Büllöz pemfigoid nedir? Teşhisi, Tedavisi

Halk arasında bilinen bir adı olmayan Büllöz pemfigoid; içi su dolu kabarcıklar oluşturan ve bu su dolu kabarcıkların patlayıp açılması ile üzeri kabuklanan, yüzeysel yaralar şeklinde seyreden önemli bir deri hastalığıdır.

Bülöz pemfigoid tıp dilinde otoimmün bir hastalık olarak bilinir. Yani normalde insan vücuduna zararlı olabilecek mikrop ve yabancı maddelere karşı bir koruma sistemi olan bağışıklık sisteminin, kişinin kendi doku ve hücrelerini de yabancı olarak algılayıp buna karşı tepki vermesi sonucunda ortaya çıkan hastalıklardan birisidir.

Daha basit bir biçimde kimde olacağını önceden kestiremediğimiz büllöz pemfigoid hastalığı, henüz bilmediğimiz bir nedenle vücudun kendi derisini yabancı olarak algılaması ve buna karşı tepkime vermesi ile oluşur. Bu tepkimeyle, derideki hücreleri bir arada tutan bağlar, vücudun salgıladığı ve antikor adı verilen maddelerin etkisiyle kopar.

Bunun sonucunda hücrelerin birbirinden ayrıldığı alanlara sıvı toplanır. Böylece “bül” adı verilen içi berrak sıvı ile dolu olan kabarcıklar meydana gelir. Bu kabarcıklar zaman içerisinde patlarlar ve tabanı ıslak et görünümlü, kendi kendine iyileşmeyen yüzeysel yaralara dönüşür. Bu yaralardan sıvı ve vücut için gerekli maddelerin kaybedilmesi ya da bu yaralardan mikrop kapılması sonucunda hastalığın bazen yaşamı tehdit eden olumsuz sonuçları ortaya çıkar.

Büllöz pemfigoid nedenleri;

Kabarcıklar bağışıklık sisteminizdeki bir arıza nedeniyle ortaya çıkar. Vücudunuzun bağışıklık sistemi normalde bakteri, virüs veya diğer zararlı olabilecek yabancı maddelerle savaşmak için antikorlar üretir. Net olmayan nedenlerden dolayı, sisteminiz vücudunuzdaki belirli bir dokuya karşı bir antikor geliştirebilir.

Büllöz pemfigoidde, bağışıklık sistemi cildin dış tabakasını (epidermis) ve bir sonraki cilt tabakasını (dermis) bağlayan liflere antikorlar üretir. Bu antikorlar, kabarcıklar ve kaşıntı üreten iltihabı tetikler.

Büllöz pemfigoidin belirtileri;

İlk belirtileri yama tarzında kurdeşen benzeri kızarıklıklar ve şiddetli kaşıntıdır. Bu kızarıklıkların üzerinde günler ya da haftalar sonra bül denilen yanık benzeri içi su dolu gergin kabarcıklar meydana gelir. Büller kısa sürede patlayarak açılırlar ve tabanları ıslak, yüzeysel yaralara dönüşürler. Bu yüzeysel yaralar zamanla kuruyup
kabuklanırlar. Eğer tedavi edilirse yaralar, yerlerinde geçici kahverengi lekeler bırakarak iyileşirler. Ancak tedavi edilmezse hastalık yeni büllerin ortaya çıkması ile giderek şiddetlenebilir. Bu yaralar genellikle deride olsa
da hastaların dörtte birinde ağız içerisinde de çıkabilir.

Büllöz pemfigoid teşhisi;

Teşhisi doğrulamak için doktorunuz kan testleri isteyebilir ve laboratuvar testi için etkilenen cildin küçük bir örneğini alarak cilt biyopsisi yapabilir. Doktorunuz sizi belirtilerinize ve laboratuvar testlerinizin sonuçlarına bağlı olarak cilt (dermatolog) veya gözler (göz doktoru) konusunda uzmanlaşmış bir doktora yönlendirebilir.

Tedavisi;

Büllöz Pemfigoid tedavisinin temel amacı ve hedefi; hastalığa yol açan, vücut tarafından üretilen antikor adı
verilen maddelerin üretimini azaltmak ya da tamamen durdurmaktır. Bu amaçla, vücudun kendisine yönelmiş bağışıklık sistemini baskılayıcı birtakım ilaçlar veya kanın antikor adı verilen maddelerden temizlenmesine
yönelik birtakım yöntemler kullanılır. Bu amaca yönelik en sık kullanılan ilaçlar, deriye sürerek ya da hastalığın daha şiddetli olduğu durumlarda ağızdan hap şeklinde veya toplardamara enjeksiyon şeklinde kullanılan ‘kortizon’ ilaçlarıdır.

Genellikle kortizon içeren ilaçlar hastalığı baskılamakla birlikte; ilacın yetersiz olduğu veya uzun süre kullanımlarında yan etkileri sebebiyle kortizon düzeyinin minimum tutulmak istendiği durumlarda tedaviye immunsupresif ilaçlar eklenebilir. Sık kullanılan immunsupresif ajanlar arasında azatiyoprin, metotreksat, mikofenolat mofetil vardır.

Daha az kullanılan diğer ilaçlar arasında, nikotinamid, tetrasiklin, dapson, sülfonamidler, siklofosfamid, siklosporin, klorambusil gibi ilaçlar mevcuttur. Yukarıdaki tedavilerle olumlu sonuç alınamayan hastalarda daha ileri tedavi
yöntemleri (ritüksimab, plazmaferez, IVIG vb..) kullanılabilir.

Yaşam tarzı ve ev ilaçları;

Büllöz pemfigoid varsa, aşağıdaki kişisel bakım stratejileriyle durumunuzun bakımına yardımcı olabilirsiniz:

  • Yara bakımı: Kabarcıkların günlük bakımı için doktorunuzun tavsiyelerine uyun.
  • Gerekirse etkinlikleri sınırlayın: Ayak ve ellerde kabarcıklar yürümeyi veya günlük aktivitelere katılmayı zorlaştırabilir. Kabarcıklar kontrol altına alınana kadar rutininizi değiştirmeniz gerekebilir.
  • Güneşe maruz kalmaktan kaçının: Büllöz pemfigoidden etkilenen cildin herhangi bir bölgesinde uzun süre güneşe maruz kalmaktan kaçının.
  • Gevşek pamuklu kıyafetler giyin: Bu cildinizi korumaya yardımcı olur.
  • Ne yediğinize dikkat edin: Ağzınızda kabarcıklar varsa, cips, çiğ meyve ve sebze gibi sert ve gevrek yiyecekler yemekten kaçının, çünkü bu tür yiyecekler semptomları şiddetlendirebilir.
Paylaşın

Burun kanaması nedir? Nedenleri, Tedavisi

Burunun yapısal hastalıklarına bağlı olarak ortaya çıkan ve tıpta epistaksis olarak da adlandırılan Burun Kanaması, farklı sağlık sorunlarının habercisi olabilir. Toplumda her 10 kişiden birinde görülebilmekle birlikte, burun kanaması olan kişilerin sadece %1-2’sinde cerrahi tedavi gerektirir.

