‘Altılı Masa’dan Ortak Aday Vurgusu!

Altılı masayı oluşturan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Demokrat Parti Genel Başkanı (DP) Gültekin Uysal, Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde, SP Genel Merkezi’nde altıncı kez buluştu.

Haber Merkezi / Toplantı sonrasında yapılan açıklamada, ortak cumhurbaşkanı adayı çıkarma konusunda kararlılık vurgusu yapılarak, “Milletimiz emin olsun; ortak Cumhurbaşkanı adayımız hem Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı,  hem de sadece bu masa etrafında bir araya gelen siyasi partilere oy verenlerin değil, herkesin cumhurbaşkanı olacaktır” denildi.

Açıklamada altılı masanın ilk toplantısını yaptığı 12 Şubat’a vurgu yapılarak “Bilinmelidir ki bugün, 12 Şubat’tan çok daha kararlı ve umutluyuz” denildi. Liderler bir sonraki toplantının 2 Ekim 2022 Pazar günü saat 14.00’da CHP Genel Merkezi’nde yapılacağı da duyuruldu.

Açıklamanın tamamı şöyle: 

“Toplumun her bir kesimini ve 85 milyon insanımızı en geniş yelpazede temsil eden altı siyasi parti olarak Cumhuriyetimizin 2. yüzyılına yaraşır bir Türkiye’yi inşa etmek ve vatandaşlarımızın tüm problemlerine çözüm oluşturmak amacıyla başlattığımız “Liderler Buluşmaları”nın birinci turunu, bugün Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde gerçekleştirdiğimiz 6. toplantımızla tamamlıyoruz.

Siyasette istişareyi, nezaketi, centilmenliği ve iş birliğini ilke olarak benimsemiş partilerin Genel Başkanları olarak;

Ülkemizi hızla felakete sürükleyen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sisteminin doğal sonuçlarına, yani; ekonomide iflasa, iç ve dış politikada itibarsızlaşmaya, kamu kurum ve kadrolarındaki çürümeye, yaşanan sosyolojik ve psikolojik çöküntüye dur demek için ilk kez 12 Şubat 2022 tarihinde bir araya gelerek ortaya koyduğumuz kararlılığımızla milletimize umut olduk.

O tarihten sonra Türkiye’de artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağı anlaşılmış ve milletimiz tarafından “6’lı Masa” olarak adlandırılan iş birliğimiz, kararlılıkla bugünkü aşamasına gelmiştir.

Bilinmelidir ki bugün, 12 Şubat’tan çok daha kararlı ve umutluyuz!

Siyasi iktidarın, ortaklarının, varlıklarını iktidarın varlığına adamış medyanın tüm siyasi mühendisliklerine, çabalarına, hakaretlerine, isnatlarına ve iftiralarına rağmen milletimize umut olmanın verdiği güçle 28 Şubat 2022 tarihinde “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem Mutabakat Metnimizi” geniş katılımlı bir organizasyonla kamuoyu ile paylaştık.

Kurduğumuz komisyonlarla, ortaya koyduğumuz ilkeleri tek tek hayata geçirme hazırlıklarımızın hukuki ve toplumsal alt yapılarını güçlendirecek adımlar attık.

Bu çerçevede; geçtiğimiz süreç içinde “Temel İlkeler ve Hedefler”, “Seçim Güvenliği” ve “Bazı Ekonomik Kurumların Reformu” komisyonlarının metinlerini kamuoyu ile paylaştık. Diğer komisyon çalışma ve raporlarını da gözden geçirdik.

Ayrıca son toplantımızdan bu yana kamuoyunun gündeminde olan güncel ekonomik, iç ve dış siyasi gelişmeleri de değerlendirdik.

Ortak sorunlarımız karşısında ortak sorumluluklarımızın ağırlığını hepimiz omuzlarımızda hissediyor ve iş birliği kararlılığımızı da bu sorumluluk bilinciyle sürdürüyoruz.

Bugünden itibaren seçim öncesi, seçim dönemi, seçim günü ve seçim sonrası olmak üzere önümüzdeki tüm süreçlerde istişareye önem veren anlayışımızla birlikte yol yürümeye devam etme kararlılığında olduğumuzun altını tekraren çizmek isteriz.

‘Mücadelemiz ve iş birliğimiz, hedef ve ilkelerimiz doğrultusunda devam edecek’

Ülkemizi, hemen her alanda içine sürüklendiği bu krizlerden düzlüğe çıkarana ve her bir insanımızın rahat bir nefes alacağı günleri birlikte kurana dek; mücadelemiz ve iş birliğimiz, hedef ve ilkelerimiz doğrultusunda devam edecektir.

Şu hususu da özellikle kamuoyuna beyan etmek isteriz ki, son dönemlerde yoğunlaşan partilerimize yönelik baskı ve şiddet uygulamaları mücadele kararlığımızı asla sarsamayacaktır.

Milletimizin bunca senedir uğradığı hayal kırıklıklarının farkındayız. Bu hayal kırıklıklarını gidermek üzere insanımızın beklenti ve taleplerini karşılayacak liyakatli kadrolarla ve etkin politikalarla milletimizin karşısına çıkacağız.

Milletimiz emin olsun; ortak Cumhurbaşkanı adayımız hem “Türkiye Cumhuriyeti’nin 13. Cumhurbaşkanı” hem de sadece bu masa etrafında bir araya gelen siyasi partilere oy verenlerin değil, “Herkesin Cumhurbaşkanı” olacaktır.

Milletimiz müsterih olsun; bu karanlık günlerin bitmesine çok az kaldı.

Bu topraklarda;

  • Toplumsal kutuplaşma son bulacak; toplumsal barış hâkim olacak.
  • Öfke ve nefret dili kaybedecek; nezaket ve karşılıklı saygı kazanacak.
  • Demokrasi ve hukukun üstünlüğü tesis edilecek.
  • Ahlaki yozlaşma ve manevi tahribatın önüne set çekecek etkin politikalar geliştirilecek.
  • Rüşvet, torpil, iltimas gidecek; adalet, dürüstlük ve liyakat gelecek.
  • Hak eden hak ettiğini eksiksiz alacak.
  • İsraf ve hayat pahalılığı son bulacak; üretim esas alınacak.
  • Geniş halk kitlelerinin yoksullaşmasına yol açan bir avuç rantiyeciye kaynak aktarımına son verilecek.

Şimdi, karamsarlığa kapılma zamanı değildir! Zaman, her geçen gün umudu büyütme zamanıdır.

Çünkü biz kazanacağız, Türkiye kazanacak! Biz kazanacağız, 85 milyon insanımız kazanacak!

Bu vesileyle milletimizin özgürlüğü, birliği ve beraberliği önünde hiçbir engelin duramayacağını simgeleyen 30 Ağustos Zafer Bayramı’nı kutluyor, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere tüm şehit ve gazilerimizi minnet ve tazimle anıyoruz.

Bu inanç ve kararlılıkla iş birliğimizin çok daha güçlü bir şekilde devam edeceğini ve bir sonraki toplantımızı 2 Ekim 2022 Pazar günü saat 14.00’da CHP Genel Merkezinde gerçekleştireceğimizi kamuoyunun bilgisine sunarız…”

Paylaşın

‘Altılı Masa’ Altıncı Kez Toplandı

İlk olarak 12 Şubat’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde buluşan 6 muhalefet partisinin liderleri bugün Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde bir araya geldi.

Haber Merkezi / Liderler buluşması öncesinde; CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA Partisi, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’nin sosyal medya hesaplarında “Yarının Türkiyesi için… #HepBirlikteGüzelYarınlara” notuyla bir video yayınladı.

Her ay bir genel başkanın ev sahipliğinde yapılan turun son toplantısı olması dolayısıyla liderin ayrıca bu görüşmelerin nasıl bir takvim ve formatla devam edeceğinin de kararını vermesi bekleniyor.

Saadet Partisi’nin ev sahiplindeki toplantıya ilk olarak DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan geldi. İkinci olarak Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, üçüncü olarak ise CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu geldi. Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın ardından İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener geldi. SP Lideri Karamollaoğlu, tüm liderleri kapıda karşıladı.

Liderlere altılı masanın altıncı toplantısında ikram edilecek yemekler şu şekilde:

-Düğün Çorbası
-Güveç (Ata Tohumundan elde edilmiş sebzelerle hazırlanmıştır)
-Bulgur Pilavı
Söğüş (Ata Tohumundan elde edilmiş domates ve biber çeşitleri)
-Havuç Tarator / Ezme / Közlenmiş Patlıcan
-Çoban Salata
-Sütlaç / Soğuk Baklava

Toplantıda, bundan sonraki görüşme turları için toplantı formatının belirlenmesinin yanısıra, “geçiş sürecinde cumhurbaşkanının yetkileri ve yönetim usulleri”nin masaya yatırılması planlanıyor.

Karamollaoğlu, toplantı öncesinde, masada yer alan liderleri ziyaret ederek, gündeme ilişkin görüş alışverişinde bulunmuştu.

Edinilen bilgiye göre, ilk tur görüşmelerin son toplantısı yapıldığı için, bundan sonraki görüşme turlarının formatının ele alınması bekleniyor.

Kulislere yansıyan bilgilere göre ikinci tur görüşmelerin, TBMM’nin açılmasından sonra, yani Ekim ayında başlaması ve CHP’nin ev sahipliğinde yapılması üzerinde duruluyor.

Ancak bundan sonraki toplantıların her ay mı, yoksa seçim sürecine de girilmesi nedeniyle, temel konuları görüşmek üzerine gereksinim halinde mi toplanması konusunun bugünkü toplantıda netleşeceği ifade ediliyor.

Paylaşın

‘Altılı Masa’da İlk Tur Görüşmeleri Tamamlanıyor: Gündem Geçiş Süreci

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ve Demokrat Parti Genel Başkanı Gültekin Uysal, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde bir araya gelecek.

İlk olarak 12 Şubat’ta CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun ev sahipliğinde buluşan 6 muhalefet partisinin liderleri, Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde, ilk tur görüşmelerin son toplantısını yarın gerçekleştirecek.

Saat 14.00’te başlayacak toplantıda, bundan sonraki görüşme turları için toplantı formatının belirlenmesinin yanısıra, “geçiş sürecinde cumhurbaşkanının yetkileri ve yönetim usulleri”nin masaya yatırılması planlanıyor.

Karamollaoğlu, toplantı öncesinde, masada yer alan liderleri ziyaret ederek, gündeme ilişkin görüş alışverişinde bulunmuştu.

