“Akşener, Kılıçdaroğlu’nun Adaylığına ‘Hayır’ Diyemez” İddiası

‘Altılı Masa’nın önündeki en önemli konulardan biri ortak cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi olacak. Altılı masa temsilcileri aday belirleme sürecinde masanın itici iki gücü olan CHP ve İYİ Parti genel başkanlarının anlaşmasının önemine dikkat çekiyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre burada son dönem adaylıkta ismi öne çıkan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığına İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in “hayır” diyemeyeceği ileri sürülüyor.

Bu görüşü savunanlar özellikle Kılıçdaroğlu’nun İYİ Parti’nin seçime girememe tehlikesi ortaya çıktığında CHP’li 15 milletvekilinin İYİ Parti’ye geçiş sürecini hatırlatıyor. İYİ Parti ise konuya farklı bakıyor.

2019 yerel seçimlerinde CHP ve İYİ Parti’nin iş birliği ile çok sayıda büyükşehir ve il belediyesinin CHP tarafından kazanıldığını, İYİ Parti’nin ise sadece 18 belediye aldığını kaydeden partililer “Borç-alacak kalmadı” diyor.

Muhafazakarlarda Kılıçdaroğlu algısı: Sakinliği olumlu karşılanıyor

“Altılı Masa”daki muhafazakar partiler iktidar tarafından “CHP’nin vagonuna binmek” suçlamasıyla karşılaşıyor. Söz konusu propagandanın seçim boyunca da devam edeceği görülüyor. Ancak söz konusu partiler seçmen tabanında bunun çok karşılık bulmayacağı görüşünde.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı durumunda da tabandan büyük tepki beklemediklerini kaydeden muhafazakar bir partideki bir yetkili, “Partimizin çalışmaları kapsamında değişik illerde gençlerle bir araya geliyoruz. İleri yaştakiler daha sert ama gençler Kemal Bey konusunda daha ılımlı. Özellikle sakinliği olumlu karşılanıyor. Gençler artık bağıran çağıran, kendine karışan birini istemiyor. ‘İşini iyi yapsın yeter’ diyor” değerlendirmesinde bulunuyor.

Paylaşın

Dördüncü İttifak Siyasi Dengeleri Nasıl Etkiler?

Erken yapılmaması durumunda seçime bir yıldan az bir süre kala Cumhur İttifakı ve altılı masa hazırlıklarını sürdürürken yeni bir ittifak ihtimali de Ankara’da bir süredir konuşuluyor. Peki, bu ihtimal siyasi dengeleri nasıl etkiler? HDP’yi kilit parti konumundaki yerinden edebilir mi?

“Dördüncü İttifak” olarak adlandırılan oluşum için Ümit Özdağ’ın başkanlığındaki Zafer Partisi, Muharrem İnce’nın Memleket Partisi, Anavatan Partisi, DSP, Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Partisi gibi partilerin, bazı bağımsız siyasetçilerin ve akademisyenlerin ismi geçiyor.

DW Türkçe’den Gülsen Solaker’in oluşuma destek veren siyasetçilerden edindiği bilgiye göre şimdiye kadar yaklaşık 12 parti, kişi ya da oluşum bu ittifaka destek veriyor.

Ancak Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ ise dün bu iddialar üzerine bir internet sitesine “Böyle bir şey yok. İttifak hazırlığı içinde de değilim” açıklamasını yaptı. Mustafa Sarıgül de bugün Ankara’da gazetecilerle düzenlediği sohbet toplantısında sorular üzerine partiler arası görüşmelerin sürdüğünü belirterek “İttifaklar önemli ama Türkiye iki ittifaka mahkum edilemez. Bizim diğer partilerle diplomatik temaslarımız devam ediyor. Seçim süreci geldiğinde şartlara bakmak gerekir. İttifaklar önemli, ama muhalefet partileri ofsayta düşmemelidir. Zamlar konuşulmuyor. Ama bunlar konuşuluyor” yanıtı verdi.

HDP’nin kilit rolüne karşı “milliyetçi eksen” oluşturmak

Peki böyle bir ittifakın kurulması neden tercih ediliyor? Oluşumdaki siyasetçilere göre en önemli motivasyonlardan birisi cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalınması durumunda HDP’nin kilit rolüne karşılık yeni bir “milliyetçi eksen” oluşturmak.

Siyaset bilimci İbrahim Uslu kendisinin de bir süre önce yaptığı açıklamaları hatırlatarak çok sayıda bağımsız parti ve siyasetçinin içinde olacağı bu oluşumun hem teşkilatları ve adayları hem de seçmenini motive edecek biçimde bir ittifak yapısına gitmek istediğini ve böylelikle ittifak üzerinden bir heyecan yaratıp seçime “asılmak” istediklerini belirtiyor.

Uslu’ya göre bu partilerin önünde seçim için dört seçenek bulunuyor. Bunları “Cumhur İttifakı’na katılmak, Millet İttifakı’na katılmak, bağımsız girmek ve kendi ittifakını oluşturmak” olarak sıralayan Uslu, ilk üç seçeneğin çok mümkün olmadığını ve en mantıklısının dördüncü seçenek olduğunu söylüyor. “Dördüncü İttifak’ın partiler için ben bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum” diyen Uslu, bu ittifakın çimentosunun denildiği gibi “milliyetçilik” olması durumunda bunun etkili olup olmayacağı sorusuna karşılık ise şunları söylüyor:

“Milliyetçilik zaten Cumhur ve Millet ittifakları içinde yeterince temsil edilen bir ideoloji. Üçüncü bir milliyetçi kanat oluşturmak şu an için çok geçerli görünmüyor. Ama bu partilerin bağımsız olmaları nedeniyle ‘oylar boşa gitmesin, her görüş parlamentoya yansıyabilsin, demokratik çoğulculuk’ söylemleri üzerinden giderlerse bir şansları olabilir.”

Tosun: Donmuş bir seçmenden bahsediyoruz

HDP’nin olası bir ikinci turda kilit parti konumunu almaması çabasından hareket etmenin bu ittifaka oy kazandırıp kazandırmayacağına ilişkin görüşler de muhtelif.

Siyaset bilimci Tanju Tosun bunun eğer sadece HDP’nin oyun kurucu olmaması için oluşturulan bir ittifak olması durumunda, şu anda siyasi partilerin oy tabanlarının büyük ölçüde merkez partiler tarafından “dondurulmuş” durumda olduğunun dikkate alınması gerektiğini söylüyor.

“Donmuş bir seçmenden bahsediyoruz” diyen Tosun, bu seçmenlerin sadece ideolojik olarak birbirine yakın partiler arasında gidip geldiğini belirtiyor. Zafer Partisi’nin bu girişimin başını çekmesi durumunda hangi seçmen kitlesini hedefleyeceğinin önemli olacağını belirten Tosun, şöyle konuşuyor:

“Bu sadece HDP’nin kilit parti olmaması karşıtlığı üzerinden kurulan bir ittifak olarak siyasi partilerin sosyolojik tabanları, seçmenin oy verme davranışı itibariyle işlemez. Çünkü siyasi partilerin kemikleşmiş bir seçmeni de var. Geriye ne kalıyor? Muhtemelen kararsız seçmen hedeflenebilir.”

Tosun’a göre kararsız seçmenlerin oyunu alabilmek de zor olabilir ve bir parti merkezden ne kadar uzaklaşırsa kendisini kararsız görüp merkeze yoğunlaşan seçmen kitlesine cazip gelmesi de o ölçüde zor olabilir. Tosun kararsız seçmenlerin merkezde yoğunlaştığını da ifade ederek AKP MHP ve CHP’nin kendi kemik seçmenini koruduğunu belirtiyor.

Uslu: HDP’nin oyu yüzde 12 görünüyor

İbrahim Uslu’ya göre de bu yeni ittifakın HDP’nin Cumhurbaşkanlığı seçimindeki olası kilit rolünü yerinden etmesi pek muhtemel değil.

Uslu, yapılan anketlerde şu anda HDP’nin oyunun yüzde 12 civarında göründüğünü belirterek “HDP bu nedenle yüzde 50+1 gereken bir seçimde önemli bir aktör olarak kalacaktır. Bu ittifak kurulduğu için HDP oy kaybetmeyecek. Dolayısıyla ben bu varsayımın ya da iddianın çok anlamlı olduğunu düşünmüyorum” diyor.

HDP’nin sadece Cumhurbaşkanlığı seçiminde kilit parti olabileceğine işaret eden Uslu, parlamento seçimlerinde ise kilit parti pozisyonunun bulunmayacağını, her ittifakın mümkün olduğu kadar çok milletvekili çıkarmak için yarışacağını kaydediyor.

Dördüncü İttifak’ın resmiyete dökülmesiyle “dördüncü ittifakın” cumhurbaşkanı adaylığı için de kendi adayını belirlemesi bekleniyor.

