatında görevli olanlar ile Hukuk Müşavirlerinin yeni görev yerleri liyakat ve kıdemleri esas alınarak Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın onayı ile atanmışlardır” denildi.

Açıklamada ayrıca şöyle denildi:

“1. sınıf ilçede görev yapan 46, 2. sınıf ilçede görev yapan 37, 3. sınıf ilçede görev yapan 43, 4. sınıf ilçede görev yapan 104, 5. sınıf ilçede görev yapan 38, 6. sınıf ilçede görev yapan 61 olmak üzere toplam 329 ilçemizin Kaymakamının görev yerleri değiştirilmiştir.

İstanbul’da 12, Ankara’da 4, İzmir’de ise 10 Kaymakamın görev yerleri değiştirilirken, kayyumluk görevi de icra eden Kaymakamlardan 12’si farklı görevlere atanmış, yerlerine yeni kaymakamların ataması yapılmıştır.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde atamaya tabi tüm ilçelere Kaymakam ataması gerçekleştirilirken bu bölgelerde tayine tabi olan Vali Yardımcıları, Kaymakamlar ve özellikle kayyumluk görevi icra edenler daha üst görevlerde değerlendirilmiştir. Kararname sonrası boş kalan ilçelerimize Kaymakam Vekili görevlendirilmiş olup 922 İlçemizin tamamına Kaymakam verilmesi sağlanmıştır.”

Resmi Gazete’de yayımlanan atama kararnamesiyle ayrıca;

Göç İdaresi Başkanlığında boş bulunan Başkan Yardımcılığı görevine Bakanlığın İç Güvenlik Stratejileri Dairesi Başkanı Can Ozan Tuncer getirildi.

Uyum ve iletişim Genel Müdür Vekili Gökçe Ok, Yabancılar Genel Müdürü Vekili Gözde Özkorul, Uluslararası Koruma Genel Müdür Vekili Muhammet Selami Yazıcı, Düzensiz Göç ile Mücadele ve Sınır Dışı İşleri Genel Müdür Vekili Ramazan Seçilmiş ile Rehberlik ve Denetim Başkan Vekili Hacı Memet Gürlek aynı görevlere asaleten atandı.

İller idaresi Genel Müdürlüğü Daire Başkanı Mustafa Fırat Taşolar, Yönetim Hizmetleri Genel Müdürü oldu.

Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda Komutan Yardımcısı Tuğamiral Cengiz Fitoz Tümamiralliğe, Sahil Güvenlik Karadeniz Bölge Komutanı SG Albay Ahmet Bahadır Tuğamiralliğe, Sahil Güvenlik Akdeniz Bölge Komutanı SG Albay Oğuz Bavbek Tuğamiralliğe terfi ettirildi.

Rütbeleri yükseltilen üç ismin görev yerleri ise değişmedi.

Paylaşın

İktidarın Tüm Hesapları Seçime Odaklı

İçeride çıkmaza giren Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dışarıdan nefes almanın yollarını arıyor. Seçim takvimi yaklaşırken iktidarının ömrünü uzatmak adına yapılan hamlelerle dış politikada zikzaklar çiziliyor. Soçi Zirvesi, Suriye krizi, Şanghay’daki görüşme trafiği, Rusya ile artan temaslar gerek Batı’da gerekse iç siyasette, Ankara’nın seçimi kurtarmak adına bir eksen değişikliğine gittiği tartışmalarını da beraberinde getirdi.

Batı medyasında çıkan haberler, bu tartışmalara kapı aralarken dün de Finansial Times’ta ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye’ye ‘yasadışı Rus sermayesi veya işlemleri için güvenli bir liman haline gelmeme çağrısında bulunduklarını’ bildiren açıklaması dikkat çekti. İktidara yakınlığı ile bilinen Türkiye Gazetesi’nin önceki gün manşetinde yer alan, ‘Erdoğan’ın Suriye Devlet Başkanı Esad ile telefonda görüşeceği’ haberi bir başka önemli gelişme oldu. Suriyeli kaynaklar haberi yalanlasa da konunun yandaşlar tarafından tartıştırılıyor olması önemli. Öte yandan iktidara desteğiyle öne çıkan Aydınlık gazetesinin önceki günkü, iktidarı “Atlantik Sistemi’ne uyum gösterip Üretim Devrimi’ne yan çizmekle” suçlayan manşeti de bir diğer ayrıntı oldu.

Konuya ilişkin Birgün’den Mehmet Emin Kurnaz’a değerlendirmelerde bulunan uzmanlar, son dönemki gelişmelerin Türkiye’nin eksen kayması yaşadığı şeklinde yorumlanmasının abartılı ve gerçek dışı olduğu yorumunu yaptı. Uzmanlara göre iktidar içeride sıkıştı. Batıdan ve NATO çizgisinden çıkmaya niyeti de yok. Sıcak para bulabileceği, kendine alan açabileceği her fırsatı değerlendirme gayreti içinde. Seçime kadar günübirlik gel git politikalarına devam ederek ayakta kalmaya çalışacak.