Edinilen bilgiye göre, ilk tur görüşmelerin son toplantısı yapıldığı için, bundan sonraki görüşme turlarının formatının ele alınması bekleniyor.

Kulislere yansıyan bilgilere göre ikinci tur görüşmelerin, TBMM’nin açılmasından sonra, yani Ekim ayında başlaması ve CHP’nin ev sahipliğinde yapılması üzerinde duruluyor.

Ancak bundan sonraki toplantıların her ay mı, yoksa seçim sürecine de girilmesi nedeniyle, temel konuları görüşmek üzerine gereksinim halinde mi toplanması konusunun Pazar günkü toplantıda netleşeceği ifade ediliyor.

“Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı gündeme gelmeyecek”

Toplantıda, 6’lı masanın cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunun gündeme gelmeyeceği, ancak “geçiş döneminde cumhurbaşkanının yetkilerinin ne olacağı ve yönetim usulleri” konusunun ele alınabileceği ifade ediliyor.

BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’a konuşan, Saadet Partisi kaynakları bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı:

“Geçiş sürecinde cumhurbaşkanının yetkileri, ne şekilde yöneteceği, parlamento ile ilişkilerinin nasıl düzenleneceğine ilişkin usuller, liderler de uygun görürse gündeme gelebilir.

“Bir toplantıda bitecek konular değil bunlar ama belki bu toplantıda buna dair hedefleri ortaya koyup, komisyonları da çalıştırabilirler. Veya partiler kendi içlerinde çalışsın, sonra biz konuşalım da diyebilirler, bunun yöntemini kendileri karar verir.”

Bu konuda, siyasi partilerin kendi içlerinde yaptıkları çalışmalarla ilgili karşılıklı görüş alışverişinde bulunacağı ifade ediliyor.

Baskın seçim ihtimalinin zayıfladığını düşünen muhalefet partilerinin, isim açıklamayı en sona bırakması yüksek ihtimal görülüyor. CHP’de 29 Ekim gibi simgesel tarihler seslendirilse de, bu konuda ortak görüş yok.

Kulislerde, 6’lı masanın bundan sonraki toplantılarında, adayın nitelikleri, nasıl belirleneceği konularının ele alınabileceği, ancak aday isminin seçim takviminin başlamasına kısa süre kala açıklanabileceği ifade ediliyor.

Seçimin en erken Mayıs ayında yapılabileceği bu nedenle de 6’lı masanın ortak adayda anlaşması halinde, ismin de yılbaşından sonraya kalabileceği belirtiliyor.

Pazar günkü toplantıda ayrıca, seçim güvenliği, daha önceki toplantılarda oluşturulan göç komisyonunun çalışmaları, gündeme ilişkin siyasi gelişmelerin ele alınması bekleniyor. Bu çerçevede, Türkiye’nin Suriye ve İsrail’le ilişkileri normalleştirme adımlarının da masaya gelebilecek konular arasında olduğu belirtiliyor.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Cumhurbaşkanlığı Seçimini Birinci Turda Alırız

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, muhalefetin hem parlamento seçimini, hem de cumhurbaşkanlığı seçimini kazanacağını belirterek, “Cumhurbaşkanlığı seçimini birinci turda alırız” tahmininde bulundu. İktidar kanadından 6’lı masaya gelen eleştirileri de değerlendiren Kılıçdaroğlu, “Bütün vidaları gevşemiş devlet yapısını yeniden inşa etmek istiyoruz” dedi.

İktidarın Suriye ile ilişkileri normalleştirme girişimlerini de değerlendiren Kılıçdaroğlu, geç de olsa olumlu bir adım olduğunu belirterek, “Bir barışma ikliminin yaratılması güzel ama kavgayı yaratanların topluma hesap vermesi lazım, toplumdan çıkıp özür dilemesi lazım” görüşünü dile getirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir grup gazetecinin sorularını yanıtladı, gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Kılıçdaroğlu, BBC Türkçe’den Ayşe Sayın’ın aralarında bulunduğu gazetecilere yaptığı açıklamalar şöyle;

Hafta sonunda (Pazar günü) 6’lı masanın toplantısı var.  Masadan ne bekleyelim, adaylık meselesi, diğer meselelerle ilgili… Artık klasikleşti ama adaylık konusu dahil, nasıl bir yol haritası olur?

Her ay bir liderin konukseverliği içinde buluşuyoruz, oturuyoruz, konuşuyoruz gündem önceden belirleniyor. O gündemi bize bildiriyorlar. Şu ana kadar bize bir gündem gelmedi ama Temel (Karamollaoğlu) bey geldi, bazı düşüncelerini aktardı, diğer liderlere de gitti, yani önce bir ön görüşme yapılıyor.

Sanıyorum bugün, yarın gündem de ortaya çıkar. Yani sonuçta Türkiye’nin bu kadar sorunu var derdi var. Bizim kamuoyuna yaptığımız her açıklama, bir anlamda bizim ittifakı bir araya getiren düşünceler bütünlüğünü oluşturuyor. Yani güçlendirilmiş parlamenter sistemden söz ediyoruz. Bir toparlanma sürecini ya da hasar tespit komisyonu gibi, bir toparlanma sürecinin başlangıcında neleri yapacağımızı anlatıyoruz. Bir şekli ile bir program da açıklamış oluyoruz aslında. Her aşamada biraz daha ilerliyoruz biraz daha iyi bir noktaya taşıyoruz birlikteliğimizi. Önümüzdeki liderler toplantısında da gündem gelecek, o çerçevede tekrar biz kendi düşüncelerimizi, diğer liderler kendi düşüncelerini masada dillendirecekler.

6’lı masanın toplantısı önce Temel Bey’in bir açıklaması oldu. Seçim kanunundaki değişikliği kast ederek 6’lı  masanın eski öneminin kalmadığını söyledi. Bu sözleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Temel Bey’in orada kast ettiği şey şu. Eski seçim yasasına göre, artık oylar bir partinin hanesine yazılıyordu. Sonra değiştirdiler bunu ve artık oylar bir partinin hanesine yazılmıyor.

Eskiden ittifak ve artık oyların getirdiği artı vardı ve ittifakın işine yarardı. Sadece bizim Millet İttifakı için değil Cumhur İttifakı için de bu olurdu. Yurtdışı oyları da eklenince, bizim kaybettiğimiz milletvekillikleri var, onların da var. Seçim kanunu değiştirilince artık oylar kalmadı. Temel Bey ona vurgu yapmak istiyor. Yoksa 6’lı masanın ne kadar önemli olduğunu Temel Bey de biliyor.

6’lı masa bildirileri: Hükümet program taslağı da ortaya çıkıyor

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan bir ön koalisyon mutabakatına işaret etmişti. Temel Karamollaoğlu da koalisyonların seçimden sonra olacağını söyledi. Bir ön koalisyon mutabakatına siz nasıl bakıyorsunuz?

Koalisyon ancak seçimden sonra olabilir. Ama bugünden bizim yayınladığımız her bildiri aslında ittifakın bir anlamda ‘seçim beyannamesi’ gibi bir şey. Altı genel başkanın imzaladığı bildiriler seçim beyannamesi. Aynı zamanda bu ittifakın kendi içindeki tutarlılığını, vaatlerini gösteren, iktidara geldiği zaman neleri yapacağını kamuoyuna açıklayan belgeler bunlar.

Bunları alt alta yazıp topladığınızda gayet güzel, Türkiye için önü açık bir program, hükümet programı taslağı da ortaya çıkıyor. Her görüşmenin böyle bir yararı var. Bir görüşmede diyelim ki ağırlıklı olarak ekonomiyi, bir başka görüşmede bürokrasiyi, bir başka görüşmede parlamentodaki yapılanmayı, bir başka görüşmede anayasada ve Meclis iç tüzüğünde yapılması gereken değişiklikleri almışsanız, hepsini bir araya getirdiğinizde bir mantık bütünlüğü, uygulama bütünlüğü ortaya çıkıyor. Altı lider bunu onayladığı zaman bu altı liderin programı haline dönüşmüş oluyor. Bu bize daha sonraki aşamalarda dil birliği de sağlamış olacak. Hepimiz aynı şeyi savunan liderler olacağız. Ben de aynı şeyi söyleyeceğim, Temel Bey de Meral Hanım da Davutoğlu da Babacan da Gültekin Bey de hepsini dillendirecek.

“Bütün vidaları gevşemiş devlet yapısını yeniden inşa etmek istiyoruz”

İktidar kanadından 6’lı  masaya yöneltilen eleştirilerden biri , “ekonomide Babacan başka bir şey söylüyor, CHP başka bir şey söylüyor, Kürt konusunda Akşener başka bir şey söylüyor.”  Bir dağınıklık ve güven veremediğiniz yönünde eleştiri var. Bu yorumları nasıl değerlendiriyorsunuz?

6’lı  masaya yönelik Cumhur İttifakı’ndan gelen eleştiriler… Bizim açıklamalarımızı okusunlar, okumadan konuşuyorlar. Eski alışkanlıklar üzerine inşa etmişler siyasi alışkanlıklarını. Burada da iyi okumadıkları anlaşılıyor.

Keşke bizim Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme Geçiş metnimizi okuyabilseler. Keşke ondan sonra genel başkan yardımcılarımızın, seçim güvenliği için yaptıkları çalışmaları dinleyebilseler, okuyabilseler. Hepsinde bir bütünlük var.

Bütün vidaları gevşemiş bir devlet yapısını yeniden inşa etmek istiyoruz. Bir kurumsal inşadan söz ediyoruz. Yeni kurumların oluşturulmasını istiyoruz. Bizim birlikteliğimiz sıradan değil, onlar hâlâ bunun farkına varmış değil. Çarklarını bozdukları Türkiye’yi ne hale getirdiklerinin farkında bile değiller. Çünkü onlar başka şey düşünüyorlar. Halkı düşünmüyorlar. İktidar sahiplerinin şu an tek düşündükleri şey kendi gelecekleri ve paraları. Biz ülkeyi düşünüyoruz.

Ülkenin yeniden inşası gerekiyor. Üniversiteleriyle, bağımsız kurumlarıyla, eğitim sistemiyle, dış politikasıyla bozulan ve bugüne kadar hep Türkiye aleyhine sonuç veren ve Türkiye’nin büyük zararlar gördüğü bir anlayışı tümüyle değiştirmek istiyoruz. Dolayısıyla onlar bizi anlayamazlar. Anlamaları için düşünmeleri lazım.

