Alkol Sevgisinin Primat Kökenleri

İnsanlar, ilk biralarını demlemeden veya ilk kadehlerini kaldırmadan muhtemelen binlerce yıl önce ataları sayesinde, ormanda topladıkları fermente meyvelerle sarhoş olmuş olabilirler.

Kurtuluş Aladağ / Alkol sevgisi, evrimsel biyoloji ve davranışsal ekoloji açısından ilginç bir konudur. Bu konu, primatların alkole olan ilgisinin evrimsel geçmişindeki kökenlerine dayanır ve özellikle “sarhoş maymun hipotezi” (drunken monkey hypothesis) ile ilişkilendirilir.

Sarhoş Maymun Hipotezi: Bu hipotez, primatların alkole olan ilgisinin, olgunlaşmış ve fermente olmuş meyveleri tüketme alışkanlıklarından kaynaklandığını öne sürmektedir. Fermente meyveler doğal olarak etanol içerir ve primatlar, bu meyveleri yüksek enerji içeriği nedeniyle tercih etmiş olabilirler. Etanolün kokusu, primatların olgun meyveleri bulmasına yardımcı olan bir işaret olarak evrimleşmiş olabilir.

Primatların Alkol Tüketimi: Araştırmalar, bazı primat türlerinin (örneğin, şempanzeler, babunlar ve örümcek maymunları) doğada fermente meyveler tükettiğini ve düşük seviyelerde alkole maruz kaldığını göstermektedir. Örneğin, Karayipler’deki Vervet maymunlarının şeker kamışından yapılan fermente içecekleri tükettiği gözlemlenmiştir. Bu davranış, alkolün primat beslenmesinde tarihsel olarak yer aldığını desteklemektedir.

Evrimsel Avantajlar: Alkol tüketimi, primatlar için bazı evrimsel avantajlar sağlamış olabilir:

Enerji Kaynağı: Fermente meyveler, yüksek kalorili bir besin kaynağıdır.
Antimikrobiyal Etki: Etanol, zararlı mikroorganizmaları öldürerek besinlerin güvenilirliğini artırabilir.
Sosyal Davranışlar: Alkol, primat gruplarında sosyal etkileşimleri kolaylaştırmış olabilir, tıpkı insan toplumlarındaki gibi.

İnsanlara Geçiş: İnsanlar, primat atalarından miras kalan bu eğilimi geliştirmiş ve alkol üretimini kültürel bir pratik haline getirmiştir. Alkolün sosyal, ritüel ve hatta tıbbi kullanımları, insan toplumlarında evrimsel kökenlerin ötesine geçerek karmaşık bir kültürel fenomen haline gelmiştir.

Genetik Bağlantılar: İnsanlar ve diğer primatlar, alkolü metabolize eden enzimleri (alkol dehidrojenaz ve aldehit dehidrojenaz) paylaşır. Bu enzimlerin evrimsel olarak korunmuş olması, alkol tüketiminin primat evriminde önemli bir rol oynadığını gösterir.

Sonuç olarak; Alkol sevgisi, fermente meyvelerin tüketimiyle başlayan ve enerji, hayatta kalma ve sosyal etkileşim gibi faktörlerle şekillenen bir evrimsel hikayeye dayanır. Bu eğilim, insanlarda kültürel ve sosyal bağlamda daha karmaşık bir hale gelmiştir.

Konuyla ilgili daha derin bilgi için Robert Dudley’nin The Drunk Monkey kitabı veya primat davranışlarıyla ilgili etoloji çalışmaları incelenebilir.

Paylaşın

“İnsanlar Kuyruklarını Nasıl Kaybetti” Sorusu Yanıtını Buldu

Yeni bir araştırmada, araştırmacılar kuyruğu olan maymunlarla kuyruğu olmayan maymunlar ile insanların DNA’sını karşılaştırdı. TBXT adı verilen bir gende, insanlarda ve kuyruksuz maymunlarda bulunan ancak kuyruklu maymunlarda bulunmayan bir mutasyon olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmacılara göre kuyruk kaybına yol açan mutasyon, ilk kuyruksuz maymunların kuyruklu maymun atalarından evrimleştiği yaklaşık 25 milyon yıl önce meydana geldi. Günümüzün insan türü olan Homo Sapiens ise yaklaşık 300 bin yıl önce ortaya çıktı.

