Akşener’den Ağıralioğlu’na Yanıt: Kardeşlik Yeminini Bozan Biz Olmayacağız

Partisinin İstanbul Milletvekili Ağıralioğlu’nun dikkat çeken sözlerine yanıt veren İYİ Parti Lideri Akşener, “İcazetini nereden aldıkları belli olmayanların karşısında; Çanakkale’de kanlarımız üzerine ettiğimiz o kardeşlik yeminini bozan biz olmayacağız!” dedi.

Haber Merkezi / İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun bugün düzenlediği basın toplantısından bir kaç saat sonra sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak, bugün TBMM’de partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmasının bir bölümünü paylaştı.

Akşener yaptığı paylaşımda, “Her vatandaşımızı, bir büyük memleket sofrasına oturtma hayalimizden vazgeçmedik; asla da vazgeçmeyeceğiz. İcazetini nereden aldıkları belli olmayanların karşısında; Çanakkale’de kanlarımız üzerine ettiğimiz o kardeşlik yeminini bozan biz olmayacağız!” açıklamasında bulundu.

İYİ Parti İstanbul Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında, HDP, CHP ve millet ittifakının cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef almıştı.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olması yönünde karar alınan grup toplantısına İYİ Parti Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu ile Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Koray Aydın katılmamıştı. Ağıralioğlu’nun  Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı harekete geçeceği iddiası gündeme gelmişti.

Halkların Demokratik Partisi’ninde (HDP) bileşeni olduğu Emek ve Özgürlük İttifakı, 14 Mayıs seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu lehine cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacaklarını açıklamıştı.

AK Parti iktidarının 21 yılda ekonomik ve sosyal politikalarının yarattığı yıkıma değinen HDP Eş Genel Başkanı Buldan, “AKP’nin yarattığı yıkım ve ağır bunalıma karşı Emek ve Özgürlük İttifakı’nın Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde üzerine düşen sorumluluğu yerine getireceğini” belirtmişti.

Paylaşın

Akşener: Razı Olmayacağız, Susmayacağız, Pes Etmeyeceğiz

Partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuşan İYİ Parti Lideri Akşener, 6284 sayılı, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun üzerine yapılan tartışmalara değinerek, “Sadece kadın olduğumuz için; söylediklerimizin, birilerini rahatsız ettiğinin farkındayız. Sadece kadın olduğumuz için; tepkilerimizi, sindiremediklerinin farkındayız. Sadece kadın olduğumuz için; dayatmalara, razı gelmemiz gerektiğini düşünenler olduğunun da elbette farkındayız. Ama razı olmayacağız, susmayacağız, pes etmeyeceğiz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını kabul etmediğimiz gibi; 6284’ün tartışılmasına da, izin vermeyeceğiz. Kadınların yaşama hakkının, dillere düşmesine; dün olduğu gibi, bugün de göz yummayacağız. Kadınların hayatından taviz verilmesine; dün olduğu gibi, bugün de razı olmayacağız. Kadınların, sırf doğruları söylediği için, linç edilmesine; dün olduğu gibi, bugün de sessiz kalmayacağız. O pis, iğrenç dili yüzlerine yüzlerine vuracağız. Kimse kusura bakmasın; biz her daim, konuşan kadınları savunacağız.”

Akşener, konuşmasının devamında, “Türkiye’de var olmaya çalışan, tüm kadınların yanında olacağız. Sesi duyulmayan kadınların, sesi olacağız. Şiddet gören, ölümle tehdit edilen, özgürce yaşaması engellenen tüm kadınlarla, birlikte mücadele edeceğiz. Kadınların hakkını, hukukunu, hiçbir kirli zihniyete kaptırmayacağız. Görüşlerimiz, düşüncelerimiz, ne kadar farklı olursa olsun, mesele kadınların davası olduğunda, Özlem Hanım’la da, elbette, amasız, fakatsız, omuz omuza duracağız” ifadelerini kullandı.

Akşener, AK Partili Özlem Zengin’e de, “AK Parti’nin grup başkanvekili bile, bu tartışmadan duyduğu rahatsızlığı, dile getiriyor. Hatta, “6284 kırmızı çizgimiz” dediği için, hedef hâline getirildiğini, bunun esas sebebinin de, kadın olmasından kaynaklandığını, eğer konuşan bir erkek olsaydı, sorun olmayacağını söylüyor. Evet, yüzde yüz, kesinlikle doğrudur” ifadeleriyle destek verdi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Akşener’in açıklamaları şöyle:

“Bugün, iki çok güzel günün, tam ortasındayız. Dün, Nevruz’umuzu kutladık. Kıştan bahara geçişimizi, dağları delip, Ergenekon’dan çıkışımızı kutladık. Yeniden doğuşumuzu, yepyeni umutlara, yol alışımızı kutladık. Bugün ise, Nevruz’dan Ramazan’a geçiyoruz. Uğur olsun, kut olsun, mübarek olsun.

Ne yazık ki bugün aynı güneşin altında buluşmamızı, aynı ateşin etrafında toplanmamızı, aynı sofraya oturmamızı istemeyenler var. Güneşi gölgeleyenler, ateşi, yangına çevirenler, saygıyı, düşmanlıkla kirletenler var. Soframızdan ekmeğimizi, hanemizden bereketi, gönlümüzden, huzuru çalanlar var. Elbette görüyoruz. Yangın söndürmenin değil; yangını büyütüp, o nefret yangınından, beslenmenin peşinde olanları, elbette biliyoruz. Her fırsat bulduğumda söylüyorum. Bugün de, buradan tekrar edeceğim.

İYİ Parti olarak, bizim, büyük bir hedefimiz var: Bu memleketin, her bir ferdini; bu memlekette, yaşama iradesini ve arzusunu gösteren,  her bir vatandaşımızı; bir büyük, memleket sofrasına, oturtma hedefimiz var. İYİ Parti iktidarında bahar bayramımız Nevruz’umuzu resmî tatil olarak hep birlikte kutlayacağız. O ateşin üstünden, bir büyük medeniyet olarak, hep beraber atlayacağız. Emin olun, çok az kaldı.

Dertlere alışmak zorunda değiliz. Zorluklara alışmak zorunda değiliz. Acılara alışmak zorunda değiliz. ‘AK Parti’de adamın yoksa, kadroya giremezsin’ diyorlar. ‘AK Parti’de adamın yoksa, yardım bekleyemezsin’ diyorlar. ‘AK Parti’de adamın yoksa, çadır bile bulamazsın’ diyorlar. Öyle mi? Hadi oradan be… Hadi oradan… Ülkemizde hiç ama hiç kimse bu çarpık düzene alışmak zorunda değil.

Bu vasatlığa, bu çürümüşlüğe, alışmak zorunda değil Bu adaletsizliğe, bu haksızlığa ve bu vicdansızlığa, alışmak zorunda değil. Çünkü bu ülkenin insanları; ahlaksızlık, yolsuzluk değil, çalmayan çaldırmayan siyasetçiler istiyor. Bu ülkenin çocukları; yokluk değil, bolluk istiyor. Bu ülkenin gençleri; baskı değil, özgürce yaşamak istiyor. Bu ülkenin kadınları; ölmeyi değil, yaşamayı istiyor.

Nitekim; iktidarın bizi alıştırmak istediği konulardan biri de; rafa kaldırdıkları, İstanbul Sözleşmesi… Hatırlayın: Kirli bir zihniyetin, dolduruşuna gelip, bir gece aniden, İstanbul Sözleşmesi’ni yırtıp attılar. Kendi imzaladıkları sözleşmeyi, kendileri reddettiler. Üstelik, uluslararası bir sözleşmeden, meclis kararı olmadan, hukuksuzca çıkmak istediler. Sonra da oturup, bizim buna alışmamızı beklediler.

Sözleşmeye, türlü türlü, kılıflar uydurup, bu hukuksuz ve vicdansız kararı, normalleştirmeye çalıştılar. Biz buna hiçbir zaman, izin vermedik. Emin olun ki; bundan sonra da izin vermeyeceğiz. Sandılar ki, biz, İstanbul Sözleşmesi’ni savunurken; sadece bir sözleşmeyi savunduk. Sandılar ki, biz, kadınların can güvenliği derken; sadece kadınları koruduk. Oysa ki, biz; kardeşi, eşi, dostu, birbirine düşürmek isteyen bir çirkinliğe karşı durduk.

İnsanlığını kaybetmiş, kadınları düşman gören, kirli bir zihniyete karşı durduk. Kadınların hayatından verilen bir tavize, karşı durduk. Ve kimse kusura bakmasın dimdik durmaya da devam edeceğiz. Bugün geldiğimiz noktada, görüyoruz ki; iktidarın, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkarak açtığı yolun sonu, artık kadınların hayatını etkileyecek, yeni tartışmalara çıkıyor.

6284 sayılı, Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun bugün ‘birileri’ tarafından, tartışmaya açılıyor. Ancak, artık bu durumdan rahatsız olan sadece biz değiliz. Bizzat AK Parti’de siyaset yapan kadınlar da rahatsız. AK Parti’nin Aile Bakanı bile, o koltukta otururken, böylesine ucube bir tartışmayı, millete açıklayamayacaklarını biliyor. AK Parti’nin grup başkanvekili bile, bu tartışmadan duyduğu rahatsızlığı, dile getiriyor.

Hatta, “6284 kırmızı çizgimiz” dediği için, hedef hâline getirildiğini, bunun esas sebebinin de, kadın olmasından kaynaklandığını, eğer konuşan bir erkek olsaydı, sorun olmayacağını söylüyor. Evet, yüzde yüz, kesinlikle doğrudur.  Tıpkı, bu ülkede konuşan, her kadın gibi… Tıpkı, bu ülkede doğruları savunan, her kadın gibi… Sayın Özlem Zengin de yaşadığı çirkinlikleri kadın olduğu için yaşıyor.

Evet, ideolojisi, hayat tarzı ne olursa olsun, bu ülkede konuşan kadınlar sevilmiyor. Korkmayan, susmayan, inandıklarını savunan, yılmayan, pes etmeyen ve inatla doğruları konuşmaktan, vazgeçmeyen kadınlar mobinge, linçe, tacize uğruyor. Biz, bu iki yüzlülüğün farkındayız.

“Razı olmayacağız, susmayacağız, pes etmeyeceğiz”

Sadece kadın olduğumuz için; söylediklerimizin, birilerini rahatsız ettiğinin farkındayız. Sadece kadın olduğumuz için; tepkilerimizi, sindiremediklerinin farkındayız. Sadece kadın olduğumuz için; dayatmalara, razı gelmemiz gerektiğini düşünenler olduğunun da elbette farkındayız. Ama razı olmayacağız, susmayacağız, pes etmeyeceğiz.

İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasını kabul etmediğimiz gibi; 6284’ün tartışılmasına da, izin vermeyeceğiz. Kadınların yaşama hakkının, dillere düşmesine; dün olduğu gibi, bugün de göz yummayacağız. Kadınların hayatından taviz verilmesine; dün olduğu gibi, bugün de razı olmayacağız. Kadınların, sırf doğruları söylediği için, linç edilmesine; dün olduğu gibi, bugün de sessiz kalmayacağız. O pis, iğrenç dili yüzlerine yüzlerine vuracağız. Kimse kusura bakmasın; biz her daim, konuşan kadınları savunacağız.

Türkiye’de var olmaya çalışan, tüm kadınların yanında olacağız. Sesi duyulmayan kadınların, sesi olacağız. Şiddet gören, ölümle tehdit edilen, özgürce yaşaması engellenen tüm kadınlarla, birlikte mücadele edeceğiz. Kadınların hakkını, hukukunu, hiçbir kirli zihniyete kaptırmayacağız. Görüşlerimiz, düşüncelerimiz, ne kadar farklı olursa olsun, mesele kadınların davası olduğunda, Özlem Hanım’la da, elbette, amasız, fakatsız, omuz omuza duracağız.

Emin olun ki; 14 Mayıs’tan sonra da; İstanbul Sözleşmesi’ni imzalayacak ve uygulatacağız. Kadınlarla beraber güçlenen Türkiye’yi, herkesle tanıştıracağız. Yaşayan kadınlarla, özgürleşen kadınlarla, konuşan kadınlarla, Cumhuriyetimizin yeni asrında, tarih yazacağız.

AK Parti iktidarının en büyük becerisi kirli zihniyetinin ürettiği, her türlü pisliği, halının altına süpürme yeteneğidir. Yaşadığımız felaketler, krizler ve sorunlarsa; işte o halının kalkıp, şöyle bir silkelendiği ve ne kadar kir, ne kadar toz varsa, etrafa saçıldığı anlardır. Bu halı, daha önce, defalarca silkelendi. Orman yangınları ile silkelendi. Döviz krizi ile silkelendi. Depremlerle silkelendi. Sel felaketleriyle silkelendi.

Ama 21 yılın kiri, artık öyle birikti ki; daha fazla yolsuzluk, daha fazla kayırmacılık, daha fazla beceriksizlik, daha fazla ahlaksızlık halının altına sığmaz oldu. O kadar kabahat işlediler ki; artık bu kabahatleri, örtecek bir halı bulamıyorlar. O kadar günah işlediler ki; Türkiye’deki tüm kanalları, satın alsalar bile; hiçbiri artık, o günahları örtmeye yetmiyor. O kadar suç işlediler ki tüm yargı sistemini, vesayet altına alsalar bile vicdanlardaki yaralar, artık kapanmıyor.