Onların düşünmeye ihtiyaçları yok çünkü bir kişi düşünüyor. Akıllarını kiraya verenler siyaset yapamazlar. Onlar akıllarını kiraya vermiş vaziyetteler. İstanbul’da yangın oluyor, “Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatı üzerine yangını söndürdük”. Talimat gelmese ormanlar yanacak ve bunlar seyredecekler. Düşünebiliyor musunuz? Aklın kiraya verildiği sürecin hangi aşamaya geldiğini görüyor musunuz? Bu aşamaya gelmiş durumda.

“Cumhurbaşkanlığını birinci turda alırız

6’lı masanın adayı henüz belli değil, tahmininizi sorayım.  Adayınız kazanabilir mi, seçim ikinci tura kalır mı? Parlamento aritmetiği nasıl oluşur?

Parlemento aritmetiği lehimize sonuçlanır. Tablo giderek kendisini gösteriyor. Cumhuriyet Halk Partisi, AK Parti’nin önünde gidiyor. Önümüzdeki süreç içerisinde bu biraz daha hızlanarak devam edecek. Parlementoda da Millet İttifakı olarak çoğunluğu alacağız. Amacımız, onu da altı lider bir arada belirleyeceğiz, belli bir zaman dilimi içerisinde Güçlendirilmiş Parlamenter Sistemi ayağa kaldırmak ve bozulan çarkları işler hale getirmek.

Cumhurbaşkanlığı seçimi tahmininiz?

Cumhurbaşkanlığını birinci turda alırız.

Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem metnini oluşturdunuz. Geçiş sürecinde, cumhurbaşkanının yetkileri ne olacak, yardımcıları olacak mı olmayacak mı? Bunlar 6’lı masada konuşuluyor mu?

Henüz konuşulmadı ama konuşulacak.. Bununla ilgili altı parti de kendi içerisinde çalışıyor. Belli bir olgunluğa eriştikten sonra liderler ‘Biz hazırız artık’ diyecek. ‘Bunu konuşabiliriz’ dediklerinde masaya getireceğiz ve konuşacağız.

Sizin bu konudaki hazırlıklarınız neler?

Biz de kendi içimizde şu anda görüşüyoruz, tartışıyoruz. Sadece milletvekilleri olarak değil, dışarıdan akademik çevrelerden de destek alıyoruz. Geçiş süreci nasıl olmalı,  bu süreç içerisinde neler yapmalıyız, önceliklerimiz neler olmalı? İlk yayınlayacağımız kararnameler ne olmalı? Altı parti bir arada tekrar bir arada çalışacağız. Altı partinin öncelikleri ne olmalı diye biz böyle düşünüyoruz. Büyük ihtimalle  diğer partiler de böyle düşünüyorlar. Onlar da bir çalışma yapıyorlar. Çalışmanın olgunlaşmasını bekliyoruz. Olgunlaştıktan sonra bir araya geleceğiz ve kamuoyuyla paylaşacağız.

“Adayın ilk ne yapacağını 6’lı masa belirleyecek”

6’lı masa bir aday çıkardı ve seçim hattına girildi diyelim. Altılı masanın adayı ilk olarak ne yapacak?

6’lı masanın adayının ilk olarak ne yapacağını 6’lı masanın liderleri belirleyecek. Bunu samimi olarak söylüyorum. Benim samimi düşüncem, bugün burada sizle neyi konuşuyorsam altı liderle de aynı şeyi konuşmam gerekiyor. Burada farklı orada farklı konuşursak bu bugüne kadar inşa ettiğimiz güveni tuzla buz eder.Buna benim hakkım yok. Hiç kimsenin hakkı yok. Dolayısıyla otururuz. Farklı görüşler elbette olur. Nitekim Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem’de genel başkan yardımcıları oturdular, uzun uzun tartıştılar belli bir noktaya geldiler. Bizim ‘böyle olsun’ dediğimize onlar ‘hayır, böyle değil, böyle olursa daha iyi olur’ dediler. Baktık öyle olursa daha iyi olur ve dolayısıyla çözüldü. İyi niyetle yola çıktığınızda sonuç alıyorsunuz.

Bugüne kadar bazı konularda ortak metinler yayınladınız. Şimdi bu toplantıda da göç ile ilgili bir süredir çalışma var. DEVA  Partisi , Gelecek Partisi rapor açıkladı, bugün de sizin değerlendirmeleriniz oldu. Bu konuda ortak bir zeminde buluşabilecek misiniz?

Ben buluşabileceğimiz kanısındayım. Zaten bir ortak çalışma yapıldı, bir grup kuruldu, bu grup ön raporunu hazırladı, o raporlar genel başkanlara sunuldu, genel başkanların onayı alındı. Şimdi liderler oturacaklar, konuşacaklar. Çok büyük bir sorun çıkacağını sanmıyorum. Daha doğrusu ciddi bir görüş farklılığı çıkacağını sanmıyorum. Çünkü liderler,  Türkiye’ye gelen  sığınmacı olarak Suriyelilerin kendi ülkelerine dönmelerini istiyorlar. Burada bir tereddüt yok zaten. Dönme koşullarının oluşturulması lazım. İnsani olarak, insani boyutunu düşünerek, yani ırkçılık temelinde değil, tam tersi kendi ülkelerinde huzur içinde yaşayabilecekleri bir atmosferin yaratılması lazım.

O konuda bizim dört aşamalı bir planımız var. Biz Suriyelileri göndereceğiz ama muhatabımızın Suriye’nin meşru hükümeti olması lazım. Meşru hükümet ile karşılıklı  büyükelçiliklerin açılması, görüşmelerin yapılması, buradan gidenlerin can ve mal güvenliğinin sağlanması ve teminat altına alınması, artı onlara orada bizim iş adamlarının fabrikalar kurarak istihdam yaratmaları gibi. Buna benzer uygulamalar, bunlar dillendirilir. Kamuoyunun da bizim yaptığımız bu açıklamalara çok büyük bir tepki göstermediğini de biliyoruz, yani herkes makul görüyor bunu bunları.

Sadece şöyle bir düşünce zaman zaman geldi “biz neden onların evini, yolunu, okulunu yapalım?”  diye. Biz yapmıyoruz aslında Avrupa Birliği’nden aldığımız fonlarla ve bizim müteahhitler onları yapacaklar. Bu konuda Batı’nın da sorumluluğu var çünkü. Batı buradan oraya göçün yani Avrupa’ya göçün kesilmesini istiyorsa bize bu desteği vermek zorunda. Bu desteği verir. Onların istediği şu benim gördüğüm kadarıyla yaptığım görüşmelerde “biz kaynak aktarırız ama bu kaynağı gerçekten amacına uygun kullandınız mı kullanmadınız mı?” Belli zaman dilimleri içinde onlara bu bilgilerin verilmesi lazım. “Şu kadar parayı şuraya harcadım”,  onlar da arzu ederlerse gelip denetleyebilirler. Yani şeffaf, saydam bir uygulama istiyorlar ise  biz de onu sağlayacağız.

“Özür dilemeleri gerekiyor”

Suriye ile iktidarın bir yakınlaşma çabası var yeniden ilişkileri normalleştirme çabası var. Siz bu adımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

En başından beri Suriye politikasının yanlış olduğunu söyleyen benim. Komşularla ilişkilerin iyi tutulması gerektiğini söyleyen benim hatta Türkiye’de bir Uluslararası Suriye Konferansı düzenlenleyin diye hükümete çağrı yapıp bir mektup gönderen, 2012’de Erdoğan’a bir mektup gönderen benim. Olmadı.

Arkasından biz bir Uluslararası Suriye Konferansı düzenledik. Pek çok ülke, ABD ve  Rusya da dahil olmak üzere, geldiler. Onlar da konferansı izlediler. Şimdi yaptıkları hatanın farkına biraz  geç de olsa ve maliyeti ağır da olsa vardılar.

Şimdi bir ilişki zemini yaratmaya çalışıyorlar. Önce bunu istihbarat görüşüyor. Yani biz bir istihbarat devleti değiliz. Demokratik biz devletiz. Bir ülke ile görüşme yapıyorsan görüşürsün, büyükelçiliklerin karşılıklı açılmasına bakılır, istihbarat örgütleri her zaman görüşür.

Ama önemli olan sizin Suriye ile ilişkileri daha sağlıklı bir zeminde yürütmenizdir. Eğer bunu yaparlarsa, tabi  memnun oluruz. Kavgayla bir yere varılamayacağına göre en azından yapılan hataların tekrar edilmemesi açısından önemli bir adım olur.

Bunun maliyeti nedir? 33 askerimiz, hayatını kaybeden çok sayıda sivil, 3 milyon 600 bin Suriyeli’nin Türkiye’ye gelmesi ve Türkiye’nin çok ciddi bir travma yaşaması sosyal olarak özellikle Suriyelilerle… Suriyelilerin yerleşik olduğu alanlarda zaman zaman çıkan olaylar, artı bunların Türkiye’de giderek kalıcı hale gelmeleri gibi bir olgunun ortaya çıkması gibi pek çok sorunu beraber getirdi iktidar. Tekrar Suriyelileri resmi yönetimle anlaşarak geri göndermek istiyor.

Tabii şu çok önemli, hani bizde çok güzel bir atasözü vardır;  “büyük lokma ye ama büyük laflar etme.” Düne kadar önce kucakladığınız, arkasından her türlü hakareti yaptığınız insanla şimdi yüz yüze gelmeye mecbur oluyorsunuz. 33 askerimizin şehit edilmesi, orada yaşanan büyük dramların sorumlusu kim? Tarih yazacaktır . Bir barışma ikliminin yaratılması güzel ama kavgayı yaratanların topluma hesap vermesi lazım, toplumdan çıkıp özür dilemesi lazım, “bir yanlışlık yaptık”,  “pek çok insanımızı perişan ettik”, “sadece biz, değil Suriyelileri de perişan ettik” demesi lazım.

IŞİD militanlarının oraya nasıl geldiği, nasıl finanse edildiğini, Suriye’nin iç işlerine nasıl müdahale edildiğini hepimiz üç aşağı beş yukarı biliyoruz. O nedenle ilişkiler güzel, gelişsin hiçbir itirazımız yok. Suriyeli kardeşlerimiz de kendi ülkelerine dönsünler belli bir güven içerisinde ama siyaset kurulunun oturup bir iç hesaplaşması yapması lazım ve toplumdan özellikle devleti yönetenlerin ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarından özür dilemeleri gerekiyor.

