“Mestizo” Kimliği

Mestizo kimliği, Latin Amerika’nın tarihsel ve kültürel karmaşıklığının bir yansımasıdır. Hem birleştirici bir unsur hem de tartışmalı bir kavram olarak, bölgedeki sosyal, politik ve kültürel dinamikleri anlamak için önemli bir anahtardır.

Haber Merkezi / “Mestizo” kimliği, özellikle Latin Amerika bağlamında, Avrupa (genellikle İspanyol veya Portekiz) ve yerli halkların (Amerika’nın yerli kabileleri) karışımından oluşan melez bir etnik ve kültürel kimliği ifade etmektedir.

İspanyolca’da “karışık” anlamına gelen terim, kolonyal dönemde, farklı ırkların birleşiminden doğan bireyleri tanımlamak için kullanılmıştır. Günümüzde “mestizo” kimliği, Latin Amerika’daki birçok toplumda hem etnik hem de kültürel bir kategori olarak önemli bir yer tutmaktadır.

Mestizo kimliği, biyolojik olarak Avrupa ve yerli kökenlerin karışımını ifade etse de, daha çok kültürel bir kimliktir. Bu kimlik, İspanyolca veya Portekizce gibi Avrupa dilleriyle birlikte yerli diller, gelenekler, yemekler, müzik ve diğer kültürel unsurların birleşimini yansıtmaktadır.

Mestizo kimliği, 16. yüzyılda başlayan İspanyol ve Portekiz kolonizasyonu sırasında, Avrupalı sömürgecilerle yerli halklar arasındaki evlilikler ve ilişkiler sonucunda ortaya çıkmıştır. Kolonyal dönemde, “mestizo”lar sosyal hiyerarşide genellikle yerli halklardan daha yüksek, ancak saf Avrupalılar’dan daha düşük bir konuma sahiptiler.

Meksika, Peru, Bolivya, Kolombiya gibi Latin Amerika ülkelerinde mestizo kimliği, ulusal kimliğin temel bir parçası haline gelmiştir. Örneğin, Meksika’da “mestizaje” (melezleşme) kavramı, ulusal birliği ve kültürel çeşitliliği yüceltmek için kullanılmıştır.

Günümüzde mestizo kimliği, sadece etnik bir kategori olmaktan çıkıp, daha geniş bir kültürel ve sosyal aidiyet anlamı taşımaktadır. Birçok Latin Amerikalı, kendilerini mestizo olarak tanımlasa da, bu kimlik bölgesel ve kişisel farklılıklar göstermektedir.

Mestizo kimliği, bazı toplumlarda birlik ve çeşitliliği simgelerken, bazılarında ise yerli halkların asimilasyonu ve kültürel kimliklerinin bastırılmasıyla ilişkilendirilmektedir. Bu nedenle, mestizaje kavramı, özellikle yerli hareketler tarafından eleştirel bir şekilde değerlendirilmektedir.

Örneğin, “Mestizaje”, Meksika’da ulusal kimliğin temel taşlarından biridir. Jose Vasconcelos’un “La Raza Cósmica” (Kozmik Irk) kavramı, mestizo kimliğini yücelten bir ideoloji olarak ortaya çıkmıştır.

Peru ve Bolivya’da ise Mestizo kimliği, yerli Quechua ve Aymara kültürleriyle İspanyol kültürünün birleşimini yansıtır, ancak yerli kimlikler hâlâ güçlü bir şekilde varlığını sürdürmektedir.

Paylaşın

Latin Amerika Gerilla Hareketleri: FARC

Latin Amerika’nın en uzun soluklu gerilla hareketlerinden biri olan FARC (Fuerzas Armadas Revolucionarias de Colombia), 1964 yılında Marksist – Leninist ideolojiyle kurulmuştur. 

Haber Merkezi / FARC, Kolombiya’daki sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri ortadan kaldırmak, özellikle kırsaldaki çiftçilerin ve yoksul kesimlerin haklarını savunuyor.

ABD ve diğer dış güçlerin Kolombiya üzerindeki ekonomik ve siyasi etkisine karşı çıkan FARC, Küba Devrimi ve Soğuk Savaş dönemi sosyalist hareketlerden ilham almıştır.

FARC, 1948 yılında başlayan “La Violencia” adlı iç savaş döneminin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde Liberal ve Muhafazakâr partiler arasındaki çatışmalar, kırsalda köylülerin üzerindeki baskıyı artırmıştır.