Paylaşın

Kulis: İktidar Cephesi, Rakip Aday İçin 5 İhtimal Konuşuyor

Muhalefetin cumhurbaşkanı adayı konusunda iktidar partisinde beş ihtimalin konuşulduğu kulislere yansıdı. Kılıçdaroğlu, İmamoğlu, Yavaş ve Akşener isimleri gündeme gelirken, bir başka AK Partili yönetici “Bence No-name bir isim belirleyecekler” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan seçime 1 yıl kala adaylığını İzmir’den ilan etti ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu da adaylığını ya da adayını açıklamaya çağırdı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu bu sözlere henüz karşılık vermedi ama parti yöneticilerinden “Sandığı getir adayı açıklayalım” yönünde değerlendirmeler geldi.

Muhalefet partilerinin oluşturduğu altılı masa, şimdilik seçim takvimi belli olmadan aday açıklamayı planlamıyor. Bu tutum “Muhalefetin adayı kim olacak?” sorusunun daha uzun süre siyaset kulislerinde sorulmaya devam edeceğini gösteriyor.

Gazete Duvar’da yer alan habere göre muhalefet kadar adayı merak eden iktidar cephesinden ise farklı tahminler geliyor. Bir kesim Kılıçdaroğlu’nun aday olacağını düşünürken İstanbul ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanları Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’a şans verenler de var.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in hâlâ denklemden çıkmadığını düşünenlerin yanı sıra bir beşinci görüş ise muhalefetin bu 4 isim dışında aday çıkaracağı yönünde.

AK Partili bir yönetici, adayın daha önce adı duyulmayan biri olabileceğini belirterek, “Bence No-name bir isim belirleyecekler” iddiasında bulundu.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Cumhurbaşkanı Adayına 6’lı Masa Karar Verecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayına 6’lı masanın karar vereceğini belirterek, son toplantıda kimin aday olacağı konusunun gündeme gelmediğini bildirdi. Kılıçdaroğlu, “Biz Cumhurbaşkanımızın niteliklerini belirledik sadece.” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Mansur Yavaş’ın cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı konusunda ise Kılıçdaroğlu, 6’lı masa toplantısında belediye başkanlarının cumhurbaşkanı adaylığına ilişkin herhangi bir konunun gündeme gelmediğini söyledi.

Bazı CHP yöneticilerinin kendisini aday olarak görmek istediklerine ilişkin açıklamalarına ise Kılıçdaroğlu, “CHP yöneticileri kendi genel başkanlarının cumhurbaşkanı adayı olmasını isterler. Ancak temenniden öteye geçmez, çünkü adayı liderler belirleyecek.” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bazı programlara katılmak üzere gittiği Konya’da TV42’de yayınlanan ‘Sümen Altı’ programına konuk oldu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından öne çıkanlar şu şekilde:

“Bir Konyalının sofrasına oturmadık, derdin nedir arkadaş demedik. Oturduk Ankara’da nutuklar çektik, biz doğruyu söylemek zorundayız. Oy alamıyorsak oturup sorunu kendimizde aramamız lazım. Konyalı da ne arayacaksın? Konyalı bildiğimiz Konyalı. Çalışıyor, üretiyor, kazanıyor. Bakıyor kim kendisi ile daha fazla ilişki kuruyorsa, dertlerini daha fazla dinliyorsa oraya meylediyor. Oyunu oraya veriyor. Konya’ya daha fazla gelmeliyiz, daha fazla konuşmalıyız, Konya büyük bir yer.

AKP Konya’yı çantada keklik görüyor. Ben bir şey yapmasam da Konyalı bana oy veriyor diyor. Mavi tünel hikayesi bunun tipik bir örneği. Bakıldığı zaman bunu görüyorsunuz zaten. Dolayısıyla ‘Konya benim yerimdir, benim bölgemdir, benim burada horozum ötüyor, Konya bana ne olursa bana oy verir’ diyor.

Hangi milletvekili kalktı da parlamentoda, AKP’li Milletvekili Konya’nın sorunlarını dile getirdi. Devlette liyakat kaldı mı? Devlette adalet kaldı mı, Konyalı bunu görmüyor mu? Görüyor Konyalı, hakkın hukukun kişilerin elinden nasıl alındığını Konyalı görüyor. Haksızlığı görüyor, KPSS sınavında büyük başarı elde eden kişilerin sözlü sınavlarından nasıl elendiğini görüyor. Konyalı da vicdan yok mu? Vicdan sahibi Konyalı, bu kadar haksızlık olmaz diyor. Bu kadar zulüm olmaz diyor. Artık zulüm noktasına gelmiş bir vaziyette. Kimse Konyalıyı kendi arka bahçesi görmesin. Başta Ak Partililere söylüyorum. Kimse Konya’yı ve Konyalıyı bizim arka bahçemizdir diye görmesin. Konyalı devletine sahip, milletine sahip, devletine ve milletine saygı gösteren bir ilimizdir. Bu ilde yaşayan insanlar da huzur içinde yaşamak isterler. Türkiye’de huzur olursa Konya’da da huzur olur. Sanayici önünü göremiyorsa, esnaf sattığı malın yerine yenisini alamıyorsa gidip hala ak partiye mi oy verecek? Durumu yerinde olan, bu düzenden yararlanan gidip oyunu verebilir.

‘Savaşta mıyız?’

Önce fiyat istikrarını sağlayacaksınız, buğdayın fiyatını kimse bilmiyor. Bakın hasada başlandı güneydoğuda taban fiyat açıklanmadı. Elin oğlu fiyat istikrarını sağlıyor da biz mi sağlamayacağız. Rusya ile Ukrayna savaş halinde, bakın onların enflasyonuna kaç birisini de yüzde 9 birisinde yüzde 17; bizde kaç, yüzde 157. Savaşta mıyız? Yok, nasıl oluyor bizde bu? Yönetilmiyor Türkiye. Adalet ile yönetilmiyor, ahlak, bilgi birikimle yönetilmiyor. Erdem ile, liyakat ile yönetilmiyor Türkiye. Türkiye’yi bir adama teslim etmişiz.

Seçimden sonra Türkiye hemen düzelir mi?

Belli bir zaman dilimine ihtiyacımız var, ben desem ki iktidar değişti, düğmeye bastık her şey iyi oldu. İşsizlik sorunu var, belirli bir zaman içinde işsizlik sorununu çözebilirsiniz. Fiyat istikrarı belli bir zaman dilimi içinde çözebilirsiniz, üretimde arzu ettiğiniz hedefleri gerçekleşmesi bir zaman içerisinde olacak. Devlette liyakatin sağlanması belli bir zaman dilimi içinde olacak. Bazı şeyler bir ayda olur, bazıları var 6 ay da olur, bazılar var 1 ya da 1,5 yılda olur. Siz Merkez Bankası’nın başına o işin en iyi bilen, uluslararası piyasalarda güven sağlayan bir insanı getirirseniz herkes isteyecek ki merkez bankası fiyat istikrarını sağlamak konusunda üstüne düşen görevi yapacak. Çünkü, Merkez Bankası Kanunu’nun 4. Maddesi diyor ki, ‘Merkez Bankası’nın temel görevi fiyat istikrarını sağlamaktır’, peki bugünkü Merkez Bankası fiyat istikrarını sağlıyor mu? Hayır bağımsız değil, talimatla iş yapıyor. Oysa yasalara göre iş yapması lazım bu kurumun.

İş insanları çalıştıkları sürece, ürettikleri sürece istihdam yarattıkları sürece siyasi görüşü ne olursa olsun başımızın üstünde yeri var. Bu insan çalışıyor, bu insan emek harcıyor, bu insan istihdam yaratıyor. Bu insan ihracat yapıyor, bu insan ülkesine döviz getiriyor… Niye bunun düzenini bozacaksın? Ne kadar çok kazanırsa Türkiye kazanacak.

Şimdi bir israf genelgesi çıkartacaksınız. İki ya da bir tane uçak yeter. 11’ini satacaksınız. Şu anda bakanlıkların bazıları kirada. Devletin bakanlığı kirada olur mu? Orada çalışmıyorlar, birisi inşaat yapmış para kazansın diye bakanlığı, kamu kuruluşunu oraya taşıyorlar. Niye taşıyorsunuz? Bu israf neden? herkesin altında bilmem kaç tane araba var. Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkan Taşıt Kanunu var. Kanun hala yürürlükte. Bunların tamamı israf.

İktidara gelirseniz, bugün oturduğunuz yerde oturur musunuz yoksa Beştepe’de mi oturacaksınız?

Benim saray merakım yok. Belki olursa bir uçak olur, onu anlarım. Deniyorsa ki, devletin başındaki kişi uçakla gitsin bir taneyle. Ben bunu anlarım ama 13 tane uçağı ne yapacaksınız? Onun bakım masrafı var. Onların sigortası var, onların masrafını bu ülkenin fakir fukarası ödüyor. Adaleti sağlayacaksınız, fakir fukaranın hakkını koruyacaksınız. İsraf neden yapıyorsunuz, israftan vazgeçeceksiniz. İsraf olmayacak. Ben devlette 27 buçuk yıl çalıştım biz şöyle yetiştik, bir kağıdın arkası boşsa yırtıp atmayız, arkasını da kullanırız. Maliye Bakanlığı’nda biz böyle yetiştik.

