Osman Kavala: AİHM Kararını Tüm Milletvekillerine Göndereceğim

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Eskişehir Milletvekili Utku Çakırözer, Gezi Davası kapsamında tutuklu bulunan Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Can Atalay ve Osman Kavala’yı Silivri Cezaevi’nde ziyaret etti.

İş insanı Osman Kavala, Çakırözer ile aracılığıyla gönderdiği mesajda, “AİHM’in, tutukluluğumun hak ihlali olduğu yönündeki kararına uymayan Türkiye hakkında son olarak verdiği kararı çevirtip TBMM’deki tüm milletvekillerine göndereceğim. Özellikle de susturma ve caydırma amacıyla, yani kasıtla bunların yapıldığını anlatan 18. Maddenin ihlali konusunu tüm vekiller bilmeli, okumalı” dedi.

“Hukuksuzluk sona ermeli”

Hukuksuzluğun bir an önce sona ermesini talep eden Tayfun Kahraman da şunları söyledi:  “Burada tutulduğumuz her gün hayatımızdan çalınan günler. 3 Ağustos’ta 100. gün olacak. Osman Kavala için 1734 gün! Bu hırsızlığa son verin. İstinaf Mahkemesi bir an önce dosyamızı ele almalı. Anayasa Mahkemesi bir an önce tutukluluğumuzla ilgili hukuksuzluğa dur demeli.”

“Bir tek bunlar mı doğruyu biliyor?”

Hakan Altınay ise mesajında, şöyle dedi: “AİHM kararını tanımamak, Avrupa Konseyi çağrısını kararına uymamak bunlar bugüne kadar hiç olmayan işlerdi. Türkiye’de 66 hükümet kuruldu. Avrupa Konseyi’ne üye olduğumuz günden bugüne kurulan 48 hükümet Avrupa Konseyi ile ilişkileri, üyeliğimizi, AİHM kararlarına uyumu hep Türkiye’nin çıkarına gördü.

“Yani o 48 hükümetin hepsi yanılıyordu da bir tek bunlar mı doğrusunu biliyor ve AİHM kararına uymuyor? Erbakan, Ecevit, Demirel, Çiller, Özal hepsi de yanılıyor olamaz. Şimdi bu uluslararası kuruluş, onun mahkemesi diyor ki ‘Sizin mahkemenizin kararları yok hükmündedir.”

“İstinafın mutlaka bozması gerekir”

Can Atalay da mesajında şu ifadelere yer verdi: “En önce de Osman Kavala’yı bırakmaları lazım. Hukuka aykırılıklar var. Daha önceki bozma kararlarındaki bozma gerekçelerine bile uyulmamış. İstinafın mutlaka bozması gerekir. Hele de AYM hakkımızda hak ihlali vermezse kendini kapatmış sayılır.

“Dışarıda bizimle gösterilen dayanışmaya minnettarız. Teşekkür ederiz. Tabi ki iyiyiz, güçlüyüz, sağlamız. Ama burada bir gün dahi tutulmamız fazladır. O yüzden çiğnenen yok sayılan hak ve özgürlüklerimizi derhal istiyoruz. Hakkımızın teslim edilmesini istiyoruz.”

“Özgürlüklerine kavuşmalılar”

Ziyaretiyle ilgili açıklama yapan Çakırözer, “Hep söyledik, yine söylüyoruz. Gezi de milyonlar Anayasal hak olan protesto hakkını kullandı. Tayfun Kahraman, Hakan Altınay, Can Atalay, Mücella Yapıcı, Mine Özerden, Çiğdem Mater aylardır cezaevinde, cezaevlerindeki 100’üncü günlerini gelecek hafta dolduracaklar.

“Aynı şekilde Osman Kavala 1734 gündür tutuklu. Onların bir gün dahi cezaevinde tutulması haksızlıktır, hukuksuzluktur. Anayasa Mahkemesi onların başvurularını bir an önce ele alarak bu hukuksuzluğu bozmalı, adaletsizlik bir an önce giderilmelidir. Bu masum insanlar derhal özgürlüklerine kavuşmalıdır” diye konuştu.

Paylaşın

Türkiye Barolar Birliği: AİHM Kararı Derhal Uygulanmalı

Türkiye Barolar Birliği (TBB), Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin Osman Kavala davasıyla ilgili dün (11 Temmuz) açıkladığı nihai karara ilişkin bugün yazılı bir açıklama yaptı.

TBB, yazılı açıklamasında “Bir hukuk devleti olmanın gereği olarak AİHM kararı derhal uygulanmalıdır” dedi.

AİHM Büyük Daire, 1.715 gündür Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan ve yeniden görülen Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Kavala ile ilgili dün açıkladığı kararında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne varmış, Türkiye’yi 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödemeye mahkum etmişti.

Konuyla ilgili bugün yayınladığı açıklamada şimdiye kadarki yargı sürecini hatırlatan TBB, özetle şu değerlendirmeyi yaptı:

“Bu, hukuk devleti olmanın bir gereği”

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Büyük Dairesi, Sözleşme’nin 46/4 maddesi çerçevesinde aldığı kararla Türkiye’nin Osman Kavala ile ilgili 10.12.2019 tarihli AİHM kararını uygulamadığını ve bu nedenle 46. maddenin ihlal edildiği sonucuna vardığını açıklamıştır.

AİHM’in 11 Temmuz 2022 tarihinde açıklanan kararı kesindir. Şimdi yapılması gereken, AİHM kararlarının uygulanarak Osman Kavala’nın serbest bırakılması ve eski halin iadesidir. Eski halin iadesinden anlaşılması gereken, atılı suçların kayıttan silinmesi ve buna ilişkin mahkeme kararlarının bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılmasıdır.

AİHM kararının uygulanması, Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden doğan bir yükümlülüğü olduğu kadar hukuk devleti olmanın da gereğidir. Türkiye’nin AİHM yeni kararını uygulamamakta ısrar etmesi, Bakanlar Komitesi’nin Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden ihracına kadar uzanan yaptırımlar uygulamasına yol açacaktır.

Türkiye Barolar Birliği olarak AİHM kararının derhal uygulanmasını; hukukun üstünlüğü ilkesinin, Anayasa’nın 90/5 maddesinin ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46/1 ile 19. maddelerinden doğan taahhütlerimizin gereği olarak gördüğümüzü belirtiriz.”