Burun kanamaları meydana geldiği anatomik bölge ve ilişkili damar sistemine göre ikiye ayrılır; ön burun kanamaları ve arka burun kanamaları. En sık karşılaşılan burun kanaması tipi, ön burun kanamalarıdır. Sıklıkla burun içinde meydana gelen travma sonucu oluşan ön burun kanamasına özellikle çocuklar ve gençlerde rastlanır.

Arka burun kanmaları ise yetişkin ve ileri yaştaki kişilerde daha sık gözlenir. Bu tip kanamalarda, burun boşluğu geniz üzerinden ağız ile bağlantılı olduğundan ağızdan kan gelmesi de söz konusudur. Sıklıkla altta yapısal problem veya kronik hastalık yatar.

Nedenleri;

Burun kanamaları genellikle soğuk havaya veya zedelenmelere bağlı olarak da ortaya çıkabilmekle beraber şiddetli veya uzun süreli geçmeyen kanamalarda mutlaka en kısa süre içerisinde bir doktora görünmeniz önerilmektedir. Burun kanamasına sebep olabilecek nedenlerin bazıları aşağıdaki gibidir:

  • Kuru hava
  • Burun karıştırma
  • Buruna alınan darbeler
  • Akut sinüzit (sinüs enfeksiyonu)
  • Alerjiler
  • Yüksek tansiyon
  • Aspirin kullanımı
  • Hemofili gibi kanama bozuklukları
  • Kan inceltici ilaçlar
  • Amonyak gibi kimyasal maddelere maruz kalma
  • Kronik sinüzit
  • Kokain kullanımı
  • Soğuk algınlığı
  • Burunda yabancı cisim
  • Alerjileri tedavi etmek için kullanılanlar bazı spreyler
  • Kalıtsal hemorajik telanjiektazi
  • İdiyopatik trombositopenik purpura (ITP)
  • Lösemi
  • Burun ve paranazal sinüs tümörleri
  • Burun polipleri
  • Yeni geçirilmiş burun ameliyatları
  • Gebelik
  • Burun içi eğrilikler
  • Hormonal nedenler

Belirtileri;

Burun kanaması başlı başına bir belirti olmasına rağmen altta yatan farklı bir hastalığa bağlı olarak gelişebilir. Bu gibi durumlarda burun kanamasına ek belirtiler olup olmadığına dikkat edilmeli ve baş dönmesi ya da mide bulantısı gibi durumlar varsa en kısa sürede bir hekime başvurulması gereklidir.

Burun kanamaları tek taraflı olabileceği gibi burnun ön ya da arka tarafında da meydana gelebilir. Ön tarafta meydana gelen kanamalar genellikle kısa sürer ve enfeksiyon, nezle ya da tahriş olma gibi durumlara bağlı olarak gelişir.  Fakat arka taraf kaynaklı kanamalar ise tansiyon veya tümör gibi ciddi hastalıkların belirtisi olabilir.

Burun kanamasına eşlik eden belirtiler altta yatan başka bir hastalığın habercisi olabilir. Aşağıdaki belirtilerin olması durumunda en kısa süre içinde bir doktora görünmeniz önerilmektedir.

  • Aşırı kanama
  • Kanamadan dolayı solunum fonksiyonu engelleniyorsa
  • Burun kanamaları tekrarlamaya başladıysa
  • Tek taraflı ve sık olarak oluyorsa
  • 30 dakikadan uzun bir süre içinde geçmiyorsa
  • İki yaşından küçük çocuklarda görülüyorsa

Burun kanamasına nasıl müdahale edilmeli?

Burun kanaması tedavisinde uygulanabilecek bazı yöntemler vardır:

  • Kanaması olan kişiyi sakinleştirmeye çalışmak gerekir.
  • Heyecanlı ve panik halinde olanların tansiyonu yükselir ve kanamanın şiddeti artabilir.
  • Baş hafifçe öne doğru eğilmeli (arkaya değil), kanın yutularak mideye gitmesi engellenmelidir. Aksi takdirde kanama miktarı anlaşılamadığı gibi bulantı ve kusmaya da yol açabilir.
  • Burnun yumuşak olan kısmı tamamen kavranmalı, başparmak ve işaret parmaklarla 5 dakika kadar sıkıştırılmalıdır.
  • Dik oturulmalı veya yatmak gerekiyorsa mutlaka baş yüksekte kalacak şekilde yatılmalıdır.

Burun kanamasına evde acil müdahale nasıl yapılır?

  • Ayakta kalmayın, bir yere oturun.
  • Burnunuzu başparmağı ve işaret parmağınızın arasına alarak sıkın.
  • Başınızı geri doğru değil, öne doğru eğerek 5-10 dakika bekleyin.
  • Tampon yapmak için herhangi bir madde (pamuk, gazlı bez gibi) burnun içine sokmayın.
  • Ensenize ve burun sırtınıza soğuk kompres (buz uygulaması) yapabilirsiniz.
  • Sümkürmeyin, burun içindeki pıhtıları temizlemeye çalışmayın.
  • Burun kanamasının devam etmesi, kanın ağızdan da gelmesi halinde acil olarak doktora başvurun.

Sağlık kuruluşlarında yapılan tamponlar gazlı bezler veya özel şeritlerin burun boşluğunun gerisine alet yardımıyla kanama odağına baskı yapacak şekilde yerleştirilmesi şeklinde uygulanır. Bu tamponlar 2-3 gün sonra çıkartılmalıdır.

Burun kanaması nasıl tedavi edilir?