Devletin kurumları batmaz, Sosyal Sigortalar Kurumu da batmaz. Açığı var mı evet, bugün benim dönemimdeki açığın beş katı daha fazla var. O zaman kim batırdı diyeceğiz. Dünyadaki bütün sosyal güvenlik kurumları açık verirler ama şunu söyleyeyim size, benim genel müdürlük yaptığım dönemin tamamı bir müfettiş ordusu tarafından görevlendirildi ve incelendi. Bir kuruş bile bulmadılar, bulamadılar. Batırdılar diyorlar ama yolsuzluk yaptı diyemiyorlar mesela.

Kamuoyu önünde tartışabiliriz, çıksın karşıma tartışabiliriz. Şunu ifade edeyim, benim dönemimde kurumun pek çok alanda büyük başarıları vardır. Eşdeğer ilaç uygulamasını başlatan kişi benim o dönemde. Büyük tasarrufları imza atan benim dönenimde… Hepsinin hesabını da verdim, sadece orada da değil, TBMM Kit Komisyonunda bunların hesabını verdim. Bütün ihale dosyalarını getirip, Kit Komisyonunda bütün milletvekillerine veren tek genel müdürüm Türkiye Cumhuriyeti tarihinde.

‘Devletin Roboski ile helalleşmesi lazım’

Toplum olarak çok ayrıştık, etnik kimlik üzerinden, yaşam tarzı, inanç üzerinde ayrıştı. Kavga ediyoruz birbirimizle. Toplumun buradan çıkması lazım. Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana 100 yıl geçti ve bu yüzyıl içinde gücü elinde bulunduran pek çok yerde haksızlık da yaptı. Roboski mesela, orada öldürülen çocuklar… Devletin bunlarla helalleşmesi lazım. Tamam öldüreni geri getirmiyoruz ama, öldüren kimdi kardeşim? En azından ailelere demesi lazım ki, ‘biz bir haksızlık yaptık galiba, kusura bakmayın’ demesi lazım. Bir helalleşmesi lazım gücü elinde bulunduran kişinin.

Toplum olarak helalleşeceğiz diyoruz, CHP’nin kabahati yok mu? CHP’nin de kusuru var. CHP başörtüsünü bir numaralı sorun haline getirdi. Kardeşim sana ne başörtüsünden? İster başörtüsü takar ister takmaz. Bizim de onlarla helalleşmemiz lazım. Yanlış yaptık dememiz lazım, kusura bakmayın dememiz lazım. Yoksa, Roboski’yi vuran biz değiliz ama devletin o insanlarla oturup helalleşmesi lazım yani.

Bu ülkede bir başbakan asıldı değil mi? Rahmetli Adnan Menderes, şimdi ne yapıyoruz adını üniversiteye veriyoruz. Adını havalimanı, okullara veriyoruz. Bu aslında bir anlamda helalleşmedir. Bir şeyi yanlış yaptık, adını veriyoruz vs. Mısır’da darbe olduğu zaman ben oraya iki büyükelçi gönderdim, Osman Korutürk ve Faruk Loğoğlu’nu gönderdim. Dedim, ‘gidin, Mısır yönetimi ile konuşun, siyasi idamlar yapmasınlar; bizim tarihimize baktığınız zaman siyasi idamlar oldu. Siyasetçilerin isimlerini sağa sola veriyoruz, üniversitelere, parkalara, caddelere veriyoruz. Onlarla bir anlamda bir şey yaptık yanlış yaptık, helalleşiyoruz. Aynı tuzağa düşmeyin’ diye ben arkadaşlarımı gönderdim. Aslında bunu göndermesi gereken AK parti idi ama göndermediler.

Soru: Türkiye’de başörtüsü problemleri yaşandı, özellikle muhafazakar camia da ciddi tereddütlü, bu tarz problemlerin tekrar yaşanmasından korkuyor. Farzedelim Cumhurbaşkanı oldunuz Türkiye’de ne olacak, başörtüsünü yasaklayacak mısınız tekrardan? Veya camiler eskiye mi dönecek, ezan Türkçe mi okunacak?

Hayır efendim, hayır. Bizim belediye başkanlarına şunu söyledim. Bir, bizim insanımız nerede ibadet etmek istiyorsa orayı tertemiz yapacaksınız. Cami mi kilise mi, havra mı, cemevi mi? Gidip Allah’a ibadet edecek değil mi, tamam. Oraları tertemiz yapacaksınız. Bizim belediye başkanları şu anda bunu yapıyorlar zaten. İki, başörtüsü olayını tekrar gündeme getirmek kadar sakat bir şey olmaz. Biz helalleşelim derken, aynı kusuru tekrar ederseniz bu doğru olmaz. Akla ziyandır bu, böyle bir şey aklımızın bir ucundan dahi geçmez. Hatta ben bunun bir adım daha ötesine giderek söyleyeyim. İkna odalarında başörtülü kızların başına gelenleri biliyoruz. Onlarla da oturup helalleşmemiz lazım.

Bakın bizim gençlik kolları genel başkanımız Konyalıdır. Kız kardeşi başörtüsü mağdurudur. Dolayısıyla, eskiyi bir tarafa bırakmamız lazım; yanlıştan ders çıkarmamız lazım. Doğruya yönelmemiz lazım. İşin özü budur. Yoksa ortalığı niye karıştıralım? Hiç kimsenin inancını benim sorgulamaya hakkım yok. O yetki peygambere bile verilmemiştir. Kimin inançlı inançsız olduğunu bir tek yüce yaradan bilir. O alana bizim bir şey söylememiz mümkün ve doğru değil; ahlaki ve vicdani de değil. Kim nerede ibadet yapmak istiyorsa orayı tertemiz yapacağız.

Kuran kurslarının, hocalarının ihtiyaçları varsa bizim belediyelerde karşılar ihtiyaçlarını. O konuda hiç kimsenin tereddüttü yok. Dolayısıyla, belli çevrelere CHP’yi farklı algılattılar ama gerçek öyle değil.

‘Bürokratlara yaptığı çağrı’

Ben bürokratlara şunu diyorum, bu milletin ödediği vergiyi yerli yerinde kanuna göre harca kardeşim. Birisinin cebine para aktarmak için imza atmayın. Kul hakkı yemeyin diyorum. Kul hakkı yemeyenlerin başımın üstünde yeri var; hangi görüşten olursa olsun, hangi kimlikten olursa olsun. Devlete hizmet eden kişi, vatanına hizmet ediyordur. Cebine hizmet eden bir kişi vatanına hizmet eden bir kişi vatanına değil, kendisine hizmet ediyordur. Dolayısıyla ben olaya öyle bakıyorum. Bürokratlara da yasa dışı işler yaptırıyorlar, imza attırıyorlar. Çağrı yaptım; tarih de verdim. İmza atmayın dedim, imza atarsanız sorumlu olursunuz dedim, görevinizi yapın. Kanun ne diyorsa onu yapın. Sizin kanuna uymama lüksünüz yok ki zaten. O zaman Meclis’i niye çalıştırıyoruz? Buradan yola çıkarak bürokrasiye yaptığımız çağrının da gerçekten de yerini bulduğunu gerekli yankıyı yaptığını görüyorum, biliyorum, işitiyorum. Bize çok sayıda belge ve doküman da geliyor yolsuzluklarla ilgili.

Soru: Son zamanlardaki açıklamalarınız nedeniyle tehdit aldınız mı?

Allah’tan başka kimseden korkmayız. Niye korkalım? Arkamızda kirli bir şey yok ki… zaten yedi sülalemizi araştırdılar bir şey bulabilir miyiz diye, bir şey bulamadılar. Ne bulacaksınız? Hesabını vermeyeceğimiz hiçbir şey yok ki. Devletin içinde paramiliter gruplara destek olanlar var, bunu da biliyorum. SADAT’a boşuna gitmedik, SADAT’a gitmemin temel nedeni şu: kimse korkmasın, çekinmesin; herkes sandığa gitsin, oy kullansın. Burada CHP var. Biz Kuvayı Milliye’cileriz. Kimse bizi yıldıramaz. Dolayısıyla gücümüzü, inancımız, kararlılığımızı topluma bildirmek zorundayız. Öyle üç kişi çıkacak ‘efendim ben Türkiye Cumhuriyeti’nin adını değiştireceğim; bayrağını, dilini değiştireceğim. ASRİKA diye bir devlet kuracağım, devlet şöyle yönetilecek, parası kalkacak’ diyecek, biz de hiç sesimizi çıkarmayacağız… Olmaz, görevimiz ne? Biz bu milletin çıkarını savunmayacak mıyız? Adam bayrağını değiştireceğim diyor, devletini değiştireceğim diyor, dilini değiştireceğim diyor ve bu kişi Cumhurbaşkanı’nın başdanışmanı. Ya vicdan, akıl kabul eder mi? Konyalılara soralım kaçının haberi var? Devlet böyle yönetilir mi? Bu adamın Cumhurbaşkanlığı’nda ne işi var ve bu adam devletin en mahrem sırlarının görüşüldüğü toplantıya katılıyor. Ben tanımıyorum dedi, ben de Erdoğan’ın başkanlığında toplanan ve bu kişinin de katıldığı fotoğrafı yayınladım. Bu kişinin devlet sırları ile ne ilgisi var; ne görevi var orada?