Paylaşın

Osman Kavala: Yasalar, Siyasi Saiklerle Kullanılıyor

AİHM Büyük Daire’nin açıkladığı nihai kararı değerlendiren Osman Kavala, “AİHM, dün açıklanan kararında hukuksuz uygulamaların ve yargı süreci üzerindeki siyasi etkilerin hâlâ devam ettiğini hükme bağladı” dedi.

Osman Kavala, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin dün (11 Temmuz) açıkladığı nihai karara ilişkin açıklama yaptı.

Kavala, “AİHM, dün açıklanan kararında hukuksuz uygulamaların ve yargı süreci üzerindeki siyasi etkilerin hâlâ devam ettiğini hükme bağladı” dedi.

AİHM Büyük Daire, 1.715 gündür Silivri Cezaevinde tutuklu bulunan ve yeniden görülen Gezi davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Kavala ile ilgili dün açıkladığı kararında, Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne varmış, Türkiye’yi 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödemeye mahkum etmişti.

Kavala, karara ilişkin şu açıklamayı yaptı:

“Yasalar, siyasi saiklerle kullanılıyor”

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10 Aralık 2019’da aldığı kararda tutuklanmamın somut delillere dayanmadığını ve siyasi amaçlarla tutuklandığımı hükme bağlamıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, dün açıklanan kararında hukuksuz uygulamaların ve yargı süreci üzerindeki siyasi etkilerin hâlâ devam ettiğini hükme bağladı. Bu karar, mevcut yasaların siyasi saiklerle keyfi bir biçimde kullanıldığını açıkça ortaya koymuştur.

Bu kararın tüm baskılara rağmen temel hukuk ilkelerine göre davranmakta ısrar eden yargı mensuplarına güç vereceğine inanıyorum.”

Paylaşın

AİHM’in Osman Kavala Kararı Ne Anlama Geliyor, Türkiye’yi Ne Bekliyor?

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022’de aldığı karar uyarınca Türkiye’nin Osman Kavala davasında AİHS’i ihlal edip etmediğine ilişkin incelemesini tamamladı ve kararını 11 Temmuz’da kamuoyuna açık bir duruşmayla duyurdu.

Türk yargıç Saadet Yüksel’in “kısmen” karşı çıktığı, diğer 16 yargıcın onadığı karara göre, Avrupa Konseyi’nin kurucuları arasında yer alan Türkiye, sözleşmenin AİHM kararlarının uygulanmasını zorunlu kılan 46. maddesini ihlal etti ve böylece yükümlülüğünü yerine getirmedi.

AİHM, 10 Aralık 2019’da aldığı kararda, Osman Kavala’nın tutuklanması ve tutuklu yargılanmasının onu susturmak ve diğer insan hakları savunucularının cesaretini kırmak amaçlı olduğunu belirtmiş, Türkiye hükümetinden Kavala’nın bir an önce serbest kalması için gerekli önlemleri alması çağrısında bulunmuştu.

Türkiye, bu kararlara uymadı ve 25 Nisan 2022’de sonuçlanan Gezi davası yargılama süreci sonunda Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet ve diğer 7 sanığa 18’er yıl hapis cezası verdi. AİHM Büyük Dairesi’nin kararı da Türk yargısının Kavala ile ilgili kesin kararını vermesinden sonra değerlendirildi ve kamuoyuna duyuruldu.

Kararda hangi unsurlar öne çıkıyor?

Büyük Daire’nin kararında Bakanlar Komitesi’nin başlattığı ihlal sürecinin, Kavala davasının yeniden görülmesini değil AİHM kararının uygulanmasına ilave bir katkı sağlamasını amaçladığı kaydedildi. 10 Aralık 2019 kararında, devam eden tutukluluğun Kavala’yı susturmak, diğer insan hakları savunucularının da cesaretlerini kırmak amaçlı olduğunun anımsatıldığı karar metninde, Kavala’ya karşı Türk Ceza Kanunu’nun 309 ve 312. maddelerinde dile getirilen suçlamaların makul şüphelere dayanmadığı da tekrarlandı.

Aynı kararda yapılan genel değerlendirmeye de atıf yapan Büyük Daire, Türk yargısının 2013’teki Gezi Parkı olayları ile Temmuz 2016 darbe girişimine ilişkin bulguların tamamını Kavala aleyhindeki suçlamalar için geçerli gösterdiği eleştirisini yöneltti ve şu tespiti yaptı:

“Sonuç olarak, ilgili ve yeterli diğer koşulların eksikliğinde, aynı olguların sadece yeni bir sınıflandırılması ilkesel olarak bu kararlara zemin oluşturamaz, çünkü yeni bir sınıflandırma sadece mahkeme tarafından zaten incelenen olguların farklı bir değerlendirmesinden başka bir şey anlamına gelmez. Aksi takdirde, yargı makamları, aynı olgular üzerinden yeni ceza soruşturmaları açarak kişileri özgürlüklerinden mahrum etmeye devam edebilir.”

Türk makamlarından ‘iyi niyetli hareket görülmedi’

Büyük Daire kararında dikkat çeken bir başka unsur ise AİHS’ın tüm yapısının, üye ülkelerdeki kamu otoritelerinin iyi niyetle hareket etmeleri varsayımına dayandığı ve kesinleşmiş, bağlayıcı bir kararın uygulanmamasının sözleşmeye katılırken saygı duyacaklarını beyan ettikleri hukukun üstünlüğü ilkesiyle çelişen durumlar yaratacağı hatırlatmasının yapılması.

Bu noktayı vurgularken, Türkiye’nin bu süreçte Büyük Daire kararlarının uygulanması için bazı adımlar attığını, bazı eylem planları sunduğunu ancak Kavala’nın tutukluğunun devam ettiğini anımsatan mahkeme kararında, “Mahkeme Türkiye tarafından alındığı ifade edilen önlemlerin taraf devletin iyi niyetle hareket ettiği sonucuna varılmasını engellemektedir (…),” görüşüne yer verildi.

Büyük Daire, sonuç olarak, Türkiye’nin AİHS’i ihlal ettiğine karar verdi. Ayrıca mahkeme masrafları için Kavala’ya 7.500 euro ödemesine hükmetti.

AİHM kararlarının uygulanması için 2010’dan bu yana ihlal süreci mekanizmasını oluşturan Avrupa Konseyi, bu aracı ilk kez Azerbaycan’a karşı kullanmıştı. Türkiye, mahkeme kararıyla, AİHS’i ihlal eden ikinci ülke olarak kayıtlara geçti. Azerbaycan, konu yaptırım aşamasına gelmeden hapiste tutulan muhalif Ilgar Memedov’u serbest bırakmıştı.