Kanamanın durmadığı ön burun kanamalarında sınırlı bir tampon yapılarak veya küçük bir müdahale ile damar pıhtılaştırılarak kanama durdurulabilir.

Kanama durmuşsa veya tampon alındıktan sonra tekrar kanamıyorsa; kanamanın tekrar etmemesi için çoğu kez yumuşatıcı ve yara iyileştirici krem veya merhemler önerilir.

Kulak burun boğaz hekimi; burun kanamasının yerini görebilmek için endoskopik muayene yapabilir. Önden veya arkadan gelen kanamalar için; ucunda kimyasal maddeler bulunan ufak çubuklarla ya da bipolar ile yakma işlemi (koterizasyon) yapılabilir.

Durmayan kanamalarda önden ya da arkadan tampon uygulaması yapılabilir. Bu tip kanamalarda hastaların 24-72 saat arasında hastanede kalıp takip edilmesi gerekebilir.

Kanama nedeni bulunduktan sonra, ek tedaviler de uygulanır. Çok ciddi olan tampon ve cerrahi yöntemlerle durdurulamayan burun kanamalarında anjiyografi rehberliğinde embolizasyon da uygulanabilir.

Burun kanaması ile ilgili merak ettiğiniz konuları Grup Florence Nightingale Hastaneleri’nin uzman ekibine sorabilir, sorunuzla ilgili öneriler isteyebilirsiniz. Bize ulaşmak için web sitemizde yer alan iletişim formunu kullanabilir ya da 444 0436 numaralı telefonu arayabilirsiniz.

Hangi durumlarda sağlık kuruluşuna başvurulmalı? 

Aşağıdakilerden herhangi birisiyle karşılaşması durumunda bir sağlık kuruluşuna başvurmak gerekir:

  • Tekrar tekrar burun kanaması atakları olması
  • İdrar veya dışkı gibi burun dışındaki yerlerde ek kanamaların bulunması
  • Vücutta kolay morarma
  • Eğer kişide burun kanaması varsa ve kan sulandırıcı aspirin, warfarin veya kumadin gibi ilaçlardan birini kullanıyorsa
  • Eğer karaciğer hastalığı, böbrek hastalığı veya hemofili gibi kan pıhtılaşmasını etkileyebilecek herhangi bir altta yatan hastalığı varsa
  • Son zamanlarda kemoterapi görmüşse
  • Burnu 10 ila 20 dakika kadar basınç uyguladıktan sonra kanama devam ediyorsa
  • Kısa süre içinde birkaç kez tekrarlamışsa veya çok miktarda kan kaybı olmuşsa
  • Baş dönmesi varsa
  • Kişi kendini sarhoş gibi hissediyorsa ya da bilincinin kapanacağından endişeleniyorsa
  • Hızlı bir kalp atışı veya nefes darlığı varsa
  • Kanamayla birlikte kusma da varsa
  • Eşlik eden 38,5 dercenin üzerinde ateş varsa
  • Vücutta döküntüler varsa
Paylaşın

Burkulma nedir? Belirtileri, Tedavisi

Tıp dilindeki adı Distorsiyon olan Burkulma, olağandışı bir hareket sonucunda eklem bağlarında oluşan kopma ya da aşırı gerilmedir. Başka bir deyişle, zorlanma sonucu eklemleri bir arada tutan bağlarda meydana gelen esneme, yırtılma veya kopmadır.

En çok el ve ayak bileklerinde ve dizde olur. Belirtileri, burkulan eklemde ağrı, şişme, hareketin güçleşmesi ya da yapılamamasıdır. Eklem içinde kanama da olabilir. Tedavisi için soğuk kompres ve fazla sıkı olmamak koşuluyla eklemi sarmak yararlıdır. Bazı burkulmalarda lokal anestezi gerekebilir.

Nedenleri;

Burkulma yanlış bir hareket sonucu birdenbire olabilir. Buna akut burkulma denir. Yapılan işten dolayı, sürekli tekrarlanan hareketler neticesinde o bölgede zaman içerisinde meydana gelecek olan gerilmeler sonucu ortaya çıkmışsa buna kronik burkulma denir.

Bağdaki lifler elastik bir yapıya sahiptir. Eklemde meydana gelebilecek normalden fazla zorlama veya herhangi bir kaza anında bağların normal esnekliğinin üzerindeki gerilmeler sonucu meydana gelecek hasarlar burkulmaya neden olur. Bu gibi durumlarda liflerle birlikte bazı küçük damarlar kopar. Eklemlerde şişme, ağrı ve morluk meydana gelir. Burkulmalar, ayak ve el bileklerinde, diz ve dirseklerde meydana gelir. Vücuttaki en hareketli bölge olması ve vücudun bütün yükünü taşıması sebebi ile ayak bileği en hassas olan bölgedir.

Belirtileri;

Yumuşak dokularda (kaslar, tendonlar ve lifler) meydana gelecek yaralanmalarda birtakım belirtilerle iltihaplanma süreci başlar. Bu belirtiler kızarma, ağrı, ateş ve şişmedir. Bu belirtilerin her biri iyileşme süreci içinde önemli bir yere sahiptir. Burkulma sonucu meydana gelen hasarın büyüklüğüne göre belirtilerin şiddeti değişir. Sakatlanan bölgede sinir liflerindeki hasar ne kadar büyükse ağrı o kadar fazla olur. Hasara uğrayan dokudan zehirli maddeler çıkar. Bu zehirli maddeler sinirlerin zarar görmesine neden olur. Hasarlı bu bölgede kan akışı artmaya başlar. Artan kan akışı sinir uçlarına baskı yaptığından dolayı ağrılar meydana gelir.

Küçük damarların kopması sebebiyle deride kızarıklıklar oluşur. Bu bölgedeki damarlar, besinleri ve yaralı olan dokuyu iyileştirici maddelerin akışını hızlandırak için genişler. Kan akışı sayesinde yaralı bölgede oluşan zehirli maddeler atılır. Bu olay o bölgenin şişmesine neden olur.

Tedavisi;

Burkulmanın ciddiyetine göre tedavi uygulanır. Eğer burkulma hafif olmuşsa eklem bir süre hareketsiz bırakılarak, eklemin sabit bir şekilde kalmasına özen göstermek gerekir. En çok işe yarayan yöntemlerden biri hasara uğrayan bölgeye soğuk tedavi uygulamaktır. Örneğin bir beze sarılmış buz burkulan yerin üzerine konulmalıdır. Soğuk uygulama sayesinde damarların daralması sağlanır ve o bölgeye olan kan akışı yavaşlatılmış olur. Bu uygulama 15-20 dakikalık aralıklarla tatbik edilebilir.