Şu ana kadar bir tehdit gelmedi, tehdit gelse ne olacak? Gene bu adamlar her türlü oyunu çevirebilirler. Bunlar karanlık insanlar çünkü. Normalde bu karanlık insanların demokratik bir ülkede olmaması lazım. Bir şirket, dernek kuruyorsunuz ben terörist yetiştireceğim diye. Sözleşmede yazıyorsunuz. Böyle dernek olur mu, kimler izin verdi. Açıklama yapıyor başkanları, ‘Ukrayna bizden silah istedi, Milli Savunma Bakanlığı’na sorduk silah verelim mi’ diye. Kimsiniz siz ya, ne Milli Savunma Bakanlığı’ndan ne başka bir yerden bu açıklamaya bir yalanlama gelmedi. Böyle bir şey olmadı demediler, kimsiniz siz ya? Siz nasıl oluyor da Milli Savunma Bakanlığı’nı muhatap kabul ediyorsunuz? Böyle bir devlet yönetimi olmaz, ben hiç görmedim. Devlette açıklık vardır. Devletin gizli operasyonları olur mu, olur ama bunu devletin organları var. Bu ülkede Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Silahlı Kuvvetler var. Kim bunlar ya?

‘Seçim gününü açıkla, cumhurbaşkanı adayımızı açıklayacağım’

Ben ona 10 soru sordum, hiçbir soruma cevap veremiyor. Ben 10 soru sordum hepsine cevap verdim. Seçim gününü açıkla, Cumhurbaşkanı adayımızı açıklayacağım. Bu kadar basit. Ben de ona on soru sordum, cevap vermedi. Temiz değil, benim on soruma niye cevap vermiyorsun? Vermen lazım, devletin bütün imkanları sendeyse benim sorduğum sorulara cevap verirsin. Veremiyor, veremezler…

Dört aşamalı bir program uygulamak zorundayız. Birinci aşama, bizim Suriye ile karşılıklı büyükelçilikleri açmak zorundayız. Niye kavga ediyoruz? İkinci aşama, yapılacak anlaşmada buradan gidecek Suriyelilerin can ve mal güvenliğini sağlanması ve garanti altına alınması. Gerek Esad yönetimi gerek BM tarafından güvence altına alınacak. Üçüncü aşama, bunların yolları köprüleri ne varsa yapacağız. Parayı AB fonlarından alacağız, bizim müteahhitler yapacak. Bir şey daha lazım, iş lazım. Bizim Gaziantepli iş adamlarının o bölgede çok fabrikaları vardı, onlar kapalı duruyor. Fabrikaları çalıştıracağız. İş istiyorsa orada çalışacak, istiyorsa turist olarak Türkiye’ye gezmeye gelecek.”

Paylaşın

Cumhur İttifakı, Kürt Oylarını Nasıl Etkilemek İstiyor?

Millet İttifakı’nın Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhur İttifakı’nın ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye çalışacağını söyleyen Mesut Yeğen, AKP iktidarının HDP’nin kapatılması ve buna eşlik edecek adımlarla bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışacağını söyledi.

Almanya’nın saygın düşünce kuruluşlarından Bilim ve Siyaset Vakfı (SWP) tarafından yayımlanan analizde, yaklaşan 2023 seçimleri nedeniyle yeniden Türkiye siyasetinin gündemine taşınan Kürt meselesi ile ilgili çarpıcı tespitler yer aldı.

Uzun yıllardır Kürt meselesi üzerine yürüttüğü akademik çalışmalarla tanınan Mesut Yeğen tarafından kaleme alınan analizde, Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve seçmenlerinin, 2023 seçimlerinin sonuçlarını belirleyecek önemde olduklarına dikkat çekildi, bunun Türkiye siyasetinde yol açacağa değişim mercek altına alındı.

Değişim süreciyle ilgili olarak DW Türkçe’den Deger Akal’ın sorularını yanıtlayan Yeğen, iktidar ve muhalefet bloklarının seçimi kazanmak için yürüttükleri mücadelede HDP ve Kürt seçmenleri konusunda izleyecekleri stratejiler, atmaya hazırlandıkları muhtemel adımlar hakkında dikkat çekici değerlendirmelerde bulundu.

Muhalefetin oluşturduğu ittifakın Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın MHP ile Cumhur İttifakı’nın ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye çalışacağını söyleyen Yeğen, AKP iktidarının HDP’nin kapatılması ve buna eşlik edecek adımlarla bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışacağını anlattı.

Çalışmalarını, SWP bünyesindeki Uygulamalı Türkiye Araştırmaları Merkezi’nde (CATS) sürdüren Mesut Yeğen’e yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

SWP için yazdığınız analizde, 2023 seçimleri yaklaştıkça Kürt sorununun yeniden Türkiye siyasetinin gündemine taşındığına, seçimlerde HDP’nin ve seçmenlerinin, sonuçları belirleyebilecek kilit bir konumda olacağına dikkat çekiyorsunuz. Seçimler öncesindeki siyasi tabloyu nasıl değerlendiriyorsunuz, HDP neden önemli?

Mesut Yeğen: HDP’yi belirleyici yapan işin matematiği. Hem 2019 yerel seçimlerinin işaret ettiği, hem de kamuoyu yoklamalarının gösterdiği, bir seçmen dağılımı aritmetiği var. Cumhur İttifakı dediğimiz AK Parti-MHP bloku, yüzde 40 ile 45 arasında değişen bir oy oranına sahip, bu oran yüzde 40’a doğru çekiliyor yavaş yavaş. Bunun karşısında, merkezinde CHP ve İyi Parti’nin olduğu Millet İttifakı var. Bu ittifakın da oy oranı yüzde 40 civarına sabitlenmiş durumda. Geride yüzde 20’lik bir kesim kalıyor, bunun bir çeyreğini Millet İttifakı ile hareket etmeye hazır görünen, AK Parti’den kopmuş muhafazakarlar oluştururken, yaklaşık yüzde 13 kadarını da HDP, Kürt oyları oluşturuyor. Millet İttifakı eğer AK Parti’den uzaklaşmış muhafazakarları ve HDP’li Kürtleri de yanına çekerse, o zaman neredeyse pürüzsüz bir şekilde seçimleri kazanacak gibi görünüyor. Ancak muhalefetin gördüğünü, gayet tabii ki iktidar da görüyor…

Peki bu durum Erdoğan’ın stratejisini nasıl etkiliyor?

Muhalefet bloku, bu aradaki yüzde 20’lik kesimi yanına çekmek için elinden geleni yaparken, iktidar da bu yüzde 20’nin muhalefete katılmaması için elinden geleni yapıyor… İşte bu aritmetik dağılım, seçimler öncesinde her iki blokun merkez aktörlerini Kürt meselesine, HDP’ye ilişkin tutumlarını gözden geçirmeye sevk etmiş durumda. Tarafların bu pozisyon değişikliğinin nihai amacı da Kürt meselesinde demokratikleşmenin önünü açmak değil, seçimleri kazanmak. Millet İttifakı Kürt oylarını yanına çekmeye, Cumhur İttifakı ise Kürt oylarını etkisizleştirmeye, bu oyların seçimler üzerindeki etkisini nötralize etmeye çalışıyor. Ana stratejiler bunlar.

İktidarın HDP’yi etkisizleştirme stratejisinden söz ettiniz. Size göre bu amaçla atabilecekleri adımlar neler olabilir?

AK Parti, hatırlarsanız 2019 öncesinde sadece HDP’lileri, PKK’lıları değil, bütün bir Kürt kimliğini kriminalize eden bir siyaset izledi… Şimdi ise Erdoğan, Kürt sorunundaki pozisyonunu revize ederken çok daha karmaşık bir siyaset izliyor. Asıl amacı, HDP oylarının seçim sonuçlarına etkide bulunmasını engellemek. Erdoğan’ın planı, farklı enstrümanları içeren daha karmaşık bir plan. Bu planın en başında HDP’nin kapatılması geliyor. Bu dava hızla ilerliyor ve büyük bir ihtimalle bu yazın sonunda karar çıkmış olacak. Yanılabilirim ama büyük bir ihtimalle HDP kapatılacak. Büyük bir ihtimalle de 500’e yakın HDP’li siyasetçi, siyaset yasağı alacak. Bu sonucun oluşmasını önlemenin tek yolu, HDP’nin kendisini feshetmesi ve başka bir partiye katılmasıdır. Ama HDP bunu yapar mı yapmak ister mi bilmiyorum…

Peki HDP’nin kapatılması durumunda, bu önümüzdeki seçimlerin sonuçlarını nasıl etkiler?

Parlamento seçimlerine çok önemli bir etkisi olur, AK Parti ve MHP’yi çok rahatlatır. Yapılan hesaplar, bugünkü oy oranıyla seçime girdiği takdirde HDP’nin 80 civarında belki de 100’e ulaşabilecek sayıda milletvekili çıkarabileceğini gösteriyor. Bu da Cumhur İttifakı için parlamentoda çoğunluğu imkansızlaştıran bir durum. Dolaysıyla HDP’nin kapatılması parlamento seçimleri bakımından Cumhur İttifakı açısından çok önemli bir netice doğurur. Ama HDP’nin kapatılması aynı zamanda HDP’lileri, Kürt seçmenlerini, neredeyse fire vermeden muhalefetin adayına oy vermeye sevk edebilir. O itibarla, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı seçimlerini kaybetmesini daha da kolaylaştırabilir… Bu nedenle büyük bir ihtimalle HDP’nin kapatılmasına başka adımlar da eşlik edecektir. Bunların da işaretlerini almış bulunmaktayız…

Nedir bu işaretler? HDP’nin kapatılmasına ne tür adımlar eşlik edebilir?