Bundan sonra ne olacak?

AİHM, 11 Temmuz’da aldığı kararı yeniden Bakanlar Komitesi’ne gönderecek. Avrupa Konseyi’nin siyasi organı olan Bakanlar Komitesi, AİHM’in “Türkiye yükümlülüklerini yerine getirmedi” kararını bundan sonraki toplantılarında görüşmeye başlayacak.

Komitede yapılacak görüşmelerde, Türkiye’ye karşı ne tür önlemlerin alınacağı görüşülecek. AİHS, bu önlemlerin neler olacağını açıkça belirtmiyor, sadece komitenin uygun olan önlemleri belirleyeceği ifadesine yer veriyor.

Diplomatik kaynaklara göre, yükümlülüğünü yerine getirmeyen bir taraf ülkeye karşı “üyelikten çıkarma, oy hakkının dondurulması” gibi ağır yaptırımlar başta olmak üzere birçok unsur yaşama geçirilebilir. Daha önce böyle bir kararın alınmaması, Türkiye ile ilgili sürecin daha da belirsiz hale gelmesine neden oluyor.

Bakanlar Komitesi, yılda bir kez dışişleri bakanları düzeyinde toplanıyor. Ancak asıl iş yükü, her hafta toplanan Avrupa Konseyi nezdindeki daimi temsilciler toplantısında ele alınıyor. Kavala kararının ardından ilk Bakanlar Komitesi toplantısı, 13 Temmuz’da yapılacak ancak Türkiye’nin yükümlülüğünü yerine getirmemesine ilişkin AİHM kararının birkaç aydan önce komitenin önüne gelmesi beklenmiyor.

Avrupa Konseyi’nden bir çağrı daha

Kararın açıklanmasından sonra bir çağrı daha yapan Avrupa Konseyi, Türk hükümetinden AİHM kararlarına uymasını ve Kavala’yı serbest bırakmasını istedi. Bakanlar Komitesi başkanı sıfatıyla İrlanda Dışişleri Bakanı Simon Coveney, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı Tiny Kox ve Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Buriç yaptıkları ortak açıklamada, “Sözleşmeye taraf bir ülke olarak Türkiye’yi kararı uygulamak için gerekli tüm adımları atmaya çağırıyoruz. Karar tam olarak uygulanıncaya kadar bu konu Bakanlar Komitesinin gözetiminde kalacaktır,” ifadelerine yer verildi.

Türk Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada ise AİHM kararının “Avrupa insan hakları sisteminin itibarının bir kez daha sorgulanmasına sebep olduğu” kaydedilerek, “Bundan sonraki aşamada süreci takip edecek olan AK Bakanlar Komitesi’nin, daha önce sergilediği tarafgir ve seçici yaklaşımı bir yana bırakarak, sağduyuyla ve bazı çevrelerin siyasi gündem yaratma arayışlarına mahal vermeksizin hareket etmesini bekliyoruz,” dendi.

Konseyde AB etkisi

Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’yı saldırmasıyla başlayan süreç Avrupa Konseyi’ni de etkiledi. Savaşın başlamasının hemen ardından Avrupa Konseyi, 1996’dan bu yana üyesi olan Rusya’ya karşı bir girişim başlatmış, Moskova yönetimi bu süreç sonlanmadan kendisi üyeliğini sonlandırmıştı. Konseyin üye sayısı böylece 46’ya inmiş oldu.

Avrupa Konseyi’nin yarısından fazlası Avrupa Birliği üyesi. Balkanlar başta olmak üzere diğer birçok kıta ülkesi de Konsey kararlarının alınmasında AB’nin tavrını takip ediyorlar.

Türkiye ile ihlal sürecinin işletilmesinin başlatılması kararında da bu durum gözlenmişti. O dönem 47 ülkenin 35 tanesi Türkiye aleyhine karar vermiş; AB içinde farklı bir rota izleyen Macaristan ile Azerbaycan Türkiye lehinde oy kullanmışlardı. Rusya’nın da aralarında olduğu yedi ülke (Ukrayna, Gürcistan, Sırbistan, Romanya, Arnavutluk ve Moldova) ise çekimser kalmıştı.

Diplomatik kaynaklara göre, Avrupa Konseyi’nin kuruluş felsefesi ve ilkeleri açısından ihlal sürecinin somut bir sonuca bağlanması önem taşıyor. Ancak bunu konseyin kurucuları arasında yer alan Türkiye’ye karşı nasıl bağlanacağı ve bunun yaratacağı siyasi sonuçlar, sürecin daha dikkatli yürütülmesine yol açıyor. Diplomatik çevrelerde, Bakanlar Komitesi’ni en çok zorlayacak önlem maddesinin “Türkiye’nin üyeliğinin düşürülmesi ya da düşürülmemesi” olacağı değerlendiriliyor.

Türkiye’nin AB aday üyeliğinin fiilen sonlandığı, demokrasi ve insan hakları sicilinin giderek kötüleştiğinin değerlendirildiği bir dönemde Avrupa Konseyi’nin alacağı yaptırım kararının bundan sonraki süreci daha da olumsuzlaştıracağı öngörülüyor. Rusya’nın ardından Avrupa Konseyi’nden yaptırım gören ikinci bir ülke konumuna gerilemesi, Türkiye’yi demokratik dünyada yalnızlaştırabilecek bir gelişme olarak değerlendiriliyor.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın

Dışişleri’nden AİHM’in ‘Osman Kavala’ Kararına Tepki

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tanju Bilgiç, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Daire’nin Osman Kavala kararına,  “Beklentilerimizi boşa çıkarmış ve Avrupa insan hakları sisteminin itibarının sorgulanmasına sebep olmuştur” şeklinde yorum yaptı. 

Bakanlığın internet sitesinde “Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Büyükelçi Tanju Bilgiç’in AİHM’in Kavala Kararının İcrasına İlişkin Aldığı Karar Hakkındaki Soruya Cevabı” başlığıyla yayınlanan açıklama şöyle:

“Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Kavala kararının icrası hususunun Avrupa Konseyi (AK) Bakanlar Komitesi tarafından AİHM’e havale edilmesiyle ilgili Bakanlığımız görüşleri 2 Şubat 2022 tarihli açıklamamızla kamuoyuyla paylaşılmıştı. Açıklamamızda, AİHM’in durumu hakkaniyetle değerlendirmesi ve ilk derece mahkemesi gibi hareket etmemesi yönündeki beklentimiz dile getirilmişti.