Hangi konuda, büyük büyük konuşuyorlarsa; emin olun, en büyük yalanları, o konuda söylüyorlar. Hangi konuda, hamasi nutuklar atıyorlarsa; emin olun, en kirli dümenler, orada dönüyor. Hangi konuda, gösteriş yapıyorlarsa; emin olun, en başarısız işler, orada oluyor. Bu iktidarın yalanlarının, ortaya saçılmadığı, tek bir afet hatırlıyor musunuz? Yangın oluyor, söndüremiyorlar.

Deprem oluyor, yetişemiyorlar. Sel oluyor, canlarımızı kurtaramıyorlar. Düşünebiliyor musunuz? İnsanlarımız okyanusta boğulmuyor. 2023 yılında, insanlarımız alt geçitte boğuluyor. Böyle bir rezalet olabilir mi? Çünkü; bilime, akla, ahlaka ve kurallara düşmanlar. Çünkü; ne iş yapıyorlarsa sahte, ne iş yapıyorlarsa göstermelik, ne iş yapıyorlarsa, günü kurtarmak için yapıyorlar. Çünkü; bütün projeler, bütün yatırımlar, bütün işler, bunların gözünde, birer rant ve yolsuzluk fırsatı…

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta, Şanlıurfa ve Adıyaman’da hepimizi derinden üzen, sel felaketleri meydana geldi. Buradan bir kez daha; selden zarar gören vatandaşlarımıza, geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, hayatlarını kaybeden vatandaşlarımıza, yüce Allah’tan rahmet, ailelerine ve sevdiklerine sabırlar diliyorum. Her gün canımız daha çok yanıyor. Her gün acımız daha da derinleşiyor ve her gün, aynı gerçek gözlerimizin önüne seriliyor. O gerçek de; ülkemizin içinde bulunduğu bu ucube sistemin; sadece kerim devlet anlayışımızı değil, devleti yönetenleri de bozduğu gerçeği… Sadece Cumhuriyetimizi değil, kalpleri de kuruttuğu gerçeği… Sadece kurumlarımızı değil, vicdanları de çürüttüğü gerçeği… Nitekim, bu gerçek; neredeyse her gün, bir başka iktidar mensubunun, ağzından dökülen ibretlik sözlere de yansıyor.

Depremden sonra yaralarımız hâlâ tazeyken; insanlarımız hâlâ, psikolojik olarak yıkılmış durumdayken ve üzerine bir de, sel felaketi yaşanmışken; bu ülkenin, Tarım ve Orman Bakanı çıktı ve ne dedi biliyor musunuz? ‘Sel 15 canımızı aldı. Ama toprak da suya kavuştu.’ Ondan feyz almış olsa gerek, Şanlıurfa Belediye Başkanı da çıktı ve dedi ki; ‘Sel felaketinde belediye olarak hiçbir sorumluluğumuz yok.’ Yahu bu nasıl bir şuursuzluktur? Bu nasıl bir vicdansızlıktır? Bu nasıl bir utanmazlıktır? Yuh olsun, yazıklar olsun.

Sayın Erdoğan’ı kılavuz bilenlerin bu çamurda debelenmelerine, elbette şaşırmıyoruz. Biliyorsunuz kendisi de her sıkıştığında, ‘kader’ diyerek, ‘şükür’ diyerek, kendi beceriksizliğini, örtmeye çalışıyor. Afet ve felaketlerde, makamının gereğini yapıp, sorumluluk almak yerine sürekli olarak, saçma sapan açıklamalara sığınıyor. Nitekim, bu hafta da yine, bunun bir örneğini yaşadık.

Hiç utanmadan, zerre sıkılmadan, dedi ki; ‘Geçmişten bugüne, bu işi masaya yatırdığımızda, çadırda bile kalite neydi? Bugün çadırda geldiğimiz kalite ne? Bunu bile yeterli görmüyoruz. İnşallah çadırlarda, bundan sonra, çok daha farklı adımlar atacağız.’ Üstelik bunu; depremin, 7’nci gününde bile, hâlâ çadır bekleyen aileler varken dedi. Üstelik bunu; bugün bile çadır isteyen insanlarımız varken dedi. Üstelik bunu; kendi dükkanlarına çevirdikleri Kızılay’ın çadır stoklayıp, tüccarlığa soyunduğu rezaleti gün gibi ortadayken söyledi. Yaa görüyor musunuz?

Depremin ilk günlerinde, böbürlenerek duyurdukları, battaniyede yaptıkları büyük atılımın sonrasında; bu defa da bu arkadaşlarımız, çadır teknolojilerinde imza attıkları, önemli hamle sayesinde, çadırda kaliteyi arttırmışlar. Ancak maalesef, belli ki kalite o kadar artmış ki; vatandaş çadır bulamıyor. Kalite o kadar artmış ki; millet inim inim inlerken, kendileri Kızılay üzerinden çadır satıyor. Ama buna da şükür. Çünkü artık iyice, kurgusal bir karakter halini alan bay kriz elbette çıkıp, ‘Çadırı biz bulduk. Bizden önce çadır mı vardı?’ da diyebilirdi. Şaşır mıydık, şaşırmazdık. Ne diyelim? Allah akıl, fikir, izan versin.

Bak Sayın Erdoğan; artık yeter! Daha önce söyledim, bir kez daha söylüyorum. Sirk yönetmiyorsunuz, devlet yönetiyorsunuz, devlet. Bu millet artık bıktı, usandı. Zaten şunun şurasında da sadece 53 gününüz kaldı. 21 yıl boyunca; insanlarımızı zaten, yeterince yaraladınız.

Beceriksizliğinizle, bu millete zaten, çok şey kaybettirdiniz. Şuursuzluğunuzla zaten, sabrımızı taşırdınız ve şükürler olsun ki, nihayet, 21 yıllık zulümden kurtuluşa, sadece 53 gün kaldı. Bari şu son günlerinizde; milletimizin acısına, biraz saygınız olsun. Yaralarımızı kapatamıyorsanız; bari deşmemek için, biraz gayretiniz olsun. Çok da ümitli değilim ama bari giderayak, hoş bir sedanız kalsın. Bu kadar kendinizi zorlamayın.

Zorladıkça batırıyorsunuz. Şunun şurasında, 53 gününüz var. Sakin olun. Zaten, 54’üncü gün gelince, yani 15 Mayıs sabahında sizin bıraktığınız bu enkazı, biz toparlayacağız. Endişelenmeyin. Sizin açtığınız yaraları, biz saracağız. Sizin kırdığınız kalpleri, biz onaracağız. Sizin ayırdığınız insanları, biz birleştireceğiz. Üstelik bunu, milletimizle birlikte yapacağız. Hiç merak etmeyin; 54’üncü günün şafağını; milletimizle birlikte selamlayacağız. Milletimizle birlikte kazanacağız. Milletimizle birlikte, tarih yazacağız.”

Paylaşın

Akşener’den “Seçim Güvenliği” Açıklaması: O Sandıklar Korunacak

İYİ Parti Lideri Akşener, 14 Mayıs’ta yapılacak olan seçimlerde alınacak önlemlere ilişkin değerlendirmede bulunan, “6 partinin seçim işleri başkanlarından oluşan bir komisyonumuz var. İki komisyon biri iletişim komisyonu birisi de seçim güvenliği komisyonu, seçim güvenliği komisyonu sürüyor. Çünkü insanları birleştirmek gibi bir durumumuz var” dedi.

Adaylık krizine ilişkin de konuşan Akşener, Benim fırıldaklık yapmaya ihtiyacım yok. Bu dürüstlükte benim ihtiyacım yok. Neden o masaya oturdum ben en başında? O masadan ne aldım? Bana ne verilecek? Ama bu ülkeye biz hakikaten fayda sağlayacağız. Perşembe günü masadaki sitemden sonra, müzakere yapmak için nefes alma kararı çıktıktan sonra. İki Belediye Başkanımız, Kemal Bey’in bilgisi dahilinde evime geldiler. Kendime dair hiçbir seçeneğin içinde ve yanında olmayacağını söyledim. Kimseyle pazarlık yapmadım!” dedi ve ekledi:

“İki belediye başkanını koşu partneri olarak masaya ben getirmiş oldum ama bunlar CHP’yle anlaşarak oldu. Pazar gecesi ‘2 gün ertelesek sonra konuşsak’ dedim. Mansur Bey ‘Heyecanı ortadan kaldırmayalım, siz bunu hızlandırma konusunda bize yardımcı olun.”

Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu’nun HDP ziyaretini olumlu karşıladığını belirten Akşener, “31 Mart’tan beri bir çirkinlik yaşanıyor bu ülkede. İpin ucu kaçtı bu ülkede. Bir oy için Abdullah Öcalan’ın mektubunu okuyacaksınız, bir yandan da İYİ Parti’nin CHP’nin Kürt Meclis üyelerini kimlikleri ile ifşa edildi” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, TV100’de yayınlanan ve Uğur Dündar’ın sunduğu Haftanın Panoraması adlı programa konuk oldu. Akşener’in konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

“Bu ülkenin her bir şehrinin her bir ilçesinden Çanakkale’ye gelip savaşmış ülkesi için. Gazi olanlar tekrar İstiklal Savaşı’nda yan yana, omuz omuza savaşmış. Bütün aradaki nifaklara rağmen bu ruh kaldı. Her birinin ardından rahmetle, minnetle eğiliyoruz.

O gün ne söylüyorsam aynı şeyi söylüyorum. Partimizin kuruluşunun anlamı da bu. Demokrasi, hukukun üstünlüğü, şeffaflık, milletin sesini duymak ve duyurmak. O günle bugün arasında hiçbir fark yok, beni nerede bıraktıysanız orada duruyorum.

Ayrıca bu partili cumhurbaşkanlığı meselesinin yaptığı yanlışlıklar bir insanın bir haftada 36 bin imza atmak zorunda olması ne demek? Aldığım bilgiye göre öyle. Yetkilerin devredilmesi gerekirken bir kişi de toplanması insan haklarına aykırı.

Cumhurbaşkanlığını kazanmalıyız, ikincisi ise Meclis’i kazanmalıyız. Burada doğru söyleyecek birisine ihtiyaç var. Sonuçta bir 6’lı Masa kuruldu. Adaylık döneminde bir kriz çıktı, sonra tekrar ortak akıl devreye girdi ve bu formül üretildi.

‘Biz bu seçimi mutlaka kazanmalıyız, bu son seçim’ dedim hep. Bir daha parlamenter sistemin konuşulacağı bir seçim olmayacak, şansa bırakamayız, kazanmalıyız.

Ben, Tayyip Bey veya yakınlarından birinden 1 lira alsam bu masada oturuyor olamam. Bunu herkesin bilmesi gerekir, benim Tayyip Bey’e göz kırpmama gerek yok, gizli saklı bir işe de gerek yok. O partinin kurucuları arasında olmuşum, listeye yazılmadan ayrılmışım.

‘O sandıklar korunacak’

Benim fırıldaklık yapmaya ihtiyacım yok. Bu dürüstlükte benim ihtiyacım yok. Neden o masaya oturdum ben en başında? O masadan ne aldım? Bana ne verilecek? Ama bu ülkeye biz hakikaten fayda sağlayacağız. Perşembe günü masadaki sitemden sonra, müzakere yapmak için nefes alma kararı çıktıktan sonra. İki Belediye Başkanımız, Kemal Bey’in bilgisi dahilinde evime geldiler. Kendime dair hiçbir seçeneğin içinde ve yanında olmayacağını söyledim. Kimseyle pazarlık yapmadım!

İki belediye başkanını koşu partneri olarak masaya ben getirmiş oldum ama bunlar CHP’yle anlaşarak oldu. Pazar gecesi ‘2 gün ertelesek sonra konuşsak’ dedim. Mansur Bey ‘Heyecanı ortadan kaldırmayalım, siz bunu hızlandırma konusunda bize yardımcı olun’ dedi. Biz gönüllülerimizle, hukukçularımızla ve bu sefer bir şansımız daha var, 6 partinin imkanlarıyla bir araya geleceğiz ve o sandıklar korunacak.

6 partinin seçim işleri başkanlarından oluşan bir komisyonumuz var. İki komisyon biri iletişim komisyonu birisi de seçim güvenliği komisyonu, seçim güvenliği komisyonu sürüyor. Çünkü insanları birleştirmek gibi bir durumumuz var.

Sayın İnce’nin Cumhurbaşkanı adayı olma hakkı mevcuttur. Eğer Millet İttifakı genişleyecekse bu genişleme içerisinde yer almasını tabi ki isterim ama benim bu konuda diğer arkadaşlar adına bir şey söyleme hakkım yok.

İki Belediye Başkanını koşu partneri olarak masaya ben getirdim ama CHP’yle anlaşarak oldu. Müzakere masası orası, bir arkadaşımız itiraz etti buna hatta bakan olmaları gerektiğine falan gitti iş. İYİ Parti olarak kanun teklifi verdik, eğer o geçerli olmuş olsa bu insanların kendi memleketleri için oy kullanabilmesini sağlamak, o bölgeden seçilecek milletvekillerinin sorumluluğu haline de döner, henüz orada bir sonuç alamadık.

“Kılıçdaroğlu sadece HDP’yi değil, tüm siyasi partileri ziyaret ediyor”

Kılıçdaroğlu sadece HDP’yi değil, tüm siyasi partileri ziyaret ediyor. O görüşmelerde bir sakınca yok. Ama şöyle bir durum var: HDP bir dönemde AKP’nin partneriydi. Onun karşılığı olarak ben MHP’liydim o zaman bizle ilgili kötü bir Türk Milliyetçiliği tarifi vardı. Sonra ‘Seni başkan yaptırmayacağız ile’ süreç başka bir yere evrildi.