Bir yıl boyunca gelgitler artacak

“İktidarın son dönemki hamleleri konjonktürel oynamalardır” diyen emekli Büyükelçi Engin Solakoğlu, “Türkiye’nin eksen değiştirmesinden ziyade AKP’nin iktidara tutunma çabaları olarak değerlendirilmesi gereken eylemler. Bunların kökü yok, bu konulara dair daha çok batıda Finansial Times gibi yayınlarda çıkan haberler var. Türkiye NATO zirvesine katıldığında da ‘geri döndü’ diyorlar. Sonra Soçi’de görüşme yapılıyor, bu sefer ‘ekseni değişti’ filan diyorlar. Böyle eksenler kolay değişen eksenler değildir” ifadelerini kullandı. Türkiye’nin NATO’nun çok uzun yıllardır üyesi olduğunu söyleyen Solakoğlu şu değerlendirmeyi yaptı: “Bütün altyapısı NATO’ya uyarlanmış. Yani önümüzdeki on ay içerisinde, seçime kadar AKP bu gelgitleri yapacaktır ama bunlar sonuç olarak öze ilişkin eylemler değildir. Bunlar kısa vadede AKP’nin iktidarda kalmak için birtakım çıkarlar elde etmeyi umduğu eylemlerdir. Bunlar ekonomik çıkarlar olabilir. Batıyla pazarlıkta elini yükseltme amacı olabilir. Yani bunların hepsini birden deniyor şu anda AKP Genel Başkanı. Yani burada tek tek olaylar üzerinden Türkiye’nin yönünü çevirdiği yorumu yapmak mümkün değil. Gerçekçi de değil. Batının zaman zaman başvurduğu bir tür gözdağı verme yöntemi de diyebiliriz. AKP de neticede Batı’nın iktidara getirdiği bir partidir. Dolayısıyla AKP’nin zaten böyle bir niyeti de yok.”

Kendine alan açmaya çalışıyor

Eksen tartışmalarını abartılı bulduğunu söyleyen Uluslararası İlişkiler Uzmanı Soli Özel ise “Tabii benim bunu abartılı bulmam Türkiye’nin izlediği politikanın mantığını tam olarak anladığım anlamına da gelmiyor. Türkiye gene dünya sistemindeki boşluklardan yararlanarak kendine alan açmaya çalışıyor. Fakat açıkçası ben bugünkü uluslararası ortamın Türkiye’nin arzu ettiği genişlikte bir alanın önünü açmış olduğu kanısında değilim. Ama şunu da kabul etmek lazım. Tahıl koridoru anlaşması çok önemli bir anlaşma. Herkes Türkiye’nin bunun gerçekleşmesindeki payını kabul ediyor. Zaten Türkiye bu işlerin içinde olmasa o koridorun açılabilmesi mümkün değil. Çünkü yolu Türkiye kontrol ediyor. O anlamda son derece olumlu bir katkı yaptı ve bu şekilde sadece Ukrayna’ya destek veren Batılı müttefiklerinin değil bir bakıma Rusya’nın da hayır duasını alıyor” diye konuştu.

Çizgiyi aşmaması yönünde uyarıyorlar

Bu anlaşmayla Rusya’nın da kendi mallarını gönderebilmesinin yolunun açıldığını vurgulayan Özel, “Şimdi buradan yola çıkarak Türkiye’nin Rusya’ya doğru yöneldiğini söylemek mümkün değil. Çünkü buradan asıl yararlanması beklenen ülke de Ukrayna. Buna karşılık şunu hatırlatayım. Amerikan Hazine Bakan Yardımcısı bir buçuk ay önce Türkiye’ye gelmişti ve Türkiye’yi özellikle finansal konularda yaptırımları delme yoluna girmemesi konusunda uyarmıştı. İran’ın ambargosunun delinmesine benzer bir şeye belli ki bugünkü kritik ortamda hiç de sıcak bakılmayacak, daha doğrusu göz yumulmayacak. Bu arada tabii Türkiye’ye Rus vatandaşlarının sermayesi geliyor. Bunların içinde oligarklar var mıdır yok mudur onu bilmiyorum. İşte dört yüz bin dolar veren, Türkiye vatandaşı olabiliyor. İnce bir çizgi var ortada, Türkiye’nin o ince çizgide ters tarafa kaymaması konusunda uyarılar yapılıyor. Ben Financial Times’daki yazıyı da bu şekilde değerlendiriyorum” dedi.