1964 yılında Kolombiya Komünist Partisi’ne yakın köylü liderler, özellikle Manuel Marulanda Velez (Tirofijo) öncülüğünde, hükümetin Marquetalia’daki köylü topluluklarına yönelik saldırısına yanıt olarak FARC’ı kurmuştur.

1980’li yıllarda FARC, kırsal alanlarda kontrolünü artırmış ve üye sayısını binlere çıkarmıştır. Hükümetin zayıf olduğu bölgelerde fiilen yönetim kurmuştur.

FARC, bu dönemlerde hükümet güçlerine ve paramiliter gruplara (ör. AUC) karşı başarılı saldırılar düzenlemiştir.

2008 yılında kurucu lider Manuel Marulanda’nın ölümü ve diğer üst düzey liderlerin öldürülmesi, FARC’ı zayıflatmıştır.

Barış Görüşmeleri

FARC, 1998 – 2002 arasında Başkan Andres Pastrana’nın hükümetiyle barış görüşmeleri yapmıştır. Ancak görüşmeler başarısızlıkla sonuçlanmış ve çatışmalar şiddetlenmiştir.

2012 yılında Başkan Juan Manuel Santos liderliğinde Havana’da başlayan görüşmeler, 2016 yılında tarihi bir barış anlaşmasıyla sonuçlanmıştır.

FARC, silah bırakmayı kabul etmiş ve siyasi bir parti olarak Comunes adıyla yeniden yapılanmıştır.

Anlaşma sonrası bazı FARC üyeleri (dissident gruplar) silah bırakmayı reddetmiş ve eylemlerine devam etmiştir.

Barış anlaşması toprak reformu ve savaşçıların topluma entegrasyonu gibi maddeler içeriyordu. Ancak anlaşmada yer alan vaatler yavaş ilerlemiştir, bu da güven sorunlarına yol açmıştır.

Comunes partisi siyasi arenada varlık göstermeye çalışıyor, ancak bazı silahlı gruplar hala Kolombiya’nın bazı bölgelerinde aktif.

Paylaşın

Kurtuluş Teolojisi: Ezilenlerin Özgürlüğü

20. yüzyılın ortalarında Latin Amerika’da ortaya çıkan Kurtuluş Teolojisi, İncil’i yoksulların içinde bulundukları durumu düzeltmek için yorumlamaya çalışan bir harekettir.

Kurtuluş Aladağ / Bu harekete göre, İsa’nın gerçek takipçileri, adil bir toplum için çalışmalı, toplumsal ve siyasal değişimi oluşturmalı ve kendilerini işçi sınıfıyla uyumlu hale getirmelidir.

İncil’i sadece bireysel manevi kurtuluş aracı olarak görmeyen Kurtuluş Teolojisi, onu aynı zamanda toplumsal eşitsizliklere ve baskıya karşı bir mücadele çağrısı olarak da yorumlar.

Perulu rahip Gustavo Gutierrez, 1971’de yayımladığı Kurtuluş Teolojisi adlı kitabıyla bu hareketin temelini atan isimlerden biri oldu.

Gustavo Gutierrez, kitabında, Hristiyanlığın yoksulların ve ezilenlerin kurtuluşu için bir araç olması gerektiğini savundu. Gutierrez için kurtuluş, cennette gerçekleştirilecek bir vaat değil, çözülmesi gereken dünyevi bir sorundu.

Katolik Kilisesi’nin Latin Amerika piskoposları, Medellin Konferansı’nda “yoksulların tercihli seçeneği” kavramını vurgulayarak bu hareketi resmiyete kavuşturdu.

26 Ağustos – 6 Eylül tarihleri arasında Kolombiya’da düzenlenen Medellin Konferansı, Katolik Kilisesi’nin Latin Amerika’daki rolünü yeniden tanımladı. Papa VI. Paul’un da açılışta bulunduğu konferans, kiliseyi sosyal adalet mücadelesine çağırdı.

Kurtuluş Teolojisi, köylüler, işçiler ve yerli halklar arasında örgütlenmeleri teşvik ederken, rahipler ve din adamları ise, halkı eğitmek, haklarını savunmak ve bazen gerilla hareketleriyle işbirliği yapmak gibi roller üstlendiler.

Brezilya’da Dom Helder Camara veya El Salvador’da Oscar Romero gibi figürler bu hareketin önde gelen isimleri oldular.