Sinir uçlarında fazla miktarda sıvı birikimi nedeniyle acı hissedilebilir. Bunun için yaralı olan bölge esnek bir bantla sarılmalıdır. Uygulanacak bandaj işlemi deriye hafif bir şekilde basınç yapacak düzeyde sıkı olmalıdır. Fakat kan dolaşımını engelleyecek kadar fazla sıkılmamalıdır.

Hasara uğrayan bölgenin iyileşmesi için zamana ihtiyaç vardır. Örneğin ciddi bir ayak burkulmasının tedavi süresi bir ya da birkaç ay sürebilir. Burkulma ayak bileğinde meydana gelmişse hasta yatağa uzatılır. Kan birikmesini önlemek amacıyla ayağının altına yastık yerleştirilmelidir. Burkulma bilekte ya da dirsekte meydana gelmişse, kol bir süre hareketsiz kalması için boyuna asılmalıdır. Burkulmadan birkaç gün sonra hasarlı bölgeyi ısıtıp, iyileşme sürecini hızlandırmak için yumuşak masaj yapılabilir. Çok şiddetli durumlarda hastaneye başvurmak gerekir. Zarar gören dokunun tedavisi için cerrahi müdahale gerekebilir.

Paylaşın

Bulimya (Bulimia) Nedir? Teşhisi, Tedavisi

Bulimya (Bulimia); Belirli bir zaman dilimi içerisinde çoğu insanın yiyebileceğinden çok daha fazla yiyeceği yeme durumu ve başka bir deyişle yeme kontrolünün kaybolması durumudur. Bulimya (Bulimia), ileri safhada PEM (Protein Enerji Malnütrüsyonu) gelişir ve hastaneye yatırılması gerekebilir.

Kişide aşırı bir iştah, fakat aynı zamanda aşırı bir kilo alma korkusu vardır. Kişi çok fazla yemek tükettikten hemen sonra kendisini kusturarak yada diüretik ve laksatifler kullanarak yediklerinden kurtulmaya çalışır. Çoğunlukla bulimik kişi, birkaç gün çok fazla yemek tüketir. Sonra karın ağrısı ve uyku düzensizliği başlayınca kendisini kusturmaya başlar. Zorlama ile yapılan bu kusmalar diş çürüklükleri, özefajit , metabolik alkaloz, dehidratasyon, hipokalemi ve diğer elektrolit bozukluklarına yol açar.

Bulimia ne sıklıkta görülür?

Her 100 kişiden bir ila ikisi bulimia hastalığına yakalanır. Ancak bulimianın ayrı ayrı semptomları (hastalık belirtileri) daha sık görülür ve her 100 kişiden yaklaşık 5’inde bulunur.

Bu hastalık özellikle kadınlarda ve genç kızlarda görülür. Her 100 bulimikten 90’ı genç kız ve kadınlardan oluşur. Ancak son zamanlarda giderek daha çok genç erkek de şişmanlamaktan korktuğunu, yeme davranışını kontrol ettiğini, aşırı açlık krizlerine girdiğini, yediklerini çıkardığını, giderek daha çok spor yaptığını veya kilolarını korumak için müshil ilaçlarına yöneldiğini bildirmektedir.

Bulimia hastalığı kimlerde görülür?

  • Düşük özgüvenli kişiler
  • Depresif belirtileri olan kişiler (mutsuzluğa eğilimli, pekçok şeye karşı isteksizliği olan, bunlara ek olarak uyku,iştah, konsantrasyon, enerji sorunları, değersizlik düşünceleri yaşayanlar)  -sosyal anksiyete bozukluğu yaşayan kişiler
  • Çcuklukta aşırı düzeylerde kaygı belirtileri olan kişiler
  • Zayıf vücut idealinin içselleştirilmesi
  • Çocukluk çağlarında cinsel ve fiziksel istismar yaşayanlar
  • Çocuklukta obezitenin (şişmanlık) varolması, erken yaşlarda ergenliğe giriş
  • Ebeveynin aşırı veya yetersiz düzeyde müdahaleleri risk etmenleri arasında sayılmaktadır

Bulimia hastası olup olmadığınızı nasıl anlarsınız?

Bulimia hastalığı hemen bir günde oluşmaz. Mağdurların erkenden yardım aramaları çok önemlidir zira hastalığın sonlandırılması esasen tedaviye çabuk başlanmasına bağlıdır.

Bir yeme bozukluğu başlangıcının belirtileri şunlar olabilir:

  • Kendi yeme davranışından memnun olmama
  • Kişinin kilosu ve beslenmesiyle ilgili endişelenmesi
  • Kişinin vücuduyla ilgili endişelenmesi
  • Gizli yemek yemek
  • Kusma veya yeme krizleri

Çoğunlukla ilk olarak aile hekimiyle görüşülür. Mağdurun bir bulimia hastası olup olmadığı ise, ancak bir uzman hekim veya psikoterapistin kapsamlı teşhisiyle ortaya çıkar. Bunun için detaylı bir bedensel muayenenin yanısıra, hastanın yeme davranışı ve buna karşı önlemler hakkında ayrıntılı bir görüşme de yapılır.
Muayene sonucuna göre hangi tedavi şeklinin tavsiye edileceğine karar verilir.

Esas itibariyle, bulimia ne kadar erken teşhis edilirse, başarılı bir tedavi şansının da o kadar yüksek olacağı kabul edilir.

Bulimianın sonuçları nelerdir?

  • Amenore (adet görememe) ya da adet düzensizlikleri görülebilir
  • Kusma davranışları sonucu vücut su-tuz-mineral düzensizlikleri ciddi sorunlara yol açabilir
  • Yemek borusunda kusmalar sonrası yırtılma, midede delinmeler, kalp ritim bozuklukları gibi nadir ama ölümcül sonuçlar ortaya çıkabilmektedir
  • Laksatif (dışkılamayı arttırıcı, kolaylaştırıcı) ilaçların uygunsuz kullanımı ile barsak hareketleri olumsuz etkilenir ve bunlar olmadan dışkılayamama gelişebilir, diğer mide-barsak sorunları, rektal prolapsus (barsağın anüsten sarkması) görülebilir
  • Duygu durum bozuklukları, kaygı bozuklukları, alkol, madde, uyarıcı nitelikte yasadışı ilaç kullanımı ve kişilik bozukluğu ile birlikte görülebilir

Nasıl Tedavi Edilir?