Davutoğlu, göçmen raporunu açıkladı. Orada Putin’e bir çağrı var;  Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaptığı görüşme üzerinden Erdoğan’ın yönlendirildiğini söylüyor…

Erdoğan’ın emperyal güçler tarafından yönlendirildiğini bilmeyen mi var?  Hepimiz biliyoruz. Suriye’ye girişi hangi emperyal gücün istediğini biliyoruz. 33 askerimiz şehit edildiğinde soluğu Moskova’da almasının bir nedeni var herhalde.

Zaten Dışişleri Bakanlığı’nın devre dışı bırakılmasıyla bu felaketler karşımıza çıktı. Devletin hafızası olan devletin dış politikasını belirleyen köklü gelenekleri olan Dışişleri Bakanlığı’nı tamamen devre dışı bıraktınız. Sarayda bir avuç kişi ile dış politika oluşturdunuz. Bakanın bile kim olduğu belli değildi. Hulusi Akar mı Dışişleri bakanı, İbrahim Kalın mı dışişleri bakanı? Kim? Mevlüt Çavuşoğlu mu?

Sarayda bir grup biz dış politikayı oluşturacağız biz bakacağız havaları içerisinde Türkiye’yi bu noktaya taşıdılar.  Şimdi gördüler bunu gördüler ama yine dışardan, umarım dışarının telkinleri değildir. Eğer kendi iradeleri ile gördülerse en azından bunu tekrar etmezler bir daha. Ama dışarının telkiniyle “gideceksin, tokalaşacaksın” diye telkinle yapılmışsa bu da farklı bir acı tablo.

S-400 le ilgili ikinci bir sözleşme imzalandı. Hem de Akkuyu’da yaşananlar  var,  Rusya’nın neredeyse Türk şirketlerini tasfiye etmesi gibi bir durum  söz konusu. Bu ikisini bağlantılı görüyor musunuz?

Siz devlet olarak bir ittifak içinde yer alıyorsanız o ittifakın öngördüğü kuralları, ben de kendi ülkemde uygulayacağım diye imza atmışsanız, yani söz vermişseniz, devletin namusu olarak söz vermişseniz o ittifakın dışında farklı arayışlara girmek doğru değildir. Etik olarak değildir.

Siz NATO ittifakı içindesiniz gayet güzel, savunma sanayimizi de bunun üzerine inşa etmişsiniz gayet güzel, neyse toplantılar NATO toplantıları yapılır vs o toplantılara katılırsınız, toplantıda oy kararları oy birliği ile alınır vs siz ittifakın dışında farklı bir savunma sanayine girerseniz o zaman sorun çıkar, çıkıyor.

Nitekim gittiler S-400 aldılar. Şu soruyu sordum, kime karşı kullanacaksınız? Yunanistan’a karşı mı kullanacaksınız? Nato ittifakı içinde. Suriye’ye karşı mı kullanacaksınız? Orası da çok daha güçlü Ruslar var. İran’a karşı mı kullanacaksınız? Kasr-ı Şirin’den bu yana aramızda hiçbir sorun çıkmamış. E kime karşı kullanacaksınız? Rusya’ya karşı mı kullanacaksınız? Zaten silahı size veren o. Niye aldınız, neyin bedeli olarak aldınız, neyin bedelini ödediniz? Bu sorunun yanıtını şu ana kadar almış değiliz.

Arkasından tabii Türkiye’nin F-16, F-35 yedek parçalarının burada üretilmesi…Savunma sanayii orada ciddi  sorun yaşadı. Dolayısıyla Türkiye’nin kendi savunması açısından içinde bulunduğu ittifakla birlikte hareke etmesi en doğru olanıdır.

Şöyle bir avantajı da var Türkiye’nin bu ittifak içerisinde kararlar oy birliği ile alınıyor. Sizin ülkenizin aleyhine bir şey olursa dersiniz ki , “hayır ben buna karşıyım”. Türkiye’de “karşıyım” deyip,  gidip orada imza atıyorsanız siz devleti yönetmiyorsunuz, yönetemiyorsunuz demektir. Oraya gittiğinizde egemen güçler ya da birileri sizi ikna edip imza attırıyor size. O zaman Türkiye’de niye konuşuyorsunuz? Buna benzer pek çok açmazımız var.

“Geleceklerini yurt dışında arıyorlar”

‘Beşli çete yurtdışına para kaçırıyor’ dediniz. Bunu biraz daha açmanız mümkün mü? Orada ne yapıyorlar bu parayı?

Beşli çete mensuplarının Londra’da çok büyük malikaneleri var, imkanları var, iş yerleri var. Paralarının büyük bir kısmı dışarda tutuyorlar, zaten bunu hepimiz biliyoruz, bütün dünya biliyor.

Şuna  dayanıyorlar, “Erdoğan ailesi götürüyorsa, biz de götürürüz” diyorlar. Erdoğan ailesi götürmüyor mu? Götürdü. Man Adası’nı söyledik, belgeleri ile söyledik. Bankanın dekontlarını açıkladık. Banka “bu dekontlar bize aittir” hiç demedi. Ama hakime telefon edip özel hakimler tayin edip,  beni tazminata mahkum ediyor. Yargıtay’dan karar tersine çıkıyor, bu ısrar ediyor. Ama sonuçta ben bir dekont açıklıyorum, dekontu açıkladığım banka “bu dekont bize ait bir dekont değildir” demiyor. Bitti o kadar. Onlar götürdüğüne göre, diğerleri de götürüyor. Kendi geleceklerini, güvencelerini yurtdışında arıyorlar. Paraları oraya götürüyorlar. Ne kadar götürdüler bilmiyorum ama bu devletin, onu bildiğini biliyorum.

Kaçış hazırlığı mı sizce? Yani altında ne olabilir?

Birden fazla neden olabilir. Yani tek başına bir kaçış hazırlığı dersek doğru olmamış olur.

Dışarıda yatırım yapıyorlar, yatırımlarını götürebilirler, dışarıda yerleşmek isteyebilirler. Aileleri kendilerini orada daha güvenceli hissedebilirler, paralarını, yatırımlarını oraya kaydırabilirler, bunlar olabilir.

Normalde benim bildiğim bir insan kendi ülkesine yatırım yapar, kendi ülkesinin büyümesini kalkınmasını sağlar. Elbette dışarıda da yatırım yapılmalı ama oradaki birikimlerin Türkiye’ye gelmesi lazım.

Temmuz ayında “beşli çete”nin  size ulaşmaya çalıştığını, aracılar gönderdiğini söylemiştiniz. Bu durum devam ediyor mu ve aracılar kimlerdi?

Yok, hayır o şimdi açıklanmaz. Ama yok artık kesildi, o yani tweetten sonra kesildi.

Ne zaman açıklanır ?

Yok açıklanmaz.

KPSS sorularının çalınması: Devlet hepsini bilir

KPSS sınavıyla ilgili yeniden tartışma yaşandı. Sorular sızdı, soruşturma başlatıldı. 2010 KPSS’nin ardından yaşananlar ve yeniden benzer sürece gelinmesi üzerinden bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Daha önce yaşanan da gene Erdoğan’ın yaptığı ortaya çıkan bir acı tabloydu. Daha sonra yeni isimler atandı. İşi ehline vermediler, gene getirdiler oturttular. O sınav sorularını bir şekilde birilerine pazarladılar ve sınavlar gerçekleşti.

Burada acı olan şu. Daha önce sınav sorularının çalınabileceğine ilişkin bir rapor olmasına rağmen, devletin namuslu bürokratlarının bu konuda rapor yazmalarına rağmen bunun hasır altı edilmesidir. Daha sonra olay ortaya çıktı, büyüdü, Erdoğan’ın da üstünü örtemeyeceği kadar büyüdüğü için, önce görevden aldı, sonra soruşturma açtı. Göreceksiniz hiçbir şey olmayacak. Usulen bir iki kişiye ceza verecekler, gidecek.

Bu şu anlama geliyor; bürokraside hak etmeyen kişileri belli yerlere getirirseniz o kişiler yasaların gereğini değil, kendilerini o koltuklara getirenlerin taleplerini yerine getirirler. Bozulma ve çürüme başlar.

Onu oraya getiren kişi, aynı zamanda “ şunları sor” diye telkin eden kişidir. Devlet bunları bilmiyor değil. Hepsini bilir. Bu devletin bir aklı vardır, bütün bu mekanizmaların nasıl geliştiğini, kimlerin atandığını, neler konuştuğunu bilir. Bunlar zaman içerisinde bütün ayrıntılarıyla kamuoyunun önüne koyulur umarım.

“Görevini iyi yapan bürokratlar var, bunlar devletin kalbi”

Sizden şu cümleyi duymuştuk: “ Devletin kalbi hâlâ atıyor.” ‘Devletin Kalbi’ nedir, kim  veya kimlerdir? Size belge ulaştıran bürokratlar var, bununla bağlantılı bir şey mi?

Tabii 100 yıllık bir cumhuriyet. Bu 100 yıllık cumhuriyet birikimini siz 20 yılda yok edemezsiniz.

Yok etmeye çalıştılar. Bakanlıklardan başlayarak önemli kurumları yok ederek. Devletin akademisi diye tanımladığımız kurumları tümüyle tasfiye ederek, Maliye Teftiş Kurulu, Hesap Uzmanları Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı gibi devletin en seçkin bürokratlarının olduğu bu kurumlar tümüyle tasfiye edildi, yok edildi. Devlette kurumlar vasatlaştırıldı. Hatta nitelikli bürokratlar aşağılandı.

Örneğin büyükelçilere ‘monşer’ diye hitap ettiler. Bunların yerine Dışişleri Bakanlığı hiçbir ilgisi olmayan pek çok, bürokraside tablolar yaşadık.

Bütün bunlara rağmen hâlâ devletin içerisinde son derece saygın, görevini iyi yapan, olumsuz yazılara, kendisini ya da devleti ileride zor duruma sokacak yazılara imza atmayan bürokratlar var. Bunlar devletin kalbidir. Ve bu kalp atıyor. Çünkü bunlar bir heyula gibi bürokrasinin üzerine çöktüler. Bürokrasiyi darmadağın ettiler.

Milli Eğitim’den başladılar Dışişleri’nden çıktılar. Adalet Bakanlığı’nda adalet diye bir kavram kalmadı. Şöyle bir örnek vereyim; Hakim Savcılar yasasında şöyle bir hüküm var: Bir hakim savcı seçime girer, bir daha kazanamazsa bir daha geri dönemiyor. Bu hüküm olmasına rağmen tam aksi, 15 Temmuz’dan sonra sınavlar açtılar. Partinin başkanı, yönetim kurulu üyesi olanları, bütün AK Partilileri aldılar, hakim ve savcı yaptılar. Yasanın ruhuna aykırı.