Bunlar bir yandan manipülatif diğer yandan da Kürtlerin kendilerini iyi hissetmesini sağlamaya matuf, daha kapsayıcı adımlar olabilir… Manipülatif adımlar daha çok HDP kadroları arasında ikilikler oluşturmak şeklinde olur. Ki onun bir örneğini Erdoğan’ın Öcalan ile Demirtaş arasında gerilim olduğuna dair açıklamaları oluşturuyor. “Demirtaş Öcalan’a hesap vermek zorunda olacak” türünden söylemlerle bu süreci başlattılar ki, bunun arkasının da geleceğini düşünüyorum. Sadece Öcalan ile Demirtaş arasında değil, Demirtaş ile HDP, HDP ile Kandil arasında problemler olduğu yönünde kamuoyu oluşturularak manipülatif adımları atacaklardır. Sadece bunlar da değil, bölgede HDP kapatılırsa, HDP’nin oylarına bir şekilde talip olacak, HDP’yi ikame edecek ama AK Parti için büyük sorun teşkil etmeyecek  yeni inisiyatiflerin, siyasi oluşumların önünü açmak isteyeceklerdir. Bunların da işaretlerini yavaş yavaş vermeye başladılar. Son olarak da kapsayıcı adımlar atacaklardır, buna hazırlandıkları bilgisi var.

AKP’nin Kürt seçmenlerin oylarını kazanmaya dönük, daha kapsayıcı adımlar da atabileceğini söylediniz. Bununla kastettikleriniz neler? 

AK Parti, Kürtçe seçmeli ders hakkının kitlesel olarak kullanılmasının önünü açmış durumda. Bildiğim kadarıyla partinin bazı genel başkan yardımcıları son dönemde, 5-6 aydır sürekli bölgede, bölgedeki kanaat önderleri ile görüşmeler yapıyorlar. Bu görüşmelerin bir şey üretmesini beklemiyorum ama bu görüşmeler kulaktan kulağa şu fikrin yayılmasına yol açıyor: “AK Parti, Kürt meselesinde mevcuttakinden başka bir şey yapmaya çalışıyor. Bu işi CHP’nin İyi Parti’nin halledeceği yok hallederse yine Erdoğan halleder.” İşte AK Parti’nin ileri gelenleri bölgede bu yönde fikir oluşturmaya çalışıyorlar anladığım kadarıyla…

HDP’nin kapatılması, Erdoğan’ın söz ettiğiniz adımları atması, Cumhur İttifakı’nın yeniden seçimi kazanması için yeterli mi? İstediği sonucu alabilir mi?

Bu adımları atıyor, atmaya hazırlanıyor olması, bunlardan istediği sonucu alacağı, başarılı olacağı anlamına gelmiyor. Bunda HDP yönetiminin takınacağı tavır da önem taşıyor. Eğer parti kapatıldıktan sonra, HDP yönetimi bütünlüğünü korursa, Erdoğan sonuç alamayabilir. Eğer HDP yönetiminin, seçmenlerini bir yerden bir yere sevk etme yeteneği azalır, bunu yapamaz hale gelirse, HDP seçmeninin bir bölümünün sandığa gitmemesi söz konusu olabilir… Bu da Erdoğan’ın işine yarayabilir. Bence bu aşamada bu olası görünmüyor. Ama diğer yandan şunu aklımızda tutalım, seçimlere daha zaman var ve bunlar ancak şimdi görebildiğimiz adımlar, büyük ihtimalle buna benzer pek çok adım bir yerlerde planlanıyordur. Nitekim Irak’a yönelik son askeri operasyonun nasıl kullanılacağını bilmiyoruz…

Pençe-Kilit Operasyonu’ndan söz ediyorsunuz. Bunun iktidar tarafından ne şekilde kullanılabileceğini düşünüyorsunuz? 

Şu ana kadarki işaretlerden iki şekilde kullanılabileceğini görüyoruz. Birinci olasılık bundan Cumhur İttifakı’nın, devletin, bir başarı hikayesi çıkarması. “Nihayet artık PKK’yı Türkiye’ye giriş yapamayacak duruma getirdik” şeklinde… Ki buna yakın bir pozisyon oluşmuş durumda…

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, “Operasyonun başarıyla tamamlanmasıyla hudut hattını tamamen kilitleyeceğiz. Teröristlerin sınırlarımıza girmesi mümkün olmayacak” dedi…

Evet. Bu aslında tamamıyla yanlış da değil…. Türkiye ordusunun Kandil’e ulaşması zor ama Kandil ile diğer yerler arasındaki bağlantıyı koparmak istiyor belli ki. Bunun bir kısmını onlarca karakol ve üs kurarak zaten yapmış durumdaydı, şimdi onun devamı yapılmak isteniyor… Bunu bir başarı hikayesi olarak kamuoyuna anlatabilirler. Ama şunu da yapabilirler. Bu operasyonu yaz mevsimine kadar devam ettirip, seçimlere kadar asayiş eksikliği hissiyatı yaratabilirler… Ama daha ziyade ilkinin olacağını düşünüyorum…

Bu tür operasyonlar başladığında, PKK tarafından da açıklamalar yapılıyor. Basında çıkan haberlere göre  Murat Karayılan, “Bu Kürt halkı için ölüm-kalım savaşı derken”, Duran Kalkan, Irak’ta yaşananı “ölüm kalım savaşı” olarak nitelendirdi, operasyonların devam etmesi halinde de “savaşı” Türkiye’ye, metropollere yayma tehdidinde bulundu. Siz bunu olası görüyor musunuz ? 

Yapabileceklerini düşünmüyorum çünkü Türkiye Kürtlerinin PKK’nın silahlı faaliyetlerine itirazı var. Onay bulmadıkça da bunun olmasına ihtimal vermiyorum, onay da uzun zamandır yok. Kürtler 1999’da aslında ilk kez silahlı faaliyetlerin bitirilmesi gerektiğine kani oldular hem kitle hem kadro itibarıyla. Ondan beri bu işin uzatmaları oynanıyor, o nedenle yapma kabiliyetleri olsa da, siyaseten bunu yapmaya cüret edeceklerini zannetmiyorum. HDP daha önce olmayan bir kararlılıkla bütün bu faaliyetleri kınıyor artık, Türkiyeli Kürtler de buna itiraz ediyor. … Bir de şunu görmek de lazım, PKK bunu gerçekten yapacak olursa bu HDP’nin değil, Cumhur İttifakı’nın işine yarar, seçim bazlı düşünürsek…

Erdoğan’ın geçmişten bugüne siyasi söylemlerine baktığımızda, Kürt meselesiyle ilgili çok farklı, çelişen açıklamaları oldu. Son olarak, “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur. Bu bu işi çoktan çözdük, aştık, bitirdik” dedi. Siz bu söylemi nasıl yorumluyorsunuz? 

Kürt sorununun çözülmediğinin en temel göstergesi HDP hakkındaki kapatma davası ve büyük bir ihtimalle de kapatılacak olması. HDP tarafından temsil edilen fikirler ve görüşlerin Anayasaya uygun bulunmaması, memleketin en az yüzde 15’inin Anayasa tarafından kapsanmıyor olduğu anlamına gelir. Zaten bu tür sorunlar öyle tereyağından kıl çeker gibi, askeri operasyonlarla da bitmez…. “Kürt sorunu bitti” diyenler, buna kendileri de inanmıyor. Aslında söyledikleri, “şiddet kısmını bastırdık, etkisizleştirdik” anlamına geliyor. Yanlış değil, orası doğru. Ama bu siyaseten sorunun bittiği anlamına gelmiyor, yüzde 15’lik HDP oyu var. Tüm kamuoyu yoklamaları, HDP’li Kürtlerin tamamının, AK Parti ve diğer partilere oy veren Kürtlerin de büyük bir kısmının, mevcut anayasal sisteminin olanak sağladığının dışında, anadilde eğitim, yerelleşme gibi talepleri olduğunu gösteriyor…

Seçimler öncesinde, CHP’nin ve Millet İttifakı’nın da Kürt seçmenlerin desteğini kazanmaya dönük çabaları var. Altı muhalefet partisinin üzerinde uzlaştıkları metinlerde, yaptıkları açıklamalarda, HDP seçmenine de mesajlar verdikleri görülüyor. Sizin gözlemleriniz neler? 