Recife ve Olinda görev yaptığı dönemde (1964-1985), ezilenlerin haklarını savunan vaazlarıyla ünlenen ve “Yoksulların Piskoposu” olarak tanınan Camara, Brezilya’da sosyal adaletsizlik, yoksulluk ve askeri diktatörlüğe karşı mücadele verdi.

“Ben bir yoksulu doyurursam bana aziz derler, ama neden yoksul olduklarını sorarsam komünist derler” sözü Dom Helder Camara’nın dünya görüşünü özetlemektedir.

Başlangıçta muhafazakar bir din adamıyken, radikal bir dönüşüm yaşayan Oscar Romero ise vaazlarında hükümeti ve elitleri sert sözlerle eleştirerek yoksulların haklarını savundu.

Vatikan, özellikle Papa II. John Paul döneminde, Kurtuluş Teolojisi’ni Marksizm’le fazla iç içe geçtiği ve kilise hiyerarşisini tehdit ettiği gerekçesiyle eleştirirken, 1980’li yıllarda bu akıma karşı sert önlemler alındı.

Kurtuluş Teolojisi, Hindistan’dan ABD’ye kadar birçok ülkede toplumsal adaletsizlikle mücadele etmek için benzer teolojik odaklı çabalara da ilham kaynağı oldu.

Kurtuluş Teolojisi’nin Temel İlkeleri

Yoksulların yanında olma: Tanrı’nın, zenginler veya güçlüler yerine yoksulları ve mazlumları tercih ettiği düşüncesi. İncil’deki “Fakirler müjdelenmek için seçilmiştir” (Luka 4:18) gibi ayetler bu görüşü destekler.

Yapısal günah kavramı: Bireysel günahların ötesinde, sömürüye yol açan ekonomik ve siyasi sistemler de “günah” olarak görülür (örneğin kapitalizm veya feodalizm).

Praxis (eylem): Teoloji, sadece düşünce değil, aynı zamanda ezilenlerin kurtuluşu için somut eylemi gerektirir. Bu, toplumsal değişim için çalışmayı içerir.

İsa’nın rolü: İsa, sadece manevi bir kurtarıcı değil, aynı zamanda baskıya karşı çıkan bir devrimci olarak görülür.

Paylaşın

2023 Yılında Venezuela’da Her Gün 19 Cinayet İşlendi

Ekvador ve Honduras’ın ardından Latin Amerika’nın en tehlikeli ülkesi Venezuela’da, her gün ortalama 19 cinayet işlendi. Cinayetlerin yüzde 42’sinin faili bulunurken, yüzde 58’inin faili ise bulunamadı.

Venezuela Şiddet Gözlemevi Direktörü Roberto Briceño “Ülkedeki şiddet olaylarına bağlı ölümlerin sayısında önemli bir azalma gözlemlemiş olmamıza rağmen, nüfusa göre cinayet oranı, geleneksel olarak organize suç ve şiddet oranlarının yüksek olduğu Meksika, Kolombiya ve Brezilya’nın üzerinde. Venezuela’daki cinayet oranı sadece Ekvador ve Honduras tarafından geçiliyor ki bu ülkeler sadece Latin Amerika’da değil, dünyada şiddet ve cinayet oranlarında ilk sıralarda yer alan ülkeler” diye konuştu.

2023 Venezuela Şiddet Raporu’na göre ülkede bu yıl 6 bin 973 kişi öldürüldü. Her 100 bin kişiden ortalama 26,8’sinin öldürüldüğü ve bu cinayet oranıyla Ekvador ve Honduras’ın ardından Latin Amerika’nın en tehlikeli ülkesi Venezuela’da, her gün ortalama en az 19 kişi şiddete maruz kaldığı için yaşamını yitirdi.

VOA Türkçe’den Mustafa Özdemir’in aktardığına göre; Raporda dikkat çeken veriler arasında maktullerin 953’ünün güvenlik güçlerine direndikleri gerekçesiyle polis eliyle öldürülmesi ve cinayetlerin yüzde 58’inin aydınlatılamamış olması yer alıyor.

Öldürülenlerin yüzde 66’sının 15 ile 44 yaş arasında, yüzde 88,4’ünün ise erkeklerden oluştuğu belirtilen rapora göre, araştırmaya katılanların yüzde 47’si sokakta şiddete uğramaktan endişe duyuyor ve yüzde 22’siyse yaşadığı yeri güvenlik sorunundan dolayı değiştirmek istiyor.