Bunlar adalet dağıtamazlar. Anayasa Mahkemesi’ne yapılan atamalar, Yargıtay’a yapılan atamalar. İzmir, İstanbul gibi yerlere yapılan atamalar, CHP’li yöneticiyi nasıl mahkum ederiz diye özel hakim tayin etmeler. En son bizim İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız için de getirildi, benim tazminat davalarım için de getiriliyor. Bakılıyor bir davaya, “Bunu bizim almamız lazım ve mahkum edilmesi lazım”. Hakim düzgün bir hakimse, hukukun üstünlüğüne ve vicdana göre karar  veriyorsa bu işimize yaramaz, diyorlar. Onu atıyorlar bir köşeye. Oraya kendi bildikleri militan bir hakim getiriyorlar. Militan hakim de yukarıya bakıyor. Aldıkları talimatın gereğini yapıyorlar.

O nedenle adalet de büyük yara aldı. Baktığınız zaman, ama bütün bunlara rağmen adalet mekanizması içerisinde hukukun üstünlüğüne, vicdanına göre karar veren yargıçlar var. Bunlar bir köşede bekliyorlar. Yeri ve zamanı geldiği zaman layık oldukları yerlere gelecekler.

“AİHM’den 13 bin euro aldım, iyi param var şu anda”

Erdoğan’a ödemeniz gereken tazminat davalarının tutarı ne kadar oldu?

Hiç hesaplamıyorum, bilmiyorum. Ahlaki olarak şöyle olması

lazım; nihai karardan sonra paranın istenmesi lazım. Bunlar  nihai karara kadar bekleyemiyorlar. Bekleseler ben kazanacağım. O nedenle alt mahkemede kazanır kazanmaz derhal parayı öde, diyorlar. Biz de götürüp mahkemenin veznesine yatırıyoruz. Kazanınca da geri alıyoruz.

En son Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nden haklılığım kanıtlandı. 13 bin Euro aldım. (Gülerek) İyi param var şu anda.

“Yasak,  siyasal iktidar açısından kaybetme sürecinin başlaması demektir”

Basına yönelik baskılar var. DW ve Amerika’nın Sesi’ne yönelik getirilen erişim yasağı Türkiye’de devam ediyor. Buna ilişkin ne söylemek istersiniz?

Bir siyasal iktidar medyayı korkulacak alan olarak görüyorsa gerçeklerle yüzleşmek istemiyor demektir. Sizin güzel bir sözünüz var, ‘İnsanın köpeği ısırması haberdir’ diye. Medya siyasal iktidarın göremediği, toplumsal çıkar açısından siyasal iktidarın görmesi gereken olayı yazıyor. Medyanın varlığı en çok siyasal iktidarın işine yarar. Akıllı bir yönetim bunu böyle yapar.

Bağımsız bir medya olur, benim hatamı rahatlıkla yazar, ben o hatayı tekrar etmem. Ya da bir yerde bir olay olmuştur, o olaydan benim haberim yoktur, medya süratle alıp gündeme getirmiştir, biz de süratle oraya müdahale ederiz.

Yasaklar hiçbir siyasal iktidara artı kazandırmamıştır. Yasak bir siyasal iktidar açısından kaybetme sürecinin başlaması demektir. Yasak getiriyorsanız artık ben ülkeyi yönetemiyorum, lütfen konuşmayın, hatalarımı dillendirmeyin, eksiklikleri, yolsuzlukları dillendirmeyin, kayırmaları dillendirmeyin demektir. Yasak başka ne için olabilir? Siz bir haber yapıyorsanız ve doğruysa, bu haberi beğenseniz de beğenmeseniz de gerçek acı da olsa  gerçekle yüzleşeceksiniz. Medya siyasal iktidarın gerçekle yüzleştiği bir alandır. O alan ne kadar büyük olursa siyasal iktidar da o kadar rahat eder. Ama siz yasaklarsanız, daraltırsanız bu sefer gerçekler fısıltı medyası olur. Fısıltı medyası ise bir iktidarın hiç istemediği medya mecrası olur. Ama oraya zorluyorlar.

Türkiye’den ayrılmak zorunda olan çok sayıda gazeteci var… Sizin olası iktidarınızda bu gazeteciler yeniden Türkiye’ye dönebilecekler mi?

Rahatlıkla dönebilecekler ve rahatlıkla bizi eleştirebilecekler.

Erdoğan’ın cemevi ziyareti: “Karşıtlığım yok, keşke sürekli olabilse”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ilk kez Cemevi ziyaret etti ve sonrasında Hacıbektaş’a gitti. Öncesinde cemevlerine bir takım saldırılar var. Sizce, bu sırf seçim amaçlı ziyaret mi, Alevi-Sünni çatışması üzerinden bir gerginlik yaratılmaya çalışılıyor da Erdoğan buna karşı bir tutum mu alıyor?

Eskiden Cumhurbaşkanları zaten giderlerdi. Ben bürokratken Ahmet Necdet Sezer’i biliyorum. Allah rahmet eylesin Süleyman Demirel de giderdi.

Erdoğan gelmiyordu. Bu sefer geldi. Olabilir yani. Oraya gitmesi, topluma sıcak ve güzel mesajlar vermesi, o iklimin atmosferine uygun mesajlar vermesi güzel bir şey. Herhangi bir karşıtlığım yok. Keşke sürekli olabilse.

Biz eskiden Mevlana’ya giderdik. O da gelirdi. Konuşmalar yapardık o atmosfere uygun olunca. Bir defasında ben bir konuşma yapınca ‘Kılıçdaroğlu gelmesin’ dediler.

Anadolu kültürünü, tarihsel derinliği içerisinde bizim topluma anlatmamız lazım. Topluma anlatacak olan siyasetçilerin o gün sıcak siyaset değil, gelecek ufku çizmeleri lazım. Mevlana da olabilir, Hacı Bektaş-ı Veli de olabilir. Bütün bunlar siyasetçiye toplumu kaynaştırma fırsatı veriyor. Bu alanlarda,  siyasetçi tarafından toplumun barışması, kucaklaşması için mesaj vermeleri gerekiyor. Bu mesajların verildiği alan olarak, güzellik olarak görüyorum.

Erdoğan’a hastane yanıtı: “Ciddiye alınacak birisi değil”

Erdoğan,  SSK Genel Başkanlığı döneminizden sizi sık sık eleştiriyor. Genel müdürlüğünüz dönemine ilişkin “Bir hastane yaptın mı?” çıkışı var…

Arkadaşlarımız benim dönemimde yaptıklarımı çıkarmışlar. (Kılıçdaroğlu, üçü büyük tadilat olmak üzere, kendisinin genel müdürlüğü döneminde yapılan SSK hastane, dispanser ve diğer sağlık birimlerinin listesini gösterdi.) Hastane de var, dispanser de var. Türkiye’nin en büyük diyaliz merkezini açtık.

Tabii beni hayrete düşüren bürokrasinin nasıl çalıştığını bilmemesidir. Orası zaten bağımsız bir kurum ve yatırım yapıyoruz. Türkiye’nin en büyük hastanelerini yapan zaten Sosyal Sigortalar Kurumu. O gelenek benden önce de vardı, benim zamanımda da oldu.

Erdoğan dünyadan habersiz. Kendi iç dünyasında bir şeyler söylüyor. Ciddiye alınacak birisi değil. Bütün bu hastanelerin tamamını ihalelerle yaptık. Bütün ihale dosyalarını Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonu’na götürüp veren tek genel müdür benim. O zaman KİT Komisyonu’nda tartışma olmuştu. Ben de bütün ihale dosyalarını bir kamyona yükledik getirdik, buyurun araştırın varsa bir  kusurunuz çıkarın dedik. ‘Bir şey yoktur’ diye rapor verdiler. Zaten bir şey bulsalardı kıyameti kopartırlardı.

Paylaşın

Kılıçdaroğlu: Suriyelileri Kendi Memleketlerine Göndereceğiz

Partisinin üye katılım toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Göçmenler sığınmacılarda iki ana akım var. Suriye’den ve Afganistan’dan gelenler var. İran sınırına gittim, ‘kaçak Afganlar nasıl geliyor’ diye sordum. Kaçak geçişler var dendi. İnsan kaçakçılığa var.  Birileri paralarla bu insanları Türkiye’ye sokuyor. Suriyeli kardeşlerimiz iç savaştan kaçarak geldiler. Bu insanların belli bir bölgede tutulması lazımdı. 81 ilde Suriyeli kardeşlerimiz var, hatta bazı mahallerde daha fazlalar. Kilis gibi bazı illerde Suriyeli nüfusu Türk nüfusundan daha fazla. Ne yapacağız? Suriyeli kardeşlerimizi 2 yıl içinde kendi memleketlerine göndereceğiz.” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Akılla, mantıkla göndereceğiz. Önce yönetimle görüşeceğiz. Ben bunu defalarca söyledim, neyse adım attılar, onlar da şimdi görüşecekler. İnşallah başarılı olurlar. Önemli olan Türkiye. Bu insanların can ve mal güvenliği kendi ülkelerinde sağlamak lazım. Esad’la yapılacak anlaşmalardan birisi de bu olmak zorundadır.” ifadelerini kullandı ve ekledi:

“O bölgede Gaziantepli iş adamlarının çok sayıda fabrikaları vardı. Boş duruyorlar şu anda. Suriyeliler orada çalışacak, istiyorlarsa turist olarak gelsinler. Türkiye’nin şanlı şöhretine uygun bir şey yapıyoruz. Bu coğrafyada kavga etmeden huzur ve barış iklimini egemen kılmalıyız. Bunu söyledikten sonra Suriye’den kaçıp gelen bazı siyasi partilerin genel başkanları, STK’lar beni davet etti, nasıl göndereceksiniz diye, anlattım, siz bunları yapın biz gideriz dediler. Afganlar sığınmacı değil onlar kaçak. Onları uluslararası hukuka göre alıp İran’a vereceğiz. Hangi sınırdan gelmişlerse o sınıra iade edeceğiz. ”

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin üye katılım toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan bölümler şöyle;

 “3 evladım var. Bir ucundan ekmeğini tutmuş çalışıyorlar. Mütevazı yaşamayı severim. Farklı görüşlerden ve kimliklerden çok sayıda arkadaşım vardır. Hepsiyle de konuşurum.  Fakirin hakkını korumak zorundaydım. Eğer bir çocuk yatağa aç giriyorsa sizin rahat etmemeniz lazım. Bir çocuk açsa aslında hepimiz açız. Böyle baktım…  Büyük haksızlıklar oldu, evet. Dünya siyaset tarihinin en büyük adalet yürüyüşünü yaptım. Toplumun dikkatini çekmek zorundaydım. Siyaset yaptığım yerlerde tehditler aldım. Terör örgütünün silahlı saldırısına da uğradım, bir asker şehit düştü. Linç girişiminde bulundular, göğsüme bir kurşun mermisi fırlattılar. Haklıysanız hiçbir tehdit sizi etkilemez. Ben bu davaya böyle inandım. Bir aileye katılıyorsunuz CHP’ye. Her ailede olduğu gibi bizde tartışmalar olur ama kavgaya dönmez. Oturur, konuşuruz, tartışırız. Bu demokrasinin de gereğidir. Kavga filan yok.

