Özel’den AB Açıklaması: Kağıt Üzerinde Bırakılmasını Kabul Edemeyiz

Sosyalist Enternasyonal Avrupa Komitesi toplantısında konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa’nın bir parçası olan Türkiye’yi ortak değerlerimiz olan demokrasinin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün öncüsü yapmak iddiasındadır. Bu iddianın sahipleri olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği tam üyelik hedefinin kağıt üzerinde bırakılmasını kabul edemeyiz. İktidar yolculuğumuz bu hedefimizin de yolculuğunun ta kendisidir” dedi.

Dünyada aşırı sağın yükseldiğini, ancak bunun sol ve sosyal demokrasinin gerileyeceği anlamına gelmemesi gerektiğini ifade eden CHP Lideri Özel, “Sosyalist Enternasyonal üyesi partiler olarak vatandaşlarımızın sorunlarına çözüm getirecek politikaları üretebilecek kapasiteye ve tarihsel birikime sahibiz. İnsanlarımıza bunu daha iyi anlatıp onları aşırı sağın yanıltıcı ve akıl çelici söylemlerine karşı uyarmak ve uyandırmak hepimizin elimizde. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak 31 Mart seçimlerinde bunu başarabildik. Solun en önemli ve değişmez ilkelerinden birisi olan ‘değişim’ prensibi ile vatandaşlarımıza sosyal demokrasinin çağın şartlarına ayak uydurabileceğini ve gerçek sorunlarına kalıcı çözümler üretebileceğini gösterdik” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Romanya’nın başkenti Bükreş’te düzenlenen Sosyalist Enternasyonal Avrupa Komitesi toplantısına katıldı. Özel, burada yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“Seçimden bu yana geçen sürede yapılan tüm anketlerde partimiz Türkiye’nin birinci partisi olarak ölçülmektedir. Önümüzdeki hafta bir parlamento seçimi yapılsa oyunuzu hangi partiye verirsiniz sorusuna verilen cevaplarda Cumhuriyet Halk Partisi parlamentoda da yerel seçimlerdeki başarıyı tekrarlayabilecek güçte ölçülmektedir. Partimiz, mevcut hükümete sadece muhalefet etmemekte, sorunları doğru tespit edip doğru çözümler üreterek halkın faydasına olan ve takdir gören bir tutumu da sürdürmektedir.

Ülke çapında işçinin, çiftçinin, emeklinin, gençlerin yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunları yakından takip ediyoruz. Seçimlerin üzerinden geçen 3 ayda, halkın sorunlarının çözümü için hükümetle ve diğer partilerle sürekli görüşme ve müzakere halindeyiz. Sorunları anlattık, çözüm önerilerimizi sunduk. Ancak bunlardan bir sonuç almadığımızda, üç ay içerisinde Türkiye’nin beş büyük şehrinde beş önemli konuda beş büyük miting yaptık. Her mitinge artan katılım, Türkiye’de şimdiden ki henüz genel seçimlerin üzerinden sadece bir yıl geçti ve dört yıllık bir süresi olmasına rağmen iktidarın, erken seçim tartışmalarını başlatmış durumda.

“Yeni bir ekonomik düzeni kurmanın liderliğini yapmalıyız”

Bir yandan da yerel yönetimlerimizde, vatandaşlarımıza, ucuz, erişilebilir, etkin ve sürdürülebilir hizmetleri sunmak için yoğun bir çalışma yürütüyoruz. Sosyalist Enternasyonal Avrupa Komitesi olarak yeni bir ekonomik düzeni kurmanın liderliğini yapmalıyız. Neoliberalizmin yarattığı eşitsizlikleri ortadan kaldırmak, yeni istihdam alanları yaratmak ve yeni iş alanlarının gerektirdiği yeşil, dijital, kapsayıcı becerileri yenilenmiş eğitim ve fırsat eşitliği ile sağlamak… Bizlerin parçası olduğu Avrupa’nın liderliğini yaptığı sosyal devlet anlayışını bir kez daha çağa uyumlayarak ayağa kaldırmanın reçetesini yazmak bizlerin öncülüğünde olmalıdır.

Partimiz, dış politikada da etkinliğini her geçen gün artırmaktadır. Partimizin sahip olduğu 1,5 milyon üye, aldığı 17,5 milyon oy ile Avrupa’nın hem en köklü hem de en büyük sosyal demokrat partilerinden birisi konumundadır. Avrupa kıtasının en doğu ucunda, Cumhuriyet Halk Partisi’nin bu seçim başarısı, Avrupa’nın en batısındaki İngiltere’deki seçim başarısıyla birlikte hepimiz açısından çok önemli bir kilometre taşı olmuştur. Cumhuriyet Halk Partisi, yükselen sağ popülizm karşısında daha dirençli, daha dayanışmacı ve örgütlü bir siyaseti önermekte, Avrupa’daki sol, sosyal demokrat ve sosyalist partilerle iş birliğini güçlendirmeyi hedeflemektedir.

Ortak sorunlarımıza, sosyal adaletsizlik, iklim krizi, savaşlar ve kitlesel ve düzensiz göçe ortak çözümler üretmek için ilerici, demokrat tüm siyasi partilerin arasındaki dayanışmanın artırılması ve güçlendirilmesi gereklidir. Komitemize düşen görevlerin birisi de bu olacaktır. Bu noktada Cumhuriyet Halk Partisi olarak yerel yönetimlerdeki tecrübelerimizi ve başarılarımızı kardeş partilerimizle paylaşmaya, bu konularda iş birliği yapmaya hazır olduğumuzu dile getirmek isterim. Cumhuriyet Halk Partisi, Avrupa’nın bir parçası olan Türkiye’yi ortak değerlerimiz olan demokrasinin, insan haklarının, hukukun üstünlüğünün öncüsü yapmak iddiasındadır. Bu iddianın sahipleri olarak Türkiye’nin Avrupa Birliği tam üyelik hedefinin kağıt üzerinde bırakılmasını kabul edemeyiz. İktidar yolculuğumuz bu hedefimizin de yolculuğunun ta kendisidir.

“Yolumuz zor, mücadelemiz çetin ve yapmamız gereken çok iş var”

Dünya her geçen gün daha da belirsiz ve istikrarsız bir hale gelmekte. Özellikle Ortadoğu ve Karadeniz gibi Türkiye’nin komşu olduğu bölgelerde artan çatışmalar, toplumlarımızı önemli oranda kaygılandırmaktadır. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yoldaşlarımızla Ukrayna’daki savaş ve Filistin’deki katliama daha yakın bir iş birliği ve ortak zeminde hareket etmek için elimizden geleni yapmaya hazır olduğumuzu bir kez daha bildirmek isteriz. Bu vesileyle İspanya, İrlanda ve Norveç’in Filistin devletini tanımalarından dolayı duyduğum memnuniyeti bir kez daha belirtmek isterim. Yolumuz zor, mücadelemiz çetin ve yapmamız gereken çok iş var.

Bizim sosyal demokratlar olarak bu çetin yolda mücadeleye ara vermek ve dinlenmek gibi bir lüksümüz yoktur ve olmayacaktır. Ben şahsen ve partim adına Türkiye’de bu mücadeleyi başaracağımıza inanıyorum ve diğer bütün kardeş partilerin de benzer başarılara imza atmasını gönülden temenni ediyorum. Yarın Fransa’da oy kullanacak olan ve sözümüze değer veren tüm Fransız vatandaşı olan Türkleri bir kez daha aşırı sağa karşı sandık başına gitmeye ve oylarını demokrasiden yana kullanmaya davet ediyorum. Biz dinlenmeden bu yolda yürümeye devam edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün, partimiz ve ülkemizin kurucusu liderimizin dediği gibi ‘Dinlenmemek üzere yola çıkanlar asla ve asla yorulmazlar.’”

Paylaşın

Özel’den Sığınmacılar Çıkışı: İki Sebebi Ve Tek Aktörü Var

Sığınmacı sorununu, Suriye’nin geleceğini ve Türkiye’nin Suriye politikalarını nasıl değerlendiren CHP Lideri Özgür Özel, “Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var” dedi ve ekledi:

“Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhuriyet’ten Sarp Sağkal‘a konuştu. “Önümüzdeki ay içinde Suriye konferansı veya Türkiye’de sığınmacı sorununa yönelik bir konferans yapmayı düşünüyoruz” dedi. Konferansta çözüm önerilerinin konuşulacağını aktaran Özgür Özel şunları söyledi:

“Esad ile görüşme de dahil her konuda inisiyatif alacağımızı daha önce söylemiştik. Yıllardır zaten görüşülmesi gerektiğini söylüyoruz. Esad ile CHP’li milletvekilleri görüştü diye neredeyse vatan haini oluyorlardı. Şimdi biz Esad ile görüşebiliriz dedikten saatler sonra Erdoğan, ‘Biz birlikte tatil yaptık, yine yapabiliriz’ dedi. Avrupa, Suriyeli mültecilerin hedef ülkesi olmamak için Erdoğan’la Türkiye’yi bir mülteci kampına çevirecek anlaşma imzaladı.

6 milyon Avroluk bir anlaşma yaptılar ama görünmeyen tarafında ‘Türkiye’ye karşı raporları yumuşak yazalım, Türkiye’yi Erdoğan yönetsin, iyi bir pazarlık yapalım, bunları orada tutalım’ dediler ve utanç verici bir süreç yaşanıyor. Bugün Türkiye’de ne yaşanıyorsa bunun iki sebebi ve tek aktörü var.

Bir tanesi komşunun iç işlerine karışan, toprak bütünlüğüne saygı duymayan, komşudaki devlet dışı unsurları muhatap kabul eden Erdoğan’ın dış politikasıdır. Bir tanesi de Avrupa Birliği’yle (AB) yapılan bu geri kabul anlaşması. İkisinin de aktörü Erdoğan. Bugün Türkiye’de mülteciler konusunda ne sorun yaşanıyorsa bunun sorumlusu AKP’nin yanlış tercihleri.

CHP’nin durduğu yer çok kıymetli. Özenli bir dil kullanıyoruz. Geçen zaman ve yaşananlar bizi haklı çıkarıyor. Atatürk’ten miras bir dış politikanın sacayağı var. O, ‘Komşunun toprak bütünlüğüne saygılı ol, komşunun devletini muhatap al, devlet dışı unsurları muhatap alma’ diyor. Biz önümüze geleni Kuvay-ı Milliye ilan ediyoruz. Şimdi Suriye’de Türk bayrakları yakılıyor, ‘Onlar ÖSO değil’ diyorlar. Biri sizin için 75 dolara kurşun sıkıyorsa yarın 200 dolar veren oldu mu size karşı saldırganlaşıyor.

CHP, yurtta barış dünyada barış yaklaşımıyla Suriye’yle ilişkileri iyileştirmeyi, Suriye’nin istikrarını sağlamayı savunuyor. Ondan sonra da bütün Avrupa ülkeleri ve dünyadaki yapılara ‘Pamuk eller cebe’ diyerek sığınmacıların oraya gitmesi için oralara okullar, hastaneler yapmak lazım. Amerika’nın iştahını, Rusya’nın ısrarını yönetebilecek etkin bir dış politika gerekiyor. Bunların hepsinin yapılması için bir paradigma değişikliğine ihtiyaç var.

Avrupa’nın kendileri için istikrarlı bir yapı gördükleri Erdoğan’ın politikaları Türkiye için gitgide istikrarsızlaşıyor. Artık bu mızrağın çuvala sığacak hali kalmadı. Ben Avrupa’daki siyasi muhataplarımızla da konuşuyorum. Türkiye’nin sığınmacı sorunu çözülmeli. Suriye istikrara kavuşmalı. Siz bu konuda üzerinize düşeni yapmalısınız. Sonra da AB üyeliğimizle ilgili çoktan hak ettiğimiz bir şeyi ortadan kaldırmalısınız. 60 yıldır başvurmuşuz, yanımızdan gelen geçti.”

Kemal Kılıçdaroğlu dönemi yönetimiyle aralarında tartışma olduğu iddiasına yanıt veren Özel, “Önceki yöneticilerin asla kendilerini dışarıda hissetmediği bir barış ortamında çalışıyoruz. Hatta geçen gün de mesela Sinan Ateş davasına ben gidemedim önceki genel başkanımız gitti. Sıkı ilişkiler içindeyiz. Partide birileri çatışma beklerken aksine 4-9 Eylül arası değişimin altının doldurulacağı, sonra da ikinci yüzyılın programının yazılacağı bambaşka bir hedef var” dedi.

“Çifte standarda yer yok”

A Milli futbol takımımı oyuncusu Merih Demiral’ın Avusturya maçında attığı gol sonrası bozkurt işareti yapması üzerinden süren tartışmalara da değinen Özel şuhları söyledi: “Şu anda Milli Takım’ın tam bir konsantrasyonla, ülkenin tamamının desteğini alarak maçlarını tamamlaması lazım. Gencecik çocuklar. Bu meseleyi Türkiye’de bir siyasi gündem yapmayı doğru bulmuyoruz. Milli Takım’a bir bütün olarak destek veriyoruz. Maçlar biter, geçer, siyasi simgenin futboldaki yeri, bu bir siyasi simge mi tartışılır.