Venezuela Şiddet Gözlemevi Direktörü Roberto Briceño “Ülkedeki şiddet olaylarına bağlı ölümlerin sayısında önemli bir azalma gözlemlemiş olmamıza rağmen, nüfusa göre cinayet oranı, geleneksel olarak organize suç ve şiddet oranlarının yüksek olduğu Meksika, Kolombiya ve Brezilya’nın üzerinde. Venezuela’daki cinayet oranı sadece Ekvador ve Honduras tarafından geçiliyor ki bu ülkeler sadece Latin Amerika’da değil, dünyada şiddet ve cinayet oranlarında ilk sıralarda yer alan ülkeler” diye konuştu.

Dünya şehirlerini cinayet oranları, şiddet, suç, siyasi istikrar, silahlı grupların varlığı ve emniyetle ilgili bazı göstergeleri referans alarak sıralayan Küresel Endeks’e göre, Venezuela’nın başkenti Caracas dünyanın en tehlikeli kentleri arasında ilk sırada.

Endekste dünyanın en tehlikeli ilk 10 şehri arasında Honduras’tan San Pedro Sula ve Brezilya’dan Rio de Janeiro, Salvador, Fortaleza ve Recife de bulunuyor.

Venezuela Şiddet Raporu’nda uyuşturucu ticaretine bağlı olarak son yıllarda organize suç ve şiddetin en fazla arttığı ülkelerden Ekvador’un, her 100 bin kişide 44 cinayet oranıyla Latin Amerika’nın en tehlikeli ülkesi olduğu belirtiliyor.

Bölgedeki en tehlikeli ikinci ülkeyse resmi verilere göre her 100 binde 30, bağımsız kurumlara göreyse 100 binde 37 oranla Honduras. Onu 100 binde 24’le Meksika, 23’le Kolombiya ve 21’le Brezilya izliyor. Latin Amerika’da cinayet oranının en düşük olduğu ülke ise 100 binde 5 ile Şili.

Paylaşın

“Peru’da Ele Geçirilen 2.3 Ton Kokain Türkiye’ye Gönderiliyordu” İddiası

Latin Amerika ülkesi Peru’da ele geçirilen 2 bin 310 kilo kokainin Türkiye’ye gönderileceği öne sürüldü. Peru’dan Türkiye’ye kokain sevkiyatı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cengiz Güner adlı bir kişinin soya yağı içinde Türkiye’ye 1,5 ton kokain göndermek isterken yakalanmasıyla gündeme gelmişti.

Peru resmi verilere göre yılda yaklaşık 400 ton kokain üretimiyle dünyada en fazla kokain üretilen ülkeler arasında yer alıyor.

2023 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre Kolombiya’dan sonra kokainin hammaddesi olan koka üretiminin yüzde 26’sı Peru’da yapılıyor. Geçen yıl toplamda 22 ton kokain ele geçirilen ülkede uyuşturucu sevkiyatı daha çok gemilerle Pasifik Okyanusu üzerinden yapılıyor.

Peru’da DP World Limanı’nda narkotik ekiplerinin yaptığı incelemelerde, seramikler arasında gizlenmiş kauçuk kalıplar içinde 2 bin 310 kilo 760 gram kokain ele geçirildi. Yerel kaynaklar kokainin gönderilmek istenen ülkenin Türkiye olduğunu bildirdi.

VOA Türkçe’den Mustafa Özdemir’in aktardığına göre, ele geçirilen kokainin yurt dışına gönderilmesinin planlandığını belirten yetkililer bununla birlikte uyuşturucunun hangi ülkeye gönderilmek istendiğini açıklamadı. Yetkililer, konuyla ilgili soruşturmanın sürdürülmesi için yakalanan kokainin bir süre daha uzman birimin gözetiminde kalacağını söyledi.

Peru Cumhuriyet Savcılığı, Peru Polis Teşkiları Narkotik Birimi uzmanları ve gümrük uzmanlarının koordinasyonuyla yürütülen operasyonun zorlu bir istihbarat süreci sonucunda yapıldığını belirten yetkililer, bu miktardaki bir kaybın ulusları uyuşturucu kartellerine ‘güçlü bir darbe’ olduğunu belirtti.