“Süreç boyunca AK ile iletişimimiz devam etmiş; Adalet Bakanlığımız tarafından, adıgeçenin yargı sürecindeki gelişmeler hakkında düzenli bilgi sunulmuş, ayrıca adıgeçenin tutukluluğuyla ilgili olarak iç hukukta devam eden yargılama sonunda hüküm giydiği AİHM’e ve AK Bakanlar Komitesi’ne bildirilmişti.

“Ancak ne yazık ki, AİHM konuyla ilgili olarak bugün (11 Temmuz) açıkladığı kararla beklentilerimizi boşa çıkarmış ve Avrupa insan hakları sisteminin itibarının bir kez daha sorgulanmasına sebep olmuştur.

“Bundan sonraki aşamada süreci takip edecek olan AK Bakanlar Komitesi’nin, daha önce sergilediği tarafgir ve seçici yaklaşımı bir yana bırakarak, sağduyuyla ve bazı çevrelerin siyasi gündem yaratma arayışlarına mahal vermeksizin hareket etmesini bekliyoruz.”

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022 tarihinde başlattığı ihlal prosedürü kapsamında bugün açıklanan kararda, Türkiye’nin, AİHM kararlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucu yer aldı. AİHM, bu konuyu içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne vardı. Karar, 1’e karşı 16 oyla alındı. Tek karşı oy, mahkemenin tek Türkiyeli yargıcı Saadet Yüksel’den geldi. Türkiye, Kavala’ya 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

Paylaşın

Uluslararası Af Örgütü’nden Osman Kavala Çağrısı: Serbest Bırakın

Uluslararası Af Örgütü, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Daire’nin bugün verdiği Osman Kavala kararıyla ilgili olarak yazılı açıklama yayınladı. Af Örgütü, Türkiye’ye “Bağlayıcı ihlal kararının ardından düşünce mahkumu Osman Kavala’yı derhal serbest bırakın” çağrısında bulundu.

“Mahkeme, Türkiye tarafından alınan önlemlerin, taraf devletin, Kavala kararının sonuçları ve ruhuna veya buna uygun bir şekilde ‘iyi niyetle’ hareket ettiği sonucuna varmasına izin vermediği kanaatindedir” denilen karar üzerine Uluslararası Af Örgütü Avrupa Ofisi Araştırma Direktör Yardımcısı Julia Hall şunları söyledi:

“Bu karar Türkiye yetkilileri için utanç verici. Neredeyse üç yıldır Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2019’da verdiği kararı uygulamayı ve Osman Kavala’yı serbest bırakmayı reddediyorlar. Bugün açıklanan karar, hükümetin, yasal olarak bağlayıcı olan yükümlülüğünü yerine getirmediğini bir kez daha bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyor. Türkiye’nin gerekeni yapmak için harekete geçmemesi Osman Kavala ve ailesinin maruz kaldığı eziyeti daha da yoğunlaştırıyor.”

“Kavala’nın durumu Türkiye’de sivil toplumun üzerindeki baskının ve insan haklarının ülkedeki herkesi etkileyen gerilemesinin simgesel bir örneği” diyen Jula Hall sözlerini şöyle sonlandırdı:

“Türkiye, Osman Kavala’nın tahliyesini inatla reddetmeye devam ederse, Avrupa Konseyi’nin kurucu bir üyesi olarak kendini daha da alçaltacaktır. Avrupa Konseyi, üye devletler ve Avrupa Birliği Türkiye’yi, Osman Kavala’yı ve benzer durumlardaki tutukluları artık serbest bırakmaya teşvik etmelidir.”

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022 tarihinde başlattığı ihlal prosedürü kapsamında bugün açıklanan kararda, Türkiye’nin, AİHM kararlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucu yer aldı. AİHM, bu konuyu içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne vardı. Karar, 1’e karşı 16 oyla alındı. Tek karşı oy, mahkemenin tek Türkiyeli yargıcı Saadet Yüksel’den geldi. Türkiye, Kavala’ya 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AİHM’den Osman Kavala Kararı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Osman Kavala davasıyla ilgili niahi kararını bugün açıkladı. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin 2 Şubat 2022 tarihinde başlattığı ihlal prosedürü kapsamında bugün açıklanan kararda, Türkiye’nin, AİHM kararlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucu yer aldı.

AİHM, bu konuyu içeren Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (AİHS) 46/1. maddesini ihlal ettiği hükmüne vardı. Karar, 1’e karşı 16 oyla alındı. Tek karşı oy, mahkemenin tek Türkiyeli yargıcı Saadet Yüksel’den geldi. Yüksel karara yazdığı şerhte, çoğunluğun görüşüne katılmadığını ifade etti. Türkiye, Kavala’ya 7 bin 500 Euro mahkeme masrafı ödeyecek.

Avrupa Konseyi kararı görüşecek

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, bu ihlal kararına karşı nasıl bir yaptırım kararı alacağını görüşecek. Yaptırım ihtimalleri arasında arasında Türkiye’nin Konsey üyeliğinden çıkarılması veya oy hakkının askıya alınması da bulunuyor.

Büyük Daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “kararların bağlayıcılığı”nın düzenlendiği 46/1 maddesine dayanarak, Türkiye’nin AİHM kararına uymamasıyla ilgili bugün toplandı.

AİHM 10 Aralık 2019’da Kavala’ya ilişkin olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 18. maddesinin ihlal edildiğine hükmetmişti.

Dosya, üye devletlerin kararlara uymasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, mahkemenin 10 Aralık 2019 kararının uygulanmamasıyla ilgili ihlal prosedürü başlatmasının ardından Büyük Daire’ye taşınmıştı.

Osman Kavala davası ve AİHM kararı

İlk tutukluluk

Osman Kavala’nın ilk olarak 1 Kasım 2017’de tutuklandı. “Hükümeti devirmek veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs (TCK 312)” ve “cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” (TCK 309) suçlaması yöneltildi.

Tutukluluk nedeni Gezi Direnişiydi ve protestoların planlayıcısı, yöneticisi ve finansörü olmakla itham edildi.

Daha ilk yargılama devam ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kavala’nın makul şüphe olmadan siyasi sebeplerle tutuklandığını belirterek ‘derhal tahliye edilmesi’ yönünde bir karar verdi.

AİHM kararına rağmen tahliye edilmeyen Kavala’nın iddianamenin hazırlanması ve sonrasında yapılan yargılama tam 2 yıl 3 ay 17 gün sürdü.