2016’da dokunulmazlıkların kaldırılması için oy kullanarak HDP milletvekillerinin cezaevine girmesinin önünü açan CHP, bugün Kürt meselesinde, müttefiki İYİ Parti’yi ittifaktan ve CHP’li ulusalcıları da CHP’den uzaklaştırmayacak kadar liberal, demokratik bir tutum alıp, HDP’li Kürtleri yanına çekmeye çalışıyor. Kılıçdaroğlu, Kürt sorununa çözüm için bildiğiniz gibi “muhatap HDP’dir” açıklamasını yaptı ve bütün kriminalizasyon çabalarına rağmen HDP’yi muhatap olarak gördüğünü söyledi… HDP’li seçmenleri yanına çekmeye çalıştıklarını ayrıca CHP’li milletvekillerinin Demirtaş’ı ziyaret etmesinden, Kılıçdaroğlu’nun hem Mithat Sancar hem Pervin Buldan ile görüşmesinden anlayabiliyoruz. Ayrıca zaman zaman, Kürtçe’nin eğitimde sınırlı da olsa kullanılmasına razı olunduğunun beyan edildiğini görüyoruz. Ben altılı ittifakın kabul ettikleri metinlerin önemsiz olmadığını düşünenlerdenim. Ama Kürt meselesinin çözümünü sağlayacak parametrelere muhalefet halen çok uzak görünüyor… Zaten mesele, seçimlerden önce Kürt meselesinin çözümü değil. Mesele seçimler sırasında muhalefet ve HDP’nin birlikte hareket etmesinin nasıl sağlanacağı…

Peki HDP’nin Millet İttifakı‘na destek verme konusunda en önemli beklentileri size göre neler?

Anladığım kadarıyla HDP’nin meşru bir aktör olarak tanınması, HDP’li belediye başkanlarının iktidar değiştiği takdirde görevlerine dönmesi ve seçilmişlerin cezaevlerinden salıverilmelerini sağlayacak hukuki düzenlemelere dair bir söz verilmesi. Muhalefet bunu yaparsa HDP’yi hem kurumsal olarak hem de seçmen bazında kendi yanına çekebilir. İYİ Parti’de buna yönelik bir direnç var ama eskisine göre bir değişme de var. Bu nedenle, bunu önlemek için iktidar da şapkasından daha çok tavşan çıkartacaktır diye düşünüyorum…

Kürt meselesinin yeniden siyasetin ana gündem konularından biri haline gelmesi, size göre seçimler sonrasında çözüm umutlarını da yeşertebilir mi? Bu meselenin çözümü gerçekten çok mu zor? 

Bu toplumun ve siyasi elitlerin Türkiye’nin nasıl bir yer olmasını istedikleri ile ilgili bir soru. Türkiye’nin demokratik bir dünyanın bir parçası, devletinin de vatandaşlarının temel haklarına hürmet gösteren bir devlet olması isteniyorsa meselenin çözümü zor değil, çözüm temelde eşit vatandaşlık prensibinin çalışmasıyla ilgili. Ama “bizim için asıl olan demokrasi değil” diyorsanız o zaman Kürt meselesini çözmeye niyet etmeseniz de olur. Çünkü, bu tür meseleleri çözmeden de varlığını sürdüren devletler var dünyada. İsrail’e bakın, Sri Lanka’ya bakın… Bu meselelerle yaşanmaz diye bir şey yok ama bunun ekonomik, siyasi ve askeri bir maliyeti var. Bu tür meselelerin çözümü devletleri ne zaman zorlar? Ayrılıkçılığa döndüğü zaman zorlar. Ama Kürt meselesinin buna yaklaşan bir tarafı yok. Türkiye’deki Kürt meselesinde ayrılıkçılık güçlü bir damar olsaydı, o zaman evet çözüm zor diyebilirdik. Ama değil…

Siz çok uzun yıllardır Kürt meselesi üzerine akademik çalışmalar yapıyorsunuz, AB-Türkiye ilişkilerini de yakından izliyorsunuz. SWP tarafından yayımlanan analizinizde ilginç bir noktaya dikkat çektiniz. Ukrayna savaşı nedeniyle AB ile Türkiye arasında bir yakınlaşma olduğunu, bunun demokratikleşmeye olumlu yansımaları olabileceğini, AB’nin Erdoğan’ı demokratik adımlar konusunda cesaretlendirebileceğini belirttiniz. Ancak bu hafta Gezi Davası’nda Osman Kavala müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Bazı uzmanlar da, Batı’nın artan jeostratejik önemi nedeniyle, Türkiye’deki anti-demokratik gelişmeleri görmezden geleceği endişesini dile getiriyor. Son gelişmeleri siz nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gezi kararı, iktidarın AB tarafından yapılacak baskılara böyle kolaylıkla cevap vermeyeceğini gösteriyor, gelmesi muhtemel  baskılara karşı ön almaya yönelik bir hamle yapılmış gibi görünüyor. Hükümet, Kavala ve Gezi aktivistlerini, büyük bir ihtimalle Kobani davasından sonra Demirtaş ve diğer birçok kişiyi daha uzun süre içeride tutmanın planlarını yapıyor belli ki… Belki çok kısa vadede bir şey beklenmeyebilir, Türkiye’nin Batı açısından jeopolitik öneminin artması, Batı’nın Türkiye’ye dönük müsamahasını biraz daha uzatabilir. Ama öte yandan Türkiye’nin Batı ile temasının artması sadece jeopolitik meselelerle ilgili değil, iktisadi olarak da Türkiye’nin Batılı kaynaklara ihtiyacı var. Onları rahatlıkla kullanabilmek için de demokrasi standartlarının esnetilmesi gündeme gelebilir. Daha uzun vadeli baktığınızda, “Türkiye jeopolitik önemi nedeniyle bir yandan Batı’nın yanında dursun ama demokrasi standartlarında kafasına göre takılsın” denemez… Bu sürdürülebilir olmaz. Kısa vadede belki biraz tolere edilebilir, ama orta ve uzun vadede başka bir pencere açılacaktır diye düşünüyorum.

Paylaşın

“Millet İttifakı Seçim Yasasına Karşı ‘İnce İşçilik’ Yapacak”

Cumhur İttifakı’nın milletvekili dağılımında ittifak toplam oylarının etkisini kaldıran düzenlemesi sonrası Millet İttifakı’nın ne yapacağı konuşuluyor. İttifaka göre her partinin seçim bölgelerindeki gücüne göre milletvekili çıkaracağı sistem yeni partiler için avantaj olabilir.

Partilere göre getirilen sistemin Millet İttifakı’nı dağıtması mümkün değil. Çünkü ittifak öncelikle ortak cumhurbaşkanı adayı sağlayacak, ayrıca içinde yer alan tüm partilerin üzerindeki baraj stresi kalkacak.

Peki CHP ve İYİ Parti dışında ittifaka katılması muhtemel SAADET, Demokrat, Gelecek ve DEVA Partileri kendi listeleri ile milletvekili çıkarabilir mi?

Gazete Duvar’da yer alan habere göre  partiler ‘ince işçilik’ ile bunun mümkün olduğu görüşünde. İstanbul (98), Ankara (36) ve İzmir’in (28) yanı sıra Bursa (20), Antalya (17), Adana (15), Konya (15), Gaziantep (14), Şanlıurfa (14) Mersin (13), Kocaeli (13), Diyarbakır (12) Hatay (11), Kayseri (10) ve Manisa’da (10) il barajının yüzde 5’lerde olduğuna dikkat çeken uzmanlar partilerin bu il barajlarını aşarak vekil çıkarmasının mümkün olacağı görüşünde.

Ayrıca 10 milletvekilinin altında milletvekili bulunan kentlerde de “Adayın niteliğine göre milletvekili kazanmanın yolu açık” görüşü savunuluyor. Partiler, “Hepimizin hedefi parlamentoda çoğunluğun muhalefet tarafından alınması. Biz de bunu sağlayacak formülü bulacağız” diyor.

Paylaşın

Gelecek Partisi’nden Dikkat Çeken ‘Cumhurbaşkanı Adayı’ İddiası

Millet İttifakı ve yeni kurulan partilerin ortak Cumhurbaşkanı Adayı kim olacak sorusu gündemden düşmüyor. CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ile DEVA Partisi’nden oluşan 6’lı masa parlamenter sisteme dönüş için bir araya gelirken, son olarak CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayının 6 parti liderinden biri olduğunu belirtmesi yeni polemiklere yol açtı.

Flash TV’de Gizem Fidan’ın konuğu olan Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Gözel, Cumhurbaşkanı adayı ile ilgili olarak çarpıcı bir iddiada bulundu. Mustafa Gözel, “Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı Ahmet Davutoğlu” cevabını verdi.

İşte o diyalog; 

Peki şöyle bir soru sormak isterim belki de önemli bir bilgi aktarırsınız bize. Cumhurbaşkanı adayı kim olacak?

Yani Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adayı Ahmet Davutoğlu. Bu ifadeleri okuduğum zaman ben bir gelecek Partili olarak bunu anlarım. Çünkü demiş ki devlet tecrübesi olacak, tarafsız yaklaşacak vesaire… Bana göre benim partimin lideri bu özellikleri haiz. Tabi ki yani her parti kendi liderini doğal olarak Cumhurbaşkanı adayı olarak görmek ister, isteyecektir de. Bizim de doğal Cumhurbaşkanı adayımız bizim açımızdan Ahmet Davutoğlu’dur.

Ahmet Davutoğlu Cumhurbaşkanlığı adaylığına konusunda nasıl yaklaşıyor. Gelecek Partisi içerisinde böyle duyumlar var mı?

