Siyasi Meşruiyet Yargı Eliyle Yeniden Nasıl Üretilir?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ve sonrasındaki süreçleri “mutlak butlan” kapsamında değerlendirmesi, aynı zamanda siyasal meşruiyetin üretim rejimlerine ilişkin normatif bir kırılma alanı olarak okunmayı gerektirmektedir.

Haber Merkezi / Söz konusu karar, siyasal meşruiyetin kaynağı, sınırı ve yeniden üretim mekanizmaları bağlamında üç düzeyli bir teorik sorunsal ortaya çıkarmaktadır: (i) yargının karşı-majoriter rolünün genişlemesi, (ii) siyasetin içsel kurumsal kapasite kaybı, (iii) hukukun siyasal alanı kolonize etme riski.

Karşı-Majoriter Yargı ve Meşruiyetin Normatif Kayması

Modern anayasal demokrasi teorisinde yargı, esas itibarıyla “karşı-majoriter güç” (counter-majoritarian difficulty) olarak konumlandırılır. Bu çerçevede mahkemelerin temel işlevi, çoğunluk iradesini denetlemek ve anayasal sınırlar içinde tutmaktır.

Bununla birlikte, incelenen kararda tartışma, yargının denetim işlevinden ziyade siyasal temsil yapısını doğrudan etkileyen sonuç üretici bir aktör haline gelip gelmediği noktasında yoğunlaşmaktadır. Bir siyasi partinin kurultay iradesinin geriye dönük olarak hükümsüz sayılması, yalnızca hukuki bir geçerlilik değerlendirmesi değil; aynı zamanda siyasal temsil zincirinin yeniden yapılandırılması anlamına gelmektedir.

Bu durum, literatürde “judicialization of politics” (siyasetin yargısallaşması) olarak tanımlanan olgunun ileri bir evresine işaret eder: yargının yalnızca çatışmaları çözmesi değil, siyasal düzenin kurucu unsurlarını dolaylı biçimde yeniden belirlemesi.

Ex Tunc Hükümsüzlük ve Kurumsal Süreklilik Problemi

“Mutlak butlan” kavramının ex tunc etkisi, işlemin baştan itibaren hiç doğmamış sayılması sonucunu doğurur. Bu teknik yaklaşım özel hukukta normatif tutarlılık üretmek amacıyla geliştirilmiş olmakla birlikte, siyasi örgütler bakımından uygulandığında kurumsal süreklilik sorunu yaratmaktadır.

Siyasi partiler, yalnızca hukuki tüzel kişiler değil; aynı zamanda temsil, örgütlenme ve siyasal mobilizasyon fonksiyonlarını birlikte yürüten karma yapılardır. Bu nedenle geriye dönük hükümsüzlük, yalnızca bir işlem iptali değil, kurumsal hafızanın yeniden yazımı anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda temel soru şudur: Hukuki geçerlilik ile siyasal devamlılık arasında hangi normatif öncelik kurulmalıdır?

Siyasetin Hukukileşmesi: İçsel Kurumsal Erozyon

İkinci analitik eksen, siyasetin içsel kurumsal kapasitesiyle ilgilidir. Siyasetin hukukileşmesi (legalization of politics), siyasal aktörlerin içsel ihtilaflarını çözme kapasitesini kaybederek sürekli yargısal mekanizmalara başvurması durumunu ifade eder.

Bu süreçte üç yapısal sorun öne çıkar:

Tüzüksel normların erozyonu: Parti içi kuralların bağlayıcılığının zayıflaması
İç denetim mekanizmalarının işlev kaybı: Disiplin ve karar organlarının klikleşmesi
Müzakere kapasitesinin çözülmesi: Siyasal uzlaşının yerini yargısal çözümün alması

Bu koşullarda yargı, dışsal bir müdahale aktörü olmaktan ziyade, içsel kurumsal boşlukların zorunlu tamamlayıcısı haline gelir.

Lawfare Literatürü ve Siyasal Araçsallaşma Riski

Uluslararası literatürde “lawfare” kavramı, hukukun siyasal mücadelede stratejik bir araç olarak kullanılması anlamına gelmektedir. Issacharoff, Levitsky ve Ziblatt gibi yazarların çalışmalarında ortak vurgu, hukuki araçların siyasal rekabeti düzenleme kapasitesinin belirli eşikleri aşması halinde demokratik gerileme üretme riskidir.