Silivri’deki 30. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Şubat 2020’de Gezi Davasında beraat ve Osman Kavala hakkında tahliye kararı verdi.

Osman Kavala tahliyeye hazırlanırken aynı gün ilk olarak hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Özgürlüğüne kavuşamadan tekrar tutuklandı. Bu kez tutuklanma gerekçesi 15 Temmuz soruşturmasıydı. Hatta aynı dosyadan 11 Ekim 2019’da “tutuklama tedbiri ölçülü değil” denilerek resen tahliye edildiği ortaya çıktı.

Bu sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yargıya müdahale sayılabilecek bir hamleyle beraat kararı veren mahkemeyi eleştirdi. Arkasından da Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) beraat kararı veren mahkeme heyeti hakkında soruşturma başlattı.

İkinci suçlama ‘casusluk’

Osman Kavala yeniden tutuklanmasının ardından bu kez “siyasal veya askeri casuslukla (TCK 328)” suçlandı. İlerleyen süreçte Gezi Davası’nın savcısı Edip Şahirer beraat kararını İstinaf’a taşıdı.

Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’nde Osman Kavala’nın tutukluluğunu savundu. Kavala’nın herhangi bir hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Kavala’nın ‘casusuluk’ suçu işlediğine dair kuvvetli belirtinin olduğu savını ortaya attı.

Hatta AİHM’in ihlal kararıyla Osman Kavala’nın ikinci tutukluluğu arasında suç farkı olduğunu belirterek yargılamanın aynı olmadığını söyledi.

Ancak bu sırada Avrupa Konseyi AİHM kararının Osman Kavala üzerindeki tüm suçlamaları kapsadığını belirten ve yeniden ‘derhal tahliye’ isteyen bir açıklama yaptı.

İddianame savcısı bakan yardımcısı oldu

Artık AYM’den Osman Kavala’nın tutukluluğuyla alakalı bir hüküm beklerken bu sefer ikinci iddianame geldi. İddianame de daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Adalet Bakan Yardımcılığına atanacak olan dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz’ın elinden çıktı. Kavala hazırlanan bu ikinci iddianamede “siyasal veya askerî casuslukla” suçlandı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bunlar yaşanırken tekrar tekrar Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını istedi. Türkiye’yse uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini hatırlattı.

Devamında Osman Kavala iddianamesini Savcı Hasan Yılmaz’ın yazdığı davanın yargılaması başladı. Mahkemeden beklenen tahliye kararı çıkmadı. Tahliye kararı çıkmadığı gibi ilerleyen günlerde de Anayasa Mahkemesi karar vermeyi sürekli ertelediği Osman Kavala’nın bireysel başvurusunda “ihlal yok” dedi. Ancak karar Genel Kurul’dan 7 üyeye karşı 8 üyenin oy çokluğuyla çıktı.

Gezi Davası sil baştan

Hemen ardından da İstinaf, Savcı Edip Şahiner’in başvurusunda Osman Kavala’nın ve diğer Gezi sanıklarının beraat kararını bozdu.

İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi de İstinaf kararı uyarınca Osman Kavala’nın casuslukla yargılandığı davayı Gezi Davasıyla birleştirdi. Derken 21 Mayıs 2021’de de Gezi Davasının görülmesine yeniden başlandı.

Bu sırada mahkeme bu sefer çArşı’yla Gezi davalarının bileştirilmesine karar verdi. Ancak birleştirmeye ‘muvafakat’ veren de İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mahmut Başbuğ’du. Başbuğ İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına getirildi. Kendi talebine muvafakat verdikten sonra İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine geri döndü.

İlerleyen süreçte yine duruşmalar görüldü. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden yargılamaya müdahale edercesine Osman Kavala’yı hedef aldı. Osman Kavala bunun üzerine artık duruşmalara katılmayacağını ve savunma yapmayacağını açıkladı.

Bir yandan yargılama devam ederken bu sefer savcı Edip Şahiner çıkıp Gezi’yle çArşı davasının ayrılmasını istedi. Bu sırada da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlattı.

Casusluk suçlaması kayboldu yerine TCK 312 geldi

21 Şubat 2022’deki duruşmada da Gezi’yle çArşı davaları ayrıldı. Ancak Osman Kavala yine tahliye edilmedi. Ve herkes 21 Mart’ta yapılacak son duruşmayı beklerken savcı Edip Şahiner celse arasında esas hakkındaki mütalaasını verdi.

Şahiner mütalaada Osman Kavala için Mücella Yapıcı’yla birlikte ‘ağırlaştırılmış müebbet’ istedi. Bunu talebi de “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs (TCK 312)” suçuyla gerekçelendirdi.

Ancak Osman Kavala’nın ikinci tutukluluk gerekçesi bu suçlama değildi. Osman Kavala ilk Gezi yargılamasında beraat ettikten sonra serbest bırakılmadan tekrar tutuklanınca bu sefer “siyasal veya askeri casuslukla (TCK 328)” suçlanmıştı. Ve Osman Kavala’nın tutukluluk nedeni olarak bu suçlama gösterilmişti.

Sonuç olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararına uymayarak Osman Kavala’yı bu suçlamadan müebbet hapse mahkum etti.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazı” başlıklı 46. maddesi şöyle:

1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.

2. Mahkeme’nin kesinleşen kararı, icrasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir.

3. Bakanlar Komitesi, kesinleşen bir kararın icrasının denetlenmesinin, söz konusu kararın yorumundan kaynaklanan bir zorluk nedeniyle engellendiği kanaatinde ise, bu yorum konusunda karar vermesi için Mahkeme’ye başvurabilir. Mahkeme’ye başvurma kararı, Komite toplantılarına katılma hakkına sahip temsilcilerin üçte iki oy çokluğu ile alınır.

4. Bakanlar Komitesi, bir Yüksek Sözleşmeci Taraf’ın, taraf olduğu bir davada verilen kesin karara uygun davranmayı reddettiği görüşünde ise, ilgili Taraf’a ihtarda bulunduktan sonra, Komite toplantılarına katılmaya yetkili temsilcilerin üçte iki oy çokluğu ile alınacak bir kararla, ilgili Taraf’ın 1. fıkrada öngörülen yükümlülüğünü yerine getirmediği meselesini Mahkeme’ye intikal ettirebilir.