İşareti sadece bir siyasi partiye mal etmemek lazım. Ben Türkiye ittifakı dediğimde bir sürü kişi bana bozkurt yapıyor. Zaten kendisi de ‘Türklerin gücüne vurgu yaptım’ demiş. Gencecik bir futbolcunun üzerine gidip tartışmamak lazım. Ancak Merih’in yaptığı bu işareti canhıraş savunanlar geçmişte zafer işareti yapan Deniz Naki’yi de linç etmişti. Siz bir işarete toleranslı olunması gerektiğini söylüyorsunuz. Ben de bu kanaatteyim. Burada çifte standarda yer yok. Bir de Milli Takım’ı siyasete çekmemek lazım.”

Özgür Özel’in açıklamalarının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

Özel Ve Özdağ’dan Ortak Açıklama: Sığınmacılar Vurgusu

Zafer Partisi Lideri Ümit Özdağ ile görüşen CHP Lideri Özgür Özel, Kayseri’de yaşanan gerilime ilişkin görüş alışverişinde bulunduklarını belirterek, “Bugün Türkiye’nin çözmesi gereken bir sığınmacı sorunu var” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel ile Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, CHP Genel Merkezi’nde bir araya geldi.

Zafer Partisi heyetinde, Zafer Partisi Genel Sekreteri Cezmi Polat, Zafer Partisi Sağlık Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Ali Şehirlioğlu, Zafer Partisi Hukuk İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Av. Murat Yıldız, Zafer Partisi Kadın, Aile ve Çocuk Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Esmaül Hüsna Aslan yer aldı.

CHP lideri Özel’e CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile Genel Başkan Yardımcıları Gül Çiftci, Gamze Taşcıer ve Aylin Nazlıaka eşlik etti.

Özgür Özel ve Ümit Özdağ, görüşmenin ardından kameraların karşısına geçerek açıklama yaptı. Özel, sığınmacılarla ilgili şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye’nin düzensiz göç, kaçak göçmen sorunu vardır ve bu sorunun çözülmesi için CHP olarak en kuvvetli inisiyatifi alacağımızı bu seçim süreci bittikten sonra söyledik. Zamanında ‘Esad’la görüşün’ dediğimizde bize dediğini bırakmayanlar şimdi tekrar ‘tatil yapabiliriz’ noktasına geldiler. Ben Beşar Esad’la görüşmenin sağlanması, Suriye’nin istikrara kavuşması ve sığınmacıların her birisinin AB’nin de elini taşın altına sokarak gitmesini tüm muhataplarımızla görüşüyoruz.

Yarın Başbağlar’dan sonra Bükreş’e uçacağım. Bükreş’te Avrupa Sosyalist Partisi ve Sosyalist Enternasyonel’de birlikte çalıştığımız liderlerin her birisine daha önce büyükelçilerine söylediğim ve bir yemekte ifade ettiğim konuyu bu sefer Sosyalist Entarnasyonel marjında bir kez daha bu sorunun çözümüne ilişkin olarak siyasi irade ve kararlılığımızı ifade etmek durumundayım.

Bunun yanında sayın genel başkanımızın yasama faaliyetleri noktasında, maalesef biz çok isteriz biz tüm siyasi partilerin mecliste temsil ediliyor olmasını. Bununla ilgili de “Türkiye vekilliği” olmak üzere önerilerimiz var. Yüzde kaç alırsa oy en az o kadar milletvekiliyle, 100 milletvekilinin partilerin genel oyu üzerinden belirlenmesi ve seçim barajlarının temsiliyete engel olmaması yönünde. Zaten sıfır barajı savunan tüm partilerin eşit bir şekilde hazine yardımından istifade etmesi gerektiğini savunan bir siyasi partiyiz

Özdağ, Milli Takım futbolcusu Merih Demiral’in galibiyet sonrası yaptığı Bozkurt işaretine ilişkin olarak, “Bu Türk milletinin 2 bin yıldan beri işareti. Bozkurtla karşılaşanlar birbirlerine Türk olduklarını göstermek için Bozkurt yaparlar. Herhangi bir siyasi partiyle ilgisi yok. Bence Alman devletinin bozkurt yapanlarla değil, Hitler işareti yapanlarla uğraşması daha isabetli olur” dedi.

Özgür Özel de, “Gol sevincini yaşarken kullandığı bu işaretten dolayı böyle bir soruşturmayı doğru bulmadığımızı dün de ifade ettik. Ama bu tartışmayı köpürtmek, büyütmek ve bir siyasi çekişme noktasına getirmeye çalışmak başta Milli Takım’a zarar verir, herkesin bu konuda duyarlı davranması gerekiyor.

Bu işaret konusunda özgürlükçü olmak lazım sıkıntı yok ama bundan birkaç yıl önce bir genç futbolcumuz bu sefer zafer işareti yapınca bugün bu işaretin özgürlüğünü savunanlar tarafından linç edilmişlerdi. Onları kendi tutarlılıkları açısından kendilerini sorgulamaya davet etmek lazım. Yoksa futbolcumuzun yaptığı işaretten ziyade oynadığı güzel futbol hepimize yaşattığı gurur yönünden değerlendirilmesi gerekir diye düşünüyorum. ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Özel’den Erdoğan’a Seçim Yanıtı: Millet Dört Sene Daha Acı Çekemez

Erdoğan’ın “4 yıl daha seçim yok” sözlerine yanıt veren CHP Lideri Özgür Özel, “E seçim yok diye asgari ücrete zam yok, en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Geçen sene asgari ücrete 3 ayda bir zam yapmayı konuşanlar şimdi bu maaşla altı ay daha geçinsinler diyor. Bugünkü 17 bin lira ocak ayındaki 13 bin liraya denk geliyor ve altı ay daha zam vermeyelim diyor. Hadi 17 bin lira sen al da hesabını yap” dedi ve ekledi:

“Böyle bir hesap olmaz. AKP’li MHP’li olsun bütün emekliler, bütün asgari ücretliler, bütün çiftçiler, bütün esnaf perişan durumda. Nasıl yapacağız hesabımızı? Seçimse neci parayı bol bol dağıtıp seçim ekonomisi uygulayıp, sonra milleti 4 sene ızdırap çektirmenin, acı reçete içirmenin nasıl bir savunulabilir bir tarafı var! Biz hesabımızı millete göre yapıyoruz. Sen asgari ücrete zammı vermezsen geçim olmazsa seçim olur diyoruz. Ben demiyorum meydanlar seçim seçim diye bağırıyor. Erken seçim gündemini konuşana kadar meydandaki işçiler emekliler erken seçim diye bağırıyorlar. Çünkü seçim yok diye siz onları geçinemez halde bıraktınız.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, 3. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın kızı, eski Adalet Partisi Milletvekili Nilüfer Gürsoy için düzenlenen cenaze töreninin ardından gazetecilere gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel’in açıklamalarında öne çıkan bölümler şöyle:

“Erken seçimle ilgili Sayın Cumhurbaşkanı’nın yaptığı teknik değerlendirme doğrudur. Erken seçim diye bir şey söz konusu değil seçimlerin yenilenmesi ya kendi kararıyla olur, o durumda bir daha aday olamıyor ya da Meclis’te 360 milletvekilinin kararıyla olur. O durumda geçen sefer YSK’nın verdiği karar ile bu dönem ikinci dönem kabul edildiği için bir kez daha aday olabiliyor. Bu yüzden Meclis’in bir karar alması durumunda seçimler yenilenebilir. Bu ne zaman olsun derseniz, bizce yarın karar alınıp iki ay sonra hemen seçim olsun.

Ama kendisinin yaptığı teknik değerlendirme ne kadar isabetliyse yaptığı siyasi değerlendirme de o kadar isabetsizdir. Diyor ki 4 yıl seçim yok herkes hesabını buna göre yapsın. E seçim yok diye asgari ücrete zam yok, en düşük emekli maaşı 10 bin lira. Geçen sene asgari ücrete 3 ayda bir zam yapmayı konuşanlar şimdi bu maaşla altı ay daha geçinsinler diyor. Bugünkü 17 bin lira ocak ayındaki 13 bin liraya denk geliyor ve altı ay daha zam vermeyelim diyor. Hadi 17 bin lira sen al da hesabını yap. Böyle bir hesap olmaz.

AKP’li MHP’li olsun bütün emekliler, bütün asgari ücretliler, bütün çiftçiler, bütün esnaf perişan durumda. Nasıl yapacağız hesabımızı? Seçimse neci parayı bol bol dağıtıp seçim ekonomisi uygulayıp, sonra milleti 4 sene ızdırap çektirmenin, acı reçete içirmenin nasıl bir savunulabilir bir tarafı var! Biz hesabımızı millete göre yapıyoruz. Sen asgari ücrete zammı vermezsen geçim olmazsa seçim olur diyoruz. Ben demiyorum meydanlar seçim seçim diye bağırıyor. Erken seçim gündemini konuşana kadar meydandaki işçiler emekliler erken seçim diye bağırıyorlar. Çünkü seçim yok diye siz onları geçinemez halde bıraktınız.

Ben kendisiyle yaptığım görüşmede de bu dört ana başlığı da söyledim, çarelerini de söyledim. Bunun dışında ülkede demokrasi yönünde atılması gereken adımları da söyledim. O adımlar atılacak olursa ve milletin sıkıntılarına bir nebze olsa çare olunabilecek adımlar atılırsa… Ben söyledim 31 Mart yerel seçim sonuçlarını gerekçe yapıp be birinci partiyim haydi seçim demeyeceğim. Ama millet isterse ne yapalım? Sen zam yapmadığın emekli, ürününü değerinde almadığın üreticiler isyan ediyorsa bunda bizim ne günahımız var? Tek günah sizin!

Yaymak isterim sizin gibi sorumluyu Mehmet şimşek göstermek isterim ama ben sizin yalancısıyım, her şeyin sorumlusu ‘ben’ diyordun. Vatandaşın sesini duyman gerekiyor, sizin memleketten Rize’den bağırdılar ‘geçinemiyoruz’ diye. Türkiye’nin dört bir yanı yoksulluktan perişan olmuşken bu kadar duyarsızlık olmaz. Hesabımızı kitabımızı millet neye göre yapıyorsa ona göre yapacağız kimse kusura bakınmayın.

Bugün her yerde yoksulluk işsizlik açlık verdiğin sözleri tutmaman konuşuluyorsa senin gündemi karıştırmaya çalışman başka bir şey. Biriniz yoksulluk konuşulmasın istiyorsunuz, öbürünüz Sinan Ateş. Pazartesi günü oradaydık yarın yine orada olacağız, biraz önce Kılıçdaroğlu’nu salona uğurladık. Biz bütün CHP takip ediyoruz, ama siz duymuyorsunuz o çığlığı. Başkentin ortasın önceki dönem Ülkü Ocakları cenazesi siyaseten duruyor.

Ortağın ellemedi diye ellemiyorsun, oraya adaleti götürmüyorsun sonra da muhalefet suni gündem yaratmakta. Sinan Ateş suni gündemse, işsizlik, yoksulluk suni gündemse nedir senin gündemin? Biz vatandaşın milletin halkın gündemini konuşmaya devam edeceğiz, istedikleri kadar rahatsız olsunlar. Üslubumuzu bozmayız ama kimse kusura bakmasın, işimdi nasıl döndünüz normalleşme diyorsunuz, çünkü görüyorlar ki onlar vatandaşa zulmettikçe muhalefette yumuşama falan olamaz hiç öyle bir şeye niyetimiz olmaz. Benle kavga etmek istedikleri kadar istesinler ben vatandaşın kavgasını vereceğiz arkadaşlar.

Tayyip Beyi üzmeyen istatistik kurumunun verilerine göre dahi asgari ücret şu ana kadar 3 bin 850 lira erimiş durumda. Yarından itibaren düşecek diyorlar, sanki petrol maden altın bulundu da düşecek. Geçen sene bu sıralarda öyle bir saçmaladınız ki aylık enflasyon çok yüksekti, bu ay gene enflasyon yüksek ama baz etkisiyle gelecek aydan itibaren biraz düşüş görünecek, vatandaşı kandırmaya çalışıyorlar. Baz etkisini vatandaşı yolunacak kaza çevirmişleri kaz etkisi gibi anlatmaya çalışıyorlar. Yok öyle bir şey. Vatandaş enflasyon artı olduğu müddetçe hayat pahalılığı artıyor demektir.

Bugün Türkiye Ak Parti’nin kıl payı da olsa  bir seçim daha kazanmak için Türkiye’ye yaptığı kötülüğün bedelini ödüyor. Yoksuldan alıp zengine verdiniz, onun bedelini ödüyoruz.”

Paylaşın

Özel’den “Erken Seçim” Mesajı: Sandık Gelir, İktidar Değişir

CHP Lideri Özgür Özel, erken seçim tartışmalarına ilişkin konuşan, “Erken seçim için 360 milletvekili muhalefette yok. Biz isteyince erken seçim olmaz ama halk isterse olur. Milet erken seçim diyorsa sandık gelir, iktidar değişir” dedi.