Peru’daki ve Latin Amerika’daki bazı medya kurumları ele geçirilen kokainin Türkiye’ye gönderilmek istendiğini ileri sürdü. Peru’da El Comercial Gazetesi, Andina Haber Ajansı, RPP Haber gibi çok sayıda medya organın yanı sıra, Arjantin’den La Nacion Gazetesi, Brezilya’dan UOL, Bolivya’dan El Deber, Şili’den Portal Portuario ve İspanya’dan Europa Press gibi yayın organları da uyuşturucunun Türkiye’ye gönderilmesinin planlandığını iddia etti.

Peru’dan Türkiye’ye kokain sevkiyatı, geçtiğimiz yıl Kasım ayında Cengiz Güner adlı bir kişinin soya yağı içinde Türkiye’ye 1,5 ton kokain göndermek isterken yakalanmasıyla gündeme gelmişti.

Yılda 400 ton kokain üretiliyor

Peru resmi verilere göre yılda yaklaşık 400 ton kokain üretimiyle dünyada en fazla kokain üretilen ülkeler arasında yer alıyor.

2023 Dünya Uyuşturucu Raporu’na göre Kolombiya’dan sonra kokainin hammaddesi olan koka üretiminin yüzde 26’sı Peru’da yapılıyor. Geçen yıl toplamda 22 ton kokain ele geçirilen ülkede uyuşturucu sevkiyatı daha çok gemilerle Pasifik Okyanusu üzerinden yapılıyor.

Paylaşın

Dikkat Çeken Rapor: Latin Amerika’da Haftada 3 Çevreci Öldürülüyor

Çevreciler ve yaşam alanlarını savunan yerli halklar için dünyanın en tehlikeli bölge konumundaki Latin Amerika’da 2021 yılında aralarında yaşam alanlarını savunan yerliler ve çevre örgütleri üyelerinin de bulunduğu 150’den fazla çevre savunucusu öldürüldü.

Meksika, Kolombiya ve Brezilya’da doğanın tahribatına karşı çıktığı için öldürülenlerin sayısı, dünyadaki toplam çevreci cinayetlerinin yarısından daha fazlasına denk geliyor.

Doğal kaynaklarla bağlantılı çatışmaları, yolsuzluğu ve buna bağlantılı olarak insan hakları ihlallerini araştıran Global Witness’in raporuna göre 2021 yılında Latin Amerika’da aralarında yaşam alanlarını savunan yerliler ve çevre örgütleri üyelerinin de bulunduğu 150’den fazla çevre savunucusu öldürüldü.

Son 10 yılda doğal yaşam alanlarının ekolojik yıkımına karşı mücadele eden 1200’e yakın kişinin öldürüldüğü Latin Amerika, çevreciler ve yaşam alanlarını savunan yerli halklar için dünyanın en tehlikeli bölgesi konumunda.

Yirmi milyon kilometre kareye yakın yüzölçümüyle zengin yer altı ve yer üstü kaynaklarına sahip Latin Amerika’da ağaç kesimi, tarım ve madencilik gibi yasal ya da yasadışı faaliyetlere karşı doğal yaşam alanlarını savunduklarından dolayı haftada yaklaşık üç kişi öldürülüyor.

Rapora göre organize şiddet, rüşvet, yargı sisteminde yaşanan aksaklıklar, otorite boşluğu ve yetersiz çevre politikaları gibi sorunların yaşandığı Meksika, Kolombiya ve Brezilya’da doğanın tahribatına karşı çıktığı için öldürülenlerin sayısı, dünyadaki toplam çevreci cinayetlerinin yarısından daha fazlasına denk geliyor.

Rapora göre geçen yıl yarısı yerli halklar olmak üzere toplamda 54 kişinin öldürüldüğü Meksika, en çok çevreci cinayetinin işlendiği ülke olmasıyla dikkat çekiyor.

“Doğal kaynaklar azaldıkça çevrecilere yönelik şiddet artıyor”

VOA Türkçe’ye konuşan Greenpeace Meksika Direktörü Gustavo Ampugnani, çevreci cinayetlerinin bölgede bu kadar yüksek olmasının en önemli nedeninin suçluların cezalandırılamaması olduğunu, örneğin Meksika’da işlenen cinayetlerin yüzde 95’inin faili meçhul olduğunu söylüyor.

Greenpeace yetkilisi “Latin Amerika’da birçok ülke ekonomik kalkınma için doğal kaynakların sınırsız bir şekilde kullanılabileceğini düşünürken; doğal alanlarda yaşayan yerlilerse kendi yaşam alanlarında yapılmak istenen (ağaç kesimi, tarım ve madencilik gibi) faaliyetlere karşı çıkıyor. Çatışmanın temel nedeni de bu” diyor.