Krizler pansumanla düzelecek gibi değil

Erdoğan’ın bir buçuk ay önce NATO Zirvesi’nde Rusya’yı düşman ilan eden bir belgenin altına imza attığını hatırlatan Özel, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ondan sonra biz denge politikamıza devam edeceğiz demek açıkçası normal sayılmaz ve o denge politikasının devam ettirme alanının ne kadar var olduğu açıkça tartışılabilir. Yönetim, para bulabildiği her yerden para bulmak için uğraşıyor. Güya Suudi Arabistan’dan da on milyar dolar gelecekmiş. Akkuyu nedeniyle Rusya’dan yedi milyar dolar gelmiş. Bu şekilde rezervler yukarı çekilmiş. Ama bugünkü iktisat politikası devam ettikçe Türkiye’nin kendini dertten kurtarabileceğini açıkçası pek sanmıyorum. Yani bu meseleler pansumanla geçiştirilecek gibi bir durum değil. Ama seçime kadar bulunabilecek her yerden para bulma işine yöneticiler her şeyi yapacaklar gibi gözüküyor.”

Görüşme iddiasına yalanlama

Üst düzey Suriyeli kaynaklar, Türkiye medyasının “Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad arasında bir telefon görüşmesi olabileceği” yönündeki haberleri kesin bir dille yalanladı. Türkiye gazetesinde dün yayınlanan bir haberde, İran ve Rusya ile yapılan Tahran ve Soçi görüşmelerinde “Suriye sahasına yansıyacak önemli kararlar alındığı” belirtildi. Haberde, “Ankara’nın ‘Henüz erken’ dediği Erdoğan ile Esad görüşmesinin bir telefon düzeyinde de gerçekleşebileceği” iddiası da yer almıştı.

Paylaşın

FT: Erdoğan Riskli Bir Oyun Oynuyor, Jeopolitik Pokerinde Dikkatli Olmalı

İngiliz Financial Times (FT) gazetesi bugün başyazısını Türkiye-Rusya ilişkilerine ayırdı. Gazete Erdoğan’ın kazanmak istediği seçimler öncesi Rus sermayesini Türkiye’ye çekmek istediğini ancak Ankara’nın Moskova’yla yakın işbirliğinin, ABD’nin misillemesini tetikleyebileceği yorumunda bulundu.

Financial Times’ın başyazısı, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan için bir fırsat yarattığı, Erdoğan’ın önemli bir devlet adamı olarak taraflar arasında arabuluculuk yapabilmesine imkan sağladığı tespitiyle başlıyor. Gazete, Ukrayna ve Rusya arasında varılan tahıl koridoru anlaşmasındaki rolü nedeniyle Erdoğan’ın övgüyü hak ettiğini belirtiyor.

Başyazı şöyle devam ediyor:

“Ancak Erdoğan, Moskova’yla önemli ekonomik bağları korumaya dikkat ediyor. Cuma günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı 4 saat süren ve samimi görünen görüşme, Batı başkentlerini kaygılandırıyor. Zira Erdoğan, Moskova’yla bağlarını derinleştiriyor. Üstelik NATO müttefikleri tam aksine yaparken ve Kremlin, Batı’nın yaptırımlarını bypass etmenin yollarını ararken.

Financial Times, Türkiye’nin, ABD ve AB’nin, Ukrayna’yı işgali sonrası Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılmadığını, Rusya’dan petrol ve gaz almaya devam ettiğini, hava sahasını da ticari Rus uçaklarına açık tuttuğunu hatırlatıyor.

“Erdoğan ve Putin’in Soçi’de tam olarak hangi konularda anlaşmaya vardıkları belli değil” diyen gazete, görüşmesi sonrası yapılan iki açıklamayı hatırlatıyor.

Rusya Başbakan Yardımcısı Aleksandr Novak, Türkiye ile Rusya arasındaki doğal gaz ticareti ödemelerinde kısmen rubleye geçilmesi konusunda anlaşma sağlandığını açıklamıştı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da doğal gaz ödemelerinde ruble üzerinde mutabık kalındığını doğrulamış; Rus turistlerin Türkiye’de ödeme yapmasını kolaylaştıran kart sistemi Mir hakkında, “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

Financial Times’a göre Visa ve Mastercard’ın Rusya’daki operasyonlarını askıya aldığı bir dönemde Batılı ülkeler, Mir bağlantısının, yaptırımların etkisiz kılınması için kullanılmasından endişeli.

“Gerçi henüz bununla ilgili bir kanıt yok” diyen gazete, Erdoğan’ın Ukrayna istihbaratının sızdırdığı Rusya’nın bankacılık ve enerji alanlarında daha derin işbirliği yapılmasına yönelik önerilerini ise kabul ettiğini yazıyor. Bunun, Moskova’ya, Batı’nın yaptırımlarını aşmaya yardımcı olabileceğini ekleyerek…

‘Erdoğan elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir’

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türkiye’de önümüzdeki yıl yapılacak seçimleri kazanmak istediğini, Türkiye’nin borç ve kur krizinin büyümesinin ise onun ekonomiyi kötü yönetmesinden kaynaklandığını belirten Financial Times’ın başyazısı şu satırlarla noktalanıyor:

“NATO üyesi olmasına karşın, Türkiye’nin yasal olarak, ABD ve AB’nin Rusya’ya uyguladığı yaptırımlara katılma zorunluluğu yok. Yine de Moskova’yla ekonomik ilişkilerin derinleştirilmesi, muhtemelen Batı’yla sürtüşmeye neden olacak. Özellikle de, Türkiye, İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyelikleri konusunda ayak direrken…

Üst düzey bir yetkili, Erdoğan’ın Cuma günü sinyalini verdiği şeyleri yapması halinde, Batılı ülkelerin şirketlere ve bankalara Türkiye’den çekilme çağrısı yapabileceklerini söyledi. Ancak Türkiye gerek jeopolitik olarak gerekse de Batılı işletmeler için çok önemli bir ülke.