Bilişsel davranış terapisi esasına göre yapılan bir psikoterapinin özellikle etkili olduğu gözlemlenmiştir. Eğer bir davranış terapisi mümkün değilse, psikodinamik yaklaşıma göre bir tedavi de düşünülebilir. Yaklaşık her üç bulimik hastadan biri, psikoterapi ile kalıcı olarak iyileştirilebiliyor. Önemli olan, tedaviyi yapan terapistlerin yeme bozuklukları alanında hususi bilgilerinin ve önemli tecrübelerinin olmasıdır. Yaşı küçük hastalarda çoğunlukla, hastaların da görüşü alınarak hasta yakınları zaman zaman terapiye dahil edilir.

Ayakta psikoterapide mağdurlar genelde psikoterapistle haftalık görüşmeler yapar. Tedaviyi yapan hekimle anlaşarak tedaviyi tamamlaması açısından bazı durumlarda ilaç alınması da anlamlı olabilir.

Paylaşın

Diş Gıcırdatma (Bruxism) Nedir? Nedenleri, Tedavisi

Diş Gıcırdatma (Bruxism); Bruksizm, diş gıcırdatma veya diş sıkma ile kendini gösteren güçlü çene hareketlerinin neden olduğu anormal bir aktivite olarak tanımlanan ve oldukça fazla görülen bir bozukluktur.

Halk arasında daha çok diş sıkma ya da gıcırdatma olarak bilinen Bruksizm, tedavi edilmeden bırakılmaması gereken bir ağız hastalığıdır.

Belirtileri ve semptomları;

Bruksizm, başka rahatsızlıklara benzer birçok belirtiye sahiptir. Bu tür rahatsızlıklar yaşıyorsanız diş hekiminize başvurun:

  • Aşınmış diş minesi ve artan diş hassasiyeti.
  • Çene ağrısı veya sıkı çene kasları.
  • Uyku partnerinizi uyandırmak için yeterince yüksek olabilecek seviyede dişleri gıcırdatma veya kenetleme.
  • Düzleşmiş, kırık, yontulmuş veya gevşemiş dişler
  • Şakaklarınızda başlayan hafif bir baş ağrısı.

Uyku sorunları;

Bruksizme neyin yol açtığı kesin olarak bilinmese de, hem fiziksel hem de psikolojik nedenler genellikle diş gıcırdatma ile bağlantılıdır. Uyku sorunları en yaygın nedenlerden bazılarıdır.

Araştırmalar horlama ve uyku apnesi gibi durumların dişlerini gıcırdatan kişilerde daha çok görüldüğünü gösteriyor. Uyku apnesi, solunum işlemini etkileyen benzersiz bir durumdur; teşhis ve tedavi için doktorunuza göründüğünüzden emin olun.

Önlemler ve tedavisi;

Bruksizmden muzdarip olduğunuzu düşünüyorsanız, işe belirtileri kaydederek başlayın ve bir sonraki randevunuzda bunlara dikkat çekin. Diş hekiminiz herhangi bir belirtiyi veya semptomu tam olarak teyit etmek için kapsamlı bir muayene yapmak ve ardından bunların nedenlerini belirlemek isteyebilir.

Aradaki zamanda, gıcırdatma işleminden kaynaklanan herhangi bir hasarı hafifletmek amacıyla bir ağız koruyucusu reçete edebilir veya dişlerin hizalanmasıyla ilgili sorunları gidermek için bir diş çalışması gerçekleştirebilir. Henüz yapmadıysanız stresi azaltma yöntemlerini ele almak başka bir seçenektir.

Her zaman olduğu gibi, ağız bakımı evde başlar. Bu rahatsızlığın bir sonucu olarak aşınan diş minesini güçlendirmek amacıyla dişlerinizi düzenli olarak fırçalamayı ihmal etmeyin.

İlaçlar ve hastalıklar;

Bruksizm nedenleri, Huntington Hastalığı ve Parkinson Hastalığı gibi nörolojik rahatsızlıkların yanı sıra psikiyatrik ilaçların ve antidepresanların yan etkileri ile de ilişkilendirilmiştir. Bu tür durumlarda doktorunuza başvurun.

Yaşam tarzı;

Tütün kullanımı, alkol tüketimi ve hatta çok fazla kafein gibi madde kaynaklı alışkanlıklar bruksizm yaşama riskinizi artırabilir. Hatta, sağlık uzmanınız gerektiğinde uygun bir bağımlılık tedavisi yöntemi önerebilir. Bruksizm çocuklarda ergenlerden daha yaygın olduğu için, yaşın da önemli bir etken olduğunu unutmayın.

Paylaşın

RSV (Respiratuar Sinsityal Virus) nedir? Teşhisi, Tedavisi

Tüm yaş gruplarında özellikle bebekler ve yaşlılarda yaşamı tehdit eden solunum yolu enfeksiyonlarına neden olan RSV (Respiratuar Sinsityal Virus); Grip ve soğuk algınlığına benzer şikayetlere neden olurken, tedavisinde gecikildiğinde akciğerleri tehdit ediyor.

Çocukların tümü 2 yaşına kadar en az bir kez RSV ile hastalanmakta ve hayat boyu bu enfeksiyonun tekrarı sık olarak görülmektedir. Büyük çocuk ve erişkinlerde RSV genellikle üst solunum yolu enfeksiyonu; bebek ve küçük çocuklar ile prematüre doğanlarda, bağışıklık yetmezliği olanlarda ve yaşlılarda ciddi alt solunum yolu enfeksiyonları geliştirebilmektedir.

Belirtileri;

RSV tıpkı grip ve nezle bulgularına benzer şikayetlere neden olurken prematüre doğanlarda veya bebeklerde huzursuzluk, beslenmeme, sık nefes alma ya da solunum düzensizliklerine neden olmakla birlikte virüsün tek kaynağının insanlardır. Çevreden yada yakınlarındaki bu bulguları sergileyenlerden bireye çabucak bulaşır. RSV virüsünün bulaşması enfekte salgılar ile doğrudan ve yakın temasla oluşurken, virüs çevre yüzeylerce saatlerce, ellerde ise yarım saatten fazla canlı kalabiliyor.