5. Mahkeme 1. fıkranın ihlal edildiğini tespit ederse, alınacak önlemleri değerlendirmesi için davayı Bakanlar Komitesi’ne gönderir. Mahkeme, eğer 1. fıkranın ihlal edilmediğini saptarsa, davayı, incelemesine son verecek kararı alması için Bakanlar Komitesi’ne iletir.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

AİHM Büyük Daire’de Osman Kavala Kararı 11 Temmuz’da

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, Osman Kavala davasının, 11 Temmuz’da, saat 11.00’de Strasbourg’daki mahkeme binasında kamuya açık olarak görüleceğini ve karar verileceğini açıkladı.

Büyük Daire, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “kararların bağlayıcılığı”nın düzenlendiği 46/1 maddesine dayanarak, Türkiye’nin AİHM kararına uymamasıyla ilgili toplanıyor. Dosya, üye devletlerin kararlara uymasını denetleyen Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin, mahkemenin 10 Aralık 2019 kararının uygulanmamasıyla ilgili ihlal prosedürü başlatmasının ardından Büyük Daire’ye taşınmıştı.

Osman Kavala davası ve AİHM kararı

İlk tutukluluk

Osman Kavala’nın ilk olarak 1 Kasım 2017’de tutuklandı. “Hükümeti devirmek veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs (TCK 312)” ve “cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” (TCK 309) suçlaması yöneltildi.

Tutukluluk nedeni Gezi Direnişiydi ve protestoların planlayıcısı, yöneticisi ve finansörü olmakla itham edildi.

Daha ilk yargılama devam ederken Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kavala’nın makul şüphe olmadan siyasi sebeplerle tutuklandığını belirterek ‘derhal tahliye edilmesi’ yönünde bir karar verdi.

AİHM kararına rağmen tahliye edilmeyen Kavala’nın iddianamenin hazırlanması ve sonrasında yapılan yargılama tam 2 yıl 3 ay 17 gün sürdü.

Silivri’deki 30. Ağır Ceza Mahkemesi 18 Şubat 2020’de Gezi Davasında beraat ve Osman Kavala hakkında tahliye kararı verdi.

Osman Kavala tahliyeye hazırlanırken aynı gün ilk olarak hakkında gözaltı kararı çıkartıldı. Özgürlüğüne kavuşamadan tekrar tutuklandı. Bu kez tutuklanma gerekçesi 15 Temmuz soruşturmasıydı. Hatta aynı dosyadan 11 Ekim 2019’da “tutuklama tedbiri ölçülü değil” denilerek resen tahliye edildiği ortaya çıktı.

Bu sırada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yargıya müdahale sayılabilecek bir hamleyle beraat kararı veren mahkemeyi eleştirdi. Arkasından da Hakimler ve Savcılar Kurulu (HSK) beraat kararı veren mahkeme heyeti hakkında soruşturma başlattı.

İkinci suçlama ‘casusluk’

Osman Kavala yeniden tutuklanmasının ardından bu kez “siyasal veya askeri casuslukla (TCK 328)” suçlandı. İlerleyen süreçte Gezi Davası’nın savcısı Edip Şahirer beraat kararını İstinaf’a taşıdı.

Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi’nde Osman Kavala’nın tutukluluğunu savundu. Kavala’nın herhangi bir hakkının ihlal edilmediğini iddia etti. Kavala’nın ‘casusuluk’ suçu işlediğine dair kuvvetli belirtinin olduğu savını ortaya attı.

Hatta AİHM’in ihlal kararıyla Osman Kavala’nın ikinci tutukluluğu arasında suç farkı olduğunu belirterek yargılamanın aynı olmadığını söyledi.

Ancak bu sırada Avrupa Konseyi AİHM kararının Osman Kavala üzerindeki tüm suçlamaları kapsadığını belirten ve yeniden ‘derhal tahliye’ isteyen bir açıklama yaptı.

İddianame savcısı bakan yardımcısı oldu

Artık AYM’den Osman Kavala’nın tutukluluğuyla alakalı bir hüküm beklerken bu sefer ikinci iddianame geldi. İddianame de daha sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Adalet Bakan Yardımcılığına atanacak olan dönemin İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili Hasan Yılmaz’ın elinden çıktı. Kavala hazırlanan bu ikinci iddianamede “siyasal veya askerî casuslukla” suçlandı.

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi bunlar yaşanırken tekrar tekrar Osman Kavala’nın serbest bırakılmasını istedi. Türkiye’yse uluslararası sözleşmelerden doğan yükümlülüklerini hatırlattı.

Devamında Osman Kavala iddianamesini Savcı Hasan Yılmaz’ın yazdığı davanın yargılaması başladı. Mahkemeden beklenen tahliye kararı çıkmadı. Tahliye kararı çıkmadığı gibi ilerleyen günlerde de Anayasa Mahkemesi karar vermeyi sürekli ertelediği Osman Kavala’nın bireysel başvurusunda “ihlal yok” dedi. Ancak karar Genel Kurul’dan 7 üyeye karşı 8 üyenin oy çokluğuyla çıktı.

Gezi Davası sil baştan

Hemen ardından da İstinaf, Savcı Edip Şahiner’in başvurusunda Osman Kavala’nın ve diğer Gezi sanıklarının beraat kararını bozdu.

İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi de İstinaf kararı uyarınca Osman Kavala’nın casuslukla yargılandığı davayı Gezi Davasıyla birleştirdi. Derken 21 Mayıs 2021’de de Gezi Davasının görülmesine yeniden başlandı.

Bu sırada mahkeme bu sefer çArşı’yla Gezi davalarının bileştirilmesine karar verdi. Ancak birleştirmeye ‘muvafakat’ veren de İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Mahmut Başbuğ’du. Başbuğ İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi başkanlığına getirildi. Kendi talebine muvafakat verdikten sonra İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesine geri döndü.

İlerleyen süreçte yine duruşmalar görüldü. Cumhurbaşkanı Erdoğan yeniden yargılamaya müdahale edercesine Osman Kavala’yı hedef aldı. Osman Kavala bunun üzerine artık duruşmalara katılmayacağını ve savunma yapmayacağını açıkladı.

Bir yandan yargılama devam ederken bu sefer savcı Edip Şahiner çıkıp Gezi’yle çArşı davasının ayrılmasını istedi. Bu sırada da Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, AİHM kararını yerine getirmediği için Türkiye’ye karşı ihlal sürecini başlattı.