Mehmet Şimşek’in asgari ücrete ilişkin açıklamalarına ilişkin de konuşan Özgür Özel, “Türkiye’de asgari ücret düşük değil’ demiş. Hans geliyor Didim’de emekli maaşıyla tatil yapıyor bizim Hasan Amca marketin önünden geçemiyor diyorum O bana Endonezya’dan, Şili’den yükseğiz diyor. Türkiye’de asgari ücretin yüksek olduğu bir tek değer var, Sadece bunların vicdanından yüksek” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Aydın ve Muğla Büyükşehir Belediyelerinin iş birliğiyle hayata geçen Didim-Bodrum Deniz Otobüsü Seferi Açılış Töreni’nde konuştu. Özel’in konuşmasından satır başları:

“CHP’li belediyelerin zorlukları vardır, güçlükleri vardır ama mazeretleri yoktur. Hizmetlerin en iyisini onlardan bekliyoruz. Genç cumhuriyetimiz siyasi bağımsızlığı elde ederken ekonomik bağımsızlık için de kararlı adımlarını atmıştır. Bu doğrultuda Kabotaj Kanunu yürürlüğe girmiştir.

Kabotaj Bayramı’nda 1926’dan beri devam eden ve Montrö sözleşmesine dönüşecek olan ve ona hukuki bir altyapı olan kanunun yürürlüğe girişinin yıl dönümünü kutluyorum. Ege Denizi, savaşın ve gerilimin değil barışın ve kardeşliğin denizi olmalıdır. Ege Denizi’nde Yunanistan ve Türkiye arasında barışın konuşulmasını, suyun iki yanında aynı zeytinyağını yiyenlerin aynı şekilde eğlenenlerin iyi ilişkiler içerisinde olmasını ümit ediyoruz. Sosyalist Enternasyonal’de de bunu bir kez daha dile getirdi.

Suyun iki yanı iki komşu ili de ifade ediyor. Didim ile Bodrum yazın çileci yolculuklara tanık ediyordu. Artık Bodrum ve Didim arasında 1 saatlik bir mesafeye indirdik. Seyahat haklarının gözetildiği bir özgürlük içerisinde deniz hatları seferi günde 3 kez gerçekleşecek.

Dün Gebze’de büyük bir emek mitingi vardı. Hep birlikte haykırdık geçinemiyoruz dedik. Asgari ücrete enflasyon zammını yapın. En düşük emekli ücreti 10 bin TL olmaktan çıkarın asgari ücrete eşitleyin. Esnafın borçlarını faizini silin, taksitlendirin. Bunun kaynağını da vergide adalette bulabilirsiniz dedik. Sesimizi duyup ta zam yapacak olan Mehmet Şimşek şöyle buyurmuş; ‘Türkiye’de asgari ücret düşük değil’ demiş. Hans geliyor Didim’de emekli maaşıyla tatil yapıyor bizim Hasan Amca marketin önünden geçemiyor diyorum O bana Endonezya’dan, Şili’den yükseğiz diyor. Türkiye’de asgari ücretin yüksek olduğu bir tek değer var, Sadece bunların vicdanından yüksek.

Türkiye’nin en zengin yüzde 20’si gelirin yüzde 80’ini alacak en yoksul yüzde yirmi ise yüzde 0,5’ini alacak. Benim Endonezya’dan Tayland’dan yüksek alıyorum diye memnun olan emeklim yok. Haddinizi bilin.

Dün Gebze’de eğer geçim yoksa seçim olacaktır dedik. İnan ederlerse hep birlikte büyük bir mücadele vereceğiz. Erken seçim için 360 milletvekili muhalefette yok. Biz isteyince erken seçim olmaz ama halk isterse olur. Milet erken seçim diyorsa sandık gelir, iktidar değişir.”

Özgür Özel’den Erdoğan’a ‘Kayseri’ yanıtı

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ayrıca İzmir’de yangından zarar gören yurttaşlara geçmiş olsun ziyaretinde bulundu. Burada basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Özgür Özel, Kayseri’de dün yaşanan olaylara değindi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Siyasi kazanım uğruna nefret siyasetine tevessül edilmesini acizlik olarak görüyoruz” ifadelerine yanıt veren Erdoğan, “Nefret siyaseti, ayrımcı dil, muhalefetin zehirli dili diye hangi muhalefeti kastettiğini bilmiyorum. Ama Cumhuriyet Halk Partisi’nin böyle bir ithama muhatap olamayacağı açık. Kimi söylüyorsa sayın Cumhurbaşkanı bütün olarak muhalefet deyip de bir genelleme yapmak durumunda değil, net söylesin kime söylüyorsa ondan cevabını alsın” ifadelerini kullandı.

Özgür Özel, şöyle devam etti: Dün yaşanan olaylar ve Türkiye’deki sığınmacı sorunu varsa iktidar sorumludur dediğimde herhalde sayın Erdoğan ‘Ben değil, diğer iktidar odakları’ diyemeyecek. Bir tane iktidar var. Ne diyor, ‘Her şeyin sorumlusu benim’ diyor, o zaman bunun da sorumlusu sensin.

“Ülkeyi yöneten iktidar tutup da her şeyi muhalefete yükler mi?” diyen Özel, şunları kaydetti: Elbette bazı muhalefet figürlerinin bazı söylemleri son derece sert olabilir, bizim hatalı bulduğumuz ifadeleri olabilir. Ama bu ülkenin kurucusu sana bir vasiyet bıraktı; komşunun iç işlerine karışma, komşunun toprak bütünlüğüne saygılı ol, komşundaki devlet dışı unsurları muhatap alma… Sen Özgür Suriye Ordusu’na Kuvayi Milliye dersen, getir-eğit-donat savaşsın dersen komşunun iç işlerine saygılı oluyor musun, olmuyor musun? ‘Emevi Camii’nde namaz kılmaya giderim 3 saate’ dersen komşunun toprak bütünlüğüne, hükümranlık haklarına saygılı mısın, değil misin?

“Türkiye’de resmi rakamlara göre 4.6 milyon, yaygın kanıya göre 10 milyona yaklaşan sığınmacı sorunu varsa tek sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yıllardır yaptığı kötü dış politikadır” diyen Özel, şunları ifade etti:

Sığınmacılara düşman olmak kolay, biz sığınmacı yaratan politika ve politikacıların karşısındayız. Komşunda iç savaş kışkırtıcılığı yaparsan bu kadar sığınmacıyı da bu memleketin başına musallat edersin. Buna itiraz eden varsa çıksın karşımıza konuşalım. Bu kadar sığınmacının ülkeye gelmesinde hangimizin suçu var. Biz Esad’la küfürleşme, Esad’ın adını değiştirip Esed değil, dün tatil yaptığını bugün düşman belleme, otur işbirliği yap bu iç savaşı durdur derken sen ateşe benzinle gittin. Ondan sonra göç dalgaları oldu. Biz dedikten sonra Esad’la görüşeceğim dedi. Arabuluculuk teklif edeceğim dedim. Bir şekilde masaya oturalım ve sığınmacılar gitsin dedim.

Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile görüşülmesi gerektiğini kaydeden Özel, şunları söyledi: Esad’la oturulacak, konuşulacak, anlaşılacak, Suriye’de huzur sağlanacak. Avrupa Birliği elini cebine atacak, hepimiz elimizi taşın altına koyacağız ve bu sığınmacılar Suriye’ye gidecekler. Esad bu noktada üzerine düşeni yapacağız. Şimdi diyor ki ‘eskiden tatil yapıyordum, yine yaparım.’ Sen tatil yap da Türkiye’nin tatil yörelerinde denize girecek yer kalmadı. Sen keşke o tatili hiç bozmasaydın, Esad’la hiç bozuşmasaydın.

Yaşanan olaylara ilişkin sağduyu çağrısında bulunan Özel, “Herkesi sağduyulu davranmaya davet ediyorum. Bizim adımıza silahı taşıyan polistir, jandarmadır. Bizim adımıza cezayı verecek olan hakimdir, cezanın çekileceği yer cezaevidir. Cezayı kendin vermeye çalışırsan, polisin, jandarmanın yerine güç kullanmaya çalışırsan haklıyken haksız duruma düşülür. Bu olayların olmaması için sığınmacı sorununun çözülmesi lazım” ifadelerini kullandı.

Paylaşın

Özel’den “Erken Seçim” Açıklaması: Erdoğan, Kaçamayacak

CHP Lideri Özgür Özel, erken seçime ilişkin yaptığı açıklamada, “Anayasa’ya göre eğer Erdoğan’ın bu ikinci cumhurbaşkanlığı esnasında Meclis bir erken seçim kararı alırsa kendisi son kez aday olabilir. Yani bu dönem meclis 360 milletvekiliyle erken seçim kararı alırsa Erdoğan bir kez daha ve son kez aday olabiliyor” dedi ve ekledi:

“Tabii o erken seçimi kazanamazsa bir daha aday olamaz, bitiyor. Mesela Erdoğan Meclis’i yarın kendisi feshetse aday olamıyor ama Meclis 360 milletvekiliyle erken seçim kararı alırsa aday olabiliyor. Şimdi benim bahsettiğim tarih bir buçuk sene sonra yani Erdoğan’ın ikinci cumhurbaşkanlığı döneminin tam ortası.”

Özel, açıklamasının devamında, “Erdoğan biz erken seçim kararı almazsak bir daha aday olamıyor. Ona kamuoyunun önünde şöyle bir teklifte bulunduğumu düşünün; ‘İki buçuk yılın geçti, iki buçuk yılın daha var. Gel seçimleri yenileyelim.’ Seçimden kaçamayacaktır çünkü ‘Yok ben kaçıyorum’ dediğinde her geçen gün aleyhine işleyecek. Herkes şöyle düşünecek; Demek ki kaybedeceğini biliyor.” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, T24’ten Cansu Çamlıbel’e konuştu.

Özel, “MHP çok erken rahatsız olmuş olabilir normalleşmeden. AK Parti de MHP’nin restini görmüş olabilir. Ama istedikleri kadar normalleşmeyi torpillemeye çalışsınlar, normalleşmenin bir toplumsal karşılığı var. Bu toplum kavgadan, gerginlikten bıktı. Bu toplum iktidarla muhalefetin Karagöz-Hacivat gibi kısır kavgaları yıllarca sürdürmesinden bıktı. Bu toplum artık kendi sorunlarının konuşulmasını istiyor. Ben 31 Mart’tan beri aynı şeyi söylüyorum; toplumun sorunlarıyla ilgili olmayan hiçbir kavganın bir tarafı olmayacağım. Bunu sürdürüyorum. Kim ne derse desin… Yoksa ben Devlet Bahçeli’nin “AK Parti ile CHP arasında ittifak samimi dileğimizdir” derken aslında ne demek istediğini bilmiyor muyum?” diye konuştu.

Bahçeli’nin Erdoğan’a “Ya benimsin, ya kara toprağın” dediğini savunan Özel şunları söyledi: Bunun çalışmasını engelleyecek tek hamle şu olabilir. Ben Erdoğan’a “Sen Bahçeli’yi kafana takma. Ben sana Meclis’te de destek vereceğim, ekonomik pakette de destek vereceğim, arkandayım” dersem… Yani Erdoğan’a partner değiştirmeyi teklif edersem, Cumhur İttifakı’nı dağıtırım. Ama bu benim sırtıma, AK Parti’nin 22 yıllık hatalarına, sorumluklarına ortak olmak gibi hiç taşımaya niyetim olmayan bir yük koyar. Ben iktidara gidiyorum. Benim partim birinci parti olmuş. Seçimden beri her ay oylarımız artıyor. Büyük bir ekonomik kriz var. Erdoğan ne depremzede için ne de enflasyonla ilgili verdiği sözleri tutuyor.

Türkiye’de anormal olan anlayış zaten şu; siyasi rakipsek birbirimize bomba atmalıyız, ateş etmeliyiz. Bunun bir ortası var. Erdoğan’la yaptığımız görüşme benim açımdan sorunların bizzat onun yüzüne söylenmesi açısından da önemli. Çünkü birçok seçmen şöyle düşünüyor; “Bu sorunlar var ama Erdoğan’ın haberi yok. Haberi olsa çözer. Kendisi çok iyi, çevresi kötü biliyor.” Ben oturuyorum konuşuyorum ve ayrılıyorum. Çıkınca da ne konuştuğumu insanlara söylüyorum. Hiç olmazsa sorunları Erdoğan’a bizzat söylediğimi biliyor halk artık.

Özel, “Peki siz kendisiyle görüşmede gündeme getirdiğiniz ve hiç haberi olmadığı izlenimine kapıldığınız bir dosyaya denk geldiniz mi?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: Hiç öyle bir izlenim almadım. Her şeyden haberi var. Her atamanın da her yaşananın da sorumlusu Erdoğan yani. Aksini düşünmüyorum. Ama Türkiye’nin bu kadar sorunu varken iktidar ile muhalefetin sürekli bir deyim yerindeyse kayıkçı kavgası içinde olmasının kimseye faydası yok. Bizim anladığımız normalleşme sadece iktidarla diyalog kanallarının açık olması değil aynı zamanda muhalefetin normalleşmesidir. Muhalefetin sorunları sadece gören değil sorunların çözümüne kafa yoran ve çözüm öneren taraf olmasıdır.