RSV enfeksiyonunun tanısı solunum yolu sekresyonlarında RSV antijenine bakılarak konulur. Bu yaygın olarak kullanılan, hızlı sonuç veren ve % 90 oranında doğru sonuç veren bir yöntemdir. RSV virüsü genellikle kış ve erken ilkbahar aylarında yıllık salgınlar şeklinde görülmektedir. Hastalık genellikle Kasım- Aralık aylarında başlamakta, Ocak ve Şubat ayında zirveye ulaşmakta, Nisan ayı sonunda da sona ermektedir.

Tedavisi;

RSV enfeskiyonlar özellikle hassas yaş gurupları olan bebekler ve yaşlılar ile özellikli altta yatan hastalığı olanlarda ağır seyirlidir. Bu hastalarda oral alım bozulacağından hastalıkta ilk tedaviyi destek tedavisi oluşturur.  Sıvı kaybının yerine konması, solunumun dikkatle değerlendirilmesi ve oksijen desteği, üst solunum yolu aspirasyonu ve gerekirse solunum cihazına bağlanma uygulanması gerekebilir. RSV bronşiti sonrasında kulak iltihabı veya bakteriyel akciğer enfeksiyonu gelişirse antibiyotik kullanılır, bubnun dışında antibiotik etkisi söz konusu değildir. Ağır seyirli vakalarda hastane yatışı ile takip sıkça uygulanan bir durumdur. Özellikle 6 aylıktan küçük bebeklere tanı durumunda hastane yatışı önerilmektedir.

RSV’den korunmak münkün mü?

Anne sütünün desteklenmesi, sigara maruziyetinin engellenmesi, standart enfeksiyon kontrol önlemleri, risk gruplarının belirlenmesi, kalabalık ortamlardan uzak durulması, rutin aşılama programına uyulması, hastanede yeni olguların hızla saptanması ve temas izolasyonu RSV’den korunma esastır. Hastalığın bulaşması hasta kişinin solunum sekresyonlarıyla kontamine olmuş yüzeylere dokunmakla veya öksürdüğü havadaki damlacıklar yoluyla olur. Hasta kişiyle kontağın sınırlandırılması, maske kullanımı ve el yıkama yayılımı azaltabilir.

RSV için kullanılabilir rutin bir aşı bulunmamaktadır; ancak 29 haftadan küçük doğan yüksek riskli prematürelerde, doğumsal kalp hastalığı ya da kronik akciğer hastalığı olan çocuklarda alt solunum yolu enfeksiyonunu önlemek için pasif immünizasyon yani RSV antikoru içeren Palivizumab(RSV monoklonal antikor)isminde yalnızca uzman hekim önerisiyle ve rapor çıkartılarak kullanılan bir ilaç mevcuttur.

RSV virüsünden korunmak için yüksek riskli bebeklere pasif immunizasyon yani ayda bir antikor verilmesi(palivizumab) önerilmektedir. Pasif immunizasyon uygulanması gereken hastalar şunlardır:

  • Gebelik haftası 29 haftadan küçük ve 1 yaşından küçük bebekler
  • Kronik akciğer hastalığı olan ve 2 yaşından küçük bebekler
  • Tedavi gerektiren kalp hastalığı olan 2 yaşından küçük bebekler

İlaç uygulaması RSV sezonu denilen Ekim-Mart ayları arasında ayda bir kez yapılmaktadır. Bu uygulamanın sezonda tam ve düzenli olarak yapılması ile ağır hastalık gelişimi ve hastaneye yatışlar azalmaktadır.

(Kaynak: medicalpark.com.tr)

Paylaşın

Kol ağrısı nedir? Nedenleri, Tedavisi

Çık rastlanan bir şikayet olan ‘Kol Ağrısı’nın ana kaynağı çok farklı nedenler olabilir. Boyun omurları, disk, boyun kasları, kola giden sinirlere ve omuriliğe bası ‘ağrının’ kaynağı olabilir. Kollara vuran ağrının diğer nedenleri ise sinirlere bası yapan durumlardır.

Kol ağrısı sık rastlanan bir şikayettir ve genellikle kazaya uğrama, düşme, çarpma gibi incinmeler sonucunda meydana gelir. Ancak kimi zaman da kol ağrısının altta yatan başka bir nedeni vardır. Boyun bölgesinde başlayan ve buradan kollara doğru inen ağrı birçok kişinin başına gelebilen bir durumdur.

Boyunda meydana gelen bazı rahatsızlıklar kollarda da ağrı hissedilmesine sebep olabilmektedir. Özellikle;

  • Boyun fıtığı,
  • Disk kayması,
  • Boyun düzleşmesi ve
  • Boyun kireçlenmesi boyunda görülen ve sıklıkla kollara vuran ağrıların temelini oluşturmaktadır.

Bazı kol ağrıları acil bir duruma işaret edebilir ve geçiştirilmemeleri gerekir. Kol ağrısı nedeniyle acilen doktora görünmenizi gerektirecek durumlardan biri kırık şüphesidir. Düşme ya da benzeri bir kaza sonrası kolunuzdaki şiddetli ağrının kırığa işaret ettiğini düşünüyorsanız hemen doktora başvurmalısınız. Bir diğer acil durum ise fiziksel aktivite ve efor sarf etme sonrası oluşan ve kol hareketsizken dinen ağrılardır. Bu ağrılar angina (göğüs ağrısı) habercisi olabilir.

Göğüste sıkışma hissiyle birlikte kola aniden ağrı girdiyse bu durumda kalp krizinden şüphelenilir ve yine mutlaka hemen en yakın hastaneye başvurmak gerekir.

Boyun kaynaklı kol ağrıları haricinde, ağrıya neden olan diğer durumlar şunlar olabilir:

  • Omurga kanalında daralma (servikal dar kanal, servikal spondilitik myelopati)
  • Omurga kırıkları, omur kayması
  • Kol ve el sinirlerinin tuzaklanması (sıkışması): Boyunda omurilikten çıkan sinirler ele doğru giderken yol üzerinde bağ dokusu tarafından sıkıştırılır. Buradaki sıkışma sonucu el ve kollarda kuvvetsizlik, uyuşma ve ağrı oluşur.
  • Omuz patolojileri
  • Kalp rahatsızlıklarında (göğüs, omuz ve kola vuran ağrılar olabilir)
  • Kalpten çıkıp kola giden damarların yolda sıkışıklığa uğramasına neden olan hastalıklar (kolda ağrı ve buna eşlik eden uyuşma, soğuma, renk değişiklikleri olabilir.)