Avrupa, Ankara’nın, Suriye ve diğer ülkelerden gelen, ağırladığı 3,7 milyon mülteciyi kıtaya sürebileceğinin farkında. Bu ihtimal Avrupa’yı endişelendiriyor.

ABD daha önce Türkiye’ye yönelik cezalandırıcı önlemler almıştı. Örneğin Rus hava savunma sistemini satın aldığında…Ancak Türkiye’ye yönelik yeni Amerikan yaptırımları risk teşkil ediyor.

Böylesi bir yola başvurulması halinde, yaptırımlar öyle bir şekilde ayarlanmalı ki, Erdoğan gelişmeleri ülkesinde kamuoyunda istismar etmemeli. Ancak yine de bu yaptırımlar Türkiye’ye, Moskova’yla işbirliğinin faydalarını etkisiz kılacak zararlar verebilir.

Erdoğan, jeopolitik pokerinde dikkatli olmalı zira elindeki kartlara gereğinden fazla güveniyor olabilir.”

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Vladimir Putin, AK Parti’yi Zafere Taşır Mı?

Karar gazetesi yazarı İbrahim Kahveci, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bir yandan Ukrayna tahıl koridoru için aracı olurken diğer yandan Vladimir Putin’le Soçi’de mutabakat arayışlarını değerlendirdi.

Rusya ile ticari ilişkilerin gelişmesi, Kaşıkçı dosyasının Suudi Arabistan’a verilmesi, Akkuyu nükleer santralinde tüm kontrolün Ruslara geçmesi gibi gelişmelerin Türkiye’ye kaynak aktarımı ile bağlantısına değinen Kahveci, Erdoğan’ın seçim kazanmak için attığı bu adımlar karşısında “insan hayret ediyor” diye yazdı.

İbrahim Kahveci’nin Putin AK Parti’ye zafere taşır mı? başlıklı yazısı şöyle:

“Şimdi sormamız gereken soru şu: Acaba oyun kurucu bir rolde miyiz yoksa parasızlıktan oyun mu oynuyoruz?

Soçi zirvesi sonrası tartışmalar daha da artıyor. Ukrayna’ya saldıran işgalci Putin ile anlaşıp yaptırımlar mı deliniyor?

Yoksa bir tarafta Ukrayna ile diğer tarafta Rusya ile çıkarlarımızı korumak için mi çalışılıyor?

Mesela iki ülke ile Türkiye masasında yapılan ‘Tahıl Koridoru’ anlaşması küresel gıda tedarikinde önemli bir adımdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bir bakıma küresel gıda krizine önemli bir katkı sunmuş oldu.

Lakin ‘Tahıl Koridoru’ anlaşması doğrudan Türkiye için bir gıda ucuzluğu anlamına gelmiyor. Gelen gemiler Boğazlardan geçip gidiyor…

***

Tahıl Koridoru anlaşması ile oluşan küresel sempati Soçi Zirvesinde varılan mutabakatları da hoş gördürür mü?

Çin ve İran’ın bile temkinli yaklaştığı Rusya ile ticarette bu kadar geniş açılımlarımız bizim için ne ifade ediyor?

Uğur Gürses T24’deki yazısında Merkez Bankası rezervlerinin 26 Temmuz-05 Ağustos arasında 98 milyar 984 milyon dolardan 110 milyar 340 milyon dolara yükselişine dikkat çekiyor. Ortada 11 milyar 356 milyon dolarlık bir rezerv artışı gerçeği var.

Bu paranın nereden gelmiş olabileceği konusunda da tek adres olarak Rusya’ya işaret ediyor.

***

Mersin Akkuyu Nükleer Santralinde ilginç gelişmeler yaşanıyor. Türkiye’nin yüzde 49 hissedarlığı yıllar geçmesine rağmen gerçekleşmiyor. Hatta Rusya tarafı inşaat aşamasındaki Türk şirketinin de işine son verdi.

Basında yer alan haberlere göre Rusya Akkuyu bahanesi ile Türkiye’ye 15 milyar dolar gibi bir kaynak aktaracakmış.

Şimdi durduk yere bu paranın gelmesi ne ifade ediyor?

***

Daha düne kadar şer güç dediğimiz birçok ülke ile sıcak ilişkiler kurmaya başladık. Bu konuda en somut örnek BAE ve S. Arabistan gösterilebilir.