Ekmeleddin İhsanoğlu daha sonra MHP’den milletvekili aday oldu. 2014’den sonra HDP’nin partnerliği devam etti. Daha sonra papaz olma durumu oldu. Sonuçta HDP, başkaları üzerinde sopa olarak kullanılan bir aparat haline getirildi AKP tarafından.

Bu ülkede oyunu çeşitli partilere oy veren Kürtler var. 31 Mart’tan beri bir çirkinlik yaşanıyor bu ülkede. İpin ucu kaçtı bu ülkede. Bir oy için Abdullah Öcalan’ın mektubunu okuyacaksınız, bir yandan da İYİ Parti’nin CHP’nin Kürt Meclis üyelerini kimlikleri ile ifşa edildi.”

Paylaşın

İYİ Parti Ve CHP Hangi İllerde Ortak Liste Çıkaracak?

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Millet İttifakı, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan etmesiyle birlikte vekil listeleri merak konusu oldu.

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) açıkladığı seçim takvimi uyarınca en geç 24 Mart günü siyasi partilerce ittifak modeli ve anlaşması imzalanmış olması gerekiyor. Ancak Millet İttifakı içerisinde vekil listesinde il il ve isim isim zor bir müzakere süreci yaşanıyor.

Altı siyasi parti arasında 4 Ocak’ta liderlerce kararlaştırıldığı üzere Genel Seçimler ittifakı modelini belirlemekle görevli Seçim İttifakı Komisyonu, henüz beşinci toplantısını yapmadı. Bu toplantı için gelecek hafta başında 20 Mart tarihi işaret edildi ancak bunun henüz kesinleşmediği vurgulandı.

VOA Türkçe’den Yıldız Yazıcıoğlu’nun edindiği bilgilere göre, Komisyon’un ilk toplantısını 26 Ocak’ta düzenlemesinin ardından son günlerde partiler arasında ikili düzeyde görüşmeler yapıldı. CHP ile İYİ Parti, ittifak dışında yüzde 7 ülke barajını aşabilmeleri konusundaki soru işaretleri nedeniyle diğer dört parti açısından Meclis’te nasıl temsiliyet sağlanacağını görüşüyor. Diğer dört parti, öncelikle CHP ve İYİ Parti’nin hangi illerde ortak liste çıkarmaya sıcak bakılacağını ikili görüşmede açığa kavuşturması gerektiği görüşünde.

38 ilden çok azında mı ortak liste olacak?

Önceki Genel Seçimler’de yani 24 Haziran 2018’de CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi (SP) ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı, milletvekili seçiminde illerde ortak liste oluşturmamıştı.

Demokrat Parti, Gültekin Uysal’ın Afyonkarahisar adayı olarak İYİ Parti’nin listesinde yer alması üzerine YSK’ya ayrıca liste sunmadı. CHP, İYİ Parti ve SP ise, ayrı ayrı 600 milletvekili aday listeleriyle Genel Seçimler’de yarıştı ancak ittifak protokolü YSK’ya sunulduğu için ülke barajı riski ortadan kaldırıldı. SP, sadece yüzde 1,34 oy almasıyla illerde vekil çıkaramamasına rağmen, CHP listesinde aday gösterilmiş iki isim ile TBMM’de sandalye etti. İYİ Parti ise, Millet İttifakı olmasa yüzde 9,96 oy oranıyla baraj altında kalacakken 43 milletvekili çıkarabildi.

Şimdi Millet İttifakı, “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutakabatı” uyarınca Meclis’te anayasa değişikliği yapılabilmesini hedefliyor. Dolayısıyla Millet İttifakı’nın TBMM’de en az 301 sandalyesi olması amaçlanıyor. Ama bunun için 24 Haziran’da olduğu gibi 81 ilde ayrı listelerle yarışa girilmemesi gerektiği görüşü masada. 38 ilde ortak listeyle seçime girilmesi durumunda bunun TBMM’deki aritmetiğe olumlu yansıyacağına işaret eden çalışmaya rağmen İYİ Parti, pek çok ilde ortaklaşma yaklaşımına sıcak bakmıyor.

CHP ile İYİ Parti arasında ortak listeyle seçime girilecek iller açısından bazılarında sadece CHP ve bazılarında sadece İYİ Parti logosuyla yarışılması konusunda henüz uzlaşma sağlanamadı.

İYİ Parti’nin “seçmen profili” dikkate alınarak bazı illerde CHP logosuyla oy çokluğu elde edilemeyeceği görüşünü aktardığı söyleniyor.

CHP içerisinde geçmişte yeterince başarı sağlanamamış illerde o ildeki seçmen profiliyle örtüşecek “sürpriz aday ya da adaylar” üzerinde çalışıldığı vurgulanıyor.

Tek veya iki vekil için yarışılacak illerde mi ortak liste olacak?

Millet İttifakı’nda sonuçta 43 ilden çok daha fazlasında CHP ve İYİ Parti’nin kendi aday listeleriyle seçime girmek istediği öğrenildi. Bu nedenle 38 il değil ancak en az 10 ilde Millet İttifakı’nın ortak/tek listeyle aday gösterebileceği ihtimali gündemde.

Ortak listeyle parlamento seçimine girilmesi bakımından “hangi iller olabilir?” sorusuna yanıt olarak sadece tek ve iki milletvekili çıkarma hakkı olan iller işaret ediliyor. Bu kapsamda, YSK’nın güncel vekil dağılımına göre birer milletvekili çıkaracak Tunceli ve Bayburt’un yanısıra Meclis’te iki vekil ile temsil edilecek Artvin, Bilecik, Çankırı, Erzincan, Gümüşhane, Kırşehir, Sinop, Bartın, Ardahan, Iğdır ve Kilis illeri masada. Ancak bu 13 il konusunda uzlaşma henüz sözkonusu değil. Bu illerden en azından 10’unda ortak liste uzlaşması olabileceği konuşuluyor.

CHP ve İYİ Parti’nin görüşmelerinde ilerleme sağlanmasıyla birlikte ancak gelecek hafta başı yapılacak toplantıda Seçim İttifakı Komisyonu’nun artık karar alma aşamasına geleceği dile getiriliyor.

Karar İzmir’de altılı masa sonrasında mı şekillenecek?

Bu arada Millet İttifakı’nın liderlerince 19 Mart Pazar günü saat 17.00’de İzmir’de buluşulması öngörüldü. Eğer İzmir İktisat Kongresi kapsamında altılı masa toplantısı yapılabilirse “seçim ittifakı” üzerine de görüşme yapılabileceği ve dolayısıyla liderler tarafından Komisyon’a talimat verilebileceği aktarıldı.

Ardından Komisyon’un da YSK’ya sunulacak ittifak protokolü üzerinde çalışmasını hızlıca şekillendireceği kaydedildi.

Seçim İttifakı Komisyonu’nda, CHP Parti Örgütü ve Örgüt Yönetimlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Oğuz Kaan Salıcı, İyi Parti Yerel Yönetimler Başkanı Metin Ergun, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Hasan Bitmez, Demokrat Parti Genel Sekreteri Serhan Yücel, DEVA Partisi Teşkilat İşleri Başkanı Sadullah Ergin ile Gelecek Partisi Seçim ve Hukuk İşleri Başkanı Ayhan Sefer Üstün yer alıyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu Şanlıurfa’da Konuştu: Bu Nasıl Bir Devlet Yönetimidir?

Sel felaketinin yaşandığı Şanlıurfa’da konuşan CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kılıçdaroğlu, “Sorunları biliyoruz, ağır sorunların faturalarını sade vatandaş ödüyor bunu da biliyoruz. İnsanlar hayatlarını kaybetti bunu da biliyoruz. Şikayetler var onları da dinliyoruz” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bir ülke iyi yönetilirse afetlere dirençli kentler oluşturulur. Bunları yaratmadığınız zaman siz bu ülkeyi neden, nasıl yönetiyorsunuz? Alt geçit yapmışlar. Bir pompayı getirmek için, suyu boşaltmak için saatlerce beklenir mi? Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Bütün bunların hepsini çözeceğiz.”

CHP Genel Başkanı ve Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu bugün sel felaketinin yaşandığı Şanlıurfa’ya gitti.

Burada açıklama yapan Kılıçdaroğlu, “Şanlıurfa’da kimse kendini yalnız hissetmesin. Biz buraya sadece Millet ittifakının genel başkanları olarak değil, Mayıs ayında kurulacak olan hükümetin temsilcileri olarak da geldik” dedi ve ekledi:

“Sorunları biliyoruz, ağır sorunların faturalarını sade vatandaş ödüyor bunu da biliyoruz. İnsanlar hayatlarını kaybetti bunu da biliyoruz. Şikayetler var onları da dinliyoruz.

Bir ülke iyi yönetilirse afetlere dirençli kentler oluşturulur. Bunları yaratmadığınız zaman siz bu ülkeyi neden, nasıl yönetiyorsunuz?

Alt geçit yapmışlar. Bir pompayı getirmek için, suyu boşaltmak için saatlerce beklenir mi? Bu nasıl bir devlet yönetimidir? Bütün bunların hepsini çözeceğiz.

Kimse kendini umutsuz hissetmesin. Yeni bir anlayışları bunları çözeceğiz. Kim görevini yapıyorsa başımız üstüne, kim görevini yapmayıp da ölümlere yol açan olaylara ortam hazırlıyorsa ona da güle güle demek zorundayız.

Hepimiz gelişmelerin farkındayız. Allah nasip ederse bütün bu sorunları bir araya gelip çözeceğiz”.

Şanlıurfa ve Adıyaman’da can kaybı 14’e yükseldi

6 Şubat’ta meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremlerden etkilenen illerden Şanlıurfa, Adıyaman ve Malatya’da etkili olan sağanak yağış sele dönüştü.

Şanlıurfa’da 12, Adıyaman’da 2 kişi hayatını kaybetti. Kayıp 5 kişi için arama kurtarma çalışmaları sürüyor.

AFAD’dan yapılan açıklamaya göre, son 24 saatte Adıyaman’ın Tut ilçesinde metrekareye 136 milimetre, Şanlıurfa’ya ise 111 milimetre yağış düştü.

Şanlıurfa’da Tandoğan Mahallesi’nde bulunan Yavuzlar Apartmanı’nın bodrum katındaki dairede 5 kişinin cansız bedenlerine ulaşıldı. Suriye uyruklu oldukları belirtilen bu kişilerin cansız bedeni otopsi için Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

Abide Köprülü Kavşağı’nın alt geçidinden vinç yardımıyla bir hafif araç çıkarıldı. Araçta yapılan incelemede 2 kişinin cansız bedeni bulundu.

Adıyaman’daki sel felaketinde de Tut ilçesinde bir konteyneri su basması sonucu 2 kişi hayatını kaybetti. Hayatını kaybedenlerden birinin 1,5 yaşında bir çocuk olduğu açıklandı.

AFAD, polis, jandarma ve belediye ekipleri, su baskını riski yaşanan çadırlarda tahliye çalışmalarını sürdürüyor.

Öte yandan Şanlıurfalılar su basan evlerini kendi imkanlarıyla tahliye etmeye çalışıyor.

Paylaşın

Akşener’den Cumhur İttifakı’na “HÜDA PAR Ve Yeniden Refah” Tepkisi

Cumhur İttifakı’nın HÜDA PAR ve Yeniden Refah Partisi ile görüşmelerine tepki gösteren İYİ Parti Lideri Akşener, “Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı Sayın Erdoğan’ın, seçim beyannamesinde artık; Türkiye’nin, Şeyh Said isyanları nedeniyle, özür dilemesi, tazminat ödemesi var. Özerklik ve federasyon var. Anayasa’nın, ilk 4 maddesinin, değiştirilebileceği var. Andımızı zaten kaldırmışlardı ama, mesela artık; ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazılarının silinmesi de var” dedi ve ekledi:

Haber Merkezi / “Mesela; kadınlara ‘fıtratlarına’ göre, yaşama zorunluluğu var. Kadınlara zulüm var. Kadına yönelik şiddetin, önünün açılması var. Mesela; Cumhuriyet değerlerimize saldırı var, çok ulusluluk var, paralel eğitim kurumları var. Ez cümle, bu ülkenin birliğine, bekasına ve istikbaline yönelik, koskoca bir tehdit var. Bu vesileyle, uzunca bir süredir, elinde, vatanseverlik mezurasıyla, ortalıkta gezen arkadaşların, bu son gelişmeler karşısındaki, ibretlik sessizliklerini, tarihe not ediyor; Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın, ezber bozan, bu yeni vaatlerini, Büyük Türk Milleti’nin, takdirine sunuyorum”

Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürülmesine değinen Akşener “Bengisu’nun, Banuçiçek’in, Ayşe’nin gözyaşlarının hesabını sormazsam; haklarını aramazsam; Sinan Ateş’i unutursam, unutturursam; milletim bana hakkını, helal etmesin” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, partisinin TBMM’deki grup toplantısında konuştu. Akşener’in konuşmasından satır başları şöyle:

“Bildiğiniz üzere dün, Tıp Bayramı’nı kutladık. Bundan tam, 104 yıl önce; 19 yaşındaki Hikmet Boran’ın ve tıbbiyelilerin, Millî Mücadelemize olan, inançlarını kutladık. Vatanımız için verdikleri, şanlı mücadeleyi kutladık.

Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’den yükselen, o büyük cesareti kutladık. 14 Mart; Vatan sevgisini, sözle değil; görevlerini en iyi şekilde yaparak gösteren, tıbbiyelilerin bayramıdır.

