Rüzgar Enerjisi, Küresel Isınmaya Karşı Mücadelede Yapbozun Bir Parçası Olabilir

Enerji sektörü, küresel sera gazı emisyonlarının ana itici güçlerinden biri olmaya devam ediyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) , kömürün yanmasından kaynaklanan CO2 emisyonlarının, sanayi öncesi seviyelerden bu yana küresel ortalama sıcaklıklardaki 1ºC’lik artışın 0,3ºC’den fazlasından sorumlu olduğunu tahmin ediyor.

Haber Merkezi / Bu da kömürü sıcaklık artışının ana kaynağı haline getiriyor. Dolayısıyla, iklim değişikliğiyle mücadele etmek istiyorsak, kömürü yenilenebilir enerjiyle değiştirmeliyiz.

Son yılarda özellikle güneş ve rüzgar kaynaklı enerji üretimi dikkate değer bir artış kaydetti. Ama henüz yeterli değil. Fosil yakıtlar hala her alanda ve küresel olarak enerji talebinin ana bileşeni. Bu nedenle, Paris İklim Anlaşması’nda yer alan enerji sektörünün karbondan arındırılması, hala yerine getirilmesi önemli bir hedef olmaya devam ediyor.

Cornell Üniversitesi’nden bilim insanları, artmaya devam eden sıcaklıklarla mücadelede rüzgar enerjisinin ne anlama geleceğini araştırdılar. Rüzgar enerjisi, elektrik üretiminin en ucuz enerji kaynaklarından biri olduğunu kanıtlanmış olgun bir teknolojidir. Rüzgar türbinleri şu anda 90’dan fazla ülkede kullanılmaktadır.

Rüzgar enerjisinin genişlemesi

Bilim insanları, 2020 yılına kadar 35 GW’ı denizde olmak üzere toplam 742 GW rüzgar enerjisi kapasitesinin kurulduğunu tahmin ediyor. Çin, Almanya ve ABD bu teknolojiyle enerji üretimine öncülük etmekte.

Şu anda yenilenebilir elektrik üretimine hidroelektrik hakim olsa da (4325 TWh, toplam elektrik arzının yaklaşık % 16’sı), geleceğe yönelik senaryolarda, rüzgar ve güneş kaynaklı enerji üretiminde büyük gelişme öngörülmektedir. Rüzgar enerjisi üretimi 2005’te 104 terawatt-saatten (TWh) 2018’de 1273 TWh’ye yükseldi.

Bilim insanları, rüzgar enerjisinin etkin bir şekilde kullanıldığında, emisyonları 2030 yılına kadar yaklaşık beş gigaton ve 2050 yılına kadar 10 gigatondan fazla azaltacağını tahmin ediyor. Bu, yüzyılın sonuna kadar küresel ortalama sıcaklığı 0.8ºC’ye kadar düşürebilir. Bu hedefe ulaşmak için, rüzgar enerjisini yaygınlaştırması gerekiyor.

Paylaşın

BM: 2050’de 5 Milyar Kişi Suya Erişimde Zorlanabilir

Birleşmiş Milletler (BM) Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yayınlanan yeni bir rapor, 2050’de beş milyardan fazla insanın suya erişmekte zorluk çekebileceği uyarısında bulundu.

Haber Merkezi / Yayınlanan rapora göre, 2018 yılında 3,6 milyar insanın yılda en az bir ay boyunca suya erişimi yetersizdi. Raporun, 31 Ekim – 12 Kasım tarihleri ​​arasında Glasgow’daki BM İklim Değişikliği Konferansı olan COP26’dan önce açıklanması dikkat çekti.

Raporda, Dünya’da var olan su kaynaklarının yalnızca yüzde 0,5’inin kullanılabilir ve erişilebilir tatlı su kaynağı olduğu için su güvenliğinin önemli olduğu belirtildi.

Su kaynaklı felaketler son 20 yılda daha yaygın hale gelirken, 2000 yılından bu yana, su kaynaklı afetler önceki yirmi yıla göre yüzde 134 arttı. 2000 yılından bu yana kuraklık seviyelerinde de yüzde 30’luk bir artış yaşandı ve kuraklıktan en fazla etkilenen kıta ise Afrika oldu.