15 Temmuz’un finansörü dediğimiz BAE ve Cemal Kaşıkçı’yı ülkemizde katleden S. Arabistan… Bu can bu bedende olduğu sürece dediğimiz S Arabistan ile karşılıklı ziyaretler gerçekleştirdik.

Hatta yetmedi Kaşıkçı davasını da bir bakıma egemenlik hakkımızdan feragat ederek S Arabistan’a devretmiş olduk.

Gelen haberlere göre SWAP da gelecekmiş.

Sanırım Rusya’dan gelen dövizler gibi…

***

15 Temmuz 2016 hain FETÖ darbe girişimi ardından ilk hamlelerimizden olan “Varlık Barışı” işinde yeni düzenlemeler dün aklımıza geldi.

İnsan hayret ediyor tabii…

Hayret edecek o kadar çok şey var ki aslında… Mesela 2018-2020 döneminde Çin’den 40 milyar dolar gelecek beklentisi ile Uygur Türklerine karşı tavrımız da hayret verici… Ya da bu can bu bedende dedikten sonra S. Arabistan ile Kaşıkçı dosyasına da hayret edebiliriz.

***

Şimdi sormamız gereken soru şu: Acaba oyun kurucu bir rolde miyiz yoksa parasızlıktan oyun mu oynuyoruz?

Rusya ilişkileri de bu çerçevede mi gelişiyor?

***

Döviz durumumuz belli. Ne olduğu belli olmayan bir para politikası düşüncesi ile ülkede ne kadar döviz varsa satıldı. Aslında kasada döviz falan yok. Olanlar tefeci parası gibi düşüneceğimiz swaplar. Bir de milletin bankalardaki dövizinin yüzde 25’i olan karşılık parası.

Sadece swaplar düşülse eksi bakiyedeyiz ama öyle az bir eksi de değil bu.

Dolar son bir yılda 8 liradan 18 liraya geldi. KKM’ye rağmen döviz durmuyor.

KKM ise ayrı bir bela… Sadece bu yıl bu gidişle KKM’ye en az 200 milyar lira ödemede bulunacağız.

Merkez Bankası tarafını da işin içine aldığımızda bu tutar 300 milyar lirayı da geçebilir.

Kısaca acil ama çok acil dövize ihtiyacımız var. Bu ihtiyacımız da öyle az bir döviz değil. En azından seçimleri çıkartmak için 40-50 milyar dolar kaynak bulmamız gerekiyor.

Acaba İşgalci Putin ile giriştiğimiz bu hamleler önümüzdeki seçimde AK Parti’yi kurtarmaya yetecek mi?

Gerçekten çok enteresan bir süreç yaşıyoruz. İzleyip göreceğiz…”

Paylaşın

Türkiye İle Rusya’nın Yakınlaşmasının Olası Sonuçları Ne Olur?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in Soçi buluşmasında iki ülkenin siyasi, ekonomik ve ticari alanlardaki işbirliklerinin masaya yatırılması ve ruble üzerinde varılan mutabakat iki ülkenin daha da yakınlaştığına dair yorumlara neden oldu.

Yakın zamanda Financial Times gazetesinde yer alan haberde Batılı başkentlerin iki ülke yakınlaşmasından endişe duymaya başladığını ve Rusya’nın yaptırımlardan kaçınmasına yardımcı olması halinde Türkiye’nin cezalandırıcı önlemlerle karşı karşıya kalabileceği belirtildi.

Putin’le rubleyle ödemede mutabık kaldıklarını belirten Erdoğan, Moskova’nın Batı yaptırımları sonrası kullanımını artırdığı Rus ödeme sistemi ‘Mir’ ile ilgili “Şu anda bizim beş bankamız bunun üzerinden çalışmalarını sürdürüyor” demişti.

ABD ve Avrupa ise ‘diz çöktürmeye’ çalıştığı Rusya’ya yönelik yaptırımların bir başka ülke tarafından delinmesini istemiyor.

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, Ankara ve Moskova arasındaki bu yakınlaşmanın politik iktisat uzantıları olacağı görüşünde.

Ve bir endişeye dikkat çekiyor; “İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum” diyor:

”Politik iktisat uzantıların, kayıt içi yani formal ilişkiler dahilinde değil, kayıtdışı ve bölgedeki her türlü kaçakçılık, kaynağı belirsiz servetler ve de bunların yer değiştirmesinin İstanbul’dan kontrol edilmesine yönelik bir adım olacağını düşünüyorum. Ve bundan da endişeliyim. Yani İstanbul’da finans sermayesi adı altında bir kayıp para aklama cennetinin adımlarının atıldığını düşünüyorum. Bu sadece Ukrayna sonrası konjonktüre bağlı değil, uzun yıllardan beri AKP’nin ekonomi yönetimi altında bölgede bir hap olma özelliği taşıyor. Bunun birçok ipucunu gördük; Kolombiya ile olan ticari ilişkiler, bölgedeki göçmen ticaretinde Türkiye’nin rol oynamaya sürüklenmesi…”

Halihazırda Türkiye’nin Rusya ile ticaret hacminin yaklaşık 50 milyar Dolar olduğunu ve bunun son derece formal bir ilişki olduğunu dile getiren Prof. Dr. Erinç Yeldan, Batı’nın bu yakınlaşmadan dolayı doğan kaygısının yersiz olduğunu savunuyor.