Bu vesileyle; Kendini, vatanına ve milletine adayarak, ülkemizin bağımsızlık ateşini büyüten, Tıbbiyeli Hikmet’in, göğe kaldırdığı bayrağı, bugün devralan, tüm hekimlerimizin, 14 Mart Tıp Bayramı’nı, yürekten kutluyorum. İyi ki varsınız! İyi ki buradasınız!

Pandemide, yaklaşık 100’ü doktor olmak üzere, 600’ün üzerinde sağlık çalışanımız, hayatını kaybetti.

Ayrıca, son yıllarda kışkırtılarak, azdırılan, sağlıkta şiddet eğilimi nedeniyle, görevleri başında saldırıya uğradılar, öldürüldüler.

Ülkemizi derinden yaralayan, 6 Şubat depremlerinde ise, 94’ü doktor, 448 sağlık çalışanımızı kaybettik. 528 sağlık çalışanımız ise yaralandı.

Onlara reva görülen, tüm zorluklara rağmen, depremden sonra bile, görev yerlerini terk etmeyen; ülkemizin her şehrinden, tüm engellemelere rağmen, deprem bölgesine, vatan sevgisiyle koşan; doktorlarımızın ve sağlık çalışanı kardeşlerimizin, özellikle bu zor süreçteki çalışmalarını, takdirle izledik.

Her ne kadar, iktidarın başı ve liyakatsiz ekibi, onların, bu büyük fedakârlıklarına karşı, büyük bir vefasızlık göstermeye, devam etse de; bu kötülüğün, artık sonuna geliyoruz.

Çünkü, o sene bu sene! 15 Mayıs’ta, “giderlerse gitsinler” diyenler çekip gidecek; doktorlarımız ise, baş tacı olarak kalacak.

Biz, sağlık ordumuzu ve sağlık mücadelemizi, memleketi yönetmekten aciz kadroların insafına, terk etmeyecek kadar, değerli görüyoruz. Bu kötü günler, elbette geçecek.

15 Mayıs’tan itibaren, mesleğinizi, hak ettiğiniz koşullarda yapacaksınız. Ayaklar altına alınmaya çalışılan itibarınızı yükseltecek, çalışma şartlarınızı, en yüksek seviyeye ulaştıracağız. Önlüğünüzün beyazına, asla ama asla, çamur bulaştırmayacağız. Hiç merak etmeyin. Çok az kaldı.

Sinan Ateş tepkisi

Adaleti kör, vicdanı sağır, kalbi taştan bu düzende; susanlardan olursam, sinenlerden olursam, korkanlardan olursam, milletim bana, hakkını, helal etmesin!

Bir yiğidin peşine, bin namussuz takılmışken; bir eşin yüreğine, ateşler düşmüşken; bir çocuğun yüzüne, hasret acısı vurmuşken; göz yumanlardan olursam, milletim bana hakkını, helal etmesin!

Bengisu’nun, Banuçiçek’in, Ayşe’nin gözyaşlarının hesabını sormazsam; haklarını aramazsam; Sinan Ateş’i unutursam, unutturursam; milletim bana hakkını, helal etmesin!

Bak Sayın Erdoğan; hani, göz göre göre yaptığın, her hatanda, her beceriksizliğinde, her iş bilmezliğinde çıkıp çıkıp, milletimizden, helallik istiyorsun ya…

İşte sana fırsat. İki güzel çocuğun, bir acılı annenin, ve yüreği yaralı bir milletin, helalliğini alma fırsatı… Hadi bakalım, Sayın Erdoğan. Ayşe Ateş kızımıza, söz veren sen değil miydin?

‘Ben bu işin peşine düşeceğim’ diyen, sen değil miydin? Bengisu’ya, Banuçiçek’e, söz veren sen değil miydin? Sözünden dönmek mertliğe sığar mı? Hani milletin adamıydın?

Hani cumhurun reisiydin? Haydi bakalım. O makamın, kendi kendine taktığın, o sıfatların, hakkını ver de, görelim bakalım.

Ama veremezsin. O sözleri tutamazsın. Çünkü her şey ortada. Gün ortasında, başkentin göbeğinde işlenen, bu cinayetin üstünden, tam, 3 buçuk ay geçti. Adalet, hâlâ yerini bulmadı. Açılan dava, bir milim bile ilerlemedi.

Suçluların gözaltına alınacağı yerde; adalet gözaltına alındı. Suçlulara kelepçe takılacağı yerde adalete kelepçe takıldı. Cinayetin failleri yakalandı.

Ama ona yardım ve yataklık edenler, serbest bırakıldı. Telefon kayıtlarında, tüm ilişki ağı ortaya döküldü. Katiller yakalandı. Ama emri verenler, serbest kaldı.

Sayın Erdoğan; arkandan dönen dümenler karşısında; bu kadar kifayetsiz olma! Adaleti gölgeleyenlere karşısında, bu kadar basiretsiz olma!

Mafyalar, simsarlar, uyuşturucu kaçakçıları karşısında; bu kadar aciz olma! Sen bu memleketin Cumhurbaşkanısın. Korkma! Bu cinayetin, asıl sorumluları kim, açıkla.

Bu suikastın planlayıcıları kim, açıkla. Sinan Ateş’in esas katilleri kim, açıkla. Eğer ki, bu milletten, gerçekten de helallik almak istiyorsan; bu kanı, yerde bırakma.

Bu haksızlığa, boyun eğme! Bu vicdansızlığa, sahip çıkma! Ben, adalet yerini bulana kadar, her konuşmamda, sana bu çağrıyı yapacağım.

Her konuşmamda, sözümü tutacağım. Her konuşmamda, sana, Sinan Ateş’i hatırlatacağım. And olsun, şart olsun ki; Sinan Ateş’i unutmayacağız, unutturmayacağız.

Çevrilmek istenen dümenleri, kabullenmeyeceğiz. Alçakların, elini kolunu sallayarak gezmesine, izin vermeyeceğiz. Gerçekler ortaya çıkana kadar, bu cinayetin, peşinde olacağız.

Buradan açıkça ilan ediyorum; Bugün, iktidarın başı, zafiyet içinde olabilir. Bugün, düzen, zalimlere hizmet ediyor da olabilir.

Bugün, Sinan Başkan’ın canına kıyanların, keyfi yerinde bile olabilir. Ama; bu alçaklıkta, eli olan, kolu olan, rızası olan, kim varsa, asla unutmasın ki; mayıslar bizimdir.

HÜDA PART açıklaması

AK Parti iktidarı ve bay kriz son dönemde, çok enteresan seçim manevraları yapmaya başladı. Kaybetme korkusuna kapıldıklarından olsa gerek, artık iyice saçmalıyorlar. Panik içerisinde, bir o yana, bir bu yana, savruluyorlar.

Ve her savrulmada, ilkesizliklerini, gözler önüne seriyorlar. Hatırlayın; 2019’da da tekrarlanan İstanbul seçimlerinin hemen öncesinde, benzer işlere girişmişlerdi. Seçim kazanmak için bula bula, terörist başına, sekreterlik yapmayı bulmuşlardı. Ama sonra ne oldu? İstanbul’u kaybettiler…

Biliyorsunuz; bekâmızın, sözüm ona, yılmaz savunucusu olan, Cumhur İttifakı’na, yeni üyeler katılıyor…. Ne diyelim, hayırlı uğurlu olsun. Allah tamamına erdirsin…

Bu yeni birliktelikler sonrasında, Sayın Erdoğan ve Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın seçim beyannamesine de artık, bazı yeni başlıkların, dahil olduğunu düşünebiliriz.

Mesela; her ne kadar henüz kendisinin adaylığı kesinleşmiş olmasa da; Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın, cumhurbaşkanı adayı Sayın Erdoğan’ın seçim beyannamesinde artık; Türkiye’nin, Şeyh Said isyanları nedeniyle, özür dilemesi, tazminat ödemesi var. Özerklik ve federasyon var.

Anayasa’nın, ilk 4 maddesinin, değiştirilebileceği var. Andımızı zaten kaldırmışlardı ama mesela artık ‘Ne mutlu Türküm diyene’ yazılarının silinmesi de var.

Mesela kadınlara ‘fıtratlarına’ göre, yaşama zorunluluğu var. Kadınlara zulüm var. Kadına yönelik şiddetin, önünün açılması var.

Mesela; Cumhuriyet değerlerimize saldırı var, çok ulusluluk var, paralel eğitim kurumları var. Ez cümle, bu ülkenin birliğine, bekasına ve istikbaline yönelik, koskoca bir tehdit var.

Bu vesileyle, uzunca bir süredir, elinde, vatanseverlik mezurasıyla, ortalıkta gezen arkadaşların, bu son gelişmeler karşısındaki, ibretlik sessizliklerini, tarihe not ediyor; Genişletilmiş Cumhur İttifakı’nın, ezber bozan bu yeni vaatlerini Büyük Türk Milleti’nin takdirine sunuyorum.

Ayrıca buradan; Cumhur İttifakı’nın bileşenlerine de seslenmek istiyorum. Ne diyor büyüklerimiz; ‘Eğreti ata binen, tez inermiş.’ Hiç merak etmeyin. Sizin için de aynısı olacak.

Şunun şurasında, sadece 2 ay kaldı. Giderayak, istediğiniz kadar yalpalayın. İstediğiniz kadar saçmalayın. İstediğiniz örgütü, devleti, oluşumu ittifakınıza katın. Korkunun ecele faydası yok. 2 ay sonra, tıpış tıpış gidecek, toptan emekli olacaksınız.

Siyasi tarihimiz, defalarca göstermiştir ki; milletin iradesinden, büyük güç yoktur. Söz de, hüküm de milletimizindir. Siz zaten, milletin vicdanında mahkûm oldunuz. 14 Mayıs’ta da milletin kararıyla, mağlup olacaksınız. Artık kaçış yok. O sene, bu sene!

Hepimizin, içini yakan, deprem felaketinin üzerinden, tam, 37 gün geçti. Bu 37 günde; nice hayatlar söndü. Nice hayaller tükendi. Nice acılar yaşandı. Sesini duyurmaya çalışanların, Derdine, derman arayanların yanında yaralara merhem olmaya gayret eden, nice iyi yürekli insanımız vardı.

STK’larımız vardı, belediyelerimiz vardı. Hükümetin başı ve arkadaşları, ortalıkta yoktu ama; tek yürek olmuş, koskoca bir millet vardı.

Milletimiz bu 37 gün içerisinde; Dar gününde, yanına kimlerin koştuğunu, gayet açık ve net olarak gördü.

Uzattığı eli, kimin tutuğunu gördü. İktidarın anlattığı masalların, nasıl da fos çıktığını gördü. Bay kriz ve arkadaşları, millet vicdanında bir kez daha mahkûm oldu.

Depremin olduğu, ilk günden itibaren, sahada vatandaşlarımızla birlikteydik. Yaşanan acılara, bizzat şahit olduk. Afet Koordinasyon Merkezi’mizin çatısı altında; arama kurtarma ekipleri kurduk, enkazdan insanlarımızı çıkarttık.

Bölgedeki ihtiyaçları tespit ettik, yardımlarımızı yönlendirdik. Vatandaşlarımızla birlikte oluşturduğumuz, yardım TIR’larımızı, depremzede kardeşlerimize ulaştırdık. Sahra hastaneleri kurduk.

Aşevleri kurduk. İYİ Kentler kurduk. Seyyar tuvaletler, hijyen malzemeleri götürdük. Açıkta kalan insanlarımızı, bölgeden tahliye ettik, konaklama sağladık.

Birçok arkadaşımız, hala deprem bölgesinde, çalışmaya devam ediyor. Hâlâ ihtiyaçlar tespit ve temin ediliyor.

Gençlik teşkilatlarımız, depremzede çocuklarımız için, motivasyon etkinlikleri düzenliyor. Nitekim ben de, geçtiğimiz hafta, yeniden deprem bölgesindeydim.

Ekrem Başkanımızla, Hatay’da, Mansur Başkanımızla da, Kahramanmaraş’ta belediyelerimiz üzerinden yapılan çalışmaları, yerinde inceledik.

Depremzede vatandaşlarımızla konuştuk, dertleştik. Çocuklarımızın yüzünü, biraz olsun güldürebilmek için uğraştık.

Bu vesileyle buradan; sadece iki büyükşehrimizin, belediye başkanları olarak değil, müstakbel Cumhurbaşkanı Yardımcılarımız olarak; Sayın Mansur Yavaş’a ve Sayın Ekrem İmamoğlu’na, teşekkür etmek istiyorum.

Onlar; sınırlı kaynaklarına rağmen; bir afet organizasyonun, nasıl yapılacağını, tüm Türkiye’ye gösterdiler.

Önlerine çıkan tüm engellere rağmen liyakatle çalışmanın, ne demek olduğunu, devlet ciddiyetiyle çalışmanın, ne demek olduğunu, cümle aleme gösterdiler. İşlerini zorlaştırmaya, adeta ant içen bir iktidara rağmen depremin yaralarını sarmak için, var güçleriyle çalıştılar, çalışmaya da devam ediyorlar.

Ayrıca; Ekrem ve Mansur Başkanlarımızın nezdinde, Afet bölgesinde canla başla çalışan, tüm belediye çalışanlarımıza ve gönüllülerimize de, bir kez daha, teşekkür ediyorum. Allah her birinizden razı olsun.

Geçtiğimiz hafta sonu söyledim, buradan da, bir kez daha, tekrarlamak istiyorum: Devlet, bütün imkânlarını, seferber etmediği sürece; 2023 yılına ait, Kamu Yatırım Programı’nı güncelleyip daha fazla kaynağı bölgeye aktarmadığı sürece; belediyelerin ve STK’ların üzerine, her geçen gün, daha fazla yük bindiren, bu model, sürdürülebilir değildir, olamaz.