Özel, bugün görülmeye başlanan Sinan Ateş davası için ise şunları söyledi: Sinan Ateş davası benim gördüğüm kadarıyla Cumhur İttifakı’nı hem zorlayan hem birbirine bağlayan bir dava. Sinan Ateş davası AK Parti’nin işini çok zorlaştırıyor, bir yandan da MHP’yle AK Parti’yi birbirine bağlıyor. Yani iki yönden etkisi var bunun. Cinayet öncesinde Sinan Ateş’in konumunu atan kişi MHP’nin genel başkan yardımcılarıyla aynı telefondan aynı gün içinde defalarca mesajlaşıyor ve bu iddianame kapsamında o isimler yok. Buna kimi inandırabilirsiniz? Ülkeyi yönetenler bence çok tarihi bir risk alıyorlar şu anda, çok tarihi bir hata yapıyorlar.

“Erdoğan, seçimden kaçamayacak”

Özel erken seçim talebiyle ilgili ise şunları söyledi: Yüksek Seçim Kurulu’nun son kararı Erdoğan’ın 2023’teki ikinci seçiminin son seçimi olduğunu söylüyor. O karara itiraz edenler oldu ama reddedildi. Şimdi artık ona itiraz etmenin bir yolu yok. Ama Anayasa’ya göre eğer Erdoğan’ın bu ikinci cumhurbaşkanlığı esnasında Meclis bir erken seçim kararı alırsa kendisi son kez aday olabilir.

Yani bu dönem meclis 360 milletvekiliyle erken seçim kararı alırsa Erdoğan bir kez daha ve son kez aday olabiliyor. Tabii o erken seçimi kazanamazsa bir daha aday olamaz, bitiyor. Mesela Erdoğan Meclis’i yarın kendisi feshetse aday olamıyor ama Meclis 360 milletvekiliyle erken seçim kararı alırsa aday olabiliyor. Şimdi benim bahsettiğim tarih bir buçuk sene sonra yani Erdoğan’ın ikinci cumhurbaşkanlığı döneminin tam ortası.

Erdoğan biz erken seçim kararı almazsak bir daha aday olamıyor. Ona kamuoyunun önünde şöyle bir teklifte bulunduğumu düşünün; “İki buçuk yılın geçti, iki buçuk yılın daha var. Gel seçimleri yenileyelim.” Seçimden kaçamayacaktır çünkü “Yok ben kaçıyorum” dediğinde her geçen gün aleyhine işleyecek. Herkes şöyle düşünecek; “Demek ki kaybedeceğini biliyor.”

“En kısa zamanda Esad’la görüşmeyi planlıyorum”

Kendisinin “Mülteci sorununun tek çözümü Suriye ile görüşmek” sözlerinin ardından, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da Esad’la görüşebiliriz açıklaması sorulan Özel şu yanıtı verdi: Biz zaten yıllardır ona “Esad ile görüşün, yoksa sorunlarımız çözülmez” diyoruz. Ama kendisi “Katille görüşülmez” diyordu. Sonra “İstihbaratçılar marjında görüşüyoruz” demeye başladılar. Bugün de bunu diyorlar. Biz zaten bunu hep savunduk. Ama biliyoruz ki Esad, Erdoğan ile görüşmek için Suriye’nin kuzeyindeki Türk Silahlı Kuvvetleri varlığının geri çekilmesini ön şart koşuyor.

Ben bu noktada Esad’la doğrudan görüşerek Türkiye ile Suriye’nin arasında sorunları ortadan kaldırmak için aracılık edebilirim. Esad ile de görüşürüm bunun için, Erdoğan ile de. Esad’la Türkiye’nin masaya oturmasına ve Türkiye’de yaşayan sığınmacıların Suriye’ye geri gitmesini sağlayacak barış ortamının sağlanmasını temin edecek görüşmelere aracılık edebilirim. Bunun için en kısa zamanda Esad’la doğrudan görüşmeyi de planlıyorum.

Diplomasi bir sanat ve Türkiye’de inanılmaz derecede iyi yetişmiş insanlar var bu konuda. Yeter ki çözüm iradesi olsun. Ama ilk düğümü çözmeden bir sonrakini çözemezsiniz. Önce Esad Türkiye ile masaya oturmaya ikna edilmeli. Ben Esad’ı masaya oturmaya ikna edebilirim. Yeter ki Erdoğan’ın böyle bir niyeti olsun. Erdoğan’ın son açıklamasından da görüyoruz ki bizim burada attığımız adımlar Erdoğan’ı da cesaretlendiriyor.

Özel, “Ben cumhurbaşkanı adayı olmak istemiyorum” mu diyorsunuz?” sorusuna ise şu yanıtı verdi: Benim cumhurbaşkanı adayımızın seçimi kazanması dışında bir hedefim yok. Cumhurbaşkanı adayına ölçüm ve değerlendirmeden yararlanarak, mümkün olduğu kadar çok kişiyle ortaklaşarak karar vermek dışında bir hedefim yok. Belki bütün üyelerimize sorarak ya da belki seçmen nezdinde yoklama yaparak bu süreci ilerleteceğiz. Anketlere bakarak ve ortak akılla bir aday gösterildiğinde bir kere daha risk almış olmayız.

Yazının tamamı için TIKLAYIN

Paylaşın

CHP’den “Geçinemiyoruz” Mitingi: Geçim Olmazsa Seçim Olur

Gebze’de düzenlenen Geçinemiyoruz Mitingi’nde konuşan CHP Lideri Özgür Özel, “Buradan sesleniyoruz. Geçim olmazsa seçim olur. Ey iktidar sesimizi duyun; geçim olmazsa seçim olur. Geçim yoksa, seçim var” dedi.

Haber Merkezi / Konuşmasında asgari ücrete de değinen Özgür Özel, “Asgari ücret verildiği günden bugüne neredeyse 4 bin lira kaybetti, bugünkü 17 bin lira o günkü 13 bin lira. Asgari ücrete en az enflasyon kadar zam istiyoruz. En az enflasyon kadar artış istiyoruz. 25 bin liranın altındaki asgari ücreti asla kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Özel, “Emekliye bir asgari ücret alana kadar mücadeleye söz mü, yandaşa değil esnafa can suyu verilene kadar mücadeleye söz mü?” sözleriyle emeklilerin çektiği sıkıntılara da değindi.

Özel, Türkiye’nin gri listeden çıkarılmasına ilişkin ise “Gri liste dediğin Burkina Faso’dur, Suriye’dir… Kara para cennetinin olduğu ülkelerdir. Bunu başarı diye anlatanlara yazıklar olsun” ifadelerini kullandı.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Özgür Özel, Kocaeli’nin Gebze ilçesinde düzenlenen “Geçinemiyoruz” mitinginde konuştu. Özel’in konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:

“Bugün ülkede gelir adaletsizliği en üst noktaya çıktı. Bugün Türkiye’de en zengin yüzde 20, bütün varlıkların yüzde 81’ini alıyor. En yoksul yüzde 20 sadece 0.5’ini alıyor.

Birileri yüzde 81’i alırken, bizler yüzde 1’i bile alamıyoruz. İşine gelince ‘aynı gemideyiz’…Yazıklar olsun bu düzene!

Türkiye’nin en zengin yüzde 20’si 32 bin dolar milli gelirle geçiniyor ama en yoksul yüzde 20’si 3 bin 600 dolar gelirle geçiniyor. Hakkımız almadan durmayacağız ve söke söke alacağız.

Bu meydanda geçinemeyen herkes var. Herkesin sesini hep birlikte duyurmaya geldi sıra. Eğer herkes, herkesin sesini duyar ve hep birlikte sesini yükseltirse başarmamamız için bir neden yok.

Alın teri dökmüş, dirsek çürütmüş ve en sonunda emekli olmuş insanlarımızı bugün dünyanın en düşük emekli maaşlarına muhatap ediyorlar. Adalet ve Kalkınma Partisi geldiğinde 1,5 asgari ücret düzeyinde olan en düşük emekli maaşı, bugün 0.6 asgari ücret düzeyindedir. Bu düzen büyük bir yoksulluk, büyük bir açlık getirmiştir.

270 euroluk sefalet maaşına isyan ediyor musunuz? Emeklinin hakkını söke söke alacak mıyız? Önce emekli maaşı bir asgari ücret olana kadar, son CHP iktidar olduğunda her emeklinin en düşük maaşı 1,5 asgari ücret oluncaya kadar durmayacağız, hep beraberiz ve hep beraber başaracağız.

Vergide adalet istiyoruz. Yani yılbaşında vergi, maaş başlayıp da 3. ayda kuşa dönmesin istiyoruz. Bugün 17 bin liralık asgari ücret ilk verildiği gün 9 gram altın alırken şu an asgari ücret 7 gram altın alabiliyor. Asgari ücret o günden bugüne kadar 3 bin 850 lira eridi. Diyorlar ki enflasyon farkı vermeyiz. Vermezsiniz ocaktan bugüne emekçinin maaşından 11 kilo kıymayı çaldınız, 24 kilo pirinci çaldınız… Enflasyon farkı hakkımızdır, refah payı hakkımızdır, Türkiye emekçi sınıfı bundan sonra hakkını size bırakmayacak, söke söke alacaktır.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanındaki çiftçilerin de kulağı burada. Tarlalar teker teker satılıyor. 500 bin çiftçi tarımı bıraktı. Her 4 gençten 3’ünün çiftçi maaşlı işte. Tarlasını arkada bırak gözü yolda… Bu çiftçiler geçinemedikleri gibi yaratılan sıkıntı büyük bir gıda enflasyonuna neden oluyor.

Bugün Türkiye’nin dört bir yanındaki çiftçilerin de kulağı burada. Tarlalar teker teker satılıyor. 500 bin çiftçi tarımı bıraktı. Her 4 gençten 3’ünün çiftçi maaşlı işte. Tarlasını arkada bırak gözü yolda… Bu çiftçiler geçinemedikleri gibi yaratılan sıkıntı büyük bir gıda enflasyonuna neden oluyor.

Bir yılda işsiz kişi sayısı 1 milyon 200 bin kişi arttı. Resmi işsizlerin yüzde 90’ı işsizlik sigortasından yararlanamıyor.

Gri listeden çıktığımızı ilan ettiler. Sanki gri liste Ecevit’ten, Özal’dan, Demirel’den kalmış gibi anlatıyorlar. Bugün güç bela gri listeden çıkılınca bunu başarı gibi anlatıyorlar. Gri liste dediğin Burkina Faso’dur, Suriye’dir… Kara para cennetinin olduğu ülkelerdir. Bunu başarı diye anlatanlara yazıklar olsun.

Asgari ücret verildiği günden bugüne neredeyse 4 bin lira kaybetti, bugünkü 17 bin lira o günkü 13 bin lira. Asgari ücrete en az enflasyon kadar zam istiyoruz. En az enflasyon kadar artış istiyoruz. 25 bin liranın altındaki asgari ücreti asla kabul etmiyoruz.

Emekliye bir asgari ücret alana kadar mücadeleye söz mü, yandaşa değil esnafa can suyu verilene kadar mücadeleye söz mü?… Parayı nerede bulacaksın? Biz gittik anlattık, gösterdik. Dedik ki vergide adalet istiyoruz.”

Paylaşın

Özel’den “Millet İttifakı” Yorumu: Hata Yaptık

Seçimler sonrası dağılan Millet İttifakı’na ilişkin değerlendirme yapan CHP Lideri Özgür Özel, “Benim farklı düşündüğüm nokta şu: Geçen sefer bir hata yaptık. 6 atleti bellerinden birbirine bağladık, koşun dedik, herkes birbirine engel oldu. Hepsi kendi kimlikleriyle koşsaydı, gerektiğinde bir iş birliği yapılabilirdi. Geçen seferki en büyük sorunumuz buydu” dedi ve ekledi:

“Önce bir tartışma çıkar sporcular kaç kilo basıyor diye. 1 kilo mu 30 kilo mu 90 kilo mu bilmiyorduk, herkes kendisinin çok bastığını iddia ediyordu. Millet İttifakı, teknik bir ittifaktan ziyade siyasi bir ittifaktı. Birbirini genişleyen değil, kısıtlayan bir ittifaka dönüşmüştü. Kimse kimseden memnun değildi. Teknik ittifakta herkes gücünü bilir ama sandıkta bir çerçevede yer alırsın ki bölge bölge bir başkasına yarar. Herkes öz kimliğiyle siyaset yapmalı, seçim sathı mahaline girdiğinde bu durum konuşulmalı.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Gazeteci Fatih Altaylı’nın YouTube kanalına konuk oldu. Özgür Özel’in açıklamalarından satır başları şöyle:

Erdoğan ile görüşme: Biz siyaset yapıyoruz ve 2024 yılındayız. Savaşmak üzere değil, konuşmak üzere kurulmuş bir parlamento orası. Mücadele ve müzakere birlikte yürürse, bunun adı siyasettir. Ben beklerdim ki Erdoğan seçimden sonra beni tebrik etsin, arasın. Bayramda ben aradım ve randevu istedim. İşin insani ve medeni yönünü önemsiyorum. Erdoğan köprüleri istediği kadar atsın, ben bayramda onu yine ararım.