Primat soyundaki evrimsel öncüllerimizin kuyruğu olduğu düşünüldüğünde, insanoğlu neden kuyruktan yoksun?

Bilim insanları Çarşamba günü, insanoğlunun ve maymun atalarının kuyruksuz olmasının ardındaki genetik mekanizmanın embriyonik gelişimde etkili olan bir gendeki mutasyon olduğunu açıkladı.

Kuyruğun yarım milyar yıldan fazla bir süredir omurgalıların çoğunun bir özelliği olduğunu kaydeden uzmanlar, insanoğlunun atalarının ağaçlardan yere inerken kuyruğun kaybolmasının avantaj sağlamış olabileceğini söyledi.

Araştırmacılar iki primat grubunun, yani kuyruğu olan maymunlarla kuyruğu olmayan maymunları ve insanların DNA’sını karşılaştırdı. TBXT adı verilen bir gende, insanlarda ve kuyruksuz maymunlarda bulunan ancak kuyruklu maymunlarda bulunmayan bir mutasyon olduğunu ortaya çıkardı.

Araştırmacılar, bu mutasyonun etkilerini test etmek için laboratuvar farelerini bu özelliğe sahip olacak şekilde genetik olarak değiştirdi. Bu farelerin kuyrukları ya küçüldü ya da hiç oluşmadı.

“İlk kez, atalarımızda kuyruk kaybına yol açan genetik mekanizma için akla yatkın bir senaryo öneriyoruz. Bu kadar büyük bir anatomik değişikliğe bu kadar küçük bir genetik değişikliğin neden olması şaşırtıcı” diyen New York Üniversitesi Langone Health genetisyeni ve sistem biyoloğu Itai Yanai, Nature dergisinde yayınlanan çalışmanın liderliğini üstlendi.

Çalışmanın başyazarı Harvard Üniversitesi ve Broad Enstitüsü’nden genetisyen ve sistem biyoloğu Bo Xia, kuyruğun yokluğunun, vücudu yürürken dik tutmak ve nihayetinde iki ayak üzerinde yürümek için daha iyi dengelemiş olabileceğini söyledi.

Araştırmacılara göre kuyruk kaybına yol açan mutasyon, ilk kuyruksuz maymunların kuyruklu maymun atalarından evrimleştiği yaklaşık 25 milyon yıl önce meydana geldi. Günümüzün insan türü olan Homo Sapiens ise yaklaşık 300 bin yıl önce ortaya çıktı.

Kuyruksuz maymunlara ve insanlara yol açan evrimsel soy, babunları ve makakları içeren bir aile olan günümüzün Eski Dünya maymunlarını oluşturan soydan ayrıldı. Günümüzde hominoidler yani insansı canlılar arasında insanlar, “büyük kuyruksuz maymunlar” yani şempanzeler, bonobolar, goriller, orangutanlar ve “küçük kuyruksuz maymunlar” yani gibonlar bulunmaktadır. Bilinen en eski insansı olan Proconsul da kuyruksuzdu.

Hominoidler yani insansı canlılar, daha az kuyruk omuru oluşturacak şekilde evrimleşerek dış kuyruklarını kaybetmişlerdi. İnsanlarda kuyruk kalıntıları bulunuyor. Omurganın tabanında bulunan ve kuyruk sokumu ya da kuyruk kemiği olarak adlandırılan kemik, kuyruk omurlarının kaynaşmış kalıntılarından oluşuyor.

Birçok omurgalı için kuyruk, hareket etme (balıkların ve balinaların itiş becerisi) ve savunma (kuyruklarını sopalarla veya sivri uçlarla kullanan dinozorlar) gibi işlevlere yardımcı oluyor. Bazı maymunların ve diğer bazı hayvanların ağaç dalları gibi nesneleri kavrayabilen kuyrukları var.

Yanai, “Ağaçlarda yaşarken kuyruk avantajlı olabilir. Ancak karaya geçer geçmez kuyruk, daha çok bir külfet haline gelebilir” dedi.

Kuyruksuz olmanın getirdiği avantajların bir bedeli var gibi görünüyor. Genler vücutta birden fazla işleve katkıda bulunabildiğinden, bir alanda avantaj sağlayan mutasyonlar başka bir alanda zararlı olabilir.

Bu durumda, genetiğiyle oynanmış farelerde, nöral tüp defekti olarak adlandırılan, omurilikte görülen ve insanlardaki ayrık omurga hastalığına benzeyen ciddi doğum kusurlarında küçük bir artış görüldü.