Nitekim; devlet yönetmekten aciz, AK Parti iktidarının, birçok alanda, yüzüne fener tutulmuş tavşan gibi, ne yapacağını bilememesi; bakanların, kirli sakal bırakmaktan öteye gidememesi; en çok ihtiyacın olduğu zamanda, insanlarımızın yardımına koşulamaması; artık maalesef, etkilerini göstermeye başladı.

Artık insanlarımız için, sevdiklerini kaybetmenin, acısının yerini ne yazık ki; onları, göz göre göre kaybetmiş olmanın, öfkesi almaya başladı.

“Diri diri öldüler”

Mesela Hatay’da; kardeşi ve 3 aylık yeğeni dahil, ailesinden, tam 7 kişiyi kaybettiği için yüreği yanan bir abla dedi ki; ‘3 gün boyunca, ayaklarını öpmediğimiz kişi kalmadı. Gelen, ‘başkası gelecek’ dedi, gitti.

‘Ses dinleyin.’ dedim, onu bile yapmadılar. Kardeşimi enkazdan çıkarmadılar. Bebeğimizin sesini duyduk ama bir şey yapamadık. 4’üncü güne kadar neredeydiler? Kardeşimin hakkını istiyorum. Diri diri öldüler.

Mesela Kahramanmaraş’ta Eczacılar Birliği görevlisi bir kardeşim dedi ki; ‘8 seyyar eczaneyle, Kahramanmaraş’ta bir tane ilaçsız insan kalmadı. Bacıma oturup ağlayamadan, hizmetimize, sonuna kadar devam ettik.

Mesela; yine Kahramanmaraş’ta, bir esnaf kardeşim yanıma gelip, dedi ki; ‘Şehir merkezinde, çarşı esnafının hepsinin iş yerleri yıkıldı.

Hiçbir şey yapmıyorlar. 3500 esnaf olarak, milyonlarca liralık borcumuzla çare bekliyoruz.’

Ne var ki bay kriz ve arkadaşları; bu sesleri duymak yerine bizzat neden oldukları, bu büyük felaketi, seçim kampanyasına çevirmenin, peşine düşmüş durumdalar.

Artık bıkıp usandığımız, ucube siyaset algoritmaları ile belediyeleri ayrıştırıyor, hizmet etmek isteyene, zorluk çıkarıyorlar. ‘Burada bizim borumuz öter’ diyorlar. Yaralarımıza merhem olmaktansa, yaranın sebebi olan şirketlere, alelacele ihaleler açıyorlar.

Biz ise, her gün; iflas etmiş bir sistemin, felç olmuş bir bürokrasinin ve artık işlevini tamamen yitirmiş bir iktidarın, ürettiği yeni sorunlarla boğuşuyoruz.

Çünkü hiç kimse, sorumluluk almıyor. İlk gün söylediğimi, bir kez daha tekrar edeceğim: ‘Eğer bu iktidarda, gerçekten zerre merhamet, ciddiyet ve sorumluluk bilinci olsaydı, şimdiye kadar, birçok istifa olurdu.’ Ama bunlar, bırakın istifa etmeyi, gün geçtikçe, daha da arsızlaşıyor.

Milletin parasıyla, millete çadır satan, Kızılay Başkanı bile insan içine çıkmaktan utanacağı yerde; sımsıkı tutunduğu koltuğunda oturup, ‘Atatürk’ün emri ile İsmet Paşa’nın onayı ile yapılan, çadır satışları var’ diyor… Şu yüzsüzlüğe bir bakar mısınız?

Bir yandan Atatürk’ümüze ve İsmet Paşa’ya sövüp; Diğer yandan da ayakları taşa takılsa, yine onlara sığınan, şu iki yüzlülüğe bir bakar mısınız?

‘Biz bu işi batırdık, yapamadık. Şehirlerimizi önce mezara, sonra da, çaresizlik enkazına çevirdik. Özür diliyoruz. Hukuk önünde, hesap vermeye hazırız’ demeleri gereken yerde; utanmadan, sıkılmadan, beceriksizliklerine, iş bilmezliklerine ve arsızlıklarına kılıf arıyorlar. Yazıklar olsun.

Buradan, iktidar mensuplarına sormak istiyorum: Allah aşkına, neden aranızdan, tek bir kişi bile istifa etmiyor?

Bu yıkımın, beceriksizliğin ve ciddiyetsizliğin, tek bir sorumlusu yok mu? Aranızdan tek bir kişi bile, bu tavrı gösterecek, haysiyete sahip değil mi?

Madem her biriniz, işinizi bu kadar kusursuz yaptınız; o zaman neden, ülkemizde işler neden böylesine kötü bir halde? Madem hiçbir hatanız yok o zaman neden, Sayın Erdoğan hâlâ helallik isteme peşinde?

Bakın, rahmetli Doğan Cüceloğlu’nun, çok güzel bir sözü vardır. Der ki ‘Makam, mevki, rütbe, unvan; bunların hepsi cekettir. Ceketi asar bir yere gideriz. Arkamızda sadece insanlığımız kalır…’

Peki şimdi, bunca acının ardından, sizin arkanızda, ne kalacak biliyor musunuz? Yandaşlarınıza, ihale verme peşinde, heba ettiğiniz yıllar kalacak. Beceriksizliğinizin sonucu olan, bir büyük felaketin, devasa enkazı kalacak.

Vicdanlarda açtığınız yaralar, neden olduğunuz, toplumsal yıkım kalacak. Ve emin olun ki hangi kampanyayı yaparsanız yapın; vicdan azabından kurtulsanız bile, tarihin azabından kurtulamayacaksınız. Tarihin azabından kurtulsanız da Allah’ın gazabından kurtulamayacaksınız.

Binlerce insanımızı yitirdiğimiz depremin, Türkiye için, bir milat olmasını sağlamak, bugün önümüzdeki en önemli görevdir.

Bir daha memleketimize böyle acıları yaşatmayacak, bir iktidar anlayışının tesisi, Türkiye’nin önündeki, en önemli ve acil görevdir.

O miladı, hep birlikte yaşamak ve yaşatmak da milletimize karşı hepimizin görevidir. Çünkü, hakkın sahibi millettir. Çünkü, sözün sahibi millettir. Çünkü, bu cennet memleketin, tek sahibi millettir.

Bugün, milletimizin, ülkemizin ve devletimizin, yeniden inşası için, yeni bir başlangıca ihtiyacımız var. Ayaklarımızı üzerine basıp, ileriye doğru atılacağımız, sapasağlam bir zemine ihtiyacımız var.

Hiçbir vatandaşımızın dışarıda bırakılmadığı, cebinde Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanı taşıyan herkesin, kendisini bu devlete ait hissettiği, memleketin tamamını kapsayan, güçlü bir zemine ihtiyacımız var. İşte o zeminin ismi İYİ Parti’dir.

Çünkü, İYİ Parti’nin harcında, iyilik vardır. Çünkü, İYİ Parti’nin harcında, merhamet vardır. Çünkü, İYİ Parti’nin harcında, sorumluluk vardır. Çünkü, İYİ Parti’nin harcında, ciddiyet vardır.

Bu iktidar; milletimizi kamplaştırarak, kutuplaştırarak, düşmanlaştırarak, ortak zeminimizi, parçalamaya çalıştı. Bu iktidar; sorumsuz söylemleriyle, akıldan yoksun politikalarıyla, keyfi kararlarıyla, milletimizin birliğini, beraberliğini, kardeşlik ruhunu, bozmaya çalıştı.

Ve maalesef bu iktidar, yıllardır; milletimizin, bölünmesinden, mahallelerimizin, ayrılmasından, devletimizin, partileşmesinden, millî ve manevi değerlerimizin, ucuzlatılmasından beslendi. Artık yeter! Biz, buna müsaade etmeyeceğiz.

Çünkü İYİ Parti; milletimizi, bütün renkleriyle, farklılıklarıyla, huzur içerisinde yaşatacak, bir siyasi merkezdir.

Çünkü İYİ Parti; kutuplaşmadan, düşmanlıklardan, nefret söylemlerinden, illallah eden, bütün vatandaşlarımızın, memleketimize duyduğu ortak sevgide, ortak hatıralarda ve ortak aidiyette buluştuğu, bir toplumsal merkezdir.

Çünkü İYİ Parti; Tüm ayak oyunlarının ve suni kavgaların karşısında her daim, milletten yana saf tutan, bir güven, denge ve itidal merkezidir. Çünkü İYİ Parti; barışın ve kardeşliğin merkezidir.

Çünkü İYİ Parti; devletimizin, adalet, ciddiyet ve merhamet merkezidir. Çünkü İYİ Parti; Cumhuriyet değerlerimizin, Devlet geleneklerimizin, Milli irademizin en büyük güvencesidir!

Biz dün neredeysek, bugün de oradayız. İnatla ve ısrarla, bugün de biz, hala buradayız. Yılmadan, yıkılmadan, dimdik ayaktayız.

Biz, milletin sesi olacağımıza söz verdik. Biz, millet iradesinin, temsilcisi olacağımıza söz verdik. Biz, aziz milletimize, bu seçimi mutlaka kazanacağımıza söz verdik. Yılmadık, direndik. Doğru bildiklerimizi söylemeye devam ettik. Tartıştık, kavga ettik. Sözümüzden dönmedik.

Nitekim; 6 Mart’ta da milletimizin önüne, bir çözüm yolu koyduk. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekleyenleri de Sayın Mansur Yavaş’ı destekleyenleri de Sayın Ekrem İmamoğlu’nu destekleyenleri de ortak bir yol haritasında birleştirdik.

Milletin iradesinin, ‘milletin ittifakında’ tecelli etmesini sağladık. Bu yol, birliğin yoludur. Bu yol istikbalin yoludur. Bu yol, milletin yoludur. Ve İYİ Parti gururla sunar: Bu yol kazanmanın yoludur.

Bugün, ittifakımız daha güçlü, kardeşliğimiz daha sağlamdır. Ve hiç kimsenin şüphesi olmasın ki; yanında dimdik duran, Cumhurbaşkanı Yardımcıları, Sayın İmamoğlu ve Sayın Yavaş ile birlikte Türkiye’nin 13’üncü Cumhurbaşkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu olacaktır.

21 yıldır, milletimizi nefessiz bırakan bir tipinin sonunda, artık cıvıl cıvıl bir şafağa uyanıyoruz. Ekonomiden eğitime, tarımdan turizme, adaletten özgürlüklere kadar tüm eksiklerimizi kapatmaya geliyoruz.

Türkiye’nin ne kadar zengin ve güçlü bir ülke olduğunu, tüm dünyaya göstermeye geliyoruz. Acı reçetelerin sonuna, iyileşmenin baharına geliyoruz.

Cumhuriyetin ikinci asrında, yepyeni bir başarı hikayesini, yazmaya geliyoruz. Huzuru ve umudu, yeniden yeşertmeye geliyoruz.

Ülkemizi kaplayan tüm kara bulutları, 14 Mayıs’ta dağıtmaya, 21 yıllık gecenin sonunda, güneşi doğurmaya geliyoruz.

“Biz geleceğiz ve her şey değişecek”

Eğer bugün, değişime dair bir umut varsa; bunun mimarı da, ustası da, kalfası da, çırağı da, İYİ Parti’dir, İYİ Partililerdir. Herkes gönlünü ferah tutsun. Bu son iki ay, Türkiye’nin engellenemez yükselişinin arefesidir.

Biz geleceğiz ve her şey değişecek. Biz geleceğiz ve gençlerimiz gülecek. Biz geleceğiz ve insanımız mutlu, ülkemiz güçlü olacak. Biz geleceğiz ve Türkiye iyileşecek. Türkiye yeniden, hukukun ve adaletin ülkesi olacak.

Hür ve zengin insanların ülkesi olacak. Huzurun ve mutluluğun ülkesi olacak. Bolluğun ve bereketin ülkesi olacak.

Milletimiz mutlu, devletimiz güçlü olacak. Güçlü, zengin ve mutlu bir Türkiye’yi inşa etmek için, ihtiyacımız olan her şeye sahibiz.

Dinamik ve yetkin kadrolarımızla, Türkiye’yi hak ettiği yere çıkarma sorumluluğumuzun farkındayız. İşte 14 Mayıs, tam olarak, bu sorumluluğun, milletimizce tescilleneceği tarih olacak.

O kutlu gün geldiğinde söz de karar da yetki de yeniden aziz milletimizin olacak. Hiç merak etmeyin; Her şey çok iyi, her şey çok güzel olacak. Çünkü millet, haktan yana olacak. Çünkü millet, adaletten yana olacak. Çünkü millet, bizden yana olacak. Ve millet tarih yazacak.”

Paylaşın

Demirtaş’tan Akşener’e Dikkat Çeken “Dört Soru”

İYİ Parti Lideri  Akşener’e açık mektup yollayan eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş, “HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz?” diye sordu ve ekledi:

Haber Merkezi / “Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.”

Demirtaş, ayrıca Akşener’e, “Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?” diye sordu.

Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İYİ Parti lideri Meral Akşener’e açık mektup yazdı.

Demirtaş’ın “İYİ Parti Genel Başkanı Sayın Meral Akşener’e açık mektubum” diyerek paylaştığı mektup şöyle:

“Sayın Meral Akşener,

İYİ Parti Genel Başkanı,

Sayın Genel Başkan, bu mektubu HDP seçmeni kimliğimle kaleme alıyorum. Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte Millet İttifakı’ndaki partilerin genel başkanları ve iki belediye başkanı olarak tarihi bir dönemde zorlu bir görev üstlendiniz.