Karşılıklı saygıyı korumak lazım. O sana gelmez, elini havada bırakır, ikincisi uzatmazsın o ayrı. Ben bütün partilerle bayramlaşıyorum. Dünyanın lafını etti Devlet Bey, bayramda aradım. Biraz da şakalaştık. ‘Bayram öncesinde biraz sürtüştük’ dedim. Devlet Bey de gülerek, ‘Siyasette olacak böyle şeyler, önemli olan bayramlaşabilmek’ dedi. Karşılıklı çatışmaları ara ara yumuşatmazsanız, 80 öncesi sağ sol çatışması gibi şeyler gündeme gelir.

TRT’sinden AA’sına, bize her yer kapalı. Öyle bir noktadayız ki kendin söyle kendin işit. O açıdan bu diyalog yanlış değil. Türkiye’de bir masada kurulunca iki ihtimal var, ya pazarlık ya ittifak. Masa yoksa birbirine el bombası atacaksın. Öyle bir şey olmaz. Müzakere olmadan mücadele olmaz. Anadolu’ya gidiyorsun, seçmenin azımsanmayacak bir kısmı, ‘Kötüyüz ama Tayyip Bey bilmiyor, yoksa çözer’ diyor. Ben gidiyorum söylüyorum işte, çözsün. Ben bu kutuplaşmadan CHP’nin fayda gördüğünü görmedim. Birileri bu memleketi kutuplaştırdı.

Bir gazeteci veya YouTube yayıncısı, 6 aydır sert bir şekilde eleştiriyor. Biz bu anlayışla açı yaptık diye yok gözlüklerini kırarım, gözüne sokarım. Sonra bizim arkadaşlar cevap vermeye başladılar. Bu bir patlamaya dönüştü. O kadar yoğun bir refleks keşke olmasaydı. Kimse meselenin özüne bakmıyor, CHP’liler gazeteciye had bildiriyor diyor. Halbuki adam 6 aydır en ağır lafları söylemiş, en son küfre varan bir şey yapınca…

Kılıçdaroğlu – İmamoğlu görüşmesi: Böyle görüşmeler beni hiç rahatsız etmez. Partide de bir normalleşmeye ihtiyaç olduğu çok açık. Ekrem Başkan ile çok açık bir iletişimimiz var. Kritik bir mevzu olunca direkt birbirimizi arıyoruz, haberdar ediyoruz. Ekrem Başkan, ‘Genel Başkanı aradım, yemek yiyelim diye konuştuk, ama tarihi zamanı belli değildi, haber sızdırmışlar ama’ dedi. Yapanları biliyoruz…

Ekrem İmamoğlu – Mansur Yavaş: Aralarında bir gerilim yok. Belediyeler Birliği’nde tansiyon yükseliyor diyor, yönetiyoruz biz süreci. İkisi de birbirini destekledi. Ekrem Başkan, Mansur Başkan için gayret gösterdi. İkisinin de gözünde ve gönlünde bu partiyi iktidar yapmak var. Daha önümüzde belki de 4 yıl var. En doğru adayı belirlemek durumundayız. Ölçeceğiz, anket yapacağız, en geniş katılımla belirleyeceğiz.

Cumhurbaşkanlığı adaylığı: En doğru aday ben olsam geri durmam. Ama ben yapı olarak partiyi iyi yönetebilecek, sosyal demokratları, solcuları çok daha rahat konsolide edebilecek, sözüne kendi mahallesinin çok inandığı yapıda bir siyasetçiyim, ama bizim biraz daha geniş toplum kesimlerine açılabilecek bir adaya ihtiyacımız var. Ama yarın bu konuda bambaşka biri var denilirse döner hep beraber bakarız. Ekrem Bey de Mansur Bey de ‘hayır ben aday olacağım’ diyecek biri değil. Türkiye’nin nereden döndüğünü görüyoruz biz.

Hukuk ayaklar altında, beka sorunları uyduruyorlar, gençler gidiyorlar. Biz bu ülkeyi bambaşka bir noktaya getirebiliriz. Yeniden demokrasiye kavuşturduğumuzda ülkeye, küçük hesaplarla belki de bin yıl kaybettiririz. 28’inde çok büyük bir felaket yaşadık. Seçmende duygusal kopuş vardı. Ekrem Bey dedi ki ‘Ben İstanbul’a bile aday olmam değişim olmazsa’ dedi. Ben de, ‘İzmir’i bile kaybederiz’ dedim. Türkiye’de AKP iktidarı mutlaklaşırdı. Önce değişim, sonra 31 Mart seçimleri gençlerin gözlerini yeniden ışıldattı. Ama bir kez daha bir kayıp yaşatırsak, bir daha toparlanma imkanı yok. Mucize yaşadık hep birlikte.

Suriye: Suriye ile sempatik kanaldan temas ediyoruz. Arka kapı diplomasisi yani… Önümüzdeki günlerde eğer ayarlayabilirsek, çok uzun vadede değil, bu yaz içinde gidip Esad ile görüşmeyi düşünüyorum. Aslında Erdoğan da ‘istihbaratçılarımız görüşüyor, bunu diplomatik temaslara çevirebiliriz’ diyordu.

Biz de burada kilitli kapıyı açabilir miyiz diye bir arka kapı diplomasisi üzerinden temas yürütüyoruz, olumlu da gidiyor. Önümüzdeki 1-1,5 ay içinde olabilirse Esad ile bir görüşme yapacağım. Öncesinde de Sayın Erdoğan ve Dışişleri Bakanı ile de görüşebilirim. Türkiye ile bir masaya oturulsun ve sığınmacı sorunu, senin de iç savaş sorununu çözecek adımlar atılsın. Bir Rusya bir de Amerika tarafı var tabii ki, onu da AB katkısı ile hep beraber çözeriz.

Türkiye’nin de özendirici şeyler yapması lazım. Belki, Türkiye’de doğan 1 milyon çocuklar için vizesiz dolaşım hakları verilebilir. Bugünden baktığında zaten 10 milyon kişi burada kalırsa 25 milyon olacaklar. Bu çocukların Türkiye’de okuma, gezme, tatil yapma hakkı olsun. Bir çare düşünülmeli, bir paket hazırlanmalı. Biz bu paketi hazırlıyoruz. Trenlere bindirip yollayacağız diyorlar, yok öyle bir şey.

Ülkelerinin buna rıza göstermesi, teşvik etmesi, bizim teşvik etmemiz ve kaynak bulmamız lazım. Esad ile görüşmeden olmaz. Sen sürüyorsun onları o da dedi ki gelirlerse kimyasal silah kullanacağım, nasıl göndereceksin? İktidar olmadan çözmeye hazırız, 4 yıl sonra çok daha çözülemez bir hale gelecek. Burada bir ulusal mutabakat kuralım. Esad’dan da olumlu sinyaller geliyor. Hiç değilse bunu denemek istiyoruz.

Millet İttifakı: İktidarla görüştüğümüz gibi muhalefetle de görüşüyoruz. Benim farklı düşündüğüm nokta şu: Geçen sefer bir hata yaptık. 6 atleti bellerinden birbirine bağladık, koşun dedik, herkes birbirine engel oldu. Hepsi kendi kimlikleriyle koşsaydı, gerektiğinde bir iş birliği yapılabilirdi. Geçen seferki en büyük sorunumuz buydu. Önce bir tartışma çıkar sporcular kaç kilo basıyor diye.

1 kilo mu 30 kilo mu 90 kilo mu bilmiyorduk, herkes kendisinin çok bastığını iddia ediyordu. Millet İttifakı, teknik bir ittifaktan ziyade siyasi bir ittifaktı. Birbirini genişleyen değil, kısıtlayan bir ittifaka dönüşmüştü. Kimse kimseden memnun değildi. Teknik ittifakta herkes gücünü bilir ama sandıkta bir çerçevede yer alırsın ki bölge bölge bir başkasına yarar. Herkes öz kimliğiyle siyaset yapmalı, seçim sathı mahaline girdiğinde bu durum konuşulmalı.

Kemal Kılıçdaroğlu: Kemal Bey ile görüşüyoruz. Aramız iyi, benim açımdan hiçbir sorun yok. Kemal Bey açısından da bir sorun olduğunu düşünmüyorum ama nifak tohumu saçmak isteyen üçüncü şahıslar var. Onların bu çabasının partiye zarar vereceğini görmek lazım. Bazı şeyler konuşuluyor, nasıl sabrediyorsun diyorlar, CHP’nin Genel Başkanlarının İsmet Paşa’dan gelen bir geleneği var, bazı şeyleri duymazdan gelirler.

Biz Hatay’da 5 kez anket yaptık, hepsinde en iyi adayımızı mevcut belediye başkanımızdı. Ben arayış içindeyiz deyince belki de adayı değersizleştirdik. İletişimde çok açık olduğum eleştirisini zaman zaman alıyorum. Gayri ahlaki şekilde depremzedelere bakarak ‘Bize oy vermezseniz, Hatay ayağa kalkmaz’ dediler. Kazansak çok iyi olacaktı, kaybettik. Kendimde de kusur görüyorum. Belki de adayı ilk günden ölçtün, yürü, arkana bakma, belki o zaman olacaktı. Fazla titizlendik, kusursuz yürütmedik süreci. Onun dışında pek bir hata yaptık gibi gözükmüyor. Objektif bir şekilde belirledik bütün adayları, subjektif kararlar vermedik.”

Paylaşın

Özel’den İktidara “Gri Liste” Hatırlatması: 2021 Yılında Girdik

Türkiye’nin Mali Eylem Görev Gücü (FATF) gri listesinden çıkarılmasına ilişkin değerlendirmelerde bulunan CHP Lideri Özgür Özel, “Neredeyse birileri çıkacak ve diyecek ki; ‘eskiler bilmez, gençler bilmez, eskiden biz gri listedeydik.’ Buradan hatırlatalım. Biz gri listeye 2021 yılında girdik. Biz gri listeye son günlerde hızla yapılan bazı kanunu düzenlemeler yapılmadığı için girdik. Biz gri listedeydik. Dün çıktık” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu övünülecek değil, çok utanılacak bir durumun, çok utanılacak bir üç yılın, AK Parti’nin bu ülkeye son üç yılda yaşattığı gerçeğidir. Çıktığımız günü listede Burkina Faso var. Yemen var, Suriye var, Mali var, Kongo var. Yani bulunduğumuz yer zaten pek çok ülkenin bulunduğu bir yerdi de biz orada bir üst lige falan çıktı. Biz utanç verici bir yere düşmüştük. Çok gecikmeli olarak ve nihayet ittir kaktır, hatta bir gece önce ‘bakalım siyasi bir kararla bizi orada tutacaklar mı ‘ gibi tuhaf değerlendirmelerle yani öz güveni eksik bir şekilde yarım yamalak Burkina Faso’nun olduğu yerden kurtulduk. Ama üç yıldır bizi orada tutan ve Türkiye’yi bu utançla yüzleştiren bu iktidardan başkası değildi.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin “Yurt Dışı Örgütlenme İkinci Yüzyıl Vizyonu Çalıştayı”nda konuştu. Özel, konuşmasında şunları söyledi:

“CHP, 47 yıl sonra birinci parti oldu. Bu hepimiz için çok büyük bir gurur kaynağı. Bunun heyecanını yaşıyoruz. Her toplantımızda bunun heyecanını paylaşıyoruz. Tabii bir yandan bunun bir yerel seçim olduğu, genel seçim boyutu olduğunda yurtdışı oyların devreye gireceği hep hatırlatılıyor. Burada bizim açımızdan yurtdışında biraz önce Ensar Başkan’ın ifade ettiği gibi iktidar partisini yarısı kadar oy aldığımız son seçim pratiğimiz var. Cam tavanı yurtiçinde olduğu gibi yurtdışında da kırmak gibi bir sorumluluğumuz var.

Yurtdışı seçmenlerde oy kullanma oranının yüzde 50’lerde kalıyor olması, hem de en üst düzey motivasyonun yaşandığı yüzüncü yıldaki seçimde dahi yüzde 50 oranında kalması, yapılan analizlerde sandığa gitmeyen seçmenin aslında Türkiye’deki iktidara yakın bakmayan, onun uygulamalarından memnun olmayan, sandık başına gittiği takdirde iktidardan yana oy kullanmayacak seçmen olduğu ile ilgili ortaklaşılan tespitler, aslında önümüzde ne büyük bir görev, ne büyük bir fırsat olduğunu ortaya koyuyor. Hep birlikte ulaşamadıklarımıza ulaşmak, ikna edemediklerimizi ikna etmek ve onları sandığa çağırma noktasında ne kadar başarılı olursak, işte aradaki fark o kadar hızla kapanacak ve bu sefer biz belki bir sonraki seçimden sonra hem yurtiçinde hem yurtdışında birinci parti olabilmiş olmanın mutluluğunu birlikte paylaşacağız.