“Sanane kardeşim başörtüsünden”

Adaletten sapmayacaksınız. Hiç kimsenin inancını siyasete malzeme etmeyeceksiniz. Birisi kalkıp inanç üzerinden siyaset yapıyorsa, bizim inancımıza en büyük haksızlığı o yapıyor demektir. Peygambere verilmeyen bir yetkiyi kalkar birileri sen inançlısın, sen değilsin der. Allah’la kul arasına kimsenin girmesinin hakkı yok. Biz CHP olarak belediyelere insanlara nerede ibadet yapmak istiyorsa tertemiz olacak. Herkesin kimliğine saygı duyacaksınız. Herkesin yaşam tarzına saygı duyacaksınız. Burada bizim kalbimizin kırık olduğunu söyleyelim. Biz bir dönem başörtüsünü Türkiye’nin bir numaralı sorunu haline getirdik. Sanane kardeşim başörtüsünden…

Göçmenler

Göçmenler sığınmacılarda iki ana akım var. Suriye’den ve Afganistan’dan gelenler var. İran sınırına gittim, ‘kaçak Afganlar nasıl geliyor’ diye sordum. Kaçak geçişler var dendi. İnsan kaçakçılığa var.  Birileri paralarla bu insanları Türkiye’ye sokuyor. Suriyeli kardeşlerimiz iç savaştan kaçarak geldiler. Bu insanların belli bir bölgede tutulması lazımdı. 81 ilde Suriyeli kardeşlerimiz var, hatta bazı mahallerde daha fazlalar. Kilis gibi bazı illerde Suriyeli nüfusu Türk nüfusundan daha fazla. Ne yapacağız? Suriyeli kardeşlerimizi 2 yıl içinde kendi memleketlerine göndereceğiz.

Akılla, mantıkla göndereceğiz. Önce yönetimle görüşeceğiz. Ben bunu defalarca söyledim, neyse adım attılar, onlar da şimdi görüşecekler. İnşallah başarılı olurlar. Önemli olan Türkiye. Bu insanların can ve mal güvenliği kendi ülkelerinde sağlamak lazım. Esad’la yapılacak anlaşmalardan birisi de bu olmak zorundadır.

O bölgede Gaziantepli iş adamlarının çok sayıda fabrikaları vardı. Boş duruyorlar şu anda. Suriyeliler orada çalışacak, istiyorlarsa turist olarak gelsinler. Türkiye’nin şanlı şöhretine uygun bir şey yapıyoruz. Bu coğrafyada kavga etmeden huzur ve barış iklimini egemen kılmalıyız. Bunu söyledikten sonra Suriye’den kaçıp gelen bazı siyasi partilerin genel başkanları, STK’lar beni davet etti, nasıl göndereceksiniz diye, anlattım, siz bunları yapın biz gideriz dediler. Afganlar sığınmacı değil onlar kaçak. Onları uluslararası hukuka göre alıp İran’a vereceğiz. Hangi sınırdan gelmişlerse o sınıra iade edeceğiz.

“Sadece adalet istiyor”

Düne kadar kızdığımız insanlar haksızlığa uğrarsa onlar için de adalet istemeyi unutmayın. Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Emine Şenyaşar’ın çocukları ve eşi öldürüldü. Bu kadın sadece adalet istiyor. Bildiği tek Türkçe kelime, adalet.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Tefecilere Çalışan Bir İktidar Var

Partisinin Yalova’da gerçekleştirdiği grup toplantısında konuşan CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “‘Faize karşıyız’ diyorlardı. ‘Faizi yükseltmeyeceğiz’ diyorlardı. Bir adam durup dururken niye faize karşıyım der. Çünkü çok faiz ödüyordur onun gizlenmesini ister. Tefecilere çalışan bir iktidar var” dedi.

Haber Merkezi / Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “‘Doları düşüreceğiz, KKM getirdik’ dediler. Yeni bir soygun şekli. Bu Kur Korumalı Mevduat, ekonominin kalbine atışmış atom bombasıdır. Bay Kemal’e güveneceksiniz. Bay Kemal kul hakkı yemez. Bay Kemal devleti soyanların karşısındadır ve o paraların tamamını alıp, millete verecektir.” ifadelerini kullandı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Saraylarda yaşayıp halktan kopuk olan insanlar halkın sorununu bilemez, çözemez. Sarayda yaşayanların izlediği politika şudur; altta kalanın canı çıksın. Yani Erdoğan’ın ve arkadaşlarının izlediği ekonomik politikanın temel felsefesi; altta kalanın canı çıksın” dedi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Yalova’da gerçekleştirilen grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından öne çıkan kısımlar şöyle;

“Derdinizi biliyorum ama sakın ola ki hiç kimse umutsuz olmasın. Az önce üreticileri ziyaret ettim, beraber oldum. Hiç kimse en ufak bir endişeye kapılmasın. Türkiye büyük, güzel bir ülkedir. Türkiye’de hepimiz huzur içinde yaşayabiliriz. Bir ahtım var. Bu ülkede hiçbir çocuk yatağa aç girmesin. Bir ahtım var, hiç kimse inancı dolayısıyla ötekileştirilmesin. Bir ahtım var, hiç kimse kimliği dolayısıyla ötekileştirilmesin. Bir hedefim var herkesin işi, aşı olsun. Bir amacım olsun kadın-erkek eşitliği olsun. Bu cennet vatanda hepimiz huzur içinde yaşayalım.

Saraylarda yaşayıp halktan kopuk olan insanlar halkın sorununu bilemez, çözemez. Sarayda yaşayanların izlediği politika şudur; altta kalanın canı çıksın. Yani Erdoğan’ın ve arkadaşlarının izlediği ekonomik politikanın temel felsefesi; altta kalanın canı çıksın.

Ben sık sık beşli çetelerden söz ederim ve beşli çetelerin bu ülkeye açtığı felaketlerden de söz ederim. Beş şirkete son 18 yılda 203 milyar 700 milyon dolarlık iş verildi. Başka bu işi yapacak adam yok mu bu memlekette? Bunların mallarının ve paralarının büyük kısmını İngiltere, Amerika’ya götürdüler. Sanıyorlar ki Kılıçdaroğlu gelirse biz kurtaracağız. Sözüm söz tüyü bitmememiş yetimin hakkını savunacağım. Bunlara bir de gelir garantisi veriyorlar.

Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün yapım maliyeti 3.3 milyar dolar. Verilen garanti 9 milyar dolar. Yüzde 100’ün üstünde para kazanıyorsun. Kimin parası? Fakirin fukaranın parası. Gaziosmanpaşa Köprüsü yapım maliyeti 1 milyar 200 milyon lira, verilen garanti 15 milyar dolar. Akıl tutulması var.

Şimdi sesleniyorum. ‘Ey Bay Kemal sen doğruları söylemiyorsun’ diyebilirler. Açık ve net söylüyorum. Eğer yüreğin varsa, benim verdiğim rakamlardan şüphen varsa çıkarsın televizyonda karşıma sana ders veririm. Çıkar mı? Kabahati var efendim, çıkamaz. Haklı olsa çıkar. Haklı olsa ‘Gel kardeşim’ der. Zafer Havalimanı Kütahya 50 milyon Euro’ya yapılmış. Verilen garanti 208 milyon Euro. Kim ödüyor parayı? Bu milletin fakiri fukarası.

“Kur Korumalı Mevduat yeni bir soygun şekli”

‘Faize karşıyız’ diyorlardı. ‘Faizi yükseltmeyeceğiz’ diyorlardı. Bir adam durup dururken niye faize karşıyım der. Çünkü çok faiz ödüyordur onun gizlenmesini ister. Tefecilere çalışan bir iktidar var. ‘Doları düşüreceğiz, KKM getirdik’ dediler. Yeni bir soygun şekli. Bu Kur Korumalı Mevduat, ekonominin kalbine atışmış atom bombasıdır. Bay Kemal’e güveneceksiniz. Bay Kemal kul hakkı yemez. Bay Kemal devleti soyanların karşısındadır ve o paraların tamamını alıp, millete verecektir.”

Paylaşın

Kılıçdaroğlu’ndan İndirim Tepkisi: Her Şeyiniz Skandal. Utanın Be!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 8 Ağustos’taki Merkez Karar Yönetim Kurulu Toplantısı’nda (MKYK) Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişçi’ye Tarım Kredi Kooperatiflerine ait marketlerde fiyatları düşürme çağrısında bulunmuştu.

Haber Merkezi/ Talimat sonrası kooperatif marketlerinde “indirimli satışların” başlandığı açıklandı. Sabahın erken saatlerinde önlerinde kuyruklar oluşan kooperatif marketlerinde beklenen indirim tutarlarının hayata geçmediği görüldü.

Sosyal medya hesabından paylaşım yapan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 20-30 kuruşluk indirimler yapıldığını belirterek tepki gösterdi, “Ben perakendecilere indirim talebi mektupları yazarken, sen 10 ay seyrettin Erdoğan. Millet burnundan soluyor, sen indirim yalanları söylüyorsun. Yapıla yapıla 20-30 kuruşluk indirimler yapıldı. Her şeyiniz skandal. Utanın be!” dedi.

Dünkü fiyat- indirimli fiyat tablosu;

Patates 7,95 TL -aynı

Bulgur 14,90 TL -aynı

Fasulye 20,50 -aynı

2,5 kg pirinç 54,65 TL -aynı

Un kg 10 TL -aynı

Çay 78,90 TL -aynı

2 kg yoğurt 27,95 TL -aynı

5 kg deterjan 59,90 TL -aynı

16’lı tuvalet kâğıdı 49,90 -aynı

Mercimek 24,30 TL – 19,90 TL

Ayçiçek yağı 162,90 TL – 146,90 TL

Öte yandan, Tarım Kredi Kooperatifleri marketi ile zincir marketler arasındaki fiyatlar kıyaslandığında bazı ürünlerde zincir marketlerin daha ucuz olduğu anlaşıldı.