Öncelikle hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

İzleyebildiğim kadarıyla, Sayın Kılıçdaroğlu ile sizin dışınızdaki partilerin genel başkanları, HDP seçmeni dahil tüm seçmenleri demokratik dönüşüm umudu etrafında buluşturmak istiyorlar.

‘Hayır, biz de HDP seçmeninin oyuna ve desteğine talibiz ama HDP’yi kurumsal olarak muhatap almaya karşıyız’ diyorsanız hemen belirtmeliyim ki, tıpkı diğer partilerin seçmenlerinin yaptığı gibi ben de siyasi haklarımı koruma görevi ve sorumluluğunu HDP’ye vermiş bulunuyorum.

Dolayısıyla çok güvendiğim HDP yönetiminin kararı hangi yönde olursa benim de oy tercihim aynı yönde olacak, doğal olarak.

Partimiz HDP, aynen İYİ Parti gibi meşruiyetini halktan almıştır. Üstelik, halk HDP’ye partinizden daha fazla ilgi göstererek HDP’yi Türkiye’nin üçüncü partisi yapmıştır. Zaten Meclis sıralarında HDP ile yan yana olup komisyonlarda da aynı masada oturuyorsunuz. Ayrıca zaman zaman Meclisimizi, HDP Milletvekili Sayın Nimetullah Erdoğmuş yönettiğinden, Meclis’teki varlığımızı da biliyorsunuzdur.

Sayın Genel Başkan,

Bu tarihi seçim öncesinde toplumun büyük bölümü “birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarıyla umudu büyütmeye çalışırken sizin, partimiz HDP’ye dönük bazı açıklama ve yaklaşımlarınızın bu amaca uygun olmadığını düşünüyorum.

HDP’li bir seçmen olarak sizi daha iyi anlayabilmek için bazı konuların netleşmesinde büyük yarar görüyorum.

Siz Millet İttifakının bir parçası olarak kendi ittifakınızdaki partilerle bile kıran kırana bir müzakere yürüttünüz. Size hak olan müzakere siyaseti, HDP için neden bir hak değil?

HDP seçmenini ikinci sınıf yurttaş, iradesiz vatandaş olarak görmediğinizden eminim. O halde HDP’nin, oy vereceği Cumhurbaşkanı adayı ile müzakere yapmasının nasıl bir sakıncası olabilir?

Kaldı ki HDP’nin defalarca açıkladığı gibi müzakere başlıkları da Eylül 2021’de HDP’nin ilan ettiği 11 maddelik tutum belgesidir, öyle gizli kapaklı şeyler de değil.

HDP destek kararı alırsa Sayın Kılıçdaroğlu çok yüksek olasılıkla Cumhurbaşkanı olacak ve siz de Cumhurbaşkanı Yardımcısı olacaksınız. Ayrıca partiniz birkaç bakanlık görevi üstlenecek.

“Bizi ikna etmeniz gerekmez mi?”

Sayın Genel Başkan, bu durumda açık açık sormam gerekiyor:

1- HDP’li seçmen olarak benim oyumu istiyor musunuz? Benim de oyumla Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı ve bakanlık koltuklarına oturacağınıza göre beni nasıl ikna etmeyi düşünüyorsunuz? Bu arada, yerel seçimlerde Millet İttifakının belediye başkanlarının kazanmasını sağlayan HDP oyları için “istemem” demediğinizi de hatırlatırım.

2- HDP’nin bakanlık isteği olmamasına rağmen bazı arkadaşlarınız “HDP’ye bakanlık vermeyiz” diyerek biz HDP’li seçmenleri incitmiş, ötekileştirmişti. Şimdi bu arkadaşlarınız HDP seçmeninin oylarıyla bakanlık koltuklarına oturmaya adaylarsa bizi ikna etmeniz gerekmez mi?

3- HDP demokratik ilkeler dışında herhangi bir talepte bulunmadığını açıklamasına rağmen “HDP ile diyaloğu CHP kurabilir ama taviz verilemez, talepleri de bu masaya getirilemez” dediniz. Demokratikleşmeye dair talepleri taviz olarak mı görüyorsunuz?

Eğer iktidar olursanız ve HDP’nin talepleri sizin masanıza gelmeyecekse bize hangi masayı öneriyorsunuz? Elli yıldır yapıldığı gibi bizi yine “terörle mücadele masasına” mı yönlendirmeyi düşünüyorsunuz?

4- HDP de HDP seçmeni de eşitler arası, omuz hizasında yapılacak bir müzakere dışında hiçbir üstenci, dayatmacı, egemen bakış açısıyla yaklaşımı asla kabul etmeyecektir.

Sorunlarımızın demokratik siyaset alanında, barış içinde, çağdaş şekilde konuşarak çözülmesi dışında herhangi bir yöntemi benimsemiyoruz. Sizin önerdiğiniz başka bir yöntem var mı?

“Haklı taleplerimiz var. Bunu asla unutmayın!”

Sayın Genel Başkan,

Tüm seçmenler gibi İYİ Parti ile HDP seçmenleri de sokakta yan yana yaşıyor, aynı ateşte kavruluyorlar. Seçmenler arasında bir arada durmakla ilgili hiçbir sorun yokken siyasi öncülerin de topluma layık olması gerektiğine inanıyorum.

Koşullarımız ve kararlarımız ne olursa olsun bir arada eşit, özgür ve refah içinde yaşayan Türkiye’yi var etmek zorundayız. Sizlerin de bu çabaya katkı sunacağınıza inanıyor, tekrardan hayırlı olsun diyor, başarılar diliyorum.

Peyva dawî, birêz Akşener bila tu zanibe ku em Kurd in. Em gelê Kurd xwedî nasname, ziman, çand, hûner û dîrok in. Em di doza xwe de jî mafdarin. Bila qet neyê ji bîr kirin! (Sonuç olarak Sayın Akşener, biz Kürdüz. Kimliğimiz, dilimiz, kültürümüz, sanatımız, tarihimiz var. Haklı taleplerimiz var. Bunu asla unutmayın!)

Av. Selahattin Demirtaş

Edirne Hapishanesi”

Paylaşın

Meral Akşener: 13. Cumhurbaşkanımızı Seçmiş Gibi Hissediyorum

İYİ Parti Lideri Akşener, CHP Lideri Kılıçdaroğlu’nun adaylığına ilişkin yaptığı değerlendirmede “Yapmaya çalıştığım bu ülkeye hizmet. ‘Ben önde olayım, hizmet ederim’ diye durumumuz yok. Bugün itibariyle kendimi iyi hissediyorum. Biz 13. Cumhurbaşkanımızı seçmiş gibi hissediyorum. Bunun için de çok iyi çalışacağım” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adaylığının açıklandığı sırada çekilen fotoğraflarda gergin göründüğü yorumlarına katılmadığını belirten Akşener, Pazar gece boyunca süren görüşmeler nedeniyle uykusuz ve yorgun olduğunu söyledi ve “Ben aslında herhangi bir mutsuz vesaire durum yok. İmza koymuşum ben. Öyle şey olur mu?… İki metnin altına 6 genel başkan imza attık. Bununla ilgili mutsuzluk söz konusu değil. Doğru bulmadığınız bir kararın altına niye imza atasınız?” ifadelerini kullandı.

Masadan kalkmasıyla ilgili konuşan Akşener, “müzakere masasında müzakereye kapalı ortam oluştuğunu” belirtti ve “Yani siz bir fikir ortaya koyuyorsunuz, diğer 5 kişi tek bir konuda karar almış, onun üzerinden geri gitmiyor. Siz de bunun tartışılmasını arzu ediyorsunuz. Dolayısıyla orada ne oluyor? Herkes bana masadan kalktı diyor ama masa kalktı” ifadelerini kullandı.

İYİ Parti Lideri Akşener 3 Mart’taki toplantı sonrasında yaptığı açıklamada sert ifadeler kullanmış ve altılı masayı aday dayatan bir noter masasına dönüşmekle suçlamıştı. Akşener o günkü açıklamalarıyla ilgili “Evet sertti! Sert olmalıydı; ben ne düşünüyorsam. O metni kendim yazdım… Sert olarak algılanabilir; ama aslında net olmasına dikkat ettim. Aşırı netlikler genel olarak sinir bozar. ‘Hayır biz beşimiz böyle düşünüyoruz, senin önerilerin herhangi bir takdire uygun değil’ gibi tutum alınırsa, o zaman net olursunuz” dedi.

Meral Akşener, altılı masadaki gerginliğin gündemi meşgul etmesi ile ilgili olarak “Bu dört gün boyunca depremzedelerin sorunlarının perdelenmesine sebep olduğum için özür dilerim” ifadelerini kullandı. Asıl meselenin Cumhurbaşkanlığının kazanılması olduğunu vurgulayan Meral Akşener, “Bu son seçim. Parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim. Biz bu cumhurbaşkanlığı seçimini alamazsak Türkiye ölmeyecek. Ama velakin bir daha parlamenter sistemi konuşarak seçime girmeyeceğiz” dedi.

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Millet İttifakı’nda yaşanan cumhurbaşkanı adayı krizinin çözülmesinin ardından Habertürk Televizyonu’nda Fatih Altaylı’nın sunduğu “Teke Tek” programına konuk oldu. Meral Akşener’in açıklamalarından başlıklar şöyle:

“Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusunda 1,5 evvel vazgeçmemiş olsaydım, 5 erkeğin arasında tek kadınım, belki bana gelirdi top. Bugünkü sistemi oluşturabilmek için gayretim oldu. Şu anda Sayın Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı adayı. Elbette liderlerle bir sorunumuz yok, başından beri destekleyeceğiz çıkan adayı. Popülaritesi yüksek milletin hadi hadi dediği 2 büyükşehir belediye başkanını da onun koşu partneri haline getirdi o masa. Bunu değerli biliyorum. Millet İttifakı’nın adayı Sayın Kılıçdaroğlu onlarla birlikte koşacak. Koşu partneri üçü birden. En önde Sayın Kılıçdaroğlu’nu elbette seçtirmek üzere.

Dengemi kaybetmiş değildim, nettim ben. O masada uzunca dönem geçtikten sonra aday işine doğru yavaş yavaş gittik ama, alan sıkıştığı andan itibaren şunlar konuşmaya başlandı; Meral Akşener birinci başkan yardımcısı olmak istiyor, kazanacak aday onun için diyor. Bu külliyen yalan. Başta Sayın Kılıçdaroğlu olmak üzere, diğer 4 arkadaş dahil olmak üzere bir kişiyle buna dair tek bir harf konuşmuşsam, bu arkadaşlar derlerse ki Meral Hanım bununla bizimle konuştu derlerse, şu programdan hemen çıkışta, politikayı bırakmaya hazırım.

Siz kazandığınız zaman x, y, z oy almanın elbette Meclis için önemi vardır. Ama önemli olan Cumhurbaşkanlığını kazanmaktır. Bu ülkede bir şekilde siyasi olarak sağ kalmış kadın politikacıyım. Ailesinin de her bir ferdinin ciddi ‘know how’ı olan, bir dizi eğitimden geçmiş insanım. Burada herhangi bir menfaat söz konusu değildi. Müzakere tıkanınca sizi aradım, ‘Pazartesi gelemeyeceğim’ demiştim.

Sizin de sorumlu olduğunuz insanlar var. Burada size söylerken kişisel menfaatim var mı? Ben bu milletin, bu ucube sistemden, burada özne de sayın Erdoğan değil, bizim bu ucube sistemden kurtulmamız lazım, bunun için kazanacak formülü düşündüm. Tartışılması gereken, müzakere edilmesi gereken durumdu. Başardık çok şükür. Hepimiz bir adım attık.

Saat 02.15’te her iki belediye başkanı geldi. Ekrem Bey beni aradı, 22.30 gibi. ‘Yola çıktım, Mansur Bey’i de alacağım, gelebilir miyim’ dedi. ‘Hayhay’ dedim bir tek şey sordum; ‘Kemal Bey’in bilgisi var mı’ dedim. Ben insanlara dikkat ederim. Sitenin girişine tembih etmiştim. Sonra haber çıktı. Beni değil iki belediye başkanını rencide eden haber. Kendileri talep etti, kendileri iptal etti. Gece soru sordum siz bunu Kemal Bey’de izinli mi yapıyorsunuz, evet dediler.

Sonra dedim ki, ne olur ne olmaz size bir arkadaşımı göndereyim, onların arabasıyla gelin, en azından görünmeyin ne olur ne olmaz. Geldiler, bazı seçenekler ileri sürdüler. İzin almadığım için söyleyemem. Kazanmaya odaklandığım için, bu iki arkadaşımızın popülaritesi benden fazla, doğrusunu konuşalım.

Dolayısıyla bu arkadaşlarımızın mutlaka o süreçte aktif olmaları gerekiyor. Belediye başkanı görevi üzerinden yardım başka bir şey, ama bu işin içinde bu kampanyada ve sonrasında, kazanma halinden sonra taşın altına ellerini, gövdelerini koyacaklarının da ispatı lazımdı. Orada uzlaştık. Bu, konuşurken ortaya çıkan bir şeydi. Ancak bu kadar anlatabilirim.

Onlar gittiler Kemal Bey’e. Yanlış anlaşılmasın, onlar Kemal Bey’in bilgisi dahilinde geldiler. Sonra saat 21.30’da Kemal Bey beni aradı. İki arkadaşımız sizi ziyaret edecekler, bilginiz olsun, dediler. Ben de dedim ki, dün iki belediye başkanımız, sizin bilginiz dahilinde geldiler, konuşma yaptık. Bazı şeyleri yazıya döküyorum, belli süre geçince insanlar unutabiliyor. Yazı haline döktüm ve her iki arkadaşımıza gönderdim dedim.