Teşhisi;

Tüm tıbbi patolojilerde olduğu gibi anamnez, kol ağrısının tanısına götürecek en önemli parametredir. Öncelikli olarak ağrının şekline, tipine, süresine göre kol ağrısının olası nedenlerinden şüphelenilir ve olası tanılar ortaya konur. Muayene bulgularına göre doktorunuz tarafından gerekli testler istenir.

Eğer ağrı; düşme, vurma gibi bir travma sonrasında aniden ortaya çıktıysa, dokunmakla ağrı şiddetinde ağrı oluyorsa öncelikli olarak direk grafilerle (Röntgen) kolda herhangi bir kırık olup olmadığına bakılır. Tüm kola, parmaklara kadar yayılan, boyun ağrısının, parmaklarda uyuşma ya da kolda kuvvet kaybının eşlik ettiği durumlarda boyun fıtığından şüphelenilerek servikal MRG (manyetik rezonans) istenir.

Omuz ve kol ağrısı mevcutsa, genellikle istirahat halinde geçiyor ve omuz hareketleriyle ortaya çıkıyor ya da şiddeti artıyorsa, omuz patolojilerinden şüphelenilip omuz MRG çekilir. Sinir sıkışmasına bağlı gelişen ulnar oluk sendromu, karpal tünel sendromu gibi hastalıkların tanısı EMG ile konulur. Gerek sağ kol ağrısı, gerek sol kol ağrısı yapan hastalıkların tanısı öncelikli olarak doktorunuzun o hastalıktan şüphelenmesiyle konulabileceği için ilgili uzmandan randevu almayı ihmal etmeyiniz.

Tedavisi;

Kol ağrısı tedavisi sebebe göre yapılır. Kol ağrısı nasıl geçer sorusunun cevabı öncelikle kol ağrısının sebebi bulunarak verilebilir. Travmaya bağlı bir kırık ya da kas incinmesi mevcutsa tedavide kolu sabitlemeye yarayacak alçı ya da atel uygulanır ve ağrı kesicilerle tedavi edilir.

Boyun fıtığına bağlı bir kol ağrısı mevcutsa ve hastada belirgin bir kuvvet kabı yoksa öncelikli olarak 2-3 hafta süreyle ağrı kesici, kas gevşetici tedaviler uygulanıp ağrının takibi yapılır. Bu süre zarfında ağrının şiddeti azalıyor ya da geçiyorsa boyun fıtığı açısından cerrahi tedaviye gerek kalmaz, fakat hastanın ağrısı geçmiyorsa cerrahi tedavi düşünülebilir. Bazı durumlarda hastalarda boyun fıtığına bağlı olarak gece uyutmayacak şekilde dayanılmaz, analjezik (ağrı kesici) tedaviye cevap vermeyen çok şiddetli ağrılar mevcuttur.

Zaman zaman hastalar doktora “Kolumu kesin alın” cümlesiyle başvururlar. Böylesi bir durum mevcutsa ya da hastada belirgin bir kuvvet kaybı varsa bu 2-3 haftalık süre beklenmeden de direkt cerrahi tedavi uygulanabilir. Eklemlerden kaynaklı kol ağrılarında mesela omuz patolojilerinde yine öncelikli olarak analjezik tedavi uygulanır. Analjezik tedaviyle geçmeyen olgular fizik tedaviden fayda görebilirler. Tüm bunlara rağmen geçmeyen ağrılarda eklem içi enjeksiyonları, artroskopik ya da açık cerrahi tedaviler uygulanabilir.

Lateral epikondilite bağlı kol ağrısı tedavisinde öncelikli olarak aktivite kısıtlaması yapılır ve analjezik tedavi uygulanır. Dirsek bandı denilen brace uygulamasında dirsek etrafına takılan ve dirseği sabitleyen bir aletle ekleme hareket kısıtlaması uygulanır ve dirsek üzerindeki gerilim azaltılarak tedavi planlanır. Buna rağmen geçmeyen ağrılar varlığında tendonların yapışma yerine steroid enjeksiyonu ya da cerrahi tedavi uygulaması gündeme gelebilir.

Ulnar Oluk ya da Karpal Tünel Sendromu gibi hastalıklara bağlı uyuşmanın eşlik ettiği kol ağrısı durumlarında öncelikli olarak dirseği ya da el bileğini sabitleyen atel uygulaması yapılır. B12 vitamini takviyesi özellikle uyuşmanın giderilmesinde oldukça faydalıdır. Parafin, TENS ya da Ultrasound uygulamalarını kapsayan fizik tedavi özellikle karpal tünel sendromunda oldukça başarılı sonuçlar vemektedir. Tüm bu tedavilere hastanın şikayetleri geçmiyor ya da sık sık tekrarlıyorsa, cerrahi tedavi açısından Beyin ve Sinir Cerrahisi görüşü alınmalıdır.

Siz de kol ağrısı çekiyor ve kol ağrısı neden olur sorusuna cevap arıyorsanız Nöroşirurji, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon ya da Ortopedi Bölümleri’nden randevu almayı ihmal etmeyiniz.

Paylaşın

Besin İntoleransı nedir? Belirtileri, Tedavisi

Gıda intoleransı, tüketilen bir gıdanın içinde yer alan bir maddeye karşı sindirim sisteminin reaksiyonu olarak tanımlanır.

Besindeki bir madde kişinin sindirim sistemi tarafından doğru bir biçimde sindirilemez ya da parçalanamaz. Bu durum sindirim sistemini tahriş eder ve hasarlara yol açar.

Gıda intoleransının nedeni, enzim eksikliği ya da gıdanın içindeki maddenin sindirilememesidir. Örneğin laktoz intoleransı, sütte yer alan laktoz karbonhidratının sindirilmesini sağlayan laktaz enzimi eksikliği sonucu oluşur.

Günlük beslenmede tüketilen her türlü besine intolerans, zamanla gelişebilir. Besin intoleransı görülme oranı, gıda allerjilerinden daha yaygındır.