Bu perspektiften bakıldığında, yargı kararlarının yalnızca normatif doğruluk üretmesi yeterli değildir; aynı zamanda siyasal sistemde rıza üretme kapasitesi de değerlendirilmelidir. Aksi halde hukuk, “rule of law” (hukukun üstünlüğü) yerine “rule by law” (hukuk aracılığıyla yönetim) rejimine evrilebilir.

Karşılaştırmalı Perspektif: Yargısal Müdahale ve Demokratik Erozyon

Karşılaştırmalı siyaset literatürü, benzer süreçlerin farklı rejimlerde sistemik sonuçlar ürettiğini göstermektedir:

Brezilya örneğinde, Lava Jato süreci yolsuzlukla mücadele bağlamından çıkarak siyasal yeniden dizayn tartışmalarına evrilmiş; bu durum popülist karşı hareketleri güçlendirmiştir.

Tayland örneğinde, anayasa mahkemesi kararları aracılığıyla parti kapatmaların süreklilik kazanması, seçimsel meşruiyetin aşınmasına yol açmıştır.

Pakistan örneğinde, parti içi yargısal müdahaleler siyasal istikrarsızlığı kronikleştirmiştir.

Bu örneklerin ortak sonucu, yargısal müdahalenin kısa vadede düzenleyici, uzun vadede ise kurumsal aşındırıcı etki üretebilmesidir.

Habermasçı Çerçeve: Yaşam Dünyasının Hukuki Kolonizasyonu

Habermas’ın “yaşam dünyasının kolonizasyonu” tezi, siyasal alanın sistemik mekanizmalar (hukuk ve bürokrasi) tarafından aşırı biçimde kuşatılması halinde iletişimsel rasyonalitenin zayıflayacağını ileri sürer.

Bu bağlamda siyasal alan, normatif olarak müzakere ve rıza üretimi üzerine kuruludur. Ancak siyaset, içsel olarak bu rızayı üretemediğinde, hukuk sistemik bir ikame mekanizması olarak devreye girer.

Ne var ki bu ikame, siyasal alanın normatif özerkliğini zayıflatır ve siyasal kararın toplumsal rıza üretme kapasitesini düşürür.

Meşruiyetin Çift Katmanlı Krizi

“Mutlak butlan” kararı, salt teknik bir hukuk tartışması olarak değil, siyasal meşruiyetin üretim rejimine ilişkin yapısal bir kriz olarak değerlendirilmelidir.

Ortaya çıkan tablo iki yönlü bir gerilimi işaret etmektedir:

Bir yanda yargının normatif sınırları genişleyen karşı-majoriter rolü
Diğer yanda siyasetin kendi iç meşruiyet üretim kapasitesindeki zayıflama

Bu iki eğilim kesiştiğinde, ne tam anlamıyla güçlü bir “rule of law” rejimi ne de istikrarlı bir demokratik temsil düzeni ortaya çıkmaktadır. Bunun yerine, hukuki geçerlilik ile siyasal meşruiyet arasındaki boşluk giderek büyümekte ve sistemik bir “meşruiyet açığı” üretmektedir.

Dolayısıyla temel mesele, yargının siyasal alanı ne ölçüde düzenleyebileceğinden ziyade, bu düzenlemenin siyasal rıza üretim kapasitesiyle ne ölçüde uyumlu olabileceğidir.

Paylaşın

CHP Hakkında “Mutlak Butlan” Kararı: Hukukun Siyasallaşması Mı, Siyasetin Hukukileşmesi Mi?

Cumhuriyet Halk Partisi’nin 38. Olağan Kurultayı ile sonrasındaki süreçlere ilişkin olarak “mutlak butlan” sonucuna ulaşılması, hukuk-siyaset ilişkilerinin normatif sınırlarını yeniden tartışmaya açan nitelikte bir örnek teşkil etmektedir.

Söz konusu karar, salt bir örgüt içi usul uyuşmazlığı olarak değil, siyasi temsilin meşruiyet üretim mekanizmalarını doğrudan etkileyen yapısal bir müdahale olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede tartışma, iki teorik eksen etrafında yoğunlaşmaktadır: hukukun siyasallaşması ve siyasetin hukukileşmesi. Her iki kavram da modern anayasal demokrasilerde normatif gerilim alanlarını açıklamak için kullanılmakta olup, somut olayda eşzamanlı biçimde görünür hale gelmektedir.