Şimdi şöyle, partilerin talebi her zaman budur. Liderlerini orada en üst makam neredeyse orada görmek isterler.  Biz de zaman zaman bunları konuşuyoruz. Ama az önce bahsettiğim gibi nereye oturacağını dahi arka planda tutan bir liderin şu anda ben Cumhurbaşkanı olayım gibi bir hususta da asla böyle bir diretmesi olmaz.

Tabi gönlümüzden geçer. Ama şu anda önemli olan sayın Kılıçdaroğlu’nun da bahsettiği gibi 6 partinin veya başka bileşenlerde katılırsa, o geniş mutabakatın üstünde uzlaştığı ve memleketin faydasına olacak isim kimse onun aday olmasıdır. Şayet başka bir isim belirlenir ise Sayın Genel Başkanımız da bu konuda destek verecektir, feragat edecektir aday olma hakkından.

Olması gerekenin de eğer bu mutabakat devam ederse bütün genel başkanlar açısından da veya bütün adaylık düşünen unsurlar açısından da böyle olduğunu düşünüyorum. Liderlerden birisi olabilir, dışarıdan birisi de olabilir. Mutabakat sağlanan isme karşı herkesin fedakârlık gösterip destek vermesi ve memleketin hayrına neyse o konuda adım atması gerekir diye düşünüyorum.”

Paylaşın

Millet İttifakı’nı ‘Siyasi Komisyon’ Şekillendirecek

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem hedefiyle geçen yıl Ekim ayından bu yana üzerinde çalıştıkları ortak metin üzerinde uzlaşan ve bu metni 28 Şubat’ta düzenlenen törenle kamuoyuna ilan eden 6 muhalefet partisi, ittifak çalışmalarına hız verdi.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin değiştirilmesi hedefiyle aynı çatı altında bir araya gelen 6 muhalefet partisinden DEVA ve Gelecek partilerinin Millet İttifakı’na katılıp katılmayacağına ilişkin tartışmalar sürerken bu konuda önemli bir hazırlığın da başladığı öğrenildi.

DW Türkçe’den Eray Görgülü’nün haberine göre; Muhalefet partilerinin yetkililerinden edinilen bilgiye göre bu doğrultuda birden fazla komisyon kurulması yönünde karar alındı ve hazırlıklara başlandı. Kurulması kararlaştırılan ve öncelik verilecek olan komisyonlar arasında Siyasi Komisyon, Seçim İşleri Komisyonu ve Ekonomi Komisyonu bulunuyor.

İttifakın ilke ve esaslarını belirleyecek

Siyasi Komisyon’un çalışma alanı, genişlemesi hedeflenen ittifakın ilke ve esaslarının belirlenmesi üzerine olacak. Gelecek ve DEVA partilerinin, bu yöndeki talepleri kamuoyuna yansımış, ortak metin hazırlanma sürecinde de bir süre kriz yaşandığı iddiaları gündeme gelmişti. Krizin aşılmasının ardından da ortak metinde uzlaşılmış ve kamuoyuna ilan edilmişti. Hazırlıkları devam eden Siyasi Komisyon’da partilerin siyasi işlerle ilgili genel başkan yardımcılarının görev alması bekleniyor. Bu arada komisyon, ittifakın ilke ve esasları üzerinde çalışırken ittifak kararı için bir yandan da AKP’nin TBMM’ye getirmeyi hedeflediği Seçim Yasası beklenecek.

Ekonomi ve Seçim Güvenliği Komisyonları

6 partinin ortak çalışma kararı aldığı komisyonlardan birisi de Ekonomi Komisyonu olacak. Partilerin ekonomi kurmaylarının görevlendirileceği komisyon, ittifakın ekonomiye ilişkin yol haritasını şekillendirecek olan ilkeler üzerinde çalışacak. Seçim Güvenliği Komisyonu da, olası bir seçim ittifakında sandık güvenliği, örgütler arasındaki iş birliği konuları üzerine çalışma yürütecek. Öte yandan genel başkanların 6’lı buluşması da ayda bir kez olmak üzere devam edecek. Önümüzdeki günlerde DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ın ev sahipliğinde düzenlenecek buluşmalar, Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ev sahipliğindeki toplantıyla sürecek.

CHP-HDP arasında Semra Güzel çatlağı

Öte yandan Millet İttifakı’na yönelik “HDP’nin yok sayıldığı” eleştirileri sürerken, bu konuda bir çatlak da HDP’li milletvekili Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılmasına yönelik oylamada yaşandı. TBMM Genel Kurulu’ndaki oylama sırasında söz alan HDP Batman Milletvekili Mehmet Rüştü Tiryaki, AKP, MHP, İYİ Parti ile birlikte CHP’nin de grup kararı almış olmasını eleştirdi. Yapılan oylamada ise 111 CHP’li milletvekili oylamaya katılmazken 24 CHP’li milletvekili “Evet” oyu verdi. CHP’nin bu konudaki grup kararı, bir süredir Millet İttifakı’nın ortak adayı konusunda “Yerel seçimlerdeki gibi kayıtsız şartsız destek olmayacak” yönünde açıklamalar yapan HDP’de tepkiyle karşılandı.

“CHP, 2016’da da “Evet” demişti”

HDP’li üst düzey bir yetkili, CHP’nin 2016 yılında da Meclis’te dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliği oylamasında “Evet” oyu verdiğini hatırlattı. Bir yandan demokrasi platformunu genişletmek için hazırlıklarına devam ettiklerini belirten yetkili, “Bir yandan da açıkladığımız tutum belgemizdeki ilkelere uyan bir aday olursa Cumhurbaşkanlığı seçiminde destekleyeceğimizi söylüyoruz. Fakat, CHP’nin bu tavrı, bu ilkelerden uzaklaşıldığını ortaya koyuyor” ifadesini kullandı.

Paylaşın

Saadet Partisi’nde ‘İttifak’ Çatlağı

Saadet Partisi (SP) Genel İdare Kurulu Üyesi Dr. Abdullah Sevim, parti tabanının CHP ile birlikte görünmekten rahatsız olduğunu ifade etti. Sevim, ayrıca, “Saadet Partisi yöneticileri olarak bizim bunu görmemiz gerek” ifadelerini kullandı.

12 Şubat’ta CHP, DEVA Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi, İYİ Partisi liderleri ile birlikte Ahlatlıbel zirvesinde yer alan Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu “Uzunca bir süredir ülkemizin hasret kaldığı uzlaşı, hoşgörü ve diyalog iklimi yeniden yeşermiştir. 6 siyasi partinin genel başkanları olarak bir araya geldiğimiz o masa, umudun ve çözümün adresi olmuştur” demişti.

Saadet Partisi Genel İdare Kurulu Üyesi Dr. Abdullah Sevim ise parti tabanının CHP ile birlikte görünmekten rahatsız olduğunu söyledi, “Saadet Partisi yöneticileri olarak bizim bunu görmemiz gerek” dedi.

Konya’nın yerel televizyon kanalı Kanal 42’de konuk olan Sevim, şu ifadeleri kullandı:

“Üçüncü bir ittifakı bizim oluşturmamız lazım. Bizim oluşturacağımız bu üçüncü ittifakın Türkiye’nin normalleşmesine büyük oranda hizmet edeceğini düşünüyorum. Saadet Partisi’nin geleceği açısından da bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bizim tabanımız CHP ile HDP ile bir algılamamızdan, görünmemizden hoşnut değil.

Bunu bizim Saadet Partisi yönetici olarak görmemiz ve bundan sonra Saadet Partisi’nin nerede durması gerektiğiyle ilgili hem ülkemizin menfaatini hem de partimizin geleceğini düşünerek karar vermemiz gerekir.”

Twitter’dan da paylaştı

Sevim, bu sözlerinin yer aldığı videoyu da Twitter hesabı üzerinden “Saadet Partisi olarak eğer illa ki bir ittifakın içerisinde olacaksak bunun 3. ittifak olması gerek! Bu hem ülkemiz hem de partimiz açısından en doğru karar olacaktır…” ifadeleriyle paylaştı.

Paylaşın

HDP İle Müzakere Kapısı Açılabilir Mi?

Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP), “güçlendirilmiş parlamenter sistem” çalışmasını tamamlayan altı muhalefet partisi liderinin 12 Şubat’ta gerçekleştirdikleri “yuvarlak masa” toplantısına yönelik “yok sayılıyoruz” tepkisinin nedenleri tartışılıyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın haberine göre; Davet sahibi olan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, “HDP ile görüştükleri ve gerektiğinde de görüşmeye devam edecekleri” yönündeki açıklamalarına karşın HDP, “Cumhurbaşkanlığı için ortak aday belirleme, demokratikleşme, sistem değişikliği süreçlerine” partilerinin dahil edilmesi için “müzakere formülü”nün masaya konulmasını istiyor.

HDP’yi “aceleci” ve “tabana mesaj verme kaygısıyla hareket etmekle” eleştiren bazı muhalefet partili yöneticiler ise ilerleyen süreçte HDP ile seçime dönük görüşmelerin yürütüleceğini ifade ediyor.

Güçlendirilmiş parlamenter sistem için ortak çalışma yürüten CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi Genel Başkanları 12 Şubat’ta Çankaya Belediyesi’ne ait Ahlatlıbel tesislerinde “çalışma yemeğinde” bir araya gelmişti.