74 seçim çevresinde yurtdışında oy kullanıldı, biz bunlardan 40’ında birinci partiyiz. Katılım oranının düşük olduğu her yerde ikinci, üçüncü partiyiz. O yüzden esas yapmamız gerekenin ne olduğu ortada. Sizlere sadece yurtdışında oyları, seçmenleri bulacak, sandığa taşıyacak, oyları sayacak kişiler olarak bakarsak bu da büyük bir haksızlık ve indirgemeci bir tutum olur. Esas olarak sizler Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında dünyanın dört bir yanında temsil eden kişilersiniz. Oradaki yüzlerisiniz.

Oradaki soydaşlarımızın, vatandaşlarımızın ya da Türk vatandaşı olmasa da Türkiye’den oraya göçmüş ve şu anda o ülkelerin sadece vatandaşı olan soydaşlarımızın siz oralarda hem temsilcileri hem onların sorunlarını bize taşıyacak kişiler, hem de dünyanın bugün için 21 farklı ülkesinde ama yarın dünyadaki 74 farklı seçim çevresinde hem partisini temsil eden hem oradaki siyaset pratiklerine tanıklık eden, onları partisine aktaran, oradaki iyi uygulamaları, oradaki olumlu gelişmeleri ya da oradaki kötü tecrübeleri buraya aktaracak, siyasi analizler yapacak, o ülkelerin nabzını tutacak ve buraya aktaracak temsilcilerimizsiniz.

Biz sizleri hem emeğinizle, hem entelektüel birikiminizle, hem kendiniz ve örgütümüzü geliştirmeye yönelik kapasitenizle son derece önemsiyoruz. Bu noktada bizlerin ve sizlerin birinci görevi bulunduğunuz bölgelerde örgütümüzü nitelik ve nicelik açısından geliştirmek gibi bir sorumluluğunuz var ve biz bunu son derece önemsiyoruz. Yurtiçinde olduğu gibi yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın, soydaşlarımızın da yeni ve güçlü bağlar kurmak, eksiklerimizden ders çıkarmak, bu alanda güçlü bir sıçramayı gerçekleştirmek için sizin bu üç gün boyunca yapılacak çalışmalara yapacağınız katkılar ve devamında burada alacağınız ödevlerle bu etkileşimin bir süreklilik içinde devam etmesi son derece önemli.

Ben bir yanı Üsküp’te bir yanı Selanik’e dayanan bir Balkan Türk’ü olarak Balkanlar başta Avrupa’daki ve dünyanın dört bir yanındaki yurttaşlarımızın sorunlarına daha çok eğilen, sosyal demokrat bir parti olmanın sorumluluğunu hisseden, yaşayan ve yaşatan bir çizgiyi hep birlikte tutturmamız gerektiğini düşünüyorum. 5-6 milyon Avrupa’da olmak üzere 7 milyondan fazla vatandaşımız yurtdışında yaşıyor. CHP sadece yurtiçinde 86 milyon vatandaşımızın değil eskiden gurbet dediğimiz şimdiki ikinci vatanlarındaki insanımızın baba ocağıdır, baba evidir. Türkiye İttifakı sadece yurtiçinde kullandığımız bir söylem değil. Yurtdışındaki seçmenlere sıkça hatırlatmamız gereken, onlarla kurmamız gereken çok önemli bir gönül bağıdır. Bu baba ocağının bir tane sahibi vardır. O da Gazi Mustafa Kemal Atatürk’tür.

Yurtdışındaki sizlerin eğitimden sağlığa, sosyal haklardan, ekonomik meselelere kadar pek çok sıkıntıları, çözülmesi gereken pek çok sorunları olduğunun bilincindeyiz. İhtiyaç olan sorunları tespit edip, doğru çözümlerin peşinden giden bir siyasi anlayışı hakim kılmak, bir özeleştiri yapmamız gerekiyorsa, biz bu özeleştiriyi bu üç günlük çalıştayda, açık yüreklilikle, birbirimizin hukukuna saygı duyarak, nezaket çerçevesini terk etmeden kararlılıkla dile getirmeliyiz. Eleştiriden ve özeleştiriden güçleneceğimizi, hatalarımızı konuşmaktan çekinmememiz gerektiğini, doğruları hep birlikte bulmamızın öneminin bir kez daha altını çiziyorum.

Biz sizlerin sorunlarına eğilmedikçe, sizlerin iyi gününde, kötü gününde yanında olmadıkça, başka yapıların, başka oluşumların, başka örgütlerin bu boşluğu doldurduğunu bilmemiz lazım. Yurtdışında yaşayan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının, Türkiye ile bağı olan herkesin derdi ile dertlenmek, iyi ve kötü gününde onunla birlikte olmak, sorununa temas etmek çok önemli. Aksi takdirde birtakım cemaat yapılarının, birtakım tarikat yapılarının, birtakım Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği ile ilgili sizinle ve bizimle ortak hayaller kurmayanların, Türkiye’yi Avrupa’nın bir parçası olarak değil de Türkiye’yi çok başka coğrafyaların bir parçası haline getirmek isteyenlerin, demokratik bir örgütlenme yerine bambaşka yapıların örgütlenmelerini güçlendirmeye çalışanların alan bulduğunu görmemiz gerekiyor.

Önümüzdeki dönemde tüm sorunları, ülkeler özelinde ve tüm ülkelerin ortak sorunlarının genelinde ayrı ayrı ele almak, irdelemek ve tartışmak durumundayız. Yurtdışında yaşayan sizlerin sorunlarını, beklentilerini sadece örgütsel bazda değil Meclis’teki komisyonlarda, TBMM Genel Kurulu’nda, kamuoyuna açık tüm alanlarda gündemleştirmek CHP’nin sorumluluğudur. Bu çalışmaların kararlılıkla ve artarak yürütülmesi gerekmektedir. Yaşadığınız coğrafya, avantajları ve dezavantajları ile ama sonuçta buradan uzak olmanın verdiği zorluklarla takip edilen bir coğrafya, bizim de takip ettiğimiz bir coğrafya.

Geçtiğimiz süreçte Avrupa Parlamentosu seçimleri yapıldı. Almanya ve Fransa’daki, Avusturya’daki sonuçlar, Fransa ve Avusturya’da aşırı sağcıların birinci parti olması, Almanya’da sosyal demokratları geçerek Almanya için Alternatif’in (AfD) ikinci parti noktasına gelmesi endişe verici. Yurtdışındaki siyasi akrabalarımız ‘Beklenen kadar kötü olmadı, korktuğumuz kadar kötü olmadı’ dese de Almanya ve Fransa Türkiye’nin yurtdışında en çok vatandaşının, soydaşının, Türklerin yaşadığı iki ülke olması açısından yaşanan meselenin bize başka bir tansiyon hissettirdiğini görmek ve bu konuyu ciddi şekilde irdelemek gerekiyor.

Neonazizm, yabancı düşmanlığı, İslam karşıtlığı gibi 80 yıl öncesinde geride bırakmamız gereken birtakım ideolojilerin, yönetimlerin güç kazanıyor olmasından endişe duyuyoruz. Aşırı sağ ve yabancı karşıtlığının zemin kazanmaması için partimizin yurtdışındaki akraba partilerimizle birlikte kat etmesi gereken önemli mesafeler var. Ben kaygılarımı hızlı şekilde yurtdışında temas halinde olduğumuz Sosyalist Enternasyonal’in başkanlar kurulu ve yöneticileriyle paylaştık. Önümüzdeki günlerde Romanya’da yapılacak toplantıda masaya yatırıp konuşacağız. Berlin’de Alman Sosyal Demokrat Parti’nin kongresinde de, Madrid’de Sosyalist Enternasyonal’in toplantısında da yaptığım konuşmalarda aşırı sağa karşı ortak hareket etme çağrısı yapmış, aşırı sağın hafife alınmaması gerektiğini ifade etmiş ve bu konuda bütünleşik mücadelenin yapılması gerektiğinin altını çizmiştim.

Aşırı sağı bekleyen faktörlerin başında şüphesiz gelir adaletsizliği ve zenginler ile yoksullar arasındaki uçurum, bunun ülkedeki göçmenlere mal edilmesi, onların sorumlu tutularak, onların üzerinden yürütülen ve kurulan nefret dilinin aşarı sağı beslediği ile ilgili tespiti burada bir kez daha ifade etmek gerekiyor. Bu yüzdende aşırı sağın hedefinde yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın geçmişte olduğu gibi olacağını, bunun söylemsel boyutta olduğu gibi hakların aşındırılması noktasında ve hatta geçmişte çok büyük acılar bize yaşatan saldırılar, birtakım katliamlar noktasında bizleri endişelendirdiğini ve bu tehlikeyi görmezden gelemeyeceğimizi ifade etmek gerekiyor.

Avrupa Birliği’ne tam üyelik, partimizin başlattığı ve ülkemizin 60 yıllık bir hedefi. Otoriter popülist bir iktidarın hedefinin Avrupa Birliği olmayacağı açıktı, Türkiye bunu bir kez daha yaşadığı pratikle ortaya koydu. Her ne kadar CHP’nin önümüzdeki dönem Avrupa Birliği’ne tam üyelik noktasında ifade ettiği kararlılık, dış ilişkiler noktasında ortaya koyduğumuz yeni heyecan, enerji ve vizyon. Bu noktada dünya liderlerinin partimizle birlikte ülkemize yeni bir bakış açısı kazanmış olmaları. Onlarla kurduğumuz yakın ilişkiler, diyaloglar, bugün iktidar partisini yeniden Avrupa Birliği hedefini hatırlama noktasına getirdi.

“Kuvvetler ayrılığı demokrasinin ve kalkınmanın olmazsa olmaz ön şartıdır”

Erdoğan’ın uzun süre ağzına almadığı, hatta her aldığında bir polemik alanı olarak iç politika malzemesi yaptığı Avrupa Birliği ilişkilerini yeniden hatırlamış olmasını önemsiyoruz. Ancak çok da ciddiye almıyoruz. Çünkü güpegündüz havai fişekler atarak kutlanan bir başlangıç, kilometre taşı günden sonra bugün savrulduğumuz nokta, iktidarın bu konuda samimi olmadığını gösteriyor. 75 yıl önce kurduğunuz Avrupa Konseyi’nde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarına ısrarla direnirseniz, Anayasanızda yazıyor olmasına rağmen uluslararası anlaşmaları uygulamazsanız, İstanbul’un ismi ile anılan İstanbul Sözleşmesi’ne Meclis tüm partilerin katıldığı bir oylamada oybirliği ile karar vermişken, bir gece yarısı, birkaç sapkın oyun peşine düşerek, bir imza ile İstanbul Sözleşmesi’nden çekilirseniz, ülkemizin Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymuyorsanız, mahkeme kararlarını hiçe sayıyorsanız, kuvvetler ayrılığı ki demokrasinin ve kalkınmanın olmazsa olmaz ön şartıdır.

Onun üzerinde tepiniyor ve sadece yürütmedeki yetkileriniz ile yetinmiyor, yasamaya talimatlar veriyor, hatta onun yetkilerini yetki aşımları ile kararnameler ile kullanıyor, buna karşı Anayasa Mahkemesi kararlarını yeniden boşa düşürüyor, tüm yargı organları üzerinde bir vesayet kuruyorsanız, sizin Avrupa Birliği diye bir hayaliniz olamaz. Avrupa Birliği ile bu yaptıklarını aynı cümle içinde andığınızda, karşınızdakiler sizi dinlerler ancak sadece acı acı tebessüm edenler. Maalesef karşınızdakiler sizi elverişli ve pazarlık edilebilecek, Suriyeli sığınmacılar için bir kampa dönüştürülebilecek, parasını verip kullandığınız, parasını verip susturdukları bir paydaş olarak görürler. Sizi asla ve asla gelecekte aynı parlamentoda temsil edilebilecek bir ortak, aday ülke olarak görmezler.

Maalesef, Angela Merkel ile Erdoğan’ın geçmişte yaptığı anlaşma, 6 milyon Euro üzerinden sıkıştıkları el, Merkel için başarıdır. Erdoğan için başarıdır. Ama Türkiye ve Avrupa Birliği idealleri açısından utanç verici bir kilometre taşıdır. Para karşılığında resmi rakamlarla 4,6 milyon ama çeşitli hesaplar, söylemler ve ortak bir kabul ile 10 milyona varan sığınmacının Türkiye’de bulunması ve bunun karşılığında işte 6 milyon Euro para alınması, tabii anlaşmanın görünen yönü. Zımni yönüyle Türkiye’deki hak ihlallerine karşı raporların yumuşak yumuşak yazılması. Müeyyideler için zamana yayılması ve en nihayetinde bugün Avrupa değerlerinden kopmuş, demokratik standartları gerilemiş bir noktaya Türkiye’nin savrulması şaşılmayacak bir sonuçtur.