Paylaşın

Altılı Masada En Kritik Toplantı: Konuşulacak Konular Belli Oldu

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde 21 Ağustos’ta yapılacak toplantı, 6’lı masanın bugüne kadarki en kritik ve en önemli toplantısı olma özelliği taşıyor. Ekonomiden yol ortak haritasına pek çok konunun konuşulacağı toplantıya 45 gün ara verilmesi planlanıyor.

Bu arada partiler, yetkili kurullarında ve komisyonlarında Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini ele alacak; “Her parti kendi adayını mı çıkaracak, yoksa ortay bir aday mı belirlenecek, bu aday kim olmalı?” sorularının yanıtları aranacak. Ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirlenmesi durumunda, cumhurbaşkanı adayının yapacağı ziyaretlere, diğer partilerin genel başkan yardımcıları eşlik etmesi; böylece ortak bir görüntü verilmesi öngörülüyor.

Habertürk’te yer alan habere göre, ev sahibi Saadet Partisi, İsrail’in Mescid-i Aksa ve Kudüs’te attığı adımlar konusundaki hassasiyetlerini dile getirecek. Ekonomideki istikrarsızlık, geçim sıkıntısı çeken vatandaşı rahatlatmaya yönelik tedbirler ele alınacak. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun gündeme getirdiği Kur Korumalı Mevduat’ın Hazine’ye ve ülkeye verdiği zarar değerlendirilecek.

Öte yandan iktidarın değişmesi durumunda Güçlendirilmiş Parlamenter Sisteme geçiş döneminde neler yapılacağı ele alınacak. Rusya’nın ana yüklenici/yapımcı firmayı projeden çıkardığı Akkuyu Nükleer Santrali inşaatı da toplantıda ele alınacak konular arasında. Ayrıca cemevlerine yönelik saldırıların yanı sıra; Alevi vatandaşların talep ve beklentileri, hakları ve kazanımları değerlendirilecek.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun, Esad’la muhalefeti görüştürme sözlerinin ardından tekrar ısınan Suriye meselesinin siyasi çözümü de toplantının gündem maddeleri arasında.

Anayasa Komisyonu’nun tamamladığı Anayasa çalışmaları da toplantının gündeminde. Komisyonun neticelendirdiği, 75 maddeye dokunulmadı; bu maddelerin hepsi ele alındı. Diğer maddeler üzerinde görüş alışverişi olacak.

KYK meselesi, 6’lı masanın mutabakat metinlerinde geçmesine rağmen bunun yalnızca CHP’ye mal edilmesi şık bulunmuyor. Bu adımların nasıl duyurulacağı konuşulacak. Aynı zamanda 6’lı masanın ekonomik-sosyal-siyasal vaatlerinin neler olacağı üzerinde görüş alışverişinde bulunulacak.

Toplantılara 45 gün ara verilecek

Toplantılara 45 gün ara verilmesi planlanıyor. Bu molada partiler kendi iç gündemlerine yoğunlaşacak. Bu arada Cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu da değerlendirilecek. Partiler, yetkili kurullarında ve komisyonlarında Cumhurbaşkanı adaylığı meselesini ele alacak. “Her parti kendi adayını mı çıkaracak, yoksa ortay bir aday mı belirlenecek, bu aday kim olmalı?” sorularının yanıtları aranacak. Toplantılara 45 günlük ara verilmesi önerisini Gelecek Partisi’nin yaptığı, “Toplanıyorlar ancak hiçbir karar alamıyorlar” eleştirisini de bertaraf etmeye yönelik olduğu belirtiliyor.

Ortak cumhurbaşkanı adayı

Ortak bir cumhurbaşkanı adayı belirlenmesi durumunda, cumhurbaşkanı adayının yapacağı ziyaretlere, diğer partilerin genel başkan yardımcıları eşlik edecek. Böylece ortak bir görüntü verilecek. Tabela çalışmaları noktasında da 6 parti koordine olacak.

İttifakın ortak logosunun altında 6 partinin logusu yer alsın mı?

Üzerinde durulan konu; seçime giderken ittifakın ortak logosunun altında 6 partinin logosu yer alsın mı? Bu konularda yapılacak işbirliğinin detaylarını liderler görüşecek. Teşkilatları yormayacak, yıpratmayacak bir propaganda sürecinin hazırlıkları yürütülürken, ittifak partilerini güçlü gösterecek bir yaklaşım sergilenmesi amaçlanıyor.

Paylaşın

CHP Lideri Kılıçdaroğlu: Helalleşme Oy İsteği Değildir

Partisinin İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Helalleşme Buluşması’nda konuşan Kılıçdaroğlu, “Bilmenizi isterim, bizim helalleşmeye ihtiyacımız var. Helalleşme oy isteği değildir. Bunu inşallah yapacağız” ifadelerini kullandı.

Haber Merkezi / Konuşmasında birlik mesajı veren CHP Lideri Kılıçdaroğlu, “Kamplaşan bir Türkiye istemiyoruz. Barış içinde yaşamak istiyoruz. Kamplaşmayı siyaset kurumu yapıyorsa geniş kitlelerde derin yaralar açıyor. O derin yaralar Türkiye’ye büyük zararla veriyor” dedi.

Kılıçdaroğlu, konuşmasının devamında, “Helalleşme sıradan bir çağrı değildir, oturup düşünmektir. Ya kavga ettik bari barışmasını bilelim. Bunu yapabilirsek bu millete huzuru getirmiş olabiliriz. Kusurumuz, hatamız var daha önce de söyledim. Hata insana mahsustur. Bütün mesele aynı hatayı sürdürmemektir. Helalleşme aynı zamanda barışmak demektir. Aynı sofraya oturmak demektir” ifadelerini kullandı.

Kılıçdaroğlu, konuşmasını “Oturup konuşmak bize bakıp yeri geldiğinde sağlıklı ve tutarlı eleştiriler yapmak bizim açımızdan son derece önemlidir. Bu buluşmanın büyük bir önemi var. Artık birlikte olmalıyız. Elbette farklı düşüneceğiz. Ama bunlar kavga nedeni olmamalı” cümleleriyle devam ettirdi.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı tarafından düzenlenen Helalleşme Buluşması’nda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu’nun açıklamalarından satır başları şöyle:

“Kamplaşmayı siyaset kurumu yaparsa, geniş kitlelerde derin yaralar açar. Güzel konuşmalar yapıldı. Üç aşağı beş yukarı ben bu konuşmaları değişik illerde, değişik kişilerden dinledim. Helalleşme sıradan bir çağrı değildir. Helalleşme aynı zamanda oturup düşünmek demektir. Oturup düşüneceğiz, neden kavga ediyoruz? Haydi kavga ettik, bari barışmasını bilelim. Eğer biz bunu yapabilirsek bu memlekete huzur getirmiş oluruz. Kusur, evet kusurumuz var. Defalarca söyledim. Yanlışımız var. Hata insana mahsus bir kavramdır zaten. Bütün mesele aynı hatayı tekrar etmemektir. Bunu yaptığımız zaman sorun büyük ölçüde çözülmüş olur.

Helalleşmek aynı zamanda barışmak demektir. Oturup konuşmak demektir. Aynı yemeğe kaşık sallamak demektir. Helalleşme aynı zamanda geçmişteki yaraları sarmak demektir. Siyasiler o yaraları kaşıyorlar, nasıl kanatırız diye. O yaraların kapanması lazım. Aynı acıların bir daha yaşanmaması demektir. Bu olmalı zaten. Bu olmadığı takdirde dirliği, birliği, birlikteliği sağlayamayız. Sizler geldiniz şeref verdiniz. Bizim açımızdan son derece değerli bir hareket.

Vatanımızı seviyoruz, insanımızı seviyoruz, peki bu kavga neden o zaman? Helalleşme aynı zamanda sevgiyi büyütmektir. Kucaklaşmalıyız. Hiç tanımadığımız insan… Kapı komşumuz hiç selamlaşmadık diyelim. Ama bir acı olduğunu onun acısını paylaşmalıyız. Sevincimizi de paylaşmalıyız. Ben bu ülkede eğer kuru ekmek kavgasını bitiremiyorsam niye siyaset yapıyorum?

‘Karşı çıkanlara rağmen yapacağız’

Eğer düşüncelerinden ötürü insanlar hapse atılıyorsa bu doğru değildir arkadaşlar. Bunların dışına çıkmalıyız artık. Gönlümü sizlere açtığımı bilmenizi isterim. Yüreğimi sizlere açtığımı bilmenizi isterim. Helallik, evet hakkım sizlere helal olsun. Kin ve kibir benim kitabımda yoktur. Beni beğenmeyene de ben saygı duymak zorundayım. Bilmenizi isterim, bizim helalleşmeye ihtiyacımız var. Helalleşme oy isteği değildir. Bunu inşallah yapacağız. Karşı çıkanlara rağmen yapacağız. Hepiniz hoş geldiniz, şeref verdiniz. Dediğim gibi benim hakkım sizlere helal olsun.”

Paylaşın

Gençlerle Buluşan Kılıçdaroğlu: Çalınan Hayalleri İade Edeceğiz

CHP Gençlik Kolları İl Başkanları Toplantısı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, gençlere “yol arkadaşlarım” diye seslenerek, Türkiye’nin büyük sorunlar yaşadığını bildiklerini, bu sorunlarla mücadele etmek zorunda olduklarını söyledi.

Haber Merkezi / CHP Lideri Kılıçdaroğlu, Türkiye’de çağdaş uygarlığı yakalamayı, daha mutlu ve daha güzel ülkede yaşamayı hedeflediklerini belirterek, çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmanın yolunun daha enerjik, daha kararlı, daha azimli, geleceğe güvenle bakan, her alanda iyi yetişmiş, düşüncelerini özgürce dile getiren bir toplumu inşa etmek olduğunu vurguladı.

Bu tarihsel misyonu gençlerle beraber yerine getireceklerini dile getiren Kılıçdaroğlu, “İktidara geliyoruz, ÖSYM Türkiye’nin en güvenli merkezi olacak, bu merkezin başında liyakatli kişiler olacak, buradaki sınavlara asla şaibe bulaşmayacak, buradan sınavı başarı ile verenler tercihleri doğrultusunda mülakat olmaksınız, zorunlu haller hariç, kamuya yerleştirilecek. Torpili bitireceğiz” diyerek liyakat vurgusu yaptı.