Bu toplantıya en sert tepki ise “yok sayıldık” diyen HDP’den gelmiş ve bazı HDP yöneticileri cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “kendi adaylarını çıkarabileceklerini” de ifade etmişti.

HDP kulislerinde 6 muhalefet partisine yönelik tepkinin nedenleri ve seçim işbirliğine ilişkin beklentiler konusunda şu değerlendirmeler yapılıyor:

Tepkiye neden olan ifade: ‘Yarının Türkiyesini kurmak’

6 liderin yuvarlak masa toplantısına tepkinin asıl nedeni olarak, zirve sonrasında yapılan yazılı açıklamadaki bazı ifadeler gösteriliyor:

“Bu bir Millet İttifakı masası, genişlemesini konuşuyoruz, dense anlarız. Ama bildiride, ‘bugün burada milletimiz adına yarının Türkiyesini inşa etmek için önemli bir adım attık’ deniliyor.

“Türkiye’nin geleceğini ve anayasal idari yapısını konuşuyorlar. Biz zaten Millet İttifakı içinde yer almayacağımızı söylemişiz. Ama Türkiye’nin geleceği, idari yapısı, anayasa değişikliği konuşuluyorsa, bizim orada olmamız gerekirdi. Çünkü bu konularda bizim de fikirlerimiz var ve tutum belgesi ile kamuoyuna açıkladık. HDP’nin de görüşlerini dikkate alan bir formülasyon yapılabilirdi, bu dikkate alınmadığı için de bizde öfke yaratıyor.”

‘Taban, ‘Ne değişecek’ diyor’

HDP kaynakları, 6 muhalefet liderinin birlikte verdiği fotoğrafın, parti tabanında “dışlanmışlık” algısı yarattığı ve bunun karşılığında da seçmenin “iktidar değişse ne değişecek?” sorusunu kendilerine yönelttiğini ifade ediyor:

“Birlikte fotoğraf verilip, ‘Yarının Türkiyesini inşa etmek için adım attık’ dendiği zaman bu dışlayıcılık anlamına geliyor. O zaman da tabanımız şunu söylüyor: ‘İktidar bizi dışlıyor, muhalefet de bizi dışlıyor, yok sayıyor. O zaman bizim için ne değişecek, biz niye onların adaylarına destek vereceğiz?’

“Asıl rahatsızlık nedeni bu. Evet biz, üçüncü bir ittifak veya demokrasi ittifakı olarak seçime girebiliriz ama cumhurbaşkanlığı seçimi ve seçim sonrasında yol temizliği konusunda veya anayasa değişikliği gibi konularda tek başına değiştirme şansımız yok. Onun için de Millet İttifakı ile bu süreci müzakere etmemiz lazım. Onun için diyoruz ki bir müzakere formülü ortaya konulmalı.”

6 liderin buluşması sonrası yapılan yazılı açıklamada, “eşit yurttaşlık” vurgusu yapılmasına karşın, Kürt sorunun demokratik çözümüne vurgu yapılmaması da HDP’nin rahatsızlık konularının başında yer alıyor.

‘Birinci tercih ortak aday’

Parlamento ittifakı konusunda bir taleplerinin olmadığına dikkat çeken HDP yöneticileri, muhalefetle işbirliği alanlarını “cumhurbaşkanlığı seçimi” ve seçim sonrasına dönük demokratikleşme adımları, olası anayasa değişikliği olarak ifade ediyor.

HDP kulislerinde, muhalefet tarafından da dışlanmaları halinde “kendi adaylarını çıkarabilecekleri” yönündeki sesler yükselse de, bunun “birinci tercih olmadığı” dile getiriliyor:

“Kendi adayımızı çıkarmak, asla birinci tercihimiz değil, amaç ortak aday çıkarmak. Birinci turda, büyük kazanmak iddiasındayız. Eğer muhalefetin ortak adayı soldan veya sola yakın bir aday olursa, bu büyük ihtimalle ortak aday olur.

“Ancak eğer Millet İttifakı derse ki biz sağdan bir çatı aday göstereceğiz, o zaman belki bizim birinci turda kendi adayımızı çıkarmamız sözkonusu olabilir. Seçim ikinci tura kalırsa, bizim o zaman Millet ittifakı’nın ya da o zaman adı ne olacaksa, onun adayını desteklememiz söz konusu olabilir. Sandığa gitmeme gibi bir tercih şu an için gündemde değil.”

Muhalefet, HDP’nin eleştirilerine ne diyor?

Ahlatlıbel zirvesinde liderleri bir araya gelen muhalefet partileri, HDP’nin tepkisini “erken ve aceleci” olarak nitelendirirken, bu tepkilerin daha çok “kendi tabanını konsolide etmeye dönük” hamle olduğu yorumu yapılıyor.

Yerel seçimlerde “İYİ Parti ile yan yana getirmeden” HDP ile işbirliği kapılarını açık tutan ve ve büyükşehirlerde bu partinin desteğini alan CHP, geçmiş yıllara göre ellerinin daha rahat olduğunu ve HDP ile bundan sonra da daha açık görüşmeler yürütüleceğini ifade ediyor.

CHP olarak siyasi partilerle “ikili, üçlü” görüşmelerin yürütülebileceğine dikkat çeken CHP kurmayları, cumhurbaşkanı adayının belirlenmesi ve demokratikleşme, anayasa değişikliği konularında HDP ile görüşmelerin yapılacağını ve bu diyalog zeminlerinin oluşturulmasına dönük formüllerin de bulunacağını ifade ediyorlar.

‘Muhalefet oyununu çok iyi kurmalı’

6 muhalefet partisi içinde HDP ile “yan yana” gelmeyi reddeden tek parti ise İYİ Parti.

“Merkez sağda” konumlanma iddiasına karşın İYİ Parti, parti yönetiminde ülkücü kökenli isimler egemen. Genel Başkan Meral Akşener’in HDP’ye mesafeli olduğu ve açık bir seçim işbirliğine de karşı görüşte olduğu biliniyor.

Bu nedenle bu iki partinin aynı ittifak içinde yer alması mümkün görünmüyor. Ancak, kritik görülen cumhurbaşkanlığı seçiminde işbirliğinin “CHP kanalıyla” yapılacağı da kulislerde konuşuluyor.

Ancak gerek cumhurbaşkanlığı adaylığı ve gerekse HDP’ye karşı İYİ Partili bazı yöneticilerin yaptığı sert açıklamaların bu süreci de zora sokacağı yorumları da yapılıyor.

Bazı İYİ Parti kurmaylarına göre, parti içinden farklı seslerin çıkması “parti içi demokrasinin gereği. Ve bu farklı sesler, her zaman partinin genel politikasını yansıtmıyor.”

Önümüzdeki seçimin muhalefet için son derece kritik olduğuna dikkat çeken bir İYİ Partili bir kaynak, muhalefetin çok “stratejik” davranması gerektiği görüşünde:

“Herkes büyük fotoğrafı görmeli ve adımlarını duygusal değil akıllıca atmalı. Bu siyasi yapılanmamın havuz problemine dönüşmemesi lazım. Yani üstten suyu koyarken, alttan kaçırmamak lazım. Onun için akıllıca taktikler ve stratejik bir süreç yürütülmeli. Eğer iktidar tarafın her türlü oyunu mübah görüyorsa, muhalefet de kendi oyununu çok iyi kurmalı.”

İYİ Parti’de ağırlıklı görüş, cumhurbaşkanlığı seçimi için oylarına ihtiyaç duyulan HDP’nin ilk tur için kendi adayını çıkarması, ikinci turda ise muhalefeti desteklemesi yönünde.

‘Talepler, siyasi komisyonda tartışılır’

HDP’nin tepkisi Gelecek Partisi kulislerinde, “dışlanmışlık” üzerinden mağduriyet yaratarak “tabana mesaj” olarak yorumlanıyor.

6 liderin ilk kez bir araya gelerek görüntü verdiğini ve bu görüşmelerin ilk ayağını da “güçlendirilmiş parlamenter sistemin” oluşturduğuna işaret eden Gelecek Partisi kaynakları, HDP’nin “aceleci” davrandığı görüşünde:

“Sapla, saman birbirine karıştırılıyor. Ahlatlıbel zirvesinin ardından yapılan açıklama aslında o toplantının havasını yansıtmak için hazırlanmış bir metindi. Burada biraz acelecilik yapıyorlar. Ama o toplantıda alınan kararları insanlar görmek istemiyorlar.

“Alınan kararlardan bir tanesi de demokratikleşme, anayasa değişikliği, toplumsal taleplerin karşılanmasına ilişkin çalışmalar yürütmek üzere kurulacak olan siyasi bir komisyon kurulması.

“Türkiye’nin geleceğine, yarınına yönelik bir vizyon konulacaksa orada bunlar ele alınacak, ilkeler orada belirlenecek. Kürt sorununun demokratik çözümü de, Alevilerin sorunları da, diğer demokratikleşme taleplerinin görüşüleceği yer de o komisyon, yer alacağı belge de o komisyonun hazırlayacağı belge olacaktır.”

Paylaşın