“Rusya ile ticaret hacmimiz 50 milyar dolar, karşılıklı anlaşma veya ticari değerlendirmelere gerek duymayacak kadar son derece açık ve net. Onlardan enerji ithal ediyoruz, onlara da gıda ve tüketim malı ihraç ediyoruz. Şimdi bu ticaret biçiminin derinleşmesinde Batı’yı kaygılandıracak herhangi bir neden göremiyorum. Son derece formal bir ticaret ilişkisi. Sonuçta Batılı ülkeler de Rusya’dan doğalgaz ithal edebilmenin yollarını arıyor.”

Fakat son dönemde Erdoğan ve Putin arasında yapılan anlaşmaların kapalı kapılar arkasında olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Erinç Yeldan; ”Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak?, Türkiye ne taahhüt ediyor,?” sorularını soruyor:

“Bu ticaretin hangi mallarla alakalı olmasından ziyade, biçimi beni kaygılandırıyor. Çünkü kapalı kapılar ardında resmi dökümanlara hiç geçmeyen ve siyasi olarak her iki liderin de şiddetle kendi ülkelerinde desteğe ihtiyacı olduğu bir dönemde oluyor. O nedenle Türkiye ne taahhüt ediyor, bu bilinmiyor. Yani Erdoğan’ın buradan elde edeceği siyasi başarının bedeli ne olacak? Bu yakınlaşmada Rusya bize hangi bedeller karşılığında enerji, doğalgaz ihraç ediyor olacak? Burada bir dizi içinde Suriye sorununun da olduğu kapalı kapılar ardında enformal, kayıtdışı gelişmelerin yaşanmakta olduğunu ve yaşanabileceğini düşünüyorum. Rusya-Çin-Türkiye yakınlaşmasında en büyük kaygı budur. Türkiye’nin ihraç edebileceği şeyler ötesinde, bölgede askeri üsler, kayıt altına girmeyecek ikili ilişkiler, kaçakçılık gibi kayıtdışının merkezi olmaya sürüklenmesinin endişelerini yaşıyorum.”

AB ülkeleri yaptırım uygular mı?

Kadir Has Üniversitesi İdari Bilimler Dekanı Prof. Dr. Erinç Yeldan, AB ülkeleri arasında bu yakınlaşmaya karşı yaptırım uygulayabilecek ülkelerin olabileceğini fakat Avrupa’nın bir bütün olarak etkili bir yaptırım süreci içine girmeyeceğini düşünüyor.

Prof. Dr. Yeldan, şimdiye kadar Avrupa ülkeleri ciddi yaptırımlarla Rusya’yı köşeye sıkıştırmış gibi görünse de bu iktisadi yaptırımlarla bir ülkenin hizaya getirilemeyeceği ve de cezalandırılamayacağı görüşünde.

Aksi durumda da her ülkenin kendi başının çaresine bakabileceğini söylüyor.

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan ise, Türkiye-Rusya arasındaki ekonomik işbirliğine dair bazı AB ülkelerinin yaptırımları olabileceğini fakat bu kısıtlamaların kararı veren ülkelere de zarar getireceğini ifade ediyor.

“AB üyesi ülkelerin bazı yaptırımları olabilir. Ama bu bir ihtimal. Şunu hatırlamak lazım; Rusya’ya karşı uygulanan ambargo ve kısıtlamalar aslında bu ülkelere de zarar vermektedir. Ve bazı ülkelerde bu yaklaşımın değiştirilmesi için kuvvetli çabalar ortaya çıkmaktadır. Yakında yapılacak seçimlerde en azından İtalya’da sonuç vermesi söz konusu olabilecektir. Dolayısıyla Türkiye birleşik bir AB tavrı konusunda tereddüte sahip olduğu için AB’nin tepkilerine göre davranışını belirleyemese de Almanya’nın etkisi önemlidir. O da henüz karışık duygularla hareket eden bir ülke. Eski başbakanı Ruslarla barış yapmanın önemini hatırlatan faaliyetleriyle mevcut hükümeti sıkıştırmaktadır. Şuanda Türkiye’ye hangi ülkeler ne ölçüde yaptırım uygulayabilir sorusu için erken. AB ülkeleri de mevcutta izlenen politikaların devamı konusunda tereddütler sergilemektedir.”

Türkiye yönünü Rusya’ya mı çevirdi?

Uzun vadede iki ülke arasındaki bu yakınlaşmanın artı ve eksilerini söylemenin güç olduğunu belirten Prof. Dr. Erinç Yeldan, tarihe bakıldığında Türkiye’nin Rusya ile ilişkilerinin konjonktürel olduğunu dile getiriyor.