Hukukun Siyasallaşması: Yargısal Alanın Genişleyen Müdahale Kapasitesi

“Hukukun siyasallaşması” tezine göre yargı organları, normatif uyuşmazlıkları çözme fonksiyonunun ötesine geçerek siyasi rekabetin dolaylı belirleyicisi haline gelmektedir. İncelenen kararda bu tartışmayı tetikleyen temel unsur, ana muhalefet partisinin kurumsal devamlılığını doğrudan etkileyen bir sonuç doğurulmasıdır.

Kararın zamanlaması ve etkisi, yargısal denetimin “siyasi sonuç üretme kapasitesi” tartışmasını yeniden gündeme taşımaktadır. Özellikle bir siyasi partinin liderlik yapısının fiilen yeniden tesis edilmesine yol açan müdahalenin, demokratik rekabetin doğal akışını kesintiye uğrattığı yönünde eleştiriler ileri sürülmektedir.

Bu yaklaşımda temel kaygı, yargının tarafsız bir hakem olmaktan çıkarak siyasal alanın yeniden yapılandırılmasında aktif bir kurucu aktör haline gelmesidir. Literatürde bu durum, giderek “lawfare” (hukukun siyasal mücadele aracı haline gelmesi) kavramı ile de ilişkilendirilmektedir.

Siyasetin Hukukileşmesi: İçsel Kurumsal Boşluk ve Yargıya Taşınan Siyasal Krizler

Buna karşılık “siyasetin hukukileşmesi” yaklaşımı, sorunun yalnızca dışsal bir yargısal müdahaleden ibaret olmadığını, siyasi örgütlerin iç işleyişindeki normatif zayıflıklardan kaynaklandığını ileri sürer.

Bu perspektife göre, siyasi partilerin kendi tüzüksel mekanizmalarını etkin biçimde işletememesi, iç denetim ve meşruiyet üretim süreçlerini zayıflatmaktadır. Parti içi ihtilafların siyasal ve kurumsal uzlaşı yerine yargısal mekanizmalara taşınması, yargıyı fiilen ikincil bir siyasal düzenleyici konuma yerleştirmektedir.

Dolayısıyla mahkeme müdahalesi, yalnızca dışsal bir aktörün müdahalesi değil; aynı zamanda içsel kurumsal boşlukların dışarıdan doldurulması işlevi olarak da okunabilir. Bu durum, siyasal alanın özerkliğinin aşınması sonucunu doğurmaktadır.

Mutlak Butlanın Hukuk Tekniği ve Geriye Yürüyen Hükümsüzlük Etkisi

Kararın merkezinde yer alan “mutlak butlan” kavramı, özel hukuk teorisi bakımından işlemin baştan itibaren geçersiz sayılması sonucunu doğurur (ex tunc etki). Bu nitelik, yalnızca geleceğe dönük bir iptal değil, geçmişte doğmuş tüm hukuki sonuçların da ortadan kalkması anlamına gelmektedir.

Bu bağlamda, kurultay sonrası oluşan yönetim organlarının hukuki varlığı, kararın kabulü halinde tartışmalı hale gelmekte; parti içi temsil, yetkilendirme ve idari tasarrufların tümü geriye dönük olarak geçersizlik riskine maruz kalmaktadır. Bu durum, siyasi partiler hukuku bakımından “kurumsal süreklilik” ilkesinin ciddi biçimde sınandığı bir örnek oluşturmaktadır.

Demokratik Temsil ve Meşruiyet Üretimi Krizi

Söz konusu karar, demokratik sistemlerde meşruiyetin kaynağına ilişkin temel bir tartışmayı da yeniden gündeme getirmektedir. Siyasi partiler, modern demokrasilerde seçmen iradesinin kurumsallaşmış taşıyıcılarıdır. Bu nedenle liderlik değişiminin hangi meşruiyet zemini üzerinden gerçekleşeceği, sistemin normatif bütünlüğü açısından kritik önemdedir.

Yargısal müdahalenin bu sürece dahil olması, temsilin kaynağının seçimsel mekanizmalar mı yoksa yargısal denetim mi olduğu sorusunu keskinleştirmektedir. Bu gerilim, anayasal demokrasi literatüründe “karşı-majoriter güç” tartışmalarıyla doğrudan ilişkilidir.

Ekonomi-Politik Boyut: Öngörülebilirlik ve Risk Algısı

Siyasi kurumların istikrarına ilişkin belirsizlik, doğrudan ekonomik rasyonaliteyi etkileyen bir değişkendir. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomilerde siyasal öngörülebilirlik, sermaye akımlarının yönünü belirleyen temel parametrelerden biridir.