Casusluk suçlaması kayboldu yerine TCK 312 geldi

21 Şubat 2022’deki duruşmada da Gezi’yle çArşı davaları ayrıldı. Ancak Osman Kavala yine tahliye edilmedi. Ve herkes 21 Mart’ta yapılacak son duruşmayı beklerken savcı Edip Şahiner celse arasında esas hakkındaki mütalaasını verdi.

Şahiner mütalaada Osman Kavala için Mücella Yapıcı’yla birlikte ‘ağırlaştırılmış müebbet’ istedi. Bunu talebi de “cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs (TCK 312)” suçuyla gerekçelendirdi.

Ancak Osman Kavala’nın ikinci tutukluluk gerekçesi bu suçlama değildi. Osman Kavala ilk Gezi yargılamasında beraat ettikten sonra serbest bırakılmadan tekrar tutuklanınca bu sefer “siyasal veya askeri casuslukla (TCK 328)” suçlanmıştı. Ve Osman Kavala’nın tutukluluk nedeni olarak bu suçlama gösterilmişti.

Sonuç olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararına uymayarak Osman Kavala’yı bu suçlamadan müebbet hapse mahkum etti.

(Kaynak: Bianet)

Paylaşın

Osman Kavala’dan Gerekçeli Karara Tepki

Müebbet hapis cezasının gerekçeli kararına ilişkin açıklama yapan Osman Kavala, “Hukuk devletinde yargıçların yükümlülüğü, olguları tarafsız gözle inceleyerek nesnel değerlendirmelerde bulunmak, somut deliller tereddüde mahal bırakmayacak şekilde suç işlendiğini gösteriyorsa mahkumiyet kararı vermektedir” dedi.

Gezi Davasın’da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen iş insanı Osman Kavala, mahkemenin gerekçeli kararına ilişkin açıklama yaptı.

“Bana verilen ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası, vicdani kanaate dayandırılarak açıklanmış” diyen Kavala, açıklamasında şöyle dedi:

“İlk iddianamede Gezi eylemlerinin yöneticisi olmakla suçlanıyordum. Karar gerekçesinde ise protestoculara akıl hocalığı yaptığım iddia edilmiş. Hangi suç sayılan eylem için akıl vermiş olduğum meçhul.

Hukuk devletinde yargıçların yükümlülüğü, olguları tarafsız gözle inceleyerek nesnel değerlendirmelerde bulunmak, somut deliller tereddüde mahal bırakmayacak şekilde suç işlendiğini gösteriyorsa mahkumiyet kararı vermektedir.

Vicdanları, yargıçların maddı çıkar, ideolojik inanç, siyasi baskı gibi faktörlerden dolayı bu ilkelerden ve gukuk normlarından sapmalarını engeller. Hukuk devletinde suç işlendiğini gösteren hiçbir somut delil olmadan bir insanın müebbet hapse mahkum edilmesinin vicdani kanaat ile gerekçelendirilmesi mümkün değildir.”

Ne olmuştu?

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Osman Kavala’yı, Gezi eylemlerini organize ederek hükümeti devirmeye çalıştığı gerekçesiyle ağırlaştırılmış müebbet, Mücella Yapıcı, Çiğdem Mater, Mine Özerden, Can Atalay, Ali Yiğit Ekmekçi, Hakan Altınay ve Tayfun Kahraman’a ise;  18’er yıl hapse mahkum etmişti.

Gerekçeli kararını açıklayan mahkeme, eylemlerin hükümeti devirmeye çalışmaya yönelik olduğunu, bu amaçla şiddet ve cebir kullanıldığını kanıtlamak için Yargıtay’ın “28 Şubat postmodern darbe” kararını gerekçe göstermişti.

Kararda, Kavala’nın “George Soros’un kurduğu Açık Toplum Enstitüsü’nün ülkedeki temsilciliği olan Açık Toplum Vakfı üzerinden Gezi eylemlerini organize ettiği” ifadeleri yer almıştı.

Paylaşın

Avrupa Konseyi’nden Osman Kavala Hamlesi: Raportör Gönderiyor

Avrupa Konseyi’nin yasama organı Parlamenter Meclisi (AKPM), 18-20 Mayıs günlerinde İstanbul ve Ankara’da temas ve incelemelerde bulunmak üzere iki raportörünü gönderiyor. Raportörlerin, AKPM’nin Türkiye hakkında yürüttüğü denetim süreci ve Osman Kavala davasına ilişkin görüşmeler yapması öngörülüyor.

Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesinin ardından gerçekleşecek temaslar, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nce başlatılan ihlal süreci açısından da önem taşıyor. İngiliz parlamenter John Howell ve Letonyalı parlamenter Boris Cilevis, 18-20 Mayıs günlerinde İstanbul ve Ankara’da olacak.

AKPM’nin Türkiye’nin denetim sürecini yürütmek için atadığı iki raportör, 25 Nisan’da sonuçlanan Gezi Davası kapsamında iş insanı Osman Kavala’ya ağırlaştırılmış müebbet ve diğer yedi sanığa 18’er yıl hapis cezasının verilmesinin ardından ilk kez Türkiye’de temaslarda bulunacak.

AKPM tarafından araştırma ve bilgi toplama amaçlı (fact-finding mission) kapsamında Türkiye’ye gönderilen raportörlerin, Adalet Bakanlığı temsilcileri, adli merciler ve cezaevleri ile ilgili birimler, baro ve avukatlar, sivil toplum temsilcileri ile bir araya gelmesi öngörülüyor. Bu incelemelere ilişkin ilk gözlemlerini 24 Mayıs’ta ilgili komisyona aktaracak olan gözlemciler, daha sonraki dönemde AKPM’ye raporlarını sunacak.

Raportörlerin ziyareti, Ankara ile Strasburg merkezli Avrupa Konseyi arasındaki ilişkilerin çok zorlu bir süreçten geçtiği bir dönemde olması açısından önemli.

Strasbourg’la iki ayrı süreç

Türkiye, kurucu üyeleri arasında olduğu Avrupa Konseyi ile iki ayrı sıkıntılı süreçten geçiyor. Birincisi AKPM tarafından 2017’den bu yana sürdürülen siyasi denetim süreci.

Diğeri de Türkiye’nin iş insanı Osman Kavala ile ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarını uygulamaması nedeniyle konseyin siyasi organı Bakanlar Komitesi tarafından Şubat 2022’de başlatılan “ihlal prosedürü.”

Her iki süreci birbirine bağlayan temel unsur, Türkiye’nin insan hakları ve demokrasi ile ilgili olarak Avrupa Konseyi üyeliğinden kaynaklanan zorunluluk ve taahhütleri onurlandırmaması olarak görülüyor.