Bunun üzerine Avrupa ile olan ticaret hacmi ve NATO içindeki birlikleri de eklenince Türkiye’nin yönünün kalıcı olarak Rusya’ya dönmesinin zor olduğunun notunu düşüyor.

Bu yakınlaşmanın iki ülkenin dönemsel ihtiyaçlarıyla doğrudan ilintili olduğunu belirten Yeldan, şöyle detaylandırıyor:

“Bu kısa dönemde Erdoğan’ın çok şiddetli döviz ihtiyacı olduğunu ve bu dövizin de en azından ucuz, sürdürülebilir enerji yoluyla sağlanmasının kasım, aralık, ocak aylarında Batı’da olası bi enerji krizi yaşanırken Türkiye’nin güvence altında olmasının önemli bir seçim yatırımı olduğunu düşünüyorum. Ruble ile karşılıklı ticaret yapalım, doları kullanmayalım bakışının kısa dönemde iç siyaset malzemesidir, ekonomik olarak karşılığı yok. Türkiye ruble elde etmek için dövizini kullanacak, yine döviz piyasalarında işlem yapacak keza Rusya da öyle.”

Prof. Dr. Hüseyin Bağcı: ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak”

ODTÜ Öğretim Üyesi/Dış Politika Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Hüseyin Bağcı ise Türkiye ve Rusya yakınlaşmasını önemli buluyor ve hatta bu durumun Türkiye için bulunmaz bir fırsat olduğu kanısında.

İki ülke arasındaki işbirliklerine dair, ”Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak” diyor:

“Türkiye ve Rusya arasındaki ticaret hacmi artmaya başladı ve öyle görünüyor ki daha da artacak. Çünkü başta yüz büyük firmanın ana merkezlerini İstanbul’a taşıması oldukça önemli bu büyük bir operasyon. Türkiye, Rusya’nın esas borusu olacak. Ve Türkiye için de bulunmaz bir fırsat.”

Diyalog kanallarının her zaman açık tutulması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Hüseyin Bağcı, Türkiye’nin güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke olduğuna vurgu yapıyor.

“AB ülkeleri içinden de herhangi bir yaptırım olmaz. Biz, Rusya ve Ukrayna arasında arabulucuyuz ve ticari ilişkilerimiz var. Türkiye’ye yaptırım için bir gerekçe bulunmalı aksi durumda iki ülkenin yakınlaşması bir gerekçe olamaz. Türkiye kiminle ilişki içinde olduğunu onlara mı soracak? O zaman AB’ye alırlar, sorun olmaz. Türkiye güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir ülke. Birilerinin Rusya ile konuşması lazım ve Türkiye bunu yapıyor. NATO içerisinde Türkiye’nin Finlandiya ve İsveç konusundaki duruşunu da biliyoruz. Yani iki ülke arasındaki ilişkilerin endişe vermesinin siyasi gerekçesi yok ve yanlış. Duyulan endişe askeri mi ekonomik mi? İki ülke yakınlaşması gayet yerinde, diyalog kanalları her zaman açık tutulmalı.”

Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İlter Turan da, Türkiye’nin bir yandan müttefikleriyle hareket etme gayreti gösterirken diğer yandan da Rusya ile olan ilişkilerini bozmamak istemesinin anlaşılabilir bir siyasi tercih olduğu görüşünde.

Bununla birlikte Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerini Suriye’de yürüyen ilişkiler üzerinden değerlendirmenin önemli olduğunu söylüyor:

“Çok boyutlu düşünmek lazım. Türkiye son yıllarda AB ve ABD ile problemli ilişkiler yaşamaktadır. Buna bir de Rusya ile problemli bir ilişkinin eklenmesini istememektedir. Rusya ile yaşadığı problemli bir ilişkinin Batı ile ilişkilerini düzelteceğine dair bir emare de yok. Türkiye’nin üzerinde hassasiyetle durduğu bir Möntro Sözleşmesi var. Türkiye, Möntro Sözleşmesi’nin bilhassa Karadeniz’deki ülkeleri rahatsız edecek şekilde yorumlanmasını arzulamıyor. Buna karşılık ABD’nin başını çektiği müttefiklerimiz Rusya’yı Karadeniz’de kuşatmak için Türkiye’nin boğazları daha kendi isteklerine göre yönetmesini beklemektedirler. Bu Türkiye’ye açacağı tehlikeler açısından önemlidir. Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkileri Suriye’de de yürüyen ilişkilerdir. Dolayısıyla Türkiye, Rusya ile ilişkisini düzenlerken, özellikle Suriye’deki durumu kendi aleyhine çevirmeyi arzulamamaktadır.”