Dünyada doğal kaynaklar azaldıkça doğal yaşam alanlarını savunan kişi ve gruplara yönelik şiddetin arttığına dikkat çeken direktör, cinayet mahallerinin çoğu zaman şehre uzak, iletişim ve ulaşım sorunları yaşanan ve devlet otoritesinin zafiyet gösterdiği küçük yerleşim birimlerinde olmasının saldırıların daha da pervasızlaşmasına yol açtığını söylüyor.

Cinayet vakalarının olası faillerinin çoğu zaman bölgede faaliyet gösteren yasadışı çetelerle doğrudan ya da dolaylı olarak ilişkili olduklarını belirten Ampugnani, “Şiddetin dozu arttıkça ekolojik yıkıma karşı biyoçeşitliliği, doğayı ve yaşam alanlarını savunan kişiler daha savunmasız hale geliyor” diyor.

Rapor, hükümetleri çevre savunucularının yaşamlarını güvence altına almaya, şirketlerin yasal hesap verebilirliğini teşvik etmeye ve çevreci cinayetlerini aydınlatmaya çağırıyor.

(Kaynak: VOA Türkçe)

Paylaşın

Latin Amerika’nın Türkiye’ye İhracatı Yüzde 25 Arttı

Latin Amerika’nın Türkiye’ye yaptığı ihracat geçen yıl Ocak-Kasım döneminde yüzde 25 oranında artarak 7,97 milyar dolara ulaştı. Bir önceki yıl olan 2020 yılının Ocak-Kasım döneminde bu rakam 6, 39 milyar dolardı.

Amerika’nın Sesi’nde yer alan habere göre; Arjantin Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CAEI) uzmanı Ariel González Levaggi bölge ülkelerinin Türkiye’ye ihracatının ağırlıklı olarak hammaddeye dayandığını belirtiyor.

Latin Amerika’nın yaptığı toplam ihracatta son iki yıldır yüzde 3,3’lük bir paya sahip olan Türkiye’ye en fazla ihracat yapan beş ülke sırasıyla Brezilya, Kolombiya, Meksika, Arjantin ve Venezuela.

Geçen yılın ilk 11 ayında 3,5 milyar doları aşan ihracat geliriyle Türkiye’ye en çok ihracat yapan Latin Amerika ülkesi olan Brezilya’yı, Türkiye’ye ihracatını yüzde 51,7 artırarak ihracat geliri 1,4 milyar doları aşan Kolombiya ve 874 milyon dolarla Meksika izliyor.

Geçtiğimiz yıl Türkiye’ye ihracatı en çok artan Latin Amerika ülkesi Venezuela oldu. 2020 yılının Ocak-Kasım döneminde Türkiye’ye 45 milyon 832 bin dolarlık ihracat yapan Venezuela, geçen yıl bu rakamı yüzde 921 artırarak 422 milyon 225 bin dolara çıkardı.

Bu ülkeler arasında Türkiye’ye ihracatı azalan tek ülke yüzde 0,7 düşüşle Arjantin oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre Latin Amerika ülkelerinin geçen yıl (Ocak-Kasım döneminde) Türkiye’den yaptığı ithalatsa yaklaşık 5,5 milyar dolar olarak kaydedildi ve Türkiye, Latin Amerika ile ticaretinde yaklaşık 1,5 milyar dolar dış ticaret açığı verdi.

“İhracat gelirinin artmasının ana nedeni fiyat artışı”

Amerikalılar Arası Kalkınma Bankası’nın (Inter-American Development Bank) yayınladığı rapora göre Latin Amerika ve Karayipler bölgesinde 2020’de yüzde 9,1 azalan ihracat geliri, geçtiğimiz yıl yüzde 24,8 ila 27,8 arasında arttı.

Raporda ihraç edilen ürün miktarındaki artışın yüzde 10,9 olduğu ancak ihracat gelirlerindeki artışın ana nedeninin 2019 yılına nazaran yüzde 13 ila 16 arasında artan fiyatlar olduğu ortaya konuyor.

Rapora göre ihracatı en çok artan ülkeler yüzde 98’le Panama ve yüzde 78’le Venezuela ve yüzde 66,7 ile Bolivya oldu. IDB yetkilileri dış talepte artan yavaşlama risklerine rağmen Latin Amerika’daki ihracatın büyüme eğiliminin önümüzdeki aylarda da devam edeceğini tahmin ediyor.

Paylaşın