Şair Yahya Kemal Beyatlı’nın Deniz Türküsü adlı şiirine atıf yapan Kılıçdaroğlu, “Şair diyor ya ‘İnsan hayal ettiği müddetçe yaşar.’ Sizin hayallerinizi çaldılar. Çalınan hayalleri iade edeceğiz. Bunun mücadelesini yapacağız” dedi.

İktidara geldiklerinde en geç 1 yıl içinde yurt sorununu bitireceklerinin sözünü veren Kılıçdaroğlu, 2019’da CHP’li belediyelere ait 22 yurt bulunduğunu, bugün yurt sayısının 83’e çıktığını, bu yurtlarda 14 bin 745 öğrencinin barındığını anlattı.

Kılıçdaroğlu, öğrenci bursu ve kredilerinin yükseltilmesini, söz konusu artışların da eylülden itibaren yapılmasını istediklerini ifade etti.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbul’da; İstanbul Planlama Ajansı’nın Florya’daki merkezinde, CHP Gençlik Kolları İl Başkanları ile bir araya geldi. Toplantıya; CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen, CHP Gençlik Kolları Genel Başkanı Gençosman Killik de katıldı.

CHP Lideri Kılıçdaroğlu, toplantıda gençlere seslendi. Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları şöyle;

“Her birimizin, tek tek görevi sorunlarla mücadele etmek. Sorunlarla mücadele etmek ne demek?

Hem kendimize hem bizden sonra gelen kuşaklara daha iyi bir Türkiye teslim etmek demektir.

Bu görev hepimiz için vazgeçilmez bir görevdir çünkü her birimizin tek tek veya topluca, özellikle de CHP gençlik kollarının tarihsel bir görevi var. Bu görevi yerine getireceğiz.

Büyük sıkıntıların olduğunu biliyorum, hayallerinizin iktidar tarafından çalındığını da biliyorum. Size hayal kurmayı bile fazla görüyorlar. Bunun da farkındayım. Ama bizim bir hedefimiz var.

Neydi hedef, çağdaş uygarlığı yakalamak, daha mutlu, daha güzel bir Türkiye’de yaşamak. Neydi hedef, üniversiteden mezun olurken törenler yapmak, beraber olmak.

Neydi hedef, Attığımız bir tweet dolayısıyla acaba başıma bir şey gelir mi diye endişe duymamak. Düşüncelerimizi özgürce dile getirmek. Bu hedefi gerçekleştirmek için yola çıktık.

CHP’nin gençlik kolları başkanı olmak sıradan bir olay değildir. Önce bunu bilmeniz lazım. Çünkü devraldığınız bir miras var.

Mustafa Kemal ve arkadaşlarından devraldığınız bir miras var. O mirasın bize gösterdiği hedef çağdaş uygarlığı yakalamak ve onu aşmak.

Bunun yolu daha enerjik, daha kararlı, daha azimli, geleceğe güvenle bakan, her alanda iyi yetişmiş, düşüncelerini özgürce ifade eden bir toplumu inşa etmektir. Bu toplumu inşa etme görevi öncelikle sizlerdedir. Bu tarihsel misyonu yerine getireceğiz, beraber.

“En geç bir yıl içinde yurt sorununu bitireceği”

Önümüzde sınavlar vardı, sınavlara girildi. Kendileri, acaba hangi meslekte başarılı olabilirim diye düşündüler.

Üniversite tercihlerini yaptılar. Ama yurt sorunu var. Anadoludan gelen bir gencimizin, İstanbul’da yurt bulamadığı takdirde ayda 9-10 bin lira verecek bir ev tutabilir mi?

Böyle bir tabloyu hiç düşündünüz mü? İktidarın gençlere reva gördüğü böyle bir tabloyu hiç düşündünüz mü?

Anne baba seviniyor, oğlum kızım üniversiteyi kazandı diye ama bir süre sonra ne olacak, nerede kalacak diye düşünüyor.

Gençlere sözüm var, en geç bir yıl içinde yurt sorununu bitireceğiz. 20 yılda bitiremediler, bir yıl içinde bitireceğiz.

Göreceksiniz, iktidarımızda bir yıl tamamlandığında birer kişilik, ikişer kişilik, sıcak suyu olan, geniş bant interneti olan odalarda kalacaksınız.

Hiç kimsenin gözü arkada kalmayacak. Kızımız, oğlumuz nerede diye endişe etmeyecek. Bunu beraber yapacağız.

Üniversiteden mezun oldunuz, sınavlara gireceksiniz. Kafanızda soru, ya torpil olursa, ya sınav soruları çalınırsa, ya hakkımızı elimizden alırlarsa, ya sözlü sınavdan elenirsek…

Bu düzene de son vereceğiz. Bunları şunun için anlatıyorum, gittiğiniz her yerde bunları anlatmak zorundasınız.

Evet iktidara geliyoruz, ÖSYM Türkiye’nin en güvenilir merkezi olacak, başında liyakatli kişiler olacak, buradaki sınavlara asla şaibe bulaşmayacak, buradan sınavı başarıyla verenler mülakat olmaksızın kamuya yerleştirilecekler. Torpili bitireceğiz. Bunu her yerde söylemeniz lazım.

Belediyelerimizden aldığım rakamları vereyim size arkadaşlar. 2019’da 22 öğrenci yurdumuz vardı belediyelere ait. Seçimler oldu, seçimleri kazandık.

50 belediyemizde 22 olan öğrenci yurdumuz 83’e çıktı. 14 bin 745 öğrenci bu yurtlarda kalıyor.

Bütün engellemelere rağmen belediyelerimiz öğrenci yurdu sayısını 22’den 83’e çıkarıyorsa iktidar olduğumuzda bir yıl içinde yurt sorununu tamamen çözeceğimizi her yerde güvenle anlatabilirsiniz.

Vaat etmek kolay, önemli olan bunları gerçekleştirmek. Biz gerçekleştirme konusunda kararlıyız.

Burs…Her ailenin gelir düzeyi yüksek değil. O bursu 20 yıl öncesini hatırlatarak, şu kadar burs veriliyordu şimdi bu kadar veriyoruz gibi bir aldatmacaya inanmamanızı istiyorum.

20 yıl önce verdiğiniz parayla neler alınıyordu, şimdi neler alınıyor. Kredinin de rakamının yükseltilmesi lazım. İki şey istiyoruz bursu ve krediyi yükselteceksiniz, artışları Eylül ayından itibaren yapacaksınız.

Bu talep Bay Kemal’in talebi değil gençlerin talebi. Onlar böyle istiyor diyeceksiniz.

İstanbul’a geldiniz, beton ormanları göreceksiniz. Büyük gökdelenlerin yapıldığı, yeşilliğin az olduğu, evlerden sadece beton binaları görüldüğünü fark edeceksiniz.

Biz CHP olarak doğayla uyum içinde olan kentler istiyoruz. Yeşilliği bol olan kentler istiyoruz.

Dünya şu anda otoriterlikten yana olanlarla demokrasiden yana olanlar arasında ikiye ayrılmış durumda.

Biz demokrasiden yana olan grubu oluşturuyoruz. Bu ülkeye demokrasiyi kendi özgün iradesiyle getiren parti CHP’dir. Demokrasiyi var eden parti CHP’dir.

Şimdi otoriter bir yapıyla karşı karşıyayız. Bir yüzyılı devirdik, ikinci yüzyıla başlıyoruz 2023’te. Geçen yüzyılın acıları yaşandı.

Gencecik fidan gibi evlatlarımız idam edildi, başbakanlar, bakanlar idam edildi. Biz düşünce özgürlüğü istiyoruz. Biz acılar değil, sevinçler, güzel günler istiyoruz.

Biz bunu talep ediyoruz, her bir gencin sandığa gittiğinde bu taleplerden yana oy kullanması gerektiğini anlatmanız gerekiyor.

Biz bunu güvenle anlatabilirsek çağdaş, uygar, demokrat bir Türkiye’yi yeniden inşa edeceğiz. Altını çiziyorum yeniden inşa edeceğiz. Bütün kurumlarıyla beraber.

“Benim görevim sizin hayalinizi gerçekleştirmek”

Devletin içinde oligarklar oluşmuş vaziyette. Uyuşturucu baronlarıyla kol kola gezen siyasetçiler var.

Yolsuzluğun meşrulaştığı bir tablo var. Bütün bunları ters yüz edeceğiz. Beraber yapacağız bunu.

O yüzden size sadece gençler demiyorum. Yol arkadaşlarım diyorum. Sizler benim yol arkadaşımsınız. Benim görevim sizin hayalinizi gerçekleştirmektir.

Sizin hayallerinizi çaldılar. Çalınan hayalleri iade edeceğiz. Peki nasıl? Sandık gelecek, oy kullanmaya gideceğiz.

Bir, her gencin mutlaka sandığa gitmesini sağlayacaksınız. Sorumluluk duyan her gencin sandığa gitmesini sağlayacaksınız.

Otoriter rejimden değil demokrasiden yana oy kullanmasını sağlayacaksınız. 7,5 milyon genç ilk kez sandığa gidip oy kullanacak.

Türkiye’nin kaderini siz belirleyeceksiniz, ben değil. O yüzden sorunlara kilitlenmek, demokratik yollarla bunun önünü açmak sizin elinizde. Tarihin size yüklediği bir sorumluluk var, bunun farkında olmanız gerek.

Üniversitelerin özgürce konuştuğu, çalıştığı bir atmosferi düşünün. Farklı düşündü diye görevlerine son verilen ama iktidarımızda hemen görevlerine dönecek barış akademisyenlerini düşünün. Bizimle aynı düşünmeyebilirler ama saygı duymak zorundayız.

Mustafa Kemal Atatürk’ün bize bıraktığı miras, çağdaşlık. Her fabrikanın kale olduğunu ifade eden bir Türkiye. Üreten, sanatta kültürde her alanda gelişen bir Türkiye…Bunu yapacak olan sizlersiniz, bunu birlikte yapacağız.

Her birinizin sorumluluğu var. O sorumluluğun bilince hareket etmelisiniz. Özgürce beni de eleştirebilirsiniz.

Farklı düşüncenin olmadığı yerde gelişme olmaz. Bir hedefimiz olmalı, çağdaş uygarlık. Onu da yakalayacağız. Kimin sayesinde? Sizin sayenizde. El ele, kol kola bunu yapacağız.”

Paylaşın