Bu bağlamda, ana muhalefet partisinin kurumsal yapısına ilişkin yargısal belirsizlik, piyasalarda risk primi algısını yükselten bir unsur olarak değerlendirilmektedir. Borsa endekslerindeki oynaklık ve ülke risk primindeki değişim, doğrudan hukuki öngörülebilirlik algısıyla ilişkilidir.

Dolayısıyla mesele yalnızca iç siyasal denge değil, aynı zamanda makroekonomik istikrarın algısal temelleridir.

Karar, hukukun siyasallaşması ile siyasetin hukukileşmesi arasındaki karşılıklı bağımlılık ilişkisini görünür kılan tipik bir örnek olarak değerlendirilebilir. Bir yandan yargının siyasal alan üzerindeki etkisinin genişlemesi tartışılırken, diğer yandan siyasi aktörlerin kendi iç kurumsal zayıflıkları nedeniyle yargıyı zorunlu bir hakem konumuna taşıması söz konusudur.

Bu çift yönlü yapı, ne yalnızca yargısal bir “aşırılık” ne de yalnızca siyasal bir “çürüme” ile açıklanabilir. Aksine, her iki sürecin eşzamanlı işleyişi, Türkiye’de hukuk-siyaset ilişkisinin normatif sınırlarının geçirgenleştiğini göstermektedir.

Sonuç olarak, mevcut tablo bir “kesişim kümesi” olarak değerlendirildiğinde, ortaya çıkan olgu ne tam anlamıyla konsolide bir yargı bağımsızlığı ne de kurumsallaşmış bir parti içi demokrasi üretmektedir. Bu durum, demokratik temsilin kurumsal aracılarının hem içsel hem dışsal baskılar altında yeniden tanımlandığı bir geçiş rejimi görünümüne işaret etmektedir.

Paylaşın

CHP’de “Mutlak Butlan” Tartışmaları: Kim Ne Dedi?

CHP’de (Cumhuriyet Halk Partisi) “mutlak butlan” tartışmaları, 4 – 5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultay ve 6 Nisan 2025 tarihli 21. Olağanüstü Kurultay’ın iptali için açılan davalar etrafında yoğunlaşmış durumda.

Kurtuluş Aladağ / Bu davalar, kurultaylarda “usulsüzlük” ve “şaibe” iddialarıyla gündeme gelmiş, mahkeme tutanağına “mutlak butlan” ifadesinin girmesi ile birlikte tartışmalarda alevlenmiştir.

Mutlak butlan, bir hukuki işlemin baştan itibaren kanuna, kamu düzenine veya ahlaka aykırı olması nedeniyle geçersiz sayılması anlamına gelir ve bu durumda kurultaylar hukuken hiç yapılmamış kabul edilebilir.

CHP yönetimi, mutlak butlan kararının partiyi zayıflatmak için siyasi bir hamle olduğunu savunurken, Kemal Kılıçdaroğlu’nun “kayyuma bırakmam” çıkışı, İmamoğlu, Yavaş ve Özel cephesinde sert tepkilere yol açarken, parti içinde de bölünme endişesi artmış durumda.

Kılıçdaroğlu: CHP kayyuma teslim edilemez

CHP’nin 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mahkemeden mutlak butlan kararı çıkması durumunda partinin başına döneceğini belirtmiş ve bu kararı tanımamanın hukuki bir karşılığı olmadığını vurguladı. Kılıçdaroğlu, partinin kayyuma teslim edilmesi riskine karşı, “CHP kayyuma teslim edilemez. CHP’nin DNA’sı ile oynanıyor, buna izin veremem” dedi.

Kılıçdaroğlu, kendisini ziyaret eden CHP’lilere, “Ne atamaları yapabilirler, ne faturaları ödeyebilirler, genel merkezde kim varsa bunları o yapar” diyerek görevi kabul edeceğini ifade etti. Kılıçdaroğlu ayrıca, “Umarım böyle bir karar çıkmaz, ama çıkarsa partiyi kayyuma bırakmam” diyerek kararlı bir duruş sergiledi.

Özel: CHP’yi kurultayda seçilmemiş kimse yönetemez

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Kılıçdaroğlu’nun olası mutlak butlan kararını kabul etmesinin “tarihsel bir hata” olacağını savunmuş ve “CHP’yi kurultayda seçilmemiş kimse yönetemez” dedi. Özel, Siyasi Partiler Kanunu’nda kayyım değil, çağrı heyeti olduğunu ve 40 gün içinde yeni bir seçim yapılabileceğini belirtti.