Bugün gri listeden çıkmakla övünüyoruz. Neredeyse birileri çıkacak ve diyecek ki ‘Eskiler bilmez, gençler bilmez, eskiden gri listedeydik’. Buradan hatırlatalım. Biz gri listeye 2021 yılında girdik. Biz gri listeye bugün son günlerde hızla yapılan bazı kanuni düzenlemeler yapılmadığı için girdik. Biz gri listedeydik, dün çıktık. Bu övünülecek değil çok utanılacak durumun, çok utanılacak üç yılın, AKP’nin bu ülkeye son üç yılda yaşattığı gerçeğidir. Çıktığımız gri listede Burkina Faso var. Yemen var. Suriye var. Mali var. Haiti var. Kongo var.

Bulunduğumuz yer zaten pek çok ülkenin bulunduğu bir yerdi de biz oradan bir üst lige filan çıkmadık. Biz utanç verici bir yere düşmüştük, çok gecikmeli olarak ve nihayet ittir kaktır, hatta bir gece önce bakalım siyasi kararla bizi orada tutacaklar mı gibi tuhaf değerlendirmelerle yani özgüveni eksik şekilde, yarım yamalak, Burkina Faso’nun olduğu yerden kurtulduk. Ama üç yıldır bizi orada tutan ve bizi bu utanç ile yüzleştiren bu iktidardan başkası değildi. Bunu görelim ve bunun altını bir kez daha çizelim.

Maalesef bugün Türkiye, Avrupa Futbol Şampiyonası katılımcı ülkeler içinde Almanya vizeyle giden tek ülkedir. Bunu bütün vatandaşlarımıza hatırlatmak ve bu tuhaf durumun altını kalın kalın çizmek lazım. Bu ülkeyi 23 yıldır yöneten iktidar Türkiye’yi birtakım saplantılı bakış açılarıyla Eurovision Şarkı Yarışması’na sokmadığı gibi, pek çok uluslararası alandaki temsiliyetimizi kaybettirdiği gibi, dünya üçüncüsü olmuş bir milli takımdan Avrupa ve dünya şampiyonalarına takılamayan bir milli takım noktasına getirip, bu dönem çok şükür Almanya’da temsil edildiğimiz noktada, oraya giderken vize alan tek ülke biziz.

“Türkiye’nin rotasını yine doğru bir yere çevirmek lazım”

Bunu görmek lazım. Öğrencilerimiz, bilim insanlarımız, iş insanlarımız, hastalarımız vize sorunu yüzünden büyük mağduriyetler yaşıyor. Bilim insanlarımız, hocalarımız ameliyatlarına, verecekleri derslere gitmekte sorunlar yaşıyor. Schengen vizesi en çok reddedilen ülke maalesef Türkiye’dir. Türkiye Schengen vizesine başvuran ülkeler arasında ret oranı en yüksek olan ülkeye ulaşmıştır. 2019 yılında yüzde 9’luk ret oranının eleştirdiğimiz bir noktadan bugün beş yıl sonra yüzde 22’lik ret oranına yükselmişiz. Her beş Türk vatandaşından bir tanesi Avrupa’ya gitmek için başvurduğunda ‘Hayır seni sokmayız’ gibi sadece kendisi için değil hepimiz için onur kırıcı bir cevaba muhatap olmaktadır. Bu yüzden Türkiye’nin rotasını yine doğru bir yere çevirmek lazım.

Türkiye’de çok kullanılan gemi metaforuna dönecek olursak, bu geminin birinci kaptanı, bu geminin yönünü batıya çevirdi. Sebebi bir yön tercihi, bir hayranlık, bir düşkünlük filan değildi. Sebebi şuydu, batıda bilim, demokrasi, kuvvetler ayrılığı vardı. Batıda çok uzun süreçlerle kazanılmış insan hakları vardı. Belliydi ki batı iyiye gidiyordu. Zenginleşiyordu ve güçleniyordu. Yönünü batıya çevirdi. Bugün geminin maalesef son kaptanı rotayı doğuya çevirdi. İki tarafa bakalım şimdi. Ne tarafa gideceğimize hep birlikte karar verelim. Bir tarafta güçlü parlamentolar, kuvvetler ayrılığı, güçlü demokrasiler var.

Son katılan üyeleri katmazsanız 56 bin dolar ve hepsini katarsanız, 45 bin dolarlık milli gelir var. Hadi dönelim bu tarafa gidelim dedikleri Şangay İşbirliği Örgütü’nde güçlü liderler, bu taraftakiler o kadar güçlü değil. Büyük saraylar, bu taraftakiler iş bilmezliklerinden apartman dairelerinde oturuyor. En pahalı araçlar, uçan saraylar, bu taraftakiler tarifeli uçuyor, en pahalı araçları üretiyor ve bu taraftakilere satıyor. Kendileri mütevazılarına biniyor. Bu tarafta zengin yandaşlar, bu tarafta gelir daha doğru dağıtılıyor. Bu tarafta fakir halklar var. 4 bin 500 dolar milli gelir var. Erdoğan’ın Şangay İşbirliği Örgütü dediği, Dışişleri Bakanı’nın Şangay İşbirliği Örgütü dediği, oraya gidelim ve girelim dediği yerin ortalaması 4 bin 500 dolar.

Bu taraf bütün sorun ve sıkıntılarına rağmen 55 bin dolarlık milli gelirle yaşayan, demokrasiyi, insan haklarını yaşatan bir yöndür. O yüzden bakmayın Erdoğan’ın Avrupa Birliği üyeleri, onların Türkiye’deki değerli temsilcisi büyükelçiler ve dış temaslarımızda konuştukça ‘Avrupa Birliği bizim ayrılmayacağımız hedefimizdir’ demesine, hedefledikleri yer de ve orada bizi bekleyen akıbet de ortadadır. O yüzden bütün vatandaşlarımızı Erdoğan’ın bizi ne tarafa götürmeye çalıştığına, yani son kaptanın ama geminin ilk ve edebi kaptanının gösterdiği yönün ne olduğuna dikkat kesilmeye bir kez daha davet ediyorum.

Tabii çalıştayımız başlarken, arkadaşlarımızın tespit ettikleri, üzerinde mutabık olduğumuz, mücadele ettiğimiz, adım attığımız, çözüm getirmekte, dile getirmekte kararlı olduğumuz sorunlara 12 farklı noktada küçük küçük temas etmek, sizlerin neyi eksik bıraktığımızı tespit edip onun üzerine yoğunlaşmanızı sağlamak amacıyla yurtdışındaki yurttaşlarımız, Türkiye’ye geldiklerinde sağlık hizmeti olarak sadece acil sağlık hizmetlerinden yararlanıyorlar. Bu çok önemli sağlık sorunlarına karşılık geliyor.

Bunun çözülmesi gerekiyor. Yine emeklilikte sıkıntı yaşanıyor. Türkiye’den emekli olanlarda ödenen prim çok artırılmış durumda, aldıkları maaşlar çok inmiş durumda. Yurtdışından prim ödeyerek, Türkiye’den emekli olanların emekli maaşlarını düzeltmek durumundayız. Yurtdışında yaşayan yurttaşlarımızın ülkemizde askerlik yapmak istese bedelli askerlik ücretleri yüksek bulunuyor. Bu da gençlerimizin ülkemizle bağlarını zedeliyor. Yurtdışındaki yurttaşlarımızın askerlik bedelini sembolik rakama indirilmesi gerektiğini savunuyoruz. Yurtdışından Türkiye’ye getirilen telefon ve araçlardaki süre kısıtlaması büyük sorun oluşturuyor. Araçların Türkiye’deki kalış süresi bir gün dahi aşılsa ağır para cezaları ödeniyor.

Bu süreyi asgari beş aya çıkarmak, getirilen telefonların cezasızlık süresini uzatmak gerekiyor. Mavi kartlı yurttaşlarımıza verilen eşit hak ve yükümlülükler konusunda gerekli adımlar atılmamış, hala önemli eşitsizlikler söz konusu. Bu konu ihtiyaçlara göre yeniden ele alınmalı. Uçak bileti fiyatlarındaki artış karayoluyla yolculuğa yurttaşlarımız yönlendirdi. Bu da sınır kapılarında uzun ve çileli bir bekleyişe dönülüyor. Bu konudaki sorunların hızla çözülmesi gerekiyor. Başta Almanya Türkçe dersinin nasıl verileceği ve öğretilmesi konusundaki belirsizlikler nedeniyle çocuklarımızın eğitimleri aksıyor.

Alman hükümetleri ile vatandaşlarımızın çıkarlarını koruyacak bir çözüm üzerine müzakerelerin yapılması gerekiyor. Vatandaşlarımızın cenazelerinin Türkiye’ye getirilmesi konusunda ailelere devlet desteği ve ikili anlaşmalar yapılarak, kolaylaştırıcı çözümler bulunması gerekiyor. Yurtdışı seçim bölgesinin oluşturulması, yurtdışındaki yurttaşlarımızın kendilerini milletvekillerini parlamentoya göndererek temsil edilmesinin sağlanması gerekiyor. Bu konuda iki dönemdir CHP olarak parlamentoya kanun teklifimizi sunduk. Bunu bir parti politikası olarak da savunuyoruz.

360’tan farklı branştan 2 ile 3,5 yıl arasında meslek eğitimi almış ve diplomaya hak kazanmış meslek eğitimi mezunu gençlerimiz ülkemizde ortaokul mezunu statüsünde değerlendiriliyorlar. Bu gençlerimize lise mezunluğu statüsünün verilmesi gerekiyor. Bu konuda çalışılması gerekiyor. Yurtdışındaki yurttaşlarımızın yeterli konsolosluk hizmetleri alamadığı, bu konuda aksamalar yaşandığı, randevuların çok geciktiği ifade ediliyor. Bu konuyu dile getirmeli ve gündemleştirmeliyiz.

Türkiye ehliyeti Avrupa’da altı ay, Avrupa ehliyeti Türkiye’de bir sene kullanılabiliyor. Bu konuda ülkemiz yurttaşlarımıza hayatı kolaylaştıracak yasal düzenlemeleri mutlaka hayat geçirmeli. Önceki gün Almanya’da çiftte vatandaşlık yasası resmen uygulamaya girdi. Burada yaklaşık 500-600 bin vatandaşımız yeniden yurttaşlığa hak kazandı. İkisinden birinin tercih edilme noktasındaki tercihlere bakıldığında bu CHP açısından önemli bir fırsat sunuyor.

O yüzden benzer şekilde bugüne kadar ay yıldızlı pasaportundan vazgeçmeyi kabul etmediği için Alman vatandaşlığını reddeden yurttaşlarımızın Alman vatandaşı olması, Alman vatandaşlığını tercih eden yurttaşlarımızın Türk vatandaşlığını yeniden kazanması, Almanya’daki seçimlerde de sandık başına giderek, hem Türkiye’deki seçimler için, hem de kendi için en doğru kararı vermeleri noktasında uyarılmaları, teşvik edilmeleri, onların bu süreçlerine katkı sağlanması gerekiyor. Bu konu son derece önemli.

CHP’nin bundan sonraki süreçle ilgili Türkiye’de yapacağı çalışmalar kadar yurtdışında yapacağı çalışmaların önemini konuşmamın başında ifade etmiştim. Türkiye’de Türkiye İttifakı söylemiyle Türkiye’nin sosyal demokratlarını, milliyetçi demokratlarını, muhafazakar demokratlarını, Kürt demokratlarını, Alevi’si, Sünni’si ile Türkiye’deki tüm yurttaşlarımızı kucaklayan bir Türkiye İttifakı modeli 31 Mart’ta büyük teveccüh gördü. Çok doğru adayların belirlendiği, kampanyanın bilimsel olarak desteklendiği, ölçme ve değerlendirmenin odağa alındığı bir süreçte önemli bir başarıyı hep birlikte kazandık.

Şimdi yurtdışının oy kullanacağı, ikinci yüzyılın ilk genel seçimlerine geliyoruz. 1970’te Bülent Ecevit dünyadaki rüzgârları doğru gören, doğru okuyan, partisini doğru konumlandıran, Türkiye’de de partisine doğru bir hat çizen ve bunu sadece liderlikle değil çok güçlü kadro hareketiyle yapan üçüncü genel başkanımızdı. Onun döneminde 70’lerde girdiğimiz iki yerel, iki genel seçimin dördünden birinci parti olarak çıkmıştık.

“Büyük bir görevle karşı karşıyayız”

Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk yerel seçiminden partimizdeki değişimle, sadece genel başkan değişimi ile değil 43 yaş ortalamasına sahip, genç kadroların içinde bulunduğu, tecrübeli kadrolarla birlikte toplamda 43 yaş ortalamasına sahip bir parti meclisiyle, yarısı kadın yarısı erkek gölge kabine, merkez yönetim kuruluyla, hepsi yerelde kentlerini geçmiş dönemde iyi yönetip yeniden adaylaşan başta Sayın İmamoğlu, Yavaş olmak üzere tüm belediye başkanlarımızla. Yeniden belirlenen ve geçmişe göre çok sayıda kadın ve gencin, içlerinde 30, 32 yaşında gencecik arkadaşlarımız bugün bize eşlik ediyorlar, adaylarımızla Cumhuriyet’in ikinci yüzyılının ilk yerel seçimlerinde büyük bir rüzgâr yarattık, yakaladık ve büyük bir görevle karşı karşıyayız.