Yanai, “Bu, kuyruğu kaybetmeye yönelik evrimsel baskının o kadar büyük olduğunu gösteriyor ki, kuyruksuz olmak, (nöral tüp bozuklukları) için olasılık yaratmasına rağmen yine de kuyruğu kaybettik” dedi.

Paylaşın

Dikkat Çeken Araştırma: Maymunların Kullandığı İşaretler Dilin “Başlangıç Noktası”

Bilim insanları dikkat çeken bir araştırmaya imza attı. Araştırma, şempanzelerle paylaştığımız son ortak atamızın da benzer el kol hareketlerinde bulunduğunu ve bu hareketlerin de bugün kullandığımız dilin “başlangıç noktası” olduğu sonucunu ortaya koydu.

Söz konusu araştırma, en yakın maymun kuzenlerimizdeki iletişimi dikkatle inceleyen ve bu dilin kökenlerini anlamaya yönelik devam eden bilimsel bir araştırmanın parçası.

İskoçya’da bulunan St Andrews Üniversitesi’nde yapılan bir araştırmaya göre insanlar, şempanzelerin ve bonoboların birbirleriyle iletişim kurmak için kullandıkları jest ve “işaretleri” anlıyor.

Bilim dergisi PLOS Biology’de yayımlanan çalışma için video temelli bir araştırma yapıldı ve gönüllülere maymunların hareketleri izletildi; ardından da hareketlerin ne anlama geldiği soruldu.

Araştırma, şempanzelerle paylaştığımız son ortak atamızın da benzer el kol hareketlerinde bulunduğunu ve bu hareketlerin de bugün kullandığımız dilin “başlangıç noktası” olduğu sonucunu ortaya koydu.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre St Andrews Üniversitesi’nden baş araştırmacı Dr. Kirsty Graham, yapılan çalışmaya ilişkin “Tüm büyük-maymunların (şempanzeler ve bonobolar) iletişim kurmak için kullandıkları jestlerin yaklaşık yüzde 95’inin örtüştüğünü biliyoruz” ifadelerini kullandı ve şöyle devam etti:

“Dolayısıyla, bunun son ortak atamızda mevcut olabilecek ortak bir el kol hareketi yeteneği olduğuna dair zaten şüphelerimiz vardı. Ama artık atalarımızın el kol hareketleri yapmaya başladığından ve bunun dile uyarlandığından oldukça eminiz.”

Söz konusu çalışma, en yakın maymun kuzenlerimizdeki iletişimi dikkatle inceleyen ve bu dilin kökenlerini anlamaya yönelik devam eden bilimsel bir araştırmanın parçası.

Araştırma ekibi, çalışma için uzun yıllar vahşi şempanzeleri gözlemledi. Ekip, büyük maymunların her birinin, gruplarındaki diğerlerine mesaj iletirken 80’den fazla hareketten oluşan bir “sözlük” kullandığını keşfetti.

“Beni kaşı” gibi bir mesaj, uzun bir kaşıma hareketiyle; “bana yemeğini ver” mesajı ise ağza vurulan bir darbe ile iletiliyor. Yapraktan dişlerle şeritler koparmaksa, bir diğer şempanzeye yapılan kur anlamına geliyor.

Hareketlerin tercümesi

Bilim insanları bu çalışmada gönüllülere izletilen görüntüleri kayıttan gösterdi. Ardından da gönüllüler, araştırmacılar tarafından hazırlanan çoktan seçmeli testlerde, hareketlerin neye karşılık geldiğine ilişkin tercihler yaptı.

Katılımcılar, iyi bir performans sergileyerek şempanzeler ve bonoboların hareketlerini yüzde 50’nin üzerinde bir oranda doğru yorumladı.

St Andrews Üniversitesi’nden Dr Catherine Hobaiter, sonuçlardan çok şaşırdıklarını belirterek, “Hepimizin bunu neredeyse içgüdüsel olarak yapabileceği ortaya çıktı” diye konuştu.

Sonucun iletişimin evrimi açısından büyüleyici olduğunu kaydeden Hobaiter, gülerek “Öte yandan da bunun nasıl yapılacağı konusunda yıllarca eğitim almış bir bilim insan olarak gerçekten oldukça sinir bozucu” dedi.

Paylaşın