AKPM, Nisan 2017’de yaptığı bir oylama sonucunda Türkiye’ye karşı denetim prosedürünü başlatmıştı. Avrupalı milletvekillerinin büyük çoğunluğunun oyuyla başlatılan prosedürün nedeni olarak Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları konusunda ciddi gerileme içinde olması ve özellikle uygulanan olağanüstü hal kapsamında ciddi insan hakları ihlallerini saptanması olarak gösterilmişti.

Türkiye’nin siyasi denetimden çıkması için yerine getirmesi gereken sekiz koşul bulunuyor. Koşullar arasında OHAL’in kaldırılması, Meclis iradesini by-pass edecek OHAL kararnamelerinin yayımlanmaması, kamu görevlilerin kitlesel işten çıkarılmalarının sona erdirilmesi, tutuklu siyasetçi ve belediye başkanları ile gazetecilerin serbest bırakılması, medyanın ifade özgürlüğünün güvence altına alınması ve anayasal değişikliklerle ilgili olarak Venedik Komisyonu’nun tavsiyelerinin uygulanması yer alıyordu.

OHAL’in sona erdirilmesiyle bu koşullardan bazıları ortadan kalktı ancak geri kalan taleplerle ilgili somut ve anlamlı adım atılamaması, Türkiye’nin siyasi denetim sürecindeki süresini uzatan bir unsur olarak görülüyor.

Resmi ziyaret iptal edilmişti

AKPM’nin atadığı iki raportör, düzenli aralıklarla Ankara’ya yaptıkları temaslarla denetim sürecine ilişkin atılan ve atılacak adımları ele alıyor. Aslında Howell ve Cilevis, aynı görev kapsamında 24-25 Mayıs günlerinde Ankara’da resmi temaslarda bulunacaktı ancak Kavala kararının açıklanması üzerine bu ziyaret iptal edildi. Böylece AKPM, Türkiye’nin siyasi denetimden çıkmasına ilişkin diyalog sürecini devam ettirmeyeceği mesajını vermiş oldu.

Bunun yerine raportörleri daha çok Kavala davasını incelemek üzere Türkiye’ye gönderen AKPM Başkanı Tiny Cox, iş insanına verilen cezayı “şok edici” olarak nitelerken Bakanlar Komitesi’nin ihlal prosedürünün işlediği uyarısında bulunmuştu.

En son CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu’na verilen yaklaşık 5 yıl hapis cezasına en çok tepki veren kurumlardan biri de AKPM oldu. Türkiye raportörleri Howell ve Cilevis, Kaftancıoğlu ile ilgili kararın açıklanmasından sonra yaptıkları ortak açıklamada, “Canan Kaftancıoğlu’nun yeri siyasi arenadır, cezaevi değil. Türk yetkilileri anti-demokratik uygulamalara son vermeleri için uyarıyoruz,” ifadelerini kullandı.

Raportörler, yargıyı kötüye kullanarak muhalif seslerin kesilmeye çalışıldığını kaydederken bu durumun Türk demokrasisi için ciddi bir tehlike oluşturduğunu da kaydetti. Bu gelişmeleri gelecek rapora yansıtacak olan raportörlerin görüşlerinin, hem denetim süreci hem de Kavala davası ile ilgili başlatılan ihlal prosedürünü yakından ilgilendireceği öngörülüyor.

Bakanlar Komitesi AİHM kararını bekliyor

Türkiye ile Avrupa Konseyi arasındaki en ciddi konu ise Bakanlar Komitesi tarafından başlatılan “ihlal prosedürü.” Konseyin siyasi organı konumundaki Bakanlar Komitesi, 2 Şubat 2022’de oy çokluğuyla aldığı karar sonrası Osman Kavala davasında AİHM’in aldığı kararı uygulamayan Türkiye’ye yaptırım yolunu açacak olan ihlal prosedürünü başlattı.

AİHM, Ekim 2017’de anayasal düzeni ve hükümeti ortadan kaldırmak suçlarından dolayı hapse atılan Kavala’nın başvurusunu kabul etmiş ve Kavala’nın tutukluğunun Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5.1, 5.4 ve 18. Maddelerine aykırı olduğunu saptamıştı. Mahkeme, Mayıs 2020’de kesinleştirdiği karar kapsamında Türkiye’den Osman Kavala’yı derhal serbest bırakma çağrısında bulunmuş ancak bu çağrılar karşılık bulmamıştı.

Bakanlar Komitesi, ihlal prosedürü uyarınca Türkiye’nin söz konusu davayla ilgili kararları uygulayıp uygulamadığını AİHM’e sorma kararı almıştı. Diplomatik kaynaklar, AİHM’in son gelişmeler kapsamında değerlendirmesini 6 aylık bir süre içinde tamamlaması ve kararı Bakanlar Komitesi’ne iletmesini beklediklerini kaydediyor.

Bakanlar Komitesi, AİHM’in “ihlal” olduğuna ilişkin değerlendirmesi ışığında Türkiye’ye uygulanacak yaptırımı kararlaştıracak. Daha önce ihlal prosedürü Azerbaycan aleyhine işletilmiş ancak Bakü yönetimi, yaptırım aşamasına gelmeden AİHM kararını uygulamıştı. Türkiye, Kavala’yı serbest bırakıp AİHM kararını uygulamazsa ihlal prosedürü kapsamında yaptırıma uygulayacak ilk üye olacak.

Gelişmeler Türkiye’nin aleyhine

Avrupalı diplomatik kaynaklara göre, Türkiye’nin Kavala davasındaki tutumu Batı ile son dönemdeki normalleşme çabalarına ve özellikle Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi kapsamında oluşturduğu imaja ters bir adım. Kaynaklar, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi oylamalarında ihlal prosedürü için gerekli üçte iki çoğunluğun sağlandığı; aynı çoğunluğun yaptırım kararında da görülmesinin sürpriz olmayacağı değerlendirmesini yapıyor.

Ukrayna’nın işgal girişimi nedeniyle Avrupa Konseyi’nden gelen tepkiler üzerine kendisi birlikten ayrılan Rusya’nın ardından Türkiye’nin de ihlal prosedürü sonucunda üyeliğinin askıya alınması gibi durumun ortaya çıkmasının Ankara’nın imajı açısından büyük bir olumsuzluk yaratacağı da diplomatik kaynaklarca yapılan değerlendirmeler arasında.

(Kaynak: BBC Türkçe)

Paylaşın