“Uyanmamız gerekiyor”

WCO Başkanı Peter Taalas, rapora ilişkin yaptığı açıklamada, “Yaklaşan su krizi nedeniyle uyanmamız gerekiyor” uyarısında bulundu.

WCO Başkanı Taalas, “Artan sıcaklıklar, küresel ve bölgesel yağış değişiklikleriyle sonuçlanıyor. Bu durum da yağış biçimlerinde ve tarım mevsimlerinde kaymalara yol açarak gıda güvenliği, insan sağlığı ve refahı üzerinde büyük bir etki oluşturuyor” dedi.

Taalas, dünyadaki su kaynaklarının yönetimi ve iklim politikalarının geliştirilmesi için acil eylem planına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı.

“Milyonlarca insan yerinden edildi ve yüzlerce kişi öldü”

Geçen yıl su kaynaklı felaketlerin devam ettiğini anımsatan Peter Taalas, “Asya genelinde aşırı yağışlar, Japonya, Çin, Endonezya, Nepal, Pakistan ve Hindistan’da büyük sellere neden oldu. Milyonlarca insan yerinden edildi ve yüzlerce kişi öldü” dedi.
WCO Başkanı Taalas, sel felaketlerinin sadece gelişmekte olan ülkelerde görülmediğine dikkati çekerek “Avrupa’daki feci sel yüzlerce ölüme ve yaygın hasara yol açtı” şeklinde konuştu.
Peter Taalas, nüfus artışı ve azalan su kaynakları nedeniyle dünya genelinde su sıkıntısı çeken insan sayısının artmasının beklendiği uyarısı yaptı.
Paylaşın

İklim Değişikliği: Balıklar Yavaş Yavaş Boğuluyor

İklim değişikliğini düzeltmek için hemen çalışmaya başlasak bile, anlamlı bir ilerleme oldukça uzun zaman alacaktır. Santa Barbara ve Güney Carolina Üniversitesi’nden yapılan yeni araştırma, balıkların yavaş yavaş boğulduğu konusunda bizi uyarıyor.

Haber Merkezi /  Ekolojideki değişikliklerin yanı sıra iklim değişikliği, su sıcaklığı ve okyanusun daha derin katmanlarının çözünmüş oksijen içeriğini kaybetmesine neden oluyor. Bu da balıkları ya yüzeye yaklaşmaya ya da boğulmaya zorluyor.

Önemsiz bir konu gibi görünebilir, ancak bu değişim deniz ekosistemlerinde geniş çaplı değişikliklere neden oluyor. Bulgular, 15 yıllık kayıtlara, anketlere ve ölçümlere dayanmaktadır.

Bu bulgular, değişen derinliklerde alınan su numunelerindeki çözünmüş oksijen, sıcaklık, tuzluluk ölçümlerini ve belirli balık türlerinin toplanma eğiliminde olduğu ortalama derinlik araştırmalarını içeriyor.

Veriler, 1995’ten 2009’a kadar her sonbaharda toplanırken araştırma ekibi, Güney Kaliforniya’daki Anacapa ve Santa Cruz adaları arasındaki üç resife odaklandılar.

Bu süre zarfında 23 balık türünde derinlik değişiklikleri gözlemlediler. Bu balık türlerinden dördü daha derin sulara doğru kayarken, diğer 19 balık türü düşük oksijen koşullarına tepki olarak yüzeye doğru hareket ettiler.

Araştırmada yer alan bilim insanları, çalışmalarının nispeten küçük bir alanı kapsadığını, ancak araştırmanın nihai amacı olan çok çeşitli derinlikleri içerdiğini kabul ediyor.

Bu daha dar alan aslında kafa karıştırıcı faktörlerin azaltılmasına yardımcı oluyor, çünkü çoğu koşulun (derinlik dışında) tüm araştırma alanlarında sabit olmasına izin veriyor.

Bilim insanları, balıkların düşük oksijenli suyu sevmediğini göstermek için laboratuar deneyleride gerçekleştirdiler.

Araştırma ekibi, iklim değişikliğinin deniz ekosistemleri üzerinde ve dolaylı olarak Dünyadaki tüm yaşam üzerinde oldukça ciddi olumsuz etkileri olabileceğini açıklıyor.

UC Santa Barbara Deniz Bilimleri Enstitüsü’nden araştırmacı Milton Love, “türlerin hayatta kalamayacakları derinlik aralıklarına zorlandıkları bir nokta bile görebiliyorduk.” dedi.