Gıda intoleransı belirtileri;

  • Mide ağrısı, mide kasılmaları, midede yanma hissi,
  • Bulantı ve kusma,
  • Mide ve bağırsaklarda gaz, kramp ve şişkinlikler,
  • Baş ağrısı, sinirlilik, halsizlik, yorgunluk,
  • İshal,

Gıda intoleransı tedavisi;

Gıda intoleransının tek tedavisi intoleransa yol açan besinin diyetten çıkarılması veya vücudun tolere edebileceği miktarlarda tüketilmesidir.

İntoleransa neden olan besin vücudun mutlaka alması gereken elzem bir gıda ise yerine aynı özellikte başka bir besinin tüketilmesi oldukça önemlidir.

Gluten intoleransı nedeniyle buğday tüketiminin olmaması B vitamini alımında yetersizliğe neden olabilir. Bu durumda kişi buğday yerine gluten içermeyen; mısır unu, darı, esmer pirinç, karabuğday ve kinoa tüketebilir.

Paylaşın

Çocuklarda Ateşli Havale Nedir, Neden Olur?

Ateş nedeniyle oluşan havale, 6 ay – 6 yaş arası çocuklarda kasılmalarla görülen bir nöbet durumudur; herhangi bir ateşli hastalık sonucu vücut sıcaklığının 38 derecenin üstüne çıkmasıyla meydana gelir.

Özellikle ateşi çıkmaya duyarlı ve ailesel yatkınlığı olan çocuklarda meydana gelir. Anne babalar için ateşli havale endişe verici bir sorundur ancak her zaman tehlikeli değildir. 0-3 aylık bebeklerde yüksek ateşte mutlaka doktora görünülmesi gerekir.

Ateşli havale neden olur?

Ateşe genellikle çocuğun geçirdiği viral ya da bakteriyel enfeksiyonlar neden olur. Bademcik ve orta kulak iltihapları, bağırsak ve idrar yolu enfeksiyonları, tüberküloz, menenjit, zatürre de ateşe yol açar. Ayrıca lösemi, lenfoma ve bağışıklık sistemi hastalıkları da ateşin sorgulanması gereken durumlardır.

Çocuklarda ateşi havale belirtileri;

Yüksek ateş
Bilinç kaybı
Vücudun kilitlenmesi
Kasılmalar
Göz kayması
Solgunluk
Nöbet sonrası baygınlık hali

Ateşli havale nasıl tedavi edilir?

Ateşli havalede önemli olan, ateşe yol açan nedeni bulmak ve hastalığın tedavi edilmesidir. Havale nöbetini durduracak ilaçlar da kullanılabilir.

Ateşli havale kalıcı sorunlara neden olur mu?

Korkulanın aksine ateşli havale kalıcı hasar yaratmaz. Tekrarlanabilir ve havale geçirme oranı yaş ilerledikçe düşer.

Paylaşın

Asidoz Nedir? Belirtileri, Nedenleri, Tedavisi

Asidoz, kan ve vücut sıvılarının aşırı asitli olması durumudur. Daha geniş bir tanımla, Asidoz, organizmanın asit baz dengesinde asit istikametinde bozulma sonucu ortaya çıkan entoksikasyon tablosu.

Haber Merkezi / Metabolik süreçlerin doğru biçimde çalışması ve dokulara uygun miktarda oksijen sevki için kan pH’sının 7.35 ila 7.45 gibi dar bir aralıkta tutulması gerekmektedir.

Asidoz pH’nın 7.35 altına düşmesine neden olan kanda aşırı miktarda asit, alkaloz ise pH’nın 7.45 üstüne yükselmesine neden olan kanda aşırı miktarda alkali bulunmasıdır. Asidoz, solunum veya metabolik asidoz olarak sınıflandırılır.

Solunum asidozunun nedenleri şunlardır:

Kifoz gibi göğüs deformiteleri
Göğüs yaralanmaları
Göğüs kaslarında güçsüzlük
Uzun süreli (kronik) akciğer hastalığı
Miyastenia gravis, amiyotrofik lateral skleroz veya kas distrofisi gibi nöromüsküler bozukluklar
Sedatif ilaçların aşırı kullanımı solunumun azalmasına neden olur
Şiddetli zatürre veya şiddetli tıbbi hastalıkla ilişkili akut solunum sıkıntısı sendromu gibi akut akciğer hastalığı

Metabolik asidoz, vücutta çok fazla asit üretildiğinde gelişir. Böbrekler vücuttan yeterli asidi çıkaramadığında da ortaya çıkabilir. Metabolik asidozun birkaç türü vardır:

Diyabetik asidoz (diyabetik ketoasidoz ve DKA olarak da bilinir), kontrolsüz diyabet (genellikle tip 1 diyabet) sırasında keton cisimleri adı verilen maddelerin (asidik olan) birikmesiyle gelişir .
Hiperkloremik asidoz, vücuttan çok fazla sodyum bikarbonat kaybı nedeniyle oluşur ve şiddetli ishalle birlikte ortaya çıkabilir.
Böbrek hastalığı (üremi, distal renal tübüler asidoz veya proksimal renal tübüler asidoz ).
Laktik asidoz.
Aspirin, etilen glikol (antifrizde bulunur) veya metanol zehirlenmesi.
Şiddetli susuzluk.

Laktik asidoz, laktik asit birikmesidir . Laktik asit esas olarak kas hücrelerinde ve kırmızı kan hücrelerinde üretilir. Oksijen seviyeleri düşük olduğunda vücut enerji için kullanmak üzere karbonhidratları parçaladığında oluşur.

Belirtileri:

Metabolik asidoz belirtileri altta yatan hastalığa veya duruma bağlıdır. Metabolik asidozun kendisi vücudunuz bunu telafi etmeye çalışırken hızlı ve derin nefes almaya neden olur.

Kafa karışıklığı veya uyuşukluk da oluşabilir. Şiddetli metabolik asidoz şoka veya ölüme yol açabilir. Bazı durumlarda, metabolik asidoz hafif, devam eden (kronik) bir durum olabilir.

Solunum asidozu belirtileri şunları içerebilir:

Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
Tükenmişlik
Letarji
Nefes darlığı
Uyku hali

Tedavisi:

Tedavi, asidoza neden olan sağlık sorununa yöneliktir. Bazı durumlarda, kanın asitliğini azaltmak için sodyum bikarbonat (kabartma tozundaki kimyasal) verilebilir.

Paylaşın