Bu bilgiler size geldi mi dedim, evet bana geldi dedi. Benim görüşlerimi getirecekler dedi. Yeniden geldiler ve el sıkıştık. Partiye gittim sonra. Buna kimse inanamıyor. Başarı öyküsü olan yöneticilerden bir kadromuz var bizim. Ben kendimi sadece operasyonu yöneten bir kişi gibiyim. Orkestra şefi diyebilirsiniz. Habire imza atmak gerektiği zaman, o tür imzalar için yetki alıyorum, gerisini vallahi almadım bugüne kadar.

“Masadan kalkma gibi bir kavram yok”

Masadan kalkma gibi bir kavram yok, GİK toplantısında önerimizin arkasında durma kararı çıktı. Tekrar gidip yetki almam gerekiyordu. Jet hızıyla giyinip, genel merkeze gittim. Bütün arkadaşlar milletvekilleri, GİK üyeleri, divan üyelerini topladık. GİK’le zoom üzerinden kayda alınmak kaydıyla genel sekreterimiz görevlendirildi. Bu yetkiyi bana aldı. Bunu nasıl kamuoyuyla paylaşacağız. İki belediye başkanımız geldiler, son durum oldu. Sonra ben masaya katılacağımı ilan ettim Kürşad Zorlu beyefendi üzerinden. Ama uzun şeyler yaşamışız, kalbim yoruldu anlatırken. Hakkını helal etsin herkes, iyi bir şey oldu.

(Farklı siyasi partilerde yer alıp ayrılması nedeniyle gelen ithamların sorulması üzerine) Bu ülkede Tayyip Bey’le benim kapı arkasından görüşmeme ne gerek var. Ben o partinin başlangıçta kurucusuyum. Yürünecek yolu beğenmediğim için ayrıldım. Ben geri zekalı mıyım? Menfaatçi, oportünist, Makyavelist birisi olsam niye ayrılayım? Ben hep ilkeler üzerinden ayrıldım. İktidara gelinceye kadar ağzımı açmadım. İktidar olduktan sonra 2007’den beri benim kadar eleştirmiş başka biri yok. Sayın Davutoğlu’nun başbakanlığı döneminde bana başbakan yardımcılığı teklif edilmiş, kabul etmemişim.

(‘Millet İttifakı’ndan ayrılmak için para aldı’ iddiası) “Para işine dönersek eğer ben Tayyip Erdoğan’ın çevresinden ve veya başka bir şekilde bir Allah’ın kulundan bu tarz bir konuyla ilgili 1 lira almışsam, ispat etmesi çok zor ama, dünyanın en şerefsiz insanıyım. İstanbul’da oturduğum ev belli. 5 dönem milletvekilliği yapmışım. Eşimin babası, İzmit’in ekonomik durumu iyi bir aileydi. Biz onun üstüne bir şey koyamamışız. Maaşımın dışında hiçbir gelirim olmadı benim. (‘Koray Aydın beşli çete ile görüştü’ iddiası) Koray Bey iş adamı. Bunu iddia eden ispatlayamazsa şerefsizdir dedi. Koray Bey evini satar koyar partiye. Trabzonlu, burnu düşse yerden almaz.

Bugüne kadar Tayyip Bey benimle konuşmak için hiçbir şey yapmadı. Benim de Tayyip Bey’le gizli saklı hiçbir görüşmem olmadı. Hatta deprem zamanında nasıl görüşme yaptığımı televizyondan anlattım. Bugünün dijital dünyasında gizli bir şey olabilir mi? Olsa söylerim. Sanki ben göz kırpıyorum, Tayyip Bey koşuyor, böyle bir durum yok. Hatta en sert kavgayı ikimiz yapıyoruz.

Rize’de başıma neler geldi benim. 31 Mart’ta ‘Senin tutuklattıracağım, dokunulmazlığın da yok’ dedi. Hala hakkımda ifademin alınmadığı, hatta duyduğumuz PKK muhbirinin olduğu iddia edilen FETÖ’cülükle ilgili isnadın mahkemesi var, ama bana bilgi veren yok. Bu ülkede en çirkin şey biri PKK’cı, iki FETÖ’cü deniyor. Bu eğer korkutmak içinse, Demokles’in kılıcı ise ben eğilmektense o Demokles’in kılıcı ile kendi boğazımı keserim.

Atatürk’ün kurduğu bu cumhuriyetin fırsat eşitliğinden eğitim yoluyla yararlanmış bir insanım. Bugün benim şehrimin dağ köylerindeki kızlar bu şansa sahip değiller. Allah nasip eder ödeyebilirim, nasip etmez ölürüm. Herhangi bir insanoğlundan korkmuyorum, büküleceğim kimse yoktur. Yapmaya çalıştığım bu ülkeye hizmet. ‘Ben önde olayım, hizmet ederim’ diye durumumuz yok. Bugün itibariyle kendimi iyi hissediyorum. Biz 13. Cumhurbaşkanımızı seçmiş gibi hissediyorum. Bunun için de çok iyi çalışacağım.

Biz uzlaşı metninde genel başkanların cumhurbaşkanı yardımcısı olacağını söyledik. Milletvekili adayı olmayacağız. Ben kendi adıma söyleyeyim milletvekili adayı olursam bu işe inanmıyorum demektir. Mümkün olan en yüksek vekili çıkarmak için çalışacağız. Bakanlıklar konuşulmadı. Sadece her partiye birer bakanlık verileceğini söyledik. Şu an her partinin bir bakanlığı var. Liderlerin başkan yardımcılığı Fuat Oktay gibi değil. Bir danışma kurulu aynı zamanda.

Önceliğimiz cumhurbaşkanlığını kazanmak. Bu son seçim, parlamenter sistemi konuştuğumuz son seçim. Bu seçimi kazanamazsak bir daha parlamenter sistemi konuşarak bir seçime girmeyeceğiz.

(“İYİ Parti seçmenin HDP’yle görüşmeden hoşlanmayacağını hissettiriyor. HDP meselesine nasıl bakıyorsunuz?” sorusu üzerine) “Siyasi partilerin birbirleriyle olan ilişkilerine her bir siyasi parti saygı duymak zorundadır. Biz bugüne kadar buna saygı duyduk. Ekmeleddin İhsanoğlu, cumhurbaşkanı adayı olduğunda Erdoğan ve Selahattin Demirtaş’ın kampanyalarına yardım yaptı. Kırmızı çizgilerimiz bir vatandaşla aynı, nedir bu: Her bir insanın hakkı hukuku vardır, buna saygı. Hukuka, hukukun üstünlüğüne saygı. Vatanın birliğine bütünlüğüne saygı. Anayasa’nın ilk dört maddesine saygı. Ve bütün bunların neticesinde Türkiye’deki birlik beraberliğe saygı. Atatürk’le derdi olmayacak.

Türkiye’de neden bu zıtlık var. HDP’nin de HDP yöneticilerinin de diğer siyasi partilerin de düşünmesi gereken o. Bakın 2014’te MHP’nin adayı Selahattin Demirtaş’ın kampanyasına yardım yapmışsa, sembolik de olsa, buna Sayın Bahçeli başta olmak üzere herkes saygı duymuşsa, Ekmeleddin İhsanoğlu MHP’den birinci sırada milletvekili adayı yapılmışsa iki defa burada bir şey var demektir. Bugün niye böyle? Türkiye’de siyasi partiler üzerinden ayrıştırma yerine etnik aidiyetler üzerinden ayrıştıran bir dil oluştu. Bu dilin sahibi Türk milliyetçileri değil.

31 Mart 2019… Bizim Güneydoğu’da belediye başkan adaylarımız ve belediye meclis üyelerimiz oldu. Birden Yeni Şafak gazetesinde bütün kimlik bilgileriyle, 29 adayımızın ismi PKK’lı diye yayınlandı. Bir baktık ikisi hariç geri kalanların ortak özelliği Kürt olmaları. Sonra bizim Kürt olup seçilen belediye başkan adaylarımızın 3’ünü de AK Parti bizden transfer etti. Hatta PKK’lı diye iddia edilen bir tanesi de Süleyman Soylu’nun genel başkan olduğu dönemde Demokrat Parti’nin belediye başkanı.

Bir Abdullah Uçar vardı. İçim yanıyor. Biz Kemal Bey’le ortak mitingler yaptık. Bursa’dan aday göstermişiz. Abdullah’ı çağırdım, mitinge çıkaracağım. Kemal Bey de yanımda, başka arkadaşlar da var. ‘Abdullah ne diyeceksin oğlum’ dedim. ‘Diyeceğim ki, Kürdüm ama PKK’lı değilim’ dedi gözleri dolu. Bu çok acı bir şey. Dün ile bugün arasındaki fark bu. Abdullah diyor ki, ‘Kürdüm ama PKK’lı değilim’. Bu dilin düzeltilmesi lazım. Bu dili başlatan Sayın Erdoğan. Erdoğan’ın açtığı bu alana bir şekilde odun atan başka bir alan var. Eğer bu ucube sistemden kurtulacaksak, herkes bu gerçekliğin farkında olmalı.

“CHP, HDP ile görüşebilir”

Dün kavga edilmeyen konuda, bugün görüşme bile problem yaratıyorsa herkesin dikkat etmesi lazım. O masada defalarca iddia edildiği gibi o masada HDP yok. Mithat hocanın (HDP Eş Genel Başkanı Mithat Sancar) söylediğine göre kendileri de ikrar ediyor. Ama zaman zaman HDP yöneticilerinden farklı farklı söylemler oldu. Ben o söylemlerin her birinin bu ucube sistemin devamının ateşine odun atmak olduğuna inandım.

Böyle bir sağduyunun devam etmesi ve derinleşmesi gerekiyor. Bakanlık vs. gibi alışveriş olması mümkün değil. Diyalog başka bir şeydir. CHP diyebilir, anlayışla karşılardım. ‘Sizin oy oranınızla HDP’nin oyu farklı hadi size güle güle’ deselerdi o masadan kalkardık. Alengirli işe karşıyım, dürüstlük ve açıklıktan yanayım. CHP, HDP ile görüşebilir. Ama masaya asla getiremez.

(“Memleket Partisi Genel Başkanı Muharrem İnce’ye masa yer düşündünüz mü?” sorusu üzerine) Muharrem Bey’le en küçük incitme yapmadan ne ben onu, ne o beni, hakikaten o dönemle (2018 seçimleri) ilgili ben ondan razıyım. CHP ile ilişki biçimlerini bilemem, yorum da yapamam. Ama ben Hüseyin Baş (BTP Genel Başkanı) üzerinden bir deneme yaptım.

Sayın Hüseyin Baş’ın sosyal medya üzerinden talebi oldu. Ben de kendisinin teklifini masaya götüreyim dedim. Hüseyin Baş’ın şahsı veya partisi değil. Çok mesafe alınmıştı, metinler ortaya çıkmıştı. Dolayısıyla bu genişlemenin doğru olmayacağına dair, kimseyi incitmeden bir sonuç çıktı. Hafiften bir oylama yaptım sayılabilir, genel olarak genişlemeye, Hüseyin Baş’a değil, karşı bir durum çıktı.

Birinin birazcık ‘Münasebetsiz Mehmet Efendi’ olması gerekiyordu. Hayır niye kopsun Ama kopabilirdi de! Kazanılmayacağını düşündüğüm sistemden bahsediyorum. Burada özne Sayın Kılıçdaroğlu da değil yanlış anlaşılmasın. Bizim bu işi kazanmamız lazım, bu kazanmaya dair tartışmamız lazım idi. Sonra buna gerek yok gibi bir şey ortaya çıkınca, sonra benim iddialı cümlem vardı, Noterler Birliği bana kızmış ama herkesin birbirini ikna etmeye çalışması lazımdı.

“Kimse ayağa kalkmadı”

(“Toplantıda Kılıçdaroğlu ayağa kalktı, Temel Karamollaoğlu Akşener’e ‘yeter’ dedi” iddiası) “Temel Bey öyle bir şey demedi. Ev sahibi olduğu için, o yaş grubu, geldiği gelenek sabır konusunda uzman. Kemal Bey’i de çok sabırlı insan olarak tanıyorum. Erkekler birbirine karşı inanılmaz saygılı. Kadınlar daha açık. Kimse ayağa kalkmadı. Ben açık net fikirlerimi söyledim. Bir gerginlik yaşandı.

Sayın Davutoğlu ve Sayın Ali Babacan devreye girip, suhuletle pazartesiye bırakılma nedeni öyle oldu. 5 kişi imzaladı, ilan edilsine de gidilebilirdi, sonraya bıraklım hep beraber nefes alalım oldu. Sonra geldim arkadaşlarımla konuştuk, bir oylama yaptık. Sonra mutlaka kazanma konusunda sonuç çıktı. Aynı yerde kalabilirlerdi, 5 arkadaşımız öyle devam edebilirdi. Orada da ben o vebali alamazdım. O yüzden çok iyi oldu. Meral Akşener adına değil bu, herkes adına çok iyi oldu.

(Kılıçdaroğlu’nun grup toplantısındaki sözleri) “Okudum, Kemal Bey’in zihninde güzel bir şey bu. Masaya kısmı da var, öyle bir yanım var. Mert bulduğunu ifade etmiş, açık olmakla alakalı bir şey. Benim hesabım, kitabım yok. Kemal Bey de diğer arkadaşlar da biliyor. Onun için zaman zaman öyle oluyor. Kendisine teşekkür ederim.