Özel ayrıca, “Kayyıma da butlana da partiyi bırakmayız” diyerek mevcut yönetimin partiyi koruma kararlılığını vurguladı.

İmamoğlu’nda Kılıçdaroğlu ve destekçilerine uyarı

Tutuklu bulunduğu Silivri Cezaevi’nde Kılıçdaroğlu’nun mutlak butlan kararını kabul etme tavrına sert tepki gösteren Ekrem İmamoğlu, “Büyük bir ihanete uğrama duygusuyla karşı karşıyayım. Çok içimi yaktı” diyerek hayal kırıklığını dile getirdi.

Ekrem İmamoğlu ayrıca, “Mutlak butlan hevesinde olanlar utançla hatırlanır, lanetlenirsiniz. Ailenize ve çocuklarınıza temiz bir isim bırakmak istiyorsanız bu yoldan geri dönün” diyerek Kılıçdaroğlu ve destekçilerine uyarıda bulundu.

Yavaş’tan Kılıçdaroğlu’na uzlaşma çağrısı

Ankara Büyükşehir Belediye (ABB) Başkanı Mansur Yavaş, Kemal Kılıçdaroğlu’nu ziyaret eden heyet arasında yer aldı ve onun “Partiyi kayyuma teslim etmem” sözlerine tepki gösterdi. Yavaş’ın “Bu yaptığınız CHP’yi böler. Bunu yaparsanız siyasetten çekilirim” diyerek rest çektiği iddia edildi. Mansur Yavaş, partinin bölünmemesi ve bütünleşmesi gerektiğini savunarak Kılıçdaroğlu’na uzlaşma çağrısı da yaptı.

Hukukçular ne dedi?

Eski Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk,  siyasi partilere kayyım atanmasına yönelik yasal bir hüküm olmadığını, sadece çağrı heyeti atanabileceğini belirtti. Türk, çağrı heyetinin görevinin partiyi kurultaya götürmek olduğunu vurguladı.

Eski Cumhuriyet Savcısı Bülent Yücetürk, mutlak butlan kararının kaosa yol açabileceğini, kararın hemen uygulanmayacağını ve istinaf/temyiz süreçleriyle uzayabileceğini söyledi. Yücetürk, Kılıçdaroğlu’nun görevi reddetmesi durumunda 45 gün içinde yeni bir kurultay toplanabileceğini belirtti.

Eski Yargıtay Hâkimi Ömer Faruk Eminağaoğlu, mutlak butlan kararının kesinleşmesi için istinaf ve temyiz süreçlerinin tamamlanması gerektiğini, Kılıçdaroğlu’nun davacı olmadığı için otomatik olarak genel başkanlığa dönemeyeceğini ifade etti.

Hukukçu Ersan Şen, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kurultayı onayladığını, bu nedenle mutlak butlan kararı çıkmasının zor olduğunu savundu. Hukukçu Cem Kaya, mutlak butlan kararı çıksa bile Çankaya İlçe Seçim Kurulu’nun son sözü söyleyeceğini, mevcut delegelerle yeni bir kurultay yapılabileceği için Kılıçdaroğlu’nun doğrudan geri dönemeyebileceğini belirtti.

Dava ne zaman görülecek?

30 Haziran 2025’te Ankara 42. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek davada, kurultayların “şaibe” iddialarıyla iptali ve mutlak butlanla geçersiz sayılması talep edilmektedir. Mahkeme, 4-5 Kasım 2023 kurultayının yok hükmünde olduğunun tespiti, Özgür Özel ve mevcut MYK/PM üyelerinin görevden alınması ve Kılıçdaroğlu ile önceki PM üyelerinin iadesi taleplerini değerlendirmektedir.

Mutlak butlan kararı çıkarsa, kurultaylar hukuken geçersiz sayılabilir, Özgür Özel’in genel başkanlığı düşebilir ve Kılıçdaroğlu’nun geri dönmesi gündeme gelebilir. Ancak CHP yönetimi, bu durumda Kılıçdaroğlu’nu genel merkeze sokmamak ve yeni bir kurultay düzenlemek için planlar yapmaktadır. Parti, YSK’nın kurultayı onaylamış olmasını hukuki bir dayanak olarak görüyor.

Paylaşın