Şimdi hem yerel seçimleri, yerel yönetimleri doğru yöneterek, dürüst yöneterek, şeffaf yöneterek, bu süreçleri israftan uzak, içinde bulunduğumuz mekânı buradan bilmeyenler için en ifade edeyim. Bu havuzda İmamoğlu her gün yüzmeyi tercih edebilirdi. Çünkü burası, bu içinde bulunduğunuz kampüsün tamamı AKP iktidarında Bakırköy’de olmasına rağmen dönemin Bakırköy Belediye Başkanımızın haberi ve yeri olmayan AKP’nin İstanbul’daki belediye başkanlarının villalarının bulunduğu yerdir.

Burada bambaşka, karşılarda oturan, uzaklarda görev yapan belediye başkanları, buradaki 12 villada oturuyorlardı. En büyüğünde İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı oturuyordu. Burası onların yüzme havuzuydu. Bu mekân geri kazanıldı. Yeniden kazanıldı. Bu mekân şimdi bilgi havuzu olarak kullanılıyor. Burada yaptığımız toplantılar gibi toplantılar yapılıyor. İstanbul Planlama Ajansı o villaların her birinde bilgi üretiyor. İyi deneyimleri dünya ve Türkiye’den topluyor. Harmanlıyor. Bilim insanlarının katkıları ile projelendiriyor. İstanbul ve Marmara’yı planlıyor. Türkiye’nin geleceğine ışık tutacak projelerle çok önemli işler yapıyorlar. Bizim belediye başkanlarımız bu villalarda oturabilirlerdi. Bunu ellerinin tersiyle ittiler.

Bu mekânı 16 milyon İstanbullunun geleceğini planlamak üzere ajans yerleşkesine çevirdiler. Oyu CHP’ye verirseniz mekânlar halkın oluyor. Boş alanlar orman oluyor. Keyif havuzları bilgi havuzlarına dönüşüyor. Oy AKP’ye verildiğinde bu mekânlar ne oldu, o İstanbul’un güzelim ormanları ne oldu? O kente kazandırılabilecek dünya kadar arazi nasıl gökdelenler oldu? Bu kenti AKP yönetmeye başladığında dört olan gökdelen sayısı nasıl 256 oldu? Hep birlikte hatırlayalım. Sosyal demokrat belediyecilik dayanışma demek.

Sosyal demokrat belediyecilik paylaşma demek. İsraf yerine hizmet demek. Varlıkları kendi lehlerine, yakınlarının lehine, yakın çevrelerinin lehine değil tüm vatandaşların lehine kullanmak, onların hizmetine sunmak demek. Böyle bir anlayışın hakim olduğu, böyle bir anlayışın temsilcisi bir partinin Genel Başkanı olmaktan, bu partide sizin gibi kıymetli yol arkadaşları ile birlikte Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında bir kez daha Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün partisini birinci parti yapmanın görevini üstlenmiş olmakla ve bu heyecanı sizlerle paylaşıyor olmakla gurur duyuyorum. Hepinizle gurur duyuyorum.

Bu yapacağımız toplantının partimize, ülkemize önemli katkılar sağlamasını ümit ediyorum. Buradan çıkacak sonuçların yazılı belgenin hepimizin önümüzdeki beş yılda yol haritası olacağını görmenizi, süreci böyle analiz etmenizi, buna yönelik katkılar sağlamanızı bekliyoruz. Bu salonda ya da bu salonda olmayıp bulunduğumuz ülkelerde bu mücadele sırasında birbirini kırmış, incitmiş, üzmüş kim varsa, haklı olandan haksız olan adına Genel Başkanınız olarak ben özür diliyorum. Varsa kırgınlıklar, küskünlükler onu uçağa bindiniz, geldiniz. Burada bırakın ve geri götürmeyin. Bu salonda varsa kırgınlıklar, küskünlükler buraya benim hatırıma gelmediniz.

Ekrem Bey’in, Ayşegül Hanım’ın hatırına gelmediniz. Buraya o iki mavi gözlü Türkiye Cumhuriyeti’nin Selanik’te doğmuş kurucusunun hatırına geldiniz. Kim kavga ederse, tartışırsa, uzlaşıp da birlikte üretmenin önüne engel olursa bilsin ki hiçbirimize değil Atatürk’ün partisi ve onun kurduğu ülkenin geleceğine kötülük ediyor. Sizden bu özveriyi bekliyorum. Bu anlayışı bekliyorum. Hepinizi çok seviyoruz. Biz Türkiye’nin en büyük, en köklü, en güçlü ve birbirini en çok seven ailesiyiz. Birbirinizi sevmeye, partinizi sevmeye, ülkenizi sevmeye devam edin. Hepinize ihtiyacımız var.”

Paylaşın

CHP Lideri Özel, “Erken Seçim” İçin Tarih Verdi

Katıldığı bir televizyon programında erken seçim tartışmalarına değinen CHP Lideri Özgür Özel, “Tarih olarak da şunu söylüyorum. 5 yıl var iki seçim arasında bunun ortası çok kritik bir yer 2.5 yıl” dedi ve ekledi:

“Sayın Erdoğan eğer Meclis seçimleri yenileme kararı almazsa bir daha aday olamıyor. 2.5. yılda şöyle bir noktaya geleceğiz. Biz gel seçimleri yenileyelim deriz gelip aday olursa 2.5 yıl o koyar, 2.5 yıl biz koyarız ortaya. Tam ortasının öyle bir manası var. Kazanırsa 5 yıl daha yapar. Kendine güveniyorsa bir kere daha gelir yarışırız. Yok güvenmiyorsa geriye giden her gün onun seçimden kaçtığı gündür.”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Özgür Özel, Halk TV’de gazeteci İsmail Küçükkaya’nın sorularını yanıtladı. Özel’in konuşmasından öne çıkan başlıklar bu şekilde:

“Normalleşme tartışmaları: Normalleşme süreci bitmez. Normalleşme bizim birinci parti olma sorumluluğuyla ortaya koyduğumuz özgüvenli ve inandığımız bir süreç. Normalleşmenin özeti şudur: Normal demokrasilerde ne varsa onu talep etmek ve muhalefet olarak üstüne düşeni yapmaktır. Selamlaşmak, konuşmak, müzakere etmek.

Normal demokrasilerde olanı talep etmek. Anayasaya tam uyum, kanunlara tam uyum, AİHM kararlarına tam uyum. Bunları talep etmek benim görevim. Ha bunları yapmıyorsa kendileri normalleşmiyorsa bırakalım onlar anormal kalsın. Vatandaş da normalle anormal arasında günü gelince tercihini yapar.

Erdoğan’la ortak yayın çok iyi olur. Düşünsenize Türkiye bundan 40 yıl önce bunu başarıyordu. TRT’de bir saygın gazeteci moderasyonluk yapıyordu, bütün liderler sırasıyla söz alıyordular. Zaman zaman ortam geriliyordu tartışıyorlardı zaman zaman şakalaşıyorlardı. Çünkü normali oydu. Şimdi zaman ilerledikçe aslında bu tip demokratik kazanımların artması lazım.

40 yıl sonra geldiğimiz yere bak herkes gidiyor tek başına televizyon programlarına katılıyor, yani normalleşme dediğimiz şeyin bir boyutu da budur. Siyasiler kendi aralarında telefonla görüşebilirler, el sıkışmalıdırlar başbaşa görüşmeler heyetlerle görüşmeler yapabilirler ama günü geldiğinde de esas yetkiyi aldıkları vatandaşın karşısına çıkıp en somut şekilde anlatmalıdırlar.

Erken seçim: 31 Mart seçimlerinde seçmene bir şey söyledim dedim ki bu genel seçim değil, bu yerel seçim burada yerel yönetici seçeceksiniz. Bir de verdiğiniz oy iktidar açısından bir sarı kart olacak, bu bir kırmızı kart değil. O yüzden AK Partililer MHP’liler korkmadan çekinmeden bize oy verin iktidarı değiştirmek için değil iktidarı uyarmak için oy verin iktidarın değişeceği seçim bu seçim değil demiştim. Onlar da bize oy verdiler işte tablo böyle oldu.

Türkiye’de bu tablo olduğunun ertesi günü gördünüz mü bak ben birinci parti oldum hadi seçim desem şu çıkacak ortaya; sen hani söz vermiştin hani bu seçim o seçim değildi bizim oyumuzla bize kafa tutuyor diyecekti AK Partili seçmen. İkincisi bir fırsatçılık olur. Daha bu ülkenin ekonomik sorunları var, bu seçimde yorulduk daha dün seçimlerdeydik bugün yine seçim diyorsun. Üçüncüsü de ya neyinden istiyorsun erken seçim için 360 gerekiyor, bizde var 130. Bütün muhalefet 340.

Tarih olarak da şunu söylüyorum. 5 yıl var iki seçim arasında bunun ortası çok kritik bir yer 2.5 yıl. Sayın Erdoğan eğer Meclis seçimleri yenileme kararı almazsa bir daha aday olamıyor. 2.5. yılda şöyle bir noktaya geleceğiz. Biz gel seçimleri yenileyelim deriz gelip aday olursa 2.5 yıl o koyar, 2.5 yıl biz koyarız ortaya. Tam ortasının öyle bir manası var. Kazanırsa 5 yıl daha yapar. Kendine güveniyorsa bir kere daha gelir yarışırız. Yok güvenmiyorsa geriye giden her gün onun seçimden kaçtığı gündür.

Ekonomik kriz: Çok kazanandan çok alacağız, az kazanandan az alacağız, hiç kazanmayandan vergi almayacağız. Paranın büyük kısmı geniş yığınlarda, küçük kısmı azınlıklarda olmalı. En tepedekiler İtalya gibi en diptekiler Hindistan gibi yaşıyor.

Mehmet Şimşek’in bize dediği şeyin tercümesi şu, ‘şirketler az ödesin biz yine vatandaşın sırtından inmeyeceğiz’. Bir müzakerede ne talep ettiğinizi söyleyebilirsiniz, bu sizin kitlenize karşı sorumlusunuz. Öyle büyük firmalar var ki, o firmada çalışan eleman vergi ödüyor, firmanın patronu ödemiyor. İğneden ipliğe vergi yapılacak bir paket geliyor, bu paket yine yoksulun, işçinin, emeklinin, esnafın, çalışanın sırtına binecek.

Fahrettin Koca: Fahrettin Koca’nın istifa iddiasını duyuyoruz. Kampta, Antalya Milletvekili Tuğba’nın göz doktorudur kendisi de, aralarında sert bir polemik yaşandığını duyduk.

Sığınmacılar: 2 gün önce Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki bir Büyükelçisiyle özel bir yemekte bir arya geldik orada da söyledim, Avrupa Birliği’nin bütün büyükelçilerine büyük toplantılarında da söyledim tek tek geldiklerinde de söylüyorum: ‘Sizin yanınızda, sizin açınızdan istikrarlı bir Türkiye’nin sığınmacı deposu olarak durması gerçek istikrar değildir.

Yanı başınızda hem demokratik hem de istikrarlı bir Türkiye’ye ihtiyaç var ve bunun olabilmesi için sığınmacı sorununun tamamen çözülmüş olması lazım. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne tam üye olması lazım. Siz bizi sığınmacı kampı olarak görüyorsunuz sınır ötesinde. o yüzden elimizi hep birlikte taşın altında sokacağız. Önce Suriye’deki sorunu çözeceğiz.

Bizim yapacağımız iş şu: Ben burada inisiyatif almaya hazırım. Suriye ve Türkiye arasındaki diyalog kanallarının açılması için gerekirse ben Esad’la görüşmeye gideceğim. Bunun zeminin araştırıyoruz. Olumlu gelişmeler var günü geldiğinde açıklayacağız. Zemin arayışı içerisindeyiz; üzerinde çalışıyoruz. Gidip sayın Esad’la görüşüp, Türkiye’yle bir masaya oturmasıyla ilgili net talebimizi iletip ana muhalefet sorumluluğunu yapacağız.

Çünkü masaya oturmadan bu sorun çözülmeyecek. Türkiye’deki Suriye vatandaşlarının Suriye’ye dönmesi için şartlar neyse konuşulacak. elbette bunun bir siyasi tarafı var. Esad’ın belli güvenceler vermesi gerekiyor. Bir takım teşvikler ortaya koyabiliriz. Türkiye’de doğmuş 1 milyon çocuk var, bu çocuklar için vize kolaylığı, jestler yapılabilir. Türkiye’de doğdukları için diğer Suriye vatandaşlarından ayıracak bir takım jestler yapılabilir. Bunları çalışıyoruz.

Sinan Ateş Davası: Biz Ayşe Ateş’in yanındayız. Soruşturma kime kadar giderse gitsin sorumluların cezalandırılmasını istiyoruz. Ayşe Ateş adalet istiyor, kocasının kanı yerde kalmasın istiyor. Tetiği çeken zaten cezayı alacak ama asıl katiller kimse o ceza alsın istiyor.

Gri Liste: Yıllardır uğraşıyoruz gri listeden çıkılmasıyla ilgili. Bu son derece olumlu bir şey çünkü bu listede yer almak utanç vericiydi. Normali budur.”

Paylaşın