Şu anda sayın Erdoğan’dan sayın Kılıçdaroğlu ve onunla koşacak olan iki belediye başkanının işi kolay. Sayın Erdoğan seçim beyannamesi hazırlayacak. Bizimkisi hazır. Cumhurbaşkanı sayın Kılıçdaroğlu’nun elinde bu olacak, anlatacak. Beraber çalıştık çünkü. Dolayısıyla bize şu anda sadece iletişim teknikleri üzerinden kampanya sistemi lazım. Henüz onu oluşturmadık, daha dün ilan edildiği için ama muhtemelen arkadaşlar bugün çalışmaya başlamıştır. Kampanya iletişimi açısından ajanslar devreye girer bu ay böyle devam eder. İşimiz Tayyip Bey’den kolay.

Deprem bölgesindeki bütün kardeşlerimizin hakkında konuşmanın biraz perdelenmesi sebebiyle burada pay sahibi olduğu için bütün kalbimle kendi adıma özür diliyorum. 4 günde onlarla ilgili konuların perdelenmiş olması Türkiye’nin geleceği için önemliydi. Hem Millet İttifakı hem Cumhurbaşkanı adayımız hem bizler o konuda ciddi çalışacağız.

“Bütün kurumlar gitmiş, deprem felakete dönüştü”

İnanılmaz bir afet oldu, Sayın Erdoğan ve iktidar eliyle bu felakete afete dönüştü. Sayın Erdoğan bunu ‘kader planı’ diye söyledi. Dolayısıyla kader planına amenna ama kaderin içinde en önemli konu tedbirdir, hazırlıktır. Siz Kocaeli depreminden sonra Bolu depreminden sonra 21 yıldır hiçbir şey yapmamışsanız bu tedbirsizliktir, kader planı diye tarifleyemezsiniz. Eğer kader planı diye tarifliyorsanız Sayın Erdoğan’ın zırhlı araç kullanmadan, korumalarla gezmeden bu işleri yapması gerekir. Böyle ise o zaman bu tedbiri kendine uyguluyorsun vatandaşa niye uygulamıyorsunuz.

AFAD kavramsal olarak çok bir iyi kurum. Ama darmaduman olmuş. Çünkü kurulmuş bir şey yok. Karman çorman bir durum. Bu kurumlarda yönetici ve uzman sayısı azdır. Bakanlığım döneminde Sivil Savunma Genel Müdürlüğü’nün Türkiye genelinde 6-7 bin personeli ve 35 bin eğitilmiş sivil vardı. Şimdi bunu lağvetmişsiniz, AFAD’ı kurmuşsunuz fakat altına eğitilme alanını koymamışsınız. AFAD’ın sahadaki yöneticilerine söyleyecek sözüm yok, çaresiz. 10 kişi ne yapabilir? 10 kişinin her birinin 15 civarında eğittiği ona bağlı sivil olmalıydı. Bütün kurumlar gitmiş, deprem felakete dönüştü.

“Yarın itibariyle parmak boyası demeye başlayacağız”

Yarın itibariyle parmak boyası demeye başlayacağız. Deprem bölgesinde oy kullanmak başka bir de oradan batıya tahliye olanların oy kullanması. Sayın Şenol Sunat arkadaşımız diğer partilerle de irtibatını sürdürüyor. Sayın İsmail Tatlıoğlu, Musavvat Dervişoğlu, Erhan Usta CHP’ye ve AK Parti’ye gittiler. Bir kanun teklifi ve anayasada değişiklikle, oy birliği ile hızlıca düzenleme yapmayı önerdiler. Seçim de ilan edildiği için bir keşmekeş var. Henüz cevap gelmedi. Keşke oy birliği ile geçirsek. Batıya gelmiş insanların oy kullanması hem de orada kalanlar. Formülümüz şu; diyelim ki Kahramanmaraş’ta Ankara’ya geldiler, Kahramanmaraş için oy kullanacaklar. Aynı yurt dışındaki vatandaşlarımız gibi.

(Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yasal olarak yeniden aday olamayacağı tartışmaları ve itiraz edip etmeyeceklerine dair soru üzerine) “Altılı Masa’da konuşmadık. Bireysel olarak söyleyeyim, etseniz nedir, etmeseniz nedir diye sonuç çıkıyor. Ama asıl mesele şu; meşhur anayasayı, Türk tipi Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişikliğini hazırlayan kimse derhal yanından uzaklaştırsın. İnsan geçici bir madde koyardı.

Çok pis tartışma olacak, itibar açısından. O anayasa madde geçecekti. Bu yalapşalap yapılan bir iş. Asıl vahim olanı bu. O madde konulsa tartışmayacaktık. Niye koymadınız? Bakın liyakat, ciddiyet, bilgi yok. Sayın Erdoğan şu anda şahsı üzerinden yapılacak her bir tartışmanın faturasını bu eksikliği ortaya koyan liyakatsiz adamlarına, ilgisini kesmeli. Ben üçüncü kez aday olmaması gerektiğini düşünüyorum. Siyasi olarak bunu söylüyorum. Bütün bunların özü liyakatsizlik, bilgisizlik, eksikliktir. Yazık Türkiye’ye.

(Kılıçdaroğlu seçilirse CHP’den hemen istifa edecek mi?) “Bizim partimiz istifa etmesi gerektiğini düşünüyordu. Sonra o masada artılar, eksiler konuşuldu. Ben ikna edildim. Kötü niyetle söylemiyorum. Gerekçeler sunuldu. Bir süre, hiç değilse yerel seçimlere kadar, genel başkan seçilecek vs. iç hareketlilik olmaması açısından, hiç değilse yerel seçimlere kadar partisinin başında kalmasına dair konsensus var. Benim ve partimin öngörüsü hemen olması gerekendi. Seçim sürecinde parti içi mücadele olmadan bitsin açısında bakıldı. Parlamenter sisteme geçiş öyle 3-4 yıl kesinlikle olmaz. Çok kötü şeyler yapıldı, aynı hızla temizlememiz lazım diyenlerde var ama aynı kötülüklere sebep olabilirsiniz. Hukuk dışı olan her şey gider.

“Bir tereddüttüm olsa milletvekili adayı olurum”

Seçimi kazanmayı yüzde 100 görüyorum. Barometremiz şu: Perşembe gününün sonrasında, özellikle cuma günkü konuşmamdan sonra atılan taşların yönü vardı. Bugün itibariyle atılan taşların yönü kendini rahat hissedenlerden geliyor. Bir tereddüttüm olsa milletvekili adayı olurum. Parti olarak söylüyorum, çok iyi oy alacağımıza inanıyorum. 3 yıldır sahadayım. Dükkan dükkan gezdim. İlk girdiğim dükkanda yüz ifadesiyle, o dükkandaki aynı insanın yüz ifadesi ve söylemler arasındaki farkı biliyorum. Şu anda iddia ediyorum sahayı benim kadar bilen siyasetçi yok.

Sayın Babacan ilk 4 maddeyi kast etmediğini söylemekle birlikte, diyelim ki öyle niyeti var, o zaman Sayın Babacan’ın tek başına iktidar olması gerekiyor. Sayın Babacan bunu söylemiştir, söylememiştir, ki tersine söyledi masada.”

Paylaşın

Dünya Basını: Türkiye’de 2. Kemal Dönemi

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Saadet Partisi, Gelecek Partisi, İYİ Parti, Demokrasi ve Atılım (DEVA) Partisi ve Demokrat Parti’nin oluşturduğu Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak Kemal Kılıçdaroğlu olduğu duyurulması, dünya basınında geniş yer buldu.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ev sahipliğinde bir araya geldi.

Toplantı sonrası Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın adayı olduğu açıklandı.

Dünya basını, Türkiye’de yapılacak cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerini ve süreci uzun süredir yakından takip ediyor. ABD’de Donald Trump, Brezilya’da Jair Bolsonaro ve İsrail’de daha sonra geri dönse de Binyamin Netanyahu’nun seçim kaybetmesiyle, batı basını Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yenilmesiyle “güçlü adam” ekolünün zemin kaybetmeye devam edip etmeyeceği sorusunun cevabını arıyor.

Öte yandan Türkiye’nin batı ittifakından uzaklaşması ve hak ihlalleri birçok ülkede gündem olurken, altı farklı görüşten partinin tek adaya karşı birleşmesi dünyanın ilgisini çekmişti.

Britanya’nın kamu yayıncısı BBC, “Türkiye’nin sıklıkla bölük olan muhalefet partileri, Erdoğan’ın karşısına çıkması için tek bir aday seçti” ifadelerini kullanırken, “Erdoğan’ın 20 yıllık otoriter yönetiminden sonra anketler yarışın yakın geçeceğine işaret ediyor” yazdı.

BBC haberinde, “Hindistanlı sivil haklar lideri Mahatma Gandhi’ye benzerliği nedeniyle ‘Gandhi Kemal’ ve ‘Türkiye’nin Gandhisi’ olarak tanınan sakin 74 yaşındaki lider; hem içerik hem de stil olarak ateşli ve karizmatik Erdoğan’dan radikal olarak farklı bir vizyon sunuyor” ifadeleri kullanıldı.

İngiliz The Guardian gazetesi, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı olarak CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu belirlemesini haberleştirirken başlıkta, “Muhalefet kamuoyu tartışmasının ardından ‘kitabına uyan’ cumhurbaşkanı adayında karar kıldı” ifadelerini kullandı. Gazete, bazılarının “74 yaşındaki Kılıçdaroğlu’nun 20 yıl sonunda Erdoğan’ı koltuğundan indirecek karizmadan yoksun olduğu görüşüne” yer verdi.

ABD’nin saygın yayınlarından New York Times, “Kılıçdaroğlu ve onun muhalefeti, Erdoğan’ı yenmek için büyük sınavları aşmak durumunda. Erdoğan, geniş ve iyi organize bir parti altyapısına sahip, mesajını yaymak için devletin çeşitli organlarını kullanabilen yetenekli bir siyasetçi” dedi.

New York Times ayrıca, muhalefetin zaman zaman bir arada durmakta zorlandığını belirtirken, bunun seçmenler arasında, “birlikte ne kadar iyi çalışabilecekleri konusunda soru işaretleri yarattığını” belirtti. Gazete, buna örnek olarak İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in Kılıçdaroğlu’nun adaylığına karşı çıkarak masadan kalkmasını gösterdi.

Katar merkezli Al Jazeera da bazı insanların Kılıçdaroğlu’nun, “Kampanya karizması kendisine 12’den fazla seçim kazandıran” Erdoğan’ı yenebileceği konusunda şüpheleri olduğunu ifade etti.

Fransız Le Monde gazetesi, muhalefet partilerinin cumhurbaşkanlığı seçiminde Recep Tayyip Erdoğan karşısında Kemal Kılıçdaroğlu ile çıkma kararını haberleştirirken, 6 Şubat’ta Türkiye’de meydana gelen depremlerin 20 yıllık iktidarı zayıflattığı değerlendirmesinde bulundu.

Fransız Le Figaro gazetesi de, “Muhalefet, sonunda seçim için Erdoğan karşısındaki adayını belirledi” başlığına yer verdi.

Rusya devletine ait haber ajansı RIA Novosti de, “Kılıçdaroğlu’nun isminin açıklanmasının ardından Millet İttifakı içinde bir çekişme yaşanması dikkat çekiyor” diyerek, Akşener’in cuma günü yaptığı çıkışı hatırlattı.

RIA, Akşener’in cumhurbaşkanı adayı olmasını istediği İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın seçimin kazanılması durumunda cumhurbaşkanı yardımcısı olmaları konusunda muhalefet içinde anlaşmaya varıldığını belirtti.

KKTC merkezli Bugün Kıbrıs gazetesi de bugünkü sayısına, “Türkiye’de 2. Kemal dönemi” başlığını attı ve CHP liderinin adaylığı açıklandıktan sonra Saadet Partisi Genel Merkezi önünde yaptığı konuşmanın bir bölümünü alıntıladı.

Paylaşın

İYİ Parti Lideri Akşener’den Dikkat Çeken Mesaj

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı ilan edilmesinin ardından ilk mesajını paylaştı: Milletimizin iradesiyle tarih yazacağız…

Haber Merkezi / İYİ Parti Lideri Akşener dikkat çeken bir mesaj paylaştı. Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’la yaptığı görüşme, altı liderin ortak açıklaması ve Kılıçdaroğlu’nun CHP önündeki açıklamasından fotoğraflar ile Millet İttifakı’nın 12 maddelik Geçiş Süreci Yol Haritası metnini paylaşan İYİ Parti Lideri Akşener, mesajında, “Milletimizin iradesiyle tarih yazacağız…” notunu düştü.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ev sahipliğinde bir araya geldi.

Saat 16.00’da başlayan liderler toplantısı yaklaşık 4,5 saat sürdü. Liderler Saadet Partisi Genel Merkezi’nden kalabalığın önüne çıktı.

SP Lideri Karamollaaoğlu, “Elbette içinde bulunduğumuz günler acılı günler. Vefat eden bütün kardeşlerimize cenab-ı haktan rahmet diliyorum. Yaralılarımıza acil şifalar diliyorum. Birçok şehirde neredeyse bina ayakta kalmadı. Allah vefat edenlere rahmet eylesin. Bugün burada bir araya gelmemizin sebebini biliyorsunuz. Hava biraz soğuk. Ben bu toplantılarımız neticesinde aldığımız kararı duyurmayı bir görev addediyorum. Sayın Kemal Kılıçdaroğlu bizim cumhurbaşkanımızdır. Bu görevin hayırlı olmasını diliyorum. Bu görevin hayırlı olmasını diliyorum” diyerek Kılıçdaroğlu’nun adaylığını açıkladı.

Paylaşın