(Kaynak: Euronews Türkçe)

Paylaşın

Reuters: Erdoğan Diplomatik Kazanımlara Oynuyor

Londra merkezi haber ajansı Reuters’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son zamanlardaki diplomatik hareketliliği hakkında “Seçimleri göz önünde bulunduran Erdoğan diplomatik kazanımlara oynuyor” başlıklı dikkat çeken bir analiz yayımlandı.

Analize göre, Erdoğan’ın son zamanlarda elde ettiği tahıl anlaşması, Biden’dan F-16 sözü, bölgesel güçlerle yakınlaşma gibi “diplomatik zaferler,” yaklaşan seçimler için de bir strateji.

Reuters’da yayımlanan analizden öne çıkan satır başları şöyle:

“Tahıl anlaşmasıyla taçlanan bir dizi diplomatik zafer, Türkiye ekonomik krizle boğuşurken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı biraz rahatlatıyor.

Erdoğan, yaklaşık 20 yıllık iktidarının en zor seçimlerine hazırlanırken, gözünü de küresel sahneye dikti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı görüşmeden bir gün sonra miting sırasında “Türkiye siyasi, askeri ve diplomatik açıdan en güçlü dönemini yaşıyor” dedi.

Enflasyonun yüzde 79’a yükselmesi ve TL’nin aralık ayındaki döviz krizi sırasında gördüğü rekor düşüş gibi ekonomik sıkıntılar, ülkenin uluslararası alandaki kazanımlarıyla çelişiyor.

Muhalifler, yüksek enflasyona rağmen faiz indirilmesi ve 2019’dan bu yana üç Merkez Bankası Başkanı’nın görevden alınması gibi, cari açığı artıran ve ekonomiyi dış finansmana bağımlı hale getiren Erdoğan’ın alışılmışın dışında ekonomi politikalarını suçluyor. Erdoğan ise, ihracata, üretime ve yatırıma öncelik veren ekonomi politikalarının meyvelerini 2023’ün ilk çeyreğinde vereceğini söylüyor.

Yaklaşan seçimler

Yaklaşık bir asır önce Mustafa Kemal Atatürk’ün modern Türkiye’yi kurmasından bu yana en uzun süre görevde bulunan lider olan Erdoğan, Haziran 2023’e kadar yapılması gereken parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimleriyle karşı karşıya.

Geçen hafta Metropoll tarafından yapılan bir anket, AK Parti’ye verilen desteğin hafif bir artışla yüzde 33.8’e yükseldiğini tespit etti. Erdoğan, muhalefet partilerinin gevşek bir ittifakıyla karşı karşıya ama anketler onun muhalefet adaylarının arkasında olduğunu gösteriyor.

Seçmenin en önemli endişeleri, ekonominin durumu ve 3,6 milyon Suriyeli mültecilerin varlığı.

Ana muhalefet CHP’nin milletvekili ve Kılıçdaroğlu’nun başdanışmanı olan Erdoğan Toprak, “Hükümet, ülkeyi içine sürüklediği ekonomik felaketi örtbas etmek için dış politikayı araç olarak kullanıyor ve içeride ‘diplomatik zafer’ hikayeleri anlatıyor” dedi. Toprak, Erdoğan’ın diplomatik cephede bile “ülkemizin onurunu zedeleyen ve onu zayıflığa sürükleyen” tavizler verdiğini söyledi.

Bölgesel güçlerle yakınlaşma

Birleşmiş Milletler ve Türkiye’nin aracılık ettiği tahıl anlaşması, Erdoğan’ın Nordik ülkelerinin katılımı konusunda NATO’dan tavizler alması ve Orta Doğu’daki diğer güçlerle yakınlaşmasının ardından geldi.

Erdoğan, haziran ayında ABD Başkanı Joe Biden’dan Türkiye’ye F-16 savaş uçaklarının satışını destekleyeceği sözünü de aldı.

2013’te hükümet karşıtı büyük protestolardan ve 2016’da bir darbe girişiminden sağ kurtulan Erdoğan, ihtiyaç duyulan yabancı fonları çekme umuduyla diğer Orta Doğulu güçlerle bağlarını onarmaya çalıştı.

Birleşik Arap Emirlikleri, Çin, Katar ve Günet Kore; Ankara ile toplam 28 milyar dolarlık swap anlaşması yaptı. Türkiye ayrıca Suudi Arabistan, Mısır ve İsrail ile ilişkileri geliştirmek için hamleler de yaptı.

AK Partili bir yetkili, “Seçmenler diplomasinin faydalarının farkında. Zaman zaman ekonomiden ya da mültecilerden şikâyet ediyorlar ama etkili bir Türkiye’nin devamı için Erdoğan’a oy verecekler” dedi.

Türkiye, Rus işgalini eleştirerek ve Ukrayna’ya silah sağlayarak bir denge kurmaya çalışırken, Rusya’ya yaptırım uygulama konusunda Batı’ya katılmayı reddediyor ve bu duruşun arabuluculuk çabalarının sonuç almasına yardımcı olduğu belirtiliyor.

(Kaynak: Gazete Duvar)

Paylaşın