Ayrıca, birçok balık türünün de yüksek su sıcaklıklarına tahammül edemediğini ve daha düşük derinliklere doğru göç ettiğini gösteren önceki araştırmalara da atıfta bulunan araştırma ekibi, “bu faktörler birçok türü imkansız bir durumda bırakabilir; çok derinlerde nefes alamazlar, yüzeye çok yakın olurlarsa ısıya dayanamazlar” ifadelerini kullanıyorlar.

İklim değişikliğini düzeltmek için hemen çalışmaya başlasak bile, anlamlı bir ilerleme oldukça uzun zaman alacaktır.

O zamana kadar, politika yapıcıların balık türlerinin karşılaştığı baskıları tanıması ve bunlara tepki vermesi ve onları mümkün olan en iyi şekilde koruyan düzenlemeler yapması ya da dünya okyanuslarında geniş çaplı ekolojik çöküşü riske atması gerekiyor.

Paylaşın

Mercanlar İklim Değişikliğine Karşı Mücadele Ediyor

İklim değişikliği, dünya genelinde biyolojik çeşitlilik ve özellikle mercan resifleri üzerindeki baskıyı hızla yoğunlaştırıyor. Ancak, resiflerin geleceği düşündüğümüz kadar kasvetli olmayabilir. İki yeni çalışmada araştırmacılar, mercanların iklim değişikliğiyle düşündüğümüzden daha iyi başa çıkabileceğini, hatta dayanıklılıklarını yavrularına aktarabileceğini keşfetti.

Haber Merkezi / Barındırdığı birçok deniz türüyle, gezegendeki en canlı ekosistemlerden biri olan mercanlar, iklim krizi ve genişleyen deniz ısı dalgaları nedeniyle çok fazla baskı altında bulunmakta.

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Kuzeybatı Hawaii Adaları ve Avustralya’daki Great Barrier Reef gibi mercan resifleri, son yıllarda kaydedilen en kötü ağartmaları yaşadı ve bu sadece başlangıç ​​olabilir. Küresel ısınmanın artmaya devam etmesi mercanlar için daha da kötü sonuçlar anlamına gelecektir.

Bununla birlikte, bazı mercan popülasyonlarının iklim krizinin etkilerinden kurtulma yeteneğine sahip olduğuna dair sinyaller var. Bir araştırma, deniz ısı dalgalarının Pasifik Okyanusu’ndaki Phoenix Adaları Koruma Alanları (PIPA) yakınlarındaki mercan toplulukları üzerindeki etkisinin zamanla azaldığı ve bazı mercanlar için umut verdiğini ortaya koydu.

Woods Hole Oşinografi Enstitüsü’nden araştırmacılar, 400.000 kilometrekarelik korunan bir alan olan PIPA içindeki dört adadaki mercan topluluklarını izledi. 2002-2003, 2009-2010 ve 2015-2016’daki bir dizi sıcak hava dalgasının buradaki mercanları nasıl etkilediğini incelemek için günlük uydu verilerini ve sıcaklık kaydedicilerini kullandılar.

Çalışma, 2002-2003 sıcak dalgasından ciddi şekilde etkilenirken, mercanların 2009-2010 sıcak dalgasında minimum kayıp yaşadığı, 2015-2016’daki başka bir sıcak hava dalgasında yaşanan kayıp beklenenden daha azdı. Dikkat çekici olsa da, bilim insanları, mercanların bunu nasıl başarabildiğinden gerçekten emin değiller. Bilim insanları yine de, iklim krizi kötüleşirse mercanların aşılabilecek sınırları olduğuna dikkat çekiyorlar.

James Cook Üniversitesi’ndeki ARC Mercan Resifi Araştırmaları Merkezi’ndeki araştırmacıların yaptığı bir araştırma ise, mercanların iklim değişikliğine uyum sağlama kapasitesinin büyük ölçüde kendilerine miras kalan özelliklere bağlı olduğunu öne sürüyor. Araştırmacılar, sera gazı emisyonları artmaya devam ederse bu adaptasyon kapasitesinin yeterli olmayacağı konusunda uyarıyorlar. Bu, iklim krizi konusunda şimdi harekete geçmek için başka bir neden.

Paylaşın